onedio
İstanbul'da Otomobil Çaldığı İddia Edilen Şüpheli Tutuklandı
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş'ta bir otomobili çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheliden 1'i tutuklandı.Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, 26 Eylül'de Beşiktaş'ta bir eve girerek anahtarı alıp bir otomobili çalan şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.Güvenlik kamera kayıtlarını inceleyip takibi sürdüren ekipler, şüpheliler M. P. (18) ve F.Ş'yi (33) Başakşehir'de gözaltına alındı.Çalıntı otomobil ile bir çift sahte plaka, polis ekiplerince ele geçirildi.Şüpheli F.Ş. ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılırken, şüpheli M. P. 'oto hırsızlığı' suçundan tutuklandı.
İstanbul'da Otomobil Çaldığı İddia Edilen Şüpheli Tutuklandı
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş'ta bir otomobili çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheliden 1'i tutuklandı.Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, 26 Eylül'de Beşiktaş'ta bir eve girerek anahtarı alıp bir otomobili çalan şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.Güvenlik kamera kayıtlarını inceleyip takibi sürdüren ekipler, şüpheliler M. P. (18) ve F.Ş'yi (33) Başakşehir'de gözaltına alındı.Çalıntı otomobil ile bir çift sahte plaka, polis ekiplerince ele geçirildi.Şüpheli F.Ş. ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılırken, şüpheli M. P. 'oto hırsızlığı' suçundan tutuklandı.
İstanbul'da Otomobil Çaldığı İddia Edilen Şüpheli Tutuklandı
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş'ta bir otomobili çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheliden 1'i tutuklandı.Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, 26 Eylül'de Beşiktaş'ta bir eve girerek anahtarı alıp bir otomobili çalan şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.Güvenlik kamera kayıtlarını inceleyip takibi sürdüren ekipler, şüpheliler M. P. (18) ve F.Ş'yi (33) Başakşehir'de gözaltına alındı.Çalıntı otomobil ile bir çift sahte plaka, polis ekiplerince ele geçirildi.Şüpheli F.Ş. ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılırken, şüpheli M. P. 'oto hırsızlığı' suçundan tutuklandı.
"Alaylı Heykeltıraş" Çerkes Kültürünü Satranç Figürlerinde Yaşatıyor
SAKARYA (AA) - ÖMER FARUK ŞİMŞEK - Kül tablası üretimi yaparken heykel sanatına olan ilgisini keşfeden Sinan Yıldırım, Sakarya'da kurduğu atölyede yaptığı satranç figürlerinde mensubu olduğu Çerkes kültürünü yaşatıyor. Geçimini sağlamak amacıyla bir arkadaşından gördüğü kül tablası üretimi işine girmeye karar veren 62 yaşındaki Yıldırım, oyma, yontma ve şekil vermeye yatkın olduğunu fark ederek adım attığı heykel sanatındaki becerisini kendi imkanlarıyla geliştirdi. 20 yıldır çalışmalarında orijinal ebatlarda 3 boyutlu hayvan heykelleri, biblolar ve çeşitli figürlerinin yanı sıra çocuklara çevre bilincini aşılamak amacıyla hayvan biçiminde geri dönüşüm setleri üreten Yıldırım, şimdilerde mensubu olduğu Çerkeslerin bakış açısını ve yöresel kıyafetlerini satranç takımlarına uyguluyor. 'Satranç figürlerinde folklorik ögelere yer verdik'Sinan Yıldırım, AA muhabirine, heykeltıraşlık eğitimi almadığını, 3 boyutlu nesnelere ilgisinden dolayı bu sanata yöneldiğini söyledi.İşine geçimini sağlamak için başlasa da açığa çıkan sanat merakının zamanla geliştiğini dile getiren Yıldırım, 'Aklıma ne geldiyse yaptım. Severek yaptığım işlerden biri, çocuklar için ürettiğim hayvan figürlerinden oluşan geri dönüşüm setleriydi.' dedi. Yıldırım, geri dönüşüm setlerinin yaygınlaştırılmasının, çevre bilincinin gelişmesi bakımından çocuklara faydalı olacağını dile getirdi.Çeşitli kültürlerin, dünya sporu olan satranç figürlerine yansıtıldığını aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:'Ben de kendi kültürümü uygulamayı istedim ve sonuç olarak ortaya bir şeyler çıktı. Figürleri hiyerarşik anlamda yerine oturturken Çerkes kültürünü bilenlerden de yardım aldım. Şah yerine kültürümüzde toplum içerisinde önemli konumu bulunan yaşlı bir Kafkas figürüne yer verdik. Kadınlara verilen değeri anlatmak için de vezir pozisyonuna kadın figürü yerleştirdik. Diğer figürlerde de bu kültürü yansıtan folklorik ögelere yer verdik.'Yıldırım, satranç takımı yapmaktan zevk aldığını dile getirerek, 'Çalışmalarımı satmak için çok fazla çaba sarfetmiyorum. Benim bir çocuğum, torunum ve 12 yeğenim var. Her birisi için bir takım hazırlıyorum şimdiden. Onlara bıraktığımda güzel olacak çünkü kültürler zamanla değişiyor. Ama bu, kültürü ifade eden kalıcı bir şey olacak.' diye konuştu. Sinan Yıldırım, kültürel ögeleri yansıtan figürlerin yer aldığı bahçe düzenleme çalışmaları yapmayı planladığını da sözlerine ekledi. 'İnsan bir şeyler ürettikçe rahatlıyor'Yıldırım'ın çalışmalarına yardım eden Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Anasanat Dalı yüksek lisans öğrencisi Eyüp Dağdelen, elinden geldiğince bu tip kültürel faaliyetlere katıldığını söyledi. Güzel sanatlar alanında çalışmaktan her zaman mutluluk duyduğunu belirten Dağdelen, 'Bu alanda çalışma yaparken insan toprağa dokundukça, bir şeyler ürettikçe rahatlıyor. Belli bir yöre ve kültüre ait ürünler üretirken insan kendisiyle daha çok gurur duyuyor. Her insanın kesinlikle bir sanatla uğraşması gerekiyor.' ifadesini kullandı.
"Alaylı Heykeltıraş" Çerkes Kültürünü Satranç Figürlerinde Yaşatıyor
SAKARYA (AA) - ÖMER FARUK ŞİMŞEK - Kül tablası üretimi yaparken heykel sanatına olan ilgisini keşfeden Sinan Yıldırım, Sakarya'da kurduğu atölyede yaptığı satranç figürlerinde mensubu olduğu Çerkes kültürünü yaşatıyor. Geçimini sağlamak amacıyla bir arkadaşından gördüğü kül tablası üretimi işine girmeye karar veren 62 yaşındaki Yıldırım, oyma, yontma ve şekil vermeye yatkın olduğunu fark ederek adım attığı heykel sanatındaki becerisini kendi imkanlarıyla geliştirdi. 20 yıldır çalışmalarında orijinal ebatlarda 3 boyutlu hayvan heykelleri, biblolar ve çeşitli figürlerinin yanı sıra çocuklara çevre bilincini aşılamak amacıyla hayvan biçiminde geri dönüşüm setleri üreten Yıldırım, şimdilerde mensubu olduğu Çerkeslerin bakış açısını ve yöresel kıyafetlerini satranç takımlarına uyguluyor. 'Satranç figürlerinde folklorik ögelere yer verdik'Sinan Yıldırım, AA muhabirine, heykeltıraşlık eğitimi almadığını, 3 boyutlu nesnelere ilgisinden dolayı bu sanata yöneldiğini söyledi.İşine geçimini sağlamak için başlasa da açığa çıkan sanat merakının zamanla geliştiğini dile getiren Yıldırım, 'Aklıma ne geldiyse yaptım. Severek yaptığım işlerden biri, çocuklar için ürettiğim hayvan figürlerinden oluşan geri dönüşüm setleriydi.' dedi. Yıldırım, geri dönüşüm setlerinin yaygınlaştırılmasının, çevre bilincinin gelişmesi bakımından çocuklara faydalı olacağını dile getirdi.Çeşitli kültürlerin, dünya sporu olan satranç figürlerine yansıtıldığını aktaran Yıldırım, şunları kaydetti:'Ben de kendi kültürümü uygulamayı istedim ve sonuç olarak ortaya bir şeyler çıktı. Figürleri hiyerarşik anlamda yerine oturturken Çerkes kültürünü bilenlerden de yardım aldım. Şah yerine kültürümüzde toplum içerisinde önemli konumu bulunan yaşlı bir Kafkas figürüne yer verdik. Kadınlara verilen değeri anlatmak için de vezir pozisyonuna kadın figürü yerleştirdik. Diğer figürlerde de bu kültürü yansıtan folklorik ögelere yer verdik.'Yıldırım, satranç takımı yapmaktan zevk aldığını dile getirerek, 'Çalışmalarımı satmak için çok fazla çaba sarfetmiyorum. Benim bir çocuğum, torunum ve 12 yeğenim var. Her birisi için bir takım hazırlıyorum şimdiden. Onlara bıraktığımda güzel olacak çünkü kültürler zamanla değişiyor. Ama bu, kültürü ifade eden kalıcı bir şey olacak.' diye konuştu. Sinan Yıldırım, kültürel ögeleri yansıtan figürlerin yer aldığı bahçe düzenleme çalışmaları yapmayı planladığını da sözlerine ekledi. 'İnsan bir şeyler ürettikçe rahatlıyor'Yıldırım'ın çalışmalarına yardım eden Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Anasanat Dalı yüksek lisans öğrencisi Eyüp Dağdelen, elinden geldiğince bu tip kültürel faaliyetlere katıldığını söyledi. Güzel sanatlar alanında çalışmaktan her zaman mutluluk duyduğunu belirten Dağdelen, 'Bu alanda çalışma yaparken insan toprağa dokundukça, bir şeyler ürettikçe rahatlıyor. Belli bir yöre ve kültüre ait ürünler üretirken insan kendisiyle daha çok gurur duyuyor. Her insanın kesinlikle bir sanatla uğraşması gerekiyor.' ifadesini kullandı.
Tutkuya Dönüşen Doğa Ve Hayvan Sevgisi 40 Yıl Sonra Köyüne Kaz Çiftliği Kurdurdu
SİVAS (AA) - GÖKSEL CÜNEYT İĞDE - Sivas'ta çocukluk günleri çiftçilik yapan babasına yardım ederek doğa ve hayvanlarla iç içe geçen 55 yaşındaki Adnan Öz, 40 yıl sonra doğup büyüdüğü köye kaz çiftliği kurarak özlemini duyduğu eski günlerine geri döndü. Sivas'ta esnaflık yapan iki çocuk babası Adnan Öz'ün çocukluğu, kent merkezine 18 kilometre uzaklıktaki Göydün köyünde geçti.Köyde çiftçilik yapan babasına yardım ederken doğa ve hayvan sevgisi tutkuya dönüşen Öz, 15 yaşındayken ailesiyle birlikte köyden ayrılarak kent merkezine taşındı.Esnaflık yaptığı sırada sürekli çocukluk çağına özlem duyan Öz, doğup büyüdüğü köye iki yıl önce kaz çiftliği kurarak eski günlerine geri döndü. Hasretini çektiği doğal yaşama 5 dönüm arazi üzerinde kurduğu kaz çiftliğiyle tekrar kavuşan Öz, ilk aşamada 100 kazla başladığı işini zamanla geliştirdi ve kaz sayısını 3 bine çıkardı.Adnan Öz, AA muhabirine, çocukluğunun geçtiği köyde 15 yaşına kadar çiftçi olan babasına yardım ettiğini, bu sayede doğa ve hayvanlarla iç içe zaman geçirdiğini söyledi.Kent merkezine taşındıktan sonra yıllarca köy hayatına özlem duyduğunu anlatan Öz, 'Ben aslında Sivas'ta esnafım. Turizm taşımacılık şirketim var. 40 yıldır, yani çocukluğumdan beri doğaya ve hayvanlara hevesim vardı. Allah bu kaz çiftliğini kurmayı bana nasip etti ve eski günlerime döndüm.' dedi.'Burayı Türkiye'nin en büyük kaz çiftliğine dönüştürmeye çalışacağım'Kaz yetiştiriciliğinin hem çok zevkli hem de karlı bir iş olduğunu dile getiren Öz, bu işi iki yıldır yaptığını belirtti.100 kazla işe koyulduğunu kaydeden Öz, 'Şu an 3 bine yakın kazımız var. Çiftliğimiz de 10 bin kapasiteli bir çiftlik. Ben şu an buranın, İç Anadolu Bölgesi'nin en büyük kaz çiftliği olduğunu tahmin ediyorum. İşimi inşallah daha da ileriye götürerek burayı Türkiye'nin en büyük kaz çiftliğine dönüştürmeye çalışacağım. Ayrıca kendimden ziyade ülkeme bir şeyler kazandırdığım için de çok mutluyum.' ifadelerini kullandı.Kazlarını, köy merkezinde bulunan ve tuzlu su kaynağı Gözbaşı'da yüzdürerek dezenfekte ettiğini anlatan Öz, 'Köyümüzde Gözbaşı dediğimiz yerimiz var. Burada 8 metre derinlikten su çıkıyor. Tuzlu bir su. Kazlarımı hastalanmamaları için sürekli burada dezenfekte ediyorum. Bu işi yapan arkadaşlar zaten iyi bilir. Su olmazsa kaz da olmaz.' diye konuştu.
Reklam
Arap Sokağı İsrail İle Normalleşmeye Karşı Çıkıyor
KUDÜS (AA) – ESAT FIRAT / MAHMUT GELDİ / HAYDAR KARAALP – Arap halkları, başlarında bulunan rejimlerin İsrail ile başlattığı 'ilişkileri normalleştirme' sürecine karşı çıkıyor.Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez ülkeleri ile İsrail arasında uzun süredir perde arkasında yürütülen temas süreci, ABD Başkanı Donald Trump'ın 13 Ağustos'ta BAE'nin, 11 Eylül'de de Bahreyn'in İsrail ile normalleşme anlaşmasına vardığını açıklamasıyla aleni hale geldi.Filistinlilere göre, Mısır, Umman ve Bahreyn’den tam destek alan bu normalleşme anlaşmalarının arkasında bu ülkelerin en önemli müttefiki olan ve anlaşmaya sessiz kalan Suudi Arabistan var.İsrail basını ve uzmanlar da normalleşme sürecinde sırada Umman ile Suudi Arabistan'ın olduğunu ifade ediyor.Bu süreçte yer alması muhtemel görünen Sudan'la ilgili açıklama da dün geldi. ABD Başkanı Trump, Hartum ile Tel Aviv'in barış yapmak ve ilişkilerini normalleştirmek konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu.Arap rejimlerinin attığı bu normalleşme adımlarını “ihanet” ve “Filistin davasını satmak” olarak yorumlayan Arap halkları ise öfkeyle buna karşı çıkıyor.AA muhabirleri, işgal altındaki Doğu Kudüs ile Lübnan’ın başkenti Beyrut ve Irak’ın başkenti Bağdat’ta halkın nabzını tuttu.“Normalleşme gaspçı bir rejimin Filistin’deki işgalini tanımaktır”Filistinli akademisyen Emced Şihab, Arap rejimlerinin İsrail ile başlattığı normalleşme sürecinin, Filistin’e yardım ettiğini iddia eden rejimlerin maskesini çıkaran bir süreç olduğunu belirtti.Kudüs ve Filistin topraklarının kutsal topraklar olduğuna vurgulayan Şihab, “Bu topraklar Hazreti Peygamber’in İsra-Mirac yolculuğu yaptığı yerdir. Dolayısıyla sadece Filistinlilere ait ve onların sorumluluğunda değil, bilakis tüm Müslümanların sorumluluğundadır.” dedi.Arap halklarının normalleşmeye karşı olduğuna işaret eden Şihab, “Bu normalleşme, gaspçı bir rejimin Filistin’deki işgalini tanımaktır. Aynı şekilde normalleşmeyi yapan rejimlerin başka ülkelere bağlı olduğunun kanıtıdır. Biz halklara saygı gösteriyoruz. Yapılan araştırmalara göre, normalleşmeyi gerçekleştiren devletlerin halklarının büyük çoğunluğu bu sürece karşı çıkmıştır.” ifadelerini kullandı.'Davalarını, Filistin’i satarak Yahudilerle normalleştiler'Şihab, söz konusu rejimlerin, normalleşmeleri ömürlerini uzatmak için yaptığına dikkati çekerek, “Biz burada Siyonizm-Amerika sistemine bağlı ülkelerden söz ediyoruz. Siyonizm-ABD sistemi, bu rejimleri baskı ve şantajlarla kandırmıştır. Bu rejimler de tahtlarını, otoritelerini koruma adına, davalarını, Filistin’i satarak Yahudilerle normalleştiler. Kendilerini ve rejimlerini korumak için ilkelerini, dinlerini ve davalarını sattılar. Sırf tahtlarındaki varlıklarını sürdürmek için bunu yaptılar.” dedi.Arap dünyasının büyük bir çöküş yaşadığını belirten Şihab, “Normalleşme anlaşmasının şartlarının gizlisi saklısı yok, her şeyiyle ortada. Çok net bir şekilde Filistin’in kurban edildiği anlaşılıyor. Türkiye başta olmak üzere Filistin’e destek veren ülkeleri provoke etme amacı taşıyor. Aynı şekilde Ürdün’ün Filistin’deki varlığı ve Kudüs’teki Hâşimi vesayetini ortadan kaldırma amacı taşıyor. İşgalin bu topraklardaki varlığını kökleştirme ve güçlendirme girişimidir.” diye konuştu.Şihab, son olarak Filistin topraklarının İslami vakıf olduğunu, kimsenin bu topraklar üzerinde plan yapma, taviz verme ve pazarlık yapma hakkının olmadığını vurgulayarak, Filistin topraklarının sadece Müslümanların egemenliğinde olması gerektiğini kaydetti.“Normalleşmeyi reddediyorum”İşgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan 58 yaşındaki Fayize Ahmed de normalleşmenin Filistinlilerin haklarına saldırı olduğunu belirtti.Ahmed, “Ben de normalleşmeyi reddediyorum. Bu bizim haklarımıza saldırıdır, aykırıdır. Kudüs ve Filistin’de yaşayan Müslüman ve Hristiyanlara ihanettir. Bizim hesabımıza yapılan bir normalleşmedir. Kabul etmiyoruz. Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı da bölüp Yahudilerin egemenliğine verecekler. Normalleşme Yahudi yerleşim birimi inşa ve genişletme faaliyetlerini de durdurmayacaktır.” ifadelerini kullandı.“Katil ve suçlu bir rejimle barışmak nasıl mümkün olabilir?”Kudüslü Nemir Derviş ise Arap ülkelerinin normalleşmeyi meşrulaştırmak için bahaneler ürettiğini belirterek, “Ben bu normalleşmeye karşıyım. Hiçbir hak ve hukuk alınmaksızın, katil ve suçlu bir rejimle barışmak, onunla normalleşmek nasıl mümkün olabilir? Bu normalleşmeyi meşrulaştırmak için ise sadece çeşitli bahaneler uyduruyorlar. Bunlara inanmak mümkün değil.” diye konuştu.Arap rejimlerden artık bir şey beklemediklerini söyleyen Derviş, “Çok uzun zamandır onlarla (Arap ülkeleri) ilgili büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz zaten.” dedi.Filistinlilerin gasbedilen haklarının verileceğine inanmadığının altını çizen Derviş, şöyle devam etti:“Onlar da yalan söylüyorlar, Siyonist rejim de yalan söylüyor. Bizim hiçbir hakkımızı vermeyecekler. Bu çok büyük bir ihanet. Yani Araplar bile bizim yanımızda durmuyorsa, kim yanımızda duracak ki? Bu bizim için büyük bir hayal kırıklığı.” Lübnanlılar da normalleşmeye karşıLübnan sokaklarından da benzer tepkiler yükseliyor.İsrail ile normalleşmeye karşı çıktıklarını vurgulayan Adil es-Salim, “İsrail'le normalleşme ihanettir, ihanettir, büyük ihanettir. Normalleşme adımlarına rıza göstermemiz mümkün değil. İsrail'le ilişkilerini normalleştirenleri hiçbir zaman Arap saymayacağız.” ifadelerini kullandı.Ali el-Ulevi de Lübnan’ın hiçbir şekilde İsrail'le normalleşmeye gitmeyeceğine dikkati çekerek, “Çünkü Lübnan hem güneyde hem de dışındaki bölgelerde çok fazla kurban verdi, 2006 yılındaki savaşta da kurbanlar verdi. Bütün bunlara rağmen Lübnan'ın İsrail'le ilişkilerini normalleştirme adımı atması oldukça zor olur.” dedi.Ramiz İbrahim ise, “Lübnan İsrail'le normalleşmeye gitmeyecek, Lübnan’ın ancak Suriye'den sonra İsrail'le ilişkilerini düzeltecek ülke olacağını düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.Iraklılardan normalleşmeye tepkiIrak'ın başkenti Bağdat'ta AA muhabirine konuşan Taha Vasıf da Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesini eleştirerek şunları söyledi:“Normalleşme, çok önceden planlamış bir olaydı şimdi işin siyasi ayağı ortaya atıldı. Kardeşimiz dediğimiz bu ülkeler İsrail’e utanç içinde sempati duyuyor. Sosyal medyada maalesef İsrail ile normalleşme olayına ilişkin güzellemeler yapılıyor.” İsrail ile normalleşme adımı atan ülkelerin yetkililerini “ihanetçiler” diye nitelendiren Vasıf, bu ihaneti iktidarlarını korumak için yaptıklarını dile getirdi. Vasıf, “Bu adamların (BAE ve Körfez yetkililerinin) ihanet tarihi eskiye dayanır. Bizim insanlara 'namusunu, şerefini ve davanı satmaya hazır mısın?' diye soralım. Normalleşme denilen şey aynen buna benzer. Bunlar dinlerini ve topraklarını sattılar. Onlar (İsrail) zaten topraklarımızı gasbetmişler.” diye konuştu.“Irak’ın kalbi Bağdat’tan haykırıyoruz”Bir başka Bağdatlı Mustafa Akil de tüm Arap dünyasını normalleşmeye karşı çıkmaya çağırdı.Akil, “İsrail, Filistin topraklarının yıkımı üzerine kurulan işgal devletidir. Normalleşmeye tabii ki karşıyız ve tüm Arap ülkelerinin buna karşı durması gerekiyor. Irak’ın kalbi Bağdat’tan bunu normalleşmeye karşı haykırıyoruz.” ifadelerini kullandı. Irak’ın da ilerleyen süreçte İsrail ile normalleşebileceği iddialarına değinen Bağdatlı Akil, buna da halk olarak şiddetle karşı çıkacaklarını söyledi.
Afyonkarahisar'da 19 Bina Karantinaya Alındı
AFYONKARAHİSAR (AA) - Afyonkarahisar'ın Emirdağ ilçesinde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında 19 binada karantina uygulaması başlatıldı.Emirdağ Kaymakamlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulunun aldığı kararla Kovid-19 salgınını önlemek ve vatandaşları salgından korumak için kentteki 19 binada karantina uygulamasının başlatıldığı belirtildi.İlgili adreslerin paylaşıldığı açıklamada, karantina tedbirlerine uymayanlar hakkında adli ve idari cezai işlem uygulanacağı ifade edildi.
Reklam
Yabancılar, Türkiye'ye Gelmeden Gayrimenkul Alım Satımı Yapabiliyor
ANTALYA (AA) - HATİCE ÖZDEMİR TOSUN - Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yurt dışında açılan Tapu ve Kadastro temsilcilikleri aracılığıyla ile ilk defa Türkiye'deki bir gayrimenkul, yabancı alıcı ve satıcılar tarafından ülkeye gelmeden satıldı.Son yıllarda Türkiye'nin yatırım konusunda yabancılar tarafından rağbet görmesi ve Türk vatandaşları ile yabancıların bulundukları ülkelerden taleplerinin karşılanması amacıyla yaklaşık 5 yıl önce pilot uygulama kapsamında Almanya'nın başkenti Berlin'de Başkonsolosluk bünyesinde Tapu ve Kadastro Temsilciliği açıldı. Diğer ülkelerden de bu konuda ciddi talep gelmesi üzerine başka ülkelerde de temsilcilik açılmasıyla ilgili çalışma başlatan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Azerbaycan, Fransa, Belçika ve Arap ülkelerinin de içinde bulunduğu 10 ülkede 12 temsilcilik açma kararı aldı. Temsilcilikler sayesinde Türkiye'de konut almak ya da satmak isteyen yurt dışındaki Türk vatandaşlarının ya da yabancıların, ülkeye gelmeden alım, satım ve bağış işlemlerini yapmalarının yolu açıldı. Daha önce gayrimenkul neredeyse alıcı ve satıcının oraya gidip, tapu müdürlüğünün huzurunda işlem yapması gerekirken, yapılan düzenlemelerle yurt dışındaki konsolosluklarda oluşturulan temsilciliklerde işlem yapılabiliyor. Buna göre yurt dışından ilk satış işlemi, 22 Nisan'da Berlin ve Konya'daki Türk satıcı ile alıcı arasında gerçekleşti. İki yabancı arasındaki satış da gerçekleştiUygulama kapsamında ilk defa Türkiye'deki bir gayrimenkule ilişkin alım satım işlemi yabancılar arasında da farklı ülkelerden yapıldı. Antalya'nın Kaş ilçesinde yaşayan iki İngiliz vatandaşı, taşınmazlarını Almanya'nın Berlin Başkonsolosluğu'nda bulunan Tapu ve Kadastro Temsilciliğinde yine İngiliz vatandaşı olan kişiye sattı. Böylece bu satış, Türkiye'deki bir taşınmaza ilişkin iki yabancı arasında taraflardan birinin yurt dışında diğerinin ise Türkiye'de olduğu ilk satış işlemi olarak kayıtlara geçti. Bu uygulama ile yabancıların Türkiye'den gayrimenkul alım satımının daha da artacağı öngörülüyor.
Grafikli - Şili Tarihi Referandum İçin Yarın Sandığa Gidiyor
BUENOS AIRES (AA) - MUHAMMED EMİN CANİK - Şili'de halk, diktatör Augusto Pinochet döneminden kalma anayasanın yeniden yazılmasına yol açacak referandum için pazar günü sandık başına gidiyor.Yarın ülkede 14 milyondan fazla seçmen, 'Yeni bir anayasa istiyor musunuz?' ve 'Yeni anayasayı hangi heyet yazmalı; Karma Anayasa Kurulu veya Anayasa Kurulu' sorularına yanıt verecek.Katılım zorunlu tutulmayan referandumdan, anayasanın yeniden yazılmasına onay çıkması durumunda, Şili, 1990'a kadar süren Pinochet rejiminin ardından ilk kez demokratik bir yönetimde yazılmış anayasaya sahip olma fırsatını yakalayacak.Halk, bu referandumda yalnızca mevcut anayasanın yeniden yazılması için değil, anayasayı yazacak heyetin belirlenmesi için de oy kullanacak.Buna göre, yeni anayasanın yazılması için referandumdan Anayasa Kurulu çıkması durumunda, 11 Nisan 2021'de düzenlenecek yerel seçimlerinde, yeni anayasayı yazmak için 155 kişilik bir grup halkın oyuyla seçilecek.Halkın, yeni anayasayı yazma görevini Karma Anayasa Kurulu'na vermesi durumunda ise 172 kişiden oluşan kurulda 86 kişi parlamenterlerden, 86 kişi ise halkın oyuyla seçilen kişilerden oluşacak.Referandum sonucuna bağlı oluşacak kurulda, kadın-erkek sayısı eşit tutulacak ve kurulda yerli halkların temsilcileri de yer alacak.Seçilen heyetin, yeni anayasayı yazmak için 9 ay süresi olacak ve bu süre 3 ay daha uzatılabilecek.Heyetin, yeni anayasayı hükümete sunmasının ardından, ülkede katılımı zorunlu olan, taslağın yürürlüğe girmesinin onaylanması veya reddedilmesi için yeni bir referandum düzenlenecek.Ayrıca, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle oy kullanma işlemi sırasında yığılmaların önüne geçilmek için, oy kullanma merkezlerinin sayısı artırılacak ve 60 yaşının üzerindekiler belirli saatlerde oy kullanacak.Kovid-19 testi pozitif çıkan ve karantinada bulunan kişiler ise referandumda oy kullanamayacak.'Diktatörlük rejiminin mirası' 1980 anayasasıŞili'de Ekim 2019'da başlayıp 5 aydan fazla süren, yağma ve şiddet olaylarına neden olan 'sosyal patlama' adı verilen hükümet karşıtı gösterilerde, anayasanın yeniden yazılması protestocuların başlıca isteklerinden biriydi.Diktatör Pinochet döneminde yazılan Şili anayasası, halkın bir kısmına göre, 'diktatörlük rejiminin mirası' ve 'eşitsizliğin temel kaynağı' olarak değerlendiriliyor.Aynı şeklide Pinochet eliyle yapılan özelleştirmeler ve özelleştirme teşvikleri nedeniyle, yeterli sağlık, eğitim ve emeklilik gibi kamu hizmetlerini garantilemeyen bir ekonomik sistemi koruduğu düşünülüyor.Örneğin, uzmanlar, anayasanın 19. maddesinde, sağlık ve eğitim haklarının korunduğunun belirtilmesine rağmen, özel sektör ile kamu arasındaki hizmet kalitesinin arasında büyük fark olmasının toplum içinde eşitsizliğin artmasına sebep olduğunu belirtiyor.Kamu hizmetlerindeki kalitenin düşüklüğü sebebiyle toplumun refah seviyesi yüksek kısmının sağlık ve eğitim gibi alanlarda iyi hizmet almak için özel sektöre yönelmesi, özel sektör hizmetini maddi olarak karşılayamayan kısmının dezavantajlı duruma düşmesine neden oluyor.1980 yılında yazılan ve birçok kez değiştirilmiş olmasına rağmen neoliberal kökünü koruyan anayasayı ülkenin eski Devlet Başkanı Michel Bachelet 2014'ten 2018'e kadar olan ikinci döneminde değiştirmeye çalışsa da başarılı olamamıştı.Pasif gösterilerden anayasa değişikliği referandumuna giden süreçGüney Amerika ülkesi Şili'de gösteriler, başkent Santiago'da günde 3 milyondan fazla kişinin kullandığı metro ücretlerine 6 Ekim 2019'da yapılan 30 pesoluk zamla öğrencilerin ücret ödememek için turnikeden atlama şeklinde başlattığı pasif gösterilerle başladı.Güvenlik kuvvetlerinin, eylemcilere sert müdahalesinin ardından 18 Ekim 2019'da şiddetlenen gösteriler, ülke çapında yayılarak çeşitli yağma ve şiddet olaylarına dönüştü. Mart ayına kadar yoğun bir şekilde devam eden protestolarda yeni anayasa ve sosyal haklar talep eden göstericiler, '30 peso için değil, 30 yıl için' sloganları attı.Ülkede 'sosyal patlama' olarak adlandırılan gösterilerde 30'dan fazla kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 4 bin kişi yaralandı ve ortalama 10 bin kişi de gözaltına alındı.Yağmalama ve kundaklama olaylarının yaşandığı protestolar nedeniyle, ülkede 3 bölge ile 11 şehirde güvenliğin orduya bırakılmasını kapsayan 'acil durum' ve 'sokağa çıkma yasağı' ilan edildi.Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera, halkın ekonomik sorunlarını anlayamadığı için özür dileyip, bir dizi ekonomik yardım paketini hayata geçirdi. Kabinesinde köklü değişikliklere giden Pinera, 8 bakanı değiştirmesine rağmen gösteriler durmadı.Mart ayında Kovid-19 salgınının ardından durulan gösterilerin 1. yıl dönümü 18 Ekim 2020'de, salgına rağmen binlerce kişi sokak gösterileri düzenledi. Bu gösterilerde 1 kişi hayatını kaybetti, 580 kişi gözaltına alındı, birçok yağma ve kundaklama hadisesi yaşandı.
Ailelere "Sma Tedavisinde Hiçbir İlaç 'Mucizevi' Olarak Adlandırılamaz" Uyarısı
ANKARA (AA) - BURCU ÇALIK - Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kürşat Bora Çarman, SMA hastalığıyla mücadele eden ailelere yönelik, 'Gen tedavisini alan bütün çocuklar iyileşecek gibi bir durum ne yazık ki söz konusu değil. Bu bütün ilaçlar için geçerli. Şu anda hiçbir ilaç 'mucizevi' olarak adlandırılamaz.' uyarısında bulundu. Çarman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Spinal Müsküler Atrofi (SMA) hastalığının güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Sinir hücrelerini etkileyen, kas zayıflığına yol açan kronik nörolojik, genetik bir hastalık olan SMA için Aralık 2016'da 'nusinersen sodyum' etken maddeli ilacın Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylandığını anımsatan Çarman, böylelikle hastalar için ilk kez bir tedavi şansının doğduğunu ifade etti. Söz konusu ilacın kısa bir süre sonra Türkiye'de de Sağlık Bakanlığınca onaylandığını ve SGK'nin geri ödeme listesine alınarak, hastaların kullanımına sunulduğunu dile getiren Çarman, bu tedavinin belirli merkezlerde, belden iğne yöntemiyle, ilk aşamada 4 doz, daha sonra ise belli periyotlarla tekrarlanarak uygulandığını anlattı. Çarman, aynı etki mekanizmasına sahip 'risdiplam' etken maddeli, şurup formundaki bir diğer ilacın da ağustos ayında onaylandığını ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun yurt dışı ilaç listesine eklendiğini hatırlattı. SMA ile mücadelede üçüncü yöntemin ise ABD'de uygulanan ve 'gen tedavisi' olarak bilinen ilaç olduğunu aktaran Çarman, 'Adenovirüsün kendi genetik materyali çıkartılıp içerisine SMA geni konularak damardan uygulanan bir tedavi yöntemi bu. Bunlar şu an için ana tedavi alternatifleri. Ayrıca yeni tedavi geliştirme çalışmaları da devam ediyor.' bilgisini paylaştı. 'İlaçlar için biri diğerinden daha iyi veya kötü diyemeyiz' Prof. Dr. Çarman, SMA'nın tedavisinde kullanılan ilaçların birbiriyle kıyaslanmasının doğru olmadığını vurgulayarak, 'Üç ilaç için de biri diğerinden daha iyi veya daha kötüdür diyebilecek bilimsel veriye sahip değiliz. Zaman içerisinde bilimsel sonuçlar ortaya çıktıkça belki daha net ifadelerle konuşabileceğiz ama bugün için biri diğerinden daha iyi daha kötüdür diyemeyiz.' ifadesini kullandı. 'Uzun dönemde nasıl sonuçlarının olacağını bilmiyoruz' Gen tedavisi için ailelerin sosyal medyada başlattığı kampanyalara işaret eden Çarman, sözlerini şöyle sürdürdü:'Anneleri, babaları çok iyi anlıyorum, elbette çocuklarının koşabilmelerini, oynayabilmelerini, sağlıklı olmalarını arzu ediyorlar. Bunun karşısında saygıyla eğiliyorum ama bilimsel olarak 'Gen tedavisini alan bütün çocuklar iyileşecek' gibi bir durum ne yazık ki söz konusu değil. Bu bütün ilaçlar için geçerli. Bir ağrı kesici ilaç bile bir hastaya daha iyi gelirken bir başka hastada çok etki göstermeyebilir.Dolayısıyla gen tedavisinde de bütün hastalar için 'Uygulayacağız ve hepsi mükemmel sonuçlar elde edecek' diyemeyiz. En çok deneyimimiz olan 'nusinersen sodyum' etken maddeli ilaçta bile üç yıllık bir tecrübe söz konusu. İlaçların uzun dönemde nasıl sonuçlarının olacağını henüz biz de bilmiyoruz. Bırakın gen tedavisini diğer ilaçların bile 10-20 yıllık verileri elimizde yok. Tıbbi verilerle konuşmak durumundayız.' 'Hiçbir ilaç 'mucizevi' olarak adlandırılamaz' Prof. Dr. Çarman, şu anki aşamada gen tedavisinin sonuçlarıyla ilgili kısmi verilerin bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:'Gen tedavisi uygulanan sınırlı sayıda çocukla yapılan çalışmada bir kısmının motor kazanımlar elde edildiği, bir kısmında ise bunun söz konusu olmadığı ama hepsinin hayatta olduğu belirtiliyor. Tabii ki kısıtlı bir süre takibinin verileri bunlar. İlaçların uzun dönemli sonuçları için beklememiz lazım. Diğer ilaçları alan çocuklar için de aynı durum geçerli. Bir kısmında motor kazanımlar elde ediliyor, bir kısmında beklenen o sonuca ulaşamayabiliyoruz. Şu anda hiçbir ilaç 'mucizevi' olarak adlandırılamaz.' 'Çiftlerin taşıyıcılığını taramak istiyoruz' Evlenecek çiftlere sağlık ocaklarında Akdeniz anemisi gibi bazı hastalıklara yönelik tarama yapıldığına işaret eden Çarman, 'SMA'da da çiftlerin taşıyıcılığını taramak istiyoruz. Çünkü eğer iki kişide SMA taşıyıcılığı varsa bu çiftin yüzde 25 olasılıkla SMA hastalığıyla doğacak bir bebeklerinin olma ihtimali var. Eğer tarama testleriyle bunu önceden saptayabilirsek çiftleri uyararak PGD gibi tarama yöntemlerine yönlendirebiliriz.' diye konuştu. Yeni doğan bebeklerin taranmasının da erken tedavi açısından önemine dikkati çeken Çarman, 'Bebeklerin yeni doğan döneminde henüz hiçbir hastalık bulgusu yokken SMA açısından da taranması, mevcut tedavinin en erken sürede uygulanmasına olanak sağlar. Çünkü ilaç tedavisine ne kadar erken dönemde başlanırsa o kadar etkili olduğuna dair veriler mevcut.' bilgisini paylaştı. 'İlaç tedavisi kadar önemli bir nokta da fizik tedavi' Prof. Dr. Çarman, SMA'lı bebeklerin akranlarına göre daha az hareket ettiğini belirterek, bulguların genellikle iki ayda ortaya çıktığını ama tanı almalarının 4-5 ayı bulduğunu söyledi. Çarman, ailelere herhangi bir şüphe durumunda vakit kaybetmeden çocuk hekimlerine başvurma önerisinde bulundu. Çocuklarına ilk kez SMA tanısı konulan ailelerin hastalık hakkında bilgi sahibi olabilmek için internette doğru olmayan bilgilere başvurabildiğini belirten Çarman, en doğrusunun bir çocuk nöroloji merkezinden danışmanlık almak olduğunu ifade etti. Çarman, 'İlaç tedavisi kadar önemli bir nokta da fizik tedavi. Çocukların mutlaka ilaç tedavisinin yanında etkili bir fizik tedavi hizmetinden yararlanmaları gerekiyor.' dedi. Aileler için rehber kitap hazırlanıyor SMA Hastalığı ile Mücadele Derneği ile birlikte aileler için ücretsiz dağıtılacak bir rehber kitap hazırlığında olduklarını bildiren Çarman, kitapta SMA tedavi süreçleri, SMA hastalarının bakımı gibi tüm bilgilerin yer alacağını söyledi. Çarman, aynı zamanda özel gereksinimli, yatağa bağımlı yaşayan çocuklar için afete hazırlık, afet anında evden dışarı çıkarılışlarının ve bakımlarının nasıl olacağına yönelik Osmangazi Üniversitesi, SMA Hastalığı ile Mücadele Derneği ve AFAD Eskişehir İl Müdürlüğü iş birliğinde, Avrupa Birliği desteğiyle yeni bir projeyi hayata geçireceklerini aktardı.
Reklam
Fidanını Getirdiği Avrupa'ya Meyvesini İhraç Edecek
KIRKLARELİ (AA) - ÖZGÜN TİRAN - Kırklareli'nin Vize ilçesinde 'süper meyve' olarak nitelendirilen aronyanın ihracatına yönelik çalışma başlatıldı.Üretici İbrahim Altan, iş gezisi için gittiği Polonya'da içtiği ve beğendiği çayın aronya meyvesinden yapıldığını öğrenince bu meyveyi memleketinde yetiştirmeye karar verdi.Altan ve arkadaşları satın aldıkları aronya fidanlarını yurda dönüşte yanlarında getirdi.Vize ilçesinde 2017 yılında dikilen fidanlar ilk meyvelerini vermeye başladı.Vize Tarım ve Orman Müdürü Zeynep Şeyda Gürsu, AA muhabirine, 3 yıl önce dikilen aronyanın ilçede 220 dekar alanda hasadının yapıldığını söyledi.Meyveye olan ilginin her geçen gün arttığına dikkati çeken Gürsu, 'Aronya ile ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz.' dedi.Gürsu, aronyanın antioksidan açısından zengin olduğunu bu nedenle Avrupa'da çok talep gördüğünü anlattı.Aronyayı yıl sonuna kadar birkaç Avrupa ülkesine ihraç etmeyi hedeflediklerini belirten Gürsu, Vize'nin adını aronya ile duyuracaklarını kaydetti.Avrupa'dan getirdiği fidanının meyvesini yine Avrupa'ya ihraç edecek üretici Altan ise ilk hasadın çok verimli geçtiğini, meyveleri hiçbir kimyasal kullanmadan ürettiklerini belirtti.İhracat için yurt dışına numuneler gönderdiklerini dile getiren Altan, şöyle konuştu:'Antioksidan değeri yaban mersininden 5 kat daha fazla. Şeker, tansiyon ve kolesterol hastalıklarına iyi geldiğine dair yayınlar mevcut. Bu bitkinin meyvesi ve yaprakları şifa olarak kullanılabilir. İnsan sağlığına çok faydalı. İhracat noktasında önemli bir ürün. Yurt dışından ilgi güzel. Numuneler gönderdik. Önümüzdeki günlerde yurt dışına açılacağız.'
Saraybosna'nın "Sporu Sanatla Buluşturan" Olimpiyat Müzesi Küllerinden Yeniden Doğdu
SARAYBOSNA (AA) - LEJLA BİOGRADLİJA - Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da 28 yıl sonra kapılarını yeniden ziyaretçilerine açan Olimpiyat Müzesi, sporu sanatla buluşturma misyonuna kaldığı yerden devam edecek.Saraybosna'nın Kış Olimpiyatları'na ev sahipliği yaptığı 1984 yılında açılan müze, Bosna'daki savaşta gördüğü hasar nedeniyle 1992 yılında kapılarını kapatmak zorunda kaldı. Bölgedeki 'tek olimpiyat şehri' Saraybosna'nın sembol yapılarından biri olan müze, kapsamlı bir restorasyon çalışmasının ardından adeta küllerinden yeniden doğdu.1984 Kış Olimpiyatları'nın düzenlendiği döneme dair fotoğrafların, spor aletlerinin, fotoğrafların, sporculara ait özel giysilerin ve tarihe tanıklık etmiş daha birçok özel eşyanın sergilendiği müze, ziyaretçilerini adeta geçmişte yolculuğa çıkarıyor.Lozan'daki Olimpiyatlar Müzesi örnek alındıMüze danışmanı Edin Numankadic, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Olimpiyat Müzesi'nin oyunlarla aynı gün, 8 Şubat 1984'te açıldığını aktararak, savaşta hasar gören ilk kurumsal yapılardan biri olan müzenin 7 Nisan 1992'ye kadar faal olduğunu anlattı.Müzenin hasara uğraması nedeniyle içindeki eserlerin başka bir yere aktarıldığını söyleyen Numankadic, olimpiyatların 20. yıl dönümünde ise bu eserlerin yine olimpiyatlar vesilesiyle inşa edilmiş 'Zetra' Spor Salonu'nda sergilenmeye başladığını belirtti.Çek mimar Karlo Parzik tarafından 1903 yılında tasarlanmış tarihi müze binasının kapsamlı bir restorasyon sonrası 28 yıl sonra yeniden kapılarını açtığını dile getiren Numankadic, 'Saraybosna'daki müze, Lozan'daki Olimpiyatlar Müzesi örnek alınarak tasarlandı. Bir başka ifadeyle, burası sporun sanatla buluştuğu bir müze oldu.' diye konuştu.'Sporu sanatla buluşturan' tablolar da sergileniyorMüzede Saraybosna'nın ev sahipliği yaptığı 14. Kış Olimpiyatları'na hazırlık sürecinin de sergilendiğine aktaran Numankadic, dünyaca ünlü birçok ressamın sporu sanatla buluşturduğu tablolarının da ziyaretçilerin beğenisine sunulduğunu söyledi.Numankadic, müzenin hafta içi her gün ziyarete açık olduğunu belirterek, müzedeki en büyük ilgiyi olimpiyatların efsane isimlerinden Yugoslav Jure Franko'nun kayak takımlarının gördüğünü ifade etti.Müzede ayrıca, dönemin Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanlığını yürüten Juan Antonio Samaranch'ın giydiği montun da sergilendiğini kaydeden Numankadic, ziyaretçilerin müzede eski kayak takımlarından madalyalara ve akreditasyonlara kadar birçok özel eşyayı yakından görme imkanı bulacağını söyledi.'Olimpiyat şehri Saraybosna dünyayı selamlıyor'Saraybosna'nın, altın çağını yaşadığı dönemi Kış Olimpiyatları ile taçlandırdığı günleri anlatan müzede, ahşap kayak takımlarından sporcuların giydiği kıyafetlere kadar birçok eşyayı görmek mümkün.Müzenin ilk katında birçok ressamın sporun çeşitli dallarını fırça darbeleriyle tuvale yansıttığı tablolar dikkati çekerken, 'Olimpiyat şehri Saraybosna dünyayı selamlıyor' manşetiyle yayımlanan dönemin gazeteleri de bir başka detay olarak ön plana çıkıyor.İkinci katta ise Bosna Hersek'teki savaş zamanında (1992-1995) hasar gören müzeden çıkartılan yanmış bir altın madalya da sergilenirken, 1984'teki olimpiyatlara dair çok sayıda görsel de yer alıyor.
Türk Araştırmacılar, Tunç Çağı'ndan Kalma "Su Altı Hazinesi"Ni Keşfetti
İZMİR (AA) - EFSUN ERBALABAN YILMAZ - Türk Batık Envanteri Projesi: Mavi Miras (TUBEP) çalışmasını Koca Piri Reis Gemisi ile yürüten Türk bilim insanları, Muğla Bozburun'da Tunç Çağı'ndan kalma liman izleriyle ile yaklaşık 4 bin yıllık yüzlerce tarihi eseri keşfetti. Cumhurbaşkanlığı desteği, Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsünden bilim insanlarının yürüttüğü proje devam ediyor. Türkiye kıyılarındaki batıkların envanterini çıkarmak üzere yürütülen çalışmada çarpıcı arkeolojik keşiflere imza atılıyor.Çalışma kapsamında Marmaris-Bozburun bölgesinde Minos uygarlığına ait olduğu tahmin edilen izlere rastlayan bilim insanları, çok az verinin ele geçtiği Tunç Çağı ticaret rotalarına ilişkin bilgileri de arkeoloji dünyasının dikkatine sundu. Tunç Çağı'nda su seviyesine ilişkin bilimsel çalışma yaptıkları sırada sürpriz şekilde yüzlerce konik kap, fincan, tezgah ağırlıkları, mutfak kapları, gaga ağızlı testilerden oluşan seramikler ile taş baltalara ulaşan ekip, eserlerin milattan önce 18. yüzyıla yani Orta Tunç Çağı'na tarihlendiğini ortaya çıkardı. Tunç Çağı'ndan günümüze kalan en büyük ve en eski buluntuların yer aldığı tahmin edilen bölgede Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Başkanlığı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Harun Özdaş bilimsel danışmanlığında yürütülen çalışmayla Anadolu ve Minos medeniyetleri arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması, dönemin ticaret rotasına ilişkin veriler elde edilmesi bekleniyor. 'Zaman durmuş gibi...'Doç. Dr. Harun Özdaş, AA muhabirine, Mavi Miras çalışmalarına Koca Piri Reis Gemisi ile katkıda bulunmaya çalıştıklarını, batıklar ve yerleşim izlerini tespit ettiklerini söyledi. Derin sularda gelişmiş su altı cihazlarıyla su seviyeleri üzerinde çalışırken sürpriz sonucu sığ suda, Ege tarihini değiştirecek buluntuların yer aldığı 'fenomen' ile karşılaştıklarını aktaran Özdaş, şöyle konuştu:'3-30 metre arasında değişen derinliklerde buluntular karşımıza çıktı. Günümüzden 4 bin yıl önceye dayanıyor. Büyük ihtimalle gemilerle, teknelerle taşınmış kargolar, liman ile liman yapıları olduğunu düşündüğümüz bir alanda yükleme sırasında bir nedenle tahribat görmüş. Seramik ve kaba yontu taşların liman kalıntısına işaret ettiğini düşünüyoruz. Tunç Çağı'nın bilinen en eski liman kalıntısı.'Özdaş, buluntuların Minos uygarlığına ait olduğunu düşündüklerini söyleyerek, 'İşin enteresan tarafı şu; bölgede zaman durmuş, tıpkı bir batıktaki gibi liman kalıntısı zamanı saklamış. Tunç Çağında Girit-Minos ve Anadolu ilişkisini gösterebilecek bir buluntu haline gelmiş. Bu döneme ilişkin yerleşim, liman izi olarak karşımıza çıkarmış.' dedi. Ticaret rotasını ortaya çıkaracakBuluntuların, Minos gemilerinin Anadolu kıyılarındaki ilk durağının Bozburun Yarımadası olduğuna işaret ettiğini anlatan Özdaş, 'Buluntular, büyük olasılıkla Girit'te üretilen seramiklerin ihracat için Rodos ve Bozburun Yarımadası üzerinden kuzeye İassos, Milet, Efes ve Truva'ya, Kuzey Ege'ye gittiğini ve bir ticaret rotasının olduğunu gösteriyor. Bu rotaya ilişkin günümüze kadar çok veri ele geçmemişti.' dedi. Buluntuların Türkiye kıyılarında bugüne kadar ele geçen en büyük Minos ve Anadolu Tunç Çağı eserleri olduğunu vurgulayan Özdaş, bilim dünyasına önemli bilgiler kazandırılacağını, su altı çalışmaların genişletilmesi için sponsor desteğine açık olduklarını da sözlerine ekledi. DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar da keşfin heyecan verici olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:'Ege’nin tarihine ışık tutacak bu büyük keşif, Anadolu ile Girit-Minos medeniyetleri arasındaki ticari, sosyal ve kültürel etkileşimlerin gün yüzüne çıkmasını ve dönemin toplumsal hayatının anlaşılmasını sağlayacaktır. Koca Piri Reis Gemisi’nin kullanıldığı araştırmaların ülkemiz ve akademi dünyası adına önemini biliyor, bu noktadaki gayretlerinden dolayı değerli hocamız ve ekibi ile gurur duyuyoruz.'
Reklam
Kırıkkale'de Tezgahta Baygın Bulunan Pazarcı, Hastanede Hayatını Kaybetti
KIRIKKALE (AA) - Kırıkkale'de tezgahının üzerinde hareketsiz yatarken bulunan pazar esnafı, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.Alınan bilgiye göre, Yaylacık Mahallesi'ndeki pazarda tezgahını kuran Yasin Budak, yan tarafındaki esnaf arkadaşı Şevki B'nin (47), tezgahının üzerinde hareketsiz yattığını görünce durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirdi.Sağlık ekiplerince Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesine kaldırılan Şevki B, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.Dün akşam pazar yerine geldiği ve geceyi burada geçirdiği öğrenilen Şevki B'nin tezgahında boş kolonya şişesi bulundu.Şişe, içindeki kalıntının muhtevasının belirlenmesi için incelemeye alındı.
Reklam
Kadıköy'de Silahlı Kavga: 1 Yaralı
İSTANBUL (AA) - Kadıköy'de çıkan silahlı kavgada bir kişi yaralandı.Alınan bilgiye göre, Rıhtım Caddesi Misak-i Milli sokakta bir otelden çıkan şahıslar, sabah saatlerinde sebebi henüz belirlenemeyen nedenle tartıştı. Tartışma kısa sürede silahlı kavgaya dönüştü. Kavgada Yasin K. (38) isimli kişi yaralandı. Olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.Yaralı Yasin K., Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Çevrede güvenlik önlemi alan polis, konuyla ilgili inceleme başlattı.
İstanbul'da 513 Avm, 1274 Cami Ve Mescit, 573 Halı Saha Denetlendi
İSTANBUL (AA) - İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul'da dün 513 alışveriş merkezi, 1274 cami ile mescit, 573 halı saha ve spor tesisinin denetlendiğini bildirdi.Vali Yerlikaya, Twitter'dan yaptığı açıklamada, dün alışveriş merkezi, cami ile mescit, halı saha ve spor tesislerine yönelik 1480 personel ile denetim yapıldığını kaydetti. Yerlikaya, '(Denetimlerde) 10 suç duyurusu, ️95 uyarı, ️102 idari işlem yapılarak, ️177 bin 621 lira ceza kesildi.' ifadelerini kullandı.
Doğu Anadolu'da En Düşük Hava Sıcaklığı Ardahan'da Ölçüldü
ERZURUM (AA) - Doğu Anadolu Bölgesi'nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 5 dereceyle Ardahan'ın Göle ilçesinde ölçüldü.Meteoroloji 12. Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, bölge genelinde hava parçalı bulutlu olacak.Sıcaklığın mevsim normallerinin 2 ila 4 derece üzerinde seyredeceği bölgede, rüzgar güney batıdan hafif, zaman zaman orta kuvvette esecek.Gece en düşük hava sıcaklıkları Erzurum'da 2, Erzincan ve Iğdır'da 5, Tunceli'de 8 derece ölçülürken sıfırın altında olmak üzere Ardahan'da 2, Ağrı ve Kars'ta ise 1 derece kaydedildi. Termometrelerin sıfırın altında 5 dereceyi gördüğü Ardahan'ın Göle ilçesi ise bu sıcaklık ile bölgede en soğuk yerleşim yeri oldu.Gün içinde en yüksek sıcaklıkların ise Tunceli'de 28, Erzincan'da 25, Iğdır'da 24, Ağrı'da 23, Kars'ta 22, Erzurum ve Ardahan'da ise 21 derece olması bekleniyor.
Reklam