onedio
Görme Engellilerin Hayatını Kolaylaştıramadığımızı Gösteren 13 Fotoğraf
Avrupa Birliği uyum çalışmalarıyla birlikte, şehirlerin engellilerin de zorlanmadan kullanabileceği bir hale getirilmesi amaçlanıyor. Bu doğrultuda her yerde görme engellilerin kullanımı için özel kaldırım çalışmaları yapılıyor. Her ne kadar çok faydalı ve geç kalmış bir zorunluluk olduğunu düşünsem de, genlerimizde bulunan özensizlik ve düşüncesizlik böyle hassas bir konuda bile kendini gösteriyor. İşte ispatları.. Not: Fotoğrafların bir kısmı Ankara'nın Bugları projesinden bir kısmı da muhtelif kaynaklardan alınmıştır.
İnsanı Bench Press'ten Daha Çok Yoran 10 Ev İşi
Evde öyle anlar yaşarız ki, 10 dakika koşu bandında depar atsak bu kadar yorulmayacağımızı düşünürüz. Tüm gücümüzle yaparız hepsini. Sonrasında ayaklarımızı uzatarak içeceğimiz sıcak bir kahveyi haketmişizdir. Ama bir kahve yapanımız bile yoktur. İş yine başa düştü... :(
Sigara, Çakmak Ve Korkunç Bir Hikaye
-Kendin gidebilirsin değil mi? -Giderim Ulan 3 dakikalık bir mesafe amcamla bizim evimiz. Nedir yani? Ha; köy, karanlık, köpek, çakal mevzuları birleşince biraz ürkütücü olabilir o kısa yolculuk ama ne kadar ürksem de ‘Kendin gidebilirsin değil mi?’ sorusuna ‘Gidemem’ cevabını vermem. Vermedim de. Yola çıktığım gibi de yokuş aşağı koştum. Eve 1 dakikaya vardım. Keyifli bir yolculuktu. Eve gittiğimde dedemle babaanem uyumuştu. Sobanın sıcaklığından uzun zaman önce uyuduklarını anlayabiliyordum. Benim için sobaya bıraktıkları tuğulayı alıp geçtim odama. Sıcak tuğulayı soğuk yatağımın dibine koydum. Sonra balkondan bir ses duydum… Bildiğiniz apartman balkonu değil ama. Köy evlerini bilen bilir. Tek katlıdır ve zemindedir. Merdivenle falan çıkılmaz yani. Girişinde de büyükçe bir balkon vardır. İşte yemek falan orada yenir güzel günlerde. Oturulur, okey oynanır falan. Yazlık balkonu gibi bir nevi. Benim odam da o balkonun çaprazında hemen. Yani pencereden kafamı çıkardığımda balkon sağımda kalıyor. Yakın işte özetle. Duyduğum sesten anladığım, birinin balkonı girip, sandalyeyi çekip oturduğuydu. Üstüne çakmak sesi ve nefes üfleme sesi. Bariz annem ya da babamdı. Ama asıl soru niye tek gelmişlerdi? Hadi madem geleceklerdi, neden benle birlikte gelmediler? Pencereye çıkıp bakmadım, nasılsa birazdan eve girecekti her kimse. On dakika geçmesine rağmen yerinden kalkmamıştı. Varlığını hissediyordum. Nefes sesleri, sandalye gıcırdaması… Oradaydı hala eminim. İnceden korkmaya başladım. Çünkü düşündüm ki annem ya da babam olsa mutlaka bir ses verirdi. Benim yeni geldiğimi biliyorlardı sonuçta. Bizimkiler değildi. Ulan kimdi o zaman? Bakmaya korkuyordum çünkü kuzenim benzer bir hikaye anlatmıştı. Kuzenimin annesi, bir gün evde yalnızken kapı çalmış. O da korkup açmamış ama kapı ısrarla çalıyormuş. Daha beter korkup odasına gitmiş. Sonra kapıyı çalanın içeri girdiğini duymuş. Odasında yatağın altına girip titreyerek beklemeye başlamış. Camlı kapıdan birinin siletini görmüş. Ne yapacağını bilemeden bir anda bayılmış. Uyandığında etrafına bakınmış ama içeri birinin girdiğine dair herhangi bir iz görmemiş. Kapı da bıraktığı gibi kitliymiş. Doktora gitmiş ve anlatmış durumu. Doktor da demiş ki, ‘Eğer sen o kapıyı açsaydın boşluğa bakacaktın ama birini gördüğünü sanacaktın. Ve Onu görür görmez de delirecektin. İyi ki bakmamışsın’ Bir de bu hikaye aklıma gelince iyice korktum. Ama bir yandan da bakıp rahatlamak istiyordum. Bir şey olmadığını görecektim ve rahatlayacakım… Yemedi tabi. Mahalleden birinin gelip de öyle oturma gibi bir ihtimali de yoktu. Yani ya doğaüstü bir şey vardı ya da ben deliriyorum. Kalktım yataktan. Dedemin odasına nasıl gittim inanın hatırlamıyorum. Uyandırdım dedemi. O da korktu bir anda öyle dürterek uyandırınca. Dürtmemin nedeni kulağının iyi duymaması gerçi ama bir de öyle olağan dışı durum olunca daha hırslı dürttüm muhtemelen. -Ne oldu? -Dışarıda biri var! -Kim var? Soruya gel… ‘Kim var’ Hem Laz’lığına hem yaşlılığına hem de yeni uyanmışlığına verdim. O anda o sorunun manasızlığını tartışacak durumda değildim. -Bilmiyorum dede. Biri sigara içiyor! -Kimin sigarasını? Cevap veremedim tahmin ettiğiniz gibi. Ama bu cevapla korkum geçti biraz. Sonra gitti kapının önüne. Ben de arkasından gittim. Kapıyı açtığında tahmin ettiğim ve görmek istediğim şeyi gördüm: 3 tane boş sandalye. Kapıyı çekip salona geçtik. Dedem bir sigara yakıp iskambil kağıtlarını aldı eline. Bana kestirip fal açtı. Normal şartlarda çıkmayan falı, üçer üçer açtığı kağıdı teker teker açarak çıkarttı. O odasına gitti, ben de odama gittim. Yatağa girdiğimde tuğla soğumuştu ama yatağı ısıtmıştı. Gece olanları düşünürken, balkondan bir ses daha duydum. Yere düşen çakmağın sesini nerede olsa tanırım. Bu o sesti…. Dedemle çakmağın sahibi hakkında tartışmaya girecek gücüm yoktu. Uyudum. Prezantabl bir insanım. Sol kulağım delik. Küpem var. Vücudumda 4 tane dövme var. Dövmeyi severim. Kim sevmez ki? Tüm Yazıları
Reklam
Reklam
İçkiler Mikroskop Altında Nasıl Gözükür?
Bevshots isimli kendilerini alkollü içeceklerin ve çeşitli kokteyllerin mikroskop altında nasıl gözüktüğünü insanlara aktarmaya (ve tabi ki fotoğraf olarak satmaya) adamış bir grup arkadaşın süper çalışması! Herhangi bir içeceği kristalize ediyorlar ve mikroskop altında fotoğrafını çekiyorlar. İşte süper örnekler!
Reklam
Dedesinin Evini Temizleyen Adam Bakın Ne Buldu?
Çoğu insan tavan aralarını kullanmadığımız atıl eşyalarımızı depoladığımız karanlık ve tozlu yerler olarak düşünür. Fakat tavan aralarına farlı gözle bakmanızı sağlayacak bir hikaye var. Bir reddit kullanıcısı dedesinin evindeki tavan arasında inanılmaz bir şey buldu.İşte hikayesi...
Reklam
Reklam
21 Yaşındaki Fotoğrafçıdan 12 Harika  Sürreal Çalışma
Chicagolu sanatçı Audrey Simper henüz 21 yaşında fakat ortaya çıkan eserler bu alanda tecrübeli sanatçılara taş çıkartacak nitelikte. Ayrıca Simper fotoğrafçılık alanında herhangi bir kursa ya da okula gitmemiş. Eğitim almaksızın kendisini bu kadar geliştirebilmesi takdire şayan bir durum.2008 yılından beri sürreal fotoğrafçılıkla uğraşan Audrey '' bana yaşamam için gerekli enerjiyi ve isteği veren yine içimdeki yaratıcılık hissidir'' diyor. İşte bahsettiğimiz harika sürreal fotoğraflar...
Feminizm Tam Bir Salaklık
Eski Rus 'kızıl ajan' Anna Chapman: Cahiller milliyetçi olur.Gerçek vatansever ülkesini en çok seven değil, hayatta her şeyi gören, gördüğü güzellikleri de ülkesine getirendirT242010'da casus olduğu saptanınca FBI tarafından tutuklanan eski Rus 'kızıl ajan' Anna Chapman , 'Feminizm tam bir salaklık. Çıkış noktaları yanlış. Bir kadın, hakkı için savaşıyorsa, baştan erkekle eşit olmadığını söylüyordur. Tüm insanlar ayrıdır. Tanıdığım her erkekle bu konuda tartışırım. Kadınların daha iyi olduğunu düşünmüyorum sadece kadın-erkek herkesin eşit olduğunu savunuyorum' dedi.Hürriyet’ten Aslı Barış ’a konuşan Anna Chapman, tutuklanmasını, moda görüşünü, feminizmi ve Kremlin ile olan yakınlığını anlattı. Bir dönem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile aşk yaşadığı iddia edilen Chapman ‘Kapitalizmden nefret etmiyorum. Benim ülkemde de kapitalizmin muhtelif öğeleri var’ diye devam ediyor.Aslı Barış'ın Chapman ile yaptığı röportajın bir kısmı şöyle:Türkiye’de son dönemdeki durumu takip ediyor musunuz? Örneğin Gezi Parkı olayları hakkında ne düşünüyorsunuz?Tabii ki fikrim var ama uzak durmaya çalışıyorum politik meselelerden. Çünkü bir kez politikaya kafa yormaya başlarsam, şiddetle bu işin içine çekiliyorum. Elimde değil, bir kere bilgi toplamaya başladım mı, hemen işe bulaşıyorum. Bilgi konusunda kendime belli limitler koyuyorum, politikadan uzak durmaya, başka işler yapmaya çalışıyorum.Kendinizi uzak tuttuğunuzu söylüyorsunuz ama Putin’le, Kremlin’le olan yakın ilişkiniz biliniyor…Rusya’ya geri döndüğümde medya yüzünden inanılmaz derecede popüler oldum. Bunu da milliyetçi hisleri körüklemek için kullandılar. “İşte ülkesi için iyi bir şeyler yapan genç bir kız” diyerek örnek gösterdiler. Son 20 yılda iyi bir ekonominiz yoksa, kuvvetli bir ideolojik düşünce oturtamamışsanız, bir şeyleri değiştiren bir kahraman aramaya başlarsınız. Ben de bu gücü kullanarak gençlere önderlik etmeye, örnek teşkil etmeye çalıştım. Çünkü bende örnek alınması gereken çok önemli değerler var. Kendim için bir şey istemiyorum, tamamen toplumumuz için çalışıyorum. Mesela Rusya’ya döndükten bir ay sonra gençlik için bir vakıf kurdum.Ne konularda çalışıyor vakfınız?Mikrobiyoloji ve genetik alanında genç bilimadamlarına kaynak yaratan bir fon oluşturdum. Ülkemizde bilim yeteri kadar desteklenmiyor. Halbuki altyapımız ve geçmişimiz çok kuvvetli: Uzaya gittik, bilişim sektöründe oldukça önemli gelişmeler kat ettik. Şimdi ise durum pek parlak değil. Oluşturduğum fon özellikle kanser tedavisi alanında çalışanlara kaynak sağlıyor. Bu çalışmalar çok önemli. İnsan ömrü bu sayede en az 40 yıl uzayacak. Zaten ülkemizde kanser tedavisinde çok önemli yollar kat edildi. AIDS’in tedavisi de bulundu gibi, herhalde önümüzdeki sene açıklanır.Tutuklandıktan ve Rusya’ya iade edildikten sonra uluslararası anlamda büyük şöhret kazandınız. Neler değişti hayatınızda?Ünlü değilseniz, bir konuda değişim yapmak istediğinizde imkânlar çok kısıtlı oluyor. Ancak tanınıyorsanız, bir yerde çıkıp fikrinizi söylüyorsunuz, insanlar fark ediyor. Şöhreti kendi hakkında konuşmak için kullananları inanılmaz salak buluyorum. Kafam farklı çalışıyor. Başarının formülünü çözdüm. Beni dünyanın en başarılı insanı yapacak değerlere sahibim. Nedir bunlar derseniz, ilki aktif olmak. İkincisi pozitif enerji. Bunları hepimiz biliyoruz ama üçüncü özellik çok önemli. Bunu hapisteyken öğrendim. Başkalarına bir değer katmak için çalışmanız lazım. Kafanızda bir fikriniz varsa, diğer insanlara da aşılamanız, çalıştığınız örgütlere de yaymanız gerekiyor. Önemli olan toplum, birey değil. Toplum halinde hareket edersek, daha başarılı oluruz.Hapis günlerinden bahsedelim. Ne düşündünüz ilk tutuklandığınız zaman?İlk tutuklandığım zaman, “Beni oldukça uzun bir süre burada tutacaklar” diye düşünmüştüm. Dışarı çıkabileceğim konusunda hiç umudum yoktu. Ama bu hayatımın bittiği anlamına da gelmiyordu. Daha ilk günden düzenli spor yapmaya başladım. İkinci gün orada eğitimin konusunda nasıl ilerleyebileceğim konusunda araştırma yaptım. İçeriden de diploma alabilmek mümkünmüş, 'Anlaşılan önümüzdeki 5 yıl buradayım, iyisi mi hukuk diplomamı alayım” diye düşündüm. Zaten istiyordum bunu. Yani hep pozitif kaldım.Playboy ve Maxim gibi dergilerdeki karelerinizden sonra seks sembolü olarak anılmaya başladınız. Koleksiyondaki parçalar da bu imajınızı destekleyecek şekilde mi? En çok hangi parçaları beğeniyorsunuz tasarımlar arasında?Açıkçası modadan, giysilerden hiç anlamam ve hayattaki en fuzuli şey gibi gelir. Yemek yapmayı da bilmem. Bu ikisi dışında geri kalan her şeyi yapabiliyorum. Mesela iyi ekip kurmasını ve yönetmesini bilirim. Onun için iyi bir tasarım ve üretim ekibi kurdum. Çıkış noktam da şu: Akıllı kadınların kendi zekâlarını yansıtacak kıyafetlere ihtiyacı var. Bir kadın seks sembolü ya da potansiyel anne olarak görünmemeli. Dünyayı değiştirecek bir kadın olarak görünmeli. Dünya sorunlarıyla ilgilenen, kitap okuyan kadınların giyebileceği bir koleksiyon hazırladım. Mesela kitap şeklinde çantalar var. Desenlerde ülkemizin destanlarında yer alan figürler kullanıyoruz. Sadece Batı'nın bize empoze ettiği değerleri kabul etmemeliyiz. Bizim derdimiz gücümüz para değil, kendi değerlerimiz, kendi kahramanlarımız var.Batı değerlerine karşı bir düşmanlık mı var?Kapitalizmden nefret etmiyorum. Benim ülkemde de kapitalizmin muhtelif öğeleri var. Ama kendi değerlerimize daha fazla sarılmalıyız. Bunlar güç verir insana.Kendinizi milliyetçi olarak tanımlar mısınız?Nefret ederim milliyetçilikten de, milliyetçilerden de. Cahiller milliyetçi olur. Hayatlarında yurtdışına çıkmazlar, dünyada olup bitenden haberleri olmaz, sonra “Ülkemi çok seviyorum” derler. Tamamen eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Benim için gerçek vatansever ülkesini en çok seven değil, hayatta her şeyi gören, gördüğü güzellikleri de ülkesine getirendir. Stephen Covey’nin ‘Kazan-kazan’ ilkesinde olduğu gibi, başka ülkeye gidip, insanlarla konuşup onların iyi özelliklerini alır, kendi ülkenize taşırsınız, ona bir artı değer katarsanız, onu güçlendirirsiniz…Bilgilerini aktardığınız ülkenin ne gibi bir kazancı var burada? Pek ‘Kazan-kazan’ durumu gibi gelmedi bana…Önemli olan sinerji yaratmak. Yaratmış olduğum koleksiyondan örnek vereyim. En iyi tasarım ekibini ülkemden topladım. İş imkânı yaratmak için. Ama baktım en iyi kumaşlar Türkiye’de üretiliyor, en iyi malzemeler burada, her şeyi İstanbul’dan aldım. “Ayy, Türklerde ne kadar iyi kumaşlar var, lanet olsun” demedim. Nefret etmedim, saygı duydum, iş yaptım. Bana hocalarım 20 yıldır böyle öğrettilerSizi acımasızca eleştiren Punk grubu ‘Pussy Riot’ ve ‘FEMEN’ hareketine gelelim…Feminizm tam bir salaklık. Çıkış noktaları yanlış. Bir kadın, hakkı için savaşıyorsa, baştan erkekle eşit olmadığını söylüyordur. Tüm insanlar ayrıdır. Tanıdığım her erkekle bu konuda tartışırım. Kadınların daha iyi olduğunu düşünmüyorum sadece kadın-erkek herkesin eşit olduğunu savunuyorum.Seksapele önem vermediğinizi söylüyorsunuz ama sizin de bir hayli seksi pozlarınız var. Biraz çelişkili bir durum değil mi?Hayır, seksapel daha ziyade içgüdüsel bir şey. Eğer (mankenlik gibi) bir işi profesyonel olarak yapmıyorsanız, içgüdülerinize sarılarak kendinize göre yorumlarsınız. Yine başarılı olursunuz o alanda. Ben her zaman içgüdülerime güvenirim.Size şu an saldırsam, beni etkisiz hale getirmeniz ne kadar zamanınızı alır? İsteseniz ağzımı yüzümü kırabilir misiniz?Kendimi savunma konusunda her zaman çok sakin davranırım. Ama tabii ki etkisiz hale getirebilirim karşımdakini. Yine de buna ihtiyaç duymadan halletmeye çalışıyorum meseleleri.
Reklam