Analiz – Otonomi Arayışları Ve Batı'da Türkiye'nin Negatif Temsili
İSTANBUL (AA) -TURGAY YERLİKAYA- Batı’da 2010’lu yıllarda başlayan “otoriterleşme” ve “eksen kayması” eleştirileriyle Türkiye’nin izlediği dış politika arasında bir ilişki söz konusu mu? Türkiye’nin otoriterleşmesi gerekçesiyle mi, yoksa dış politikada izlediği otonom politikalar sonucunda mı bu negatif söylemler ortaya çıkmakta? Türkiye’nin hem bölgesinde hem de uluslararası düzlemde yürüttüğü otonomi arayışları, özellikle Batı’da, konvansiyonel dış politika tarzının değişimi olarak yorumlanıyor. Türkiye’nin süreç içerisinde hem materyal güç kapasitesinin getirdiği imkanlar sonucu ortaya çıkan operasyonel becerisi hem de lider diplomasisi gibi farklı formlarda izlediği siyaset tarzı, dış politikada bazı kırılmalara yol açtığı gibi, “eksen kayması” ve “otoriterleşme” gibi söylemsel tartışmalara da kapı araladı. Hemen her kritik evrede ve Türkiye’nin müdahil olduğu olayda bahse konu söylemlerin kendini göstermesi, bu yönüyle önemli ölçüde otonomi arayışlarıyla ilişkilidir. Öyle ki dış politikada geleneksel adımların dışına taşan ve mevcut hegemonyanın hilafına atılan her adımda, Batı’da yoğun bir eleştiri dalgası yükselmekte. Basın-yayın araçları ve düşünce kuruluşları aracılığıyla kendini gösteren bu dalga, sadece dış politikadaki gelişmelerle de sınırlı kalmıyor, evrenini iç politik gündemiyle de genişletiyor. Tersinden bakıldığında ise Türkiye’nin dış politikadaki hemen her adımı iç politik çekişmelerde bir tema olarak kendine yer buluyor ve hiç olmadığı kadar tartışılıyor.Bir milat olarak Davos2009 yılına kadar hem Batı’da hem de Orta Doğu’da model ülke tartışmalarına konu olan Türkiye’nin “eksenini değiştirdiğine” ve “otoriterleştiğine” dair iddialar, dış politikada yaşanan kırılmalarla eşzamanlı biçimde ilerledi. Nitekim Batı medyasındaki Türkiye temsili, kronolojik ve olay bazlı incelendiğinde, bu tespit daha da anlamlı hale geliyor. Örneğin Türkiye ile İsrail arasında gerilime yol açan Davos Krizi (“one minute” krizi) ve Birleşmiş Milletler’de (BM) İran’a yönelik ambargo görüşmelerinde Türkiye’nin takındığı tavır, bu anlamda bir milat özelliği taşıyor. Her iki olayda da Türkiye’nin izlediği politikanın bölgesel ve küresel aktörlerinkiyle benzeşmemesi, tedrici biçimde artacak olan negatif Türkiye söyleminin köşe taşlarını inşa etmiştir.Benzer biçimde Arap devrimleri esnasında ve sonrasında yaşanan siyasi farklılaşma da çeşitli biçimlerde krizlere yol açmıştır. Örneğin Suriye iç savaşı sürecinde yaşananlar ve Türkiye’nin zaman zaman Esed rejimi üzerinden Rusya’yla, zaman zaman da terör örgütü PYD/YPG üzerinden ABD ile yaşadığı çatışmalar, dış kamuoyunda gerçeklikten bağımsız biçimlerde tartışılmış ve olgulardan ziyade algılar üzerinden şekillenen bir söylem alanı inşa edilmiştir. Buradaki en önemli nokta, Türkiye’nin kendi ulusal güvenliğini tesis etmek adına Rusya ve ABD ile ayrışan otonom politikalarının, farklı söylemsel repertuvarlarla manipüle edilerek mahkûm edilmeye çalışılmasıdır. Örneğin Türkiye’nin sınır güvenliğiyle doğrudan ilişkili olan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi askeri operasyonlar sürecinde, Türkiye’nin DEAŞ’a yardım ettiği iddiaları sıklıkla dile getirilmiştir. Bazen sofistike, bazen de doğrudan farklı söylemsel stratejiler işletilerek, bir yandan Türkiye “DEAŞ’a yardım eden ve terörü destekleyen bir ülke” olarak takdim edilmiş, diğer yandan da PKK’nın Suriye’deki türevi YPG meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Nitekim YPG Suriye iç savaşı boyunca “DEAŞ’a karşı mücadele eden meşru bir güç” olarak konumlandırılmış ve “terörle mücadelede” aktif rol üstlendiği yönünde söylemler üretilmiştir. Öyle ki örgüt üyesi kadınlar, uluslararası dergilerde “özgürlük savaşçısı” olarak çerçevelenmiş ve kadın imgesi üzerinden bir direniş miti oluşturulmuştur.Libya’daki iç savaşLibya’da General Halife Hafter’in meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) darbeyle ortadan kaldırma girişimleriyle başlayan ve Mısır, Rusya ve Türkiye gibi aktörlerin dahil olmalarıyla bambaşka bir noktaya evrilen süreç, Batı basınında süregelen negatif Türkiye imgesini besleyecek örnekler teşkil etmektedir. Nitekim meşru hükümetin isteğiyle sürece dahil olan Türkiye, uluslararası kamuoyunda, bölgedeki petrolleri ele geçirmeyi hedefleyen emperyal bir ülke olarak kategorize edilmiştir. Suriye iç savaşı ve DEAŞ’a yardım iddialarının devamı olarak, İdlib’deki cihatçı grupların Libya’ya taşındığı ve Türkiye’nin bu gruplar üzerinden sınır ötesi operasyonlar yaptığı suçlamaları da her olayda revize edilerek güncelleştirilmektedir. Söz konusu iddiaların sadece Batı basını ile sınırlı kalmadığı, (Türkiye’nin hem Suriye’de hem de Libya’da Rusya ile farklı politikalar izlemesi sonucunda) bu iddiaların Rus menşeli diplomatik ve gayrı resmî mecralar üzerinden de dolaşıma sokulduğu görülüyor. Güvenliğini sınırlarının ötesinde inşa etmeyi amaçlayan ve Doğu Akdeniz’de yasal iddiaları gerekçesiyle ısrarcı olan Türkiye’nin, “Orta Doğu bataklığına” asker gönderen bir ülke olarak resmedilmesi de benzer söylemlerin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.Dağlık Karabağ işgaliBir işgal girişimiyle başlayan ve fiilî olarak devam eden Karabağ olayına ek olarak Ermenistan’ın Eylül ayının son günlerinde Azerbaycan topraklarına saldırması, Azerbaycan ve Ermenistan arasında var olan gerilimin yükselmesine neden oldu. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını geri almak için yürüttüğü başarılı askeri operasyonlar sonrasında, Türkiye’nin süreçteki rolü sorgulamaya açılmış ve gerçekliği olmayan manipülatif içerikler bu olay ekseninde de tedavüle sokulmuştur. İlk evrede Batılı basın organlarında karşımıza çıkan ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi adında bir örgütün raporuna dayanarak ortaya atılan iddia, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’a paralı askerler göndererek sürece doğrudan müdahil olduğudur. “Güvenli kaynaklara” atıfla ortaya atılan bu iddia, herhangi bir somut gerçekliğe tekabül etmediği gibi, Türkiye’yi de uluslararası mecralarda zora sokmayı hedefleyen bir söylem alanı yaratmaktadır.Suriye iç savaşı, Libya’da meşru hükümeti devirmeyi hedefleyen darbe girişimi ve Ermenistan’ın Azerbaycan’a hukuksuz saldırıları gibi örnek olaylarda, Türkiye’nin izlediği politikaların gerçeklerle bağdaşmayan iddia ve ithamlara konu olması, hiç kuşkusuz Türkiye’nin bağımsız dış politika anlayışının sonucudur. Özellikle son dönemlerde Batı basınında ve kamuoyundaki Türkiye içerikli tartışmalara bakıldığında, gerçekliği olmayan manipülatif içeriklerin hemen her kritik evrede dolaşıma sokulduğu biliniyor. Nihai kertede şu sonuç ortaya çıkıyor: Türkiye’nin 2010’lu yıllarda başlayan ve geleneksel ittifakların dışında bir siyaseti ortaya koyan otonom politikaları Batı basını ve kamuoyunda ciddi rahatsızlıklara sebep olmuştur. Öyle ki sadece bahsi geçen bölgesel ve küresel gelişmeler bir kenara, 2013 Gezi Parkı protestoları, 15 Temmuz darbe girişimi ve 2017 cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi gibi iç politikayı ilgilendiren konularda bile ciddi bir müdahillik söz konusu olmuş ve Türkiye’deki hemen her olaya doğrudan taraf olunmaya çalışılmıştır.Batı’da özellikle düşünce kuruluşları ve basın mecraları üzerinden kendisini gösteren ve “otoriterleşme” tartışmalarına kapı aralayan Türkiye karşıtı bu dalga, büyük ölçüde Türkiye’nin bağımsız dış politika anlayışıyla ilişkilidir. Bu sebeple, Türkiye içerikli haber ve tartışmaların önemli bir bölümü, olgusal bir gerçekliği ihtiva etmediği gibi, var olan gündemleri de manipüle etmeyi hedefliyor.[İletişim teorileri, oryantalizm ve İslamofobya konuları üzerine uzmanlaşan ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi olan Dr. Turgay Yerlikaya, aynı zamanda SETA Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır]
Mersin'de Sahte İçkiye Karşı "Yıldırım" Operasyonu
MERSİN (AA) - Mersin polisinin sahte içkiye karşı başlattığı 'Yıldırım' operasyonunda, içerisinde metanole rastlanan 700 litre etil alkol ele geçirildi, 4 kişi gözaltına alındı.Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kent genelinde sürdürülen sahte içki denetimleri sırasında, kargo aracılığıyla farklı kentlerde yaşayan 6 kişiye etil alkol gönderileceği bilgisine ulaştı. Firmanın Akdeniz ilçesindeki şubesinde yürütülen çalışmaları takibe alan ekipler, şüpheliler B.O, Y.A. ve A.K'nin yanlarında getirdikleri 6 koliyi inceledi.Kolilerde 120 litre etil alkol ele geçiren ekipler, 3 şüpheliyi gözaltına aldı.Etil alkollerden alınan örneklerde yüksek oranda metanole rastlanması üzerine ekipler, sahte içkiye karşı 'Yıldırım' operasyonu başlattı.Şebekenin deposuna ulaşan ekipler, burada da içerisinde metanol bulunan 580 litre etil alkol ile içki yapımında kullanılan aroma, kit, anason ve etiket ele geçirdi.Şebeke üyesi A.A. da ikametinde gözaltına alındı.
İzmir'de Deaş Operasyonunda 7 Kişi Gözaltına Alındı
İZMİR (AA) - İzmir'de terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda Suriye uyruklu 7 şüpheli gözaltına alındı.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ile İstihbarat Şubesi koordinesinde belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.Operasyonda, Suriye uyruklu 7 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin, terör örgütününün Suriye ve Irak'taki üyeleriyle bağlantılı oldukları ve kent genelinde faaliyet yürüttükleri belirtildi. Zanlılar, sorgulamak üzere emniyete götürüldü.Bir şüphelinin yakalanması için çalışmaların devam ettiği öğrenildi.
Emekli Torna Tesviye Ustası 9 Enstrüman Üretiyor
BİNGÖL (AA) - Bingöl'de yaşayan emekli torna tesviye ustası Ali Rıza Gökçan, evinin giriş katına kurduğu atölyede 9 çeşit enstrüman üretiyor.Çocuk yaşlarda gittiği İstanbul'da 43 yıl torna tesviye işinde çalışan 65 yaşındaki Gökçan, 8 yıl önce emekli oldu.Memleketi Bingöl'e dönen ve Yayladere ilçesinde babasından yadigar kalan evin giriş katını, kendi imkanlarıyla atölyeye dönüştüren Gökçan, tüm zamanını burada geçiriyor.Müziğe ilgi duyması nedeniyle hiç eğitim almadan enstrüman üretmeye karar veren Gökçan, 8 yıldır bağlama, kemane, keman, zurna, mey, balaban, dilli flüt, kaval ve davul yapıyor.'Müzikte stres yok'Gökçan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müziğe ilgi duyduğunu belirterek, bu nedenle emeklilik yaşamında enstrüman üretmeye karar verdiğini söyledi.Torna ustası olarak çalıştığı dönemde de arada bir mey yaptığını anlatan Gökçan, enstrüman yapımını memleketi Yayladere'de sürdürmeye karar verdiğini aktardı.Gökçan, kurduğu atölyede hiçbir eğitim almadan 8 yıl önce müzik enstrümanları yapmaya başladığını dile getirerek, 'Müzikte stres yok. Bu işi severek yapıyorum. Hiçbir eğitim almadan kendim enstrüman yapımını öğrendim. Tüm enstrümanları amatörce çalabiliyorum.' dedi.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle evinden hiç ayrılmadığını, tüm zamanını enstrüman yaparak değerlendirdiğini kaydeden Gökçan, 'Yaşım ilerlediği için kurallara uymam gerekiyor. Bu atölyede huzur buluyor, zamanı burada değerlendiriyorum. Bu atölyeye girdiğimde stresim kalmıyor. Kendimi burada huzurlu hissediyorum.' diye konuştu.Gökçan, bu işi para kazanmak için yapmadığını dile getirerek, enstrümana fazla talep olmadığını aktardı.'100 lira harcarım, 50 lira ya kazanırım ya kazanmam. Benim amacım para kazanmak değil.' diyen Gökçan, yılda kimi zaman 2 enstrüman sattığını kaydetti.
Kocaeli'de Kovid-19 Tedbirlerine Uymayan 153 Kişiye Para Cezası
KOCAELİ (AA) - Kocaeli'de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uymadıkları gerekçesiyle 153 kişiye para cezası verildi.İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Kovid-19 salgınının yayılmasının önlenmesine yönelik çalışmalar kapsamında 20 bin 25 kişi kontrol edildi, 1393 iş yeri denetlendi.Denetimlerde karantina ihlali yapan 4, sosyal mesafe kuralına uymayan 2 ve maske takmayan 147 kişi ile tedbirlere uymayan 2 iş yerine idari para cezası uygulandı.Ayrıca çeşitli suçlardan aranan 84 şüpheli de yakalandı.
Ak Parti Genel Sekreteri Şahin'den, Aym Üyesi Yıldırım'ın Paylaşımına Tepki:
ANKARA (AA) - AK Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin, sosyal medyada yaptığı paylaşımla tepki çeken Anayasa Mahkemesi Üyesi Engin Yıldırım'ın 'cübbesini asması' gerektiğini bildirdi. Şahin, Twitter'dan Anayasa Mahkemesi (AYM) Üyesi Engin Yıldırım'ın sosyal medyadan yaptığı paylaşıma ilişkin, şunları kaydetti:'Milletimizin hafızasına kötü bir şekilde kazınmış ışık metaforu ile bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmiş, cuntadan ve vesayetten yana olmuş, yargısal aktivizm sevdalısı, ara rejim heveslisi muhtıracı AYM üyesi jüristokratların yapması gereken bellidir, cübbesini asmak.'
Reklam
"TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması 2020"Nin Jürisi Açıklandı
İSTANBUL (AA) - TRT'nin bu yıl 6.'sını düzenlediği 'TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması'nın değerlendirme jürisi belli oldu. TRT'den yapılan açıklamaya göre, gelecek haftalarda salgın koşullarına uyarlanmış yepyeni bir formatla TRT 2 ekranlarında seyirci karşısına çıkacak yarışmanın bu yılki jüri listesinde birbirinden değerli isimler yer alacak.Jüri üyeleri, yarışmacıların eserlerini titizlikle değerlendirerek ödüle hak kazananları belirleyecek. Yarışma kapsamında her alt kategori için 6 değerlendirme jürisi olmak üzere 11 alt kategori için toplamda 66 jüri üyesi görev yapacak. Böylece ödül alan her bir eser, 11 farklı görüşün değerlendirmesinin sonucunda derecelendirilecek.Türkiye, Balkanlar, KKTC ve Orta Asya ülkelerinde iletişim eğitimi alan ön lisans ve lisans öğrencilerinin yanı sıra güzel sanatlar, sosyal bilimler ve meslek yüksek okullarındaki iletişim alanında eğitim gören lisans öğrencilerinin 2019-2020 öğretim yılı içinde hazırladıkları eserlerle katıldıkları yarışmada ödül tutarları, birinciler için 6 bin lira, ikinciler için 5 bin lira ve üçüncüler için 4 bin lira olarak belirlendi. Jüri değerlendirmeleri sonrasında finalistler özel bir program ile duyurulacak.'TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması 2020'de jüri üyesi olarak yer alacak isimler şu şekilde: Radyo Yayıncılığı-Radyo Programı kategorisinde Acar Acartürk, Can Doğan, Füsun Alkan (Gönül Dostu Füsun), Geveze, Tülay Tüzün, Talha Bora Öge, Radyo Yayıncılığı-Radyo Drama kategorisinde Ahmet Akçakaya, Ali Düşenkalkar, Lütfi Kılınç, Mazlum Kiper, Onur Erbilen, Servet Pandur, Radyo Yayıncılığı-Radyo Belgeseli kategorisinde Ahmet Yeşiltepe, Cengiz Tünay, Esin Yolçınar, Harun Yöndem, Merdan Güven, Özay Şendir, Televizyon Yayıncılığı-Televizyon Programı kategorisinde Eser Yenenler, Kurtuluş Zeydan, Kübra Par, Okan Bayülgen, Pelin Çift, Selman Yılmaz, Televizyon Yayıncılığı-Belgesel Film kategorisinde Alin Taşcıyan, Bülent İnal, Ensar Altay, Ertuğrul Karslıoğlu, Süleyman Tezgel, Zeynep Keçeciler, Televizyon Yayıncılığı-Kısa Film kategorisinde Cemil Yavuz, Elif Dağdeviren, Faruk Güven, Hülya Koçyiğit, Mehmet Açar, Osman Nail Doğan, Haber Yayıncılığı-Televizyon Haberi kategorisinde Ahmet Hakan Coşkun, Deniz Bayramoğlu, Hakan Çelik, İhsan Yılmaz, Seda Öğretir, Yahya Bostan, Haber Yayıncılığı-İnternet Haberi kategorisinde Ahmet Görmez, Bora Bayraktar, Ercan Gürses, Ersin Çelik, İbrahim Altay, Mete Çubukçu, İnternet Yayıncılığı-İnternet Sitesi kategorisinde Arda Kutsal, Hakan Söğüt, Hakkı Alkan, Levent Erden, İsmail Halis, Yusuf Özhan, İnternet Yayıncılığı-Sosyal Medya Projesi kategorisinde Adem Metan, Bora Yıldırım, Emre Meriç, Muhammed Mennan Şahin, Murat Soner, Ömer Karaca, Ev Hayat Dolu kategorisinde Birol Güven, Bora Durmuşoğlu, Günseli Kato, İsmail Fidan, Prof. Dr. Sinan Canan, Ümit Gökçe yer alacak.
Reklam
Meksika'dan 321 Milyon Dolarlık Kovid-19 Aşısı Siparişi
MEXICO CITY (AA) - Meksika'nın, İngiltere, ABD ve Çin'de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşı çalışmaları yürüten 3 şirkete 321 milyon dolar değerinde aşı siparişi verdiği bildirildi.Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, Devlet Başkan Andres Manuel Lopez Obrador'un İngiltere'den 'AstraZeneca', ABD'den 'Pfizer' ve Çin'den 'CanSino Biologics' ile 146 milyon dozluk Kovid-19 aşısı satın alma anlaşması imzaladığını duyurdu.Ebrard, 3 ülkeden yapılan koronavirüs aşısı siparişiyle Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri ve dünyadaki diğer ülkelerle aynı koşullarda aşı arzını güvence altına aldıklarını belirtti.Anlaşma kapsamında Meksika'nın şirketlere 321 milyon dolarlık ödemenin 159 milyon dolarını yaptığı, geri kalanını ise yıl sonuna kadar ödeyeceği kaydedildi. Koronavirüs aşısının bulunması durumunda Meksika hükümeti, 2021'in sonuna kadar 116 milyon kişiye koronavirüs aşısı yapmayı planlıyor.Aşılama faaliyetleri kapsamında önceliğin sağlık çalışanlarıyla, ciddi sağlık sorunları bulunanlara tanınacağı ifade ediliyor.Meksika 84 bin 400 ile dünyada Kovid-19 kaynaklı en fazla ölümün gerçekleştiği 4'üncü ülke olurken, vaka sayısında ise 825 bin 340 ile 9'uncu sırada yer alıyor.
Ankara Garı Katliamının Cezaları Onandı
10 Ekim Katliamı'na ilişkin yürütülen davada 9 sanığa verilen 101'er kez ağırlaştırılmış müebbet, 9 sanığa da örgüt üyeliğinden değişik yıllarda verilen hapis cezaları onandı.
8. Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin Jüri Üyeleri Belli Oldu
İSTANBUL (AA) - Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 8'inci Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin jüri üyeleri açıklandı. 29-31 Ekim'de gerçekleştirilecek festivalde, Ulusal Kısa Film Yarışması Jüri Başkanı Türkiye Sinema ve Audiovisuel Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Elif Dağdeviren oldu. Ulusal Kısa Film Yarışması kategorisinin diğer jüri yeleri ise Görüntü Yönetmenleri Derneği (GYD) kurucu üyesi Engin Özkaya, yönetmen Banu Sıvacı, dizi ve tiyatro oyuncusu Sermet Yeşil ile oyuncu Beste Bereket olarak belirlendi.
Reklam
8. Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin Jüri Üyeleri Belli Oldu
İSTANBUL (AA) - Anadolu Sinemacılar Derneği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla düzenlenen 8'inci Kayseri Altın Çınar Film Festivali'nin jüri üyeleri açıklandı. 29-31 Ekim'de gerçekleştirilecek festivalde, Ulusal Kısa Film Yarışması Jüri Başkanı Türkiye Sinema ve Audiovisuel Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Elif Dağdeviren oldu. Ulusal Kısa Film Yarışması kategorisinin diğer jüri yeleri ise Görüntü Yönetmenleri Derneği (GYD) kurucu üyesi Engin Özkaya, yönetmen Banu Sıvacı, dizi ve tiyatro oyuncusu Sermet Yeşil ile oyuncu Beste Bereket olarak belirlendi.
Galata Kulesi Bir Haftada 15 Binden Fazla Ziyaretçi Ağırladı
ANKARA (AA) - Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan restorasyon sonrası kapılarını bir hafta önce yeniden açan tarihi Galata Kulesi bir haftada toplam 15 bin 685 kişiyi ağırladı.Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un geçen hafta açılışını yaptığı tarihi Kule, uygulanan sıkı salgın önlemlerine rağmen ziyaretçi akınına uğruyor. Restorasyon sonrası kapılarını yeniden açan tarihi Galata Kulesi'ni bir haftada 15 bin 685 kişi ziyaret etti.Cenevizlilerden Osmanlı'ya tarihin derin izlerini günümüze yansıtan dünyanın en eski kulelerinden Galata Kulesi'ni Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan açılışın ertesi günü 1687 kişi gezdi.İstanbul'un seyir terası olarak nitelendirilen ve Müzekart ile ziyaret edilebilen Galata Kulesi'ne ikinci gün 1749 kişi geldi.Her geçen gün daha fazla ziyaretçi ağırlamaya başlayan Galata Kulesi'nde üçüncü gün rakamı ise 1819 oldu.Ziyaretçi sayılarını hafta sonunda ikiye katlayan Galata Kulesi'nden cumartesi günü 3 bin 225, pazar günü de 3 bin 158 kişi İstanbul'u izledi.Bu haftaya 2 bin 96 ziyaretçi ile başlayan Kule'yi dün 1951 kişi gezdi.Salgında ziyaretler kontrollü Lokanta, restoran gibi eklentilerin kaldırıldığı, müzeye dönüştürülen Galata Kulesi, Kültür ve Turizm Bakanlığının restorasyonu ile yepyeni bir düzenlemeye kavuştu.Geçmişten günümüze misafirlerini sergi alanıyla tarihi bir yolculuğa çıkaran Kule'ye ziyaretçiler Kovid-19 tedbirleri nedeniyle kontrollü olarak kabul ediliyor.Sosyal mesafe ve maske kullanımına özen gösterilen Galata Kulesi’nde salgın sonrası günlük ziyaretçi rakamlarının 4 binleri geçmesi bekleniyor.
Emlakçılık Faaliyetlerinde Yeni Düzen
ANKARA (AA) - Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, taşınmaz ticaretine ilişkin yönetmelik değişikliğiyle, emlakçılık faaliyetlerinde hizmet kalitesinin artırılmasını, haksız rekabetin ortadan kaldırılmasını ve kayıt dışılığın önlenmesini amaçladıklarını belirterek, artık yetki belgesi almadan emlakçılık faaliyeti yapılamayacağını ve belgesi bulunmayan işletmelerin ilan sitelerine üye olamayacağını bildirdi. Ticaret Bakanlığının 'Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'i Resmi Gazete'de yayımlandı. Bakan Pekcan, yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu yönetmelik değişikliği ve oluşturulacak sisteme ilişkin bilgi verdi. Emlakçılık sektörüne yönelik düzenlemenin, sektör temsilcilerinin yanı sıra ilgili tarafların görüş ve katkıları alınarak hazırlandığını bildiren Pekcan, 'Düzenlemeyle emlakçılık faaliyetlerinde hizmet kalitesinin artırılmasını, haksız rekabetin ortadan kaldırılmasını ve kayıt dışılığın önlenmesini amaçlıyoruz.' ifadesini kullandı. Pekcan, bu sayede emlakçılık faaliyetlerinin adil rekabet koşullarında, kolay, hızlı ve güvenli bir ortamda yapılmasını sağlamayı ve sektörün daha nitelikli hale getirilerek sağlıklı bir işleyişe kavuşturulmasını hedeflediklerini belirtti.Geçen yıl yaklaşık 2 milyon 400 bin gayrimenkul satışı yapıldığına ve bu satışların kayıtlı ekonomik değerinin yaklaşık 390 milyar lira olduğuna dikkati çeken Pekcan, şu değerlendirmede bulundu:'Ülkemizde gayrimenkul satışlarının yüzde 50’si emlak işletmeleri aracılığıyla yapılıyor ve emlakçılık faaliyetinde bulunan 60 binin üzerinde işletme bulunuyor. Buna karşın kayıt dışı faaliyetler nedeniyle bu sayının çok daha üzerinde kişinin taşınmaz alım satımı ile kiralanmasına aracılık ettiği tahmin ediliyor. Yaptığımız düzenlemeyle şeffaf, hesap verebilen ve kayıt altında bir emlakçılık sektörü oluşturulmasını ve sektörün yakından takip edilerek haksız rekabetin ortadan kaldırılmasını amaçlıyoruz.'Kayıtlı ve nitelikli emlakçılığın kapıları açılıyorHalihazırda faaliyetteki emlak işletmelerine yetki belgesi almaları için verilen geçiş sürecinin 31 Ağustos 2020'de sona erdiğini belirten Pekcan, yetki belgesi almadan emlakçılık faaliyetinde bulunulamayacağını, yetki belgesi olmadan emlakçılık yapanlar hakkında idari yaptırım uygulanacağını bildirdi.Pekcan, daha önce bir iş yerinde birden fazla emlak işletmesi faaliyet gösterse dahi bunlardan yalnızca biri için yetki belgesi verildiğini ifade ederek, bundan böyle aynı iş yerinde faaliyet gösteren tüm işletmeler için ayrı ayrı yetki belgesi verileceğine dikkati çekti.Bu sayede, hem işletme ve sözleşmeli işletme ilişkisinin takip edileceğini hem de sektördeki tüm aktörlerin belgelendirilerek bu alanda faaliyet gösterenlere ilişkin net verilere ulaşılacağını vurgulayan Pekcan, gelişmiş emlak piyasası bulunan ülke örneklerinde olduğu gibi Türkiye'de de emlakçılık faaliyetlerinin eğitimli, gerekli yetkinliğe ve iş tecrübesine sahip kişiler marifetiyle yürütüleceğini bildirdi. Pekcan, şunları kaydetti:'Bundan böyle, yeni bir emlak işletmesi açılabilmesi için taşınmaz ticareti konusunda en az 100 saatlik eğitim alınması ve mezuniyet durumuna göre en az 12 ay veya 6 ay emlak danışmanlığı yapılmış olması gerekmektedir. En az 100 saatlik mesleki eğitim almayanlar ve mesleki deneyime sahip olmayanlar emlak işletmesi açamayacak. Ayrıca, emlak işletmesi sahipleri ile şirket yetkililerinin Seviye 5, emlak işletmesinde sigortalı çalışanların ise Seviye 4 mesleki yeterlilik belgesi ile faaliyet gösterme yükümlülüğü olacak. Bu sayede sektördeki iş gücünün niteliğine önemli katkı sağlanacak ve tüketicilerin daha kaliteli hizmet alması mümkün olacak.'Hizmet bedeli sınırı etkin şekilde denetlenecek2018 yılında alım satıma aracılıkta hizmet bedeli üst sınırının yüzde 4, kiralamaya aracılıkta ise bir aylık kira bedeli olarak belirlendiğini belirten Pekcan, geçen 2 yıllık süreçte, vatandaşlara ek hizmetler veriyormuş gibi göstererek bu sınırların üzerinde hizmet bedeli tahsil eden emlak işletmelerinin görüldüğünü ve bu duruma kesinlikle müsaade edilmeyeceğini vurguladı.Pekcan, 'Emlak alım satımına aracılıkta yüzde 4 olan hizmet bedeli üst sınırı ile kiralamaya aracılıkta bir aylık kira bedeli olarak uygulanan hizmet bedeli üst sınırı etkin şekilde denetlenecek ve vatandaşlarımızdan bu sınırların üzerinde hizmet bedeli tahsil eden emlakçılara idari yaptırım uygulanacak ve bu uygulamada ısrar eden işletmelerin yetki belgeleri iptal edilecek.' ifadelerini kullandı.Bakan Pekcan, bu sayede, hizmet kalitesinin artırılmasına ve tüketici mağduriyetlerinin önlenmesine katkı sağlanacağını ve mevzuata uygun faaliyet göstermeyen işletmelerin sektörden arındırılacağını bildirdi.'Tüketiciyi yanıltıcı ilanlara son'Taşınmaz ticaretine yönelik ilanlara ilişkin de ilk kez düzenleme yapıldığına dikkati çeken Pekcan, 'Yetki belgesine sahip olmayan işletmeler ilan sitelerine üye olamayacak.' bilgisini verdi.Pekcan, tüm ilanlarda yetki belgesi numarasına yer verilmesi ve yetki belgesindeki işletme adı veya unvanının kullanılmasının zorunlu olacağını belirterek şunları ifade etti:'Taşınmaz ilanlarında, taşınmaza ilişkin bilgilerin eksik veya yanlış verilmesi ya da harita üzerinde taşınmazın yerinin hatalı işaretlenmesi gibi tüketicileri yanıltıcı hiçbir bilgiye yer verilemeyecek. Bu yükümlülüklere uymayan işletmelere Bakanlığımızca idari para cezası uygulanacak. Diğer taraftan, işletmelerin taşınmaz satış ilanlarının yayınlandığı ilan siteleri, yetki belgesine sahip olmayan işletmeleri üye yapamayacak, ilanlara ilişkin talep ve şikayetleri etkin şekilde sonuçlandıracak, ilan ve üyeliklere ilişkin ihtiyaç duyulan tüm bilgileri Bakanlığa iletecek. Vatandaşlarımızın, ticari faaliyet kapsamında olmayan taşınmaz ilanlarına ise herhangi bir kısıtlama getirilmemektedir. Bu ilanlar eskiden olduğu gibi verilmeye devam edilecek. Yapılan düzenlemeler sayesinde yetkisiz verilen ve aldatıcı niteliği bulunan ilanların sebep olduğu haksız rekabet ve tüketici mağduriyetleri önlenirken, yetki belgesiz ticari faaliyetler de Bakanlıkça takip edilerek cezalandırılabilecek.''Yetki belgesine ilişkin süreçlerde dijitalleşme artırılarak bürokrasi azaltılıyor'Bugüne kadar yaptıkları tüm düzenlemelerde olduğu gibi ticarete ilişkin süreçlerde de bürokrasinin azaltılması için büyük gayret sarf ettiklerini belirten Pekcan, düzenlemeyle yetki belgesi verilmesi ve yenilenmesinde de bürokratik süreçlerin azaltıldığını bildirdi.Pekcan, 'Bugüne kadar hem belediyeler hem de ticaret il müdürlükleri tarafından iki ayrı iş yeri kontrolü yapılmakta iken bundan böyle kontrol yalnızca belediyeler tarafından ruhsat düzenlenmeden önce yapılacak.' bilgisini verdi. Yetki belgesine ilişkin işlemlerin tamamının Bakanlığın internet adresi üzerinden ulaşılabilen Taşınmaz Ticareti Bilgi Sistemi'nden (TTBS) gerçekleştirileceğini kaydeden Pekcan, 'İl müdürlüklerimiz, ilgili tüm kurumların mevcut elektronik sistemleriyle sağlamış olduğumuz entegrasyonlar sayesinde başvuruları hızlı biçimde sonuçlandıracak. Ayrıca vatandaşlarımız da bu sistem üzerinden bir emlak işletmesinin yetki belgesine sahip olup olmadığını sorgulayabilecek. Bu sayede daha kolay, hızlı, güvenli ve şeffaf emlakçılık sektörünün temelleri atılmış olacak.' ifadelerini kullandı. Taşınmaz ticaretine konu hizmetlerin çerçevesi çiziliyorDüzenlemeyle, taşınmaza yönelik alım satım ve kiralama hizmetleriyle birlikte verilebilecek hizmetlerin çerçevesinin çizildiğine dikkati çeken Pekcan, sektörün en çok talep ettiği konuların başında gelen yetki belgesine sahip işletmelerin tapu ve kadastro müdürlükleri, vergi dairesi müdürlükleri, belediyeler ve diğer kurumlardaki işlemlere aracılık etme ve bu kurumlardan bilgi ve belge temin etme taleplerinin de yönetmeliğe eklenen hükümle karşılandığını kaydetti.
Reklam
Tunceli'de Teröristlerin Kullandığı 5 Sığınak İmha Edildi
TUNCELİ (AA) - Tunceli'nin Ovacık ilçesinde, güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonda, teröristlerin kullandığı 5 sığınağın imha edildiği bildirildi.Valilikten yapılan açıklamaya göre, Ovacık kırsalında İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince operasyon düzenlendi.Operasyonda, terör örgütü mensupları tarafından kullanılan 5 sığınak imha edildi.Sığınaklarda, 1125 kilogram un, 125 kilogram şeker, 140 kilogram pirinç, 200 kilogram peynir, 40 kilogram turşu, 170 paket makarna, 100 kilogram zeytin, 90 litre sıvı yağ, 56 kilogram helva, 120 kilogram bulgur, 90 kilogram tütün, 20 kilogram çay, 105 kilogram tuz, 6 kilogram reçel, 17 paket maya, 5 kilogram salça, 48 kilogram kahvaltılık çikolata, 2 tüplü sac, 100 metre kablo, 4 testere, 5 küçük tüp, 1 büyük tüp, 140 pil, 4 bant, 20 çift çorap, 150 metre branda, 360 metre sera naylonu, 2 şemsiye ve çok miktarda yaşam malzemesi ele geçirildi.
Lübnanlı Şiilerden, İsrail'le Sınır Anlaşmazlığı Müzakerelerine Katılacak Heyette Sivillerin Olmasına Tepki
BEYRUT (AA) - Lübnan'daki Şii Emel Hareketi ve Hizbullah, İsrail'le sınırı belirleme müzakerelerinde yer alacak heyette sivil isimlerin yer almasının kabul edilemeyeceğini bildirdi.Lübnanlı Şii ikiliden yapılan yazılı açıklamada, bugün ülkenin güneydeki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) karargâhında İsrail'le gerçekleştirilecek sınır anlaşmazlığı dolaylı müzakerelerinde Lübnan'ı temsil edecek heyetin tümüyle askeri yetkililerden oluşması beklendiği belirtildi.Meclis Başkanı Nebih Berri'nin, 'çerçeve anlaşmasını' duyurduğu sırada iki ülke arasında yapılacak müzakerelerde 1996'daki anlaşma ile BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının temel alınacağının altını çizdiğine işaret edilen açıklamada, dolayısıyla bu doğrultuda sadece askeri yetkililerden oluşması beklenen Lübnanlı 4 kişilik heyette sivil isimlerin yer almasının kabul edilemeyeceği ifade edildi.Siyasi ve ekonomistlerin heyette yer almasının, İsrail'in istediği 'normalleşme çeşitlerinden biri' olarak öne çıktığı savunulan açıklamada, Emel Hareketi ve Hizbullah'ın, Lübnan'ın bu karardan vazgeçmesi ve 'çerçeve anlaşması'yla uyumlu bir heyetin oluşturulması talebinde bulunduğu aktarıldı.İsrail ve Hizbullah, ABD'nin diplomatik çabaları sonucu Nisan 1996'da askeri çekişmeye son veren bir anlaşmaya varmıştı.İki ülke arasındaki sınır ihtilafının çözümü için 2010'dan beri ABD'li yetkililerle süreci yöneten Lübnan Meclis Başkanı Berri, BM himayesinde İsrail'le hem kara hem deniz sınırlarını belirleme müzakereleri için 'çerçeve anlaşmasına' varıldığını duyurmuştu.Müzakerelerin Lübnan'ın güneyindeki UNIFIL karargâhında yürütüleceğini aktaran Berri, yıllardır sürdürdüğü görevini artık müzakerelerde Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın öncülüğünde Lübnan'ı temsil edecek orduya bıraktığını belirtmişti. Lübnan Cumhurbaşkanlığı, önceki gün kara ve deniz sınırını belirleme müzakerelerinde ülkeyi temsil edecek 4 kişiden oluşan heyeti açıklamıştı.Pilot Tuğgeneral Bessam Yasin'in başkanlık edeceği teknik heyetin, Deniz Albay Mazin Basbus, Lübnan Petrol Kurumu Üyesi Visam Şubat ve uzman Necib Mesihi'den oluştuğu kaydedilmişti.Lübnan Cumhurbaşkanlığı'ndan dün yapılan açıklamada ise BM himayesinde İsrail'le yürütülecek müzakerelerin ilk aşamasının 'teknik ve deniz sahasıyla' sınırlı olacağı duyurulmuştu.İki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığıLübnan ile İsrail arasında yaklaşık 860 kilometrekarelik deniz sahası anlaşmazlığı bulunuyor.İki ülke de bu bölgenin kıta sahanlığında hak iddia ediyor. İsrail, Lübnan hükümetinin lisanslama sürecine başladığı beş bloktan üçünün, İsrail kıta sahanlığı sınır bölgesinde yer aldığını iddia ediyor.İsrail ayrıca, 87 kilometre uzunluğundaki Lübnan'ın kara sınırında da Şeba Çiftlikleri ile diğer bazı bölgelerdeki işgalini sürdürüyor.
Reklam
Anayasa Mahkemesi Olağanüstü Toplanacak
ANKARA (AA) - Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, hakkındaki ihlal kararına rağmen Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına hükmeden İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı üzerine saat 14.00'te olağanüstü toplanacak. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, durdurulan MİT tırları görüntülerini Cumhuriyet gazetesine verdiği iddiasıyla yargılandığı davada 'gizli kalması gereken bilgileri açıklamak' suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası verilen ve milletvekilliği düşürülen Enis Berberoğlu'nun, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının oy birliğiyle ihlal edildiğine hükmetmişti.Yüksek Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermişti.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, dün Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına yer olmadığına hükmetti. Kararda, Anayasa Mahkemesinin yerindelik denetimi yapamayacağı ve yetkisini aştığı ileri sürüldü.Bu karar üzerine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, saat 14.00'te olağanüstü toplantıya çağrıldı. Toplantı sonrasında yazılı açıklama yapılması öngörülüyor.Öte yandan, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi kararının ardından Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım'ın sosyal medya hesabından yaptığı ve tepkilere neden olan 'Işıklar yanıyor' şeklindeki paylaşımının da toplantıda ele alınması bekleniyor.
PKK'ya Kucak Açan Avrupa, Diyarbakır Annelerini Görmezden Geliyor
LONDRA (AA) - Avrupa ülkeleri ve basını, PKK'nın söylemlerini destekleyen tutum sergilerken Diyarbakır'da çocuklarını terör örgütünün elinden kurtarmak için eylem yapan annelere duyarsız kalıyor.Avrupa Birliği'nin (AB) terör örgütleri listesinde olmasına rağmen PKK, Avrupa'da geniş bir hareket alanı buluyor.PKK'nın söylemleri, Almanya, Fransa, Hollanda ve İsveç gibi ülkelerin basınında çoğu zaman 'Kürtlerin görüşü' şeklinde verilerek meşruiyet sağlanıyor.Buna karşın terör örgütü kurbanlarının hikayeleri ya da Diyarbakır Annelerinin eylemlerine ilişkin haberler, bu ülkelerin basınında neredeyse hiç yer almıyor. Terör duruşmalarına gidenler, anneleri ziyaret etmiyor Basının bu tavrı yetkililer tarafından da sergileniyor. Örneğin dönemin AB Komisyonu Üyesi Johannes Hahn 2016'da, terör örgütü faaliyetleri sebebiyle kırmızı bültenle aranan HDP'nin Avrupa Temsilcisi Eyüp Doru ile görüşürken, Avrupa Parlamentosunda her sene PKK'nın sözde Avrupa liderlerinin de katıldığı toplantılar düzenleniyor. Avrupalı yetkililer ya da Türkiye'deki temsilcileri, terör örgütü üyeliğinden yargılananların duruşmalarına da giderken, bir yılı aşkın süredir eylem yapan Diyarbakır Annelerini görmezden geliyor. Anneleri ziyaret eden tek Avrupalı diplomat, İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Dominick John Chilcott oldu.Teröristleri sarayda ağırlayıp mağdurları umursamıyorAvrupa'da PKK'ya en yakın ülkelerden birinin Fransa olduğu biliniyor. Terör örgütü, eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand'dan mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a kadar tüm liderlerden çeşitli yollarla destek alabildi. Macron, Nisan 2019'da YPG/PKK'lı teröristleri SDG adı altında Elysee Sarayı'nda kabul ederek örgüte desteğini üst düzeye çıkardı. Nisan 2019'da yapılan görüşmenin ardından Saray'dan yapılan açıklamada, Macron'un örgüte 'aktif desteğin sürdürüleceğine' dair güvence verdiği açıklandı.Macron'un Fransa'sı, YPG/PKK'nın Suriye'de işgal ettiği bölgede askeri varlık göstermekle kalmadı, Fransız askeri danışmanları Ayn İsa üssünde teröristlere eğitim verdi.Paris yönetimi PKK üyelerinin ülkede ve özellikle başkent Paris'in meydanlarında gösteriler düzenlemesine müsaade ederken, Avrupa Konseyinin binasının önünde PKK yandaşları örgüt elebaşının serbest bırakılması için aralıksız eylem düzenliyor. Buna karşılık Fransız yetkililer, Diyarbakır Anneleri konusunda herhangi bir açıklama yapmadı.Diyarbakır Annelerine duyarsızFransa'da basında da durum farklı değil. Özellikle YPG/PKK üyelerinin kahramanlaştırıldığı haberlerin sıkça yer aldığı Fransız basını, Diyarbakır Annelerine büyük ölçüde sessiz kaldı. Sadece Liberation gazetesinin 6 Ocak tarihli haberinde, Diyarbakır'da yaklaşık 30 ailenin ellerinde çocuklarının fotoğraflarıyla HDP binasının önünde eylem yaptığı belirtildi.Ailelerin HDP'yi çocuklarının terör örgütü PKK tarafından kaçırılmasına yardım etmekle suçladığı vurgulanan haberde, HDP binası önünde eylem yapan annelerden Yıldız Ballı'nın ifadelerine yer verildi. Ballı'nın 'Kızım Yasemin 2014'ten beri kayıp. PKK tarafından kaçırıldı. Onu geri almak istiyorum. Eğer öldüyse cesedini istiyorum.' dediği ifade edildi. Ancak bu haberde, HDP'nin PKK'yla bağını inkar ettiği belirtilerek partinin 'eylemin belediyelere kayyum atanmasıyla bağlantılı olduğu' şeklindeki söylemine yer verildi. Alman basını, Almanya'da eylem yapan anneyi görmüyor Fransa gibi Almanya'da da PKK'nın söylemlerine geniş yer veriliyor. PKK, Almanya'da resmen terör örgütü kategorisinde olmasına rağmen ülke medyasının PKK'lı teröristlerin bölücü faaliyetlerini bir özgürlük mücadelesi gibi yansıtıp kamuoyunda algı oluşturmaya devam etmesi dikkati çekiyor.Alman medyası Türkiye'nin bölücü terör örgütüyle mücadelede bugüne kadar PKK'nın katlettiği sivillerin ya da şehit edilen askerlerin cenazelerinden fotoğraf yayımlamazken teröristlerin cenaze törenlerinden fotoğraflara genişçe yer veriyor.Berlin'de kızı terör örgütü tarafından kaçırılan Maide T. 11 aydır kızının geri getirilmesi için Alman yetkililerden yardım istemesine rağmen bugüne kadar somut hiçbir adım atılmadı.Yaklaşık 11 aydır hem Almanya Başbakanlığı önünde hem de Federal Meclis önünde eylemler yapan Maide T. ile hiçbir Alman gazetecinin görüşmemesi, Alman medyasının PKK'ya üstü kapalı desteğinin göstergesi olarak görülüyor.Maide T. Alman medyasının kendi durumu hakkında bir kez bile kendisine müracaat etmemesini eleştirerek 'Ben kızımın mücadelesini verirken tabii ki Alman medyasının desteğini beklerdim. Ancak 11 ay geçti daha bir tane Alman gazeteci ne yaptığımı niçin yaptığımı gelip sormadı bile. Ama gazetelere baktığınız da terör örgütünün yaptıkları sanki meşruymuş gibi bir algı yapılıyor. Tarafsız gazetecilik ya da basın özgürlüğünden dem vurmayı biliyorlar ama kendilerine gelince görmezlikten geliyorlar.' dedi.Maide T. Avrupa medyasında Türkiye düşmanlığı yapıldığına işaret ederek 'Çocuğumu PKK götürdü bir başkası değil. Avrupa ya da Alman medyası görmek istemese de ben PKK'ya karşı mücadelemi sürdürmeye devam edeceğim.' ifadelerini kullandı.Diyarbakır Anneleri, Cumartesi Anneleriyle kıyaslanıyor Öte yandan Alman medyası Diyarbakır'da HDP binası önünde eylem yapan anneleri de görmezden gelmeye devam ediyor.Alman medyasında birkaç örnek haricinde haber olmayan Diyarbakır Anneleri, Cumartesi Anneleriyle kıyaslanıyor. Örneğin Eylül 2019'da Der Tagesspiegel gazetesinde yer alan haberde Diyarbakır'daki eylemin 49 yaşındaki Hacire Akar'ın 21 yaşındaki oğlu Mehmet'i kayıp olarak polise ihbar etmesi ve oturma eylemi için HDP genel merkezinin merdivenlerine oturmasıyla başladığı ifade edildi.Haberde, PKK'nın 10 yıllardır elemanlarını, yoksulluk ve çaresizlik içindeki işsiz gençlerden topladığı belirtildi.HDP binası önünde oturan annelerin devlet desteği ile cesaretlendirildiği vurgulanan haberde, annelerin akşamları polis refakatinde evlerine gittikleri ifade edildi. Anneleri İçişleri Bakanı'nın da ziyaret ettiğine vurgu yapılan haberde, HDP'nin ise eylemi kınadığı belirtildi. 'Onlar da Kürt kadını'Avrupa'da görülen bu ikiyüzlü tavır, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun İsveçli mevkidaşı Ann Linde'yle dün yaptığı basın toplantısında da gündeme gelmişti. Çavuşoğlu, Linde'ye hitaben 'Siz de bir annesiniz, sizden rica ediyorum Diyarbakır'da 1 yıldır çocuklarını bekleyen annelere bir gidin, konuşun. Onlar da Kürt kadını. Neden hep Kürt deyince PKK'lıları, YPG'lileri, SDG'lileri destekliyorsunuz. Diğer Kürtlerin ne günahı var?' demişti. Diyarbakır Anneleri Anne Hacire Akar, oğlunun HDP'liler aracılığıyla dağa kaçırıldığını iddia ederek HDP Diyarbakır İl Başkanlığı binası önünde 22 Ağustos 2019'da oturma eylemi başlatmıştı. Oğlunu teröre kurban vermemek için başlattığı mücadelesi sonuç veren anne Akar, 24 Ağustos 2019'da oğluna kavuşmuştu. Akar'a daha sonra diğer anneler de katılmış ve bugüne kadar 15 aile çocuklarına kavuşmuştu. 152 ailenin nöbeti ise devam ediyor.
Adana'da, Yaşlı Çifti Dolandıran Zanlı Suçüstü Yakalandı
ADANA (AA) - Adana'da, kendisini polis olarak tanıtıp kandırdığı yaşlı çiftin 58 bin lirasını dolandıran zanlı suçüstü yakalandı.Merkez Yüreğir ilçesi Selahaddin Eyyübi Mahallesi'nde yaşayan Hasan (74) ve Hatice Ç. (71) çiftine telefonla ulaşan kişi, kendisini 'komiser Murat' olarak tanıttı.Zanlı, 22 kişilik terörist grup yakaladıklarını ve birinin üzerinde Hasan Ç. adına kimlik çıktığını, bu durumdan kurtulmak için para vermeleri gerektiğini, daha sonra paralarının iade edileceğini söyledi.Bunun üzerine çift, hazırladıkları 58 bin 185 lirayla evlerinde beklemeye başladı.Bu arada, çifte telefonla ulaşamayan çocukları ise polisi arayarak yardım istedi.Çiftin telefonunun sürekli meşgul olması üzerine dolandırılmaya çalışıldıklarını değerlendiren Asayiş Şube Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri adrese sevk edildi.Hatice Ç'nin, içinde 58 bin 185 olan poşeti dolandırıcılık şüphelisine verdiği sırada ekipler adrese ulaştı. Polisi görüp kaçan Abdullatif S. (33) kovalamaca sonucu paralarla yakalandı. Şüpheli, emniyetteki işlemin ardından sevk edildiği nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.Para, aileye teslim edildi.
Erzincan'da Üzerine Kestiği Ağaç Devrilen Kişi Öldü
ERZİNCAN (AA) - Erzincan'ın Kemaliye ilçesinde üzerine kestiği ağaç devrilen ahşap ustası hayatını kaybetti. Esence köyünde ahşap ustası Mehmet Okçu'nun üzerine kestiği ağaç devrildi.Ağır yaralanan ve yakınları tarafından ağacın altından çıkarılan Okçu'nun, olay yerine gelen sağlık ekiplerince yaşamını yitirdiği belirlendi.Okçu'nun cenazesi, cumhuriyet savcısının incelemesinin ardından otopsi yapılmak üzere Kemaliye Devlet Hastanesi morguna gönderildi.
Reklam