Uç Bana, Yetiş Doktor: 14 Mart Tıp Bayramına Özel Dr. Ada’nın İlginç Hikayesi
Kimimiz hayatı dümdüz yaşamakla yetinmez, onu adeta bir maceraya dönüştürür. Bir düşünün… Toroslar’da elektriği bile olmayan bir Yörük çadırında doğuyorsunuz. Çocukken dağların tepesine çıkıp uzaktaki şehir ışıklarına bakarak “Bir gün bu şehirlerin üstünden uçacağım” diyorsunuz. Ve yıllar sonra gerçekten dünyanın dört bir yanında acil vakalara koşan, savaş bölgelerinden hastalar taşıyan bir uçuş hekimi oluyorsunuz.
Adalet Gök’ün kaleme aldığı “Uç Bana, Yetiş Doktor” tam olarak böyle bir hikâye anlatıyor. Çadırdan hava ambulansına uzanan bir hayat… Toroslar’dan Londra’ya, deprem sahalarından uluslararası krizlere kadar uzanan sıra dışı bir meslek yolculuğu… Ama bu kitap sadece bir doktorun mesleki anıları değil; aynı zamanda bir kadının kendi kaderini değiştirme cesaretinin de hikâyesi.
Çocukluğunda “Bu kız okumazsa anarşist olur” denilen bir çocuğun, yıllar sonra dünyanın farklı köşelerinde hayat kurtaran bir hekime dönüşmesini okumak hem ilham verici hem de şaşırtıcı. Kitap boyunca bir yandan ambulans sirenlerinin, helikopter pervanelerinin ve acil servislerin içinden geçiyor; bir yandan da Anadolu’nun hikâyeleri, aile bağları ve insanın iç dünyasına dair çok samimi anlatılarla karşılaşıyorsunuz.
Biz de Adalet Gök ile bir araya geldik ve hem bu sıra dışı hayat hikâyesini hem de “Uç Bana, Yetiş Doktor”un arkasındaki gerçek deneyimleri konuştuk. Çadırdan gökyüzüne uzanan bu hikâyenin detaylarını, hayat kurtaran anların perde arkasını ve onu bu kadar cesur kılan şeyin ne olduğunu kendisinden dinledik.
Hazırsanız başlayalım. ✈️🚑
Dr. Ada nasıl biridir?

Doğal insanları severim. Türkü dinlemeyi ve söylemeyi severim. Gittiğim yerlerde insanların hayatına karışmayı severim. Onların yediği yemekleri yemek, sokaklarında oturmak, mümkünse bir bardak çay içmek bana lüks otellerden daha kıymetli gelir. Ama bazen işimiz öyle ülkelerde oluyor ki önce hastamı zehirlenmeden sağ salim alıp görevimi tamamlamam gerekiyor. Aç kalırsam çekinmem. Gerekirse bir kapıyı çalar, “Ben açım” diyebilirim. Mesela Çin’e ilk gittiğimde Guangzhou kentine gece inmiştim. Otelin yanında bir restoran buldum. Ama kredi kartı geçmiyor, döviz bozmuyorlar. Çin parası olmadığı için yemek yiyemiyorum. Kimse İngilizce de konuşmuyor. Restoranda masanın ortasında büyük kazanlar kaynıyor. Altına odun atıyorlar. İçine balık, sebze atıp birlikte pişiriyorlar. Etrafında 8-10 kişi oturmuş, tabağını doldurup yiyor. Ben de tabağımı aldım, gittim yanlarına oturdum. Tabağımı doldurdular. Karnımı doyurdum. İşte ben böyle şeyleri seviyorum. Doğallığı, mütevazı yaşamayı, insanlarla karışmayı seviyorum. Yüzmeyi seviyorum. Sokakta dans etmeyi seviyorum.
Peki ne tür insanları seversiniz, kimlerden uzak durursunuz?
Yalancı insanlardan uzak dururum. Yüzüme gülüp arkadan iş çevirenlerden… Birilerinin üstüne basarak lüks hayat kurmaya çalışanlardan… Özellikle de kendi hemcinslerimden böyle davrananları gördüğümde üzülürüm. Ama bir de başka kadınlar var. Kendi emeğiyle ayakta duran, üreten, dimdik duran kadınlar… Onlara çok saygı duyuyorum.
Hayatınızda sizi en çok etkileyen dayanışmalardan biri neydi?
KAHEV’deki doktor meslektaşlarım. KAHEV sadece öğrencilere burs veren bir kurum değil. Meslektaşlarının her türlü sorunu için birbirine sahip çıkan çok güçlü bir dayanışma ağı. Bursiyerlerimizin sadece parasal değil, başka ihtiyaçlarına da çözüm üreten bir yapı. Türkiye’nin her yerinde ve yurtdışında çok organize bir grup. Onlara gerçekten çok saygı duyuyorum. Benim için umutlar.
Çadırda başlayan bir çocukluktan dünyanın büyük bölümünü görmeye uzanan yolculuğunuzda sizi “uçmaya” iten ilk hayal neydi?

Toroslar’da, elektriksiz dağlarda büyüdüm. Geceleri uzaklardan Mersin şehrinin ışıklarını görürdüm. O ışıl ışıl kent manzarası beni büyülerdi. Belki de bu yüzden karanlığı hiç sevmedim; hâlâ ışıl ışıl şehirleri severim. Bir gün yine o ışıklara bakarken hayal kurdum. Sanki uçuyordum… O kentin üzerinden geçiyordum. Sonra kendi kendime dedim ki: “Demek ki başka yerler de var… Belki oralardan da uçabilirim.” Belki de benim uçma hayalim o gece başladı.
“Uçmaya gönül veren herkese kanatları olabileceğini fısıldayan bir sergüzeşt” diyorsunuz. İnsanın kendi kaderini değiştiren o tek karar anı sizce ne zaman gelir?
Bazen bu uzun bir çabanın sonucudur, bazen de hayatın mucizevi bir tesadüfüdür. Ben o kadar çok uçmak istiyordum ki… Bir gün Londra’da bir parkta koşarken önümde bir Hintli vatandaş aniden yere düştü. Kalp krizi geçiriyordu. Kalbi durmuştu. Hemen müdahale ettim. Onu hayata döndürdük. O olayın ardından Londra’da bir hava ambulansına binmem gerekti. İşte o an aldığım uçuş eğitimi, hayatımı değiştiren bir dönüm noktası oldu. Bu hikâyenin ayrıntılarını da kitabımda anlatıyorum.
Bir çocuğun “uçacağım” hayali gerçekten bir kitabın başlangıcı olabilir mi?
Evet. Çünkü bazen bir insanın hayatı tek bir cümleyle başlar. Ben çocukken “Bir gün bütün bu ışıklı kentlerin üzerinden uçacağım” demiştim. O zaman kimse bunun gerçek olacağını düşünmedi. Hatta çok fazla ağaca çıkıp tepeüstü düştüğüm için ailem beni doktora bile götürdü. Ama yıllar sonra gerçekten uçmaya başladım. Dünyanın yüzde seksenine uçtuğumda şunu fark ettim: Hayaller bazen çocukların söylediği en ciddi cümlelerdir.
Bir doktor neden sadece hastanede kalmaz da dünyanın peşine düşer?

Çünkü bazen hastalar hastaneye gelemez. O zaman doktorun gitmesi gerekir. İnsanlar bana hep şunu soruyor: “Bu kadar uzağa neden gidiyorsun?” Benim cevabım hep aynı: Bir yerde bir insanın umuda ihtiyacı varsa mesafe diye bir şey yoktur.
Afetlerden savaş bölgelerine kadar yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide görev yaptınız. O anlarda sizi ayakta tutan duygu neydi?
Hayat biraz bisiklete binmek gibidir. Pedal çevirmeye devam edersiniz, ilerlersiniz. Ama bırakırsanız düşersiniz. Kriz anları da böyledir. O an durup korkuya kapılamazsınız. Ben o anlarda sadece yapılması gereken şeye odaklanırım. En iyi çözümü üretmeye çalışırım. Başka hiçbir şey düşünmem. Bir de hastama en iyi tedaviyi verip, kendini mümkün olduğunca güvende ve konforlu hissetmesini sağlamaya çalışırım. Çünkü o yolculuk bazen sadece tıbbi değil, aynı zamanda insani bir yolculuktur.
Hayatınızda gerçekten “Uç bana, yetiş doktor” diye çağrıldığınız bir an oldu mu?
Evet. Kitabın adı aslında o duygudan geliyor. Bazen bir telefon gelir. Bazen bir mesaj… Bir yerde bir insanın size ihtiyacı olduğunu bilirsiniz. O an hayatınızın yönü değişir. İçinizden bir ses şöyle der: Uç… ve yetiş.
En unutulmaz kurtarma operasyonunuz hangisiydi?
Bir Afrika ülkesinde iç savaş vardı. Havaalanının olduğu bölge güvenliydi. Uçakla oraya inebiliyordum. Ama hastam karşı tarafta, güvensiz bölgede kalmıştı. Köprü yıkılmıştı. Karadan geçiş yoktu. “Peki hastayı nasıl getireceksiniz?” diye sordum. Yerel insanlar küçük teknelerle nehirden geçiyorlarmış. Ama küçük bir sorun vardı. Nehirde çok sayıda timsah vardı. Bazen bu timsahlar teknelere saldırıp insanları yiyebiliyordu. O gün hastamı tekneye yüklediler. Ben nehir kenarında bekliyordum. Tek düşündüğüm şuydu: Acaba hastam timsahlara yem olmadan karşı kıyıya ulaşabilecek mi? Hayatımın en uzun bekleyişlerinden biriydi.
Dünyada sizi en çok etkileyen ülke hangisi?

Çin.
On yıldır uçuyorum ama hâlâ çözmeye çalıştığım bir sistem. Çok büyük bir nüfusa rağmen inanılmaz güçlü bir düzen var. Güvenlik sistemi çok oturmuş. Milyonlarca insanın yaşadığı bir ülkede gecenin bir vakti sokakta yürürken başınıza bir şey gelmeyeceğini biliyorsunuz. Ben buna “zorunlu dürüstlük sistemi” diyorum. Devlet sistemi öyle kurmuş ki insanlar da o sisteme uyum sağlamış.
Afetlerden savaş bölgelerine kadar yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide görev yaptınız. O anlarda sizi ayakta tutan duygu neydi?
Hayat biraz bisiklete binmek gibidir. Pedal çevirmeye devam edersiniz, ilerlersiniz. Ama bırakırsanız düşersiniz. Kriz anları da böyledir. O an durup korkuya kapılamazsınız. Ben o anlarda sadece yapılması gereken şeye odaklanırım. En iyi çözümü üretmeye çalışırım. Başka hiçbir şey düşünmem. Bir de hastama en iyi tedaviyi verip, kendini mümkün olduğunca güvende ve konforlu hissetmesini sağlamaya çalışırım. Çünkü o yolculuk bazen sadece tıbbi değil, aynı zamanda insani bir yolculuktur.
Türkiye’de hava ambulansı eğitimi alan ilk kadınlardan biri oldunuz. O eğitim hayatınızda nasıl bir kırılma yarattı? O an geleceğinizin değiştiğini hissettiniz mi?
O an aslında tek düşündüğüm şey o ambulansa binmek ve o eğitimi almaktı. Türkiye’ye döndüğümde henüz askeri sistem dışında bir hava ambulansı sistemi yoktu. Ama 17 Ağustos depreminde askeri helikopterlerle çalıştık. Sonrasında başka kapılar açıldı. Şuna inanıyorum: Bilmek yeni kapılar açar. Ama o kapılara yürümek için niyet etmek gerekir. Robert Frost’un çok sevdiğim bir sözü vardır: “Bir ormanda yol ikiye ayrıldı. Ben daha az geçilmiş olanı seçtim. Ve bütün farkı yaratan da bu oldu.”
Bu kitabı “kendi mucizesine inanan kadınlara ilham olsun diye” yazdığınızı söylüyorsunuz. Bugün kendine inanmayan bir kadına tek cümle söyleme şansınız olsa ne derdiniz?
Şunu söylerdim: “Ne duruyorsun? Kalk, koş, uç… Hayat seni bekliyor. Çünkü o hayat senin hayatın.” Tutkulu olduğun şeyi bul, yapmak istediğin, seni heyecanlandıran…!
“Uç Bana, Yetiş Doktor”
Dr. Ada: “Bazen doktor hastayı beklemez, hastaya uçar.”
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

