onedio
Cansu Poyraz Karadeniz Yazio: Yazar Adayları Elime Mum Diksin: Yayınevinin Dikkatini Çekme Sanatı
“Ben sana yazma demiyorum. Yaz, yine yaz, ama hobi olarak yaz.” cümlesine tepki olarak doğanlardansanız toplaşın, size anlatacaklarım var. Farz edelim ki gece gündüz durmadan çalışıp, ortaya gurur duyduğunuz bir eser çıkardınız. Bildiğiniz bilmediğiniz ne kadar yayınevi varsa hepsine de gönderdiniz. Elbet biri sizdeki cevheri görüp “Aman Allah’ım, yeni Ahmet Ümit’i bulduk, bu kitabı hemen basmalıyız.” diyecek ve geri dönüş yapacak diye bekliyorsunuz. Ama o da ne? Aradan iki hafta geçmesine rağmen e-posta kutunuza gelen giden bir şey yok.  Daha fazla beklememeye karar verip yayınevlerini telefonla aramaya başlıyorsunuz. Şanslıysanız ilk yayınevinden “Gelen dosyalara ancak 6 ay içinde geri dönebiliyoruz.” cevabını alıp, ilk şokunuzu yaşıyorsunuz. Kabul edin, daha ilk şokta “Bu iş olmayacak galiba, ben en iyisi vazgeçeyim.” düşüncesi geçti içinizden.Böyle düşünenler hiç durmasın ve hemen vazgeçsin, zira önünüzde çok zorlu bir yol var ve bu yol ancak inat, azim ve cesaretle yürünebilir. Hayallerinin peşini bırakmayan iflah olmaz bir yazar adayıysanız, işte size yayınevlerinin ilgisini çekebilmenize yardımcı olabilecek altın değerinde 5 tavsiye!
Kültür Ve Turizm Bakanlığından Sinemaya 14 Milyon 250 Bin Liralık Yeni Destek
ANKARA (AA) - Kültür ve Turizm Bakanlığı yılın son değerlendirme toplantısı ile sinema sektörüne 17 proje için 14 milyon 250 bin liralık destek sağladı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, yeni sinema kanununun ardından destek miktarı artırılarak, 2020'de toplam 47 uzun metrajlı sinema filmi projesine 37 milyon 425 bin lira aktarıldı.Bakanlığın yıl içerisinde sektöre verdiği destek miktarı yeni bir rekor oldu. Sinema sektör temsilcilerinden oluşan 8 kişilik değerlendirme kurulu son toplantısında 'ilk uzun metrajlı kurgu film yapım' ile 'uzun metrajlı sinema film yapım' ve 'ortak yapım' türünde 150 projeyi değerlendirdi.Kurulun yeni kararıyla 8 'ilk uzun metrajlı kurgu film yapım' projesi 5 milyon 700 bin lira, 7 'uzun metrajlı sinema film yapım' projesi 7 milyon 450 bin lira, 2 'ortak yapım' projesi de 1 milyon 100 bin lira destek aldı. Kararla, 17 proje için toplam 14 milyon 250 bin liralık destek sağlanacak. Bakanlık ilk filmini gerçekleştirecek yönetmen desteği ile bu yıl yine genç ve umut vadeden yönetmenlere olanak verecek.Usta yönetmenlere destekBakanlığın desteklediği yeni filmler arasında Türk sinemasını başarıyla temsil eden yönetmen Yeşim Ustaoğlu'nun 'Artakalan', Mehmet Eryılmaz'ın 'Zeynep ve Musa', Faruk Hacıhafızoğlu'nun 'Kirpinin Boya Kalemleri' ile Vuslat Saraçoğlu'nun 'Bildiğin Gibi Değil' eserleri bulunuyor.Son yıllarda uzun metrajlı animasyon film desteklemesi de vizyona giren yerli animasyon sinema filmi sayısında belirgin bir artış sağladı. Yerli animasyon filmler özellikle geçen yıl büyük başarılara imza atarken, çocuklar tarafından ilgiyle takip edilen 'Akıllı Tavşan Momo Büyük Takip' yılın son toplantısında desteklenen animasyon projesi oldu.Farklı ülkelerden sinemacıları bir araya getirmesi, bilgi ve teknoloji aktarımı ile potansiyel pazarlar oluşturulması gibi sebeplerle sinema sektörü açısından önemli hale gelen ortak yapım desteği türünde de Türkiye-Fransa- Romanya ortak yapımı 'Körgörü/Blindsight' ve Türkiye-Hollanda-Almanya ortak yapımı 'Şahmerdan-MNK' projeleri destek almaya hak kazandı.Bakanlık destekli filmler dünyayı dolaşıyorSon dönemde ürettiği başarılı yapımlarla tüm dünyada adından söz ettiren ve birçok önemli festivalden ödüllerle dönen Türk sineması 2020'de de önemli film festivallerinde yerini aldı.Yönetmen Erdem Tepegöz’ün 'Gölgeler İçinde' filmi 41'inci Moskova Uluslararası Film Yarışması'nda 'Ana Yarışma' bölümüne seçilerek 'Jüri Özel Ödülü'nün sahibi oldu. Yönetmen Ercan Kesal'ın 'ilk uzun metrajlı kurgu film desteği' ile hayata geçirdiği filmi 'Nasipse Adayız' 49'uncu Rotterdam Uluslararası Film Festivali'nde, Cihan Sağlam'ın yönettiği 'Uzun Zaman Önce' filmi Silk Road Uluslararası Film Festivali'nde dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Ünlü yönetmen Derviş Zaim'in 'Flaşbellek' filmi 42'nci CINEMED Montpellier Akdeniz Filmleri Festivali'nde, yönetmen Cem Özay'ın 'AF' filmi de 33'üncü Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde dünya prömiyerlerini gerçekleştirecek. Eylem Kaftan'ın yönettiği 'Kovan' filmi ise 16. Zürih Film Festivali'nde ödül için yarıştı.Bakanlığın 2021 yılı destekleme başvuru ve değerlendirme kurulunun toplantı tarihleri Sinema Genel Müdürlüğünün 'www.sinema.ktb.gov.tr' adresinden duyurulacak.
Reklam
Reklam
Reklam
Lara Sahili'ndeki Kum Zambakları Koruma Altına Alınıp Uyarı Levhaları Yerleştirildi
ANTALYA (AA) - Antalya'nın ünlü sahillerinden Lara'da nesli tükenme tehdidi altındaki kum zambakları koruma altına alındı. Zambakları koparana 73 bin lira ceza uygulanacak.Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, nesli tükenme tehlikesialtında bulunan ve sayıları gün geçtikçe azalan kum zambaklarını koruma çalışmaları sürdürülüyor. Lara Sahili'nde doğal yaşam alanlarında bulunan kum zambaklarının koparılmasıve tahrip edilmesinin önlenmesi amacıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Dairesiekiplerince sahil boyunca uyarı levhaları yerleştirildi.'Kum zambağı doğal yetişme alanındasınız' yazılı tabelalarda, zambakları söken veya doğal ortamlarına zarar verenlere 73 bin lira idari ceza uygulanacağı belirtildi. Tabelalarda ayrıca kum zambaklarının tüm Akdeniz ülkelerinde veKaradeniz'in güney kıyılarında yetiştiği, türün tehlike altında olduğu ve ülke dışına çıkarılmasının yasaklandığı bilgisine yer verildi. Ağustos sonu ekim başında çiçek açan kum zambakları, yoğun şehirleşme ve turizm nedeniyle nesli tükenme tehlikesi altına girdiğinden, 2016'da Uluslararası Doğa Koruma Birliğince koruma altına alındı.Soğanlı bir bitki olan, kumul ve kurak koşullara dayanıklı olan tür, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oluyor. Görüntüsü ve kokusuyla dikkati çeken kum zambakları, Lara Sahili'ne de renk katıyor.
Reklam
Cso, Dünya Standartlarındaki Yeni Binasında 29 Ekim'de Sezona "Merhaba" Diyecek
ANKARA (AA) - YASEMİN KALYONCUOĞLU - Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), dünya standartlarındaki yeni senfoni binasında müzikseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. CSO Şefi Cemi'i Can Deliorman, yeni CSO binasında AA muhabirine, yeni sezonun konserlerine ve orkestranın yeni binasına ilişkin açıklamada bulundu.Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının 25 seneyi aşkın özlemin sonunda uluslararası anlamda değeri olan bir yapıya kavuşacağını dile getiren Deliorman, 'Hepimiz çok heyecanlıyız. Sanatçılarından tutun, çalışan her bir işçisine kadar nihayet böyle bir binanın sadece Ankara'ya değil, Türkiye'ye ait olacak olması hepimiz için çok çok önemli.' dedi. Konser salonunun dünyanın büyük metropollerinin bilinen konser salonlarıyla da iş birliği yapabilecek kapasitede olduğuna dikkati çeken Deliorman, Türkiye'nin tanıtımında, sanatçıların ve uluslararası grupların yeni sanat kompleksinde ağırlanmasının önemli yer tutacağına işaret etti.2023 koltuk kapasiteli salonYeni CSO kampüsünün 'kültür sanat adası' olarak düşünülmesi gerektiğini, konser salonundan ziyade dış mekanları ve iç kısımdaki yaşam alanlarıyla insanların vakit geçirmek isteyecekleri özel bir yer olacağını kaydeden Deliorman, şu bilgileri verdi: 'Kültür sanat adası içisinde, CSO'nun 2023 koltuk kapasiteli, çok büyük, özel bir ana salonu var. Aynı binanın içinde 500 koltuk kapasiteli Mavi Salon'umuz var. Bu salonda resitaller, oda müziği etkinlikleri yer alacak. Şu anda taşınmakta olduğumuz binaya 'Tarihi CSO Binası' adını verdik. Tarihi CSO Binası'nda da yine geleneksel topluluklar, korolar sürekli etkinlik yapıyor olacak. Üç temel salon içerisinde burası sürekli müzik üreten bir merkez haline gelecek. Bina Anıtkabir, Ankara Kalesi aksında yer alıyor. Hemen yanımızda CerModern var. Dış mekanları da çok iyi ve verimli şekilde değerlendirmeyi planlıyoruz.'Dünyaca ünlü solistler 29 Ekim açılışında sahnede olacakDeliorman, 29 Ekim ve 30 Ekim'de iki gala konseriyle sezonun açılışını yapacaklarını, konser salonunun oturması ve akustik denemelerinin zaman alacağını dile getirerek, 'Açılış etkinliklerine 'Gala Konserleri' dedik ki, ondan sonra orkestra ile beraber akustik optimizasyonlarını yapıyor olacağız. Bu uzun bir süreç olacak.' ifadesini kullandı.Açılış programı için uluslararası solistlerle iş birliği yaptıklarını, bu özel sanatçıların isimlerini ilerleyen tarihte kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade eden Deliorman, programda CSO'nun seçkin repertuvarından Ferit Tüzün'den Ulvi Cemal Erkin'e Türk bestecilerinin özel eserlerini seslendireceklerini, yeni bir sipariş eserin dünya prömiyerinin açılışla sanatseverlere sunulacağını dile getirdi.'Üzüm bağı' şeklinde tasarlamış oturma düzeniYeni salonun eskisine göre çok önemli özelliklere sahip olduğunu vurgulayan Deliorman, şunları kaydetti:'Binanın akustik raporları konunun uzmanları tarafından incelendiğinde ders niteliğinde olarak gösteriliyor. Salon 'üzüm bağı' dediğimiz bir oturuş düzenine sahip. Seyirciler, orkestranın etrafında balkonlarda toplanmış. Avrupa'nın büyük ve önemli konser salonunda gördüğümüz örneklerdeki gibi. Tarihi CSO ile yeni CSO arasında dağlar kadar fark var. Bir kere 2023 kişilik bir kapasiteden bahsediyoruz. Bu Tarihi CSO salonunun iki katından fazla. Biletlerimiz dakikalar içinde tükeniyordu ve dinleyecilerimiz 'Neden bilet bulamıyoruz?' diyorlardı. Şimdi yeni salonumuzda çok daha büyük kitlelere, farklı profillere ulaşabiliyor olacağız.'Oda müziği, grup çalışmaları ve konuk şefler için çalışma odaları Yeni CSO binasının sanatçı çalışma odaları ve idari ofislerinin yer aldığı C Blok'u ile ilgili de bilgi veren Şef Deliorman, burada idari ofislerin yanı sıra grup, oda müziği çalışma odaları ile 25 ayrı bireysel çalışma odası olduğunu söyledi.Konuk ve yabancı şefler için de çalışma odalarının bulunduğunu anlatan Deliorman, C Blok'ta sanatçıların yemek yiyecekleri kafeterya ile zaman geçirebilecekleri alanlar olduğunu dile getirdi.Konserlere tanıklık eden tarihi enstrümanlar 'CSO Müzesi'nde Yıllardır sayısız konserde kullanılmış özel enstrümanların tarihi binadan yeni yapıya nakledildiğini, dünyaca ünlü piyanistlerin çaldığı piyanoların ise özel bir şekilde daha sonra taşınacağını aktaran Deliorman, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yeni binanın içinde bir CSO Müzesi kuruyoruz. Çok güzel olacak. CSO tarihini dinleyiciye çok iyi bir şekilde anlatan müze olacak. İçeriği çok iyi bir şekilde planlandı müzenin. Bizim de yine elimizde olan tarihi ve hikayesi olan sazları bu müzede sergileyeceğiz.''Dinleyicimizin çok sevdiği, çok iyi bildiği eserlerden bir seçki yaptık'Kovid-19 salgını şartlarının kültür sanat sezonunu olumsuz etkilediğini, buna rağmen yıllık programı hazırladıklarını, yeni binada yeni sezona başlayacaklarını belirten Deliorman, yeni sezonda uluslararası şefleri ve solistleri Ankara'da ağırlayacaklarını söyledi.Şef Cemi'i Can Deliorman, şöyle konuştu: 'Dinleyicimizin çok sevdiği, çok iyi bildiği eserlerden bir seçki yaptık. Genç Türk bestecilerine ağırlık verdiğimiz bir sezon olacak. Haziranda da turnelerle, açık hava etkinlikleriyle umuyoruz ki zenginleşen bir konser sezonu seyirciyi bekliyor olacak. 29 Ekim Gala Konseri'nin içeriği çok özel. Bu enerjiyle yeni sezona başlıyoruz. Büyük metropoller büyük sanat merkezleriyle anılır. Berlin Filarmoni, Sydney Opera Binası, daha pek çok örnek verebileceğimiz kültür sanat kompleksleri, kendi şehirleriyle özdeşleşir. Artık yeni CSO binası Ankara'yı hatırlatır bir ikonik yapı haline gelecek.'CSO için iyi bir kurumsal kimlik dizaynı ile yeni bir logo da tasarlandığını bildiren Deliorman, yenisinin eski logoya 'saygı duruşu' formunu da taşıdığını, orkestranın yeni binasını ortaya koyan güncel bir çalışma olduğunu kaydetti.
Reklam
Hattat Hasan Çelebi'nin Eserini Grafitiyle Yorumlayacak
İSTANBUL (AA) - SALİH ŞEREF - Hat sanatının yaşayan en büyük ustası Hasan Çelebi'nin bir eseri, Muhammed Emin Türkmen (MET) tarafından grafiti sanatıyla yeniden yorumlanacak. Türkmen, Dünyada Reis-ül Hattatin yani 'Hattatların Reisi' kabul edilen Çelebi'nin, Neml suresi 40'ıncı ayetinin 'Bu Rabbimin lütuf ve ihsanıdır' anlamındaki kısmını yazdığı hattını Trabzon'da yüksek boyutlarda bir duvara işleyecek.Geleneksel hat sanatının yaşayan en büyük temsilcisiyle grafiti sanatının Türkiye'deki en önemli temsilcilerinden biri olan Muhammed Emin Türkmen'i bir araya getiren proje, Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nin himayesinde gerçekleştirilecek.Yeryüzünün dört bir yanındaki mabetlerde imzası bulunan 83 yaşındaki Hattat Hasan Çelebi'yi Çamlıca'daki atölyesinde ziyarete eden Türkmen, proje üzerine yaptığı çalışmalarını anlattı.Çelebi, hat sanatının inceliklerini ve eserin duvara işlenme tekniği hakkında detaylı bilgiler verirken, projenin eskizlerini göstererek kendisinden müsaade alan Türkmen'in çalışmasında dikkat etmesi gereken hususlara değindi.'Bu kültürün muhafazası böyle olur'Hasan Çelebi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin kendisini sevindirdiğini ifade ederek, 'Bizim başladığımız yıllarda geleneksel sanatlara böyle bir ilgi yoktu. 'Yasaklanmış olan bir şeyi neden çalışıyorsun?' diye çok ısrar edenler oluyordu.' dedi.Hat sanatına bugün duyulan ilginin de memnuniyet verici olduğunu anlatan Çelebi, bu projedeki gibi vesilelerin gençlerin de geleneksel sanatları tanıması bakımından faydalı olduğunu dile getirdi.Çelebi, benzer şekilde Trabzon'a yapılacak eserin, oradan geçen insanları heveslendirip bu işe merak salmalarına sebep olabileceğini belirterek, şunları dile getirdi:'Bu kültürün muhafazası böyle olur. Tabii eskiden böyle örnekler yapılmamış, büyük binaların girişlerinde kitabe denilen şeyler yapılmış, onlara ehemmiyet vermişler, mabedlerin içerisinde itinayla çalışılmış fakat böyle büyük formlarda meydanlara yapılmamış. Bu yönüyle de yeni bir çalışma olacaktır. Eskiden tabii hattatlığın bir itibarı ve değeri vardı. O dönemin insanları camiye gittikleri zaman rahlenin üzerinde o Kur'an-ı Kerim'i açıp okumuş. Yani o insanlar bu sanata doymuşlar ve kültürün değerini biliyorlardı. Bu bakımdan günümüzde Muhammed Emin'in yaptığı gibi geleneksel hat sanatı kültürüne ilgi uyandıran çalışmalar bizi sevindiriyor. Ben 50 senedir talebelerle uğraşıyorum, hiçbir zaman maddi bir şey düşünmedim. Tek gayem, bu sanatın küllenmiş ateşini bir yerinden kıvılcım bulup da tekrar alevlendirmek. Bunun için uğraştım ve bugün elhamdulillah bu hale geldi.''Hasan Hoca her şeyi milimetrik görüyor'Muhammed Emin Türkmen de hat sanatını grafitiyle birleştirerek duvara işleme fikrinin Trabzon Büyükşehir Belediyesi için yürüttüğü bir proje esnasında ortaya çıktığını anlattı.Projenin detaylarından bahseden Türkmen, şöyle devam etti:'Çalışma yaptığımız duvarlardan bir tanesi caminin yanında yer alıyordu ve pandemi döneminde insanların sosyal mesafe gereği dışarıdaki meydanda namaz kıldıklarına şahit oldum. Bu sebeple buraya bir suret çizmenin çok doğru olmayacağını düşündüm ve bu düşüncemi Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Danışmanı Emre Gülsever'e söyledim, onlar da bana hak verdiler. Öyle olunca o an aklıma bir hat çalışmasını yorumlamak geldi. Projeyi birlikte yürüttüğümüz belediye tarafından da aynı heyecanı görünce iş bu noktaya gelmiş oldu.'Türkmen, amaçlarından birisinin de hat sanatını bir şekilde gençlerle temas ettirmek olduğunu ifade ederek, Hasan Çelebi'nin bu yaklaşımı duyduğunda memnun olduğunu ve olumlu karşıladığını söyledi.Hasan Çelebi gibi büyük bir üstat ile görüşmeden önce biraz gergin olduğunu itiraf eden Türkmen, 'Hem bu sanata hem de üsluba biraz uzak olduğum için dikkatli olmaya çalıştım. Yapacağım çalışmayı gösterirken de biraz gerildim açıkçası, 'Acaba beğenecek mi? Çok fazla hata bulup eleştirecek mi?' diye düşündüm. Benim gözle fark etmediğim hatalarımı gösterdi ve bazı tavsiyelerde bulundu. Hasan Hoca harf konusunda çok hassas ve her şeyi milimetrik görüyor. Bu tip detayları hat sanatının disiplininden uzak olduğum için fark etmem çok zor oluyor.' ifadelerini kullandı.'Maksat, hat sanatının günümüz sanatıyla da icra edilebileceğini göstermek'Muhammed Emin Türkmen, böyle bir proje gerçekleştiriyor olmaktan ötürü onur duyduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:'Benim derdim grafiti sanatıyla hat sanatını birleştirerek bir şey yapabilmek. Hasan Hocaya da bunu anlatmaya çalıştım. Belki hat sanatının çizgisinden biraz uzaklaşıp onu grafitinin serbest çizgisine yaklaştırmaya çalışacağım. Bu yüzden kendisinden müsaade ve izin istedim, sağ olsun beni çok rahatlattı, çalışmaya olumlu baktı ve izin verdi. Tabii duvara projenin taslağını çizdikten sonra sürekli olarak onun onayıyla çalışmaya devam edeceğim. Dünyaca ünlü bir hattatın eserini bana emanet etmesi ve bunu büyük boyutlarda bir duvara işlemem için müsaade etmesi onur verici bir his, inşallah hakkını verebilirim diye düşünüyorum. Hasan Çelebi Hocayı Trabzon'a kadar yormayacağız ama torunu Hasan Çelebi kardeşim vekil olarak bizimle birlikte olacak inşallah.'Hattat Hasan Çelebi'nin oğlu, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Dr. Öğr. Üyesi ve müzehhip Mustafa Çelebi ise Muhammed Emin Türkmen'i böyle bir proje gerçekleştirmesinden ötürü tebrik ederek, 'Genç kuşaktan bir sanatçı arkadaşımızın hat sanatını görünür hale getirmesi ve kamuya açık bir alanda tasarım haline getirerek çalışma planlaması takdire şayan bir şey.' değerlendirmesinde bulundu.Mustafa Çelebi, 'Muhammed'in, çalışmasını mümkün olduğu kadar hat örneğinin kurallarına, ölçülerine sadık kalarak yapacağını düşünüyorum. Burada maksat, hat sanatının günümüz sanatıyla da icra edilebileceğini göstermek ve gençlere bir örnek sunmaktır.' dedi.Yaklaşık 3 günde tamamlanması hedeflenen proje Trabzon'da yarın başlayacak.
"Ömrünü Şiirin Hizmetine Sunan Şair: Cahit Sıtkı Tarancı"
İSTANBUL (AA) - MUSA ALCAN - Türk şiirinin unutulmazları arasına giren şair ve yazar Cahit Sıtkı Tarancı, vefatının 64. yılında anılıyor.Arife Hanım ile Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan Pirinççizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Beyin ilk çocukları olarak 1910'un ekim ayında doğan Tarancı'ya ailesi tarafından ilk olarak 'Hüseyin Cahit' ismi verildi.Soyadı Kanunu çıktığı yıl akrabaları 'Pirinççioğlu' soyadını alsa da şairin babası, o dönem pirinç ekiminden çok zarara uğradığı için 'Pirinççioğlu' yerine 'çiftçi' anlamına gelen 'Tarancı' soyadını aldı.İlkokulu Diyarbakır'da okuyan, orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne devam eden, lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Tarancı, 1931'de Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu.İlk şiir kitabı 'Ömrümde Sükut' 1933'te yayımladıTarancı'nın ilk eserleri, Galatasaray Lisesi'nin çıkardığı 'Akademi' ile dönemin ünlü 'Servet-i Fünun' dergilerinde yayımlandı. Fransızcayı ilerleterek, Stephane Mallarme, Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi Fransız şairlerin eserlerini okumaya başlayan şair, 'Garip' akımından etkilendi ve bu dönem serbest şiir denemeleri yaptı.Cumhuriyet döneminin önemli şair ve yazarlarından Ziya Osman Saba ile 1928'de tanışarak yakın dost olan Tarancı ile Saba arasında Türk edebiyatını etkileyen yazışmalar, Tarancı'nın vefatına dek sürdü.Cahit Sıtkı Tarancı, 1931'de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca, eğitimine Yüksek Ticaret Okulu'nda devam etti ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank'ta çalışmaya başlayınca bu okuldan da ayrıldı.'Ömrümde Sükut' adlı ilk şiir kitabını 1933'te Mülkiye Mektebi'ndeyken yayımlayan Tarancı, Karabük'e atanınca Sümerbank'taki memuriyetten ayrıldı ve öykülerini yayımladığı Cumhuriyet gazetesinde çalışmalarını sürdürdü. Aynı yıllarda Peyami Safa ile tanışan usta şair, Cumhuriyet gazetesi sahipleri Nadir Nadi ve Doğan Nadi'nin desteğiyle üniversite öğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği de yapan Tarancı, 1938-1940'ta Sciences Politiques'te yüksek lisans yaptı ve Paris'teki yaşamı sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.'Otuz Beş Yaş' ile birinci olduİkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla arkadaşlarıyla birlikte Paris'ten bisikletle kaçan Tarancı, günlerce süren yolculuğun ardından Lyon üzerinden İsviçre'ye, oradan da trenle Türkiye'ye ulaştı.Tarancı, 1941-1943'te Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde yaptığı vatani görevi sırasında Türk şiirinin önemli örneklerinden biri olan 'Haydi Abbas' eserini kaleme aldı.Askerliğinin ardından İstanbul'a yerleşen ailesinin yanına gelen Tarancı, kısa bir süre babasının iş yerinde çalıştı. Cahit Sıtkı Tarancı, daha sonra Ankara'ya taşınarak, Anadolu Ajansı'nda ve Çalışma Bakanlığı'nda görev yaptı.Türk şiirinin klasikleri arasına giren 'Otuz Beş Yaş' şiiriyle 1946'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin düzenlediği şiir yarışmasında birincilik elde eden şair, 1951'de Cavidan Tınaz ile evlendi.Cahit Sıtkı, şiir yazmanın hayatının en büyük amacı haline gelişini, 'Sanat, şiir benim için bir teselli vesilesi, bir kurtuluş kapısıdır... Ona dört elle sarılmaklığım tabii bir neticedir. Tutunduğum yegane dal...' sözleriyle anlatmıştı. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini 'Düşten Güzel' adlı kitapta bir araya getiren Tarancı, eşinden ayrıldığı 1954'te kalp rahatsızlığından dolayı kriz geçirince hastaneye kaldırıldı.Cahit Sıtkı, daha sonra sağ tarafından felç geçirerek konuşma yetisini kaybetti, İstanbul ve Ankara'da çeşitli hastanelerde tedavi gördü. Yaklaşık bir yıl kadar da Diyarbakır'daki baba evinde bakılan, tedavi için devlet tarafından 1956'da Avrupa'ya götürülen Cahit Sıtkı, zatülcenp olarak bilinen akciğer zarı iltihaplanması hastalığına yakalanarak 13 Ekim 1956'da Viyana'da vefat etti. Hayatını kaybettiğinde 'yolun yarısı' dediği 35 yaşını henüz 11 yıl geçirmiş olan şairin cenazesi Ankara'da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.Cahit Sıtkı Tarancı'nın ailesinin Diyarbakır'daki evi 1973'te 'Cahit Sıtkı Müze Evi' olarak da ziyarete açıldı.'Şiir yazmak için yer seçmezdi'Cahit Sıtkı, ailesinden ayrılmasıyla oluşan özlemi, yalnızlığı, çevresindeki insanlara sitemleri, sevgisi ve birçok duygusunu ifade ederek yaşadıklarını şiirine yansıttı.Fazıl Hüsnü Dağlarca, bulunduğu her ortamda şiir yazan Tarancı için 'Şiir yazmak için yer seçmezdi' derken, Haldun Taner ise şu ifadeleri kullanmıştı:'Kısa ömrü boyunca Türkçenin tadını çıkaran, akıllarda kalan güzel şiirler yazdı... Müstesna incelikte, bütünüyle kendini şiire adamış bir insandı. İnsan onun hesap yaptığına, günlük alelade şeyler konuştuğuna inanamazdı.'Şiirde samimiyete önem veren Tarancı'nın şiiri, çok sevdiği Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi isimler tarafından da takdir edilmişti.'Yüzü her zaman çok temiz ve güzeldi'Cahit Külebi'nin Tarancı hakkındaki görüşleri ise şu cümlelerine yansımıştı:'Cahit Sıtkı, dış görünüşüyle her zaman iyimser ve neşeli, dokunmayıcı biçimde şakacı ve herkes için iyilikseverdi. Ufak tefek, zayıftı. Bir Uzak Doğuluya benzeyen yüzü her zaman çok temiz ve güzeldi. Oldukça 'harabati' olan böyle birinin o denli temiz oluşuna gerçekten şaşardım.' Usta şair, 'Sanat için sanat' ilkesiyle yazdığı şiirlerinde, yaşama sevinci, aşk gibi konuların yanı sıra ölüm temasına fazlaca yer verirken yalnızlık ve çocukluğuna duyduğu özlemi de şiirlerinde ele aldı. 'Yaş 35' şiirinin yanı sıra edebiyat dünyasında ilgi uyandıran 'Memleket İsterim' adlı ünlü eserini de 1946'da kaleme alan usta şair, bu eserinde ise barış, sevgi ve huzur dolu bir memleket isteğini anlattı.'Varlık', 'Kültür Haftası', 'Yücel', 'İnsan', 'Ülkü' ve 'Pınar' dergilerinde eserleri yayımlanan ve şiirin kelimelerle güzel şekiller kurma sanatı olduğunu belirten Tarancı, edebiyat tarihçileri ve araştırmacıları tarafından Türk edebiyatında 'saf şiir' anlayışının önemli temsilcilerinden biri olarak görüldü.Kitaplarında yayınlanmayan eserler ve kendisi için yazılanlar 'Sonrası' adlı kitapta toplandıTarancı'nın, 'Şiir, ulaşmak istediğim esas mefkuredir. Şekilsizlik içinde güzellik avına çıkanlar, kendi kendilerini avutmaktan başka bir şey yapmazlar. Şiirdeki esas rol, kelimelerin istifidir.' açıklamaları uzun yıllar edebiyat dünyasında merak uyandırdı.Eserlerinde genellikle açık ve sade bir üslup kullandığı yaşamı boyunca birçok esere imza atan Tarancı, 1933'te 'Ömrümde Sükut', 1946'da 'Otuz Beş Yaş', 1952'de 'Düşten Güzel' adlı kitapları okuyucuyla buluşturdu.Tarancı'nın vefatından sonra, kitaplarında olmayan şiirler, şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar 'Sonrası' adlı kitapta toplanarak 1957'de yayımlandı. Arkadaşı Ziya Osman Saba'ya yazdığı mektuplar da aynı yıl, 'Ziya’ya Mektuplar' adlı kitapta toplandı. Gazetelerde çıkan 22 öyküsü ise Selahattin Öner tarafından 1976'da 'Cahit Sıtkı Tarancı'nın Hikayeciliği ve Hikayeleri' adlı eserde bir araya getirildi. Daha sonra usta şairin vefatının 50. yılında gazetelerde çıkan öykülerinin önemli bir kısmı Can Yayınları tarafından 'Gün Eksilmesin Penceremden' başlığıyla edebiyatseverlerin beğenisine sunuldu.Usta şairin yaşamı boyunca kaleme aldığı şiirlerden bazıları şöyle:'Abbas', 'Aşk Vakti', 'Batan Gemi', 'Ben Aşk Adamıyım', 'Bir Umut', 'Bir Kapı Açıp Gitsem', 'Bugün Hava Güzel', 'Can Yoldaşı', 'Çilingir Sonrası', 'Gidiyorum', 'Hatıralar', 'Hepimize Dair', 'İlk Aşklar', 'İki Ses', 'Gündüz', 'Her Günkü Ölüm' ve 'Gün Eksilmesin Penceremden.'
Serda Kranda Yazio: Çok da Artistlik Yapmamalı*
etiket
Ben Editör Serda Kranda Kapucuoğlu… Ben Editör Serda Kranda… Ben Editör Serda… Ben Editör. Ben Serda. İsimlerimiz, unvanlarımız, soy isimlerimizdeki evlilik bekârlık imaları… Şapkalarımızın altında oldukça rahat olmalıyız. Kendini başka bir şeyle var etmek ve anca tamam etmek. Böyle miydi esas hikâye? Kendini neyle açıklıyorsun? Peki ama neden kendini “Ben Karbüratör Ustası Amil Yılmaz,” diye tanıtan biri yok. Karbüratör ustası olmak az iş mi?
Reklam