700 Bin Yıllık Fil Dişi İlk İnsanların Dünyasını Gösterdi: Meğerse Böyle Yaşıyorlarmış
Bulunan 700 bin yıllık iyi korunmuş bir fil dişi, ilk insanların yaşadığı bölgenin nasıl bir manzaraya sahip olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, dişi tek başına bir hayvan kalıntısı olarak değil, bütün bir ekosistemin kaydı olarak inceledi.
Detaylar 👇
Fil dişi, Ürdün Rift Vadisi'ndeki Gesher Benot Ya'aqov alanında taş aletlerin yanında bulundu.
Fil dişi, Hula Vadisi'nin güneyinde, Ürdün Rift Vadisi'nde yer alan ve ilk insanların taş alet yaptığı tarihöncesi alan Gesher Benot Ya'aqov'dan çıktı. Alanı Tel-Hai Üniversitesi'nden Prof. Dr. Gonen Sharon kazdı. Bir azı dişi ve fildişi parçalarından oluşan kalıntılar, bazalt el baltalarının ve kesici baltaların (cleaver) yanında bulundu. Bu aletler, insanlık tarihinin en eski ve en yaygın taş alet teknolojilerinden biri olan Aşölyen (Acheulean) geleneğine ait.
Hayfa Üniversitesi doktora adayı Hannah Farrell'ın yürüttüğü çalışma Quaternary Science Reviews dergisinde yayımlandı. Hayvan, Pleyistosen'in en büyük kara memelilerinden biri olan düz dişli fil Palaeoloxodon antiquus türüne ait.
Diş üzerindeki izotop, aşınma ve polen analizleri, fil için sulak ve ağaçlı bir ortama işaret ediyor.
Araştırmacılar BT taraması, 3 boyutlu yeniden yapılandırma, mikroskobik aşınma analizi, izotop kimyası ve polen çalışmalarını bir arada kullandı. Mikro-BT taramaları dişin alt çenedeki üçüncü azı olduğunu ortaya koydu. Mine içindeki karbon ve oksijen izotopları, filin suyu bol bir yerde yaşadığını gösterdi. Çiğneme yüzeyindeki aşınma izleri ise ağaç yaprakları ve otlardan oluşan karma bir beslenmeye işaret etti. Hayvanın büyük olasılıkla Ürdün Vadisi'nde, ormanlık alanlarda ve nehir kıyılarında beslendiği belirtiliyor.
Dişin altındaki tortullardan alınan örneklerde Akdeniz ağaçlarının ve açık otlakların poleni bulundu. Ayrıca saz, sazlık bitkileri, söğüt, ılgın ve su bitkileri gibi nehir kıyısı ve sulak alan bitkilerine ait polenler de tespit edildi. Bu veriler, bölgede uzun süre varlığını koruyan ormanlar, otlaklar, bataklıklar, nehirler ve sığ sulardan oluşan bir manzaraya işaret ediyor.
Hula Vadisi, Afrika ile Avrasya'yı bağlayan Levant Koridoru üzerinde istikrarlı bir sığınak gibi görünüyor.
Hula Vadisi, Afrika ile Avrasya'yı birbirine bağlayan kara köprüsü Levant Koridoru'nun içinde yer alıyordu. İlk insanlar ve hayvanlar bu güzergahı kullandı. Bilim insanları koridorun önemini uzun süredir biliyordu ancak Aşölyen döneminde bölgenin bitki örtüsü ve iklimi hakkındaki bilgiler sınırlıydı. Yeni çalışma bu boşluğun bir kısmını dolduruyor. Vadi, hem yaban hayatı hem de oradan geçen insanlar için sürekli su ve yiyecek sunan istikrarlı bir sığınak olarak görünüyor.
Sharon, suyun, bitkilerin ve hayvanların insanların ve yaban hayatının nerede hayatta kalabileceğini belirlediğini söylüyor. Hula Vadisi'nin sulak alanlarını, nehirlerini ve ormanlarını dünyanın en eski göç koridorlarından birindeki yaşamın destekçisi olarak tanımlıyor. İzotop çalışmasını Cheryl Makarewicz, arkeozoolojiyi Nimrod Marom yürüttü. Poleni ise Tel Aviv Üniversitesi'nden Minji Jin ve Dafna Langgut inceledi.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın