article/comments
article/share
Haberler
Maarif’in Kalbinde Oyun: Çocukluğumuzun Oyunları Yeniden Hayat Buluyor

etiket Maarif’in Kalbinde Oyun: Çocukluğumuzun Oyunları Yeniden Hayat Buluyor

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Bazı kelimeler vardır; söylendiği anda insanın yüzünde bir tebessüm belirir.

Oyun da onlardan biri…

Bir çocuğun okul bahçesinde arkadaşlarıyla koşması, teneffüs zilini duyduğu anda dünyayı unutup oyuna dalması, kaldırım taşlarının bir anda oyun alanına dönüşmesi, “Bir el daha!” diye ısrar edilmesi…

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Çocukluk dediğimiz şeyin hafızasında oyunların çok özel bir yeri vardır.

Çocukluk dediğimiz şeyin hafızasında oyunların çok özel bir yeri vardır.

İşte tam da bu nedenle, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında “Maarif’in Kalbinde Oyun” temasının hayata geçirilmesini ve hemen ardından Türkiye Oyun Politika Belgesi ve Eylem Planı’nın yayımlanmasını son derece anlamlı buluyorum.

Çünkü burada oyun, yalnızca çocukların boş zamanlarında yaptığı bir etkinlik olarak görülmüyor.

Tam tersine…

Oyun; öğrenmenin, gelişimin, sosyalleşmenin, değer kazanımının, kültürel aktarımın ve çocukların iyi oluşunun önemli bir parçası olarak ele alınıyor. (Millî Eğitim Bakanlığı⁠)

Ve bence bu yaklaşımın en güzel taraflarından biri de şu:

Çocuklarımız sadece yeni oyunlar öğrenmeyecek, kendi kültürlerinin oyunlarını da yeniden keşfedecek.

Türkiye Oyun Politika Belgesi’nde geleneksel çocuk oyunlarının yaşatılması, oyun kültürünün kuşaklar arasında aktarılması ve bu oyunların eğitim ortamlarındaki yerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

Üstelik bununla da kalınmıyor.

Geleneksel oyunların kayıt altına alınması, ülke genelinde çocuk oyunları şenliklerinin düzenli hâle getirilmesi, Türk dünyasının ortak oyun envanterinin oluşturulması ve oyunlarımızın kültürel miras boyutuyla ele alınması planlanıyor. (Millî Eğitim Bakanlığı⁠)

İşte tam bu noktada insanın aklına kendi çocukluğu geliyor.

Seksek…

Körebe…

Mendil kapmaca…

İstop…

Yakan top…

Saklambaç…

Bir zamanlar okul bahçelerinde, sokak aralarında, mahalle aralarında oynadığımız; bazen dizimizi kanattığımız, bazen arkadaşımızla tartıştığımız ama birkaç dakika sonra yine birlikte oynamaya devam ettiğimiz oyunlar…

Ne güzel değil mi?

Çocukluğumuzun oyunlarının bir politika belgesinde kendine yer bulduğunu görmek beni gerçekten çok mutlu etti.

Çünkü oyunlarımız yalnızca birer eğlence aracı değildi.

Onlar aynı zamanda bizim ilk sosyalleşme alanlarımızdı.

Sıramızı beklemeyi, kurallara uymayı, kazanmayı ve kaybetmeyi, arkadaşımıza yardım etmeyi, birlikte hareket etmeyi, bazen de yeniden başlamayı oyunların içinde öğrendik.

Bugün hazırlanan politika belgesinin de oyunun bu yönüne özellikle dikkat çekmesi oldukça kıymetli.

Belgede Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde yer alan değerlerle oyun envanterinin eşleştirilerek bir “değer-oyun matrisi” hazırlanması öngörülüyor. Böylece adalet, iş birliği, sorumluluk ve birlikte yaşama kültürü gibi değerlerin yalnızca anlatılarak değil, oyun yoluyla deneyimlenerek kazanılması hedefleniyor. (Millî Eğitim Bakanlığı⁠)

Bence çocuk eğitiminde tam da ihtiyacımız olan şeylerden biri bu:

Çocuğa sadece “doğru olanı” anlatmak değil, doğru olanı yaşayabileceği ortamlar oluşturmak.

Oyun bunun için muazzam bir alan.

Oyun artık sadece teneffüsün konusu değil

Oyun artık sadece teneffüsün konusu değil

Türkiye Oyun Politika Belgesi’nin dikkat çekici taraflarından biri de oyunu eğitim hayatının merkezine taşıma hedefi.

Belgelerde doğal oyun, rehberli oyun, eğitsel oyun ve oyunlaştırılmış öğrenme ayrı ayrı ele alınıyor. Öğretmenlerin oyun pedagojisine ilişkin yeterliklerinin geliştirilmesi de hedefleniyor. (Millî Eğitim Bakanlığı⁠)

Yani mesele sadece “Çocuklar teneffüste oyun oynasın.” demekten ibaret değil.

Mesele çok daha büyük:

Çocuk oyun oynarken öğrensin, üretsin, sosyalleşsin, kendini ifade etsin ve değerleri yaşayarak kazansın.

Bu anlayış, 2026-2027 eğitim öğretim yılında esas alınacak “Maarif’in Kalbinde Oyun” temasıyla da doğrudan örtüşüyor. Bakanlığın yayımladığı çerçevede oyunun çocukların öğrenme, gelişim, sosyalleşme, üretme ve kendini ifade etme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanıyor. (Karataş MEB⁠)

Bir de işin kültürel hafıza tarafı var

Belki de benim en çok sevindiğim noktalardan biri burası.

Çünkü geleneksel çocuk oyunlarını yaşatmak, aslında çocukluğumuzu yaşatmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.

Bir oyunu çocuktan çocuğa aktardığınızda yalnızca oyunun kuralını aktarmıyorsunuz.

Bir kültürü, bir mahalle hafızasını, bir iletişim biçimini, bir ortak yaşama deneyimini de aktarıyorsunuz.

Bugünün çocukları belki bizim çocukluğumuzdaki sokaklarda büyümüyor.

Belki apartmanların arasında eskisi kadar geniş oyun alanları yok.

Belki ekranlar hayatımızın çok daha büyük bir bölümünü kaplıyor.

Tam da bu nedenle çocukların güvenli, erişilebilir ve nitelikli oyun alanlarına kavuşması; fiziksel oyunun desteklenmesi ve geleneksel oyunların yeniden çocuklarla buluşturulması çok değerli.

Politika belgesinde de güvenli oyun alanlarının geliştirilmesi, oyun için gerekli zamanın korunması ve yerel yönetimlerle iş birliği yapılması gibi başlıklar bulunuyor. (Millî Eğitim Bakanlığı⁠)

Ekranın karşısından oyun alanına…

Belge dijital oyunları da tamamen dışarıda bırakmıyor.

Aksine, dijital oyun deneyimlerinin dengeli ve gelişimsel açıdan uygun biçimde ele alınması; geleneksel oyunlardan, Türk kültüründen, karakterlerden ve anlatılardan beslenen yerli dijital oyun içeriklerinin geliştirilmesi destekleniyor. (Millî Eğitim Bakanlığı⁠)

Bu da önemli bir yaklaşım.

Çünkü çocukların dünyası değişiyor.

Bizim görevimiz onların dünyasını yok saymak değil; o dünyanın içinde sağlıklı, dengeli ve kültürel değerlerimizle bağ kuran seçenekler oluşturabilmek.

Ve en güzeli: Oyun yeniden hatırlanıyor

Bazen eğitim konuşurken çok fazla kavramın içinde kayboluyoruz.

Beceri…

Kazanım…

Performans…

Değerlendirme…

Program…

Ama bütün bunların merkezinde çocuk olduğunu unutmamak gerekiyor.

Çocuk ise bazen sadece koşmak, gülmek, arkadaşlarıyla birlikte olmak ve oyun oynamak istiyor.

Belki de “Maarif’in Kalbinde Oyun” bize tam olarak bunu hatırlatıyor.

Eğitimin kalbinde çocuk varsa, çocuğun dünyasında da oyun var.

Ve bugün seksekten saklambaca, mendil kapmacadan körebe ve istopa kadar çocukluğumuzun oyunlarının yeniden değer görmesi, bu oyunların kültürel miras olarak ele alınması ve eğitim hayatında daha fazla yer bulacak olması gerçekten yüzümüzü güldüren bir gelişme.

Ben bu çalışmayı okurken en çok şunu düşündüm:

Çocuklarımız bizim çocukluğumuzu yaşamak zorunda değil.

Ama kendi çocukluklarını yaşarken, bizim çocukluğumuzdan gelen güzel oyunları da tanıma fırsatları olsun.

Çünkü bazı oyunlar eskimez.

Sadece yeni nesillerin onları yeniden keşfetmesini bekler.

Ve galiba şimdi sıra onlarda…

Maarif’in kalbinde oyun varsa, çocukluğun neşesi de yeniden okul bahçelerinde.

Instagram

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam