onedio
Arkeologlardan Aizanoi'nin Tiyatro Ve Stadyumuna "Antik Çağ" Dokunuşu
KÜTAHYA (AA) - MUHARREM CİN - Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesinde geçmişi 5 bin yıl öncesine uzanan Aizanoi Antik Kenti'ndeki tiyatro ve stadyum yapılarına orijinal görünümlerinin kazandırılması amacıyla, zamanla yerinden sökülen 1 ton ila 3 ton arasında değişen ağırlıklara sahip 2 bin 400'e yakın taş bloğun kaldırılması işlemi tamamlandı.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Geçici Listesi'ne 2012'de dahil edilen, 'İkinci Efes' olarak da nitelendirilen Aizanoi'de kazı ve alan araştırması, Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özer başkanlığında 9 yıldır sürüyor.Özer, AA muhabirine, Roma dönemine ait 20 bin kişilik tiyatro ile bitişiğindeki 13 bin 500 kişilik stadyumun restorasyonunun Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahyalı iş insanı Rıza Güral arasında imzalanan sponsorluk protokolü kapsamında sürdüğünü belirtti.Kütahya Valiliğinin de destek verdiği çalışmaların bu yılki bölümüne 16 Haziran'da başladıklarını belirten Özer, 'Restorasyon çalışmalarını tamamlayarak burayı Antik Çağ'daki görünümüne kavuşturmayı ve bölgeye daha fazla turist çekmeyi hedefliyoruz.' dedi.Özer, tiyatro ve stadyumdaki çalışmaların 5 yıl daha sürmesinin hedeflendiğini aktardı.Deprem ve toprak kayması gibi doğal afetler nedeniyle yerinden sökülen taşların yerleri tespit edilip sınıflandırılarak, 130'ar ton kapasiteli iki vinçle çevredeki boş alanlara alındığını bildiren Özer, şöyle devam etti:'3 aydan beri antik tiyatroda yaptığımız çalışmalarda, meydana gelen depremler, toprak kaymaları gibi doğal afetler nedeniyle yerinden çıkan ağırlıkları 1 ila 3 ton arasında değişen yaklaşık 2 bin 400 devrilen kaya ve taşlar kaldırıldı. Her bir taşın vaziyet planı ve rölevesi çıkarılarak restorasyona hazır hale getiriliyor. Ayrıca tiyatroda biriken topraklar çıkarılarak bilimsel kazılar yapıldı. Yaklaşık 70 kamyon toprak çıkarıldı. Burada 60 işçi ve 13 teknik elemanla çalışmaları yürütüyoruz. Aynı zamanda burada bir istihdam da sağlamış oluyoruz.' 'Taşlar konuşmaya başladı'Prof. Dr. Özer, tiyatroda taşların kaldırılmasının yanı sıra yürütülen kazı çalışmalarında buluntuların da ortaya çıktığını dile getirdi.Adeta 'taşların konuşmaya başladığını' vurgulayan Özer, şunları kaydetti:'Sahne binasından orkestra bölümüne devrilen pek çok heykel parçası gün yüzüne çıkmaya başladı. 3 katlı olduğu düşünülen sahne binasının bir katının frizlerinde, Eroslar ile hayvan avının betimlendiği ortaya çıkarıldı. Ayrıca olasılıkla bir imparatora ait ve başkumandan gibi betimlendiği düşünülen zırhlı heykelin parçaları yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor. Heykel parçalarının işleniş biçimine bakıldığında, Roma dönemi ve özellikle milattan sonra 2'nci yüzyıl heykel üslubuna göre üstün bir işçilikle yapıldıklarını gözlemledik.'Özer, bu sene için çalışmaların aralık ayına kadar kesintisiz devam edeceğini sözlerine ekledi.Aizanoi Antik KentiKütahya il merkezine 57 kilometre uzaklıkta yer alan ve Frigya'ya bağlı Aizanitislerin ana yerleşim merkezlerinden biri kabul edilen Aizanoi kent alanının, milattan önce 3000'li yıllardan itibaren kullanıldığı tahmin ediliyor.Milattan önce 133'te Roma egemenliğine giren, bir piskoposluk merkezi de olan kentin, erken Bizans döneminde önemini yitirdiği belirtiliyor. 13'üncü yüzyılda Çavdar Tatarlarının üssü olan, sonraları Çavdarhisar ismini alan kent, Avrupalı gezginlerce 1824 yılında keşfedildi.Aizanoi'de, Alman Arkeoloji Enstitüsünce 1970-2011 yıllarında yapılan kazılarda Anadolu'nun en iyi korunmuş Zeus tapınağı, tiyatro, stadyum, iki hamam, dünyanın ilk borsa yapısı, sütunlu cadde, Kocaçay üzerinde 5 köprü, 'Meter Steunene' kutsal alanı, nekropoller, bent ve su yolları gün ışığına çıkarıldı. Tapınağın çevresinde milattan önce 3000'li yıllara ait yerleşim tabakaları bulundu.Antik kentte 1970'ten itibaren 41 yıl yaz aylarında çalışma yürüten Alman Arkeoloji Enstitüsünün lisansı Bakanlar Kurulu kararıyla 2011'de iptal edilerek kazı görevi Türk arkeologlara verildi.
Kırklareli'den Ülkeye Giriş Yapan İsviçreli Turist Aile Bisikletle İstanbul'u Gezecek
KIRKLARELİ (AA) - İsviçre'den gelerek Kırklareli Dereköy Sınır Kapısı'ndan ülkeye giriş yapan turist aile, bisikletle İstanbul'u gezmek istiyor. İsviçre'nin Lozan kentinden İstanbul'a gelmek için 7 yaşındaki ikiz çocukları Alice ve Margaux'la yola çıkan emekli öğretmen Leila (45) ile mühendis Marc Servajan'ın (54) Dereköy Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptı.Gezgin aile burada Lüleburgaz Yıldızları Bisiklet Akademisi'nin konuğu oldu. Leila Servajan, gazetecilere yaptığı açıklamada, uzun yıllardır bisikletle İstanbul'a yolculuk yapma hayalini kurduklarını söyledi.Bisikletleriyle Türkiye'nin güzelliklerini gezeceklerini ifade eden Servajan, Türkiye'nin güzelliklerine hayran olduklarını vurguladı.Türkiye'deki turlarının 1 ay süreceğini anlatan Servajan, 'Bisikletle gezmeye eşimle birlikte başladık. Çocuklar henüz dünyaya gelmemişti. Çocuklarımız dünyaya gelince de bisikletle dünyayı gezme deneyimimizi onlarla paylaştık. Şimdi ise ailecek bisikletlerimiz ile Türkiye'ye geldik. Türkiye'ye hayranız. Buna bizim karşımıza çıkan güzel insanlar etki etti.' dedi. 'Gezginlerden Türkiye hakkında çok iyi şeyler duyduk'Yola çıkmadan önce Türkiye ve Türk misafirperverliği hakkında olumlu sözler duyduklarını anlatan Servajan şöyle devam etti:'Gezginlerden Türkiye hakkında çok iyi şeyler duyduk. Onlar bize Türkiye'yle ilgili çok iyi anılar anlattılar. Biz de şu anda bu güzel anıları Türkiye'de yaşıyoruz. Sınırı geçtikten sonra ilk köye geldik. Dereköy'de bizi ilk gördükleri anda çay ikram ettiler. Biz buna çok şaşırdık. Başka da söyleyecek bir şey yok. Anlatılan Türk misafirperverliği gerçekmiş.'
Yetiştirme Yurdunda Büyüdü, Başka Hayatlara Dokunmak İçin Mücadele Veriyor
ANTALYA (AA) - SİNAN ÖZMÜŞ - Ankara'da henüz 3 yaşındayken cami avlusuna bırakılan ve ardından yetiştirme yurdunda büyüyen 39 yaşındaki Doğan Elden, Antalya'da 16 yıldır ihtiyaç sahibi aileler ile engelli çocuklar için organize edilen sosyal projelere öncülük ediyor.Doğan Elden, 36 yıl önce cami avlusuna bırakıldığında kendisini bulan bir zabıta memuru tarafından Keçiören Çocuk Yuvasına götürüldü. Yaşı 18'e ulaşıp yurttan ayrılan Elden, sıkıntılı dönemlerinde bir süre sokakta yaşadı. Antalya'ya yerleşip bir çiftlikte iş bulan Elden, yaşadığı zorlu hayatı anlatan 6 kitap yazdı.Kepez Kaymakamlığında memur olan Elden, sıcak bir ailenin özlemi içinde büyüdüğü günleri ve sonrasında yaşadığı yokluğu başkaları yaşamasın diye yardım faaliyetlerine ağırlık verdi.Düzenlediği sosyal projeler ve yardım kampanyaları ile ihtiyaç sahiplerinin yüzlerini güldüren Elden, bu özelliği ile de kentte 'Yerli Robin Hood' olarak tanındı. İyi bir sosyal medya kullanıcısı da olan Elden, mesai saati biter bitmez, hayırseverlerin katkılarıyla toplanan akülü araba, gıda, giyim ve ev eşyası gibi yardım malzemelerini adreslere ulaştırıyor. Elden, 16 yıldır aralıksız sürdürdüğü yardım faaliyetlerinde hayırseverlerin destekleriyle Türkiye genelinde 2 bin 450 ailenin ve 86 engelli çocuğun yüzünü güldürdü. 'Yokluğun ve acının nasıl bir şey olduğunu biliyorum'Doğan Elden, AA muhabirine, sosyal medyada yaptığı duyuruların karşılıksız kalmaması sonucunda, 16 yıldır ihtiyaç sahibi ailelere ve engelli çocuklara yardımları ulaştırdığını söyledi.Yetiştirme yurdunda büyüdüğü için 'Benim annem de babam da devlet' diyen Elden, 'Yokluğun ve acının nasıl bir şey olduğunu çok iyi bilen bir insanım. O yüzden bu işlere beni vesile kılan devletime teşekkür ediyorum. Bugün bu noktaya kadar geldiğim için çok mutluyum.' diye konuştu.Elden, yaşadığı sıkıntılardan ve durumlardan dolayı empati yapma yeteneğinin gelişmiş olduğunu belirterek, bu nedenle ihtiyaç sahiplerini her gördüğünde gözyaşı döktüğünü belirtti.Bilhassa engelli çocuklara yardımcı olduğu için kendisini çok şanslı hissettiğini anlatan Elden, şöyle dedi:'Çocuklarımız özel çocuklar. Sloganım 'Çocuklar gülerse dünya güler.' El ele, yürek yüreğe, kalp kalbe verelim. Her şeyi devletten beklemeyelim. Tabii ki devletimiz, büyük ve sosyal bir devlet. Ama biz de vicdanlarımızı ve merhametimizi ortaya koymak zorundayız. Gelin hep birlikte el ele verelim, daha güzel şeyler yapalım. Çocuklarımız gülsün, geleceğimiz gülsün.' Engelli Muhammed Miraç'a tekerlekli sandalye yardımıDoğan Elden, doğuştan bedensel engelli 4 yaşındaki Muhammet Miraç Gülyaprağı'na da tekerlekli sandalye yardımına aracılık etti.Bu yardımların kendisine inanan güvenen hayırseverler aracılığıyla olduğunu vurgulayan Elden, tekerlekli sandalyenin Fransa'dan kendisine ulaşan bir Türk hayırseverden geldiğini aktardı. Elden, 'Muhammed'in ailesiyle Kepez Kaymakamlığına yaptıkları başvuru sırasında tanıştık. Fransa'da yaşayan Ferhat Bey sayesinde aracı alarak çocuğumuza ulaştırdık. Amacımız, çocuğumuzun daha iyi şartlarda daha güzel ortamda mutluluğu yaşayabilmesi. Bu yardımlarda beni vesile kılan tüm hayırseverlerden Allah bin kere razı olsun.' dedi.Engelli çocuğun babası Faruk Gülyaprağı ise oğlunun engelinden dolayı sürekli rehabilitasyon gördüğünü belirterek, daha önce çocuk arabasıyla dışarı çıkardıklarını söyledi.Ancak çocuğunun boy ve kilosunun yaşına göre fazla olması nedeniyle sürekli düşme korkusu yaşadıklarını dile getiren Gülyaprağı, 'Doğan Bey'le Kaymakamlıkta tanıştık. Onun vasıtasıyla engelli aracımız geldi, çok mutluyuz.' diye konuştu.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıkları Zor Anları Anlattı
VAN (AA) - EMRE ILIKAN - Van'da yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanan ve tedavilerine hastanede devam edilen hastalar, uyarılara rağmen gerekli önlemleri almamanın pişmanlığını yaşıyor.Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Dursun Odabaş Tıp Merkezinde tedavi olan hastalar, hastalığın etkilerini ve yaşadıkları zor anları AA muhabirine anlattı. Hastanede tedavisi devam eden 58 yaşındaki Hayrettin Çiçekay, nefes darlığı ve şeker yükselmesi şikayetiyle hastaneye başvurduğunu söyledi.Yapılan kontrollerde Kovid-19 testinin pozitif çıktığını belirten Çiçekay, hastanede tedavi altına alındığını, şeker hastalığından dolayı iki ayağından birer parmağının kesildiğini dile getirdi. Herkesin Kovid-19 konusunda yapılan uyarıları dikkate alması çağrısında bulunan Çiçekay, şöyle konuştu:'Kovid-19 salgını yokmuş gibi davrandım bugün cezasını çekiyorum. Bu hastalığa yakalanmadan önce tedbirimi almam gerekiyordu. Evde canım sıkıldığı için kahvehaneye oturmaya gidiyordum. Koronavirüs lanetine nasıl yakalandım bilmiyorum. Şikayetlerim saymakla bitmiyor. İştahım yok, midem bir şey almıyor, göğsüm sıkışıyor, nefes alamıyorum, öksürüyorum, ağrılarım sırtıma vuruyor. Bu hastalık beni bitiriyor. Tedbirli olmak, maske takmak, sosyal mesafe ve hijyen kuralına uymak gerekiyor. İnsan hasta olunca sağlığın kıymetini biliyor. Allah tüm sağlıkçıların yardımcısı olsun. Bize çok iyi bakıyorlar.''Tüm varlığımı tek nefes için veririm'Hastanede tedavisi süren 56 yaşındaki 4 çocuk annesi Şadiye Dayan ise şiddetli baş ağrısı ve solunum sıkıntısı şikayetiyle hastaneye başvurduğunu, kontrollerin ardından kendisine Kovid-19 teşhisi konulduğunu aktardı.Kovid-19'un ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Dayan, 'En büyük sıkıntım nefes alamamak. Aynı zamanda akciğer embolisi hastalığım var. Gece ateşim çıkıyor. Oksijen yardımıyla nefes alabiliyorum. Nefes alamadığım an bana 'tüm varlığını bize ver sadece bir kere rahat nefes al' deseler tüm varlığımı o tek nefes için veririm. Nefes alamamak çok zor bir durum. Allah düşmanıma dahi yaşatmasın bu durumu. Bu koronavirüse nasıl yakalandığımı bilmiyorum. Herkes çok dikkat etsin, maske taksın ve gerekmedikçe dışarı çıkmasın. Virüsü başkalarına bulaştırmasınlar.' ifadelerini kullandı. Hastanede 10 gündür tedavi gören 54 yaşındaki Senal Işık da göğüs ağrısı ve yüksek tansiyon şikayetiyle üniversite hastanesine başvurduğunu belirtti. Virüse nasıl yakalandığını bilmediğini vurgulayan Işık, 'Nefesim kesiliyor, her tarafım, göğsüm ağrıyor, nefes alamıyorum. Koronavirüs çok kötü bir hastalık. Millet kahvehanelere koronavirüs yokmuş gibi oturuyor. Dikkat etsinler. İşi olmayan dışarı çıkmasın evinde kalsın. Bu hastalığın nereden bulaşacağı belli olmuyor. Allah bu hastalığı kimseye yaşatmasın.' dedi.'Tedbirlere uyarak Kovid-19'u yenebiliriz'YYÜ Dursun Odabaş Tıp Merkezi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Ümit Haluk İliklerden, Kovid-19 salgınıyla mücadelede en ön safta yer alan sağlık çalışanlarının yaklaşık sekiz aydır canları pahasına insanların sağlığına kavuşması için mücadele ettiğinin altını çizdi.Ventilatör cihazına bağlı Kovid-19 hastalarının yemek yiyemediğini, konuşamadığını anlatan İliklerden, hastaların ağrılarının yüzlerine yansımasını ve rahat nefes alamamalarını gördüklerinde çok üzüldüklerini söyledi. Bu duruma düşmemek için herkesin maske, sosyal mesafe ve temizlik kuralına uyması gerektiğini ifade eden İliklerden, şöyle konuştu:'Ventilatör cihazına bağlı yüz maskelerini kullanan hastalarımız normal zamanlarında alıp verdikleri nefeslerine inanılmaz özlem duyuyor. Dikkat etmediğimizde anne, baba ve yaşlılarımıza bulaştırdığımız koronavirüs ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Böyle bir mesuliyetin üzüntüsünü yaşamamak ve büyüklerimizi kaybetmemek için pandemi önlemlerine daha fazla dikkat etmemiz lazım. Yaklaşık 8 aydır Kovid-19 salgınıyla mücadele eden sağlık çalışanlarıyız. Hastane olarak pandemi sürecinde ciddi çalışmalar yaptık. Laboratuvarlar kurduk. Koruyucu malzemelerimizi, yüz koruma siperliklerini, numune alma kabinlerini ve transfer sedyelerini kendimiz ürettik. Bulaş riskine karşı ailelerimizden, çocuklarımızın teninden, nefesinden uzak kalarak aylardır çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz.' Sağlık çalışanlarının gösterdiği fedakarlık karşısında insanların da önlemlere daha çok dikkat etmesini isteyen İliklerden, 'Tüm uyarılara rağmen önlem almayan bir vatandaşın koronavirüsü yaydığını düşündükçe enerjimizi kaybediyoruz. Bu mücadeledeki umutlarımızı yitiriyoruz. Bunun için vatandaşımızın daha duyarlı olması gerekiyor. Tedbirlere uyarak Kovid-19'u yenebiliriz.' dedi.
Uzmanlara Göre İsrail, 1967 Sınırlarına Dönerse Normalleşme Mümkün Olur
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Arap ülkeleri yöneticilerinin kendi monarşik iktidarlarını sürdürebilmek için İsrail ile normalleşmeye gittiklerini belirten uzmanlar, başta BM olmak üzere tüm dünyada kabul görecek bir normalleşmenin ancak İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi, sürgündeki Filistinliler'in yurtlarına geri dönmesi ve Araplarla Yahudilerin eşit haklara kavuşması ile mümkün olabileceğini savunuyor.Mısır ve Ürdün'den sonra Birleşik Arap Emirlikleri de İsrail ile normalleşmeye yönelik sözde barış anlaşmasını (İbrahim anlaşmasını) 13 Ağustos'ta ilan etti. Son olarak bir diğer Körfez ülkesi Bahreyn, İsrail ile ilişkilerini güçlendirme kararı aldı. İsrail ve Bahreyn arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için İsrail üst düzey heyeti dün gece Bahreyn’e gitti. Heyette, ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Ulusal Güvenlik Danışmanı Meir Ben Şhabat bulunuyor.Bu arada geçen hafta Eski Irak Başbakan Yardımcısı Baha Araci, İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi için ortamın uygun olduğunu ve bu karara ilişkin önceliklerin Şii dini merci tarafından belirleneceğini söylemesi ülke içinde ciddi tartışmalara neden olmuştu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeriya Kurşun ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav, AA muhabirine yaptıkları değerlendirmede, Filistinlileri yok sayan 'Yüzyılın Anlaşması'nın hayata geçirilebilmesinin ikinci adımı olarak Arap-İsrail normalleşme sürecinin başlatıldığını kaydetti. Prof. Kurşun, Körfez Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşme sürecinin üçüncü tarafları olumsuz etkilediğini ve bunun gayrımeşru bir ilişki olduğunu tüm dünyanın bildiğini söyledi.ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan 'Yüzyılın Anlaşması' projesinin fiyaskoya dönüşmesinin ardından yeni bir aşamaya geçildiğini kaydeden Kurşun, 'Bu yeni aşamada İsrail ile bölge ülkelerinin ilişkileri normalleştirilmek isteniyor. Filistin ve Filistinlileri yoksayan 'Yüzyılın Anlaşması' adlı saçmalığın hayata geçirilmesinin altyapısı hazırlanıyor. Maalesef BAE de bunun tarafı oldu. BAE ile İsrail arasındaki ilişki üçüncü taraflara zarar veren bir ilişki biçimi olduğu için bu, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde de kabul edilebilir bir normalleşme değildir.' dedi.Kurşun, barışa muhtaç olan dünyanın bölgedeki meşru olmayan bu normalleşmeye şimdilik sessiz kaldığını ifade ederek, şöyle konuştu:'Meşru olmayan ilişliler bölgede taraftar bulmak suretiyle bir şekilde normalleştirme ve meşrulaştırma arayışı içerisindedirler. İlk adım da Bahreyn'de atılmıştır. Bahreyn'in Suudi Arabistan'dan izin almadan böyle bir adım atması mümkün değil. Bahreyn'in bu adımı atması demek Suudi Arabistan yönetiminin de meseleye BAE gibi baktığının bir göstergesidir. Ancak Suudi Arabistan, kendi özel şartları ve toplumsal yapısı nedeniyle doğrudan bu ilişkinin aktörü olmak istemiyor, dolaylı bir şekilde yürütüp işi zamana yaymak istiyor.''Kendi geleceklerinin garantisini İsrail ile iş birliğinde görüyorlar'Kurşun, 'Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri kendi yönetimlerinin geleceklerinin garantisini İsrail ile iş birliğinde görüyorlar. Kendi meşruiyetlerini ve geleceklerini ancak İsrail'in sağlayabileceği istihbarat ve başka alanlardaki desteklerle görüyorlar.' ifadesini kullandı.Körfez ülkelerinin demokratik gelişme sağlayan İslam ülkelerinin kendi ülkelerinde örnek alınmasından korktuğunu vurgulayan Kurşun, monarşik yönetimlerin İsrail'le yakınlaşmayı belki de Trump'tan daha fazla istediğini savundu.Bölge ülkeleri içerisinde kendilerine bu imkanı sağlayacak olan tek ülkenin İsrail olduğunu aktaran Kurşun, 'İsrail, dünya ile ilişkileri, lobileri ve istihbarat gücü ile Körfez ülkelerine bu desteği geçici olarak sağlayacaktır. Bu ülkeler İsrail ile normalleşmeye kendi iktidarlarının geleceği açısından mecburdurlar. Dolayısıyla ne tür baskılar olursa olsun başlayan sürecin geri dönüşü yoktur.' şeklinde konuştu. Kurşun, şartlara uyulması koşuluyla İsrail ile de normalleşmenin sağlanabileceğini kaydederek, şöyle devam etti:'Eğer İsrail dünya barışına zarar veren Filistin meselesinde 1948'den beri beri sürdürdüğü politikalardan vazgeçerse, 1967 sınırlarına geri çekilmeyi kabul ederse, yerinden yurdundan ettiği Filistinlilerin kendi topraklarına dönmesine müsaade ederse ve hukuki olarak Araplara eşit muamele sağlarsa elbette İsrail ile normalleşme hem uluslararası hukuk hem de ahlaki açıdan mümkün olabilecektir.''Bu normalleşmede taraflar eşit değil'Prof. Dr. Oktav ise 2003 Irak işgalinden 3 yıl sonra İran, Suriye, Hamas ve Hizbullah'ın oluşturduğu 'Şii Hilali'nin bölgede bir hakimiyet kurduğunu, buna karşın Arap Baharı ile İsrail'in istikrarını koruyan bir hakimiyetin ortaya çıktığını söyledi.Trump'ın 2017'de Riyad ziyareti sonrası normalleşme işaretlerinin verildiğini belirten Oktav, 'Normalleşmeyi Körfez'den başlattı. İsrail, sadece Filistin meselesinde anlaşma değil, silah sanayinde, tarımda, ticarette, turizmde pek çok anlaşmalar yaparak Körfez'e girmek istiyor. Katar ve Kuveyt bu konuda endişeli. Çünkü İsrail bir kere Körfez'e girerse bir daha çıkmaz diye düşünüyor.' dedi. Oktav, monarşik yapıların devamını İsrail'le normalleşme ve barışta bulan BAE ve Suudi Arabistan'ın ciddi bir kamu diplomasisi yürüttüğünü kaydederek, şunları söyledi: ''Yüzyılın Anlaşması'ndan sonra normalleşme sürecini başlattılar. İsrail'in üstün olduğu bir barış ortamı getirilmeye çalışılıyor. Oysa dünyanın kabul edeceği bir normalleşme ancak İsrail'in BM kararlarına uymasıyla mümkün olacaktır. Bu normalleşmede bir kere taraflar eşit değil. Yüzyılın Anlaşması'na dayanarak Kudüs'ün başkent ilan edilmesi, Golan Tepeleri'nin ilhak edilmesi (ki bu ilhak değil işgaldir) ABD tarafından tanındı. Bu tanıma karşısında hiç sesi çıkmayan bir Arap dünyası var.'Oktav, İsrail ile normalleşmenin temelinin Arap Baharı'yla atıldığını savunarak, bu sebeple Arap Baharı'nın Körfez ülkelerine yansımadığını aktardı.Normalleşme ile İsrail-Filistin gerginliğine olumlu bir katkı sağlanamayacağını da vurgulayan Oktav, 'İsrail-Filistin gerginliği tam tersine katlanarak büyüyecek. Arap ülkelerinin Arap Baharı sonrası zayıflaması İsrail'in çok rahat at oynatmasına neden oldu. İran'dan ise artık çok yüksek perdeden demeçler falan gelmiyor. Dolayısıyla İsrail ile normalleşmeye karşı çıkma noktasında gümbür gümbür açıklama yapan bir ülke yok.' diye konuştu.
Reklam
İzmir'in İçme Suyu Barajlarında Doluluk Oranı Düştü
İZMİR (AA) - HALİL FİDAN - Türkiye'nin en büyük kentlerinden İzmir'de şebeke suyunun sağlandığı barajların su seviyelerinde geçen yıla oranla yaşanan düşüş dikkati çekiyor.Aşırı su tüketimi ve yaz mevsimi ile eylül ayının da kurak geçmesi nedeniyle kente içme suyu sağlayan barajlarda kullanılabilir su hacmi önemli seviyede azaldı.AA muhabirinin, 14 Ekim tarihi itibariyle İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) verilerinden derlediği bilgiye göre, kentteki 6 barajdan 5'inin doluluk oranı, geçen senenin aynı ayına göre düştü.Barajlardan Tahtalı'da rakam yüzde 67'den yüzde 40'a, Alaçatı Kutlu Aktaş'ta yüzde 52'den yüzde 17'e, Güzelhisar'da yüzde 68'den yüzde 48'e, Gördes'te yüzde 9'dan yüzde 5'e, Ürkmez'de ise yüzde 53'ten yüzde 33'e düştü.Kentte doluluk oranı geçen yıla göre artan tek baraj olan Balçova'da ise rakam yüzde 7'den yüzde 15'e yükseldi.'Su yönetimlerinin çok iyi planlanması gerekiyor'İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Uluslararası Su Kaynakları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Baba, dünyada en önemli şeylerden birinin su kaynağı olduğunu belirterek, bunların çok iyi yönetilmesi gerektiğini söyledi.Barajlar dahil tüm su kaynaklarında son dönemde bir düşüş yaşandığını aktaran Baba, 'Su kaynakları etkileyen nedenlerden biri yağış ve buharlaşma, özellikle son dönemde iklim değişimiyle birlikte sıcaklıkların artışı ve buharlaşmayla birlikte su kaynaklarında bir azalma söz konusu. Ama asıl büyük etkilerden biri insanlar. Son dönemlerde ciddi anlamda çok fazla çekim var. İnanılmaz oranda su tüketimi var.' dedi.Prof. Dr. Alper Baba, suyun çok değerli olduğunu ve insanların buna göre kıymetini bilmesi gerektiğini vurguladı.Sadece barajlarda değil yer altındaki su seviyesinde de ciddi bir düşüş olduğuna dikkati çeken Baba, şöyle konuştu:'Tüketim fazla olunca ve üstüne bir de yanlış uygulamalar ve insan kaynaklı kirleticiler bu sistemi etkileyince maalesef bizim su kaynaklarımız tükenme noktasına geliyor. Bu çok hassas ve dikkat edilmesi gereken önemli bir durum. Suda çalışılması gereken çok nokta var. Buna yönelik kentlerin ciddi stratejilerin yapılması ve su yönetimlerinin çok iyi planlanması gerekiyor. Aral Gölü dünyada buna en iyi örnektir. Eskiden dünyanın en büyük 8. gölü olarak bilinirdi. Maalesef bu göl şimdi yok oldu. Maalesef ülkemizde de şu anda iklim değişikliği ve aşırı çekimden kaynaklı baraj ve göllerin su seviyelerinin düştüğünü görüyoruz.'
Ezidi Lideri Şemo: "Şengal'de (Sincar) Barış Ve Huzur İçin PKK'nın Bölgeden Uzaklaşması Gerekiyor"
ERBİL (AA) - BEKİR AYDOĞAN - Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Ezidilerden Sorumlu Müsteşarı Şeyh Şemo, terör örgütü PKK'nın Sincar'daki durumu kötüleştirdiğini belirterek, 'Şengal'de (Sincar) barış ve huzurun sağlanması için PKK'nın bölgeden uzaklaşması gerekiyor.' dedi.AA muhabirine konuşan Ezidi lideri Şemo, Irak hükümeti ile IKBY arasında 9 Ekim'de imzalanan ve PKK'nın Musul’un Sincar ilçesindeki varlığını sonlandırmayı öngören anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.Sincar anlaşmasından memnun olduklarını kaydeden Şemo, söz konusu anlaşmayla bölgenin 2014 öncesindekine benzer bir idareyle yönetileceğini söyledi.Ezidi lider, anlaşmaya göre hiçbir silahlı grubun Sincar'da kalmayacağını, sadece Irak polisi ve yerel polisin emniyeti sağlayacağını dile getirdi.Şemo, 'Irak ordusu veya Peşmerge güçleri en az 5 kilometre uzaklıkta kalarak ilçenin güvenliğini sağlayacak ancak bunun dışında hiçbir silahlı grubun kalmaması gerekiyor.' ifadesini kullandı.Sincar'dan göç eden kişilerin anlaşmanın gerçekleşmesi umudunu taşıdıklarının altını çizen Şemo, şöyle konuştu:'Şengal'in huzur ve güvenliğinin tam sağlanması, idari ve devlet kurumlarının faaliyete geçmesi, yardım elinin oraya uzanması halinde, Şengal halkı da çadırlarda yaşamak istemez. Onlar da evlerine geri dönmek istiyor.”PKK anlaşmaya engel olmamalıEzidi lider, PKK'nın varlığının Sincar'daki durumu kötüleştirdiğini belirterek, 'Şengal’de (Sincar) barış ve huzurun sağlanması için PKK’nın bölgeden uzaklaşması gerekiyor. Şengal'e (PKK'nın) ne gibi bir hizmetleri olmuş, nasıl bir faydaları dokunmuş?' diye konuştu.Şemo, Bağdat ve Erbil arasındaki anlaşmanın, Sincar'ın durumunun iyiye gideceğini gösterdiğini belirterek, örgütün söz konusu anlaşmaya engel olmaması gerektiği vurgusunu yaptı.Bağdat ile Erbil arasında imzalanan Sincar anlaşmasıAA muhabirinin ulaştığı Bağdat ile Erbil arasında 9 Ekim'de imzalanan anlaşma metnine göre, Sincar'da ilçe kaymakamı ve diğer idari birimler için yeni atamalar gerçekleştirilecek.Sincar içindeki güvenliğin sağlanması ise Sincar polis güçleri, Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı ve Ulusal İstihbarat Servisi tarafından IKBY güçleriyle koordinasyonlu şekilde yürütülecek.Yasal olmayan tüm silahlı yapıların ilçe dışına çıkarılmasını da öngören anlaşma doğrultusunda, IKBY ile iş birliği kapsamında 2 bin 500 güvenlik unsuru için atama yapılacak.'PKK'nın varlığı sonlandırılacak'Anlaşmada, 'PKK'nın Sincar ve çevresindeki bölgelerde varlığı sonlandırılacak. PKK ve ona bağlı tüm yapıların bölgede hiçbir rolü olmayacak.' maddesi de yer aldı.Anlaşma kapsamında ayrıca, Sincar'ın güvenlik ve idari yönetiminin gözden geçirilmesi ve yeniden imarı için Bağdat ile IKBY arasında ortak komite kurulması kararlaştırıldı.Sincar'da varlık gösteren Haşdi Şabi güçlerinin de ilçe dışına çıkarılacağı ifade ediliyor.
Reklam
Müslüman Bir Fikir Adamı Ve Özgürlük Savaşçısı: Aliya İzetbegoviç
SARAYBOSNA (AA) - KAYHAN GÜL - Eski Yugoslavya döneminde Müslüman Boşnakların dini ve milli bilincini uyandırmak için mücadele eden ve bu uğurda iki kez hapse atılan bağımsız Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, vefatının 17. yılında anılıyor.İslam bilincinin uyandırılması ve Müslüman Boşnakların ülkedeki diğer halklarla eşit sayılması için gençlik yıllarından itibaren mücadele eden Aliya, Sırp ve Hırvatların Bosna Hersek'i aralarında paylaşmak amacıyla 1990'larda başlattığı saldırılarda da ülkesinin bağımsızlığını korumayı başardı.Aliya İzetbegoviç, Mustafa ve Hiba çiftinin beş çocuğundan biri olarak 8 Ağustos 1925'te Bosanski Samac şehrinde doğdu. 3 yaşındayken ailesiyle Saraybosna'ya taşınan ve eğitimini burada tamamlayan Aliya, daha gençlik dönemlerinde Müslüman nüfusa yönelik ayrımcılıklara karşı çıkan isimler arasında yer aldı.İkinci Dünya Savaşı devam ederken, Hırvatistan'daki faşist Ustaşa rejimi Bosna Hersek'i ilhak ederek burada Bağımsız Hırvatistan Devleti'ni (NDH) kurdu. Ülkedeki Müslümanlar 'Hırvat' ilan edilirken, Yahudi, Sırp ve Romanlar büyük zulümlere maruz kaldı. Müslüman Boşnaklar ile rejimle aynı fikirde olmayan Hırvatlar da bu zulümden nasibini aldı. Diğer yandan, 'ırkçı' Sırpların oluşturduğu Çetnik hareketi de etkin olduğu bölgelerde Müslümanları katletmeye başladı. Çetniklerin ana hedefi, Sırp olmayan tüm milletleri bu coğrafyadan tamamen temizlemekti.Aliya, eski Yugoslavya Krallığı döneminde, ana amacı ülkedeki Müslüman Boşnakları dini ve milli konularda bilinçlendirmek olan 'Genç Müslümanlar' isimli oluşumun öne çıkan isimleri arasında yer aldı. Bu hareket, Müslümanların ülkedeki diğer etnik ve dini gruplarla eşit haklar elde etmesini amaçladığı gibi, Çetnik ve Ustaşaların yıktığı Müslüman evlerinin ve camilerin yeniden inşası için çalışıyordu.İlk hapis cezasıİkinci Dünya Savaşı'nın akabinde kurulan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti, faşizme galip gelse de dini ve milli konularda Müslüman Boşnakların sorunlarına çözüm olmadı. Aralarında Aliya'nın da bulunduğu 'Genç Müslümanlar' oluşumunun bazı üyeleri, 'din bilincinin uyandırılması' yönündeki faaliyetleri nedeniyle 1946'da tutuklandı. 21 yaşındaki Aliya, 3 yıl hapis cezası aldı.Cezaevinden çıktıktan sonra Ziraat Fakültesine kaydolan Aliya, 2 yıl sonra ise Hukuk Fakültesine geçip buradan mezun oldu.Halida ile 1949'da dünyaevine giren Aliya'nın Leyla, Sabina ve Bakir adlarında üç çocuğu oldu.Marksist-Leninist görüşlere sahip Josip Broz Tito liderliğindeki eski Yugoslavya döneminde de insan hakları mücadelesini sürdüren Aliya, 'Preporod', 'Takvim' ve 'Glasnik' gibi gazete ve mecmualarda kimliğini ifşa etmeden yazılar yazdı. Aliya yazılarını, çocuklarının baş harflerinden oluşan 'LSB' mahlası ile yayımladı.İslam dünyasının içinde bulunduğu durumla yakından ilgilenen Aliya, 1960'larda yazmaya başladığı 'İslam Deklarasyonu' isimli eserini 1970'te yayımladı.'Saraybosna Süreci' ve ikinci hapis dönemiTito'nun 1980'de ölmesiyle Yugoslavya'da aşırı milliyetçi söylemler yeniden ortaya çıktı. O yıllarda ceza kanununa 'ifade suçu' da eklendi. Aliya, yazdığı 'Doğu ve Batı Arasında İslam' isimli eseri yayımlanmadan hemen önce, 1983 yılında beraberindeki 12 Müslüman aydınla tutuklandı.'Saraybosna Süreci' olarak adlandırılan tarihi dava başladı. Aliya ve diğer Müslüman aydınlar, ifade suçundan ve organize örgüt kurarak düşmanca faaliyette bulunmaktan suçlu bulundu. Aliya'nın mahkumiyet kararı, 'İslam Deklarasyonu' isimli kitabındaki ifadelerine dayandırıldı. Aliya, 14 yıl hapse mahkum edildi.Cezaevinde geçirdiği dönemde de yazmayı sürdüren Aliya, 'Özgürlüğe Kaçışım - Zindandan Notlar: 1983-1988' isimli eserini burada kaleme aldı.Aliya, 1988'de afla serbest kaldı.Demokratik Eylem Partisinin ilk genel başkanı seçildiAliya, 1990'da kurulan ve bugün de Bosna Hersek'teki en büyük Boşnak partisi konumundaki Demokratik Eylem Partisinin (SDA) ilk genel başkanı seçildi. SDA, ilk çok partili seçimde Bosna Hersek'te en çok oyu alırken, Aliya da eski Yugoslavya'daki 6 sosyalist cumhuriyetten biri olan Bosna Hersek'in başkanı oldu.Yugoslavya'nın dağılması ve Bosna'daki savaşYugoslavya, 1990'ların başında parçalanmaya başladı. Yugoslav Halk Ordusu (JNA) 1991'de Slovenya'da çatışmaları provoke ederken, kısa bir zaman sonra Hırvatistan'da da çatışmalar çıktı. Bu çatışmalar, 1991'de Bosna Hersek'in Ravno ve Popovo köylerine de sıçradı.Yugoslavya'nın dağılma sürecine girmesiyle Bosna Hersek'te de bağımsızlık meselesi gündeme geldi. Daha sonra Bosna'daki savaşta işlediği suçlardan müebbet hapse mahkum edilecek olan Sırp siyasetçi Radovan Karadzic, bağımsızlık fikrine karşı çıkarken savaş olması halinde ülkedeki Müslümanların yok olacağını savunuyordu. Tarihi 'bağımsızlık' referandumu 29 Şubat-1 Mart 1992'de yapıldı. Bosnalı Sırpların büyük çoğunluğunun boykot ettiği referanduma katılanların yüzde 99,7'si bağımsız Bosna Hersek için 'evet' dedi.Referandumun ardından JNA ve silahlandırdığı paramiliter Sırp gruplar, Bosna Hersek'in farklı şehirlerinde saldırılar başlattı. Aliya, tüm Bosnalıları bu saldırılara karşı koymaya çağırıyor, bağımsızlık yanlıları Aliya'nın liderliğinde çetin bir mücadele veriyordu.Sırp paramiliter gruplar, kadın ve çocuklar dahil sivillere yönelik büyük katliamlar yapıyordu. İnsanlar evlerinden sürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyor, İslam'a ve Müslümanlara dair ne varsa yok ediliyor, toplama kamplarında sivillere akıl almaz işkenceler yapılıyordu.Ülkenin bağımsızlığını savunanlar, kuzeyde ve doğuda Sırplara karşı savaşırken, güneyde ve batıda ise Hırvatlarla çetin bir mücadele veriyordu.Sırp güçleri tarafından 3,5 yıl kuşatma altında tutulan başkent Saraybosna'nın yanı sıra Prijedor, Bijelina, Zvornik, Visegrad, Srebrenitsa, Foça gibi birçok şehirde büyük katliamlar, soykırımlar yaşandı.Savaşın bilançosu ağır olduDayton Barış Anlaşması ile 1995'te sona eren savaşın bilançosu çok ağır oldu. 200 bine yakın kişi hayatını kaybederken, 1 milyondan fazlası evini terk etmek zorunda kaldı.Anlaşma ile Bosna Hersek iki entite (Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti) ile Brçko Özerk Bölgesi'ne ayrıldı. Bosna Hersek Federasyonu da 10 kantondan oluşacaktı.Aliya, silahları sustursa da ülkeye karmaşık bir siyasi yapı getiren Dayton'a ilişkin, 'Bu adil bir barış değil ancak savaşın sürmesinden daha iyidir.' ifadelerini kullanmıştı.Aliya İzetbegoviç 'bağımsız' Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı ve daha sonra yeni siyasi yapıda Devlet Başkanlığı Konseyinin ilk başkanı oldu.Aliya, 19 Ekim 2003'te vefat ettiSağlık sorunları nedeniyle 2000 yılında Devlet Başkanlığı Konseyindeki görevinden istifa eden Aliya, partisinin 2001'deki kongresinde de genel başkanlığa aday olmayacağını açıkladı.Bosna Hersek halkına uluslararası arenada tanınan, bağımsız ve egemen bir devlet bırakan Aliya, 19 Ekim 2003'te başkent Saraybosna'da hayatını kaybetti.Vefatından önce Aliya'nın son görüştüğü devlet adamı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.Cenazesine farklı ülkelerden 150 binden fazla kişinin katıldığı Boşnak lider, vefatından önce 'şehitlerin arasında mütevazi bir mezara defnedilmek istediğini' vasiyet etmesi üzerine Saraybosna'daki Kovaçi Şehitliği'ne gömüldü.Fikir adamı kişiliğiyle de tanınan Aliya, ardında 'Doğu ve Batı Arasında İslam', 'İslam Deklarasyonu', 'Özgürlüğe Kaçışım', 'Tarihe Tanıklığım' ve 'Köle Olmayacağız' gibi eserler bıraktı.
Libya, İç Savaşın Gölgesinde Yayılan Pandemiye Karşı "Elbirliği" İle Mücadele Etmeye Çalışıyor
TRABLUS (AA) - MÜCAHİT AYDEMİR - Libya, bir yandan iç savaşın neden olduğu kriz ve zorlu yaşam koşullarıyla boğuşurken, bir yandan da son dönemde vaka sayısının gittikçe arttığı yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı mücadele veriyor. Libya Hastalıklarla Mücadele Ulusal Merkezinin verilerine göre, salgın nedeniyle can kaybının 725'e yükseldiği Libya'da, toplam enfekte sayısı 48 bin 790'a çıktı. Yaklaşık 7 milyon nüfusa sahip ülkede vaka sayısı, ekim başından bu yana günlük bin civarında seyrediyor. 2011 yılından bu yana süren iç savaş nedeniyle halk, elektrik gibi en temel kamu hizmetlerine ulaşmakta büyük güçlük çekerken, sağlık altyapısındaki yetersizlikler de salgınla mücadeleyi güçleştiriyor. Olumsuz koşullara rağmen başkent Trablus'ta yerel yönetim ve gönüllüler, halkın Kovid-19 salgınına karşı bilinçlendirilmesi amacıyla pandemiyle mücadele çalışmalarını sokaklara taşıdı. Trablus'un Ebu Selim semti Belediye Başkan Yardımcısı Eymen Abdusselam, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yerel sağlık çalışanları ve gönüllülerin birlikte düzenledikleri salgınla mücadele kampanyası ile, 'vatandaşların almaları gereken önlemler konusunda bilinçlendirilmesi için onlara doğrudan ulaşmayı amaçladıklarını' kaydetti. Her gün semtin farklı bir noktasında faaliyet çadırı kurduklarını kaydeden Abdusselam, bu faaliyetler hakkında şunları söyledi: 'Sağlık görevlilerimiz, kurduğumuz çadırlarda vatandaşlara PCR testi yapıyorlar. Ayrıca gönüllüler tarafından, çevreye ve toplu ulaşım araçlarına salgına karşı alınacak önlemler hakkında uyarı afişleri asılıyor. Vatandaşlar maske takılmasının önemi hakkında uyarılıyor. İş yerleri ve insan yoğunluğunun olduğu yerler de dezenfekte ediliyor.' Vatandaşların kampanyaya yoğun ilgi gösterdiğini kaydeden yerel yönetici, bu mücadelenin belediyelerin uzmanlığı olmadığına ancak ülkede sağlık altyapısının ve devlet kurumları arasında koordinasyonun zayıf olduğuna işaret etti. Gönüllüler, savaşın gölgesinde salgınla mücadeleye destek veriyorEbu Selim semti, ülkenin doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter'in Şubat 2019'da Trablus'a karşı başlattığı ve 14 ay süren saldırıların izlerini taşıyor. Hafter milislerinin saldırıları neticesinde Trablus'un güneyindeki Selahaddin ve Ayn Zara gibi bazı semtler neredeyse tamamen hayalet kente dönerken, Ebu Selim'deki çok sayıda binanın dış cephesinin, ağır silahların verdiği hasarla delik deşik olduğu görülüyor. Semtteki Sidi Selim Gönüllü Gençlik Topluluğunun kurucusu Rıza El-Biheylil, saldırılar sonucunda bölgede oluşan hasara işaret ederek, buradaki gönüllülük faaliyetlerinin gerekliliğine dikkati çekti.'Gerekli desteği devletten bekleyemiyoruz çünkü ülkenin çok zor bir dönemden geçtiğini biliyoruz. Özellikle Trablus'un güneyi için söylersek, burada bir savaş dönemi ve yıkım yaşandı.' diyen Biheylil, şöyle devam etti: 'Topluluğumuz Sidi Selim mahallesinin gençlerinden oluşuyor. Yakın zamanda bölgemizin yaşadığı büyük krizlerin ardından buraya geri döndük ve bunun olumlu bir dönüş olması için katkı sunmaya çalışıyoruz. Bu yüzden gönüllülük topluluğu kurduk ve bazı kampanyalar yürüttük. Başlangıç olarak çevredeki çöplerin toplanması için çalışma yürüttük. Ebu Selim Belediyesi ile bölgede ışıklandırma gereçlerinin satın alımı ve kurulumu için bir proje yürüttük. Hangi konuda olumlu ne tür girişim olursa yapmaya çalışıyoruz. Bugün de bu kampanya ile, test faaliyetleri kapsamında gönüllü olarak belediyeye mütevazı bir katkı sunmaya çalışıyoruz. Burada yaşayanlar olarak bölgemizi istediğimiz şekilde görmek için çalışıyoruz. Gönüllülük faaliyetlerinin gerek Libya'da gerekse dünyada öneminin farkındayız.'Sağlık görevlileri 16 saat mesai yapıyor Artan vaka sayıları ile birlikte sağlık merkezlerinde ise yoğunluk yaşanıyor. Bölgedeki Bab Bin Gaşir Sağlık Merkezi yetkilisi Dr. Abdulmunim Zenati, her gün çok sayıda insana PCR testi yaptıklarını aktardı.Zenati, test hakkında şu bilgileri paylaştı:'Koronavirüs belirtisi gösteren, şüphesi olan, yakalanan ve de yaşı ilerlemiş vatandaşlardan, burun yoluyla yutaktan sürüntü örneği alıyoruz. Bu örnekleri, Hastalıklarla Mücadele Ulusal Merkezinin belirttiği kriterlere göre düzenliyor ve kaydediyoruz. Ardından bu örnekleri, resmi kamu laboratuvarına gönderiyoruz. Sonuçlar 1 veya 2 gün içerisinde ulaşıyor ve vatandaşa teslim ediyoruz.' Zenati, 'sağlık ordusuna' harcadıkları çabalardan ötürü teşekkür ederek, 'sağlık görevlilerinin gece gündüz demeden büyük bir özveriyle çalıştıklarına ve günlük yaklaşık 16 saat mesai yaptıklarına' dikkati çekti. Ayrıca salgının yayılmasının 'sadece insanlardaki bilinçsizlik nedeniyle açıklanamayacağını' kaydeden Zenati, '6-7 aydır süren tedbirler nedeniyle insanlarda bıkkınlık da oluştu. Yine de ne kadar sürerse sürsün vatandaşların alınması gereken temel önlemlere uymalarını istiyoruz. Bunlar, maske takmak, sosyal mesafe ve elleri yıkamaktan ibaret.' dedi.
İsmini Hüzünlü Bir Hikayeden Alan Ersizlerdere Kanyonu, Tabiat Parkı Oldu
KASTAMONU (AA) - ÖZGÜR ALANTOR - Kurtuluş Savaşı'nda tüm erkeklerini cephede kaybettiği için adı 'Ersizlerdere' olarak değişen köyden ismini alan Ersizlerdere Kanyonu Türkiye'nin 252'nci tabiat parkı ilan edildi. Kastamonu'nun Küre ilçesinde, Kurtuluş Savaşı'nda eli silah tutan bütün erkekleri şehit düştüğü için köye 'Ersizler' ismi verilir. Kurtuluş Savaşı'nda en çok şehit veren iller arasında bulunan Kastamonu'nda, daha sonra iki köye ayrılıp 'Ersizler' ve 'Ersizlerdere' adlarını alan, o dönemde adı 'Dereköy' olan köyden eli silah tutan 38 erkek cepheye gider.Birinci Dünya Savaşı, Balkan Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda vatanı, milleti için kahramanca mücadele eden erkeklerden zafer sonrası köyüne dönen olmaz. Cepheye giden tüm erkekleri şehit düşen köye, Cumhuriyet'in ilk yıllarında 'Ersizler' denmeye başlanır. Cumhuriyet'ten önce Dereköy ve Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte 'Ersizler' ismini alan köy, 1961'de Ersizler ve Ersizlerdere ismiyle iki ayrı muhtarlığa ayrıldı. Ersizlerdere köyünün yanı başındaki kanyon da Ersizlerdere Kanyonu olarak anılmaya başlandı. Küre ilçesine 8 kilometre uzaklıktaki kanyon ve çevresindeki 217 hektarlık alan 'Ersizlerdere Tabiat Parkı' olarak ilan edildi.'Burası cepheye gidip de dönmeyen şehitlerin diyarı' Ersizlerdere Kalkınma Eğitim ve Eko Turizm Derneği Başkanı Mustafa Çağır, AA muhabirine, 10 yıllık hayallerinin gerçek olduğunu söyledi. Ersizleredere'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin mayası olduğunu ifade eden Çağır, 'Burası cepheye gidip de dönmeyen şehitlerin diyarı. Köyde savaşa gidecek, cenaze namazı bile kılacak er kalmaması nedeniyle adı Ersizlerdere oluyor.' dedi.'İçinde cadı kazanları, şelalelerin yer aldığı bir doğa harikası' Ersizlerdere Kanyonu'nun Türkiye'nin en önemli kanyonları arasında yer aldığını belirten Çağır, şunları dile getirdi: '2,5 kilometre uzunluğunda 1,5 kilometrelik doğa yürüyüş parkuru olan bir kilometre de kanyon geçişi olan bir kanyon. İçinde suların kayalar üzerinde oluşturduğu görsel güzelliklerin yanı sıra cadı kazanları, şelalelerin yer aldığı bir doğa harikası. Bölgede Türkiye'nin en güzel sonbahar görüntülerini görebilirsiniz. Ülkemizin önemli kanyonlarından biri olması dolayısıyla macera turizmi açısından da oldukça önemli bir coğrafya. Macera severlerin, kaya tırmanışçılarının, kanyon geçişi sporcuların yoğun ilgisini görüyor. Türkiye'nin 252. Tabiat Parkı ilan edilmesiyle birlikte gelen ziyaretçi sayısının gün geçtikçe artacağına inanıyoruz. Eko turizmin ve kırsal turizmin bölgesel kalkınmaya vesile olacağına inanıyoruz.' Bölgenin kalkınması için destek isteyen Çağır, 'Bizden önce ecdadımız cephede şehit düştüğü için bölgemiz gelişmemiş. Desteklerle kırsal kalkınmanın önü açılırsa bölgemiz dünyada örnek bir yer haline gelir. Devletimizden destek bekliyoruz.' diye konuştu. 'İlerde konaklama yerleri de yapılırsa daha da iyi olur' Ersizlerdere köyü sakinlerinden Ahmet Yılmaz ise köyün hüzünlü bir hikayesi olduğunu belirterek, 'Erkeklerin hepsi cephede şehit olunca kalan çocuklardan neslimiz devam etmiş. Bu kanyon ve çevresi şimdi tabiat parkı oldu. Çok da güzel oldu. İlerde konaklama yerleri de yapılırsa inşallah daha da iyi olur. Buraya gelenler sayesinde bölgemiz gelişir. Burası doğal ve bakir bir yer. Ormanda ağaç çeşitleri bol, çok güzel manzarası var. Gelenler çok beğeniyor. İnşallah daha da güzelleşecek.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Siyasi İstikrarsızlıkla Boğuşan Lübnan'da Hükümet Kurma Görüşmeleri Zorlukla İlerliyor
BEYRUT (AA) - HASAN DERVİŞ - Lübnan'da istifa eden hükümetlerin bıraktığı iktidar boşluğu ve hükümet kurma çalışmalarında yaşanan sorunlar, tartışmalara neden oluyor.Lübnan'da Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın yeni hükümeti kurmakla görevlendireceği ismi belirlemek için perşembe günü yapılması planlanan istişare görüşmelerini bir hafta ertelemesi, endişeleri artırdı. Cumhurbaşkanlığının açıklamasında göre, Cumhurbaşkanı Avn'ın parlamentodaki siyasi partilerle gerçekleştireceği görüşmeler 22 Ekim tarihine erteledi. Erteleme kararının ortaya çıkan birtakım zorlukları aşmak üzere bazı siyasi gruplardan gelen talep doğrultusunda alındığı belirtildi.Bu kararın Meclis Başkanı Nebih Berri'nin bir günlük gecikmeye dahi karşı olduğu bir dönemde gerçekleşmesi dikkatleri çekerken, erteleme kararının altında yatan sebepler ve yine kısa süreli bir hükümetin kurulma ihtimali konuşuluyor.Lübnan'da, Beyrut Limanı'nda 4 Ağustos'ta tüm başkenti sarsan ve yaklaşık 200 kişinin ölümüne neden olan patlama nedeniyle hükümetin istifa etmesi sonrasında yeni kabinenin kurulması bekleniyor. Hariri'nin adaylığıSünni Müstakbel Hareketi lideri eski Başbakan Saad el-Hariri, 8 Ekim'de özel bir yerel televizyon kanalına verdiği röportajda kendisini başbakanlığa aday göstermediğini söylerken, siyasi partilerin IMF reformlarına ve teknokrat hükümete bağlı kalınması için temaslarda bulunacağını belirtti. Hariri, hükümet konusunda Cumhurbaşkanı Avn ve Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüştü ve diğer siyasi bloklara partisinden bir heyet gönderdi. Cumhurbaşkanı Avn ile görüşmesi sonrasında Baabda Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yapılan basın toplantısında konuşan Hariri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un girişimini canlandırmak için harekete geçtiğini söyledi.Hariri'nin basın danışmanı Hüseyin el-Vech ise Twitter hesabından, 'Fransız girişimi Beyrut'un çöküşünü engellemek ve yeniden imarı için halen tek ve son fırsat. Erteleme durumu değiştirmeyecek. Duraksama, Lübnan ve halkı için hiçbir zaman çözüm olmadı.' paylaşımında bulundu. Hristiyan grupların Hariri'yi reddetmesi Siyasi kaynaklardan alınan bilgiye göre, istişarelerin ertelenmesinin sebeplerinden birisi ülkedeki iki büyük Hristiyan grubun Hariri'yi başbakan olarak kabul etmemesi.Semir Caca liderliğindeki Hristiyan Lübnan Güçleri Partisi ve Cumhurbaşkanı Avn'ın damadı Cibran Basil liderliğindeki Özgür Yurtsever Hareketi'nin 'Hariri'ye destek vermediği' belirtildi. Kaynaklara göre, erteleme kararından önce Hariri'nin Avn'ı aradığı ve erteleme kararı almasına katkı sağlayacak bilgiler verdiği ileri sürüldü.Hristiyan Lübnan Güçleri Partisi eski milletvekili Vehbi Katişa, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Avn'ın oluşturulacak kabineyi netleştirmek istediğini belirtti.Katişa, 'Cumhurbaşkanı Avn Hariri'nin nasıl bir hükümet kuracağını bilmeden onu görevlendirmek istemiyor.' dedi.Görüşmelerin ertelenmesinde Basil'in tavrı Lübnanlı siyaset uzmanı Bişara Hayrallah, görüşmelerin Hariri ve Basil arasındaki anlaşmazlıktan ötürü ertelendiğini iddia etti.Hayrallah, 'Görüşmeler, Basil'in Hariri'ye baskı yapması, onu ziyarete veya görüşmeye zorlayarak boyun eğdirmeye çalışması nedeniyle ertelendi.' diye konuştu.Basil, Cumhurbaşkanı Avn'ın erteleme kararına ilişkin Twitter'da 'Cumhurbaşkanı'nın erteleme kararına saygı göstermekle beraber, bu duruşumuzu değiştirmeyecek.' ifadelerini kullanmıştı. Son seçimlerde ittifak yapan Hariri ve Basil arasındaki ilişki, Hariri'nin başbakanlıktan istifa etmesi sonrasında açılmıştı. İstikrarsız hükümetler sarmalında LübnanLübnan'da Saad el-Hariri başbakanlığındaki 30 üyeli Ulusal Birlik Hükümeti, ekonomik kriz ve hükümetin vergi politikalarına karşı düzenlenen gösteriler nedeniyle 29 Ekim 2019'da istifa etmişti.Lübnan'da Hizbullah ve siyasi müttefiklerinin destekleriyle 21 Ocak'ta kurulan Hassan Diyab hükümeti ise Beyrut Limanı'nda 2 bin 750 ton amonyum nitrat maddesinin infilak etmesinin ardından halktan gelen tepkiler üzerine 10 Ağustos'ta istifa etmek zorunda kalmıştı.Hükümetin istifasının ardından, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ülkedeki krize karşı reformları hayata geçirecek bir hükümetin kurulması ve sonrasında Paris'te Lübnan'a destek için uluslararası konferans düzenlenmesi girişimini başlatmıştı.Macron'un söz konusu girişimi, ABD yaptırımlarının hedefindeki Hizbullah ve siyasi müttefiklerinin Maliye Bakanlığı başta olmak üzere kendi paylarına düşen bakanlıklara getirilecekler konusunda, 31 Ağustos'ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Mustafa Edib'in taleplerini reddetmesiyle başarısızlığa uğramıştı.Kamu borcunun 90 milyar doları aştığı Lübnan, 1975-1990 yıllarındaki iç savaştan bu yana en büyük ekonomik krizlerden birini yaşıyor.Siyasi güçler ile yöneticileri ülkedeki mevcut ekonomik krizin nedeni olarak gören halk, uzun yıllardır yönetimi paylaşan mezhepsel siyasi partilerin yer almadığı, teknokratlardan oluşan küçültülmüş bir hükümetin kurulmasını talep ediyor.
Türkiye'nin Afet Stratejisi: Doğa Olaylarının Afete Dönüşmesi Engellenebilir
ANKARA (AA) - ORHAN ONUR GEMİCİ - ODTÜ Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Meltem Şenol Balaban, Türkiye'de doğal, insan ve teknoloji kaynaklı birçok tehlikenin bulunduğunu belirterek, 'Doğa olayları belki kaçınılmaz, depremlerin kendi ajandası var, aynı şekilde iklim değişikliği sebebiyle yağışlar artmaya devam ediyor ancak bizler onun afete dönüşmesini engelleyebiliriz.' dedi.Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı, afetlere dirençli şehirler oluşturmak amacıyla hazırladığı Türkiye Afet Risk Azaltma Planının (TARAP) yereldeki karşılığı olan İl Afet Risk Azaltma Planlarının ilkini Kahramanmaraş'ta hayata geçirdi.Bu kapsamda, afet geçmişi de göz önüne alınan Kahramanmaraş'ta tehlike ve afet risklerinin nasıl azaltılacağı konusunda önlemler belirlendi.'Marmara depremleri milat oldu' Bu çalışmalarda uzman olarak yer alan Doç. Dr. Balaban, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1999 Marmara depremlerinin üzerinden 21 yıl geçtiğini, bu depremlerin Türkiye'nin afetlere bakışı açısından bir milat olduğunu söyledi.Afetlerin üstesinden tek bir meslek grubu ya da zümrenin gelemeyeceğine işaret eden Balaban, bunun, akademi, yerel ve merkezi yönetimler başta olmak üzere tüm paydaşlarca ele alınması gereken bir konu olduğunu belirtti.Türkiye'nin en çok can kayıplarını depremlerde verdiğini ancak ülkede yaşanan tek afetin depremler olmadığını dile getiren Balaban, doğa olaylarıyla her daim karşılaşılabileceğini bilerek hareket etmenin önemine vurgu yaptı.'Canlı bir konu'Balaban, 'Doğa olayları belki kaçınılmaz, depremlerin kendi ajandası var, aynı şekilde iklim değişikliği sebebiyle yağışlar artmaya devam ediyor ancak bizler onun afete dönüşmesini engelleyebiliriz. Türkiye'de doğal, insan ve teknoloji kaynaklı birçok tehlikeye sahibiz. Bunların afete dönüşmemesi için de çalışmamız gerekiyor.' diye konuştu.Afet konusunun 'canlı, yaşayan' bir konu olduğuna dikkati çeken Balaban, bu alandaki çalışmaların sürdürülebilir olarak daha da ileriye taşınması gerektiğini ifade etti.Geçmişte afet yönetiminde olay sonrası için çalıştıklarını anlatan Balaban, bugünlerde ise gündemin riski azaltmak üzerine olduğunu ve bu sayede şehirlerin daha dirençli hale getirilebileceğini bildirdi.Balaban, afetlerle mücadelede en üst düzeyden aşağıya bir yol izlemenin yanı sıra en alt düzeyden de üst kademeye geri bildirim olması ve yerelin baş etme kapasitesinin artırılması gerektiğini dile getirdi. 'Dirençli kent için dirençli toplum ve dirençli toplum için dirençli kent' mottosuyla hareket etmenin önemine işaret eden Balaban, bu noktada sadece fiziksel dayanıklılık değil toplumsal olarak da tüm kurumların ve vatandaşların sahiplenmesine gerek duyulduğunu aktardı. Risk önlemek için neler yapılmalıBalaban, risk önleme aşamalarına ilişkin şunları söyledi:'İlk aşama olarak risklerden kaçınmamız yani yeni riskler yaratmamamız gerekiyor. Eğer biz tehlikeleri önceden öngörebilir, nerelerde etkili olduğunu ortaya koyabilirsek o alanlara yerleşmeme yolunda bir karar geliştirebiliriz. Bu, belki bir sıvılaşma alanı veya bir taşkın alanıdır. Eğer imkanımız varsa yatırımları o alana yerleşmemek yönünde kullanmalıyız. İkinci aşama, riskleri azaltma aşaması. Bu da ancak orada gerçekten o tehlikeye maruz bir değer varsa mümkündür. Bu değerler, kimi zaman o riske dayanıklı biçimde inşa edilmiş veya uygun yerleşim düzenine göre planlanmış olabilir. Böylelikle de riski azaltmak mümkün olabilir. En son aşamada ise azaltabildiğimiz ama sıfırlayamadığımız riskleri paylaşacağız. Çünkü hiçbir zaman sıfır risk yoktur ama sıfıra çok yakın risk vardır. Bu da örneğin kaybı tazmin etmek amaçlı risk azaltmayı teşvik eden sigorta sisteminin düşünülmesi, acil uyarı sistemlerinin etkin kullanımıyla mümkün olabilir. Örneğin taşkına maruz alanda çok değerli bir kültürel miras alanı var ve bunu taşıyamıyorsunuz. Bu sefer ne yapacaksınız, havza genelinde gerekli tüm risk azaltma tedbirlerini aldıktan sonra bu alanlarda erken uyarı sistemleriyle belki taşkın suyunu kesmek için çaba harcayacaksınız.' Hyogo Çerçeve Eylem Planı ve Sendai toplantılarında afet risklerinin azaltılması için her ne kadar ulusal planlar yapılsa da yerelde bunun uygulamaya geçirilmesinin önemine vurgu yapıldığını belirten Balaban, Türkiye'nin de bu konuda taahhüt verdiğini ve çalışmalar yürüttüğünü anlattı.AFAD'ın 2013-2017 Stratejik Planı'nda 'risk azaltma faaliyetlerinde standartlaşma'yı gündeme getirdiğine dikkati çeken Balaban, bu kapsamda hazırlanan kılavuza göre İl Afet Risk Azaltma Planının (İRAP) ilk olarak 2019'da pilot il olarak seçilen Kahramanmaraş'ta hazırlandığını anımsattı. Ulusal çapta da Türkiye Afet Risk Azaltma Planının hazırlandığını ifade eden Balaban, bunun da yakın zamanda hayata geçirileceğini bildirdi.Diğer illerde de hazırlanacak planların, tek bir defa hazırlanacak planlar olarak düşünülmemesi gerektiğini dile getiren Balaban, bu planların 'canlı' olması hedefiyle ortaya çıkacağını ve düzenli aralıklarla yenilenmesi gerektiğini söyledi.Balaban, İRAP'ın güçlü yanının, yereldeki paydaşlarla ortaya konulması olduğunu belirterek illerdeki planların en kısa sürede de uygulamaya geçirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.Neden ilk Kahramanmaraş'ta uygulandıİRAP'ın ilk olarak neden Kahramanmaraş'ta uygulamaya konulduğuna ilişkin Balaban, 'Bunun sebebi, Doğu Anadolu Fay Hattı'nda uzun süredir sismik bir boşluk olması. AFAD, böyle bir boşluğun olması sebebiyle yakın zamanda deprem yaşanabileceği ve o çevrede çok büyük nüfusun olması nedeniyle Kahramanmaraş'ın seçildiğini belirtti. İldeki enerji santralleri de aslında Türkiye'nin başka alanları için önem teşkil etmekte. Dolayısıyla orada yaşanacak büyük bir deprem etki alanı olarak bakıldığında sadece Kahramanmaraş'ı değil yakın çevresini de etkileyebileceği düşünüldüğünden öncelikli olarak Kahramanmaraş seçildi.' değerlendirmesinde bulundu. Kendisinin de uzman olarak katıldığı Kahramanmaraş'taki çalışmalara değinen Balaban, Kahramanmaraş sonrası güncellenen kılavuza göre İRAP'ın hazırlanma sürecinde takip edilen 5 modülde neler yapıldığını anlattı.Balaban, 'İRAP, sadece fiziki bir plan değil yönetişim planı. Kurumların risk azaltma amacıyla katılımcı bir süreçle belirlenen eylemleri gerçekleştirebilmesi için yol haritası ortaya koyuyor.' dedi.İRAP'ın yakın zamanda hayata geçirileceği diğer illerKahramanmaraş'ın ardından İRAP çalışmalarının Rize ve Tekirdağ'da çevrimiçi çalıştaylar yaptıklarını aktaran Balaban, Samsun, Adana, Afyonkarahisar ve Sivas'ta ise ön hazırlıkların başladığını söyledi.Meltem Şenol Balaban, Afyonkarahisar'daki İRAP çalışmalarına Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansının (JICA) desteğiyle Japon uzmanların da katılım sağladığını kaydetti.
Reklam
Jandarmanın Uyuşturucu Operasyonunda Yakalanan 5 Şüpheli Tutuklandı
İSTANBUL (AA) - İstanbul'da, jandarmanın düzenlediği uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 5 şüpheli tutuklandı.İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, E.C. liderliğindeki suç örgütünün, yurt dışından temin ettiği uyuşturucuyu yasa dışı yollarla kente getirdiği ve çeşitli iletişim yollarını kullanarak pazarladığı bilgisi üzerine çalışma başlattı.Jandarma, teknik ve fiziki takibin ardından örgüt lideri olduğu öne sürülen E.C. ile bağlantılı şüphelileri belirledi.Ekipler, şüphelilerin uyuşturucuyu sakladıkları depoyu ve sevkiyatlarda kullandıkları araçları takibe aldı. Örgüt üyelerinden M.K'nin otoparka getirerek park ettiği ve anahtarlarını güvenlik görevlisine bıraktığı uyuşturucu yüklü aracın yaklaşık 1 saat sonra bir başka örgüt üyesi B.E. tarafından alınarak mal teslim yerine götürülmesi sırasında jandarma ekipleri eş zamanlı operasyon düzenledi.Ayrıca Büyükçekmece'deki bir evde yapılan aramada, kalaşnikof marka tüfek ile bu tüfeğe ait çok sayıda mermi ile 3 kilogram metamfetamin, hassas terazi ele geçirildi. Bağcılar ve Gaziosmanpaşa'da durdurulan araçlarda ise 8 kilogram skunk ile kimyasal madde bulundu. Operasyonda E.C, B.E, M.K, Y.C. ve M.G. gözaltına alındı.Şüpheli M.G'nin 'adam öldürmek' suçundan hükümlü iken cezaevinden firar ettiği ve uzun süredir arandığı belirlendi.Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 5 şüpheli tutuklandı.
Meteorolojiden Anadolu'nun Güneybatısı İçin Sağanak Uyarısı
ANKARA (AA) - Antalya, Muğla, Burdur ve Isparta çevrelerinde bugün yerel olarak kuvvetli ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, bugün öğle saatlerinden itibaren Antalya geneli, Muğla'nın güney (Seydikemer, Fethiye, Dalaman), Burdur'un doğu (Bucak, Çeltikçi) ve Isparta'nın güney (Sütçüler, Aksu, Yenişarbademli) ilçelerinde gök gürültülü sağanak tahmin ediliyor. Yağışların yerel olarak kuvvetli (21-50 kilogram/metrekare) gerçekleşmesi öngörülüyor.Ani sel, su baskını, dolu yağışı, yıldırım, yağış anında kuvvetli rüzgar ve hortum oluşma riski gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.
Reklam
Hasankeyf'te Tekne Paraşütü Keyfi
BATMAN (AA) - Batman'ın tarihi Hasankeyf ilçesine gelen ziyaretçiler tekne paraşütü yapma fırsatı buluyor.Veysel Eroğlu Barajı'nın (Ilısu) tamamlanmasının ardından göl sahasında kalan Hasankeyf'teki tarihi eserlerin, yeni yerine taşınma işlemleri tamamlandı. Baraj göleti, tarihi yapıları, Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Demir Çağı, Ortaçağ, Roma, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 1453 eserin yer aldığı Hasankeyf Müzesi sayesinde, yeni yüzüyle misafirlerini ağırlayan ilçede, baraj göletinde tekne turları ve su sporları da yapılmaya başlandı. Tarihi Hasankeyf'i ziyaret eden vatandaşlar, tekne paraşütü ile Hasankeyf'in yeni yerleşkesini, tarihi eserleri ve baraj gölünü havadan görme imkanı buluyor. Tekneden gökyüzüne yükselen ziyaretçiler 7 ila 10 dakika arası gökyüzünde enfes manzaranın tadını çıkıyorlar.Marmaris'te su sporları işletmeciliği yapan ve Hasankeyf'te baraj gölündeki suyun yükselmesiyle tekne paraşütü hizmeti vermeye başlayan Batmanlı Muğdat Yıldız, gazetecilere yaptığı açıklamada, 20 yıldan bu yana Marmaris'te yaşadığını ve kardeşleriyle su sporları işletmeciliği yaptığını söyledi. Ilısu Barajı'nda suyun yükselmesiyle memleketine de su sporları hizmetini kazandırmak istediğini belirten Yıldız, ilk etapta tekne paraşütü hizmeti vermeye başladıklarını aktardı. Profesyonel bir ekiple çalıştığını kaydeden Yıldız, 'Tekne paraşütü yapmak isteyen vatandaşlarımıza bu hizmeti veriyoruz. Hasankeyf'e gelen vatandaşlara burayı kuşbakışı seyretme imkanı sağlamış oluyoruz. 300 metrelik ipimiz var. Yaklaşık dikey olarak 250 metreye kadar havalanıyor. Binenler için güzel bir uçuş deneyimi oluyor.' dedi.Tekne paraşütünü ilk kez deneyimleyen Hatice Türkan, gökyüzünde heyecanlı dakikalar yaşadığını belirtti. Türkan, 'İlk defa burada deneyimledim. Çok heyecan vericiydi. Gökyüzünden yeni Hasankeyf'i izlemek, baraj göletini seyretmek çok keyifliydi. Hasankeyf'e gelen herkese tavsiye ediyorum.' ifadelerini kullandı.Mustafa Alatürk de, 'Yukarıda bambaşka bir hava var. İnsan hiç inmek istemiyor. Hasankeyf için büyük bir nimet. Herkesin bu zevki tatmasını isterim. Muhteşem bir duygu. Bu hizmeti Hasankeyf'e getirenlere teşekkür ediyorum.' diye konuştu.Yusuf Kavak ise Hasankeyf'i gökyüzünden seyretmenin bambaşka bir duygu olduğunu belirterek, gökyüzünde bol bol fotoğraf çektiğini dile getirdi.
Nevşehir'de Kredi Kartı Dolandırıcılığı Operasyonunda 3 Şüpheli Tutuklandı
NEVŞEHİR (AA) - Nevşehir'de kredi kartı dolandırıcılığı yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 5 şüpheliden 3'ü tutuklandı.Edinilen bilgiye göre, S.Ş. ve M.U, kredi kartlarından bilgileri dışında kartsız işlem yöntemi ile 23 bin 285 lira çekildiği iddiasıyla şikayette bulundu.Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kredi kartı dolandırıcılığı yaptığı tespit edilen şüphelilere yönelik operasyon başlattı.Adreslerinde yakalanan A.A, N.B, İ.A, K.B. ve C.B. gözaltına alınarak, Nevşehir Emniyet Müdürlüğüne getirildi.Zanlılar, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden A.A, mağdurlara ait kart bilgilerini daha önce çalıştırdığı oto yıkama dükkanı sayesinde temin ettiğini ve bu bilgileri diğer zanlılarla paylaştığını itiraf etti.Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan şüphelilerden A.A, N.B. ve İ.A. tutuklandı, K.B. ve C.B. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Aydın'da Sahte İçkiden Zehirlendiği Belirtilen Kişi Hayatını Kaybetti
AYDIN (AA) - Aydın'ın Efeler ilçesinde sahte içki zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırılan kişi yaşamını yitirdi.Alınan bilgiye göre, Dalama Mahallesi'nde yaşayan Ahmet Güngör'ün (48) rahatsızlanması üzerine yakınları sağlık ekiplerine bilgi verdi.112 Acil Sağlık ekiplerince Aydın Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Güngör, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.Sahte içkiden dolayı zehirlendiği değerlendirilen Güngör'ün cenazesi, otopsi için Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne götürüldü.
Sakarya'da Kauçuk Fabrikasında Çıkan Yangın Söndürüldü
SAKARYA (AA) - Sakarya'nın Serdivan ilçesindeki kauçuk fabrikasında çıkan yangın itfaiye ekiplerince söndürüldü. Alınan bilgiye göre, D-100 kara yolu Beşköprü Mahallesi sanayi mevkisinde bulunan kauçuk fabrikasında henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Alevlerin yakındaki iş yerlerine sıçramaması için önlem alan ekipler, yangını söndürdü. Yangın nedeniyle kullanılamaz hale gelen fabrikada, ekipler soğutma çalışması yaptı. Fabrikanın yanındaki lokantayı işleten Recep Duman, yangının sabaha karşı çıktığını anlatarak, korktuklarını dile getirdi.
Reklam