Cumhuriyet'in 103. Yılında Bir Başlangıcı Yeniden Düşünmek…
29 Ekim 1923'ü düşündüğümde, zihnimde hep uzun ve zorlu bir mücadelenin ardından kazanılmış büyük bir zafer canlanır. Cumhuriyet Bayramlarını yıllarca bu gururla, bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün bize kazandırdığı değerleri hatırlayarak kutladık. Ben de her 29 Ekim'de aynı heyecanı, aynı minneti hissettim.
Ancak zamanla, belki de zaferin büyüklüğüne odaklanırken, o zaferin aslında yepyeni bir başlangıç olduğunu yeterince düşünmediğimizi fark ediyorum. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir mücadelenin sonu değil; eğitimden bilime, sanattan toplumsal yaşama kadar her alanda yeni bir ülke inşa etme iradesinin başlangıcıydı.
Bu yıl, 10. sınıf öğrencisi olan oğlumun eğitim gördüğü IB okulunda, Cumhuriyet'in 103. yılı için hazırlanan gösteriyi izlerken tam da bu düşünceyle yeniden karşılaştım. Üstelik bu kez Cumhuriyet'in başlangıç fikri, yalnızca anlatılan tarihsel olaylarla değil, sahneye taşınan hayatlarla, hayallerle ve başarılarla karşıma çıktı. Bir anne olarak oğlumun da içinde bulunduğu bu genç kuşağı izlerken, geçmişin gururunu hissetmenin ötesinde, o geçmişin bize yüklediği gelecek sorumluluğunu düşündüm.
29 Ekim 1923, bir başlangıçtı.
Ve bu başlangıcın en önemli parçalarından biri eğitimdi.
Bir gösteriden çok daha fazlası
Oğlumun okulundaki Cumhuriyet Bayramı gösterisinin teması, Mustafa Kemal Atatürk'ün yurt dışına eğitim için gönderilen gençlere söylediği şu sözden yola çıkıyordu: “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.”
Bu sözün etrafında şekillenen gösteri, Cumhuriyet'in eğitim alanında başlattığı seferberliği öyle güzel anlatıyordu ki gözlerimin dolmasına engel olamadım.
Matematik alanındaki çalışmalarıyla dünyaca tanınan Cahit Arf; Türkiye’nin ilk kadın astronomu ve ilk kadın dekanlarından Prof. Dr. Hatice Nüzhet Gökdoğan; Cumhuriyet döneminin ilk kadın arkeoloğu Prof. Dr. Jale İnan; Anadolu’da kız çocuklarının eğitimi için ömrünü adayan eğitimci Ayşe Sıdıka Avar; Türkiye’de kimya alanının öncü kadın bilim insanlarından Prof. Dr. Remziye Hisar; uluslararası alanda iz bırakan fizikçi Feza Gürsey; beyin cerrahisinde geliştirdiği mikrocerrahi yöntemlerle tıp tarihine geçen Prof. Dr. Mahmut Gazi Yaşargil ve Türkiye’nin ilk kadın doktoru Safiye Ali…
Atatürk'ün açtığı yolda ilerleyen, kendi alanlarında iz bırakan, bir ülkenin geleceğine duyulan inancın karşılığını veren bu değerli insanların hikâyelerini biraz da gözlerim dolarak izledim.
Bir okul gösterisi, birkaç saatliğine konferans salonuna sığdırılmış bir kutlama olmaktan çıkmış, bizler için de öğretici bir deneyime dönüşmüştü. Çünkü bir okulun misyonu ve vizyonu bazen en iyi, öğrencilerine ne öğrettiğini anlattığı sunumlarda değil, onlara nasıl bir gelecek hayal ettirdiğinde ortaya çıkar.
O gün okulun sahnesinde gördüğüm şey tam olarak buydu: Bir eğitim kurumunun, Cumhuriyet'in eğitim idealini öğrencileriyle yeniden buluşturması.
Böylesine anlamlı bir gösterinin ardında elbette büyük bir emek ve inanç vardı. Bu fikri ortaya koyan, onu hayata geçirmek için düşünen ve emek veren öğretmenlere; çocuklarımıza; sesçisinden ışıkçısına, sahne arkasındaki bu gösterinin bir parçası olan herkese gönülden teşekkür etmek istiyorum. Bize geçmişi hatırlatırken geleceğe dair de umut veren bu gösteri, uzun süre hafızamda kalacak.
Peki, kıvılcımlar nereye gidiyor?
Gösteriyi izlerken bir noktada kendi hayatıma, eğitimci kimliğime ve oğlumun geleceğine döndüm. Oğlumun okulu bir IB okulu. Öğrencilerinin önemli bir bölümü üniversite eğitimini yurt dışında sürdürmeyi hedefliyor. İngiltere, Amerika, İtalya, İsveç, Almanya, Hollanda ve dünyanın başka pek çok ülkesi, bu gençlerin gelecek planlarında yer alıyor.
Bu parlak zihinler, farklı eğitim sistemlerinde kendilerini geliştirmek, yeni dünyalar tanımak, kendi yollarını çizmek üzere hazırlanıyorlar.
Bir eğitim mentörü olarak bunun ne kadar değerli olduğunu biliyorum.Gençlerin dünyaya açılmasını, farklı kültürlerle karşılaşmasını, kendilerine sunulan seçenekleri keşfetmesini önemsiyorum. Çünkü eğitim, insanın yalnızca bir meslek edinmesini değil, kendisini ve dünyayı daha iyi anlamasını da sağlamalı.
Ama o gün salonda otururken aklımdan şu düşünce geçti:
“Bu kıvılcımlar, alev olarak geri dönmeliler mesajını bugünden hissetmeli ve içselleştirmeliler.”
Peki, bu ne demek?
Yurt dışında eğitim alan her gencin mutlaka Türkiye'ye dönmesi gerektiğini mi söylüyoruz?
Hayır.
Dünyanın dört bir yanında yaşamak, çalışmak, üretmek ve farklı coğrafyalarda kendine bir hayat kurmak da bir tercihtir. Cumhuriyet'in bize kazandırdığı özgüvenin bir parçası da budur. Gençlerimizin dünyanın herhangi bir yerinde var olabilecek donanıma sahip olmalarını istemek, onlara duyduğumuz inancın göstergesidir.
Ancak dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bu gençlerin kendilerini yalnızca bireysel başarıları üzerinden tanımlamamalarını da diliyorum.
Çünkü kıvılcım olmak, bir başlangıçtır.
Alev olmak ise o ışığı başkalarına da taşıyabilmektir.
Geri dönmek, bazen bir ülkeye değil, bir sorumluluğa dönmektir
Belki de Atatürk'ün bu sözünü bugün yeniden düşünmenin zamanı geldi.
Geri dönmek, mutlaka fiziksel olarak bir ülkeye dönmek anlamına gelmeyebilir.
Bazen bir öğrencinin hayatına dokunmaktır.
Bazen dünyanın başka bir yerinde öğrendiğin bir bilgiyi, geliştirdiğin bir fikri, edindiğin bir deneyimi başkalarıyla paylaşmaktır.
Bazen Türkiye'de kurduğun bir girişimle, bazen uluslararası bir araştırmaya katkınla, bazen de yalnızca bulunduğun yerde bu ülkenin insanlarından biri olarak temsil ettiğin değerlerle bir iz bırakmaktır.
Önemli olan, gittiğin yerde yalnızca kendin için bir gelecek kurmak değil, sana bu yolculuğu mümkün kılan değerleri de yanında taşımaktır.
Cumhuriyet'in eğitim idealini bugün anlamlı kılan şey de budur.
Bir zamanlar bir ülkenin geleceği için yola çıkarılan kıvılcımlar, bugün dünyanın dört bir yanına dağılıyor.
Onların önünde artık çok daha geniş bir dünya var.
Ama bu geniş dünyanın içinde, kendilerine duyulan inancı ve bu inancın ardındaki sorumluluğu da hatırlamalarını istiyoruz.
Cumhuriyet'in 103. yılında kendimize soracağımız soru
O gün okulun sahnesinde anlatılan hayatlar bana şunu düşündürdü:
Cumhuriyet'in 103. yılında biz çocuklarımıza yalnızca nasıl başarılı olacaklarını mı anlatıyoruz, yoksa başarılarının başkalarının hayatında nasıl bir karşılık bulabileceğini de düşündürüyor muyuz?
Onlara dünyanın kapılarını açarken, o kapılardan geçtiklerinde yanlarında neleri götürmeleri gerektiğini de söylüyor muyuz?
Çünkü bir ülkenin geleceği, yalnızca sınavlarda yüksek puan alan, iyi üniversitelere kabul edilen, dünyanın en başarılı kurumlarında çalışan gençlerle şekillenmez.
O gençlerin neye inandıkları, neyi önemsedikleri ve öğrendiklerini nasıl kullandıklarıyla da şekillenir.
Cumhuriyet'in eğitim seferberliği, bir zamanlar sınırlı imkânlarla yola çıkan gençlere duyulan inançla başladı.
Bugün ise önümüzde çok daha geniş imkânlara sahip bir kuşak var.
Onlara düşen, bu imkânları kendi hayatlarını kurmak için kullanırken, kendilerinden önce gelenlerin açtığı yolda yeni kapılar da açabilmek.
Oğlumun okulundaki gösteri bittiğinde salondan yalnızca duygulanmış bir anne olarak ayrılmadım. Bir eğitimci olarak da yeniden düşündüm.
Belki de Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamanın en anlamlı yollarından biri, çocuklarımıza yalnızca geçmişte neler başardığımızı anlatmak değil, gelecekte neler başarabileceklerine duyduğumuz inancı da hissettirmektir.
Ve onlara şunu söyleyebilmektir:
Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir kıvılcım olarak yola çıktığınızı unutmayın.
Öğrendiklerinizle, ürettiklerinizle, başkalarının hayatına dokunarak büyüyün.
Çünkü mesele yalnızca bir yere ulaşmak değil.
Bir gün, bir yerlerde, sizin de birilerinin yolunu aydınlatabilmeniz.
Ceren Manas
01.11.2026
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

