onedio
Koyunları Kurt Saldırısında Telef Olan Aileyi Bakan Pakdemirli Sevindirdi
İZMİR/BOLU (AA) - YUSUF ŞAHBAZ/MEHMET EMİN GÜRBÜZ - Bolu'nun Mudurnu ilçesinde sürüsüne kurt saldıran çiftçi aileye, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin talimatıyla 21 koyun ile bir miktar küçükbaş hayvan yemi hediye edildi.Bakan Pakdemirli, ilçeye bağlı Gürçam köyünde yaşayan ve sürüsüne 15 Ekim'de kurt saldırması sonucu 21 koyunu telef olan Nigar-Kadir Sarıot çiftinin mağduriyetinin giderilmesi için talimat verdi. Bolu Valiliği ile Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekiplerince Sarıot çiftine, 21 küçükbaş hayvan teslim edildi. Ayrıca yine Pakdemirli'nin talimatıyla 250 kilogram arpa ile 15 balya ot da aileye verildi. 'Üretime devam edin'Bakan Pakdemirli, hediyelerin teslimi sırasında İzmir'den telefonla arayarak Nigar Sarıot ile görüntülü konuştu. Geçmiş olsun dileklerini ileten Pakdemirli, koyunların nasıl telef olduğu konusunda 'Nigar anne' diye seslendiği Sarıot'tan bilgi aldı. Bakan Pakdemirli, konudan haberdar olur olmaz talimat verdiğini belirterek 'Bakanlığımız yanınızda, teşkilatımız yanınızda, Valimiz yanınızda. Siz üzülmeyin, sadece üretime devam edin. Allah yolunuzu açık etsin. Eşiniz Kadir Bey de üzülmesin.' dedi. Koyunların hayırlı olmasını dileyen Pakdemirli, 'Bir tek ricam var. Şimdi yeniden 30 tane koyunun oldu. Bunların sayılarını 60 çıkartalım. Destek bizden, gayret sizden, bereket Allah'tan.' diye konuştu. 'Bakanımızdan Allah razı olsun' Nigar Sarıot, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koyunlarının telef olmasından dolayı çok üzüldüğünü belirtti. Bakan Pakdemirli'nin yardımının kendisini duygulandırdığını dile getiren Sarıot, 'Allah razı olsun. Sesimizi duydular. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.' ifadelerini kullandı. Koyunlara çok iyi baktığını söyleyen Sarıot, 'Bunlara da öbürlerine baktığım gibi bakacağım. Can bunlar. Çok sevinçliyiz. Gururluyuz. Allah razı olsun mağduriyetimizi giderdiler.' dedi. 'Torunlarım için bakıyorum'Kadir Sarıot ise sürüyü otlatırken tansiyonu düştüğü için 10 dakika kadar uyuduğunu, uyandığında koyunlarını bulamadığını söyledi. Koyunlarını kurtlar tarafından telef edilmiş şekilde görünce büyük üzüntü yaşadığını aktaran Sarıot, 'İzmir'de yaşayan İnci ve Çınar isimli 2 torunum var. Senede bir sefer geliyorlar. Burada kuzularla koyunlarla oynuyorlar. Koyunlara onlar için bakıyorum. Onun için de büyük üzüntü yaşamıştım.' diye konuştu.Sürüyü emek vererek büyüttüğünü anlatan Sarıot, Bakan Pakdemirli'nin hediyesi için çok sevindiğini dile getirdi.
Annesinin Sırtında Taşıyarak Okuttuğu Bedensel Engelli Genç Üniversiteli Oldu
AFYONKARAHİSAR (AA) - CANAN TÜKELAY - Afyonkarahisar'da, fedakar annesinin yıllarca sırtında okula taşıdığı doğuştan bedensel engelli Abdullah Akyıldız'ın üniversite hayali gerçek oldu. Sandıklı ilçesinde yaşayan Akyıldız ailesinin iki çocuğundan biri olan 20 yaşındaki Abdullah, doğuştan kas hastalığı nedeniyle bedensel engelli kaldı.Babasının yoğun işleri nedeniyle daha çok annesinin ilgilendiği Abdullah, annesi Birdane Akyıldız'ın sırtında okula taşıması sayesinde ilkokulu başarıyla bitirdi. Devletin verdiği akülü araç sayesinde ortaokul ve liseye giderken az da olsa rahatlayan genç, hem okuldaki hem de apartmanlarındaki katları annesinin sırtında inip çıktı. Hayali olan üniversiteye, Akdeniz Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Bilgisayar Programcılığı Bölümünü kazanarak ulaşan Abdullah Akyıldız, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri nedeniyle henüz okuluna kavuşamadı.Anadolu imam hatip lisesini birincilikle bitirdiAnne Birdane Akyıldız, AA muhabirine, doğuştan engelli olan oğlunun okuma isteğini kırmamak için fedakarlık yaptığını, çok emek verdiğini söyledi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle tekerlekli sandalye alamadıkları için oğlunu sırtında okula getirip götürmeye başladığını ifade eden Akyıldız, 'Çok zorluk yaşadık. Devletimizden Allah razı olsun bir akülü aracımız oldu. Ancak evim üçüncü katta olduğu için okuldan geldikten sonra oğlumu yine sırtımda taşıyorum.' dedi.Akyıldız, engelli olduğu için 'okumaz' denilen oğlu için tüm engelleri aştığının altını çizerek çocuğunun da bu emeklerinin karşılığını fazlasıyla verdiğini ifade etti. Oğlunun Anadolu imam hatip lisesini okul birincisi olarak bitirdiğini, onun okuma azmiyle gurur duyduğunu aktaran Akyıldız, şöyle konuştu:'Oğlumu, zorluklarla okuttum. Okulda bile sınıfları iki ya da üçüncü katta olduğu için yine hep sırtımda çıkardım. Azmi nedeniyle çok ödül aldı. Bana bile ödül aldırdı. Görmediğim şeyleri evladımdan gördüm. Allah razı olsun. Ben ağlasam bile 'Anne ben böyleyim diye üzülme' diyerek bana çok destek oldu.'Akyıldız, oğlunun çok çalışkan olduğunu, onun sayesinde bilmediği şeyleri dahi öğrendiğini vurgulayarak 'Üniversiteyi kazanmasından da çok mutluyum. Çocuğumla hep gurur duydum. Okumasa bile gurur duyardım ama okuduğu için daha çok gurur duyuyorum çünkü çok emek verdim, sırtımda taşıdım ama karşılığına da verdi.' diye konuştu.'Annem okula getirip götürüyordu'Abdullah Akyıldız da üniversiteyi kazanma hayaliyle büyüdüğünü belirtti. Çocukluğundan beri bilgisayara karşı hep ilgisi olduğunu ifade eden Akyıldız, şunları kaydetti:'Ailem bana çok destek oldu. Onların sayesinde bu yolda yürümeye başladım. Bilgisayar mühendisliği bölümünü istiyordum ama bilgisayar programcılığını kazandım. İki yıl sonra bilgisayar programcılığından dikey geçiş yapıp 4 yıllık bölümü tamamlayacağım inşallah. Daha sonra da yüksek lisans yapmayı hedefliyorum. Böyle hayallerim var. İlkokulda başarılıydım ama lisede daha çok başarılı oldum. Okula hep annem getirip götürüyordu. Annemin desteğiyle bu yerlere geldim.'
Turkcell'den 3 Yılda 16 Milyar Tl Yatırım Planı
İSTANBUL (AA) - MUSAB TURAN - Turkcell Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Serkan Öztürk, Turkcell'in pandemi sonrası dönemde de yatırımlarını sürdüreceğini belirterek, 'Kuruluşumuzdan bu yana ülkemize 50 milyar TL’lik yatırım yaptık ve bu yatırım her geçen gün artıyor. Bu 50 milyarın yarısından fazlasını son 5 senede yaptık. Önümüzdeki 3 senede de 16 milyar TL daha yatırım yapmayı planlıyoruz.' dedi.Öztürk, AA muhabirine Turkcell'in pandemi dönemi faaliyetleri ve gelecek planları hakkında açıklamalarda bulundu.Pandeminin, telekom sektörünün ne kadar önemli olduğunu, durma ya da hata yapma lüksü bulunmadığını bir kez daha gösterdiğini anlatan Öztürk, 'Sektörde uzun yıllar içerisinde gerçekleşmesi beklenen dijital dönüşüm neredeyse 6 ay gibi kısa bir sürede gerçekleşti. Bu dönemde talep ya da ihtiyaçlar ne kadar artarsa artsın, Türkiye’nin lider dijital operatörü olarak üzerimize düşen sorumluluk bilinciyle çalışmalarımıza hız verdik. Bu dönemin getirdiği dinamik koşulları yakından takip ederek müşteri davranışını yakından izledik.' diye konuştu. Bu sayede gelen talepleri doğru yöneterek, değişen kullanıcı alışkanlıklarına uygun olarak aktif yenilikçi çözümler sunduklarını aktaran Öztürk, benzersiz altyapıları sayesinde fiber hızında mobil internet hizmeti sundukları yenilikçi çözüm Superbox’la müşterilerin bu dönemde artan hızlı ve kaliteli internet talebini başarıyla karşıladıklarını söyledi. Öztürk, Superbox abone sayısının pandemi dönemdeki taleplerle birlikte 500 bine çıktığını ifade etti.'Ülkemize 50 milyar TL’lik yatırım yaptık'Öztürk, Turkcell mühendisleri tarafından geliştirilen iletişim ve yaşam platformu BiP’e eklenen çoklu görüntülü görüşme özelliği sayesinde kullanıcıların toplantılarını fiziksel olarak bir araya gelmeye ihtiyaç duymadan, güvenli bir şekilde yapabildiğini aktardı. Öztürk, şu bilgileri verdi:'Pandeminin ardından BiP üzerinden yapılan görüntülü görüşme süresi yüzde 90’lık artışla 29 milyon dakikaya çıktı; grup görüntülü görüşme süresi ise yüzde 400’lük artışla 25 milyon dakikaya ulaştı. Benzer talep artışı da veri merkezi hizmetlerimize oldu. Türkiye’nin en büyük veri işletmecisi olarak bugüne kadar veri merkezlerine yaptığımız 2 milyar TL’lik yatırımla, kurumsal müşterilerimizin her türlü ihtiyaçlarını karşılayarak kendi müşterilerine kesintisiz hizmet sunmalarını sağladık. Mobilde 1.4 Gbps, sabit tarafta ise 10 Gbps hızları destekleyen dünyanın en iyi altyapılarından birini ülkemize kazandırdık. Bu sayede internet kullanımının en yoğun olduğu pandemi döneminde bir yandan müşterilerimizin iletişim ihtiyaçlarını karşılarken diğer yandan da onlara özel inovatif çözümler sunabildik. Bugünleri düşünerek kuruluşumuzdan bu yana, lisans bedelleri, kule ve baz istasyonları, fiber ekipmanları ve kazıları, veri merkezleri ve yerli ve milli dijital ürünler de dahil olmak üzere ülkemize 50 milyar TL’lik yatırım yaptık ve bu yatırım her geçen gün artıyor. Bu 50 milyarın yarısından fazlasını son 5 senede yaptık. Önümüzdeki 3 senede de 16 milyar TL daha yatırım yapmayı planlıyoruz.' 'Pandemi gibi dönemlere öncesinde hazır olmak gerekiyor' Öztürk, pandemi döneminin herkes için farklı ve öğretici bir dönem olduğunu ifade ederek, böylesi olağan dışı dönemlere öncesinden hazır olunması gerektiğini anlattı. Yaptıkları altyapı yatırımları ve dijital yeteneklerin yanı sıra tüm çalışanlarıyla birlikte bu sürece öncesinden hazır olduklarını belirten Öztürk, 'Örneğin, pandemi sürecinde pek çok firmanın hayatına ilk kez giren ‘uzaktan çalışma’ yöntemini biz uzun yıllardır şirketimiz bünyesinde belirli aralıklarla uyguluyorduk. Eve geçiş döneminde de 5 bini aşkın çalışanımız ve Global Bilgi çatısı altındaki 15 bin personelimizi, tüm sektörlere örnek olacak bir hızda evden çalışma düzenine geçirdik. Uzaktan çalışma sürecine dünyaya örnek olacak bir hız ve verimlilikle adapte olduk.' bilgilerini verdi.'Müşterilerimize en iyi hizmeti sunmaya devam edeceğiz'Öztürk, pandeminin son iki yıldır sıkça tekrarladıkları 'dijital dönüşüm' kavramının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğini ifade ederek, dijitalin, hayatlarımızın her alanında yer almasıyla artık yeni bir çalışan deneyiminden bahsetmek gerektiğini söyledi. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan alışverişe kadar hayatın her noktasının salgının ardından değişime uğradığını anlatan Öztürk, şöyle devam etti:'Artık dijital dönüşümünü tamamlayan şirketlerin çok daha etkin bir rol üstleneceğini düşünüyorum. Biz bu dönüşümü çoktan tamamladığımız ve hatta bu alandaki öncü rolü üstlendiğimizden süreç bizim için kolay ve verimli ilerliyor. Tüm şirketlerin dijital dönüşümünü hızla tamamlayıp çalışma modellerini farklılaştırmaları ve yeni döneme adapte olmaları büyük önem taşıyor. Ayrıca buna bağlı olarak ilerleyen zamanlarda iş yapış biçimlerinin de değişim göstereceğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki süreçte bir yandan mobil çalışma yaygınlaşırken diğer yandan da pek çok sektörde yeni teknolojiler kullanılmaya başlayacak.Teknoloji alanında üstlendiğimiz öncü rolümüzle yeni teknolojileri ülkemize kazandırmaya ve şartlar ne olursa olsun müşterilerimize en iyi hizmeti sunmaya devam edeceğiz. 5G, yapay zeka (AI), robotik teknolojiler, Endüstri 4.0, nesnelerin interneti, büyük veri, akıllı teknolojiler, siber güvenlik ve bulut teknolojileri yatırım yapacağımız konular arasında yer alacak.'
Kızları, Ahmet Taner Kışlalı'yı Aa'ya Anlattı
ANKARA (AA) - BARIŞ KILIÇ - Eski kültür bakanlarından, siyaset bilimci ve yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın suikast sonucu ölümünün üzerinden 21 yıl geçti.Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan, akademik çalışmalarının yanı sıra güncel siyaset üzerine kaleme aldığı yazılarıyla dikkati çeken Kışlalı, 1977'de CHP'den İzmir milletvekili seçildi. Bir yıl sonra Kültür Bakanı olan Kışlalı, bu dönemde de yazmayı sürdürdü.Kışlalı, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde siyaset bilimi derslerine girdi, 1991'de Cumhuriyet gazetesinde haftalık köşe yazılarına başladı.Fransa'da akademik çalışmalarını sürdürdüğü dönemde Nicole (Nilgün) ile evlenen Kışlalı'nın, bu evlilikten Altınay ve Dolunay adlı kızları dünyaya geldi. Ahmet Taner Kışlalı, 1995'te geçirdikleri trafik kazasında eşini kaybetti, kendisi ise ağır yaralandı.Kışlalı, 1997'de Nilüfer Kışlalı ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten de kızı Nilhan Nur dünyaya geldi.Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999'da otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybettiğinde 60 yaşındaydı. Türkiye'yi yasa boğan saldırının ardından Ankara'daki cenaze töreninde Kışlalı'yı ebediyete binlerce kişi uğurladı.Kışlalı, vefatına kadar Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını yazmayı ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde ders vermeyi sürdürüyordu.'Babamla fotoğrafımız yok'Kışlalı hayatını kaybettiğinde 29 günlük olan kızı Nilhan Nur Kışlalı, bugün Kanada'da siyaset bilimi ve ekonomi eğitimi görüyor. Pandemi dolayısıyla derslerini Ankara'daki evlerinden takip eden Nilhan Nur Kışlalı, babasının çalışma odasında Ahmet Taner Kışlalı'nın kendisi için ne ifade ettiğini AA muhabirine anlattı.İlk cümleleri, '29 günlüktüm babamı kaybettiğimde. Babamla fotoğrafımız yok. O kadar küçüktüm.' olan Nilhan Nur Kışlalı, buna rağmen babasını iyi tanıdığını düşünüyor. Babasını birebir tanıma fırsatı olmadığı için tanıyan herkesin kendisine babasından bahsettiğini belirten Kışlalı, 'Gerek aileden gerek arkadaşlarından gerek üniversitedeki çevresinden, herkesten babamı dinleme fırsatım oldu. O yüzden çok iyi tanıdığımı düşünüyorum. Hatta onu yaşarken tanımış insanlardan bile belki biraz daha iyi tanıdığımı düşünüyorum. Çünkü insanlar, onu tanıyan insanlara onu anlatmıyor. Ama benimle karşılaşınca öyle bir sorumluluk duyuyorlar.' diye konuştu.Nilhan Nur Kışlalı, Ahmet Taner Kışlalı'nın kendisi için ne ifade ettiği sorulduğunda, 'Hem bir baba, ailemden dinlediğim, kuzenlerimden dinlediğim hem de bu ülke için canını kaybetmiş ve savaş vermiş bir aydınımız. O yüzden 2 farklı insan benim için aynı zamanda.' dedi.Siyaset bilimi eğitimi görmesinde babasının etkisi bulunduğunu dile getiren Kışlalı, içinde büyüdüğü atmosfer dolayısıyla küçüklüğünden beri siyasete ilgi duyduğunu anlattı. Babasının kitaplarını ve yazılarını okuduğunu, onun gibi akademisyen olmayı düşündüğünü kaydeden Kışlalı, 'Akademik bir kariyer düşünüyorum. Tabii şu an tam emin değilim, ne yapmak istediğim konusunda. Ama akademisyen olmak beni çok heyecanlandırıyor, çok da ilgimi çekiyor. Üniversitede kalıp, araştırma yapmak, daha da öğrenmek istiyorum.' ifadelerini kullandı.Nilhan Nur Kışlalı, babasının arkadaşlarıyla zaman zaman görüştüklerini söyledi. 'Öğrencilerinden adeta beslenirdi'Prof. Dr. Kışlalı'nın İstanbul'da yaşayan kızı Dolunay Kışlalı Edis ve hayatını Kanada'da sürdüren kızı Altınay Kışlalı Erginbilgiç de, AA muhabirine, babalarını ve onunla olan ilişkilerini anlattı. Dolunay Kışlalı Edis, babasını düşündüğünde aklına iyimserlik, sevgi doluluk, dürüstlük kavramlarının geldiğini vurgulayarak, 'Onun kadar özü sözü bir insan tanımadım. Belki çok kısa bir zaman geçirdik beraber ama çok yoğundu. Annemin ölümü de dahil olmak üzere zor anlarımız oldu, çatışmalarımız da oldu. Ama hep güçlü bir iletişimimiz vardı.' şeklinde konuştu.Annesi ve babasını trajik koşullarda kaybettiği için insanların bazen acıyarak baktıklarını ifade eden Dolunay Kışlalı Edis, oysa kendisine hayatta kalma gücü veren ve yaşamayı sevdiren iki insanın çocuğu olduğu için şükrettiğini belirtti.Dolunay Kışlalı Edis, 'baba Ahmet Taner Kışlalı'dan bahsederken, şu anısını aktardı:'Bir akşam evde misafirler varken ben odamda Şeker Portakalı kitabını okuyorum ve kitaba öylesine üzüldüm ki ağlıyorum. Aşağıya indim. Babam tüm misafirlerini bırakıp beni kucağına oturttu ve teselli etti, benimle hüzünlendi.'Babasının hayatı boyunca sorunlar karşısında yılmadığını, çözümün parçası olmaya çalıştığını belirten Dolunay Kışlalı Edis, 'Doğaya, hayvanlara, insanlara, vatanına karşı çok hassas ve sevgi doluydu. 'İnancı yıkılmış, umudunu yitirmiş bir insan ruhsal açıdan sakat bir insandır.' derdi. Her türlü yasağa karşıydı. Kural koyardı ancak yasakla hiçbir yere varılamayacağını bilirdi. Ablamla bana kurallar koydu ama en önemlisi kendi sorumluluğumuzu almamızı teşvik etti. Bize saygı duyardı ve önemserdi.' dedi. Edis, babasının tüm gençlere, özellikle de öğrencilerine karşı inancı ve saygısının çok derin olduğuna, gençliğin enerjisine, ilgisine ve bilgisine güvendiğine, onlardan adeta beslendiğine işaret ederek, şunları anlattı: 'Sınıfında her görüşten öğrenci özgürce kendini ifade edebilirdi. Kimse yargılanmaz, suçlanmaz veya aşağılanmazdı. Sınıf ortamında öğrencilerinin birbirlerinin düşüncelerine saygı göstererek tartışmalarını sağlardı. Herhangi bir düşünce veya bir grubun hakimiyetine izin vermezdi. 'Bir gücün tek başına egemen olduğu yerde demokrasiden söz edilemez.' derdi. 'Gençlik sesini yükselttiğinde değil, asıl sustuğu, pıstığı zaman ülkenin geleceği için endişelenmek gerekir.' derdi. Bence tam da bu nedenle birileri tarafından sakıncalı görüldü diye düşünüyorum. Çünkü demokratik platformda tartışma zemini bulan düşünceler sivrilerek silahlanmazlar. Ancak birbirlerinden beslenebilirler.''İnsanlığın ve Türkiye'nin güzel yüzünü simgeliyor'Altınay Kışlalı Erginbilgiç ise 'çözmekte zorlandığı sorunları olduğunda yanına ilk gittiği kişinin hep babası olduğunu' aktararak, 'Onun sözleriyle rahatlardım. Ölümünden sonra da sözlerini ve duruşunu anımsayarak rahatlamaya çalışıyorum.' ifadelerini kullandı.Erginbilgiç, şunları kaydetti: 'Babam bugün benim için insanlığın ve Türkiye'nin en güzel yüzünü simgeliyor sanki. İnsancıllığı, yardımseverliği, ayrımcı olmaması, dürüstlüğü, her türlü canlıya sevgiyle yaklaşabilmesi ve her şeyden önce kendisine ve diğerlerine gerçek saygı duyabilmesi. İşte bu özellikleriyle benim için evrensel olarak güzel bir insan.Doğduğu koşullardan çevrenin, kalıtımın ve kendi kişiliğinin etkileri ile vardığı nokta itibarıyla da Türkiye'nin güzel yüzünü temsil ediyor. Hem Allah'a inanıyor hem de bilimsel düşünceyi önemsiyor, yaşamının tüm alanlarında devreye sokuyor. Ülkesinin kültür birikimini daha fazla tanımaya ve tanıtmaya çalışıyor. Ülkesinin bağımsızlığı için çaba harcayanları unutmadan, kendisi de aynı amaçla uğraş veriyor. Türkiye'nin dünya üzerinde saygın bir yer edinmesi için hem örnek bir elçi oluyor hem de gelecek kuşağın yetişmesine katkı sağlıyor.'Babasıyla olan bir anısını aktaran Erginbilgiç, annesinin hayatını kaybettiği kazada yaralanan babasını bir süre kontrol için hastaneye götürdüklerini, son gidişlerinde tetkikler için babasına rahatlatıcı bir ilaç verildiğini belirtti. Erginbilgiç, şöyle devam etti:'Eve dönüş yolumuzda ara sıra uyuyakalıyor, uyanınca da çok bilinçli olmadan bir şeyler mırıldanıyordu. Hüzünlü ve gözü yaşlı olarak söylediğini anlamak için dikkat kesildim, 'Bir gemi kalkar bu limandan... Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler. Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...' Meğer Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirini okurmuş. Bitiremeden mısraları tekrar uyuyakalmıştı. Birden heyecanla ve elini hafif kaldırarak bu sefer de 10. Yıl Marşı'nı okumaya başladı. Evimize vardık, dinlenmek için odasına çekildi. Uyanınca ona arabada olanları anlatınca hayretle yüzüme baktı, farkında bile değildi.'Suikastle ilgili davaKışlalı suikastına ilişkin ilk yargılama Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) yapıldı. Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok'un öldürülmesi eylemlerinin de arasında bulunduğu çok sayıda olayı kapsayan dava, 'Umut Operasyonu' olarak tarihe geçti.DGM'lerin kapanmasının ardından yargılamaya Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Davada, 3 sanık 'yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek' suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten çeşitli sürelerde hapse mahkum edildi.Anayasa Mahkemesi, gözaltında tutuldukları tarihlerdeki mevzuatın, gözaltı süresinde avukata erişim imkanı tanımadığı gerekçesiyle 5 sanığın yeniden yargılanmasına karar verdi.Yargılama halen Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.
Kapı Ve Pencere Üretim Atölyesi Adeta Küçük Bir Müzeyi Andırıyor
KAHRAMANMARAŞ (AA) - SİNAN DORUK - Kahramanmaraşlı PVC pencere ve kapı üretimi ustası Durdu Kanat, yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği 250'yi aşkın eski eşyayı 'müzem' diye nitelendirdiği atölyesindeki ofisinde sergiliyor. Afşin ilçesindeki atölyesinde üretim yapan Durdu Kanat'ın iş yeri farklı bir özelliğiyle dikkati çekiyor. Ofis olarak kullandığı bölümde yaklaşık 20 yıldır biriktirdiği eski eşyaları sergileyen Kanat, fotoğraf makinelerinden günlük ev eşyasına, telefonlardan dedesinden kalan yadigar tüfeklere kadar çok sayıda eşyayı gözü gibi koruyor. İş yerine gelenleri adeta zamanda yolculuğa çıkartan Kanat, AA muhabirine, geçmişe olan özlemi gidermek için toplamaya başladığı eski eşyaları çevresinden gelen talep üzerine sergilemeye karar verdiğini söyledi. Sergilenen eşyalara müşterilerinin de ilgi gösterdiğini aktaran Kanat, 'Amacım gelecek nesillerimize atalarımızın hangi şartlarda yaşadığını, nasıl bir yaşam tarzı sürdüklerini, kas gücüne dayalı malzemeleri nasıl kullandıklarını aktarmak.' dedi.'Daha çok ürüne ulaşmayı hedefliyorum' Topladığı parçaları ilerleyen zaman içerisinde müzeye bağışlamak istediğini aktaran Kanat, şunları kaydetti: 'Bu koleksiyonu gezen vatandaşlarımız daha sonra babasının, dedesinin antika eşyasını bana teslim ediyor ve burada sergilememi istiyor. Vatandaşlarımız manevi değeri olan eşyaların çatı katında veya başka bir yerde heder olmasını istemiyor. Atalarımızı, örf ve adetlerimizi unutmadığımızı göstermek, bunları da yeni nesle aktarmak için daha çok ürüne ulaşmayı hedefliyorum. Bu koleksiyonumu daha çok kitleye ulaşması için Afşin Belediyesi tarafından restore edilerek ziyaretçilere kapılarını açan Ömer Ağa Konağı'ndaki müzeye bağışlamak istiyorum. Gelecek nesillerimiz bu ürünlerle sanatın ne kadar önemli olduğunu, şu anki teknolojinin ne kadar kıymetli olduğunu anlayacak ve zamana yolculuk yapacaklar.' Kanat, koleksiyonundaki hiçbir ürünü para karşılığı almadığının altını çizerek 'Eski malzemeleri bana emanet ediyorlar ve onların adına bu malzemeleri koleksiyonuma katıyorum. Misafir ettiğimiz arkadaşlarımız küçüklüğünde kullandığı bir malzemeyi, oynadığı bir oyuncağı görünce çok duygulanıyor ve gözlerinde pırıltı oluşması beni çok mutlu ediyor.' diye konuştu.'Müzem' diye nitelendirdiği bölümde 150 ile 200 yıllık eşyaların da olduğunu aktaran Kanat, 'Müzemde 250'nin üzerinde eser var. Bunlar içerisinde en önemlisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün beylik tabancasının aynı modeli olan tabanca ile dedemden kalan ve Kurtuluş Savaşı'nda kullanılan üsten dolma tüfek. Onlara gözüm gibi bakıyorum.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Mutluluğu Toprakla Uğraşmakta Buldu
ANTALYA (AA) - TAHSİN KÜÇÜKKARACA - İstanbul'da üniversiteden mezun olduktan sonra çeşitli firmalarda çalışan Mehmet Karaöz, şehrin yoğunluğu ve iş stresinden kurtulmak için döndüğü memleketi Antalya'da, mutluluğu toprakla uğraşmakta buldu.Antalya'da çiftçilik yapan ailede büyüyen 32 yaşındaki Karaöz, Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesini kazanınca İstanbul'a yerleşti. Üniversiteyi bitirdikten sonra gıda ve dijital pazarlama firmalarında 5 yıl çalışan Karaöz, kentin yoğunluğu ve iş stresinden kurtulmak için memleketi Antalya'ya döndü. Burada çiftçilik yapmak isteyen Karaöz, çevresindekilerin 'Üniversite mezunusun. Çiftçilik zor iş. Kendi işini yap.' sözlerine aldırış etmeden, Kepez ilçesinde 2 dönümde kurulu serayı kiraladı. Yaptığı araştırmalar ve aldığı eğitimler sonrası serasına 'aloe vera' bitkisi eken Karaöz, kendi işinin patronu olmanın mutluluğunu yaşıyor.Toprakla uğraşmak terapi gibi geldiKaraöz, AA muhabirine, hayallerinin peşinden gittiği için hiçbir zaman pişmanlık duymadığını söyledi.İstanbul'daki yaşamının çok yorucu ve stresli geçtiğini belirten Karaöz, bu nedenle kendisini rahatlatacak bir meslekle uğraşmak istediğini dile getirdi.Toprakla uğraşmanın kendisini dinlendireceğini düşündüğü için memleketine döndüğünü anlatan Karaöz, şöyle konuştu:'İşi öğrenmek için çevredeki çiftçilerin karşısına spor ayakkabı ve şortumla çıktığımda bana gülüyorlardı. Yapamayacağımı söyleyip, motivasyonumu düşürmeye çalışıyorlardı. Azmimi gördükçe bana hak vermeye başladılar ve desteklediler. İstanbul'un yoğun hayatı içinde çok yoruldum, toprakla uğraşmak beni mutlu etti. Burada da çok çalışıyorum ama hayatın koşuşturması içinde kaybolmuyorum. Sevdiğim işi yaparak ülkem için üretmek istiyorum. Toprağa diktiğiniz bitkilerin büyüdüğünü görmek, tarif edilemez bir duygu. Bu durum bana terapi gibi geldi. İşimi ilerletmek istiyorum.'Karaöz, insanların küçümseyen gözlerle bakmalarına aldırış etmeden üretmeye devam edilmesi gerektiğini kaydetti.
Mersin'de Sosyal Medyadan Dolandırıcılık İddiasına İki Tutuklama
MERSİN (AA) - Mersin'de, sosyal medya üzerinden dolandırıcılık yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan 6 zanlıdan ikisi tutuklandı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, sosyal medya üzerinden 'hediye kazandıkları' vaadiyle birçok kişiyi dolandırdığı belirlenen şüphelilere yönelik teknik ve fiziki takip başlattı. Belirlenen adreslere düzenlenen operasyonda zanlılar U.O, H.Ş.T, C.B, M.Y, A.B. ve E.N. gözaltına alındı.Şüphelilerin cep telefonları ve bilgisayarını inceleyen ekipler, birçok kişinin aynı yöntemle dolandırıldığını tespit etti.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlılardan H.Ş.T. ve M.Y. tutuklandı, U.O, C.B. ve A.B. yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla, E.N. de ev hapsi cezasıyla serbest bırakıldı.
Reklam
İranlı Ressam Ali Miri, Geleneksel Yaşamın Dokusunu İllüstrasyonlarıyla Sonsuza Taşıyor
İSTANBUL (AA) - MEHMET KARA - Eserlerinde incelikle yansıttığı geleneksel hayat temalı çizimlerle dünyanın sayılı illüstrasyon sanatçıları ve ressamları arasında gösterilen İranlı Ali Miri'nin 'Teknoloji ve tüketim toplumunun bizden çaldığı mutluluğu anlatmak istiyorum.' dediği eserleri dünyada olduğu kadar Türkiye'de de büyük ilgi görüyor. Çalışmalarındaki temel amacı 'Geleneksel yaşamın huzur ve içtenlik dolu ruhunu yansıtarak modern yaşamın yalnızlaştırıcı etkisiyle mücadele' olarak tanımlayan Miri, çocukluğunda hafızasında yer etmiş anları resmederek günümüze taşıyor. Çocuk yaşta başladığı resim sanatına 30 yıldır aralıksız devam eden Miri, 21. yüzyılda insanların yaşamlarının, aile hayatlarının, çocukluk ve yaşlılık dönemlerinin geri dönülemez bir biçimde değiştiğini fark ederek eserlerinde önemli bir değişikliğe gitti.Değişen dünyada 'temiz mutlulukları' unutturmamak için başlattığı geleneksel yaşam illüstrasyon çizimleriyle İran'da olduğu kadar dünyada ve Türkiye'de de büyük ilgi gören Miri, Zoom programı üzerinden AA muhabirine, sanat anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.'Çocukluğumu hatırladığımda hissettiğim hüzün dolu mutluluk beni bu çizimlere itti' Birçok sanat dalının yoğun olarak icra edildiği bir ortamda çocukluğundan beri resimle uğraştığını söyleyen Miri, ilk resminin 27 yıl önce bir kitapta yayınlandığını, ardından birçok farklı türde eserler verdiğini belirtti.Sanat hayatı boyunca özellikle çocuklar için eserler ürettiğini anlatan Miri, 'Bu işe bir anda girmedim. Bir anda bir karar almadım. Toplumda gördüğüm değişim ve dönüşüm beni çok etkiledi. Aslında nostaljik işlere girmek bir koku, bir şarkı, bir melodi gibi bizi geçmişe götürür. Ben de geçmişimin izinde bu kararı aldım. Çocukluğumu hatırladığımda hissettiğim 'hüzün dolu mutluluk' beni bu tarz çizimlere yöneltti. Bu kadar ilgi göreceğini düşünmemiştim ama ilk çizimimden itibaren eserlerim büyük beğeni topladı. Çünkü bence eserlerim sadece benim değil herkesin çocukluğunda, geçmişinde bir duyguya bir anıya tekabül ediyor.' diye konuştu. Miri, geleneksel yaşam kodlarının dünyanın birçok ülkesinde benzer aile yapılarının doğmasına neden olduğu değerlendirmesinde bulundu. 'Kapitalist toplumla mücadelemi eserlerimle yapıyorum'Dünyadaki kültürel değişimleri yakından takip ettiğini ve bu değişimlerin yeni eserler ortaya koyması için kendini daha çok motive ettiğini dile getiren Miri, eserlerindeki hedefleri şu sözlerle anlattı:'Şimdi tüketim dünyasında yaşıyoruz ve eşyayı satın aldığımızda mutlu olacağımıza inandırılıyoruz. Mutluluğun dış dünyayla ilgili olduğu inandırılmaya çalışılıyor. Ben kapitalist topluma sayfalarca eleştiri yazacağıma çizimlerimle o eski mutlu günleri tasvir ediyorum ve mücadelemi bu şekilde yapıyorum. Eserlerim geleneksel yaşamda çok da fazla eşyaya sahip olmadığımız ama mutlu olduğumuz günlerin bir yansıması aslında.' Birkaç yıl önce İstanbul'a geldiğini ve şehri uzun uzun inceleme fırsatı bulduğunu anlatan Miri, İstanbul'daki incelemelerinin ardından sanat ve kültür için sınırların olmadığını fark ettiğini dile getirdi. Ressam Ali Miri, sözlerine şöyle devam etti:'Sınırlara inanmıyorum. Benim için sınır yok aslında, siyasi sınıra çok fazla inanmıyorum. İnsanlar coğrafi ve kültürel olarak birbirine karışmış durumda. Türkiye ve İran arasındaki yakınlık ve kültürel bağlar geçmişten kaynaklanıyor. En çok Türkiye'den yorum alıyorum. Özellikle Türkiye'nin doğusundan çok güzel tepkiler alıyorum. Farsça yazanlar oluyor. Bunun sanki bir Türk sanatçı tarafından çizildiğini zannettiklerini söylüyorlar. Bu benim için büyük bir mutluluk kaynağı. Bu ilgi beni cezbediyor. Türkiye'den ilgi görmek mutluluk verici. Türkiye'den gelip belgesel yapanlar olmuştu. Çalışmalarımın Türkiye'deki sosyal medya hesaplarında sık sık paylaşılması harika. Türkiye’deki takipçilerime elimden geldiğince cevap veriyorum. Desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Şunun altını bir kez daha çizerek söylüyorum, Türkiye’yi ve Türk insanını yabancı olarak görmüyorum. Aynı kültürel ve tarihi kaynaklardan beslenen insanlarız.'Türkiye ve İran'ın kültürel kodlarının birbirine çok yakın hatta birçok noktada ortak olduğunu dile getiren Miri, 'Ama zamanla bunlar ayrıldı. Batılı yaşam formlarının Türkiye'de daha etkili olduğunu düşünüyorum. İran'da sınırlar ve bazı sebeplerden dolayı bu etki nispeten daha az. Bunu iyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorum. Sadece kültürlerin farklılaşmasındaki etkenlerden birisi. Türkiye'den gelen tepkilerde genelde geçmişe özlem, çocukluk ve geleneksel yaşamın mutluluk sağlayan yapısından bahsediliyor.' ifadesini kullandı.Miri, ülkesine uygulanan ambargolar yüzünden eserlerini yurt dışına çıkarmakta zorlandığını, Türkiye'deki firmalarla çalışmayı çok istediğini söyledi.
Anayasa Mahkemesinden "Masumiyet Karinesinin İhlali" Kararları
ANKARA (AA) - Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, ceza yargılamasında beraat etmelerine karşın haklarında disiplin cezası uygulanan iki başvurucunun, Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verdi. Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre, öğretmen Barış Baş'a öğrencisine tokat attığı gerekçesiyle disiplin cezası verildi ve öğretmen hakkında ceza soruşturması başlatıldı. Ceza Mahkemesinde yargılanan öğretmenin beraatine karar verildi. Öğretmen, aleyhine uygulanan disiplin cezasına karşı iptal davası açtı. Bölge İdare Mahkemesi, disiplin cezasının hukuka aykırı olmadığına karar verdi. Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazete'de yayımlanan diğer kararına konu başvuruda da zabıt katibi olan başvurucu Hüseyin Sezer, 'gizlilik kararı alınmış dosyanın örneğini bir avukata verdiği' iddiasıyla Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandı, delil yetersizliğinden beraat etti. Aynı nedenle hakkında açılan disiplin soruşturmasında ise başvurucunun 'memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelikte, yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunduğu' sonucuna ulaşılarak, devlet memurluğundan çıkarma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. Bu işlem İdare Mahkemesi tarafından hukuka uygun bulundu.Başvurucuların iddiaları Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan Baş ve Sezer, ceza yargılamasında beraat etmelerine karşın haklarında disiplin cezası uygulandığını ayrıca mahkeme kararlarında haklarında yer alan ifadelerin kendilerinin suçlu olduğu inancına yol açtığını belirterek, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Anayasa Mahkemesi, iki başvurucunun da Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verdi. Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, masumiyet karinesinin, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade ettiği aktarıldı. Disiplin suçuna ve ceza yargılamasına konu eylemlerin aynı olduğu hallerde disiplin soruşturmasıyla ilgili uyuşmazlıklara bakan idari mahkemelerin, fiilin sübutuyla ilgili ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi gerektiği, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmamasının beklendiği vurgulanan gerekçede, şu tespitler yapıldı: 'Aksi takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu bakımdan idari mahkemeler dahil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir. Somut olaylarda İdare Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi, ceza mahkemesi kararında ulaşılan sonucu tartışmaya açmanın yanında kararı okuyanlarda başvurucuların suç işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu durumda beraat kararı anlamsız hale gelmiş ve başvurucuların masumiyetine gölge düşürülmüştür. Öte yandan iki yargı kolu arasında başvurucuların atfedilen suçu işleyip işlemediğiyle ilgili olarak çelişkili kararların ortaya çıkmasına sebep olunmuş ve masumiyet karinesinin ikinci boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.'
Türkiye Kamu-Sen'den "Memur Maaşları Gözden Geçirilsin" Önerisi
ANKARA (AA) - Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, memur maaşlarının gözden geçirilmesi gerektiğini bildirdi. Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi, Eylül 2020'ye ait asgari geçim endeksi sonuçlarını açıkladı.TÜİK'in geçen ayki verileriyle yapılan araştırmaya göre, eylül ayında çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı 3 bin 704 lira, dört kişilik ailenin asgari geçim haddi ise 7 bin 567 lira olarak belirlendi.Çalışan tek kişinin açlık sınırı ağustos ayına kıyasla eylülde 19 lira 74 kuruş artarak 2 bin 865 lira 51 kuruş oldu.Eylül ayında, dört kişilik ailenin ortalama gıda ve barınma harcamaları toplamı 2 bin 843 lira olarak hesaplandı.Eylül ayında ortalama 4 bin 478 lira maaş alan bir memurun ailesi için yaptığı gıda harcaması, maaşının yaklaşık yüzde 39'unu oluştururken, TÜİK verilerinde 1093 lira olarak belirlenen kira gideri ise maaşının yaklaşık yüzde 24'üne denk geldi.'Maaşlardaki oransal erime yüzde 4,6'yı buldu'Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, araştırmanın sonuçlarına dair yaptığı değerlendirmede, memur maaş artışının zamların gerisinde kaldığını belirterek, '2020 yılının tamamı için maaşlar enflasyon farkıyla birlikte ortalama 463 lira artarken, ailelerin harcamaları yılın 9 aylık bölümünde 669 lira zamlandı. Memurlarımız şimdiden aylık 206 lira kaybetti. Maaşlardaki oransal erime yüzde 4,6'yı buldu.' ifadelerini kullandı.Alım gücündeki erimenin telafi edilmemesi durumunda daha vahim sonuçlarla karşılaşılacağını vurgulayan Kahveci, şunları kaydetti:'Önümüzde bütün masrafların artacağı sonbahar ve kış ayları bulunuyor. Bu dönemde hem masraflar artacak hem de fiyatlar yükselecek. Bu şartlar altında çalışanlarımız hayat pahalılığı karşısında kredi kartına borç yaparak yaşamlarını sürdürüyor. Bu durum ileride büyük sorunlara yol açacak. Gelirler harcamalar kadar artmazsa, borç ödemelerinde aksaklıklar yaşanacak. Bu nedenle mutlak surette önümüzdeki dönem için memur maaşlarının gözden geçirilmesi gerekiyor.'
Reklam
Türkiye'nin Nur Sultan Büyükelçisi Ekici: "Azerbaycan'ın Haklı Davasında Türk Dünyasının Desteği Önemli"
NUR SULTAN (AA) - Türkiye'nin Nur Sultan Büyükelçisi Ufuk Ekici, Dağlık Karabağ sorununda Türk dünyasının Azerbaycan'a destek vermesinin çok önemli olduğunu bildirdi.Ekici, Azerbaycan'ın Nur Sultan Büyükelçiliğini ziyaret ederek Büyükelçilik binası önünde Gence saldırılarında hayatını kaybedenlerin anısına hazırlanan yere karanfil bıraktı. Büyükelçi Raşad Mamedov tarafından karşılanan Ekici, Mamedov'a başsağlığı diledikten sonra gazetecilere açıklama yaptı.'Türk dünyasının destek vermesi çok önemli'Ekici, dün itibarıyla kardeş Kazak, Türk, Azerbaycanlı olmak üzere çok sayıda kişinin Azerbaycan Büyükelçiliğine gelip dayanışma gösterdiğini belirterek 'Azerbaycan'ın içinde bulunduğu haklı davada, Türk dünyasının destek vermesi çok önemli.' dedi.Türkiye olarak her zaman Azerbaycan'ın yanında bulunduklarını vurgulayan Ekici, hukuk dışı işgalin, insanlık dışı saldırıların her zaman karşısında olacaklarını ve tüm dünyanın da bu şekilde Azerbaycan'ın yanında olmasını dilediklerini söyledi.'Dünya ülkeleri arasında böyle bir dostluk yoktur'Büyükelçi Mamedov da savaşın ilk günlerinden itibaren topraklarının temizlenmesinde Türkiye devleti ve halkının her zaman Azerbaycan halkının yanında olduğunu vurguladı.Türkiye ile Azerbaycan'ın iki ülke bayraklarına boyandığına işaret eden Mamedov, 'Dünya ülkeleri arasında böyle bir dostluk yoktur. Bu, dünya için bir örnektir. Bu dostluk, iki halk için yalnız güç getirir, haklı yolumuzda manevi destek verir.' ifadesini kullandı.
Ordu'da Okuldan Etkileşimli Tahtalar Çalan 4 Kişi Yakalandı
ORDU (AA) - Ordu'nun Kabataş ilçesinde, okuldan etkileşimli tahta çaldığı iddia edilen 4 kişi yakalandı. Elbeyi Mahallesi Şehit Salih Keskin İlkokulu ve Ortaokulundan 10 etkileşimli tahtanın çalınması üzerine İl Jandarma Komutanlığına bağlı Suç Araştırma Timleri çalışma başlattı. Ekipler, güvenlik kamerası incelemesi sonucu tespit ettiği 4 şüpheliyi adreslerinde yakaladı.Yaklaşık 400 bin lira değerindeki tahtalar, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edildi.
Konya'da 8 Yıl Önce İple Boğulan 13 Yaşındaki Kızın Ölümüne İlişkin Dava Başladı
KONYA (AA) - Konya'da 8 yıl önce iple boğulan 13 yaşındaki kızın ölümüne ilişkin tutuklanan sanığın yargılanmasına başlandı.Akşehir Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ilk duruşmasına, izleyici ve basın mensupları alınmazken, maktul Hatice Çiftçi'nin annesi Pakize ve babası Kayhan Çiftçi hazır bulundu.'Çocuğu kasten öldürmek' ve 'çocuğun nitelikli cinsel istismarı' suçlarından yargılanan sanık V.K'nin, duruşmaya, tutuklu bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldığı ve savunmasını yazılı vermek için ek süre istediği öğrenildi.Mahkeme heyeti, dava dosyasındaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 30 Ekim'e erteledi.Anne Pakize Çiftçi, gazetecilere yaptığı açıklamada, 'Yürütmeye bile kıyamadığım kızımın acısı hiç azalmadı. Hatice'nin kabrini ziyaret etmeye bile yüreğimiz dayanmıyor.' ifadesini kullandı.OlayKonya'nın Akşehir ilçesinde 21 Aralık 2012'de özel ders aldığı etüt merkezinden çıkan 13 yaşındaki Hatice Çiftçi'den uzun süre haber alamayan ailesi, durumu güvenlik güçlerine bildirmişti. 25 Aralık 2012'de Atakent beldesi Akyer mevkisinde cesedi bulunan Çiftçi'nin iple boğulduğu belirlenmişti.Olayın ardından zanlının yakalanması için soruşturma başlatan polis ve jandarma ekipleri, maktul Çiftçi'nin tırnakları ve ipteki doku örnekleriyle karşılaştırmak amacıyla yaklaşık 600 kişiden DNA testi için kan örneği almıştı.İzmir'de başka bir olaya karışan V.K. (38) polis ekiplerince gözaltına alınmıştı. V.K'den alınan örneklerin, Çiftçi'nin tırnakları ve ipteki doku örnekleriyle uyuştuğu belirlenmişti. Bunun üzerine Akşehir'e getirilen V.K, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklanmıştı.
Reklam
Adana'da Toplu Taşıma Araçlarında Maske Ve Sosyal Mesafe Denetimi Yapıldı
ADANA (AA) - Adana'da polis ekiplerince, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında toplu taşıma araçlarında maske ve sosyal mesafe denetimi gerçekleştirildi. İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi ekipleri, kentin birçok noktasında Kovid-19 önlemleri kapsamında uygulama yaptı.Ekipler, şehir içi yolcu taşımacılığı yapan otobüs, minibüs ve taksilerde, sosyal mesafe ve maske kullanımını denetledi.Toplu taşıma araçlarındaki kişilere Kovid-19 tedbirlerini anlatan ekipler, sürücü ve yolculara uyarılarda bulundu.Ekipler, motosiklet ve elektrikli bisiklet sürücülerini de durdurarak, evrak ve kask kontrolü de yaptı.
Eskişehir'de Kaçak Sigara Operasyonunda 4 Şüpheli Gözaltına Alındı
ESKİŞEHİR (AA) - Eskişehir'de polisin düzenlediği kaçak sigara operasyonunda 4 zanlı yakalandı.İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kent merkezinde belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenledi.Söz konusu adresler ve eklentilerinde yapılan aramalarda kompresörlü sigara sarma makinesi, 474 kilogram kaçak tütün, 69 bin 200 dal bandrolsüz makaron, 67 bin 500 dal sigara sarma kağıdı ile 14 bin dal sarılmış sigara ele geçirildi. Gözaltına alınan 4 şüphelinin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Reklam
Doğaseverler Kovid-19 Sürecinin Stresini Nemrut Krater Gölü'nde Atıyor
BİTLİS (AA) - AHMET OKUR - Bitlis'in Tatvan ilçesindeki dünyanın ikinci, Türkiye'nin en büyük krater gölü Nemrut, bugünlerde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) sürecinin stresinden kurtulmak, sakinliğin ve doğanın tadını çıkarmak isteyen doğaseverlerin akınına uğruyor.Avrupalı Seçkin Destinasyonlar Projesi (EDEN) kapsamında 'Mükemmeliyet Ödülü' alan 2 bin 250 rakımlı göl, doğal güzellikleri, temiz havası ve eşsiz manzarasıyla insanları cezbediyor. Kovid-19 süreci nedeniyle uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasıyla krater gölünün bulunduğu alana gelen doğaseverler, şehrin kalabalığından uzakta göl manzarasına karşı yürüyüş yaparak, temiz havanın ve eşsiz manzaranın tadını çıkarıyor.Çeşitli illerden gelerek Nemrut Krater Gölü'nde etkinlik düzenleyen Vadi Doğa Sporları Kulübü üyesi 140 kişi, 2 bin 900 rakımdaki Nemrut Dağı'nın zirvesine tırmandı.Doğaseverler, 4 saatlik yürüyüşün ardından zirveye ulaşarak, sonbaharın tüm renklerinin bir arada görülebildiği bölgede çay içti, tabloları aratmayan manzarada fotoğraf çekti. 'Bu etkinlikler sayesinde stres atıyoruz'Vadi Doğa Sporları Kulübü Başkanı Ömer Demez, AA muhabirine, 140 kişilik grupla Türkiye'nin en büyük krater gölünde etkinlik düzenlediklerini söyledi. Sonbaharın renk cümbüşünün gölün maviliğiyle birleşerek eşsiz manzaraya sahne olduğunu belirten Demez, Kovid-19 sürecinde uzun süre etkinlik yapamadıkları için doğayı özlediklerini anlattı. Normalleşme süreciyle etkinliklerini artırdıklarını aktaran Demez, şunları kaydetti:'Buraların turizme kazandırılması gerekiyor. Mevsimlerle birlikte bölgedeki renk değişimi eşsiz manzaraya sahne olmuş. 140 kişiyle zirveye tırmandık. Herkes zirvede manzaranın tadını çıkarıyor. Burası aynı zamanda kültürel turların da yapılacağı bir yer olabilir. Çanak dönüşü 13 saat sürüyor. Dağcılık konusunda çok önemli bir yer. Sadece Türkiye değil dünyanın farklı yerlerinden dağcılar gelip buraları görmeleri gerekiyor.'Van'dan etkinliğe katılan öğretmen Nazan Sarı ise uzun süre sonra doğayla iç içe olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. Daha önce de farklı yerlerdeki etkinliklere katıldığını ifade eden Sarı, 'Bulunduğumuz yer mükemmel. Çok rahat ve herkesin rahatlıkla katılabileceği bir parkur. Yolda harika manzaralar eşliğinde yürüdük. Çok güzel bir renk cümbüşü var. Sonbaharın tüm renklerini bir arada görmek istiyorsanız adres burası.' diye konuştu.Doktor Yunus Çetin de kalabalık bir ekiple geldikleri Nemrut Krater Gölü'nde eşsiz manzaraya karşı yürüyüş yaptıklarına işaret ederek, 'Gerçekten çok güzel bir yer. Sonbaharın renk cümbüşünü görüyoruz. Gölleriyle, adalarıyla, rengarenk görüntüsüyle insanları büyülüyor. Yüksek rakımda muhteşem bir hava soluyoruz. İlk kez geliyorum. Bu fırsatı bize veren ekibe teşekkür ediyorum.' ifadelerini kullandı.
Esed Rejiminin Kontrolündeki Bölgelerde "Ekmek Krizi" Büyüyor
İDLİB/ANKARA (AA) - AHMET KARAAHMET/ETHEM EMRE ÖZCAN - Suriye'de kontrol ettiği bölgelerde temel ihtiyaç maddelerini karşılama konusunda aciz kalan Beşşar Esed rejimi, son dönemde büyüyen ekmek krizinin önüne geçemiyor.Suriye'de devam eden iç savaşta ülkenin tüm birikimini halka karşı açtığı savaşta harcayan Esed rejimi, kontrolünde tuttuğu bölgelerde insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor.Söz konusu bölgelerde halihazırda uzun süredir devam eden akaryakıt krizi, başka krizleri de gün yüzüne çıkarıyor.Bölgede sıkça görülen ekmek krizi, son iki haftadır derinleşerek bölge halkının bitmeyen çilesine dönüştü.Akaryakıttaki kriz yüzünden, başkent Şam, Halep, Humus ve Hama gibi kalabalık kentlerde bazı fırınlar durma noktasına geldi. Yüz binlerce sivili katlederek iktidarını sürdürmeye çalışan Esed rejimi, halihazırda kontrol ettiği bölgelerdeki fırınlara un da temin edemiyor.Rejim bölgesindeki aileler, evlerine ekmek götürebilmek için fırınların önünde oluşan uzun kuyruklarda saatlerce sıra bekliyor.Suriye, iç savaş öncesi buğday ihracatı yapan ülkeler arasında yer alıyordu.Rejimin çözüm girişimleri krizi daha da büyüttüEkonomik çöküş yaşayan Esed rejimi, fırınlara un temini konusunda yaşadığı sıkıntıların önüne geçebilmek için halkın satın alabileceği ekmek miktarına sınırlama getirdi.Bu konuda ilk adımı eylül ayında atan rejim, fırınlarda ekmek satın almak için kullanılması gereken bir elektronik kart sistemini devreye soktu.Kart kararının ardından, lavaş ekmek şeklinde üretilip paket halinde satılan Suriye ekmeği, kara borsaya düştü.Bununla da yetinmeyen rejim, iki hafta önce, paketteki lavaş ekmeklerinin sayısı 12'den 7'ye düşürerek yeni bir krize davetiye çıkardı. Normalde 200 Suriye lirasına (0,70 Türk lirası) satılan bir paket ekmek, karaborsada üç katına satılmaya başlandı.Karaborsadan ekmek satın almaya gücü yetmeyen aileler, fırınların önünde uzun kuyruklar oluşturmaya başladı.Esed rejimi kontrolündeki bölgelerde pahalılık ve daha da kötüleşen şartlarda yaşam mücadelesi veren aileler, umutsuzca, sorunun bir an önce çözüme kavuşmasını bekliyor.Suriye’de bir devlet memuru ortalama 50 bin Suriye lirası (175 Türk lirası) maaş alıyor.AA, Suriyelilerin ekmek kuyruğundaki çilesini görüntülediAA muhabirleri, rejim kontrolündeki Halep ve Hama kent merkezlerinde yaşanan ekmek krizini görüntüledi.Çekilen görüntülerde, çok sayıda genç, yaşlı, çocuk ve kadının uzun ekmek kuyruklarında beklediği dikkat çekiyor.
Grafikli - Salgında "İkinci Dalga" Avrupa'yı Daha Sert Vuruyor
SARAYBOSNA (AA) - Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında 'ikinci dalga' birçok Avrupa ülkesinde salgının ilk ayları ile kıyaslandığında çok daha sert geçiyor.Almanya, Fransa, İspanya, İtalya ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede vaka sayıları hızla artarken, ülkelerin salgının ilk dalgasındaki katı tedbirlere henüz başvurmamaları ise dikkat çekiyor.İtalya'da 18 Ekim'de 11 bin 705 yeni vakayla salgının başından bu yana en yüksek günlük artış kaydedilirken, geçen hafta ortalama günlük artış ise 8 bin 470 oldu.Hükümet olağanüstü hal (OHAL) durumunu 31 Ocak 2021'e kadar uzatırken, bir dizi ek tedbir de aldı.Başbakan Giuseppe Conte’nin imzaladığı yeni kararnameye göre, restoran ve barlar gece yarısına kadar servis yapabilecek, belediye başkanları kalabalıkların oluştuğu cadde, sokak ve meydanları saat 21.00'den sonra kapatma yetkisine sahip olacak, temaslı amatör sporlar tamamen yasaklanacak, kamuda uzaktan çalışma kapasitesi artırılacak, ulusal veya uluslararası olmayan tüm fuar organizasyonları yasaklanacak.Fransa'da gece sokağa çıkma yasağı Son haftalarda günlük vaka sayılarının 22 bin ile 32 bin arasında seyrettiği Fransa'da ise 17 Ekim'de 32 bin 427 yeni vakayla salgının başından beri hem ülkede hem de Avrupa'daki en yüksek günlük vaka sayısı kaydedildi.Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetiminin aldığı önlemler kalabalıkların oluştuğu gece etkinliklerini önlemeye ve restoranlar ile iş yerlerinin ekonomik olarak daha fazla zarar görmesini engellemeye yönelik oldu.'Maksimum alarm' seviyesine geçilen Paris ve çevresinde, Grenoble, Lille, Lyon, Aix-en-Provence, Marsilya, Rouen, Toulouse ve Montpellier kentlerinde 21.00-06.00 saatlerinde sokağa çıkma yasağı uygulaması 17 Ekim'de yürürlüğe girdi.Dört hafta sürecek uygulama kapsamında, sokağa çıkma yasağının olduğu saatlerde istisnalar hariç restoran ve iş yerleri de kapatılacak.Bu kentlerde ayrıca 6'dan fazla kişinin bir araya gelmesi de yasaklanırken, insanların yalnızca sağlık kuruluşlarına ve işlerine gitmek için dışarı çıkmalarına izin verilecek, yasağa uymayanlara ise 135 avro, yasağı birkaç kez ihlal edenlere ise 1500 avro para cezası uygulanacak.Birleşik Krallık'ta da ek tedbirlerİngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşan Birleşik Krallık'ta da vakalar artıkça ek tedbirler hayata geçiriliyor. Ülkedeki günlük vaka sayısı 17 bine ulaştı.Galler hükümeti, salgınla mücadele kapsamında 2 haftalık 'karantina' ilan etti. Karantina 23 Ekim'de başlayıp 9 Kasım'a kadar sürecek.Önlem kapsamında sağlık çalışanları gibi hayati işler yapanlar dışında herkes evden çalışacak, market ve eczaneler hariç tüm perakende mağazaları, eğlence, konaklama ve turizm işletmeleri ile ibadet yerleri kapatılacak. Virüsün artış hızına bağlı olarak devreye girecek 'orta', 'yüksek' ve 'çok yüksek' olmak üzere 3 aşamalı kısıtlamaların hazırlandığı ülkede, aralarında Londra'nın da olduğu 9 kent ikinci aşamaya geçerken, üçüncü aşama kısıtlamalar sadece Liverpool'da uygulanıyor.İlk aşama, toplanmaların 6 kişiyle sınırlandırılması, barlar ve restoranların saat 22.00'de kapanmasını içeriyor. İkinci aşamada farklı hane üyelerinin kapalı mekanlarda görüşmeleri yasaklanırken, üçüncü aşama ise bu önlemlerin yanı sıra barlar ve restoranların da kapatılmasını öngörüyor.İspanya, genel OHAL'i engellemenin yollarını arıyor Günlük vakaların ortalama 12 bine yükseldiği İspanya'da ise merkezi hükümet ve yerel yönetimler ekonominin daha fazla zarar görmesini önlemek için kısmi önlemlerle vaka sayısını azaltmaya çalışıyor.İkinci dalgada ülkedeki ekonomik durumu ön planda tutan hükümet, bu kez karantina kararlarını hafifletip bölgesel kapsamda uygulamayı tercih ediyor.Başkent Madrid başta olmak üzere Navarra, Rioja, Aragon, Bask, Castilla y Leon, Katalonya ve Endülüs bölgelerinde birbirlerine benzer ek önlemler uygulanıyor. Mevcut durumda OHAL oldukça kısıtlı bir şekilde sadece Madrid'de devam ediyor.İspanya'daki 1700'den fazla belediyede yerel yönetimlerin kararıyla serbest dolaşıma kısıtlama getirilirken, bu belediyelerde toplanmalar 6 kişiyle sınırlandırıldı, doluluk oranı yarıya indirilen bar ve restoranların en geç saat 23.00'te kapatılması, alışveriş merkezleri ve dükkanların doluluk kapasitelerinin yarıya indirilmesi ve en geç saat 22.00'de kapatılması, amatör spor branşlarındaki tüm müsabakaların ertelenmesi önlemleri alındı.Katalonya bölgesi ile Melilla kentinde, çalışanların tepkilerine rağmen bar ve restoranların sadece paket servis yapmasına izin veriliyor.AB'nin belirlediği seyahat kısıtlamaları haritasında tüm İspanya 'kırmızı' renkle en riskli bölgeler arasında yer alıyor.Almanya, Hollanda ve Fransa'yı 'riskli bölge' ilan etti Almanya'da da 17 Ekim'de 7 bin 830 yeni vakayla salgının başından beri en yüksek günlük vaka kaydedildi.Ülke genelinde geçerli uygulamaya göre, son 7 günde 100 bin nüfus başına vaka sayısının 50'yi aştığı kent ve ilçelerde tedbirler sıkılaştırılacak.Buna göre, restoran, kafe ve barlar saat 23.00'ten itibaren kapatılacak ve bu saatten sonra içki yasağı geçerli olacak. Riskli bölgelerde maske takma mecburiyeti genişletilecek. Özel eğlenceler en fazla 10 kişiyle sınırlandırılacak.Bavyera'nın Berchtesgadener Land bölgesinde son bir haftada 100 bin kişide 252 vaka görülmesi sebebiyle 20 Ekim'den itibaren 14 gün süreyle evlerden dışarı çıkma kısıtlaması getirildi. İşe gitme, alışveriş yapma ve tek başına spor yapma gibi sebepler hariç insanların evden çıkması yasaklandı, oteller, okullar ve kreşler kapatıldı.Alman hükümeti, Hollanda ve Fransa'yı 'riskli bölge' ilan etti.Hollanda ve Belçika'da durum kritikHollanda'da son bir haftada günlük ortalama 6 bin 200 yeni vaka tespit edildi. Vakaların artması üzerine alınan tedbirler kapsamında, 14 Ekim'de gece yarısından itibaren 4 haftalık 'kısmi karantina' uygulamasına geçildi.Restoran ve barlar yeniden kapatılırken, toplu taşıma seferleri de azaltıldı. Alkollü içecek satışı saat 20.00'den sonra yasaklanırken, amatör spor etkinlikleri ve diğer etkinliklerin de 1 ay boyunca yapılmayacağı bildirildi.Belçika'da da geçen hafta ortalama günlük artış 7 bin 870 oldu. Doluluk oranları artmaya başlayan hastanelerde halen 412'si yoğun bakımda olmak üzere 2 bin 485 kişi Kovid-19 tedavisi görüyor. Ülke genelindeki yoğun bakım yatağı sayısının 2 bin olduğu ve artışın böyle devam etmesi halinde kasım ortasında yoğun bakımlarda yer kalmayabileceği belirtiliyor. Birçok hastanede acil olmayan tedavi ve ameliyatlar erteleniyor. Federal hükümetin aldığı tedbirler 19 Ekim'de yürürlüğe girdi. Ülke genelindeki restoranlar, kafeler ve barlar 1 ay süreyle kapatılırken, 00.00-05.00 saatlerinde de sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak ve saat 20.00'den sonra alkollü içecek satışı yapılmayacak.Polonya ve Çekya'da da yeni tedbirlerPolonya'da son bir haftada günlük ortalama 7 bin yeni vaka tespit edilirken, hükümetin aldığı yeni tedbirlere göre, ülkedeki restoranlar belirli saatlerde ve kapasitelerinin yarısı kadar müşteri kabul edebilecek, yükseköğretim kurumları uzaktan eğitime geçecek, tüm spor etkinlikleri seyircisiz gerçekleştirilecek. Varşova Ulusal Stadyumu, sahra hastanesine dönüştürülecek.'Acil durum' ilan edilen Çekya'da da son bir haftada günlük ortalama 6 binin üzerinde yeni vaka tespit edildi. Ülkede 'kısmi karantina' kararı alınırken, üç hafta boyunca okullar, kafe ve restoranlar kapatıldı, topluma açık yerlerde alkol tüketimi yasaklandı.Avusturya'da son bir haftada ortalama 1000 üzerinde günlük vaka görüldü. Hükümet, özel etkinliklerin kapalı alanlarda 6, açık alanlarda 12 kişiyle sınırladı.Günlük ortalama 1500'ün üzerinde yeni vakanın görüldüğü Slovakya'da ise hükümet 45 gün sürecek 'acil durum' ilan etti. Ülkede açık alanlarda da maske kullanma zorunluluğu hayata geçirildi.
Hurda Malzemelerden Yaptığı Tarım Aletleriyle Ceviz Bahçesinin Bakımını Yapıyor
KIRŞEHİR (AA) - ABDULLAH YILDIZ - Kırşehir'in Mucur ilçesinde 70 dekar alanda ceviz başta olmak üzere farklı meyve türlerini yetiştiren emekli turizmci, maliyeti düşürmek için hurda malzemelerden yaptığı ATV motor ve toprak işleme makinesini meyve bahçesinin bakımında kullanıyor.Türkiye'nin farklı bölgelerindeki otellerde yönetici olarak çalıştıktan sonra emekli olarak Mucur'a yerleşen Necip Dinçer, küçüklükten itibaren meraklı olduğu ceviz üreticiliği için kolları sıvadı.Şatıroğlu Mahallesi'nde kurduğu 70 dekar alanda, 6 çeşitten oluşan 1500 ceviz ve farklı meyve ağaçları bulunan Dinçer, meyve bahçesine zarar vermeden bakımını düşük maliyetle yapabilmek için girişimde bulundu.Teknik konulara merakı da olan Dinçer, toprağı ezmemek için hurda malzemeler kullanarak geliştirdiği motor ile yabani otları temizleme ve toprak işleme makinesi yaptı.Emekli turizmci Necip Dinçer, AA muhabirine, araziyi sularken yürümenin zor olduğunu, bu nedenle ağaç aralarından rahatlıkla geçebilecek bir makine geliştirdiğini söyledi.Aracın tekerlekleri küçük olduğu için toprağa zarar vermediğini anlatan Dinçer, şöyle konuştu:'Daha önce çapa makinesiyle geziyordum, çok zor oluyordu. Kolaylaştırmak için biraz değişiklik yaptık. Çapa makinesinin motoru, sanayiden çıkma direksiyon kutusu, traktör tamircisinden aldığımız direksiyon simidi, eski tekerlekler ve diğer hurda demirlerle ATV türü bir motor yapmaya çalıştık. Yine hurda demir ve saçlardan küçük römork yaptım. Taktığım römorkta da hurda parçaları var tamir için. Onunla dolaştırıyorum bahçede. 10 beygir tek silindirli dizel bir motor. Büyük motorla dolaştığımda tekerleri toprağı eziyor. Bahar aylarında yumuşak olduğunda toprak üstünde büyük tekerli motorlarla gezmek iyi değil. Toprak sıkışıyor ve elverişsiz hale geliyor.''Kendimize özel bahçe motoru yaptık'Düşük maliyette yaptığı motorun çok kullanışlı olduğunu vurgulayan Dinçer, '2 bin 500 liraya çapa makinesini aldım. Gerisindeki hurda malzemeleri ve römorka da toplam bin lira verdim. Demirlerini doğramacıdan aldım, malzemelerin çoğu hurdadan alınma. Hepsini bir araya getirerek kendimize özel bahçe motoru yaptık.' dedi.Traktörlerin patoz şanzımanı, demir malzemeler ve hurda demirlerden de toprak işleme makinesi yaptığını dile getiren Dinçer, şunları kaydetti:'Toprağı işlemediğim için çıkan otları ağaçlar tohuma yatmadan önce parçalamam gerekiyor. Otları parçalayacak bir alet olarak düzenledik. Traktörün kuyruk demirinden hareket alıyor. 1,80 metre alanı biçerek gidiyor. Yılda üç dört kere bu aletle bahçede çıkan otları biçiyorum. Otları biçerek hem onları organik maddeye dönüştürmüş oluyoruz hem de daha temiz ve düzenli bir bahçe yüzeyi oluşturuyoruz. Hurdadan aldığımız malzemelerle tarım aletlerimizi daha ucuza getiriyoruz. Sıfır olarak da alınabilir ama böyle yapınca 5 liralık bir aleti 2 liraya mal ediyorsunuz.'
Reklam