Analiz - AB Stratejik Körlüğünü Aşabilecek Mi?
İSTANBUL (AA) -ENES BAYRAKLI- Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik serüveni 1959 yılında Birliğin öncülü Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık başvurusuyla başladı. Bu serüvenin aradan geçen 61 yıla rağmen hâlâ üyelikle sonuçlanmamış olması her fırsatta dile getirilen bir husus. Bu süre içerisinde aralarında eski Varşova Paktı üyesi ülkeler olmak üzere onlarca ülke üyelik müzakerelerine başlayıp üye olmasına rağmen Türkiye halen AB’nin kapısında bekliyor. Türkiye-AB ilişkilerinin inişli çıkışlı tarihine bakıldığında ilk göze çarpan, Türkiye’nin başka hiçbir üye ya da aday ülkeye benzemeyen bir muameleye tabi tutulduğu gerçeğidir.Avrupa’daki muhafazakâr ve aşırı sağcı çevreler Türkiye’nin farklı bir kültüre sahip olmasını gerekçe göstererek Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık önerisinde bulunmaktalar. Buradan açıkça anlıyoruz ki Türkiye seküler bir devlet olmasına rağmen bu çevreler tarafından nüfusunun çoğunun Müslüman olması ve İslami kültürü nedeniyle açıkça Avrupa’nın ötekisi olarak konumlandırılıyor. Dolayısıyla 83 milyonluk nüfusu ile Türkiye’nin AB’ye üye olması sadece birlik içerisindeki güç dengelerini ciddi olarak değiştirecek olması bakımından değil aynı zamanda AB’nin kimliğini yeniden tanımlamasını gerektirecek kadar büyük bir meydan okuma olarak görülüyor. AB’yi Hristiyan-Yahudi kültürü temelinde yükselen bir birlik olarak gören bu çevrelerin İslam’ın ve Müslümanların Avrupa tarihinin ve Müslüman göçmenler üzerinden de bugünün bir parçası oldukları gerçeğini görmezden geldikleri açık. Dolayısıyla Türkiye’nin üye olduğu bir AB ister istemez daha kapsayıcı bir AB haline gelecektir. Aşırı sağın her geçen gün yükseldiği AB’nin bilhassa bugün böyle bir dönüşüme açık olmadığı ortada. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinin önündeki en temel sorun da bu.Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili üretilen literatüre Avrupa merkezci ve kolaycı bir yaklaşım hâkim durumda. İlişkiler genelde Türkiye’nin iç siyasetinde yaşanan gelişmeler üzerinden analiz edilerek Türkiye’nin neyi doğru ya da yanlış yaptığı gündeme getirilmek suretiyle Türkiye’nin önüne ev ödevleri konulmakta. Halbuki tüm ikili ilişkilerde olduğu gibi Türkiye-AB ilişkilerini etkileyen faktörler üç düzlemde incelenmeli: Türkiye’de yaşanan iç siyasi gelişmeler, AB’de yaşanan iç siyasi gelişmeler ve uluslararası sistemde yaşanan değişimler. Aday bir ülke olmasından dolayı Türkiye ile AB arasında asimetrik bir ilişki bulunuyor. Bu asimetriden dolayı da AB’de yaşanan iç gelişmelerin Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine etkisi genelde göz ardı ediliyor. Bu hikâyenin Türkiye’yle ilgili tarafı çokça yazıldı çizildi. Üzerinde yeterince durulmayan konu ise uluslararası sistem ve AB’de yaşanan değişimlerin ilişkiler üzerindeki etkileri. Uluslararası sistemde yaşanan değişimlerİkili ilişkileri etkileyen en temel unsurun uluslararası sistemin yapısı ve bu sistemde yaşanan değişimler olduğu açıktır. Uluslararası sistem açısından bakılacak olursa; son 30 yılda Soğuk Savaşın sona ermesi, terörle savaş doktrininin ortaya çıkması, Çin’in yükselişi ve son olarak yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi gibi ciddi kırılmalar ve güç kaymalarının yaşandığı görülüyor. Bugün Soğuk Savaşın sonra ermesinden bu yana 30, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasından bu yana ise 15 yıl geçmiş durumda. Bu süre içerisinde yepyeni bir Türkiye ve AB ortaya çıktı. Ne Türkiye eski Türkiye ne de AB eski AB’dir. Zira her iki aktör ve uluslararası sistem statik değil epeyce dinamik bir süreçten geçiyor.Soğuk Savaş sonrası dönemde tarihin sonunun ilan edildiği ve ABD’nin hâkim olduğu bir dünya düzeninden bugün çok kutuplu bir dünya düzenine gidildiğine dair ciddi emareler var. Dolayısıyla yeni bir dünya kurulduğu açık; Kovid-19 pandemisinin ise bu dönüşümü daha da hızlandırması bekleniyor. Etrafı krizler ve iç savaşlarla çevrili olan ve bu krizlerin ürettiği göç, mülteciler ve terör tarafından istikrarı tehdit edilen AB, belirsizliklerle dolu bu uluslararası sistemde kendisine nasıl bir rol biçiyor? AB’nin ABD’nin düzenleyici rolüne ilanihaye güvenemeyeceği Trump döneminde açıkça ortaya çıkmış oldu. Bu açılardan bakıldığında çevresindeki krizleri şekillendirmek ya da en azından dondurmak için AB, Türkiye gibi bir aktörle işbirliği yapmak zorunda. Bütün bunlara rağmen AB’nin Türkiye ile ilişkilerine stratejik bir körlüğün hâkim olduğu görülüyor. AB, Türkiye ile ilişkilerini hâlâ sadece üyelik perspektifi çerçevesindeki asimetrik ilişki üzerinden sürdürmek istemekte, bundan dolayı da çevresinde ortaya çıkan krizlere hızlı cevap üretememekte ve yeni şartlara adapte olamamakta. Dış politika ve güvenlik açısından birlik adeta kısmi bir felç içerisinde.İlişkilerin ana taşıyıcısı Türkiye'nin üyelik hedefiSoğuk Savaş sonrasında bütün bunlar olup biterken Avrupa siyasetinde de çok hızlı bir dönüşüm yaşandı. Çok kültürlülüğün bittiği ilan edildi, aşırı sağcı partiler normalleşti ve AB’nin genişlemesiyle ilgili bir yorgunluk hali ortaya çıktı. Neticesinde 1990’ların ve 2000’lerin sürekli genişleyen ve entegrasyonunu derinleştiren AB, 2009 ekonomik krizi sonrasında gün geçtikçe içine kapanmaya ve etrafına duvarlar örmeye başladı. Böyle bir AB’nin, kendisinden istenen tüm şartları yerine getirse dahi Türkiye’yi üye olarak kabul etmesi içinde bulunduğu karmaşadan dolayı bir hayli zor görünüyor.Bütün bunlara rağmen bugün gelinen noktada Türkiye ve AB ekonomi, güvenlik, göç ve mülteciler gibi birçok açıdan karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde. Bundan dolayı da her iki aktör birbirlerine sırtlarını dönme lüksüne sahip değiller. Bu mecburiyet ve Türkiye’nin uzun vadeli olarak AB’ye üyeliği stratejik bir hedef olarak tanımlamış olması müzakereler dondurulmuş olmasına rağmen bugün ilişkilerin ana taşıyıcısı haline gelmiş durumda. Bu mecburiyetin tam manasıyla bir stratejik iş birliğine evrildiğini söylemek pek mümkün değil. Stratejik bir işbirliğine evrilmese dahi Türkiye ve AB’nin ideolojik önyargıları ya da irrasyonel korkuları bir kenara bırakarak maksimum düzeyde işbirliği yapmaları her iki aktörün de çıkarları açısından en rasyonel yol. Gümrük Birliği ve vize liberalizasyonu bu noktada ön plana çıkıyor. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, pandemi sonrası dönemde her iki tarafa ciddi ekonomik faydalar sağlayacaktır. Vize liberalizasyonu ise insani düzlemde ilişkileri yoğunlaştırarak AB’nin son dönemde zarar gören imajını onarmasına ve Türkiye’nin üyelik hedefini sürdürmesine çok olumlu bir katkı sağlayacaktır.[Türk Alman Üniversitesi (TAÜ) Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Enes Bayraklı aynı zamanda SETA Avrupa Araştırmaları Direktörüdür]
Duvar Saati Üreten Çift, Devlet Desteğiyle Yurt Dışına Açıldı
NİĞDE (AA) - ABDULLAH ÖZKUL - Niğde'de yaşayan Oğuz ve Şule Ertuğrul çifti, hobi olarak başladıkları duvar saati üretiminde, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığının (KOSGEB) desteğiyle yurt dışına da ürün göndermeye başladı. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi otomotiv teknolojisi bölümünden mezun olan Oğuz ile aynı üniversitenin fen bilgisi öğretmenliği bölümünü bitiren eşi Şule Ertuğrul, evlerinin dekorasyonunda kullanmak için internetten aldıkları duvar saatini beğenmeyince ürünün tasarımında bazı değişiklikler yaptı.Daha sonra amatör olarak duvar saati tasarlayıp üretmeye başlayan çift, talep artınca atölye açmaya karar verdi.KOSGEB'den yaklaşık 50 lira nakit, kira ve makine ekipman desteği alan çift, tasarımları kendilerine ait olan, büyüklüğü 60 santimetre ile 2 metre arasında değişen el işçilikli duvar saatlerini, internetten yurdun dört bir yanına ve yurt dışına satmaya başladı.'KOSGEB'in desteği bizi bu işi yapabileceğimize inandırdı'Oğuz Ertuğrul (29), AA muhabirine, ilk başta amatör olarak üretim yaptıklarını söyledi. Ürünler satılmaya başlayınca atölye açma kararı aldıklarını belirten Ertuğrul, 'O süreçte kendi maddi olanaklarımızı oluşturduk. Aynı zamanda KOSGEB de bizi destekledi. Yaklaşık 50 bin liralık nakit, ve kira desteği aldık. Makinelerimizin belirli bir kısmını da KOSGEB karşıladı. İlk başta bize çok büyük destek oldu. KOSGEB'in desteği bizi bu işi yapabileceğimize inandırdı, bize çok faydası oldu.' dedi.Ertuğrul, dijital baskı kullanmadıkları el yapımı duvar saatlerinin çok beğenildiğini dile getirdi.Şule Ertuğrul da profesyonel olarak çektiği saat fotoğraflarını, sosyal medya ve e-ticaret sitelerinde paylaşarak ürünlerini sattıklarını ifade etti.'İngiltere ve birkaç ülkeye saatlerimizi sattık'Yaklaşık 3 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra bu işe başladığını belirten Ertuğrul, saatleri, severek resim yapar gibi boyadığını söyledi. 'Müşterilerimizin, ürünleri beğenmeleri 'fotoğraftakinden daha güzel bir ürün geldi.' demeleri bizi çok mutlu ediyor.' diyen Ertuğrul, şunları kaydetti:'İlk başta hobi olarak başladık. Maddi olanağımız olmadığı için dükkan açamazdık veya atölye kuramazdık. Araştırmalarımız sonucu KOSGEB'i keşfettik. KOSGEB ile görüştüğümüzde bize dört dörtlük bir destek sağladılar. Hep arkamızda durdular. Bu sayede ilk başta küçük bir atölyemiz oldu daha sonra ticarethanemizi büyüttük ve kocaman bir sanat atölyesi haline getirdik. Bunların hepsini KOSGEB sayesinde başardık. Yurt dışına bir adım attık. İngiltere ve birkaç ülkeye saatlerimizi sattık. Dönüşler de çok güzel oldu. Bundan sonraki hedefimiz her yerde 'Köhne Clock' saatlerini görmek.'
Eşini Tornavidayla Öldürmeye Teşebbüs Eden Sanık 10 Yıl Hapisle Cezalandırıldı
İSTANBUL (AA) - Esenler'de, boşanma davası için adliyeye giderken barışma teklifini reddeden eşini tornavidayla öldürmeye çalıştığı gerekçesiyle yargılanan Davut Gençalp, 'kasten öldürmeye teşebbüs etme' suçundan 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.Bakırköy 21. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Davut Gençalp, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. Duruşmada, cumhuriyet savcısı bir önceki celse açıkladığı, öldürme kastıyla hareket eden ancak eylemi teşebbüs aşamasında kalan sanığın, 'eşini kasten öldürmeye teşebbüs etme' ve 'tehdit' suçlarından 13 yıl 6 aydan 22 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istediği mütalaasını tekrarladı.Mütalaaya karşı beyanda bulunan sanık Davut Gençalp, 'Böyle bir olay yaşandığı için pişmanım. Yaklaşık bir yıldır cezaevindeyim. Mağdurum. Beraatimi istiyorum.' dedi.Mahkeme heyeti, sanık Davut Gençalp'i, mağdur Büşra Gençalp'e karşı gerçekleştirdiği 'kasten öldürmeye teşebbüs' suçundan, suçun işleniş şeklini ve tehlikenin ağırlığını dikkate alarak 13 yıl hapis cezasına çarptırdı.Sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerini göz önünde bulundurarak cezayı 10 yıla indiren mahkeme, Davut Gençalp'in tutukluluk halinin devamına hükmetti.Mahkeme, şartları oluşmadığından sanık hakkında haksız tahrik hükümlerini uygulamadı. Sanığı ayrıca 'tehdit' suçundan 5 ay hapisle cezalandıran mahkeme, geçmişteki sabıka durumu, hali ve kişilik özellikleri ile atılı suçun niteliği gereği somut bir zararın bulunmaması dikkate alındığında, sanığın ileride bir daha suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluştuğunu belirtti. Mahkeme, bu gerekçeyle sanık hakkında 'tehdit' suçundan verilen ceza hükmünün açıklanmasını geriye bıraktı.Davanın geçmişiBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, müşteki Büşra Gençalp ile sanık Davut Gençalp'in boşanma aşamasında oldukları, anlaşmalı boşanmak için 6 Eylül 2016'da adliyeye gittikleri anlatılıyor. Yolda sanığın barışmak istediğini söylediği ancak müştekinin bunu kabul etmediği aktarılan iddianamede, sinirlenen sanığın aracın torpidosundan aldığı tornavidayı cebine koyduğu, aracını Esenler'de otoban kenarına çektiği, müştekiyi yere yatırarak boğazını sıktığı, burnunu ısırdığı ve 'Ecelin benim elimden olacak.' şeklinde sözler söylediği kaydediliyor.İddianamede, Davut Gençalp'in, doktor raporuna göre eşini tornavidayla basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı belirtilerek, sanık hakkında 'tehdit' ve 'eşini silahtan sayılan tornavida ile kasten yaralama' suçlarından 1 yıldan 3 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması istenmişti. Bakırköy 37. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada, sanık Davut Gençalp 'kasten yaralama' suçundan 1 yıl 6 ay, 'tehdit' suçundan da 6 ay hapis cezası olmak üzere toplam 2 yıl hapse mahkum edilmişti.İtiraz üzerine hüküm bozulduAile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile sanık avukatının itirazı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi, dosya içerisinde bulunan ve olay sonrası Büşra Gençalp'in durumunu gösteren fotoğrafların incelenmesinde baş, boyun ve vücudunun tornavida darbesi sonucu kanlar içinde kaldığının, bitkin vaziyette olduğunun anlaşıldığını belirtmişti. Dairenin kararında, doktor raporunun yetersiz kaldığı ve bu haliyle Büşra Gençalp'e yönelik eylemin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun kabul edilemeyeceği, sanığın 'kasten öldürmeye teşebbüs' suçundan yargılanması gerektiği kaydedilmişti.Dairenin, sanık hakkındaki hükmü bozarak dosyayı gönderdiği Bakırköy 21. Ağır Ceza Mahkemesi, ilk duruşmada Davut Gençalp hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarmış, ikinci duruşmaya katılan sanık tutuklanmıştı.
Şanlıurfa'da Terör Propagandası İddiasıyla 7 Kişi Gözaltına Alındı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'da terör örgütü PKK/KCK propagandası yaptıkları iddiasıyla 7 şüpheli gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubesi ekiplerince sosyal medyadan terör örgütü PKK/KCK propagandası yaptıkları belirlenen şüphelilere yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi.Operasyonda, 7 şüpheli gözaltına alındı.Şüphelilerin adreslerindeki aramada, dijital materyaller ele geçirildi.Zanlılar, işlemleri için emniyete götürüldü.
Hayalleri İçin 50'Sinde Üniversiteli Olan Kadın, Engelli Çocuklar İçin Merkez Açmak İstiyor
ESKİŞEHİR (AA) - DENİZ AÇIK - Eskişehir'de, ilkokulun ardından okula devam edemeyen ancak önce açık öğretimden ortaokul, daha sonra lise bitirerek üniversiteyi kazanan 53 yaşındaki Binnaz Kalın, öğrenimini tamamlayıp zihinsel engelli çocuklar için merkez açma hayali kuruyor. Evli ve biri zihinsel engelli olmak üzere 6 çocuk annesi Kalın, ilkokulu bitirdikten sonra öğrenim hayatını sürdüremedi. Kalın'ın hayatı ise 2012 yılında değişti.Anadolu Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesinde öğrenim gören oğlu İsmail Kalın'ın hayatını kaybetmesinin ardından onun kitap yazma hayalini gerçekleştirmek için eğitim hayatına devam etme kararı alan Binnaz Kalın, açık öğretim sayesinde önce ortaokulu daha sonra ise liseyi bitirdi. Oğlu İsmail'in yazdığı şiir ve yazıları bir araya getiren Kalın evladının adına 5 kitap bastırdı.Zihinsel engelli oğlu Yusuf ile Sessiz Meleklerin Sesi Derneğinin faaliyetlere katılan Kalın'ın aklına bir rehabilitasyon merkezi açma fikri geldi. Merkez yapmayı planladığı binayı satın almak için evinde yaptığı hamur işlerini satarak para biriktiren Kalın, bu sırada 2019 yılında AÜ Açıköğretim Fakültesi Engelli Bakımı ve Rehabilitasyon Önlisans Programını kazandı. Okuma ve yaşama azmiyle örnek olan Kalın, rehabilitasyon merkezine dönüştürmeyi planladığı binayı satın alması için gerekli olan 250 bin lirayı bir araya getirmek için hayırseverlerden de destek bekliyor.'Bir özel eğitim merkezinde staja başlayacağım'Ev hanımı olan Binnaz Kalın, AA muhabirine, üniversite okumanın çocukluk hayali olduğunu ancak ilkokulu bitirdikten sonra dersleri iyi olduğu halde 'kız çocuğu olduğu için' okutulmadığını söyledi.Hayalini gerçekleştirmek için 9 yıl önce harekete geçtiğini anlatan Kalın şöyle konuştu:'Şu anda 2. sınıf öğrencisiyim. Bu yıl bölümü bitirmek istiyorum. Hukuk fakültesi ya da vefat eden oğlumun yarım kalan yazılarını tamamlamak için edebiyat fakültesi okumayı çok istiyordum. Ancak engellilerin bakımı için bir merkez açmayı düşündüğüm için şimdilik engelli bakımı ve rehabilitasyon bölümünü bitirmeliyim. Sınavlarım başladı, ders çalışıyorum. Bu yıl bir özel eğitim merkezinde de staja başlayacağım.''Kadınlar hayallerinin peşinden gitsin'Kalın, istediklerini gerçekleştirmek için hayallerinin peşinden koştuğunu dile getirerek şöyle devam etti: 'Bazen '107 yaşıma kadar yaşamalıyım. Bu yaştan sonra okumaya başladım. Hayallerimi ancak gerçekleştiririm.' diyorum. 4 yıllık bir fakülteyi de bitirmek için umutluyum. 4 oğlumdan en az birinin imam olması hayali kuruyordum ancak olmadı. En çok da ilahiyat fakültesinde öğrenim görme hayalim var. Kadınlar hayallerinin peşinden gitsin. Benim yaptıklarım için de herkes 'Olmaz, yapamazsın', 'Bu yaştan sonra okuyup da ne yapacaksın?' dedi. Kimseye aldırmayın. En azından bir gayret edersiniz.' Kalın, zihinsel engelli çocuğu olanların bazen ne yapacağını adeta şaşırdığına dikkati çekerek 'Zihinsel engelli çocuklarını acil durumlarda birkaç günlüğüne bırakabilecek bir yerleri olmuyor.' dedi.Engelli çocuğu olan arkadaşlarıyla bir araya gelip bir rehabilitasyon merkezi açma fikrinin doğduğunu aktaran Kalın sözlerini şunları kaydetti:'Aileler engelli çocuklarımızı nerede oyalayacağını adeta şaşırıyor. Çok şükür devletimiz ve belediyeler yardımcı oluyorlar. Çocuklarımız artık, kurslarda boyama yapmaktan, boncuk dizmekten sıkıldı. Sessiz Meleklerin Sesi Derneğinin karşısında bir evin satılık olduğunu gördüm. Burayı satın almak istedim. Böylece zihinsel engelli çocuklar için geçici bir misafirhane kurabilirim diye düşündüm. Evi satın almak için de bir Yörük yiyeceği olan gözlemeye de benzeyen 'göbekli'yi yapıp satmak geldi aklıma. Eğer yeterli parayı biriktirebilirsem o evi satın alıp, bakımevini açtığımda engelli çocukların bakımının yanı sıra orada istihdam da sağlamayı düşünüyorum. Göbekliyi 50 liradan satıyorum. Bir aydır yapıp satıyorum. Şimdilik 600 lira biriktirebildim. Evi satın almam için ise 250-300 bin lira biriktirmem gerekiyor.'Ölen oğlunun şiirlerini ve yazılarını kitaplaştırdıKalın, 2012 yılında bir yakınlarını ziyaret için gittikleri Kütahya'da girdiği gölette boğulan 25 yaşındaki oğlu İsmail'in de en büyük hayalinin şiirlerinin ve yazılarının kitaplaştırılmasını olduğunu belirterek, 'Yazdığı bazı şiirlerle ödül kazandı. Oğlumun bazı şiir ve yazılarını, kitaplaştırıp yayınlattım. Büyükdere Mahallesi'nde çocukluğunu geçirdiği evi satın alıp üniversite öğrencilerinin ücretsiz yemek yiyebileceği, rahatlıkla kitap okuyun zaman geçireceği bir mekan haline getirme hayalim de var.' dedi.
Bolu'da Firari Hükümlüleri "Jasat Dedektifleri" Yakaladı
BOLU (AA) - Bolu'da, haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 2 kişi, Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) tarafından yakalandı. Alınan bilgiye göre, ekipler kentte yaşadığı belirlenen hakkında 45 suç kaydı ile 21 yıl 3 ay 5 gün kesinleşmiş hapis cezası bulunan Aydın B. ile 4 yıl 2 ay kesinleşmiş hapis cezasıyla aranan Tamer B'nin yakalanması için çalışma başlattı.İl Jandarma Komutanlığı bünyesinde bulunan JASAT ekiplerinden oluşturulan özel ekip tarafından 1 hafta süren teknik ve fiziki takip sonucunda, şüphelilerin Mudurnu'ya bağlı Taşkesti Beldesi'nin Karamurat köyünde saklandığı tespit edildi.Ekipler tarafından düzenlenen operasyonda, kuzen olduğu öğrenilen 2 kişi gözaltına alındı.Jandarmadaki işlemlerinin ardından Mudurnu Adliyesine sevk edilen Aydın B. ve Tamer B. cezaevine gönderildi.
Reklam
21 Ocak Reyting Sonuçları Belli Oldu! Dün Akşamın Reyting Sıralamasında Hangi Yapımlar Yer Aldı?
21 Ocak Perşembe akşamının reyting sonuçları açıklandı. Dün akşamın dikkat çeken yapımları arasında arasında Bir Zamanlar Çukurova, Mucize Doktor, Alev Alev vardı.  Total'de birinci sırada Bir Zamanlar Çukurova, ikinci sırada Mucize Doktor, üçüncü sırada Esra Erol'da yer aldı. AB Grubunda birinci sırada Bir Zamanlar Çukurova, ikinci sıradaMucize Doktor, üçüncü sırada Alev Alev yer aldı. İşte 21 Ocak 2021 total ve AB reyting sıralaması...
Reklam
AB Ülkelerinde, Kovid-19 Aşısı Tedarikindeki Aksaklıklar Tepkilere Yol Açtı
BERLİN (AA) - Avrupa Birliği'ne (AB) üye ülkelerde, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı üretilen aşının tedarikinde meydana gelen aksaklıklar nedeniyle kamuoyunda hem AB Komisyonuna, hem de ülke hükümetlerine yoğun tepki gösteriliyor.Çin’in Vuhan kentinde, 2019’un sonunda ortaya çıkan Kovid-19 virüsü kısa sürede dünyaya yayıldı ve Avrupa'yı da etkisi altına aldı.AB ülkeleri 2020'nin başında bir taraftan salgının yayılmasını önlemek için tedbirler alırken diğer taraftan dünyanın farklı şirketlerinde Kovid-19'a karşı aşı geliştirme çalışmaları başladı.Aşıların henüz geliştirme safhasında bulunduğu dönemde AB’ye üye ülkeler, aşıların tedariki konusunda şirketlerle sözleşme yapması için AB Komisyonuna yetki verdi.Komisyon, Ocak 2021'e kadar 6 firmayla yaklaşık 2,3 milyar doz aşı alabilecek şekilde sözleşmeler yaptı. Birlik, opsiyonlar dahil BioNTech-Pfizer ile 600 milyon, AstraZeneca ile 400 milyon, Sanofi ve GSK ile 300 milyon, Johnson and Johnson şirketiyle 400 milyon, CureVac ile 405 milyon, Moderna ile 160 milyon doz aşı almak için sözleşme imzaladı.Aşı geliştirme çalışmalarını ilk tamamlayan ve virüse karşı etkili olduğu açıklanan Amerikan ilaç şirketi Pfizer ile Türk bilim insanları Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci tarafından kurulan Alman biyoteknoloji firması BioNTech'in aşısına AB Komisyonu, 21 Aralık'ta, Avrupa İlaç Ajansının (EMA) tavsiyesiyle onay verdi ve AB'nin büyük bölümünde 27 Aralık'ta aşı kampanyası başlatıldı.Amerikan ilaç şirketi Moderna'nın aşısı ise 6 Ocak'ta onay aldı ve kullanıma sunuldu.Aşılama sürecinin yavaş ilerlemesi tepkilere neden olduBaşta Almanya olmak üzere birçok AB ülkesinde aşı miktarının azlığı ve aşılama sürecinin İsrail ve ABD gibi ülkelere göre yavaş ilerlemesi kamuoyunda eleştirilere sebep oldu.AB Komisyonu, özellikle erkenden aşı onayı alan BioNTech şirketiyle sözleşme imzalama konusunda çok yavaş ve tereddütlü davranmakla suçlanıyor.AB Komisyonunun BioNtech ve Moderna'ya göre aşı geliştirmekte geciken Fransız Sanofi ve Alman CureVac şirketleriyle çok daha fazla aşı dozu için anlaştığına da dikkat çekiliyor.Eleştirileri kabul etmeyen AB Komisyonu, yapılan görüşmelerde mümkün olan en geniş aşı portföyü oluşturmanın amaçlandığını ifade etti. 2020'nin ikinci yarısında AB dönem başkanlığını yürüten Almanya Başbakanı Angela Merkel de aşı tedarikinin AB Komisyonu tarafından yapılmasının, Birliğin birlikteliği açısından doğru olduğunu savundu.Bu tartışmalar sürerken Pfizer ve BioNTech'in, 15 Ocak'ta Kovid-19 aşısı üretimini artırmak için imalat operasyonlarını yeniden ölçeklendirileceği ve bu durumun Avrupa'ya yapılan aşı tedarikini geçici olarak azaltacağına ilişkin açıklama AB ülkelerindeki eleştirileri daha da artırdı. Almanya'da eyalet yönetimleri AB Komisyonuna ve hükümete, verilen sözlerin yerine getirilmediği gerekçesiyle tepki gösterdi.Almanya'da eyaletler aşı kampanyasında değişikliğe gittiKuzey-Ren Vestfalya eyaleti planlanandan daha az miktarda aşı dozunun kendilerine ulaştığı gerekçesiyle evde yaşayan 80 yaş üzerindekilerin aşılanmasını 1 hafta erteledi, sağlık personeline yönelik aşılamayı da geçici olarak durdurdu.Brandenburg ve Aşağı Saksonya eyaletlerinde ise planlanandan daha az kişi aşılanmaya başlandı.Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, BioNTech/Pfizer'in aşısının beklenilen sayıda ulaşmamasından ilaç şirketini sorumlu tuttu.Spahn, Pfizer'in açıklamasının kendisini de kızdırdığını belirtti. Başbakan Merkel ise Pfizer fabrikasındaki üretim değişikliğine rağmen 2021'in ilk çeyreğinde taahhüt edilen 8,8 milyon doz aşının garanti altında olduğunu söyledi. Muhalefetteki Hür Demokrat Parti Milletvekili Christine Aschenberg-Dugnus, Sağlık Bakanı Spahn'ı 'suçu başkasına atarak kendi başarısızlığını örtmekle' suçladı.Alman hükümet yetkilileri tarafından daha önce yapılan açıklamalarda, yılın ilk çeyreğinde 10 milyon doz Pfizer/BioNTech, 1,8 milyon doz da Moderna aşısının ülkeye geleceği belirtilmişti.​​​​​​​İtalya yasal yollara başvurmayı değerlendiriyorİtalyan basını ise hükümetin Avrupa'ya Kovid-19 aşısı tedarikini geçici süre azaltacağını açıklayan Pfizer'e karşı yasal yollara başvurmayı değerlendirdiğini ve bu konuda deneyimli hukuk müşavirlerini harekete geçirdiğini bildirdi. İtalya'da Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında lojistik ihtiyaçlardan sorumlu Başbakanlık Acil Tedarik Komiseri Domenico Arcuri, aşı teslimatlarındaki gecikmeler nedeniyle ülkedeki aşılamanın önemli ölçüde yavaşladığını söyledi. Arcuri, 'Gelecek hafta normale göre yüzde 20 daha az aşı teslim alacağız, bu hafta da yüzde 29 daha az aşı temin edildi. Aşılama, günde ortalama 80 binlerdeyken, geçen cumartesi 28 bine kadar geriledi. Bu gecikme, firmanın tek taraflı aldığı karardan kaynaklandı.' değerlendirmesinde bulundu.Komiser Acuri, Pfizer'ın aşı dozlarını yüzde 20 azaltmasının 27 AB ülkesinin tamamını etkileyeceğini belirtti.-​​​​​​​ Polonya Başbakanı, AB yetkililerinden aksaklıkları aydınlatmasını istediPolonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e mektup yazarak BioNTech'in ürettiği aşıların AB üyesi ülkelere, belirlenen sürede ulaşmamasının nedenlerinin açıklığa kavuşturulmasını istedi.Morawiecki, aşıların planlanan zamanda ulaştırılmamasının ülkesindeki aşı programını ciddi şekilde etkileyeceğini kaydetti.AB Komisyonu: Gelecek haftadan itibaren teslimatlar anlaşmaya uygun hale gelecekAB Komisyonu yetkilileri, bu hafta aşı teslimatında aksaklıklar yaşanabileceğini ancak gelecek haftadan itibaren teslimatların anlaşmaya uygun şekilde yapılacağını bildirdi. Pfizer'in, AB Komisyonuna, gelecek hafta, bu hafta eksik kalan teslimatı telafi edeceğini aktardığı belirtildi. AB Komisyonu, bu hafta şirketin ne kadar eksik teslimat yaptığı konusunda açıklama yapmadı.İspanya'da şırınga sıkıntısından aşı ziyan oluyor İspanya'da ise bazı bölgelerde bir şişeden 5 yerine 6 doz kullanılmasıyla ilgili tartışma devam ediyor.Ülkenin bazı bölgelerindeki şırınga sıkıntısından, şişedeki aşının 6 doza bölünemediği ve böylelikle aşının ziyan olduğu belirtiliyor.Diğer taraftan Madrid'deki yerel yönetim, merkezi hükümet tarafından dağıtılan aşının tükendiğini, bu yüzden aşılamanın durdurulduğunu açıkladı.
Reklam
ABD'de Dini Ritüeller, Başkanlık Yemin Töreni Geleneğinin Önemli Bir Parçası
WASHINGTON (AA) - HAKAN ÇOPUR/MUHAMMET TARHAN - ABD'de 20 Ocak'ta Joe Biden'ın yemin ederek başkan olduğu gün gerçekleştirilen dini ritüeller, Amerikan siyaset geleneğinin doğal bir parçası olarak uzun yıllardan beri uygulanıyor.ABD'nin ikinci Katolik Başkanı olan Biden, Washington'daki olağanüstü güvenlik önlemleri altında yemin ederken, yemin töreni gününe yayılmış olan dini semboller de dikkat çekti.Ülkenin kuruluşundan itibaren siyasal arenada dini unsurları yoğun biçimde kullanan ABD başkanları, toplumsal ve dini değerlerin adeta en önemli temsilcilerinden biri olarak görüldü.ABD'de dini ritüellerin en yoğun kalabalıklar tarafından izlendiği günlerin başında 4 yılda bir yapılan başkanlık yemin törenleri geliyor.Yemin töreni günü sabah kilisede başlıyorABD başkanlarının yemin töreni gününde ilk yaptıkları iş Washington'da seçtikleri bir kiliseye gitmek oluyor. Katolik Biden, kendi yemin töreninin sabahında dua etmek için 'St. Matthew the Apostle' kilisesini seçti.Ancak ABD tarihindeki başkanların çoğunun yemin günündeki sabah duası için tercihi Beyaz Saray'ın hemen karşısında bulunan 'St. John’s Episcopal' kilisesi oldu.Önceki Başkan Donald Trump'ın da 20 Ocak 2017'deki yemin töreni gününde gittiği 1815 tarihli kilise, Franklin Roosevelt, Harry Truman, Ronald Reagan, George H.W. Bush, George W. Bush ve Barack Obama gibi başkanların tercihi oldu.Biden'ın el bastığı İncil 128 yıllıkABD'de ilk Başkan George Washington'ın 30 Nisan 1789'da gerçekleştirilen yemin töreninden bu yana tüm başkanların yemin ritüellerin en önemli parçası İncil'e el basmak oldu. Washington'ın o gün kullandığı ve halen Kongrede muhafaza edilen İncil, bugüne kadar 4 farklı başkan tarafından yemin törenlerinde kullanılırken, son olarak 'Baba Bush' kendi töreninde bu İncil'e el basarak yemin etmişti.1963 yılında suikasta kurban giden John F. Kennedy'nin ardından ABD tarihinin ikinci Katolik Başkanı olan Joe Biden ise 1893'ten bu yana Biden ailesinde bulunan İncil'e el basarak yemin etti.Biden'dan önceki son iki ABD Başkanı Trump ile Obama, kendi yemin töreninde iki farklı İncil'e el basarken, Trump'ın Abraham Lincoln'ün kullandığı İncil'i tercih etmesi akıllarda kalan bir an oldu.Yemin töreninde dua ediliyorABD başkanlık yemin törenlerinin en önemli unsurlarından biri de yeminden önce bir rahibin dua etmesi ve yeni başkana başarılar dilemesidir. Ayrıca son yıllarda törene farklı din ve inançların temsilcileri de davet ediliyor.Farklı başkanların törenlerinde farklı isimler dua ederken, Biden'ın yemin töreninde Cizvit rahip Leo J. O'Donovan, Jr, şu şekilde dua etti:'Bağışlayıcı ve merhametli Tanrı'm, bu kutsal zamanda sana muhtaç halde huzuruna geldik. Ama yine de daha ümitliyiz ve gözlerimiz topraklarımızda daha mükemmel bir birlik vizyonuna, genel refahı ayağa kaldırmak, özgürlüğün nimetlerini kendimiz ve gelecek nesiller için güvence altına almak amacıyla tüm vatandaşlarımızın birliği vizyonuna çevrildi.Bizler pek çok ırktan, inançtan ve renkten, ulusal geçmişten, kültürden ve biçimden insanız. Şimdi, Başpiskopos John Carroll'ın 232 yıl önce George Washington'ın yemin töreni için dua yazdığı zamandan sayıca çok daha fazlayız, ülkemiz daha muazzam. Başpiskopos Carroll, her şeyin yaratıcısı olan sana, yönetiminin doğrulukla yürütülebilmesi ve halkına son derece faydalı olabilmesi amacıyla Birleşik Devletler Başkanı'na, kutsal öğüt ve metanetinin ruhuyla yardım etmen için dua etti.Bugün eşitlik, kapsayıcılık ve herkes için özgürlük vizyonumuza göre yaşama konusunda geçmişteki başarısızlıklarımızı kabul ediyoruz. Yine de bugün vizyonumuzu yenilemeye, söz ve eylemde birbirimize, özellikle aramızda en bahtsız olana değer vermeye ve böylece dünya için bir ışık haline gelmeye kararlılıkla daha bağlıyız.Her birimizde, bir diğerini bizden birine dönüştürme gücü var; diğerlerine ve her şeyden önce en çok muhtaç olanlara değer vermek, onları önemsemek ve onların yanında durmak için ruhun gücü. Buna aşk denir ve yolu, kendinden fazlasını vermektir.Bugün buna Amerikan vatanseverliği deniyor: güç ve ayrıcalıktan değil, hiç kimseye karşı kötü niyet beslemeden, herkesin iyiliği için ortak menfaate özen göstermekten doğan.Yeni başkanımız adına, Süleyman'ın önünde diz çöktüğünde aradığı bilgelik için yalvarıyoruz. Ferasetli bir yürek için dua ettik ki böylece halkı yönetebileyim, doğru ile yanlış arasındaki farkı bilebileyim.Yakup'un Mektubu'nun şu öğüdüne güveniyoruz: 'Herhangi biriniz bilgeliği istiyorsa, kusur bulmadan herkese cömertçe veren Tanrı'dan istemeli, bilgelik size verilecektir.'Papa Franciscus bize birlikte hayal kurmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı: 'Tek başına serapları, olmayan şeyleri görme riskini alırız. Hayaller, diğer taraftan, birlikte inşa edilir.'Birlikte hayal kurarken, bizimle ol Kutsal Aşk Sırrı. Yeni başkanımızın yönetiminde topraklarımızın insanlarını barıştırmamıza, hayalimizi yeniden canlandırmamıza, onu aşkla dolup taşan barış, adalet ve mutluluk ile donatmamıza yardım et. Sonsuza dek adının görkemine. Amin.'Yeminden sonraki ilk konuşmaABD tarihinde başkanlık yemini eden isimlerin ilk konuşmalarına bakıldığında, hemen hepsinin konuşmalarında güçlü şekilde dini unsurlara ve İncil'e atıf yaptığı görülüyor.Biden'ın da İncil'den alıntı yaptığı konuşmasının bu yıl ana teması 'birlik' üzerineydi ve ABD'deki Katolik kanaat önderleri 'Biden'ın konuşmasında özellikle Saint Augustine'den yoğun izler olduğunu' belirtti.1881 yılında konuşmasını 'Tanrı yardımcım olsun' ile bitiren 21. ABD Başkanı Chester Arthur'dan bu yana tüm başkanlar, ilk konuşmalarını bu cümle ile bitiriyorlar.Ayrıca yemin töreninden sonraki günün sabahında başkan olan kişi, farklı din ve inanç temsilcilerinin de yer aldığı Washington Ulusal Katedralindeki geleneksel dua ayinine katılıyor.Bu yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele tedbirleri kapsamında katedralde etkinlik yapılmazken, Biden onun yerine Beyaz Saray'da dini liderlerle sanal dua ayininde buluştu.
Uzmanlara Göre Biden İçeride Güvenliğe, Dışarıda Diyaloğa Dayalı Politika Yürütecek
İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - Uzmanlar, yeni ABD Başkanı Joe Biden'ın önünde ülke içindeki kutuplaşma, Kovid-19 salgınının ekonomi üzerindeki etkileri ve eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde bozulan uluslararası ilişkilerin düzeltilmesi gibi önemli sorunlar bulunduğunu belirterek yeni yönetimin ülkede birliği sağlamak için güvenlik ağırlıklı tedbirler alacağını ve dış politikada ise diyaloga dayalı bir ilişki sürdüreceğini söyledi. 20 Ocak'ta yemin eden Joe Biden, ABD'nin 46. Başkanı olarak göreve başladı. Kamala Harris ise ülkenin ilk kadın ve siyahi Başkan Yardımcısı olarak tarihe geçti. Yemin sonrası yaptığı konuşmasında, 'Bütün Amerikalıların başkanı olacağım' sözleriyle birlik mesajı veren Biden, müttefiklerle ilişkilerin önemine işaret etti.Biden başkanlık mesaisinin ilk gününde, Donald Trump'ın politikalarını geri çevirmeye yönelik, aralarında Paris İklim Anlaşması, Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) yeniden katılmak, federal binalarda maske takılması zorunluluğu, Meksika sınırına örülen duvara sağlanan fonların kesilmesi ve bazı Müslüman ülkelere uygulanan seyahat kısıtlamalarının kaldırılmasının da bulunduğu 17 kararnameyi imzaladı.Uzmanlar, Biden'ın yemin töreninde yaptığı konuşmada Trump'ın 'dağıttıklarını toparlamaya' ve ülkeyi yeniden birleştirmeye yönelik 'birlik' çağrısını ve dış politika mesajlarını AA muhabirine değerlendirdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan, Biden'ın, ülkede iyice belirginleşen kutuplaşmayı sonlandırma üzerine politikalar geliştireceğini söyledi.Biden'ın, eski başkan Trump dönemiyle serbestleşen birtakım tehlikeli akımlarla ve beyaz ırkçılıkla mücadele ile Meksika sınırındaki duvarı kaldırma sözü verdiğini hatırlatan Turan, 'Yeni Başkan, hem içeriye hem de dışarıya yönelik mesajlarında demokrasi vurgusu yaptı. Demokratik uygulamaları aksatan ülkeleri eleştiren bir yaklaşım sergiledi.' dedi.Turan, Biden'ın içerideki önceliğinin Kovid-19 salgınının yol açtığı olumsuzlukları telafi etmek olduğuna dikkat çekerek 'Biden'ın içeriye yönelik 'birlik' mesajı vermesinde ülkedeki kutuplaşmanın boyutlarının etkili olduğu muhakkak. Salgının bitmesi, iktisadi ortamın iyileşmesi toplumsal gerilimi gidermeye yardımcı olacaktır. Ama silahlı mücadeleye özenen sokak gücünü denetlemek için muhtelif güvenlik tedbirleri almasını da bekleyebiliriz.' diye konuştu.Dış politika mesajlarında ise zedelenen uluslararası ilişkileri yeniden canlandırarak Trump'ın yaptığı tahribatı onarma söylemlerinin ön plana çıktığını belirten Turan, 'Özellikle Rusya ve Çin ile ilgili mesajlardan bu ülkelere yönelik ABD politikasında ciddi bir değişiklik olmayacağını anlıyoruz' değerlendirmesinde bulundu.Turan, Çin ile ABD arasındaki ilişkinin rekabetçi olduğunu ancak Biden'ın bunu daha alışılagelmiş çerçevede bir rekabete dönüştüreceğini aktardı.Trump döneminde ABD'nin uluslararası iktisadi sistemdeki liderliğini terk etmeye başladığını vurgulayan Turan, 'Biden'ın özellikle dış siyasette kullandığı üslup çok farklı olacaktır. Çin ve Rusya ile yapılacak mücadeleyi müttefikleriyle ortak şekilde yürütecektir. Nükleer silahların denetlenmesi ile ilgili anlaşmaları yeniden işler hale getirmeye çalışacaktır. Bu ilişkiler rekabetçidir. Biden, ABD değerlerinin korunması için sistemli ama kavgacı olmayan bir mücadele yürütecektir.' dedi.'ABD şu anda yaralı bir devlettir'Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uluslararası İlişkiler Konseyi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın da Biden'ın yemin konuşmasında ülkedeki parçalanmışlığı ve kutuplaşmayı sona erdirmeye vurgu yaptığını, mesajını daha çok birlik üzerinden verdiğini söyledi.Biden'ın birlik vurgusunun daha çok Trump döneminin kutuplaşmış siyasetine tepki niteliğinde olduğunu belirten Aydın, 'Biden kutuplaşmanın yanı sıra aşırıcılıkla mücadele edeceğini de söyledi. İç tehditlere karşı demokrasiyi yenilemek, güçlendirmekten bahsetti. Sistematik ırkçılıkla mücadele edeceğini söyledi. Bu mücadele ülkeyi uzun bir süre meşgul edeceğe benziyor. Çünkü Amerika şu anda yaralı bir devlet durumunda. Kongre binasının basılması gibi son birkaç haftadır yaşananlar ABD yakın tarihinde görülememiş olaylardır.' diye konuştu. Aydın, ABD'deki kutuplaşmanın Trump ile başlamadığını, Trump'ı da iktidara taşıyan zeminin zaten var olduğunu belirterek Biden ve ekibinin bu problemleri yatıştırmaya çalışacağını vurguladı. Göçmenler ve vatandaşlık hakları ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra salgından etkilenenlere mali desteği artırmaya yönelik mesajlara da değinen Aydın, 'Muhtemelen Biden bu konuda Kongrenin desteğini rahatlıkla alacaktır.' dedi.Biden'ın dünyadaki sorunları askeri güçle değil diyalogla çözme yoluna gideceği mesajı vermesinin dikkat çekici olduğunu söyleyen Aydın, şunları kaydetti:'Dış politika için çok somut söylemleri yok. Trump döneminde hasara uğrayan müttefiklerle ilişkilerin onarılmasından bahsetti. Burada sadece NATO müttefiklerini kastetmiyor. Uzak Asya ve Pasifik'teki bazı ülkeler ile Kanada ve Meksika gibi yakın ülkelerle bozulan ilişkilerin düzeltilmesi gündemde olacaktır. Biden'ın Çin'e karşı yeni ittifak sistemleri kurmaya, eskilerini de onarmaya çalışacağını düşünüyorum.' Aydın, ABD'nin Suriye'de terör örgütü YPG/PKK ile olan yakınlığının Türkiye ile ilişkilerde sorun olmaya devam edeceğine dikkati çekerek 'ABD'nin YPG ilişkilerinde çok fazla geri adım atacağını düşünmüyorum. S-400'lerle ilgili de Türkiye'yi NATO çerçevesine sokmaya çalışacaktır. Ancak doğrudan zorlayıcı tedbirler uygulama yoluna gideceğini sanmıyorum.' ifadelerini kullandı.'Amerika, çok kutuplu dünya düzeniyle adeta bir mücadeleye tutuşacak'Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal da Biden'ın salgından dolayı işsiz kalanlara 1400 dolar yardım yaparak birkaç yıl öncesine kadar ortalama bir beyaz Amerikalının sahip olduğu, dünya standartlarının üzerindeki 'Amerikan rüyası' denilen yaşam tarzını geri getiremeyeceğini söyledi. Biden'ın önünde ABD tarihi boyunca kronikleşmiş ırkçılığın yanı sıra ekonomik kriz gibi sorunların da olduğunu belirten Ünal, 'Her ne kadar Biden ülkedeki kutuplaşmanın önüne geçeceğine dair mesajlar vermiş olsa da Trump, bu işin peşini bırakmayacağını açıkladı. Dolayısıyla belli ki ABD'de 'Trumpizm' devam edecek. Bu, ABD'de iki partili sistemin bozulmasına kadar varacak bir süreci başlatabilir.' şeklinde konuştu.Ünal, ABD'deki ırkçılık, yabancı karşıtlığı ve ekonomik sistemden kaynaklanan rahatsızlığın başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok gelişmiş bölgesinde görüldüğüne dikkat çekerek 'Dolayısıyla dünya düzeninde üstünlük algısını kaybeden ABD ve Batı'da bir anda hiç beklemediğimiz olaylar patlak verebilir.' dedi.İçeride kutuplaşmış bir Amerika'nın, çok kutupluluğa evrilmiş bir dünyaya çeki düzen vermeye çalışma ihtimalinin zayıf olduğuna işaret eden Ünal ancak Biden ile gelen kadroların ABD'nin üstünlüğü esasına dayanan dönemin isimlerden oluştuğuna dikkat çekti.Ünal, ABD'nin, çok kutuplu dünya düzeniyle adeta bir mücadeleye tutuşacağını söyleyerek 'Bunu kazanması ve yeniden hegemon bir Amerikan dünya düzeni oluşturması çok zayıf ama dünyayı karıştırması, zora sokması ihtimali yüksek. Yani bütün dünya ve özellikle de Türkiye olarak dört yıllık zor bir dönem geçireceğimizi düşünüyorum. Çünkü dışişleri bakanı olacak Antony Blinken'in Türkiye hakkındaki tezleri ve söylemleri hiç de kabul edilebilir gibi görünmüyor.' ifadelerini kullandı.
Kovid-19'U Yenen Yaşlı Çift İki Ay Aradan Sonra Birbirine Kavuştu
DİYARBAKIR (AA) - MEHMET SIDDIK KAYA- Diyarbakır'da yakalandıkları yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) hastanede gördükleri tedavi ile yenen 76 yaşındaki Zülfiye ve 83 yaşındaki eşi Hasan Tekin iki ay aradan sonra birbirlerine kavuştu. Bazı şikayetleri üzerine çocukları tarafından Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülen Tekin çiftine yapılan tetkiklerde, akciğerlerinde Kovid-19'a bağlı tutulum tespit edildi.Çift bir hafta boyunca evde izole şekilde tedavi gördü. Bir haftanın sonunda durumu ağırlaşan çift yeniden hastaneye kaldırıldı.Hasan Tekin 10 gün süren tedavisinin ardından taburcu edilirken, eşi Zülfiye Tekin ise hastanede yatırıldıktan 2 gün sonra solunum yetmezliğiyle yoğun bakıma alınarak, entübe edildi. Tekin iki ay süren tedavinin ardından taburcu edildi.İki ay aradan sonra evlerinde yeniden bir araya gelen çift hem sağlıklarına hem de birbirlerine kavuşmaktan mutlu.'Bugünü göreceğime ihtimal veremiyordum'Zülfiye Tekin, AA muhabirine Kürtçe olarak, rahatsızlığı süresince nefes almakta çok zorluk çektiğini belirterek, hastanede tedavi görürken en çok eşini, çocuklarını ve evini özlediğini söyledi.Hastalığı çok ağır geçirdiğini ifade eden Tekin, 'Nefes almada çok zorluk çekiyordum. Boğazımda delik açıldı. Şimdi kendimi iyi hissediyorum. Tedavi sürecimde ölümü hiç düşünmedim.' dedi.Tekin, tedavi sürecinde doktor ve hemşirelerin kendisiyle çok iyi ilgilendiğini dile getirerek, 'Hemşire ve doktorlardan razıyım. Allah onları korusun. Cumhurbaşkanımıza ve Sağlık Bakanına teşekkür ediyorum. Allah onlardan razı olsun. Bugünü göreceğime ihtimal veremiyordum, şükürler olsun gördüm.' diye konuştu.'İyileştik, eve getirdiler. Allah razı olsun'Hasan Tekin ise belirtilere göre hastalığını ilk başta grip zannettiğini anvak daha sonra kendisini hastanede bulduğunu ifade etti.'Başım ağrıyordu, titriyordum. Çok zorlu bir süreçti. Doktorlar tedavimizi yaptı. İyileştik, eve getirdiler. Allah razı olsun.' diyen Tekin, doktorların ve hemşirelerin tedavisi boyunca gösterdikleri ilgiden duydukları memnuniyeti dile getirdi.Tekin, 'Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanımızdan Allah razı olsun. Kendilerine teşekkür ediyorum. Eşim de taburcu edildi, mutluyum.' diye konuştu.'Doktorlar ve hemşireler bize bu mutlu günü yaşattılar'Tekin çiftinin oğlu Ali Tekin de uzun bir süre sonra annesinin ve babasının sağlığına kavuşmasından mutluluk yaşadıklarını belirtti.Zorlu bir süreci geride bıraktıklarını aktaran Tekin, 'Annemin entübe olduğunu duyduğumuzda çok üzüldük. Gece uyku uyuyamıyorduk. Yemek bile yiyemiyorduk. Annemden gelecek güzel haber için kulağımız, gözümüz telefondaydı. Annem uzun bir süreden sonra doktorların çabaları sonucu yoğun bakımdan çıktı. Doktorlarımız, hemşirelerimiz, sağlık çalışanlarımız, hasta bakıcılar hepsi şefkatle yaklaştı, bize bu mutlu günü yaşattılar.' ifadelerini kullandı.Sağlık yatırımlarının tedavi sürecindeki önemine değinen Tekin, 'Cumhurbaşkanımıza ve Sağlık Bakanımıza şükranlarımızı bildiriyoruz. Bu sağlık yatırımları olmasaydı, bu şekilde tedavi imkanı bulamazdık. Şükürler olsun ki bu imkanı bize sağladılar. Ayrıca hastanedeki bütün sağlık çalışanlarına bir ömür boyu minnettar kalacağız. Bu güzel günleri onların sayesinde yaşıyoruz.' diye konuştu.'Birbirini seven iki insanın tekrar kavuşması bizi mutlu etti'Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Muhammed Asena ise Hasan Tekin'in ardından uzun bir tedavi süreci sonunda sağlığına kavuşan Zülfiye Tekin'i de taburcu ederek evine gönderdiklerini belirterek, 'Birbirini seven iki insanın tekrar kavuşması bizi mutlu etti. Sağlık çalışanları için de bu büyük moral oldu.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Türkiye'nin 627 Coğrafi İşaretinden 261'İnin Tescilini Tobb'a Bağlı Oda Ve Borsalar Yaptırdı
ANKARA (AA) - Türkiye'nin geçen yıl sonu itibarıyla koruma altında bulunan 627 coğrafi işaretinden 261'inin tescili Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine (TOBB) bağlı oda ve borsalarca yaptırıldı. TOBB'dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'de 627 coğrafi işaret koruma altına alındı. Bunların 261'i (yaklaşık yüzde 42) oda ve borsalar tarafından tescil ettirildi.Tescilde ilk 4 il Gaziantep, Şanlıurfa, İzmir ve Kastamonu oldu.675 coğrafi işaret tescil başvurusunun 236'sı oda-borsalarca gerçekleştirildi. Başvuruda ilk 4 il Diyarbakır, Konya, Gaziantep ve Ankara olarak sıralandı.TOBB, oda ve borsaların Avrupa Birliği nezdindeki coğrafi işaret başvurularında onlara rehberlik etmesi amacıyla 'Oda ve Borsalar İçin Coğrafi İşaretler Kılavuzu'nu hazırlayarak 81 il ile paylaştı. Yerel ve özel ürünlerin her geçen gün tüketiciler tarafından daha çok tercih edildiği belirtilen kılavuzda, bu noktada coğrafi işaretlerin, ulusal ve küresel piyasalarda kazanç getiren en değerli araç ve hazine olduğu ifade edildi. Kılavuzda, bu yolda oda ve borsaların atacağı her adımın çok kıymetli olduğu vurgulandı. TOBB yönetimi de Brüksel Temsilciliği ile birlikte oda ve borsalara tescil ve sonraki süreçlerde destek olmaya devam edeceklerini bildirdi. AB'de 5 ürün tescil edildiTürkiye'nin, Avrupa Birliği nezdinde Antep baklavası, Aydın inciri, Malatya kayısısı, Aydın kestanesi ve Milas zeytinyağı olmak üzere 5 coğrafi işareti tescil edilmiş durumda.Bayramiç beyazı ve Taşköprü sarımsağında ise tescil öncesi son aşamaya geçildi.Öte yandan, Afyon pastırması, Afyon sucuğu, Antakya künefesi, Antep lahmacunu, Antep fıstığı, Edremit Körfezi yeşil çizik zeytini, Gemlik zeytini, Giresun tombul fındığı, Kayseri mantısı, Kayseri pastırması, Kayseri sucuğu, Maraş tarhanası, Maraş çöreği, Milas yağlı zeytini, Çağlayancerit cevizi, İnegöl köftesi olmak üzere 16 coğrafi işaret için de Avrupa Birliği'nde başvuru aşamasına gelindi.
Beyaz Gelinliğini Giyen Erfelek Tatlıca Şelaleleri Ziyaretçilerine Görsel Şölen Sunuyor
SİNOP (AA) - GÖKHAN GÜCÜKLÜOĞLU - Sinop'un Erfelek ilçesinde iki ormanın birleştiği derin vadi içerisinden akan irili ufaklı 28 şelaleden oluşan Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beyaz örtüsüyle ziyaretçilerini adeta büyülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığınca 2011'de tabiat parkı ilan edilen 720 dekarlık alana sahip Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beyaz örtüsüyle de ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.Bünyesinde bir kilometrelik iki farklı yürüyüş parkurunu bulunduran tabiat parkı, alabalık, kestane kargası, baykuş, ördek türleri, sincap, sansar, gelincik, tavşan ve karaca gibi yaban hayvanlarına da ev sahipliği yapıyor.Yaz ve bahar mevsiminde binlerce ziyaretçiyi ağırlayan şelale, kar yağışıyla beyaz örtüye büründü. Şelaleyi ziyaret eden vatandaşlar, beyaz örtü altında fotoğraf çektirerek, bölgede yaşayan ördekleri besledi. Erfelek Belediye Başkanı Mehmet Uzun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Erfelek Tatlıca Şelaleleri'nin Türkiye'nin en özel yerlerinden biri olduğunu söyledi. Önceki yıllarda ulaşım sorunları yaşandığı için kış mevsiminde şelaleye ulaşımın zor olduğunu anlatan Uzun, 'Şu an öyle bir sıkıntımız kalmadı. Yollarımız açık, vatandaşlarımız bu güzel manzaranın tadını çıkarıyor.' dedi. Mehmet Uzun, şelalenin kar yağışıyla ayrı bir güzelliğe büründüğünün altını çizdi. Şelalenin ilçe için önemine işaret eden Uzun, 'İlçemizin güzelliğine güzellik katıyor. Yazın zaten binlerce kişinin ziyaret ettiği bir yer. Şimdi kış aylarında da ziyaret edilmeye başlandı. Beyaz örtüsüyle gerçekten görsel şölen sunuyor. Bütün vatandaşlarımızı şelalemizi ziyarete davet ediyorum.' ifadelerini kullandı.Kar üzerinde uzun parkurlarda yürüyüş yapmanın insanlara cazip geldiğini aktaran Uzun, 'Şelale boyunca yürüyüş parkurlarımız var. Gür ormanlar ve su sesi eşliğinde yürüyüş yapmak muhakkak ki insanlarımıza huzur veriyor. Ayrıca şelalede yaşamını sürdüren ördeklerimiz var. Özellikle çocuklar onlarla zaman geçirmeye bayılıyor.' diye konuştu.
Reklam
Diyarbakır'ın "Gaffar Baba"Sı Hemşehrilerinin Kalbinde Yaşıyor
SAKARYA (AA) - ÖMER FARUK CEBECİ - Diyarbakır'da 24 Ocak 2001'de düzenlenen silahlı saldırıda 5 polis memuruyla şehit olan ve Diyarbakır'ın 'Gaffar Baba'sı olarak adlandırılan Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, memleketi Sakarya'nın Hendek ilçesinde sevgi ve minnetle anılıyor. Sakarya'nın Hendek ilçesinde 1952 yılında dünyaya gelen Ali Gaffar Okkan, 1970'te Polis Kolejini, 1973'te Polis Akademisini bitirdi. Okkan, İzmir Emniyet Müdürlüğüne komiser yardımcısı olarak atandıktan sonra emniyet amirliği rütbesi alana kadar çeşitli birimlerde görev yaptı. Birinci Sınıf Emniyet Müdürlüğüne 1993'te terfi eden Okkan, Kars Emniyet Müdürü olarak atandı.Ali Gaffar Okkan'ın adı, 18 Kasım 1997'de Diyarbakır Emniyet Müdürü olarak göreve başladıktan sonra kentte ilklere ve önemli başarılara imza atmasıyla gündeme geldi. Diyarbakır'da 24 Ocak 2001'de uğradığı silahlı saldırıda beraberindeki 5 polis memuruyla şehit düşen Okkan, diğer kahramanlar gibi vatan sevgileri ve meslek aşklarıyla unutulmayan isimler arasında yer aldı. 'Ali Gaffar Okkan' ismi, memleketi Hendek'te olduğu gibi Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki polis meslek yüksekokulu, sokak, cadde ve salonlarda da yaşatılıyor. 'Gözlerim hala onu arıyor'Okkan'ın çocukluk arkadaşlarından Şehabettin Dikbayır (69), AA muhabirine, Okkan'la aynı mahallede yetiştiklerini söyledi.Şehit emniyet müdürüyle birçok anı biriktirdiklerini aktaran Dikbayır, 'İsmi anıldığında her zamanki gibi içimiz buruk oluyor. Ülkemiz için çok büyük bir kayıp. Değeri biçilmeyecek insanlardan biri.' dedi.Okkan'ın isminin birçok yerde saygıyla anılmasından, adının kurumlara ve yapılara verilmesinden gurur duyduklarını dile getiren Dikbayır, 'Kendisi dürüst bir insandı. İyi bir aile babasıydı. Normalde katı bir insanım, mezarına her gelişimde her yerim gidiyor. Her anımız beraberdi. Hendek'e her geldiğinde buluşurduk, sabahlara kadar muhabbet ederdik. Her konuda anlaşırdık. Gözlerim hala onu arıyor.' dedi.Dikbayır, Okkan'la en son şehadetinden bir gün önce akşam saatlerinde görüştüklerini sözlerine ekledi. 'Çok iyi sevecen bir insandı'İlçede eczacılık yapan Özlem Coşkun da Hendekli olarak şehit emniyet müdürü Okkan'ı saygı, sevgi ve rahmetle andığını söyledi. Doktor olan babasının Okkan ile samimiyetinin bulunduğunu anlatan Coşkun, 'Gaffar Okkan ile babamın birbirlerine gidip geldiklerini, ağabeyli kardeşli ilişkileri olduklarını biliyorum. Bir gün rahmetli Okkan, babamın muayenehanesine geldiğinde, 'Abi, seni bu Hendek halkı neden bu kadar çok seviyor?' diye sorunca babam, 'Ben kendimi hekim olarak değil, onlardan birisi, ailesi gibi görüyorum. Onlarla iç içeyim. Her daim istediklerinde yardıma koşuyorum. Sen de öyle yap.' tavsiyesinde bulunduğunu işittim.' diye konuştu.Coşkun, Okkan'ın çok iyi ve sevecen bir insan olduğunu belirterek, ilçe halkı olarak şehadetinden büyük üzüntü duyduklarını ve kendisini unutamadıklarını kaydetti.
Salgında Yıldızı Parlayan Sektörler - Un Sanayisinin Kapasite Kullanımı Salgında Yüzde 85'Lere Çıktı
İSTANBUL (AA) - MUSAB TURAN - Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı Eren Günhan Ulusoy​​​​​​​, Türk un sanayisinin atıl kapasitesinin salgında kullanılmaya başlandığını belirterek, 'Pandemi süreciyle birlikte kapasite kullanımımız yüzde 50’lerden yüzde 85’lere kadar çıktı. Pandemiyle birlikte kısa bir sürede rafların bir anda boşaldığını gördük. Herkesin raflarda ilk satın aldıkları şey, un, makarna, kolonya gibi ürünler oldu. Restoran ve kafelerin kapanmasının ardından un tüketiminde yaşanan düşüş, perakende un satışındaki artışla dengelendi. Geçtiğimiz 7 yılda olduğu gibi 2020'de de dünyanın un ihracat şampiyonu olduk.' dedi.Ulusoy, AA muhabirine un sanayisi ve iç pazarda yaşanan tüketim ve sektörün ihracat beklentileriyle ilgili açıklama yaptı.Türk un sanayisinin 163 ülkeye temel gıda maddesi olan ekmeğin ham maddesini ürettiğini aktaran Ulusoy, dünyada kişi başı unlu mamuller tüketiminin en yüksek olduğu Türkiye’deki arzı başarıyla sağladıklarını söyledi.Türk un sanayisinin yurt dışına yılda 3-3,4 milyon ton buğday unu ihraç ettiğini anlatan Ulusoy, bunun karşılığında 1 milyar doların üzerinde gelir sağlandığını kaydetti.Ulusoy şu bilgileri verdi:'2002 yılında 253 bin ton olan un ihracatımız, 2020 yıl sonu itibarıyla yaklaşık 3 milyon tona ulaştı. Yaratılan gelir açısından ise aynı yıllarla karşılaştırınca, 47 milyon dolardan 1 milyar dolara yükseliş var. Un sektörü, dünyada en aktif ve en önemli sektörlerde birisidir. Hane geliriyle birlikte tüketim tercihlerinin yön verdiği un sektörü, gıda güvenliğinin oldukça ön planda olduğu bu dönemde arz konusunda en dikkat edilmesi gereken ürünün üretimini sağlamaktadır. Türkiye bu alanda hem üretim ve tüketim hem de ürünün ticaretinde dünyanın önde gelen ülkelerindendir.Kişi başı ortalama 160 kilogram yıllık tüketimle soframızdaki yeri oldukça sağlam olan un ve unlu mamuller, yurt dışı ticarette de önemli bir yere sahip. Türkiye’nin üretim kapasitesi Türkiye’nin iki katından fazladır. Sektörümüzün en büyük problemlerinden biri atıl kapasiteydi. Kapasitemizin sadece yarısını kullanabiliyorduk. Yani Türkiye’deki talep, bizim arzımızın yarısına denk geliyordu. Bugün baktığımız zaman bunun ne kadar önemli bir sigorta olduğunu görüyoruz. Talep ikiye katlansa bile Türkiye’nin bunu üretecek kapasitesi var.''Un tüketiminde yaşanan düşüş, perakende un satışındaki artışla dengelendi'Ulusoy, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre Türkiye'de 563 aktif un fabrikası bulunduğunu ifade ederek, Türkiye’nin toplamda yıllık 28 milyon ton un üretim kapasitesi bulunduğunu söyledi.Sektörün salgın başlayana kadar kapasitesinin yaklaşık yarısını kullandığını belirten Ulusoy, şöyle konuştu:'Pandemi süreciyle birlikte kapasite kullanımımız yüzde 50’lerden yüzde 85’lere kadar çıktı. Pandemiyle birlikte kısa bir sürede rafların bir anda boşaldığını gördük. Herkesin raflarda ilk satın aldıkları şey, un, makarna, kolonya gibi ürünler oldu. Restoran ve kafelerin kapanmasının ardından un tüketiminde yaşanan düşüş, perakende un satışındaki artışla dengelendi. Ekmek ve diğer unlu mamullerin üretiminde fırınlar çalışmaya devam ettiler. Talepte perakende tarafına doğru bir kayış söz konusu oldu.Perakende una gelen ani talep üzerine yüzde 5’lik talep oranının yüzde 10-12’lere çıktığını gördük. Şu anda yüzde 7-8’lere geriledi. Başka bir ifadeyle pandemi öncesinde perakende un tüketimi yıllık yaklaşık 500 bin tonun üzerindeydi. Pandemiyle birlikte bu 1 milyon tonun üzerine çıktı. Talep bir anda birkaç aya yayılmış oldu.''Sektörümüz, bu yılı da zirvenin uzak ara sahibi olarak tamamladı'Ulusoy, tüketim alışkanlıkları yavaş yavaş yerine oturduğunu ifade ederek, eskiye oranla perakendenin payının bir miktar daha yukarıda devam etmesini beklediklerini söyledi. Dış ticarette de etkisini hissettiren salgının ihracatta yıl sonundaki beklentileri aşağıya çektiğini anlatan Ulusoy, şöyle konuştu:'2020 yılını yaklaşık 3 milyon tonluk bir ihracat ve 1 milyar dolar gelirle kapattık. Son 7 yıldır dünyada ihracat şampiyonu olan un sektörümüz, bu yılı da zirvenin uzak ara sahibi olarak tamamladı. Pandemiye rağmen iyi bir yıl geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Önümüzdeki yıl tekrar istikrarı yakalayıp hedeflediğimiz noktalara ulaşabileceğimizi düşünüyorum. 2021 yılı için hedefimiz 3,3 milyar dolarlık bir gelir elde edebilmek. 2020 yılında en çok ihracat yaptığımız ilk 5 pazar, sırasıyla Irak, Yemen, Suriye, Venezuela ve Angola oldu. Geçtiğimiz yıla göre ilk kez Moldavya, Norveç, Mozambik, Nijerya gibi farklı kıtalardan ülkelere ihracat gerçekleştirdik. Dünyaya baktığımız zaman ise 770 milyon tonluk bir rekolte üretimi, buna karşılık 750 milyon tonluk bir buğday tüketimi söz konusu. Bu sayede dünyadaki buğday stokları 320 milyon tondan 330 milyon tona yükselecek.' 'Çin’in stoklarını güçlendirmek için 7 milyon ton ithalat yapacağı öngörülüyor'Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı Eren Günhan Ulusoy, salgın sonrası dönemde birçok ülkenin kendi stoklarını güçlendirmek yönünde bir hareketlilik yaşandığını belirterek, Pakistan'ın normal süreçte hiç ithalat yapmayan bir ülkeyken, günümüzde üst üste ihalelerle buğday aldığı örneğini verdi.Ulusoy sözlerini şöyle tamamladı: 'Çin’in kendi stoklarını güçlendirmek için 7 milyon ton ithalat yapacağı öngörülüyor. Mısır, Suudi Arabistan zaten her sene olduğu gibi güçlü alımlarına devam ediyorlar. Bu yüksek alımlar, fiyatların yükselmesine sebebiyet verdi. Çin’in özelinde baktığımızda dönem sonunda 163 milyon ton stokla kapatması bekleniyor.Bu da dünya stokunun yarısı anlamına geliyor. Pandemi sonrası bütün ülkeler gıda güvenliğinde buğdayı çok önemli, stratejik bir noktaya koydular. Tedarikte aksama olmaması için stoklarını yüksek tutuyorlar. Buradan yine Türkiye’ye dönersek Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Gıdanın önemi, önceki dönemden artan öneminden dolayı yüksek bir talep görüyoruz.'
Elazığ Depreminde Yitirilen Canlar Unutulmuyor
ELAZIĞ (AA) - SUAT ÖZTÜRK - Elazığ'da geçen yıl 24 Ocak'ta meydana gelen depremde yaşamını yitirenler unutulmuyor.Merkez üssü Sivrice ilçesi olan, 24 Ocak 2020'de meydana gelen, 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6,8 büyüklüğündeki depremin üzerinden bir yıl geçti. Yıkılan binaların enkazında kimi eşini ve çocuğunu kimi ağabeyini bazıları da annesini kaybeden depremzedeler dinmeyen bir yürek acısı ile devletin ve hayırseverlerin desteği ile yaşama tutunuyor.'Gözümü açtığımda gökyüzü görünüyordu'Sürsürü Mahallesi'nde yıkılan evlerinin enkazı altında kalarak eşi Ayşe ve 9 yaşındaki oğlu Muhammed Salih'i kaybeden Hüseyin Civelek, depremden 4 saat sonra ekiplerin yardımıyla 13 yaşındaki oğlu Zekeriya ile yaralı kurtarıldı.Evladı Zekeriya ile yeniden yaşama tutunan Civelek, kaybettiği eşi ve çocuğunun resimleri ile teselli buluyor.Civelek, AA muhabirine, depremin şiddeti ile evlerinin duvarlarının ve tavanının üzerlerine çöktüğünü söyledi.'Gözümü açtığımda gökyüzü görünüyordu.' diyen Civelek, bedeninin yarısının duvarın altında kaldığını, çocuklarının ve eşinin sesini duyduğunu aktardı.'Çocuğum 'Baba kurtar' diye bağırıyordu'Depremde önce eşini kaybettiğini ifade eden Civelek, 'Küçük oğlum da eşimin yanındaydı. Çocuğum 'Baba kurtar.' diye bağırıyordu. Bu ses hala kulaklarımda çınlıyor. Gözlerimin önünde çocuğum can verdi. Elimi uzattım, elleri elime geldi. Hava çok soğuktu. Sular patlamıştı. Altımızda su vardı. Üşümeye başlamıştık.' dedi.Hüseyin Civelek deprem sırasında ailesi ile helalleştiğini anlatarak o anların hafızasından silinmediğini belirtti.Oğlu Zekeriya ile teselli bulduğunu dile getiren Civelek şöyle konuştu:'Ömrüm boyunca unutamayacağım. Büyük oğlumla yalnız kaldık. Onun hem annesi hem babası oldum. Ona annesinin eksikliğini hissettirmemeye çalışıyorum. Her zorlukta beraberiz. Birbirimizden güç alıyoruz. Sağ olsunlar İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu ile Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum'un talimatıyla bizleri Cumhuriyet Mahallesi'ndeki TOKİ konutlarına yerleştirdiler. Burada oğlumla hayatımıza devam ediyoruz. Bu süreçte devletimiz yanımızda oldu. Devletimiz şehrimizi yeniden imar ediyor. Ancak her geçen gün kaybettiklerimizin acısı daha da artıyor. Eşim ve oğlumun yokluğu bizi daha da derinden sarsmaya başladı. Allah bir daha böyle bir felaket vermesin.'Civelek çocuklarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a büyük hayranlık duyduğunu belirterek kaybettiği oğlu Muhammed'in cumhurbaşkanı olmak istediğini aktardı.2016 yılında iki oğluna sünnet düğünü yaptığını, çocuklarının yazdığı mektup üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendilerine telgraf gönderdiğini dile getiren Civelek, 'Deprem ile sadece canlarımız gitmedi, bütün aile geçmişimiz, hatıralarımız, malımızı da kaybettik. Elimizde resimleri bile kalmamıştı. Kur'an kursunda çektirdikleri bir resmi ulaştırdılar bana. Eşimin enkazdan çıkan kimliği ile bir resmini bulmuşlardı. Sadece bunlar elimizde kaldı.' şeklinde konuştu.Yürüyebilmek için mücadele veriyorum'Mustafa Paşa Mahallesi'nde yıkılan Kalay Apartmanı 5'inci katında yaşayan 60 yaşındaki Dilek Kalay, evine misafirliğe gelen ağabeyi Ünal Kalay, teyzesi Gülçin Kalay (70) ve teyzesinin kızı Pınar Kalay ile depreme yakalandı.Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timinin çalışmaları sonucu Dilek Kalay 9,5 saat, teyzesinin kızı Pınar Kalay da 7,5 saat sonra bulundukları yerden çıkarıldı. Depremde Ünal Kalay ve Gülçin Kalay'ın cansız bedenine ulaşıldı. Depremde ağabeyini ve teyzesini kaybeden, vücuduna aldığı darbeler sonucu bedensel engelli olarak yaşamını sürdüren Dilek Kalay'ın tedavisi devam ediyor.Kalay, evine gelen misafirlerine çay demlemek için mutfağa gittiği sırada depremin meydana geldiğini belirterek enkaz altında kaldıklarında ağabeyi ve teyzesinin sesinin bir anda kesildiğini söyledi.Teyzesinin kızı Pınar ile enkaz altında birbirini teselli ettiklerini anlatan Kalay, 'Tavan üzerime düştüğünde çok acı yaşadım. Tavandan bir ağırlık sırtıma geldi. O anda ölecekmiş gibi hissettim. Sürekli dua ettim. Sonrasını hatırlamıyorum. Hastanede gözlerimi açtım. Yoğun bakımda 10 gün kaldım. Ameliyatlar geçirdim. Vücudumun çeşitli yerlerinden parça alınarak ayağıma naklettiler. Diğer sol ayağıma vida takıldı. Toplamda 13 ameliyat geçirdim. Fırat Üniversitesi Hastanesinde 3 ay yattım.' diye konuştu.Kalay, bir yıldır yürüyemediğini, iç organlarının da hasar gördüğünü, tedavisi sürerken iki kez kalp krizi geçirdiğini ifade ederek, 'Yakınlarımı kaybettiğimi çok sonra öğrendim. O zaman o acıyı tekrar yaşadım. 'şeklinde konuştu.Depremle 60 yıldır yaşadıkları evleri ve mahallelerine ilişkin anılarının da yok olduğunu dile getiren Kalay, geriye hiçbir eşyalarının kalmadığını bildirdi.Kalay, yaşanan felaketin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ilk gün gibi acı duyduğunu anlatarak şöyle dedi:'Şu anda hayat mücadelesi veriyorum. Ayaklarımdaki kırıklardan dolayı yürüyemez haldeyim. Bu süreçte devletimiz Allah razı olsun, sürekli yanımızda oldu. Tüm Türkiye bir olup bizi kurtardı. El birliği ile mücadele verip bizi hayata bağladılar. Yıkılan evlerimizi yaptılar. Ben de ayakta durmak, yürüyebilmek için mücadele veriyorum.''Kurulu düzenimiz saniyeler içinde yok oldu'Bedensel engelli Pınar Kalay da depremde birlikte yaşadığı annesini kaybettiğini söyledi.'Enkaz altında kalan tek engelli bendim. Annem tutunacak tek dalımdı.' diyen Kalay depremden 6 ay önce de babasını kaybettiğini aktardı.Kalay tek başına yaşamak zorunda kaldığını belirterek şöyle devam etti:'Devletimiz bize ev verdi, Allah razı olsun. Ama yaşam mücadelemi tek başıma veriyorum. Annemden sonra engelli olduğumu daha çok hissetmeye başladım. Acılarımız çok taze. O anı unutmak çok zor. Yaşadıklarımız hiç kolay değildi. Sadece evimiz değil, dünyamız yıkıldı. Kurulu düzenimiz saniyeler içinde yok oldu. Bu süreçte yanımızda olan herkesten Allah razı olsun, devletimiz var olsun.' 'Devletimizin sayesinde yeni bir hayata tutunmaya çalışıyorum'Mustafa Paşa Mahallesi'nde çöken Kalay Apartmanı'ndaki evlerinde depremi yaşayan Nazmiye (49) ve annesi Sakine Düşmez, enkaz altında kaldı.Depremde annesini kaybeden Nazmiye Düşmez, ekiplerin yardımıyla 16 saat sonra enkaz altından çıkarıldı.TOKİ tarafından Cumhuriyet Mahallesinde yaptırılan konuta yerleşen Düşmez, yaşamını tek başına sürdürüyor.'Depremde annemin bir kere 'Nazlı' dediğini duydum. Ondan sonra sesini duymadım.' ifadesini kullanan Düşmez, o anda yaşadıklarına ilişkin şunları kaydetti:'4 kat aşağı düşmüşüz. Sadece tavan yıkılmamıştı. Artçı sarsıntıları orada hissediyordum. Hava da soğuktu. Cep telefonum hayatımı kurtardı. Beni arayan akrabalarım durumu kurtarma ekiplerine bildirdi. Allah devletimizden razı olsun. Devlet yanımda olmasaydı, oradan kesinlikle kurtulamazdım. Kendimi 16 saat bir mezarın içinde hissettim. Kurtarma ekipleri canımız için canlarını ortaya koydu. Ömür boyu teşekkür etsek az kalır. Bizi tekrar hayata bağladılar. Yeni bir hayata başladığını, işe gidip geldiğini, evinde rahat olduğunu aktaran Düşmez, annesinden geriye sadece bir Kur'an-ı Kerim'in kaldığını aktardı.Düşmez, 'Devlet olmasaydı bugünlere kadar gelemezdim. Devletimize teşekkür ederim. Allah bu acıları bir daha göstermesin. Depremle anılarım, geçmişim gitti. Devletimizin sayesinde yeni bir hayata tutunmaya çalışıyorum.' diye konuştu.
Kocaeli'de İş Yerinden 1,2 Milyon Liralık Malzeme Çalan Eski Çalışan Tutuklandı
KOCAELİ (AA) - Kocaeli'nin İzmit ilçesinde bir iş yerinden 1 milyon 269 bin lira değerinde inşaat malzemesi çaldığı iddiasıyla gözaltına alınan eski çalışan tutuklandı.Alınan bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ilçedeki bir iş yerinden geçen yıl farklı tarihlerde 1 milyon 269 bin lira değerinde inşaat malzemesi çalındığı ihbarı üzerine çalışma başlattı.Teknik ve fiziki takibin ardından ekipler, şüpheli Z.A'yı gözaltına aldı.Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlı tutuklandı.
Reklam