article/comments
article/share
Haberler
Travmatik Döngüler Romantik Partnerlerimizi Nasıl Belirler?

etiket Travmatik Döngüler Romantik Partnerlerimizi Nasıl Belirler?

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

‘Kırılan yer hem acı hem kimliktir.

Hem yara hem yoldur.’

İnsan âşık olduğunda yeni bir sayfa açtığını sanır; oysa aşk çoğu kez ruhun eski bir cümleyi yeniden okuma çabasıdır. Her dokunuş, çocukluk ile şimdi arasında kurulan ince bir köprü; her yakınlık, içimizde yarım kalmış bir varoluşun kendini tamamlamaya yönelen sessiz devinimidir. Yüzyıllardır şairlerin ve filozofların muamması olan bu görkemli duygunun ardında, sandığımızdan daha karanlık bir mimar olduğunu fısıldar modern psikoloji. Bu mimarı travma olarak adlandırmıştır. Tamamlanmamış olan, insan ruhunda daima kendi yankısını arayan bir çağrıdır. İnsanı daima başladığı yere çağırır. Jacques Lacan’ın veciz ifadesiyle, “Arzu, eksikliğin çocuğudur.” Eğer arzu bir eksiklikten doğuyorsa, o halde aşkta aradığımız şey yeni bir bütünlük müdür, yoksa kendi eksikliğimizin şekline tıpatıp uyan bir başka yarım mıdır?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Aşk, çoğu zaman bu tamamlanma arzusunun en görünür hâlidir.

Aşk, çoğu zaman bu tamamlanma arzusunun en görünür hâlidir.

Fakat tamamlanmak için yöneldiğimiz yer, her zaman özgür bir tercihten doğmaz. Aşkın çağrısı çoğu zaman bilinçten değil, ruhun derin zorunluluklarından yükselir. Bu çağrıya yön veren, eksikliğin içimizde oluşturduğu o görünmez yönelimdir. Sevdiğimiz kişi, çoğu kez içimizdeki boşluğun siluetine benzer. Ruh tanıdık olan acıyı, bilinmeyen iyi oluşa tercih eder.

Mitoloji bu noktada bize tek bir hakikati hatırlatır: Aşk, insanın yarasıyla yüzleştiği en eski sahnedir. Eros’un kaostan doğması, sevginin düzenin içinden değil, eksikliğin içinden yükseldiğini gösterir; sevgi, tamamlanmışlığın değil, bir boşluğun çağrısına verilen cevaptır. Bu mitolojik çekirdek, birçok anlatıda tekrar eder. Örneğin, Afrodit ile Adonis’in hikâyesi güzelliğin, tutkuyu doğururken aynı anda kaybın gölgesini de taşıması; sevginin en parlak hâlinin bile kırılgan bir faniyle sınanması. Adonis’in ölümü, Afrodit için yalnızca bir kayıp değil, sevginin özündeki geçiciliğin ve incinebilirliğin mitolojik ifadesidir. Aşk, insana kendisini yalnızca büyüyle değil, kırılabilirliğiyle de gösterir. Her mit, aşkın kaynağının bir bütünlük değil, bir yarım kalmışlık olduğunu sezdirir; sevginin ortaya çıktığı yer, çoğu zaman insanın en eski eksikliğidir.

Aşk, yaradan doğan bir arayıştır.

Peki eksik olan nedir? 

Psikoloji bu anlatıyı bilimsel bir zemine taşır. Freud’un tekrarlama zorlantısı, insanın çözemediği travmatik düğümleri yetişkin ilişkilerinde yeniden canlandırmasını açıklar. Şema Terapi’nin “tanıdık acıya yönelme” dediği bu döngü, aslında aynı mekanizmadır.

Henüz duygular sözcüklere sığmıyordu.

Henüz duygular sözcüklere sığmıyordu.

Travmanın en temel özelliklerinden biri, dilin ve mantığın ötesinde, bedenin hafızasına kazınmış bir deneyim olmasıdır. Yaralarımızın çoğu, beynimizin sözel anıları oluşturma kapasitesi gelişmeden çok önce açılır ve dilin erişemediği sinir sistemimize nakşedilir. Bu yüzden travmatik tepkilerimiz mantıkla açıklanamayan, ani ve bedensel reaksiyonlardır. 

Travma, duygu sisteminde bir tür kalıcı arıza yaratır; bu arıza, güvenliği algılama, neşe duyma ve öfke, korku gibi duyguları tolare etme becerilerine zarar verir.

Travmanın sadece başımıza gelen kötü olaylardan ibaret olmadığını, aynı zamanda “iyi şeylerin olmamasıyla” da ortaya çıktığını unutmayın. Çocuklukta duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanmaması, ebeveynlerimiz tarafından görülmememiz veya olduğumuz gibi kabul edilmememiz, derin bir “benlikten kopma acısına” yol açabilir. Bu eksiklikler, yetişkinlikte “nedensiz” gibi görünen birçok duygusal zorluğun ve ilişki probleminin temelini oluşturur.

Bu yaraların temelinde, insan psikolojisindeki iki insani ihtiyaç arasındaki çatışma yatar: hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz bağlanma ve kendimiz olabilmek için vazgeçilmez olan özgünlük. Bu iki güç arasındaki ilkel mücadele, yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin kalitesini ve yönünü belirler.

Bir çocuk öfkesini veya üzüntüsünü ifade ettiğinde ebeveyninin sevgisini kaybetmekten korkarsa, hayatta kalmak için daha önemli olanı seçer: bağlanma. Bağını korumak adına özgün duygularını bastırır. Bu ilk fedakârlık, yetişkinlikte “kendin olmanın” neden bu kadar zorlayıcı hale geldiğinin ve ilişkideki gerçek düşünce ve duyguları ifade etmekten neden kaçınıldığının temelini oluşturur.

Travma aşk ilişkilerinde özellikle rasyonel kontrolün kaybı, otomatik tepkiler ve tekrarlayan senaryolar şeklinde kendini gösterir. 

Aşk hayatındaki tekrar eden hayal kırıklıkları tesadüf değil, bilinçdışı zihnin derin ve yapısal mekanizmalarından kaynaklanan; özgür irade yanılsamasını paramparça eden ve hayatlarımızı bir kader gibi yöneten trajik bir eğilimdir. 

Bu tekrarın altında yatan gizli bir umut vardır. Geçmişteki travmatik bir sahneyi, bu kez farklı bir sonla bitirerek 'onarabileceğimiz' veya 'iyileştirebileceğimiz' umudu. Ruh, yarayı iyileştirmek için yaraya geri döner. Bu, bilinçli bir mazoşizmden ziyade, acı verici olsa da “tanıdık” olanı “güvenli” olarak kodlayan bilinçdışı bir mantıkla çalışır. 

Terk edilmekten korkan biri terk edecek insanlara yönelir; değersizlik duygusuyla büyüyen biri, kendisini yeniden değersiz hissettirecek ilişkilerin içinde bulur. Bu tekrarın nedeni yalnızca çocukluk deneyimlerinin izleri değildir; asıl mesele, kırıldığımız yerin zamanla yalnızca bir yara olmaktan çıkıp bir kimliğe, bir arzu yönüne, hatta bir ilişki haritasına dönüşmesidir. Çocukluk çağı şemaları, bu tekrarı somut partner seçimlerine dönüştürür.

  • Duygusal Yoksunluk: Çocukken yeterli ilgi ve şefkat görmemiş bir birey, yetişkinlikte kendisine bu yoksunluğu yeniden yaşatacak anlayışsız, soğuk ve mesafeli partnerlere karşı manyetik bir çekim hisseder. Bilinçdışı umut, bu kez o mesafeli kişiyi değiştirerek geçmişi onarmaktır.

  • Kusurluluk/Değersizlik: Kendisine sürekli kusurlu olduğu dayatılmış biri, yetişkinlikte kendisini sürekli eleştiren, değersiz hissettiren partnerler seçer. Bu dinamik acı verici olsa da, temel inancını doğruladığı için “doğru” hissettirir.

  • Güvensizlik/Çatışma: Kavga ve kaosun normal olduğu bir ortamda büyüyen kişi, huzurlu bir ilişkiyi sıkıcı bulur ve bilinçdışı bir şekilde çatışmayı yeniden yaratacak koşullar veya partnerler arar.

  • Kavga/Şefkat Döngüsü: Şiddetli bir kavganın ardından gelen yoğun barışma anlarını sevgi olarak kodlayan bir çocuk, yetişkinliğinde de bu fırtınalı döngüyü arayan ilişkilere yönelebilir.

Travma, sadece duygusal tepkiler yaratmakla kalmaz; aynı zamanda olaylara bakışımızı çarpıtan bir mercek gibi 'kendi kendini doğrulayan bir dünya görüşü dayatır' ve partner seçimlerimizi iki ana senaryoyla etkiler. 

1. İnancı Doğrulayan Partnerler: Kişi, kendisini sürekli eleştiren, aşağılayan veya ihtiyaçlarını görmezden gelen partnerlere çekilebilir. Bu dinamik acı verici olsa da, bilinçdışı için 'aşina' ve dolayısıyla 'doğru' hissettirir. Bu seçim, kişinin 'Ben yeterli değilim' şeklindeki temel inancını doğrular ve döngüyü canlı tutar.

2. 'Kurtarılacak' Partnerler: Diğer bir senaryoda ise kişi, kendi değersizlik duygusundan kaçmak için sürekli 'düzeltilmesi' veya 'kurtarılması' gereken sorunlu partnerler seçer. Bu 'kurtarıcı' rolü, kişiye geçici bir amaç ve değerlilik hissi verirken, aslında kendi içsel boşluğundan ve utancından kaçmasını sağlar. Bu senaryo her iki taraf içinde hüsran ile sonuçlanır.

Sonuç olarak, travma, bağlanma ilişkisiyle kurulan temel güvenliği ortadan kaldırarak ve sinir sistemini sürekli bir kronik stres ve tetikte olma moduna zorlayarak, bireyin hem kendisine hem de dünyaya yönelik güvenlik duygusuna zarar verir. Bu, bireyin kendini şimdiki ana yabancılaşmış ve geçmişin tehdidi altında hissetmesine neden olan fizyo-duygusal bir durumdur.

"Bu döngüden nasıl çıkılır?

"Bu döngüden nasıl çıkılır?

Geçmişin belirleyiciliğinden çıkıp bilinçli seçimler yapma gücünü yeniden kazanmak, bir suçlama değil, anlama ve sorumluluk alma yolculuğudur. Bu döngüleri kırmak, kurban psikolojisinden çıkıp hayatımızın direksiyonuna geçmekle mümkündür. Ancak geçmişi anlamak, iyileşme için tek başına yeterli değildir; bugünkü davranışlarımızın sorumluluğunu almayı gerektirir.  Geçmişimiz, tepkilerimizi açıklayabilir ama onları haklı çıkarmaz

Pratik çıkış yolların da biri de tepki esnekliği kapasitesini geliştirmektir. Partnerimizin bir sözü gibi bir uyaran karşısında aniden öfkelenmek yerine, durup nasıl yanıt vereceğimizi seçebiliriz. Bu, travmanın bizi mahrum bıraktığı özgürlüğü geri kazanmaktır. Bu farkındalıkla atılan adımlar, bizi otomatik tepkilerin esaretinden kurtarıp bilinçli seçimlerin özgürlüğüne taşır ve aşkın kaderini yeniden yazma gücünü bize geri verir.

İnsanın kendini düşünsel olarak yeniden doğurması mümkün.

Sağlıklı sevgi, geçmişin eksiklerini tamamlama projesi değildir. Erich Fromm, bu noktada sevgiyi yaşamanın iki temel tarzını ayırır: 'sahip olma' tarzı ve 'olma' tarzı.

'Sahip olma' tarzında sevgi, bir partnere sahip olmak, onu bir mülk gibi görmek veya kendi eksikliklerini dolduracak bir çözüm olarak kullanmaktır. Bu, pasif bir şekilde “doğru kişiyi” beklemek ve ondan bir şeyler almayı ummaktır. 'Olma' tarzında sevgi ise üretken ve aktif bir eylemdir. Sevgiyi bir mülkiyet olarak değil; ilgi, özen, anlayış ve sorumluluk verme pratiği olarak deneyimlemektir. Bu, sevme yeteneğini aktif olarak geliştirmektir.

Saklamak anlatmaktan ve yüzleşmekten daha fazla yorar.

Aşkın ilk yönünü travmalar çizer; fakat aşkın geleceğini, travmayı nasıl taşıdığımız belirler. İnsan kırıldığı yerden şekillenir, fakat iyileştiği yerden kendini yeniden tanımlar. Aşk hayatımızdaki tekrar eden acı verici senaryolar bir kader değildir. Travmalarımızın farkına varıp onları iyileştirmeye başladığımızda, artık geçmişimizin gölgesine değil, içimizdeki ışığa âşık olan birini seçebilme potansiyeline kavuşuruz. Sevgi, eksikliğin bıraktığı boşlukla yüzleşerek kendi anlamını genişletmektir. 

Travmayı çözmenin dili tanıklıktır, 

kendine tanıklık edemeyen başkasına tanıklık yapamaz.

Instagram

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam