Stk'lerden Bm Üyesi Ülkelere Arakanlılara Saldırıları Soykırım Olarak Tanıma Çağrısı
ANKARA (AA) - Sivil toplum kuruluşları, Arakanlı Müslüman (Rohingya) mültecilere acil insani destek sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde gerçekleştirilecek uluslararası donörler konferansı öncesinde katılımcı ülkeleri Arakanlı Müslümanlara yapılan saldırıları soykırım olarak tanımaya çağırdı.Merkezi Tayland'da bulunan insan hakları örgütü Fortify Rights'ın internet sitesinde yayımlanan mektupta, 35 örgüt, aralarında ABD'nin de bulunduğu uluslararası donörler konferansı katılımcısı ülkelere Arakanlı Müslümanlara yapılan saldırıları soykırım olarak kabul etme çağrısında bulundu.Mektupta, soykırımın kabul edilmesinin Myanmar'a etnik ve dini azınlıklara karşı daha fazla zulüm yapmaktan kaçınılması ve Arakanlıların gönüllü ve sürdürülebilir dönüşü için güvenliğinin sağlanmasına yönelik acil bir mesaj gönderebileceği belirtildi.Uluslararası toplumun Arakanlılara yönelik yardımlarının övgüye değer olduğu vurgulanan mektupta, 'Hükümetler soykırımı ve kitlesel zulmü kınamak için birleşmelidir. Sessizlik, yalnızca faillere fayda sağlar.' ifadeleri kullanıldı.Arakanlı Müslümanlara etnik temizlikMyanmar'da 1982'de kabul edilen yasayla vatandaşlık haklarını kaybeden Arakanlı Müslümanlar, 'devletsiz' sayılıyor. Halihazırda 135 ayrı etnik grubun resmi olarak tanındığı Myanmar'da, radikal milliyetçi Budistler, Arakanlı Müslümanların tanınmasına karşı çıkıyor.Myanmar'ın Arakan eyaletinde 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmış, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi katledilmiş, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verilmişti. Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemleri başlatmıştı.BM'ye göre, Ağustos 2017'den sonra Arakan'daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 900 bine ulaştı.BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti 'etnik temizlik' ya da 'soykırım' olarak adlandırıyor.
Yazar Ali Emre: "Hafıza İnşası, Hafife Alınmaması Gereken Bir Cehd Alanıdır"
İSTANBUL (AA) - FATİH TÜRKYILMAZ - Şair ve yazar Ali Emre, Büyük Selçuklu Devleti emirlerinden Nureddin Zengi, Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi ve Memlük Devleti Hükümdarı Sultan Baybars'a ilişkin, 'Müslüman Şark'ın, çok zorlu bir dönemde öne çıkan yıldızları bunlar. Çöken evi ayağa kaldıran, tarihin gidişatını değiştiren aktörler. Zorluğa, çaresizliğe, karanlığa, ihanete, istilacıya diz çökmeyen; bahanelere sığınmayı reddeden kahramanlar. Bir yönüyle, bugünkü varlığımızı bile borçlu olduğumuz insanlar.' ifadelerini kullandı.Emre, Türk İslam kahramanları konusunda yaptığı çalışmalar, yazarlık serüveni ve hali hazırda masasında bulunan projelere ilişkin, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.'Yarasına merhem arayanlara omuz vermek için yazdım'SORU: Sizi daha çok şiirlerinizle tanıyorduk ancak son yıllarda uzun soluklu çalışmalara, özellikle de tarihi romanlara yöneldiniz. Nureddin Zengi ile başlayan bu romanları yazma fikri nasıl doğdu? Sizi bunları yazmaya yönelten motivasyon kaynaklarınız arasında neler var?Ali Emre: 'Bir alanda yoğunlaşmayı, uzmanlaşmayı değerli bulsam da hayat gibi edebiyata da daima bütünlüklü bakmaya çalıştım. Çocukluğumdan beri her türde okudum. Yazdıklarımız da okumalarımızın ve tanıklıklarımızın hasılası aslında. Tarihi romana yönelmemde de bu tür okumaların etkisi olmuştur. Nureddin Zengi’yi kimse yazmadığı için yazdım. O, tarih içinde parıldayıp duran fakat üstü örtülen bir mücevher, benzeri pek nadir görülebilecek bir güzide. Altıncı Raşid Halife diye takdim edilen, nitelikleri saymakla bitmeyen çok büyük bir kahraman. Kitaplarda onunla karşılaştığımda çok heyecanlandım. Yıllarca aradığı kıymetli bir dostuyla nihayet buluşmuş bir insan gibiydim. Yirmi yıla yayılan bir okuma, araştırma süreci var Nureddin Zengi romanında. Aynı şekilde, edebi bir tat alarak ve yüzümüz kızarmadan okuyabileceğimiz bir Selahaddin romanı olmasını da istedim. Doğu ve Batı edebiyatlarında tanınmaz hale getirilmiş çünkü Selahaddin. İftiralar atılmış. İpe sapa gelmez aşk ve cinsellik hikayeleriyle, hayatının ve mücadelesinin üstü örtülmüş. O büyük cehdi, hüznü ve yalnızlığı göz ardı edilmiş yahut zayıf, etkisiz bir edebiyatla aktarılmış. Baybars için de aynı şey söz konusu. Şöhretiyle gördüğü ilgi arasında ters bir orantı var. Tarih sahnesine peş peşe çıkan ve suyu tersine akıtmayı başaran bu büyük önderler hakkında, bizde, bırakın etkili bir romanı, dört başı mamur bir biyografi bile yoktu birkaç yıl öncesine kadar. Halbuki tarih, biraz da kim yazarsa, kim ilgilenirse onundur. Bir şeyin kendisinden, kendi gerçeğinden sonra en değerli tarafı onun sanat yoluyla anlatılması, yaşatılmasıdır. 'Hafıza inşası' da asla hafife alınmaması gereken bir cehd alanıdır. Bu üçlemeyi hem tarihe düşkün bir okuyucu hem de coğrafyamızda özellikle son yıllarda yaşanan büyük acılar, büyük düşüş kalkışlar için bir çare ve güzergah arayan dertli bir müslüman olarak yazdım. Yarasına merhem arayanlara omuz vermek için yazdım. Üçünün de yaşadıkları, söz aldıkları devirden günümüze yönelik çok önemli işaret fişekleri gönderdiklerini düşündüğüm için yazdım.'SORU: Neden Nureddin Zengi, Selahaddin Eyyubi ve Sultan Baybars'ı seçtiniz? Bu kahramanların ortak tarafları var mı?Ali Emre: 'Davaları hatta sancakları bile aynı olan bu üç önder de yıllardır Şam'da yatıyor. Üçü de neredeyse aynı yaşta vefat etti. Müslüman Şark'ın, çok zorlu bir dönemde öne çıkan yıldızları bunlar. Çöken evi ayağa kaldıran, tarihin gidişatını değiştiren aktörler. Zorluğa, çaresizliğe, karanlığa, ihanete, istilacıya diz çökmeyen; bahanelere sığınmayı reddeden kahramanlar. Bir yönüyle, bugünkü varlığımızı bile borçlu olduğumuz insanlar. Nitekim bunu açıkça söyleyen Batılı tarihçiler, yorumcular var. Haçlı ve Moğol istilasına direnen bu adamlar olmasaydı, Müslümanlık toplu bir yıkıma maruz kalacaktı, bugün belki de bir kasaba nüfusu kadar müslüman kalacaktı diyenleri görüyoruz. Zengiler, Eyyubiler ve Memlukler birbirinin devamı aslında. Büyük Selçuklu çınarının çökmesinden sonra dağılan, parçalanan, birbiriyle didişmeye başlayan evi onarıp tahkim ettiler. Kılıcın yanına kandili, kalkanı, kitabı, kalemi de getirdiler. İlme ve imara da önem verdiler. Hayatın birçok ünitesini aynı anda ayağa kaldırmaya çalıştılar. Günümüzdeki müslüman dünya, bu önderlerin yaşadığı dönemle birçok yönden benzerlik taşıyor. Yazarken, birçok bölümde, günümüze ilişkin çıkmalar da koydum zaten romanlara. Halklar, topluluklar açısından bakıldığında kurtuluş reçetesi, en azından belli dönemeçlerde, asıl düşman karşısında tesis edilen birliktir. Selahaddin, daha önce Nureddin’in yapmaya çalıştığı gibi Musul'un, Halep’in, Şam’ın ve Kahire’nin hem kalbini hem de kaderini birbirine bağlamaya çalıştı. Türkmenler, Kürtler ve Araplar arasında bu eksende bir kardeşlik ve dayanışma iklimi oluşturmaya çalıştı. Baybars'ın yaptığı da buydu. Üçü de Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların duyarlı olanlarını bir araya getirdi. Üçü de aynı coğrafyada işgalciye karşı bir kardeşlik iklimi oluşturdu. Bir 'Müslümanlık Baharı' getirdiler yani. Çare, bugün de budur, böyledir. Bu kardeşlik, dayanışma ve her alanda ayağa kalkma düşüncesinin azıcık yeşermesi bile hem coğrafyayı hem de bu topraklar üzerinde yaşayan insan unsurunu harekete geçirecektir. Fikri ve fiili işgaller karşısında bizi diriltecek, yeniden güçlü bir özne olmamızı sağlayacaktır. Bu noktada artık önemli olan tek bir kurtarıcının çıkmasını beklemek değil; etkili bir kadronun, hayatın çeşitli alanlarını ayağa kaldıracak nitelikli, samimi ve adanmış nesillerin yetişmesidir. Çabaya, birikime, kardeşliğe inanmaktır. İstilacıların çanağından beslenen işbirlikçileri sırtımızdan atıp savurmaktır. Yeis örtüsünü parçalamaktır. Çare mevzi mevzi ilerleyen kavgayı, bütüncül bir ıslah, inşa ve direnç hattına çevirmenin yollarını aramaktır. Bu yolu arayanlarla irtibatları güçlendirmektir. Çare, çok çalışmaktır. Ezilenlere, mahrumlara, yol gözleyenlere sahip çıkmaktır. Kafamızın kıymetli düşüncelerle, sahici tasalarla yanıp tutuşmasıdır.''Orta Doğu, hem olumlulukları hem de olumsuzlukları açısından neredeyse aynı'SORU: 12 ve 13. yüzyıllarda önemli işlere imza atmış bu kahramanlara, o sürece, o zorlu yıllara bugünden bakıldığında, özellikle nelerin altını çizmek lazım? ALİ EMRE: 'Şu tespitle başlayalım: Nureddin ve Selahaddin 12. yüzyılda yaşadı, şu an 21. yüzyıldayız. Rakamları ters çevirelim, fazla bir değişiklik olmamış sanki. Orta Doğu denen coğrafya, hem olumlulukları hem de olumsuzlukları açısından neredeyse aynı. Küresel bir istilaya girişen Frenkler geldiğinde, Orta Doğu'da Müslüman dünya nasılsa, üç aşağı beş yukarı yine böyleyiz. O dönemde onlar birdiler, birlikte olmayı önemsediler ve Batı’dan yola çıktılar. Müslüman dünyanın dağınıklığını gördüler, neredeyse her şehirde bir emirlik ortaya çıkmıştı. Büyük Selçuklu devleti Melikşah'tan sonra yıpranmıştı. Mezhep kavgaları vardı, her şehirde bir vali, başına buyruk bir yönetim söz konusuydu. Müslümanların kılıçları ve dilleri de birbirlerini kesmekteydi. Böyle bir dağınıklık içerisinde Haçlılar süratle ilerleyebildiler ve 8-10 yıl içerisinde 4 tane büyük krallık, devlet kurdular. Bugün de hakikaten böyledir. Olumluluklarımız da var şüphesiz. Bir tür kültürel ve siyasal araf içerisinde olduğumuzu düşünüyorum ben. Bir eşiğe kadar gelmişiz ama ondan ileri, öteye geçebilmiş değiliz. Bugün de birçok yerde direniyoruz, şükürler olsun. Lakin Müslümanlar da hala birtakım nedenlerle birbirini kırmaya, boğazlamaya devam ediyorlar. İşte Nureddin Zengi o dönemde bu birliğin reçetesini bulmuş insandır. O yüzden kıymetlidir. Reçeteyi bulmuş, o birliği iyi kötü sağlamış ve ilk kez Haçlılara, Frenklere karşı savunmadan hücuma geçebilmiş, kendisinden sonra gelenlere de böyle güzel bir miras bırakmıştır. Birliği sağlamaya çalışmış, yüze yakın eğitim kurumu açmış, yetim kız çocuklarını bile okutmuş, dünyayı yakından izlemiştir. Kudüs’ün ve Konstantiniyye’nin fethini de bir hedef olarak öne çıkarmıştır. Kudüs için fetih minberini bile hazırlatmıştır. Nureddin’in belki de en büyük eseri ve talebesi olan Selahaddin, onun birçok rüyasını gerçekleştiren kahramandır. Batılıların bile Allah’ın bir armağanı olarak gördükleri, hem kızdıkları hem de sevip kıskandıkları bir adamdır. Kıpçak bozkırından Kahire’ye, kölelikten sultanlığa yürüyen Baybars'ın hayatı da başlı başına bir ders ve ibret yumağıdır. Üçü de öncelikle kendilerini değiştirip dönüştürmüş, kendi yapamadığını başkalarına buyurmamıştır. Üçü de esaslı bir merhale bilinci içinde yola koyulmuştur. Üçü de dikkatleri önce dış düşmana çekmiş, zor durumdaki halka adalet ve merhametle yaklaşmayı önemsemiştir. Üçü de sade bir hayatı tercih etmiştir.'SORU: 'Şark'ın Kalkanı' olarak nitelediğiniz Baybars, çiçeği burnunda bir eser. Üçlemenin de son halkası. Nasıl bir biyografiyle karşı karşıyayız bu romanda?ALİ EMRE: 'Zorlu ve çekişmelerle dolu biyografisi olan bir önder Baybars. Eyyubilerin son döneminde karşımıza çıkan ve Haçlıların son kalıntılarını ortadan kaldıran adam. Dahası, o dönemde Frenkler gibi başka bir küresel istilaya girişen, büyük zulüm ve zorbalıklarla ilerleyen Moğolları, Aynicalut'ta Kutuz'la birlikte ilk kez durduran, daha sonra da Anadolu seferinde Elbistan’da yenen komutan. Yine çok sıkıntılı bir dönemde müslümanların göğsünü genişleten, umudunu artıran bir önder. Kendi içinde çatışmaları, çelişkileri de var elbette. Özellikle de sultan oluncaya kadar, zaaf ile erdem, hayatında bir arada. Başından beri kabına sığmayan biri. Çok cesur, pervasız. İnişli çıkışlı, fazlasıyla ilginç ayrıntılar içeren bir hikayesi var. Hayatında büyük acılar, büyük dönüşümler, büyük başarılar var. Sultan olduktan sonra yerini, kabını, şahsiyetini buluyor. Ciddi bir değişim geçirdiği söylenebilir. Yaşayışı, insana ve devlete bakışı, İslam davasını kavrayışı kısmen dönüşüme uğruyor. Kudüs'e büyük hizmetleri oluyor mesela. Çıktığı kırk seferin hiçbirinde yenilmiyor. Bugünkü Mısır’ın ve Suriye'nin birçok şehrinde kıymetli eserler bırakıyor. Merhameti ve adaleti, gazabını zamanla bastırıyor. Eksiklerini, hoş görülmeyen özelliklerini üzerinden tamamen atamasa da yaşadığı zamanın belki de en büyük hükümdarı olarak görülüyordu Rükneddin Baybars.'SORU: Birçok büyük olayın yanında hem Doğu hem de Batı dünyasından önemli şahsiyetlerle kesişen fazlasıyla renkli, sinematografik bir hayat hikayesiyle karşı karşıyayız. Bu çalışmalarda okuyucuyu şaşırtacak sürpriz isimler var mı?ALİ EMRE: 'Baybars döneminde olup bitenler sadece Kıpçak'tan Kahire'ye uzanan bir coğrafyayı değil, Kartaca’dan Kayseri'ye, Aragon’dan Çin’e kadar bütün bir yeryüzünü titreştiriyor gerçekte. İki ayrı Haçlı seferine çıkan, nihayet bu uğurda büyük acılar çekerek ölen, 'Aziz' ilan edilen tek Batılı kral olarak tarihe geçen Fransa Kralı IX. Louis var karşımızda söz gelimi. Küçük düştüğü savaşların akabinde, Akka'da bir Haşhaşi suikastına maruz kalan, ülkesine döndükten sonra bütün komşularına savaş açan, İskoç direnişçi William Vallace'ın asılmasını isteyen ünlü İngiltere kralı Uzun Bacaklı Edward var. Asya’nın batısını kasıp kavuran, onlarca şehirle birlikte Alamut'u ve Bağdat'ı yakıp yıkan, Abbasi Hilafeti'ne son veren Hülagu Han ve daha sonra yerine geçen Abaka ile de karşılaşıyor okuyucu, Eyyubilerden kalan tahta oturan kadın sultan Şecerüddür ile de... Baybars'ın hayata bakışını değiştiren esaslı ve dönüştürücü bir sevda hikayesi de görecek okuyucu, onu da belirteyim bu arada. Hatta önceki iki romanı okuyanlar hem şaşıracak hem de sevinecekler. Diğer taraftan, Sultan Kutuz'u unutmadım elbette. Memlük önderleri Aktay ve Aybek'i de... İlhanlı işgaline, mezalimine, Baybars’ın Anadolu seferine de epeyce yer verdim. İkili oynamaktan vazgeçmeyen ve sonunda canından olan Muineddin Pervane'nin kasılmış çehresi de geçiyor gözümüzün önünden, henüz çocuk yaştaki İbn Teymiyye’nin çatık kaşları da... Anadolu seferi sırasında Elbistan'da, Kayseri'de, Sivas'ta, Konya'da yaşananları anlatırken Hatiroğlu Şerefeddin ile Karamanoğlu Mehmed Beyi de andım.''Son yıllarda, tarihimiz üzerindeki örtü yavaş yavaş kalkıyor'SORU: Tarihi olayları ve şahısları tarih kitaplarından değil de anlatım yönü daha güçlü olan sanat eserlerinden öğrenmenin ne gibi faydaları var?ALİ EMRE: 'Fayda, tartışmaya açık bir mesele şüphesiz. Sadece öğrenmek, bilgi edinmek isteyenlerin tarih kitaplarına yönelmesi daha doğru. Öğreticilikten büsbütün uzak olmamakla birlikte, sanatın temel amacı bu değil çünkü. Peki ne var? Sanat yoluyla üzerinde bilginin, ilmin de yükseleceği geniş ve süreğen bir heyecan dalgası oluşturmak mümkün. Uyuyan ya da üstü örtülen bilgiyi, hikayeyi, güzellikleri silkelemek, canlandırmak, dolaşıma sokmak mümkün. Akademi dışındaki insanlara daha kolay ulaşmak mümkün. Roman hatta hikaye, tiyatro, film, bu alandaki ön yargıyı ve mesafeyi en aza indiriyor. Son yıllarda, tarihimiz üzerindeki örtü yavaş yavaş kalkıyor. Çarpıklıklar ve sululuklar olsa da tarihe yönelik ilgi artıyor. Tarihi karakterler, olaylar, önemli eşikler hakkında farklı alan ve eğilimlerden insanların söz almaları, teşvik edilmesi gereken bir durum. Sayısız kahramanımız, kadın erkek öncümüz, güzidemiz var. Bütün bunları en azından edebiyatla, sanatla tekrar sahneye çıkartabiliriz, aktarabiliriz, hatırlatabiliriz. Tarihin suflesine kulak verdiğimizde sahnedeki tutukluğumuz da azalacaktır. Bunu başardığımızda dilimiz çözülecek, göğsümüzdeki sıkıntı azalacak ve insanlığa daha büyük güzellikler armağan edebileceğiz. Dünyada da salt alkolizm bataklığının, köpürtülmüş yeraltının, cinsellik hezeyanlarının, bunalım düşkünlüğünün, büyülü gerçekçiliğe bitişmiş yatay karnavalların yahut fantastik saplantıların sonu görünmeye başladı. Farklı ve sınırsız özgürlükler yaşamak için dört bir tarafa seğirtenler, büyük bir usanç ve yorgunlukla evini, aidiyetini, asıl şarkısını hatırlamaya, aramaya yöneliyor artık. Üstü bin türlü şalla örtülen gerçek, kapitalizmin yarıklarından sızarak evine dönüyor tekrar. Hakiki yaraların görünürlüğü yeniden artıyor. Kahramanlar geri dönüyor. Üstü küllenen hikayeler silkiniyor. Yatay arayış ve yaşayışların içinde yükselen dikey figürleri görmezden gelmeye kimsenin gücü yetmiyor. Yabancılaşmış, iğdiş edilmiş bir düzlemin içinde dönenen kişi ve öbekler de başka istikametler, başka hikayeler arayacaklar. Okuyucu da romana kayıtsız değil aslında. Muhafazakar yahut dindar diye nitelenen insanlar, Türkiye'deki okuyucu kütlesinin iki büyük kanadından birini oluşturuyor. Hem edebi açıdan hem de bağlı bulunduğumuz değerler dizgesinin gözetilmesi açısından nitelikli, sağlıklı, etkili örnekler verildiğinde okuyucu da bir dönüşüm yaşayacaktır. Yazar kendi somut yahut manevi evine dönmeyi hatırladığında, okuruna da farklı, değerli, etkileyici, içinde utanmadan dolaşabileceği bir evi olduğunu gösteriyor zira. Tarih de sanat adlı o görkemli evde, kalemimizi açtığımız, gözlerimizi ovuşturup ayıldığımız yahut cesaretimizi kuşanıp özgüvenimizi yenilendiğimiz güzel bir oda gibi.'SORU: Kültür dünyamızın güçlenen kaslarından sinema ve dizi sektöründe de artık çok sayıda tarihi anlatıyla karşılaşıyoruz. Bu eserlerin beyaz perdeye taşınmasını arzu eder misiniz? Bu anlamda teklifler aldınız mı?ALİ EMRE: 'Arzu etmez miyim? Elbette, çok isterim. Bu büyük önderlerin, hele bir üçleme halinde peş peşe filme çekilmesi, sinema diliyle hakkı verilerek anlatılıp tanıtılması sanata katkının ötesinde, müşterek bir salih amel boyutu da kazanabilir. Böyle bir çaba, sadece Türkiye'de değil bütün bir ümmet coğrafyasında hatta dünya genelinde ciddi bir etkiye, dalgalanmaya yol açar. Bütün kesimleri, bütün yaş gruplarını bir ölçüde etkiler. Özellikle de derdi olan, bir çıkış yolu arayan, bu eksende çaba gösteren gençlerde yeni bir heyecan dalgası yaratabilir. Doğu toplumları, toplulukları arasındaki suni engelleri kaldırabilir. Birçok soğukluğun aşılmasında, birçok problemin çözümünde yardımcı olur. Yeni köprülerin kurulmasını sağlar. Tarihe ve edebiyata ilginin canlanmasının yanında, toplu ve süreğen bir şahsiyet ve perspektif değişimini de tetikleyebilir. Bu romanların filme çekilmesi gerektiğini söyleyen, köşelerinde yazan arkadaşlar olmuştu daha önce. Kendim de bu konuda kafa yormaya başladım son zamanlarda. Fakat işin özellikle ekonomik tarafını halletmek zor. Haliyle çok masraflı, büyük yapımlar olur bunlar. Bu konuda çalışan, önemli sinemacılarla ve iş adamlarıyla bağlantılar kuran arkadaşlar var şu an. Bekleyip göreceğiz bakalım.''Kimlik ve kişilik sahibi olmayı öteleyen anlayışlara boyun eğmeyeceğiz'SORU: Son yıllarda bu eserlerle birlikte incelemeler, portre/hikayeler ve şiir kitapları da yayımladınız. Yoğun bir sanat eseri üretimi yaptığınız bu dönemde nasıl çalışıyorsunuz? Bu anlamda genç edebiyatçılara neler tavsiye edersiniz?ALİ EMRE: 'Romanları yazarken günde ortalama 10 saat çalıştım, bazen 15'e kadar çıkardığım da oldu. Birkaç saat uykuyla yetindim yıllarca. Onun ötesinde her gün 40-50 sayfa okumaya çalışırım. Yine de hayatın edebiyattan daha değerli, daha üstün olduğunu belirtmeliyim. Hayatımızın, inancımızın, cehdimizin kimyasına karıştığı ölçüde değerlidir yapıp ettiklerimiz.Genç kardeşlerime şu kadarını söyleyebilirim naçizane: Okumaya önem vereceğiz öncelikle. Okumadan olmaz. Okuyacağız, düşüneceğiz, tartışacağız, iyi örnekler bulacağız. Bunları önemseyen öbeklerin, çevrelerin içinde büyüyeceğiz. Kendimizi böyle tartacak ve çok çalışacağız. Aynı zamanda hayata, ülkemizde ve dünyada olup bitene biraz da bu dikkatle bakacağız. Yazarken, adeta zihnimizin bir bölmesinde hazır bekleyen klişelere, dayatmalara, insanı boşlayan genellemelere, kağşamış görüşlere hemen teslim olmayacağız. İnsani hizayı gözetmekten utanmayacağız. Bilginin, birikimin, duyargaları açık bir bakışın bize bir yol bilgisi sunacağını akılda tutacağız. Kimlik ve kişilik sahibi olmayı öteleyen, değerler dizgemizi küçümseyen anlayışlara boyun eğmeyeceğiz. Güzel ve erdemli yaşamaya dönük güçlü bir bilincin yapıp ettiklerimize refakat etmesini önemseyeceğiz.'SORU: Yazarlık serüveninize nasıl devam ediyorsunuz, halihazırda üzerinde çalıştığınız projelerinizden bahseder misiniz?ALİ EMRE: 'Emekli oldum kısa bir süre önce. Okumaya ve yazmaya daha fazla vakit ayırmayı umuyorum. Masamı, hayatımı ve kafamı yeniden bir düzene kavuşturmaya çalışıyorum. Cemal Şakar öyküsü hakkında bir incelemem var, onu bitirmeye gayret ediyorum. 'Necip Fazıl Şiirinde Lirik ve Trajik' başlıklı bir dosya hazırlamıştım, onu elden geçirmem lazım. Bitirilmeyi bekleyen 'Şiirimizde 90'lar' adında bir çalışma var yine. Şairler, hikayeciler, romancılar hakkında yazdığım yazıları da toplayıp kitaplaştıracağım inşallah. 'Roman ve Tarih' konusunda yazmak, böyle bir kitap yayımlamak istiyorum. Bunların dışında, bir Mehmed Akif romanı yazmak istiyorum mesela. Fatıma Fihri, Tarık Bin Ziyad, Alparslan, Şerife Bacı gibi isimleri romanlaştırmayı düşünüyorum. 'Diz Çökmeyen' adlı kitabımda yer alan portre/hikayeler, bu düşüncenin ilk ve özet verimleri sayılabilir. Gücüm yettiğince onlara eğileceğim.'
Doğu Anadolu'da Gece Sıcaklık Sıfırın Altında 5 Dereceye Düştü
ERZURUM (AA) - Doğu Anadolu Bölgesi'nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 5 dereceyle Ardahan'ın Göle ilçesinde ölçüldü.Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, bölge genelinde hava parçalı, zamanla çok bulutlu olacak.Sıcaklığın mevsim normallerinde seyredeceği bölgede, rüzgar kuzeyden hafif, zaman zaman orta kuvvette esecek. Bölgede gece en düşük sıcaklık, sıfırın altında 5 dereceyle Ardahan'ın Göle ilçesinde kaydedildi. Gece sıcaklık, Ağrı'da 1, Erzurum'da 2, Erzincan'da 6, Iğdır'da 7, Tunceli'de 10, sıfırın altında olmak üzere Ardahan'da 2 ve Kars'ta 1 derece ölçüldü.Gün içinde en yüksek sıcaklıkların ise Tunceli'de 28, Erzincan ve Iğdır'da 24, Ağrı'da 20, Erzurum'da 19, Kars'ta 18, Ardahan'da 16 derece olması bekleniyor.Bu arada, hava sıcaklığının sıfırın altında 1 dereceye düştüğü Kars'ın Sarıkamış ilçesinde bitki ve araç camları kırağıyla kaplandı. Vatandaşlar, araç camlarındaki kırağıyı kazıyarak temizledi.
Ukrayna'da İki Kız Öğrenciyi Öldüren Sanığa Verilen Hapis Cezasının Gerekçesi Açıklandı
İSTANBUL (AA) - Ukrayna'da eğitim gören Türk vatandaşı iki kız öğrenciyi öldürdüğü gerekçesiyle 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan sanık Hüsnü Can Çökmez'e verilen cezanın gerekçesi açıklandı. Anadolu 16. Ağır Ceza Mahkemesince hazırlanan 12 sayfalık gerekçeli kararda, Buket Yıldız'ın üniversite eğitimi almak amacıyla Ukrayna'ya yerleştiği, 2018'de ayrılmalarına rağmen Çökmez'in, Yıldız ile tekrar birlikte olmak için irtibat kurmaya çalıştığı ve görüşmek amacıyla Ukrayna'ya gittiği kaydedildi.Sanığın bu girişiminden sonuç alamaması üzerine Yıldız'ın arkadaşı Zeynep Hüsünbeyi ile yaşadığı eve gittiği aktarılan kararda, Çökmez ile Yıldız arasında tartışma yaşandığı ifade edildi.Çökmez'in, tartışma sırasında Buket Yıldız'a kendisiyle birlikte olmayı mı yoksa ölmeyi mi tercih edeceğini sorduğu, Yıldız'ın ise birlikte olmaktansa ölmeyi tercih edeceğini söylemesi üzerine evdeki bıçakla Buket Yıldız ve Zeynep Hüsünbeyi'nin boğazını keserek öldürdüğü belirtildi.Gerekçeli kararda, sanığın eylemini gerçekleştirdikten sonra Buket Yıldız'a ait cep telefonu ve bilgisayarları alarak olay yerinden Türkiye'ye döndüğü ve burada yakalandığı aktarıldı.'Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan ceza verilmediKararda, 'canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan dava açılan sanık Çökmez'in, Ukrayna'ya giderken Buket Yıldız'ı öldürmeye karar verdiği ve kasten öldürme suçunu bir planın çerçevesinde tasarlayarak işlediği için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldığı bilgisi verildi.Sanığın, Zeynep Hüsnübeyi'ni de suçu gizlemek için öldürdüğü ifade edilen kararda, bu nedenle sanığın 'canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan değil, 'bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak ve yakalanmamak amacıyla kasten öldürmek' suçundan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmasına karar verildiği vurgulandı.Gerekçeli kararda, sanık hakkında 'bina veya eklentileri içinde muhafaza edilen eşya hakkında hırsızlık' ve 'cebir kullanarak konut dokunulmazlığını ihlal' suçlarından da 10 yıl 6 ay hapis cezası verildiği belirtildi.
Hatay'da Siren Ve Anons Sistemi Denemesi Yapılacak
HATAY (AA) - Hatay Valiliği, kent merkezi ve ilçelerde, kontrollü şekilde siren ve anons sistemiyle ilgili denemeler yapılacağını duyurdu.Valilikten yapılan açıklamada, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile ASELSAN arasında geçen yıl imzalanan ikaz ve alarm sistemi sözleşmesi kapsamında kentteki çalışmaların tamamlandığı belirtildi.Bu kapsamda kentte siren çaldırılacağı ve sesli anons yapılacağı bildirilen açıklamada, çalışmanın 30 Ekim'e kadar süreceği kaydedildi.Öte yandan, Hatay ve bazı ilçelerde siren sesleri duyuldu.
Özsaray: "Olağan Hikaye, Geçmişin Birikimini Yeni Kuşakla Buluşturacak"
İSTANBUL (AA) - SAADET FİRDEVS APARI - FATİH TÜRKYILMAZ - Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) tarafından iki ayda bir yayımlanacak olan 'Olağan Hikaye' dergisi edebiyatseverlerle buluştu.Yazar Yunus Emre Özsaray'ın Genel Yayın Yönetmenliği'nde okurla buluşan derginin ilk sayısı 'Gerçekliği Yeniden Düşünmek' dosyasıyla raflardaki yerini aldı.Olağan Hikaye Genel Yayın Yönetmeni Yunus Emre Özsaray ile Olağan Şiir Genel Yayın Yönetmeni Aykut Nasip Kelebek, AA muhabirlerine yaptığı açıklamada, 'Olağan Hikaye' ve bir süredir yayında olan 'Olağan Şiir' dergilerinin Türk edebiyatındaki yerini ve edebiyat dergiciliğini anlattı.'Sadece genç atmosferin olduğu bir dergi olmaktan çok bir denge tutturmaya çalıştık'Yunus Emre Özsaray, yaklaşık bir yıllık hazırlık sürecinin ardından 'Olağan Hikaye'yi okuyucuyla buluşturduklarına dikkati çekerek, 'Dergi, edebiyat dünyamızın önemli isimleriyle irtibatlar kurarak, onların fikirlerini alarak bu yolculuğa çıktı. Şimdiye kadar var olan birikimi yüklenmeye ve geleceği planlamaya çalıştık.' dedi.Hem usta isimlerin hem de genç yazarların bir arada olduğu bir bütünlük oluşturduklarını ifade eden Özsaray, sözlerini söyle sürdürdü:'Dergimizin geleceğe yönelik planlarında da yine bu usta isimlerle genç isimleri bir araya getirmeyi planlıyoruz. Çünkü biz usta edebiyatçılarımızın birikimine kıymet veriyor ve bu birikimleri gençlere aktarma gibi bir misyon üstlenmeye çalışıyoruz. Sadece genç atmosferin olduğu bir dergi olmaktan çok bir denge tutturmaya çalıştık. Yeni kuşağın hikaye dilinde, postmodern tarzların getirmiş olduğu imkanları kullanmanın bir savrukluk oluşturduğunu hissettik. Edebiyat dünyasında kalem sallayan herkesin de böyle bir hissiyat içinde olduğunun farkına vardık. Bilhassa 1990'lı yıllarda doğan ve şu anda edebiyat dergilerinde kalem sahibi olan gençlerin çocukluğunda yaşamış oldukları dünyanın edebiyat tecrübesine aktarılması açısından dergiler oldukça önemlidir. Biz de bu noktada 'Olağan Hikaye' dergisi bir nevi tesviye görevi görsün istiyoruz. Yeni kuşağın diline bir katkı olsun, o katkıyla yeni kuşak geçmişin birikiminin farkına varsın gibi bir niyetimiz var. O yüzden de hikaye adını dergimizde kullandık.' Hedef, dergiyi edebiyat dünyasında kalıcı hale getirmekÖzsaray, bundan sonraki sürece güçlenerek devam etmek istediklerini vurgulayarak, hedeflerinin akademik dünyayı ve Batı edebiyatındaki gelişmeleri de yakından takip ederek, dergiyi edebiyat dünyası içinde kalıcı hale getirmek olduğunu ifade etti. Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Mustafa Nezihi Pesen, Güray Süngü, Mustafa Uçurum, Merve Koçak Kurt, Yıldırım Türk, Silvan Alpoğuz ve Kuddusi Demir'in hikayeleriyle yer aldığı Olağan Hikaye'nin ilk sayısında, Abdullah Kibritçi ve Mustafa Çiftçi anlatı, Kamil Eşfak Berki ve Asım Öz düşünce yazılarıyla yer aldı.Ayrıca Recep Seyhan 'Hakikati Kurmacanın Zemininde Arayabilir Miyiz?', Mücahit Gültekin 'Hakikatin Ne Kadar Sonrası?', Şaban Sağlık 'Edebiyatın Son Zamanları mı Son Zamanların Edebiyatı mı?', Dursun Ali Tokel 'Bir Hikaye Olmalı Bir Hikayede, Bir Hikayeden İçeru', Uğur Cumaoğlu 'Sinemada Geleceğin Gerçeklik Ütopyası' yazısıyla yer aldığı ilk sayıda, Yunus Vehbi Karaman ise Ahmet Dağ ile gerçekleştirdiği 'Transhümanizm ve Tuhaf Zamanlar' başlıklı söyleşiyle dosyaya katkı sundu.'Olağan Hikaye'nin yeni kuşak hikayecilerin de yetişeceği bir ocak olacağına inanıyoruz'Olağan Şiir Genel Yayın Yönetmeni Aykut Nasip Kelebek de 'Olağan Hikaye'nin 'Olağan Şiir'e güç verdiğinin altını çizerek, birbirini besleyen bu iki kardeş derginin Türk edebiyatında uzun yıllar anılması için gayret gösterdiklerini belirtti.Kelebek, edebiyatın bir bütün olduğunu vurgulayarak, 'Şiirsiz hikaye, hikayesiz roman, daha genel anlamıyla edebiyatsız müzik, müziksiz de mimari olmaz. Bu anlamıyla 'Olağan Hikaye' bu ay ilk sayısını okuyucuyla buluşturmuş oldu. Zaten ilk sayısı itibariyle ciddi bir heyecana vesile olan 'Olağan Hikaye'nin Türk hikayesinde önemli bir boşluğu dolduracağını düşünüyoruz. Yine 'Olağan Şiir'de olduğu gibi, 'Olağan Hikaye'de de her sayıda farklı dosyalar yayınlanacak. Mesela ilk sayısında gerçekliği yeniden ele alan, edebiyatta gerçeklik üzerine düşünen bir dosya yayınlandı. Bunun dışında hikayenin nabzını tutan eleştiri ve deneme yazıları var, genç kuşaktan ve usta kuşaklardan önemli isimlerin yayınladığı hikayeler var. Olağan Hikaye'nin yeni kuşak hikayecilerin de yetişeceği bir ocak olacağına inanıyoruz.' diye konuştu.Gençler için çıkmasından ziyade ağırlıklı olarak gençlerin yazdığı bir dergi olan 'Olağan Şiir'de daha önceki kuşakları da konu edindiklerini aktaran Kelebek, 'Onlara bir de yeni kuşağın gözünden bakmak, yaklaşmak gibi bir niyetimiz ortaya çıktı ve onlar hakkında dosyalar yayınlamaya başladık.' ifadesini kullandı.Kelebek, edebiyatın her yeni gelen kuşağın önceki kuşaklara bakış açılarıyla ilerlediğini ve şekillendiğini söyleyerek, 'Mesela bizim dergimizde şu an yirmisinde, yirmi birinde yazan genç arkadaşlarımız var. Bunları biz artık 2020 kuşağı şairleri olarak sınıflandırıyoruz. Türk şiirinde önceki kuşakların edebiyatımıza ne gibi yenilikler kattığı, bu kuşakların niteliklerinin ne olduğu sorusunun önemli bir cevabını da aslında yeni kuşak şairler vermiş olacak.' değerlendirmesinde bulundu.Osman Serhat Ertekli, Yeprem Türk, Zafer Acar, Aykut Nasip Kelebek, Hüseyin Peker, Hüseyin Kalyan, Yunus Emre Koşar, Berat Bıyıklı, Umutcan Çoban, Melike Aydın, Gün Uzar, Murat Cıla, Serkan Özer, Musa Gönüllü, Muhammed Yusuf Aytekin, Ensar Avcı ve Elif Merve Kabadayı'nin şiirleri ile yer aldığı 'Olağan Şiir'in 16'ncı sayısına Yunus Emre Koşar, Mahsum Oğrak, Turgay Demirel ve Yeprem Türk yazılarıyla katkı sağlıyor.
Reklam
Güncelleme - Büyükçekmece'de Eğitim Uçağı Düştü
İSTANBUL (AA) - Büyükçekmece'de bir eğitim uçağının boş araziye düşmesi sonucu uçağın pilotu yaralandı.AYJET Uçuş Okulu'na ait TC-UUG kuyruk tescilli eğitim uçağının Beylikçayırı mevkisinde boş araziye düşmesi üzerine polis, jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri bölgeye sevk edildi. Burun kısmından toprağa gömülü haldeki uçak, ekipler tarafından halat yardımıyla çıkarıldı.Kazada yaralanan pilot, itfaiye ekipleri tarafından uçağın enkazından çıkarıldı. Sağlık ekipleri yaralı pilota olay yerinde müdahale etmeye başlarken, bölgeye hava ambulansı istendi.Yaralı, hava ambulansla hastaneye sevk edildi. İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, Hezarfen Ahmet Çelebi Havaalanından bugün saat 10.56'da havalanan özel bir havayolu şirketine ait eğitim uçağının, ilk bilgilere göre motor arızası nedeniyle inişe geçtiği sırada saat 11.05’te havalimanı yakınlarında düştüğü kaydedildi.Olay yerine hemen güvenlik, sağlık, itfaiye ve AFAD ekiplerinin sevk edildiği belirtilen açıklamada, 'Uçağın pilotaj lisans öğrencisi B.N, yaralı olarak kurtarılmıştır. Olay yerine tekerlekli araçlarla ulaşımın mümkün olmaması nedeniyle ambulans helikopter sevk edilmiştir.' ifadelerine yer verildi.Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı da eğitim uçağının düşmesi üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatı doğrultusunda kolluk görevlilerince inceleme ve gerekli tespitlerin yapıldığı belirtildi.
Samsun'da Uyuşturucu Operasyonunda 4 Şüpheli Yakalandı
SAMSUN (AA) - Samsun'da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda 4 kişi gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, İstanbul'dan uyuşturucu madde getirildiği istihbaratı üzerine çalışma yürüttü. Kent girişinde yapılan operasyonda 4 şüpheli araçlarında yakalandı. Şüphelilerin araçlarında ve ikametlerinde yapılan aramalarda 157,27 gram sentetik uyuşturucu, 1,35 gram kokain, 1 uyuşturucu hap, 3,18 gram esrar maddesi ele geçirildi. Yakalanan T. D, R.S.E, K.C.Ö. ve M.C.Ö. uyuşturucu madde ticareti yaptıkları iddasıyla gözaltına alındı.
Reklam
Önce İzolasyona Uyup Uymadıkları Denetlendi Ardından İhtiyaçları Soruldu
KIRKLARELİ (AA) - Kırklareli'nde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle evlerinde izolasyonda bulunan kişiler denetlendi.İçişleri Bakanlığının genelgesiyle oluşturulan denetim ekipleri çalışmalarını sürdürüyor.Polis, öğretmen, muhtar ve kurum temsilcilerinden oluşan ekipler, kentte izolasyonda olanların evlerinin önüne giderek kontrollerde bulunuyor.Vatandaşları cep telefonlarıyla arayarak evlerinin cam veya balkonlarına çıkmalarını isteyen ekipler, ihtiyaçlarının olup olmadığını soruyor.İzolasyondakilerin ihtiyaçları da ekipler tarafından karşılanıyor.Karakaş Mahallesi Muhtarı Esra Mağıltaş, AA muhabirine, denetimlerin hızla sürdüğünü söyledi.Kent sakinlerinin de denetimlerden memnun olduğunu ifade eden Mağıltaş, izolasyondaki kişileri denetleyerek ihtiyaçlarının da giderildiğini kaydetti.
Petlas'a Sosyal Medya Ödülü
İSTANBUL (AA) - AKO Grup bünyesinde faaliyet gösteren, lastik sektörünün yerli sermayeli önde gelen kuruluşu Petlas, SocialBrands sosyal medya marka endeksi sonuçlarına göre değerlendirildiği Veri Analitiği Ödülleri bölümünün 'Lastik Kategorisi'nde gümüş ödül aldı.Şirketten yapılan açıklamaya göre, AKO Grup bünyesinde faaliyet gösteren Petlas, markaların sosyal medyada gösterdikleri performansın, tarafsız ve veriye dayalı olarak hazırlanan SocialBrands sosyal medya marka endeksi sonuçlarına göre değerlendirildiği Veri Analitiği Ödülleri bölümünün 'Lastik Kategorisi'nde gümüş ödüle layık görüldü.Social Media Awards Turkey ödüllerinde sosyal medyaya damgasını vuran marka, ajans, proje ve kişilerin başarısı, hem rakamsal verilere hem de sektör önderlerinin fikirlerine göre değerlendirerek ödüllendiriliyor.Açıklamada görüşlerine yer verilen AKO Grup Pazarlama Müdürü Erkal Özürün, Türkiye'nin bu önemli platformunda aldıkları ödülün kendilerine heyecan verdiğini belirterek, “Türkiye’nin lastiği Petlas’ın marka değeri, tüketicisiyle kurduğu bağın gücüyle günden güne büyüyor. Sosyal medya, tüketicilerimizle yakın ve doğrudan iletişim kurabildiğimiz bir mecra. Başarılarımızın bu önemli platformda ödüllendirilmesi, bizleri daha iyiyi yapmak için teşvik ediyor.” ifadelerini kullandı.
Reklam
Alanya'da Denize Giren Rus Turist Boğuldu
ANTALYA (AA) - Antalya'nın Alanya ilçesinde Rus turist denizde boğuldu.Tosmur Mahallesi'ndeki sahilden iki arkadaşıyla denize giren Rusya uyruklu Svetlena Syrbu (27), bir süre sonra boğulma tehlikesi geçirdi.Arkadaşlarının çabalarına rağmen denizde kaybolan Syrbu için sahil güvenlik ekiplerinden yardım istendi.Bölgeye gelen sahil güvenlik ekiplerince yürütülen yaklaşık 8 saatlik aramanın sonucu Syrbu'nun cenazesi, Alanya Kalesi açıklarında bulundu.Syrbu'nun cenazesinin, Antalya Adli Tıp Kurumuna gönderileceği öğrenildi.
Çankırı'da Elektrik Akımına Kapılarak Ağaçtan Düşen Kişi Öldü
ÇANKIRI (AA) - Çankırı'da ceviz toplarken elektrik akımına kapılan kişi ağaçtan düşerek hayatını kaybetti.Şabanözü ilçesine bağlı Gümerdiğin Mahallesi'nde yaşayan Ümit Topalahmetoğlu (40), evinin önündeki ağaçtan ceviz topladığı sırada elektrik akımına kapılarak düştü.Ağır yaralanan Topalahmetoğlu, 112 Acil Servis ekibince Şabanözü Devlet Hastanesine kaldırıldı.Topalahmetoğlu, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Afganistan'da Havan Saldırısında 4 Sivil Öldü
KABİL (AA) - Afganistan'ın kuzeyindeki Faryab vilayetinde Taliban militanlarınca atılan havan mermisinin bir eve isabet etmesi sonucu 4 sivil hayatını kaybetti.Afganistan Savunma Bakanlığı, Faryab'ın Şirin Tegab ilçesinde Taliban militanları tarafından atılan havan mermisinin bir eve isabet ettiğini açıkladı.Açıklamada, saldırıda 4 sivilin yaşamını yitirdiği, 14 sivilin ise yaralandığı kaydedildi.Taliban'dan henüz konuyla ilgili bir açıklama yapılmadı.
Reklam
Yds Sonuçları Açıklandı
ANKARA (AA) - Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM), Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2020-YDS) sonuçlarını açıkladı.ÖSYM'nin Twitter hesabında yer alan açıklamaya göre, 27 Eylül'de uygulanan 2020-YDS'ye ait değerlendirme işlemleri tamamlandı. Adaylar, sınav sonuçlarına ÖSYM'nin 'https://sonuc.osym.gov.tr' adresinden TC kimlik numaraları ve aday şifreleri ile erişebilecek.
Reklam
Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Mustafa: "Rejimin Yakıt Ve Ekmek Kriziyle Baş Edecek Gücü Yok"
ANKARA (AA) - ETHEM EMRE ÖZCAN - Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, Beşşar Esed rejiminin, kontrol ettiği bölgelerde devam eden yakıt ve ekmek kriziyle baş edecek gücünün olmadığını belirterek, 'Rejimin kontrolündeki bölgelerde fırın ve akaryakıt istasyonlarının önündeki içler acısı manzaralar bizi derinden üzmektedir. Rejimin Suriye halkına çektirdiği çile son bulmalı.' dedi.Suriyeli muhaliflerin kurduğu Geçici Hükümetin Başkanı Mustafa, Esed rejimi kontrolündeki bölgelerde devam eden yakıt ve ekmek krizini, AA muhabirine değerlendirdi.Mustafa, Esed rejiminin, Suriye'de halka açtığı savaşta ülkenin ekonomisini çöküşe sürüklediğini ve halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya gücünün kalmadığını söyledi.Ülkedeki petrol kaynaklarının büyük bir kısmının rejimin kontrol edemediği bölgelerde yer aldığını hatırlatan Mustafa, 'Suriye, savaş öncesi petrol ihraç eden bir ülkeydi. Ancak rejim iç savaşla birlikte ülkenin tüm imkanlarını ve bütçeyi halka karşı açtığı savaşa harcadı. Dolaysıyla rejim, gelinen noktada kontrol ettiği bölgelerde halkın temel ihtiyaçlarını temin edemiyor. Her zaman olduğu gibi gerçeği yansıtmayan bahanelerin ardına sığınarak halkı kandırmaya çalışıyor.' diye konuştu.Mustafa, rejim bölgesindeki ailelerin pahalılık ve açlığın pençesinde yaşam mücadelesi verdiğine dikkati çekerek, 'Rejiminin kontrolündeki bölgelerde fırın ve akaryakıt istasyonlarının önündeki içler acısı manzaralar bizi derinden üzmektedir. Esed rejiminin Suriye halkına çektirdiği çile son bulmalı. Suriye halkı bu zulmü hak etmiyor.' şeklinde konuştu.Esed rejiminin son 3 haftadır derinleşen akaryakıt ve un krizini çözmeye gücünün yetmediğini vurgulayan Mustafa, 'Kontrol ettiği bölgelerde yaşanan akaryakıt ve ekmek krizinin üstesinden gelmeyen Esed rejimi, Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası'nı bahane ederek, işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Ancak herkes de iyi biliyor ki ABD'nin söz konusu yasayı uygulamaya başlamadan önce de akaryakıt ve temel ihtiyaçların karşılanması konusunda Esed rejimi yetersizdi.' ifadelerini kullandı.ABD Başkanı Donald Trump'ın 21 Aralık'ta imzaladığı ve 17 Haziran'da yürürlüğe giren 'Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası'na göre, rejimin yerli petrol üretimini geliştirmesine yardımcı olmanın ve rejim ile ticari ilişkide bulunmanın yaptırım cezaları bulunuyor.'Bölge halkı rejimin bahanelerinin hiçbirine inanmıyor'Mustafa, 'Rejim bölgesinde ekonomi çökmüş durumda, üretim yok, ihracat yok. Esed rejiminin yakıt ve ekmek kriziyle baş edecek gücü yok. Elinden bir şey gelmeyen bölge halkı ise artık rejimin bahanelerinin hiçbirine inanmıyor.' değerlendirmesinde bulundu.Rejim bölgesinde son dönemde yeniden patlak veren ekmek krizinin nedenlerine değinen Mustafa, şunları kaydetti: 'Suriye'de buğday ekimine elverişli toprakların büyük bir kısmı, ülkenin kuzeyi ve kuzeydoğusunda yer almaktadır. Yani bu bölgeler rejimin kontrolünde bulunmuyor. Rejim bölgesinde üretilen buğday miktarı da halkın ihtiyacını karşılamıyor. Rejim, Rusya'dan buğday satın almaya çalıştı ancak buna yetecek parası yoktu, alamadı.' Yakıt ve ekmek kriziEsed rejiminin kontrol ettiği bölgelerde halk, ekmek ve akaryakıt temini için uzun kuyruklara girmek zorunda kalıyor.Rejim, akaryakıt fiyatlarını son iki haftada uyguladığı zamlarla iki katına çıkardı.İç savaştan önce kendi çıkardığı petrolü rafine ederek akaryakıt ihtiyacını karşılayabilen Suriye'de, petrol sahalarının yüzde 70'i terör örgütü YPG/PKK'nın işgali altında bulunuyor.Ekonomik çöküş yaşayan Esed rejimi, fırınlara un temini konusunda da sıkıntı çekiyor.Rejim yaşanan sıkıntının önüne geçebilmek için halkın satın alabileceği ekmek miktarına sınırlama getirdi.Normalde 200 Suriye lirasına (0,70 Türk lirası) satılan bir paket ekmek, karaborsada 3 kat fiyatına satılmaya başlandı.Karaborsadan ekmek satın almaya gücü yetmeyen aileler, fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturuyor.
Sar Derneği Suriyeli Yetim Öğrencilere Kırtasiye Yardımı Yaptı
HATAY (AA) - SAR Yardımlaşma Derneği tarafından Suriye'nin İdlib bölgesi kırsalında eğitim gören yetim öğrencilere kırtasiye yardımı yapıldı.Merkezi Hatay'da bulunan derneğin müdürü Temmam Kurdi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İdlib'in Hazzano bölgesindeki çadır kentlerde eğitim gören Suriyeli 100 yetim öğrenciye, içerisinde okul çantası, defter, kalem, silgi, boya kalemleri gibi çeşitli malzemelerin bulunduğu kırtasiye seti hediye ettiklerini söyledi.Dernek olarak Suriyeli çocukların eğitimine her zaman destek vermeye çalıştıklarını belirten Kurdi, 'Bizler Suriyeli çocukların savaş nedeniyle yarım kalan eğitimlerini sürdürmelerine önem veriyoruz. Bu konuda da elimizden gelen yardımı yapıyoruz.' dedi.Kurdi, yaklaşan kış ayları öncesinde çocuklara mont, ayakkabı, bere ve eldiven yardımında bulunacaklarını da sözlerine ekledi.
Babacan Port Royal'de Teslimler Başlıyor
İSTANBUL (AA) - Babacan Holding, küresel salgına rağmen, inşaat çalışmalarında hız kesmeyerek, Küçükçekmece E-5 üzerinde konumlanan, Babacan Port Royal'de ilk etap teslimlerine başladı.Babacan Holding'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, ulaşım kolaylığı ve merkezi konumuyla konut alıcılarını kazançlı yatırımla buluşturan, 16 bin 500 metrekare alan üzerinde inşa edilen projede toplam 814 konut ve 50 adet ticari ünite bulunuyor.Tüm projelerini kendi arazileri üzerinde inşa eden Babacan Holding, E-5 üzerindeki merkezi konumu ve ulaşım akslarına yakınlığıyla dikkati çeken ve merkezi konumunun verdiği avantajı, akıllı ev sistemiyle destekleyen projenin ilk etabını teslim ediyor. 'İnşaat çalışmalarımızı hiçbir zaman yavaşlatmadık'Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Babacan Holding Üst Yöneticisi (CEO) Mehmet Babacan, projenin E-5 üzerindeki konumuyla yerli ve yabancı yatırımcılar tarafından ciddi bir talep gördüğünü belirterek, şunları kaydetti:'Yatırımcılarımızdan gelen talep her dönemde dinamik kaldı. Biz de inşaat çalışmalarımızı hiçbir zaman yavaşlatmadık. Hayata geçirdiğimiz her projemiz gibi bu projemizi de son birkaç yıldır ülkemizde ve hatta dünya çapında yaşanan tüm zorlu süreçlere rağmen zamanında teslim ederek yatırımcılarımıza verdiğimiz sözü tutmanın mutluluğu ve gururu içerisindeyiz. Hayata geçirdiğimiz projelerin teslimlerini gerçekleştirmeye ve dileyen herkesi ev sahibi yapmaya devam ediyoruz. Sektördeki öncü girişimimiz sayesinde inşaat çalışmalarımızda hız kesmedik. Bu duruşumuzla sektöre yol gösterici olduk. Babacan Port Royal projemiz de teslim ettiğimiz diğer tüm projelerimiz gibi hem lokasyonu hem de sunduğumuz fiyat avantajıyla yatırımcılarına kazandırdı ve kazandırmaya devam ediyor.'
Afganistan Cumhurbaşkanı Gani: "Taliban Ve Yanlıları Hala Yanlış 'Fetih' İfadesine İnanıyor"
KABİL (AA) - Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, Taliban ve destekçilerinin hala yanlış ''fetih'' ifadesine inandığını söyledi.Cumhurbaşkanı Gani, yeni kabine üyelerini güven oyu alması için Milli Meclise tanıttığı törende konuştu.Taliban militanlarının son zamanlarda saldırılarını artırarak hala yanlış ''fetih'' ifadesine inandığını belirten Gani, Taliban'ın savaşarak asla kazanamayacağını vurguladı.Gani, 'Taliban, Afganistan'ın ateşkes talebini kabul etmedi, aksine saldırılarını artırdı. Taliban ve yanlıları hala yanlış 'fetih' ifadesine inanıyor.'' dedi.Güvenlik güçlerinin, Afganistan halkının haklarını ve topraklarını koruma gücüne sahip olduğunun altını çizen Gani, ülkedeki karışıklığın sorumlusunun Taliban olduğunu dile getirdi.Gani, kimsenin Afgan gençlerin, bilginlerin ve yaşlıların kanını, haysiyetini ve çabalarını tehlikeye atamayacağını belirtti.Cumhurbaşkanı Gani, Taliban'ın, Afgan halkına, kendilerini terörist gruplardan uzaklaştırdıklarını, İslam ve Afganistan'a öncelik verdiğini açıkça göstermesi gerektiği çağrısında bulundu.''Yeni neslin en büyük arzusu, miras kalan ve dayatılan şiddetin son bulmasıdır.' diyen Gani, böylece ülkenin her seviyesinde ulusal birliğin sağlanacağına işaret etti.Güven oylamasının tarihi belli değil28 Eylül 2019'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları, 18 Şubat'ta açıklanmış ve Eşref Gani ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmişti. Gani, 8 ay sonra 24 bakanını güvenoyu için Milli Meclise tanıttı, güven oylamasının ne zaman yapılacağı hakkında bilgi vermedi.
Reklam