Arjantin İki Dehasıyla Sahaya Çıktığı 2010 Yazında Saadetten Çok Uzaktaydı
Bir halkın efsanesi, o halkın umudu olan milli takımı yönetmeye kalktığında bazen taşınamaz bir yükle baş başa kalır.
Diego Armando Maradona için 2008 kışı böyle bir dönüm noktasıydı: 1986'nın tanrısı, artık altından heykelini kendi parlatacak bir başarı elde etmeye çalışacaktı.
Arjantin elemelerde hiç olmadığı kadar kötü gitmiş ve Alfio Basile'nin istifasının ardından federasyon başkanı Julio Grondona'nın aklına Maradona gelmişti.
1994'te de doping ve yasaklı maddeden sonra kurtarıcı diye çağırdıkları Maradona'yı bu kez teknik direktör olarak çağırmışlardı. Sonuç çok farklı olmadı ama oraya kadar yaşananlar da başka kaoslara kapı araladı.
Bolivya'nın yüksek rakımlı havası Arjantin'i çarpmıştı.
Güney Amerika elemeleri, Arjantin için bir onur yürüyüşüne değil, neredeyse bir enkaza dönüştü. La Paz'ın 3.600 metrelik seyrek havasında Bolivya'ya 6-1 yenildikleri gece, ülke genelinde bir yas sessizliği çöktü; bu skor, ulusal futbol hafızalarına bir kâbus olarak kazındı.
Ekvador'da, Brezilya'da tökezleyen takım, son haftaya gelindiğinde doğrudan katılım hakkını garantileyememiş ve dezavantajlı duruma düşmüştü.
Rakip Peru'ydu. Peru'yu kendi evlerinde yenerlerse büyük bir avantaj elde edeceklerdi. Yağmurun futbol oynamayı zorlaştırdığı gecede 89'da gelen beraberlik golüne engel olamadılar. Maç böyle biterse son maçları Uruguay deplasmanındaydı ve Uruguay'ın bir puan altında maça çıkacaklardı.
Maradona'ya yine Tanrı bir kez daha el uzatmış ve 36 yaşında milli takıma yeniden davet edilen Martin Palermo galibiyeti getirmişti.
Uruguay'da Montevideo'nun kasvetli bir gecesinden de galibiyetle çıkan Arjantin alnına leke gibi yazılacak bir Play-Off ihtimalinden kurtulmuştu.
Maradona'nın gözyaşları içinde kalması Arjantin'de çok daha büyük duygusal patlamalara yol açmıştı. Tanrı zorlu bir yoldan onları Dünya Kupası'na göndermişti. Yoksa?
Yoksa bir kez daha mı Maradona kupayı kaldıracaktı?
Maradona ve Messi arasındaki ilişkide hep bir damla gerginlik kendini hissettiriyordu.
Maradona, teknik direktörü olmadan önce Messi'yi 'bireysel' oynamakla, daha da kötüsü Barcelona gibi milli takımı sahiplenmemekle suçluyordu. Tevez ya da Riquelme ile topu paylaşmayı bilse Messi, Arjantin'e istediği kupayı getirebilirdi ama Maradona'ya göre o buna yanaşmıyordu. Maradona'nın prensi Riquelme'ydi.
Arjantin teknik direktörü olduğunda ise Maradona ağız değiştirmişti. Riquelme'nin fiziksel olarak çok geride olduğunu söylemeye başladı, 10 numarayı Messi'ye teslim etti ve buzları da eritmeye çalıştı.
Barcelona'ya Messi'yi ziyarete gitti. Maradona bunun ne demek olduğunu biliyordu, o oyuncuyken de Carlos Bilardo ayağına kadar gidip 'Ne yapmalıyız?' diye sormuştu. O da Messi'ye sordu. Messi ise ya 3-4-1-2'nin ya da 4-3-1-2'nin 1'i olmak istediğini iletti.
Messi 21 yaşındaydı ve Maradona, Messi'ye istediğini vermeye hazırdı.
Dünya Kupası'na rüya gibi başlangıç... Ama bu takım Messi'nin mi Maradona'nın mı?
Afrika kıtasında Arjantin rüya gibi bir başlangıç yapmıştı.
Nijerya'yı 1-0, Güney Kore'yi 4-1, Yunanistan'ı 2-0...
Üç maç, üç galibiyet. Maradona'nın kenardaki teatral duruşu, her golden sonra oyuncularına sarılması, bir babanın gururuyla bir kumarbazın heyecanını aynı bedende taşıyordu. Meksika'yı son 16 turunda 3-1 geçtiklerinde ülke çeyrek finale bir kez daha Maradona'nın kanatlarının altında yürüyerek gidiyordu.
Arjantin, gizli değil Maradona'yla gerçek favorilerden biriydi yeniden.
Messi'nin ise bu aşamaya kadar sadece bir asisti vardı.
Arjantinliler 10 numarayı bir futbolcunun sırtında gördüklerinde bir sevinç bir de korku yaşıyorlardı.
Sevinç kısmı; yeni Maradona'yı bulduk.
Korku kısmı; ya bu da Maradona gibi olmazsa?
Riquelme, Ortega gibi iki net örnek vardı geride.
Messi ve Maradona birlikteliğinin çöküşü...
Cape Town'da Almanya'yla karşılaşma sadece bir maç değil, bir kırılma anıydı. Müller, Klose, Friedrich ve Özil'in inşa ettiği 4-0'lık ağır bir yenilgiyle Arjantin'in kupa yolculuğu sona erdi.
Önceki maçlarda gizli kalan zafiyetler, savunma hattının açıklığı, orta sahanın dengesizliği, oyunun ritmini okuyamayan bir kadro tasarımı... Hepsi bu tek maçta gün yüzüne çıktı. Turnuva sonrası Maradona'nın görevine son verildi; bir efsanenin teknik direktörlük serüveni, tıpkı başladığı gibi ani, duygusal ve biraz da kaotik bir şekilde kapandı.
Arjantin gazetesi Clarin yaşananları, 'Oyuncular Noel Baba2nın olmadığını keşfetti. Maradona, onların olduğunu sandığı şey değildi' diye yazmıştı.
Sadece oyuncular değil de Maradona'nın büyüsünün işe yaramadığı için şok olan, ülke bu haldeydi. Maradona, onlarlaydı ve bu takım Almanya'ya nasıl böyle kaybetmişti. Kimse Maradona'yı suçlayamıyordu.
10 numarayı giyen çocuk? Hiçbir şey yapmamıştı bu turnuvada.
Ülkemizde sadece Gözlerindeki Sır kitabı çevrilen Arjantinli romancı Eduardo Sacheri özetliyordu meseleyi:
'Biz Arjantinlilerin Diego için tuttuğumuz yası sona erdiremememizin suçunu Messi'ye yükleyemeyiz.'
Her şeye rağmen o Diego'ydu...
Messi'yle başarılı olamadılar. Diego, bir bakıma sorumluluğu ona bırakarak ara sırada çıktığı televizyonlarda da ufak ufak Messi'yi eleştirerek geçirdi günlerini.
Maradona aramızdan ayrıldığında ise Messi, onun her şeye rağmen Diego olduğunu anımsatıyordu.
'Bizi bırakıyor ama gitmiyor, çünkü Diego sonsuz.'
Messi o gün çıktığı maçta bir gol atmış ve bu golü de Maradona'nın ruhuna adamıştı. Maradona'nın Newells'taki 10 numaralı formasını giyerek tribünleri selamlamıştı golünden sonra.
Maradona kariyerine bir Dünya Kupası sığdırdı, Messi'nin ikinci için bir şansı daha var.
Herkes şimdi bu eşitliğin bozulup bozulmayacağına da bakacak.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!







Yorum Yazın