Kıvırcık Saçlar Nasıl Yıkanmalı?
Saçlarınızın elektriklenmesini ve karışmasını önlemek için bunları uygulayın. Kıvırcık saçlara sahip olan kadınlar saçlarını yıkarken tam bir eziyet çekerler. Kıvırcık saça sahip tüm bayanlar bu vaziyetten muzdariptir, Zira saçlar aşırı karışıktır ve yıkaması oldukça güçtür. Kıvırcık saçlar yıkanırken saçın nemini savunmak zorundadır ve iyice temizlendiğinden emin olmalıdır. Kıvırcık saç nasıl yıkanır? -Kıvırcık saçlarınızın düğüm olmaması için yapacağınız ilk iş erinmeden her gün yıkamaktır. Her gün yıkanan saçlar daha canlı ve sıhhatli görünür. -Saçlarınıza uygun şampuan kullandıktan sonra netlikle saçlarınızı açıcı bir krem uygulamalısınız. Zira saç kremi saçınızdaki nemin artmasını sağlar. -Kıvırcık saçlara sahip bayanlar düz ve ince telli saçlara oranla daha organik başka bir deyişle natürel muhtevalı ürünleri seçenek etmelidirler. Kimyevi saç kremleri kıvırcık saçlara düşünemeyeceğiniz kadar zarar verecek, hırpalayacak ve nem oranını azaltacaktır. -Kıvırcık saça sahip bayanların en çok dikkat etmeleri şart olan saçları yıkarken sıcak sudan uzak durmalıdır. Saçlar dayanılabiliyorsa soğuk su ile en kötü ılık su ile saçları yıkamalıdır. -Ilık veya soğuk su saçlarınızın kabarmasını, kopmasını ve elektriklenmesini engeller. Soğuk suyun sağlayacağı parlaklığı hiçbir ürün gerçekleştiremez. -Saçınızı yıkadıktan sonra kıvırcık saçların kullanacağı kalın dişli taraklar tercih edilmelidir. Saç kalın dişli tarak ile daha kolay ve kırılmadan açılır. -Saçınızı taradıktan sonra havlu ile sarın ve saçın nemini kurutma makinesi uygulayarak yok etmeyin. Bırakın kendiliğinden saçınız kurusun.
Geleceğe Dönüş 2 Filminin Geleceği Gördüğünü İspatlayan 9 Teknolojik Gelişme
Filmde geleceğe gidilen tarih olan 21 Ekim 2015'e vardık ve uçan kaykay ile uçan arabalar neden hala yok diye hayıflanıyor, duygularımızla oynadığı için bu güzelim filme yükleniyoruz. Evet bunlar henüz çıkmamış olabilir, fakat bu demek değil ki film geleceği görememiş? İşte herkesin gözüne takılabilecek 30 yıl öncesinin öngörüleri:
Sadece Trabzonlularda Görebileceğiniz 10 Şey
Deniziyle, havasıyla ve insanıyla efsane haline gelen Trabzon ölünesi bir memlekettir. Eeee malumunuz bu güzelliğini insanlarına da yansıtmıştır. Sıcakkanlılığıyla her zaman kendisini belli eden, Anadolu kokan Trabzon insanını gördüğünüzde hemen tanırsınız. Fazla söze ne hacet, şimdi sizinle sadece Trabzonlularda görebileceğiniz 10 maddeyi paylaşıyoruz. Kemerleri bağlayın, Karadeniz'e yolculuğa çıkıyoruz ahali!
Tutsak Penis: Bir MİT mi, Yoksa Gerçek mi?
Kulağa ucuz bir komedi filminden bir sahne gibi geliyor ama seks sırasında kenetlenip ayrılamayan çiftler insanlık tarihine yüzyıllardır eşlik eden bir hikaye. Ve en azından bazılarının gerçek olma ihtimali var. Acil servise koşturmak hiçbir koşulda hoş bir deneyim değil. Seksten sonra ambulansa atlamak zorunda kalmak da kuşkusuz buna dahil. Dr. Aristomenis Eksadaktilos ve ekibi, İsviçre'nin başkenti Bern'de bir hastanede 11 yıl boyunca acile kaldırılan vakaları incelemiş. Seksten sonra hiç de romantik olmayan koşullarda doktorun karşısına çıkanlar arasında kalp rahatsızlığı olanlar, felaket ağrılı bir migrene tutulanlar ya da birden bire herşeyi unutan amnezi vakaları var. Fakat BBC radyosunun Health Check (Sağlık Kontrolü) adlı programına konuşan Dr. Eksadaktilos, bir erkeğin penisini bırakmayan vajina konusunda, bunun büyük olasılıkla bir şehir efsanesi olduğunu ve kendisinin hiç tanıklık etmediğini söylüyor. Yalnız programın dinleyicilerinden iki kişi efsanenin bir hakikat olduğunda ısrar ederek BBC'yle iletişime geçti. İsmini gizli tutan bir kadın, ''Rahmetli kocamla benim başıma bir gece gelmişti.'' diye anlattı. ''Kocam kelimenin tam anlamıyla içimde takılı kalmıştı. Bunun orgazm sırasında vajinal kasların yoğun tepkisinden dolayı meydana geldiğini düşünüyorum.'' İlk ismi John olan bir başka dinleyici ise 14-15 yaşlarındayken bir kadının içinden çıkamayan Amerikalı bir pilotun ancak ambulansla hastaneye kaldırıldıktan sonra penisini serbest bırakabildiğini duyduğunu aktardı. İlerleyen yaşlarda Japon bir kadınla ilişkiye giren John, aynı talihsizliğin biraz daha hafif biçimde kendi başına da geldiğini söylüyor. Japon partneri ile ''çok keyifli dakikalar geçirirken'' penisini vajinadan çıkartamadığını farkeden John işi şakaya vurarak birkaç dakika uğraşmak zorunda kaldığını anlattı. Neyse ki bu deneyim ne partneri ne de kendisi için acılı geçmiş. İngiltere merkezli seks doktoru Dr. John Dean, her iki anlatının da inanılır olduğunu belirtiyor. Tıp çevrelerinde ''penis captivus'' (tutsak penis) adıyla bilinen bu olayın çok nadiren görüldüğünü de sözlerine ekliyor. Dr. Dean'e göre vajinanın içinde giderek şişen penis, kadının orgazm sırasında ritmik şekilde kasılmaya başlayan kasları arasında takılıp kalıyor. Erkeklik organı, vajinal kasların gevşemesi ile geri çıkma olanağı buluyor. Seks doktoru John Dean, ''tutsak penisin'', daha sık rastlanan ve daha ciddi bir durum olan vajinismus ile karıştırılmamasını istiyor. Vajinismus, kadının cinsel organındaki kasların gayrı ihtiyari kasılarak ilişkiye girmesini engellemesi hali. Ama Orta Çağ'dan tutun günümüze dek uzanan ''tutsak penis'' hikayeleri kamuoyunun konuya merakına ayna tutuyor. 1920'lerde Varşova'da meydana geldiği iddia edilen bir hikayede, parkta sevişirken ''tutsak penisten'' mustarip olan bir çiftin birbirinden ancak kadının anestezi altına alınmasıyla ayrılabildiği anlatılagelir. Gazetecilerin konuyu haber sütunlarına taşıması ise rivayet o ki, iki sevgilinin intihar etmesiyle son bulmuş. Ancak 1979 yılında tutsak penis anlatıları üzerine bir araştırması yayımlanan F. Kraupl Taylor, bu hikayeye şüpheyle yaklaşıyor. 1908 basımlı Çağımızın Seks Hayatı adlı kitabınn yazarı Iwan Bloch da hastaneye taşınıp kloroform ile bayıltıldıktan sonra vajinasındaki penisin çıkartılabildiği Alman bir kadını anlatıyor. Bremen kentinde limanın kuytu bir köşesinde birlikte olan çift, kadının ''istemsiz bir spazm'' ile parnterinin penisini tutsak alması neticesinde, çevreden geçenlerin insafına muhtaç kalıyor. Walther Stoeckel, 1933 yılında yayımladığı jinekoloji kitabında, cinsel beraberliklerini gizleyen çiftlerin birleşmesi sırasında ''tutsak penis'' vakalarıyla karşılaşılabildiğini ileri sürüyor. Bu görüş, uzmanlar tarafından artık paylaşılmasa da, gizlice sevişen çiftlerin tutsak penis sendromuna yakalandığına dair hikayelerde bir eksilme yok. Yakın zaman içinde Kenya, Malavi, Zimbabve ve Filipinler'den bu yönde gelen haberlerin ortak nokası, birbirine kilitlenip ayrılamayan sevgililerin yaşadığı gizli aşk. Kenya'da 2012'de meydana geldiği bildirilen bir olay, söylentiye göre aldatılan bir kocanın büyücüye gitmesini izliyor. Karısıyla birlikte olan adamın ''tutsak düşen'' penisi, anlatıldığına göre, ancak dualarla tekrar serbest kalıyor. Ve aldatılan kocaya yaklaşık 230 dolar ödemesi şartıyla... Fakat evlilik içinde tanık olunduğu söylenen tutsak penis vakaları da var. İngiltere Tıp Dergisi'ne yazdığı mektupta 1947 yılında meydana geldiğini söylediği bir vakayı anlatan Dr. Brendan Musgrave, Wight Adası'nda doktorluk yaptığı günlerde balayına çıkmış yeni evli bir çiftin odalarından sedyede çıkartılarak hastaneye taşındığını bildiriyor. Dr. John Dean'e soracak olursanız, bu hikaye de biraz abartılı olabilir, ''zira penisin tutsak kalması genelde yatakta biraz bekleyince kolayca atlatılan bir sorun.'' Ama Dr. Dean'a göre, ''Kendini bu durumda bulan birisi için her geçen saniye muhtemelen bir 10 yıla denk geliyor...''BBC Türkçe
Parfüm Nasıl Kullanılmalı?
Parfüm kullanımının püf noktaları1- Öncelikle parfümün uygulanılacağı yerin temiz ve kuru olması gerekir.2- Kokunun güzel kokması için bölgenin temizliği oldukça önemlidir. Etkileyici bir kokuya sahip olmanın ilk şartı doğru kokudur. İkinci şartı ise temiz bölgeye uygulanmasıdır.3- Banyonun ardından sıkılan parfümün kokusu daha kalıcı olmaktadır. Cildin gözenekleri banyo esnasında açıldığı için parfümün kokusunu daha iyi emecektir.4- Banyo sonrasında parfümün kokusunu bastıracak kokulardan uzak durulmalıdır. Eğer kullandığınız krem ve jellerin kokusu çok baskın ise az kullanmalı veya kremlerinizi değiştirmelisiniz.5- Kokunun güzelliği arttırmak için doğru yere sıkılması gerekmektedir.6- Kokunuzun vücudunuzda uzun süreli kalmasını istiyorsanız vücudunuzu iyi tanımalısınız.7- Eklem yerlerinin arka kısımlarında ki kıvrık yerler kokunun sabit kaldığı yerlerdir.8- Nabız bölgeleri parfüm için en ideal yerdir. Kokuyu hapseder ve kalıcılığını destekler.9- Kulak arkası, diz kapaklarının araları, göğüs araları parfümün en çok sevdiği yerlerdir. Bu bölgelere sıkılan parfümler daha iyi yayılacaktır ve kalıcılığını uzun süre sürdürecektir.10- Doğru kokuyu seçerken cildin yağ oranı dikkate alınmalıdır. Çünkü cilt tipleri parfümün kalıcılığı etkileyen önemli etkenlerdir. Cildin tipi belirlendikten sonra işler daha da kolaylaşacaktır.11- Beğendiğiniz her koku sizin için uygun olmayabilir. Önemli olan kokuyu beğenmeniz değil sizde nasıl duracağıdır. Tıpkı moda da olduğu gibi size yakışan koku sizin için en iyi kokudur.12- Parfüm alırken üçten fazla parfüm denememelisiniz. Kendi kokunuzu bulabilmeniz için bileğin iç kısmına kokuları sıkınız ve bir süre bekleyiniz. Daha sonra burnunuza gelen koku sizin için ideal kokudur. Diğer kokular uçtuğu için vücudunuz tarafından ret edilen kokulardır.13- Parfümlerin saklanma koşulları ömürleri uzattığı için buzdolapları en ideal yerlerdir. Karanlık, serin ve kapalı yerler parfümleri saklamak için uygun mekânlardır.
Burçlara Göre Evlilik Uyumu
Burçlara göre evlilik uyumu ve burçların evlilik yaşamı Koç Hayatınıza inanılmaz bir hareket getirip renk katabilirler. Eğer bu burçtan biriyle uzun süreli mutlu bir birliktelik yaşamayı planlıyorsanız , her an her şeye hazır olmalısınız. Rutin bir ilişki beklemek büyük bir hata olur. Onunla ilişkiniz sürekli değişim içinde ve hareket dolu olacaktır. Haritasında başka etkiler hakim değilse, Koç erkeği ile evlilik, inişli çıkışlı bir yolda ilerlemeye benzer. Yine de eşlerine karşı oldukça saygılıdırlar. Özellikle iş konusunda destekleyicidirler. Ulaşmak istedikleri noktaya kadar ona gereken özgürlüğü ve desteği sağlarlar. Pek çok erkek, Koç kadınını elde tutmayı çok zor görür. Bu burcun kadınları onur ve güç ararlar ama biraz da uysallık beklerler; çünkü üstlerinde hakimiyet kurulmaya çalışılmasından hoşlanmazlar. Kendi güçlerini ve başarılarını hazmedebilecek bir erkek isterler. Eğer bu kişilikte bir erkekseniz hiç düşünmeden bir Koç kadınıyla evlenebilirsiniz. Hayatınıza inanılmaz bir renk katabilirler. Boğa Boğa kadını ve erkeği genelde büyük düğünleri tercih ederler. Evlilik kararı Boğa burcu insanı için çok güç verilen bir karardır. Öncelikle ilişkiden tam anlamıyla emin olması gerekir. Bu çok zor kararı aldıktan sonra her şeyi en ince ayrıntısıyla planlayarak, uygulamaya koyarlar. Gösterişli ve detaylarla süslenmiş bir düğün isterler. Evliliğin ilk zamanlarından sonra Boğa erkeği, eşini tamamen sahiplenir. Eğer sadık ve güvenilir Boğa erkeği ile evlenirseniz her türlü ihtiyacınızın karşılanacağına emin olabilirsiniz. Boğa kadını için öncelikle iş hayatı gelir. Kariyer onlar için büyük önem taşır. Daha sonra bir aile isterler. Aslında sevgi dolu, ideal eştirler. Çocuk sahibi olduktan sonra ise evcimen, iyi bir anne olurlar. İkizler Her ortama kolayca adapte olduğundan iyi bir eştir. İhtiyaçlarını önemeseyen ve onunla aynı hayat tarzını paylaşan bir eş ile çok mutlu olurlar. İkizler burcu ile balıklama bir evlilik doğru olmaz. Böylesi bir bağdan önce birkaç yıl birlikte yaşamakta fayda vardır. Bu onların kendilerini de hazır hissetmeleri açısından önemli bir süredir. Böylece hayatının aşkı olarak düşündüğü insanı daha yakından tanıma imkanı bulur, uzun vadede bir birlikteliğin nasıl olacağı konusunda fikir sahibi olabilir. Eğer bir İkizler kadını ile evlenecek olursanız, kabiliyetli ve hamarat bir eşiniz olacak demektir. Aile yaşantısı iş hayatını bir arada yürütmek isterler ve büyük bir olasılıkla da başarılı olurlar. Enerjilerini ve hayata pozitif bakışları ile etkileyicidirler. İkizler erkeği için başlangıçta her şey çok güç olsa da, bir kez karar verdiği zaman çok iyi bir koca olabilir. Destekleyici, hayat dolu ve zekidirler.
Gebelik Zehirlenmesi Kimlerde Daha Riskli
Gebelik zehirlenmesi çalışan bayanlarda daha riskli.Hamilelik sürecinin son 3 ayında ortaya çıkan gebelik zehirlenmesi ; düşüğe, erken doğuma ve en önemlisi anne bebek ölümlerine neden oluyor. Özellikle gebelik boyunca dinlenme fırsatı olmayan ve çok çalışan anne adaylarında ortaya çıkma riski yüksek görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Başak Sel, gebelik zehirlenmesi ile ilgili bilinmesi gerekenleri anne adaylarına şöyle açıklıyor:Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), sadece gebeliğe bağlı ortaya çıkan, doğumdan kısa bir süre sonra düzelen ve nedeni tam olarak bilinemeyen bir hastalık. İdrarda protein kaybı ile başlayan gebelik zehirlenmesi, normalde damarların içinde bulunması gereken sıvının, damar dışına çıkmasıyla, eller ve bacakların şişmesine yol açar. Devamında anne adayının tansiyon seviyesi zamanla yükselmeye başlar. Bu durumda gebelikte en sık rastlanılan problem olan hipertansiyon da görülebilir. Hipertansiyon tüm gebeliklerin yüzde 12-15′inde görülür ve bunun da yaklaşık yüzde 70′indeki neden preeklampsidir.Gebelik zehirlenmesi, 18 yaş altı ve 30 yaş üzerindeki gebeliklerde, ikiz gebelikler gibi çoğul gebeliklerde, bebeğin suyunun fazla olduğu durumlarda, kan şekeri yüksekliği olan şeker hastalığı ve kronik yüksek tansiyon sorunu olan gebelerde daha sık ortaya çıkar. Özellikle gebeliği boyunca dinlenme fırsatı olmayan ve çok çalışan anne adaylarında da ortaya çıkma riski yüksektir.Preeklampside önemli olan tanının erkenden konması ve sınıflandırmanın doğru yapılmasıdır. Gebelik zehirlenmesi, erken dönemde fark edildiğinde tedavisi mümkün olan, geç dönemde ise anne adayının ve/veya bebeğin hayatını kaybetmesine neden olan ciddi bir hastalıktır. Doğru sınıflandırma ile idrarda protein kaybının miktarına ve annenin tansiyon ölçümlerine dayanarak hafif, orta ve ağır preeklampsi ayrımı yapılır.Hipertansiyon ya da albüminüri (idrarda normalden fazla protein kaybı ) preeklampsi tanısını koymak için yeterlidir. Gebelik esnasında tansiyonun 140/90mm Hg (civa) ya da üzerinde olması ve en az dört saat aralıkla yapılan ikinci ölçümde ve sonraki ölçümlerde yüksekliğin devam etmesi durumunda tansiyon yüksekliğinden bahsedilir.Preeklampsinin belirtileri; ani ortaya çıkan kilo artışı, yüzüklerin parmağa dar gelmesi, yüzde şişme, halsizlik, bilinç bulanıklığı, unutkanlık, uykuya eğilim, bebek hareketlerinin azalması, karın ağrısı, gözlerde sinek uçuşması hissi, ani görme bozuklukları, az görme ya da ani görememe, karaciğer bölgesinde ağrı, ani başlayan bulantı ve kusma, göz aklarında veya vücutta sararma ve az idrar yapmadır.Ender durumlarda ve özellikle de gebelik muayenelerine hiç gitmemiş anne adaylarında preeklampsinin ilk belirtisi eklampsi (gebelik zehirlenmesi nöbeti/krizi) olabilir. Bilinç kaybı ve konvulziyon (vücutta sara benzeri kasılmalar) ile başvuran bir anne adayında tanı çok yüksek ihtimalle ağır preeklampsidir.Preeklampsinin erken başlaması ve uzun sürmesi bebeğe giden besin maddelerinin azalmasına ve intrauterin (rahimiçi) gelişme geriliği (İUGG) oluşmasına yol açabilir. Bebeğe giden oksijen azlığı bebekte sıkıntı oluşmasına neden olabilir. Ani ortaya çıkan fetal distres (bebekte sıkıntı hali), ablatio placenta (plasentanın erken ayrılması) ve gelişme geriliği bebeğin rahim içinde ölmesine ya da doğduktan sonra ciddi bir sorunla karşılaşmasına sebep olabilir.Preeklampsinin şiddeti arttıkça, annenin karaciğer, böbrek, beyin gibi organları da etkilenir. Gebelik zehirlenmesinde, hafif bilinç bulanıklığından, beyin ödemi (beyin dokusunda sıvı toplanması), koma ve ölüme kadar gidebilen değişik şiddette durumlar ortaya çıkabilir.Bu aşamalara gelinmemesi ve anne-bebek ölümlerinin engellenebilmesi için hafif preeklampsi olgularının yakın izlenmesi, orta ve ağır olguların hastane şartlarında izlenerek mümkün olan en kısa zaman diliminde bebeğin doğurtulması önemlidir.kadinvekadin.net