onedio
Gaziantep'te Tescilli "Nohut Dürümü" Sevinci
GAZİANTEP (AA) - MEHMET AKİF PARLAK - Gastronomi alanında UNESCO'nun 'Yaratıcı Şehirler Ağı'na giren ilk kent olan Gaziantep'te 'nohut dürümü'nün tescillenmesi hem ustaları hem de vatandaşları sevindirdi.Gaziantep'te yöreye özgü 'nohut dürüm', farklı tadı ve her bütçeye uygunluğuyla son yıllarda kentin önemli lezzetlerinden biri haline geldi. Geceden ıslatılan nohutların gün içinde kemik veya et suyuyla tuz ve karabiber eklenerek düdüklü tencerede haşlanmasıyla hazırlanan nohut dürümü, sıcak lavaş ekmeğinin arasına alınıp kaşıkla eziliyor, ardından salata eklenerek acılı veya acısız şekilde müşterilere sunuluyor.Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, söz konusu lezzeti dünyaya duyurmak için geçtiğimiz yıl harekete geçti ve nohut dürümünün tescili için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuru yaptı. Yapılan değerlendirmeler sonucu Gaziantep'in 'nohut dürümü' geçtiğimiz günlerde coğrafi işaret alarak tescillendi.Kentte 46 yıllık nohut dürüm ustası ve işletmeci Ahmet Kesen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçmiş yıllarda nohut dürümün maddi durumu iyi olmayan kişiler tarafından tüketildiğini zamanla lezzetinin farkına varılmasıyla herkes tarafından tercih edilerek popüler hale geldiğini söyledi.Nohut dürümünün tescillendiğini duyunca şaşırdığını ifade eden Kesen, sözlerini şöyle sürdürdü:'Nohut bize özgü bir lezzettir. Yıllardır bu işi yapıyoruz. Yıllar önce 'nohut tescillenecek' deseydiniz biz inanmazdık. Ama şimdi o rüya gerçekleşti. Emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum. Kentimiz ve ülkemiz adına çok güzel bir adım oldu. Bizi oldukça memnun ve mutlu etti.'Kesen, nohut dürümünün tescillenmesinin hem kente hem de işletmecilere çok faydası olacağını belirtti.Gastronomi kenti olmanın verdiği avantajları sonuna kadar kullanmak istediklerini belirten Kesen, 'Her saatte tüketiliyor, oldukça rağbet görüyoruz bu yüzden. Yerli ve yabancı turistlere bu lezzeti tattırmak istiyoruz. Eğer kentin tanıtımına bir faydamız olursa ne mutlu bize. Pandemiden sonra yurt dışında eğer bir yemek fuarı olursa oralara gidip bu lezzeti tattırmak istiyoruz.' diye konuştu.Vatandaşlardan Önder Gül, nohut dürümünü çok sevdiğini ve çocukluğundan bu yana tükettiğini söyledi.Nohut dürümünün lezzeti ve doyurucu özelliğinden dolayı çokça tercih edildiğini anlatan Gül, 'Bizim için nohut çok önemlidir. Sabah kahvaltıda öğlen ve akşam yemeklerinde her vakit yeriz. Kebapla eş değer bizim için. Beğenerek ve lezzetini alarak yiyoruz. Bizden başka yerde bu lezzeti bulamazsınız. Tescillenmesi çok iyi oldu. Tanıtımı daha kolay olacak ve lezzetini herkes alacak.' dedi.Kente Togo Cumhuriyeti'nden gelen öğrenci İlyas Ajuji de nohut dürümünü çok sevdiğini dile getirerek, 'Haftada 3 veya 4 defa nohut dürümü yiyorum. Ben çok seviyorum ve beğeniyorum, yiyince çok mutlu oluyorum.' ifadelerini kullandı.
Kpss-2021/1 Merkezi Yerleştirme İçin 1-8 Temmuz, Kpss-2021/2 İçin 22-29 Aralık'ta Tercihler Yapılacak
ANKARA (AA) - Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) 2021/1 merkezi yerleştirmeleri için 1-8 Temmuz, KPSS-2021/2 için 22-29 Aralık'ta tercih yapılabileceğini duyurdu.Bakan Selçuk, yazılı açıklamasında, bu yıl yapılacak KPSS merkezi yerleştirme takvimine dair bilgiler verdi.KPSS Merkezi Yerleştirme işlemlerinin 'Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik' hükümleri çerçevesinde yürütüldüğünü belirten Selçuk, şunları kaydetti:'Adaylar, KPSS-2021/1 merkezi yerleştirmeleri için 1-8 Temmuz, KPSS-2021/2 merkezi yerleştirmeleri için 22-29 Aralık'ta tercih yapabilecek. Kamu kurumları yerleştirme taleplerini ilk yerleştirme için 5 Nisan-28 Mayıs, ikinci yerleştirme için 4 Ekim-19 Kasım'da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Kamu e-Uygulama sistemi üzerinden bildirebilecek. Aday tercihleri de ÖSYM tarafından 1-8 Temmuz ve 22-29 Aralık tarihleri arasında alınacak.'
Milli Savunma Üniversitesine Başvurular Başladı
ANKARA (AA) - Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Askeri Öğrenci Aday Belirleme Sınavı (2021-MSÜ) için başvurular bugünden itibaren 23 Şubat 2021'e kadar yapılabilecek.Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinden (ÖSYM) yapılan yazılı açıklamaya göre, 4 Nisan 2021'de gerçekleştirilecek MSÜ Askeri Öğrenci Aday Belirleme Sınavı'na başvurular başladı.Adaylar, başvurularını ÖSYM Başvuru Merkezleri aracılığıyla veya bireysel olarak ÖSYM'nin 'https://ais.osym.gov.tr' internet adresinden ya da ÖSYM Aday İşlemleri mobil uygulamasından 23 Şubat'a kadar yapabilecek.Sınava başvuruda HES kodu bilgisi istenmesi dolayısıyla adayların, sınav başvurusu yapmadan veya başvuru merkezlerine gitmeden önce HES kodunu edinmiş olmaları gerekiyor.Sınava ilişkin ayrıntılı bilgi 2021-MSÜ kılavuzunda yer alıyor. Adayların ÖSYM'nin sitesinden erişebileceği kılavuzu dikkatle incelemeleri gerekiyor.2021-MSÜ'ye başvuran adayların, Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları ikinci seçim aşamalarına katılabilmeleri için ayrıca, 26-27 Haziran 2021 tarihlerinde uygulanacak olan ve başvuruları 4 Şubat-2 Mart 2021 arasında yapılacak 2021 Yükseköğretim Kurumları Sınavına (2021-YKS) başvurmaları ve Harp Okulları için 2021 YKS birinci oturumu olan Temel Yeterlilik Testi (TYT) ile 2021-YKS'nin ikinci oturumu olan Alan Yeterlilik Testlerine (AYT), Astsubay Meslek Yüksekokulları için 2021-YKS birinci oturumu olan TYT'ye girmeleri gerekiyor.HES kodu bilgilerinin Aday İşlemleri Sistemine kaydı gerekiyorÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün, Twitter'dan sınava ilişkin paylaşımında, 'T.C. kimlik kartı ve e-Devlet şifresi olan adaylarımız başvuru merkezlerimize gitmeden ÖSYM Aday İşlemleri Sistemine ÖSYM AİS mobil uygulaması veya http://ais.osym.gov.tr üzerinden e-Devlet ile 'kayıt ol' seçeneğine tıklayarak kayıt olabilir ve sınav başvurularını yapabilir. Başvuru yapabilmek için geçerli HES kodu bilgilerinizi AİS'e kaydetmeniz gerekmektedir.' bilgisini verdi.
Reklam
Özbekistan, Kovid-19'A Karşı Aşılama Sürecini Nisan Ayında Başlatacak
TAŞKENT (AA) - Özbekistan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı aşılama sürecini nisan ayında başlatmayı planlıyor.Özbekistan Sıhhi ve Epidemiyolojik Refah Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nurmat Atabekov, yaptığı açıklamada, ülkede aşıların taşınacağı ve muhafaza edileceği özel araç ve soğutucuların hazırlandığını kaydetti. Atabekov, bu nedenle ülkede Kovid-19'a karşı aşılama sürecinin nisan ayında başlayacağını söyledi.Hükümet, Pfizer/BioNTech aşısından 100 bin doz sipariş verildiğini duyurmuştu.Ülkede Rus aşısı Sputnik V'nin hızlandırılmış tescil süreci de devam ediyor.Çin’in Anhui Zhifei Longcom ilaç şirketince geliştirilen aşı adayının 3. aşama klinik denemeleri sürüyor.Kovid-19 vakasının ilk defa Mart 2020’de görüldüğü Özbekistan’da, son 24 saatte Kovid-19 vaka sayısı 39 artarak 78 bin 510’a, virüsten iyileşenlerin sayısı 85 artarak 76 bin 997’ye çıktı.Hastanelerde 892 kişinin tedavisi sürerken, şimdiye kadar 621 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti.
Reklam
Ailesinin 425 Gramlık "Nefes"İ 144 Gün Sonra Evine Kavuştu
ANTALYA (AA) - SİNAN ÖZMÜŞ - Antalya'da 540 gram doğduktan sonra kilosu 425 grama kadar düşen ve akciğerleri gelişmediği için solunum cihazıyla hayatta tutulan minik bebek, yaşam mücadelesiyle ailesine 'nefes' oldu.Gülcan Bilgin'in (33) hamileliğinin henüz 22. haftasında doğum sancıları başladı. Genç kadın, kaldırıldığı hastanede adını 'Nefes' verdikleri kız bebeğini dünyaya getirdi. Erken doğum nedeniyle 540 gram dünyaya gelen ancak kilosu 425 grama kadar düşen minik Nefes, akciğerleri gelişmediğinden solunum cihazına bağlandı.Her an kaybedilme riski bulunan ve kalp damar açıklığı tedavisi de alan Nefes, her geçen gün yaşama daha sıkı sarıldı.Vücut fonksiyonları zamanla düzene girmeye başlayan, 2 kilo 400 grama kadar ulaşan bebek, doktorların desteğiyle verdiği yaşam mücadelesini kazandı.Zorlu yoğun bakım sürecini atlatan Nefes, 144 gün sonra taburcu edilerek ailesince evine getirildi.Gülcan ile Bayram Bilgin çifti, 6 yaşındaki İbrahim Efe'nin ardından kızları Nefes'i kucaklarına almanın mutluluğunu yaşadı.'Kızımdan umudumu hiç kesmedim'Anne Bilgin, AA muhabirine, zorlu sürecin mutlu sonla tamamlandığını söyledi.Gece vakti birden başlayan ağrılarıyla kaldırıldığı hastanede doktoruna ilk söylediği şeyin, 'Ne olur hocam, onu kurtarın, hayatta kalsın.' demek olduğunu anlatan Bilgin, 'Doğumdan sonra kızıma bir şey olacağı korkusuyla çok üzüldük, ağladık. Kızımdan umudumu hiç kesmedim. Her zaman ona güvendim. Hep 'Hayata tutunacak, o benim savaşçı kızım. Kesinlikle pes etmeyecek.' dedim. Ona inandım. Çok şükür sonunda her şey güzel oldu. Allah'ımıza şükürler olsun.' diye konuştu.Yoğun bakım ünitesinden çıkarılan bebeğini kucağına ilk aldığında çok heyecanlandığını, sevinçten ağladığını vurgulayan Bilgin, hiç unutmayacakları o günü çok uzun zaman beklediklerini dile getirdi.Baba Bayram Bilgin ise hiç beklemedikleri bir anda eşinin doğum yaptığını dile getirdi.Bebeklerinin kuvözde kaldığı sürecin çok zorlu geçtiğini aktaran Bilgin, 'Allah kimseye göstermesin. Her gün hastaneye gittik, ağlayarak döndük. Tam 144 gün sonra hastaneden taburcu edildik. Bu 144 gün bize 10 sene gibi geldi. Ömrümüzden ömür gitti. Kızımı ilk kucağıma aldığımda büyük heyecan yaşadım.' ifadelerini kullandı.Kardeşini görünce heyecanlanan İbrahim Efe de Nefes'in yaşaması için her gün dua ettiğini dile getirdi.Nefes'in sağlık durumu iyiÖzel hastanenin Yenidoğan Yoğun Bakım Servis sorumlusu, Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Salih Kalay da bebeğin kalple ilgili damar açıklığı olması nedeniyle Akdeniz Üniversitesinde de bir ay tedavi gördüğünü bildirdi.Nefes'in yaşaması için ellerinden geleni yaptıklarını vurgulayan Kalay, bebeğin hiçbir şikayeti olmadan evine gönderildiğini söyledi.Hastanenin Müdürü, Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ali Fuat Şengör ise Nefes bebeğin yapılan müdahaleler sayesinde hayata tutunduğunu, sağlıklı şekilde taburcu edilmesinin kendilerini de çok mutlu ettiğini ifade etti.
Öğrencilerden Kovid-19 Aşısıyla İnsanlığa Umut Olan Türk Çifte Teşekkür Mektupları
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Ankara'nın Yenimahalle ilçesinde bir grup öğrenci, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) karşı aşı geliştiren Türk bilim insanları Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci'ye teşekkür mektubu gönderdi.Orhan Cemal Fersoy Ortaokulundaki öğrenciler, Kovid-19'a karşı geliştirilen ve yüzde 90 başarılı olduğu bildirilen potansiyel aşıyı üreten Alman biyoteknoloji firması BioNTech'in kurucularından Şahin ve Türeci'ye mektup yazdı.Okulun 7. sınıf öğrencilerinden Gülnur Paket, mektubunda, Şahin ve Türeci'yi Türkçe öğretmeninin canlı derste anlatmasıyla tanıdığını belirtti.Şahin ve Türeci'ye minnettar olduklarını vurgulayan Paket, 'Sizin hakkınızda biraz araştırma yaptım ve yaptıklarınızı görünce sizin gibi insanların hala bulunmasına hem sevindim hem de gurur duydum. Sizler benim gözümde birer mucit, birer bilim insanısınız.' ifadelerini kullandı.'Temennim Şahin ve eşi Türeci'nin Nobel Ödülü alması'Öğrencilerden Mert Ayramcı da mektubunda, Kovid-19'dan kurtulmanın tek çaresinin aşının bulunması olduğunu, bu aşıyı geliştiren Şahin ve Türeci'ye teşekkür ettiğini belirterek, duygularını şöyle dile getirdi:'Onların Türk bilim insanları olmasından dolayı da ayrı gurur duyuyorum. Milletimizi, bayrağımızı temsil ettikleri için çok mutluyum. O asil duyguyu bize yaşattıkları için ayrıca çok minnettarım. İnşallah en kısa sürede bütün dünya aşılanır ve Sars Cov-2 diye bir şey kalmaz. Temennimdir ki Şahin ve eşi Türeci, Nobel Ödülü'nü alıp bizi Aziz Sancar gibi gururlandırırlar.'Öğrencilerden Esmanur Türkmen de Şahin ve Türeci'ye aşıyı geliştirdikleri için teşekkür ederek, 'Başarılarınızın devamını dilerim. Umarın en kısa sürede tüm dünya Kovid-19'dan kurtuluruz. Bu salgından kurtulursak bu sizin sayenizdedir. Tekrar çok çok teşekkür ederiz. En kısa zamanda sizi tanımak isterim. Görüşürüz Türkiye'nin gurur kaynakları.' ifadelerini kullandı.Okulun Türkçe öğretmeni Seda Aslan ise AA'ya yaptığı açıklamada, öğrencilerinin, Türk milleti için hissettiği duyguları mektuplarda güzel şekilde kaleme almasından mutluluk duyduğunu kaydederek, onların da gelecekte ülkesi için nice başarılara imza atan Türk gençleri olmasını diledi.Öğrenciler, mektuplarında, dünyanın salgınla mücadele süreci ve Türk bilim insanlarının aşı konusundaki başarılarını yansıttıkları resimlere de yer verdi.
Kadın Girişimci Koronavirüs Nedeniyle Açamadığı Dükkanını "Sanal Ortama Taşıdı"
İSTANBUL (AA) - MEHMET KARA - 15 yıl bir ilaç firmasında çalıştıktan sonra yöneticilik yaptığı işinden ayrılıp Gökçeada'nın Eski Bademli Köyü'nde el yapımı tasarım ürünleri dükkanı açmaya karar veren Aylin Soysal Muslu, koronavirüs nedeniyle açamadığı iş yerini 'sanal' ortama taşıyarak, 20 şehirden 30'dan fazla kadının el emeğini müşterilerle buluşturuyor.Aylin Soysal Muslu, üniversiteyi bitirdikten sonra 15 yıl boyunca ilaç sektöründe 'beyaz yakalı' olarak çalıştı. Modern iş hayatının stresinden uzaklaşmak ve ekonomiye üretimle destek olabilmek için işinden ayrılan Muslu, doğasını ve kültürel dokusunu çok sevdiği Gökçeada'nın sit alanı olarak korunan ve eski bir Rum köyü olan (Gliki) Eski Bademli Köyü'nde el yapımı tasarım ürünler satılan bir dükkan açmaya karar verdi. Bu köyde eski bir bakkalı harabe şeklinde alan Muslu, restorasyonun resmi olarak onaylanmasından sonra buraya 'Eski Bademli Dükkanı' ismiyle bir dükkan açmak için kolları sıvadı.Muslu, dükkanını açacağı süreçte Türkiye'nin farklı illerinden 30'dan fazla kadının el emeği göz nuru ürününü satın aldı fakat tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını ve kızının hastalığı nedeniyle İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Girişimcilik hayallerine sosyal medya hesaplarından devam etmeye karar veren Muslu, başarılı bir satış grafiği yakalayarak onlarca kadının 500'den fazla el yapımı tasarım ürününü tüm Türkiye'ye pazarlıyor. Salgının ardından Eski Bademli Köyü'ne geri dönüp dükkanını açacağı günü, dört gözle bekleyen Muslu, kurumsal iş hayatından 'kendi işinin patronu' olmaya giden süreci ve sanal ortamda satış tecrübelerini AA muhabirine anlattı.Muslu, 15 sene çalıştığı ilaç sektörünü daha mutlu olacağına inandığı bir girişimcilik hayaliyle bıraktığını söyledi. Hayallerini emekliliğe ertelemek istemediği için yıllardır sevdiği Gökçeada'nın Bademli Köyü'nde bir dükkan açmak için adım attığını anlatan Muslu, 'Başlattığım girişimde Türkiye'den 20'den fazla şehirden 30'dan fazla bayanla çalışıyorum. Bunların içinde ev hanımları, sanatçılar, ustalar var. Tamamen el yapımı 500'den fazla el yapımı tasarım ürün üretiyoruz. 'diye konuştu. Muslu, sanal ortamdaki dükkanının onlarca kadına gelir kapısı olduğunu belirterek şöyle devam etti:'Rengarenk cıvıl cıvıl ürünler üretiyoruz. Bunların içinde 5 farkla kategoride heykeltıraşların yaptığı seramikler, ev hanımlarının yaptığı vayu çantalar, çini ustaların tabaklar gibi birçok ürün var. Çocuk çantalarımı bir ortaokuldaki fen bilgisi öğretmeni örüyor. Hobi için, zevk alarak yapıyor. Çini tabaklarımı yapan da yıllarca devlet memuru olarak çalışmış biri. Şimdi o da hobi olarak çiniyle uğraşıyor. Bir taraftan da gelir elde ediyor. ''Kurumsal hayatın avantajlarını bırakmak cesaret gerektiriyor' Muslu, kurumsal işte çalışan birçok insanın da benzer girişimler için adım atmak istediğini fakat emekliliğe ertelediğini belirterek. 'Bizim gibi kurumsal hayatta olup da kendi işini kurmak isteyen çok kişi var. Bunu çok iyi biliyorum. Genelde emekliliklerine erteliyorlar ama açıkçası biraz cesaret gerektiren bir şey. Çünkü kurumsal hayatta sahip olduğunuz kazançları bir tarafa bırakmanız gerekiyor. Sizi oraya bağlayan bazı maddi kaynaklar, araba, yemek kartı, özel sağlık sigortası ya da düzenli bir yaşam olabilir.' ifadelerini kullandı. Kurumsal sektörle şimdiki işinin farklarına da değinen Muslu, şöyle devam etti:'Çok farklı iki çalışma modu aslında. Birinde sabah 6'da uyanıp arabanıza bindiğiniz, ofis ortamı ve formel insanlarla birlikte olduğunuz iş. Şimdi ise daha keyifli, esnek ve daha çok ticari ilişkinin koktuğu bir ortam. Ama buradan kazandığınızın da ev hanımlarına ve bayanlara katkısının olduğu bir işten bahsediyoruz. Her iki işin de keyifli yanları var. Ama bu yolculuğa çıkacaksanız bu konularda esnemeniz gerekiyor. Fakat hayatın farklı tatlarıyla da karşılaşacağınızı bilmelisiniz. Ben çıktığım bu yolda hiç arkama dönüp bakmadım, çok keyif aldım. Çok da başarılı olduğumu düşünüyorum.'Aylin Soysal Muslu, sosyal medya üzerinden satış yapmanın çok yoğun bir mesai gerektirdiğini ve yorucu olduğunu belirterek, bir gününü şu cümlelerle özetledi:'Sabah kalktığımda bugün hangi ürünlerin fotosunu çekeyim diyorum. Fotoğraf çekiyorum. Ürünün hikayesini yazıyorum ve İnstagram'dan 'eskibademlidukkanı' hesabımdan paylaşıyorum. Öğlene kadar gelen siparişlerimi aynı gün kargoya veriyorum ki müşterilerim beklemesin. Sipariş takibi, ürünlerin hazırlanması ve paketlenmesi gerçekten çok vakit alıyor. Kırılabilecek ürünlerde bu vakit daha fazla. Öğleden sonra kargoya gidiyorum. Akşam da yine çalışma prensiplerimle ilgili paylaşımlar yapıyorum. Sosyal medyada günüm böyle dolu dolu geçiyor. '
Reklam
Lezzetini Istrancalar'da Yetişen Zengin Bitkilerden Alan Kırklareli Peyniri Tescillendi
KIRKLARELİ (AA) - ÖZGÜN TİRAN - Tadıyla ünlü, 16 ülkeye ihraç edilen Kırklareli beyaz peyniri coğrafi işaret aldı.Temiz havası ve yeşil doğasıyla ün salan Istranca Dağları'nın zengin bitki örtüsünde beslenen büyük ve küçükbaş hayvanlardan Avrupa standartlarında elde edilen süt ile üretilen Kırklareli peyniri, Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası ile Kırklareli Ticaret Borsası iş birliğinde yapılan başvurunun değerlendirilmesinin ardından Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından tescillendi. Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası (KTSO) Başkanı Soner Ilık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, coğrafi işaret tesciliyle kente özgü yöntemlerle üretilen peynirin artık tanınırlığının artacağına inandığını söyledi.Peynirin markalaşması ve korunması açısından coğrafi işaretin önemli olduğunu anlatan Ilık, zorlu bir sürecin tamamlandığını ve peynirin marka değerini hem ülke çapına hem de dünya çapına yaygınlaştırmayı sürdüreceklerini ifade etti. Gastronomi ve ekonomi değerleri olan peynirde markalaşmanın önemli olduğunu vurgulayan Ilık, 'Coğrafi işaret bu tescilin ilelebet korunmasını sağlayacak. Coğrafi işaret ürünün tanınmasının yanı sıra bölgede tarımsal çeşitliliği de arttıracak, kırsal kalkınmaya katkı sağlayacak, bu yüzden önemli olduğunu düşünüyorum.' dedi.'Kırklareli peyniri artık başka isimlerle satılamayacak'Türkiye'nin bir çok yerinde Kırklareli peynirinin değişik isimlerle satıldığını, bu süreçten sonra satışlarda başka isimlerin kullanılamayacağını vurgulayan Ilık, Kırklareli peynirinin artık daha ön plana çıkacağını dile getirdi. Kırklareli peynirinin damak lezzetinin hiçbir üründe olmadığını dile getiren Ilık, 'Bölgemiz coğrafi konumu itibarıyla Istrancalar'ın eteklerinde. Flora dengesi ve dağın çeşitli lezzetli otları, endemik bitkilerinden hayvanlarımız beslendiği için sütün lezzeti peynire yansıyor. Usta ellerle maharetle yoğrulunca soframıza lezzet katıyor.' diye konuştu.'Coğrafi işaret katma değer sağlayacak'Kırklareli Ticaret Borsası Başkanı Turhan Altıntel ise coğrafi işaret tescil belgesinin kente ayrı bir katma değer sağlayacağına inandığını söyledi.Kırklareli peynirinin artık marka değer olduğunun altını çizen Altıntel, şöyle devam etti:'Yapılan çalışmaların sonucunda peynirimiz için alınan Coğrafi İşaret Tescil Belgesi ile Kırklareli peynirimizin kazanacağı katma değerle, Kırklarelimizin ulusal ve uluslararası ekonomide gücü ve tanınırlığı artmış olacaktır.Sürdürülebilir ve izlenebilir kalite sağlanmış, peynirimizin kalitesi kaybedilmeden tarihi değeri artarak korunmuş olacaktır. Beyaz peynirimiz Kırklarelimizin tanıtımına ve turizme büyük katkıda bulunacak, üreticilerimizin ürünlerine marka değeri katacaktır. Kırklareli adına çok mutluyuz.'Kırklareli peynirinin yapım aşamalarıSütün maya ile kesilmesinden oluşan peynir, olgunlaşmasıyla belli bir kimliğe bürünüyor ve zahmetli bir yoldan geçerek sofralara geliyor.Yağ oranı standardizasyon işlemi ile başlayan sütün peynir yolculuğu pastörize işlemiyle devam ediyor. Soğutma, mayalama sonrası pıhtısı beklenen sütün süzülmesinin ardından tuzlama işlemine tabi tutuluyor. Salamurada çeşidine göre belli süre tutulan peynir, olgunlaşması amacıyla soğuk hava depolarına alınıyor.
Somalililer, Seçimlerin Ertelenmesi Durumunda İç Karışıklık Çıkacağından Endişe Ediyor
MOGADİŞU (AA) - ABDİRAHMAN MUGEERE - Somali halkı, cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinin zamanında yapılamaması durumunda ülkede yeniden iç karışıklık çıkacağından endişe ediyor.Görev süresi 8 Şubat’ta dolacak Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu'nun bu tarihten sonra koltuğundan ayrılmayacak olma ihtimali, aralarında eski cumhurbaşkanlarının da bulunduğu muhalifleri öfkelendirirken seçim takvimindeki belirsizliğin ülkeyi yeniden kaosa sürükleyebileceği endişesini de beraberinde getiriyor.Türkiye'den mezun esnaf Hüseyin Abdullah, ülkedeki seçim süreciyle ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, Fermacu'nun görev süresinin 8 Şubat’ta bittikten sonra ne olacağına dair bir belirsizlik olduğuna dikkati çekti.Ülkedeki belirsizliğin endişeye neden olduğunu dile getiren Abdullah, 'Teknik olarak Fermacu, 4 veya 6 ay daha koltuğunda kalabilir ancak bu durum cumhurbaşkanlığı makamının yasalığını tartışmaya açar.' ifadelerini kullandı.Hükümetin, seçimi zamanında yapamamasının ülkeyi kaçınılmaz bir krize sürükleyebileceğine dikkati çeken Abdullah, 'Somali'nin iç savaşa dönmesini istemiyorum, tarafların birbiriyle anlaşacağını umuyorum.' dedi.'Ülkenin hiçbir yerinde seçimle ilgili bir hazırlık yok'Başkent Mogadişu'da berberlik yapan Mahad Muhammed de seçimlerin zamanında yapılamayacağını öne sürerek, 'Ülkenin hiçbir yerinde seçimle ilgili bir hazırlık yok.' diye konuştu.Muhammed, 'Cumhurbaşkanı Fermacu seçimlerin zamanında yapılamayabileceğini söylüyordu fakat olmayacağı netleşti. Şimdi ülkede ne olacağı belli değil. Kaos, karışıklık olmasından endişe ediyorum.' ifadelerini kullandı.Somalili Maryamo Abukar da iç savaşın doruk noktasına ulaştığı 1991 yılını hatırlatarak bu yıllara dönülüp ülke içinde kabileler arası çatışmanın yeniden çıkmasından endişe ettiğini söyledi.Başkan Fermacu'nun tekrar seçileceğine ihtimal vermediğini belirten Abukar, 'Şu ana kadar Somali'de hiçbir cumhurbaşkanı üst üste iki dönem başkan olmadı.' ifadesini kullandı.15'den fazla cumhurbaşkanı adayı seçimlerde yarışacak Meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri art arda yapılan Somali'de meclisin, 'Halk Meclisi' olarak da bilinen alt kanadının 275 üyesi, Somali'deki farklı kabileleri temsil eden 14 bin delege tarafından 4 yıllığına seçiliyor.Parlamentonun üst kanadının 54 üyesi ise eyalet konseyleri tarafından belirleniyor. Seçilen parlamento üyeleri oylarıyla hem meclis başkanını hem de yeni cumhurbaşkanını belirliyor.Hali hazırda kendine has bir kabile sistemi uygulanan Somali'de bu seçimlerde, 'bir kişi bir oy' ilkesiyle tüm vatandaşların oy kullanması planlanıyordu ancak bunda başarılı olunamadı.Şu anda '4,5 sistemi' olarak adlandırılan kabile merkezli sistemle yönetilen Somali'de, ülkenin 4 büyük kabilesi eşit sayıda, diğer kabileler ise bunun yarısı oranında meclise kendi seçtiği vekilleri gönderiyor.Somali'de 2 eski cumhurbaşkanı, bir başbakan ve bir meclis başkanın da adaylar arasında olduğu 15'ten fazla ismin yarışacağı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde mevcut Cumhurbaşkanı Fermacu, anketlerde önde görünüyor.
Manisa'da Öğretmenler Lisede Kurulan Stüdyodan Eba'ya İçerik Üretiyor
MANİSA (AA) - AHMET BAYRAM - Manisa'da bir meslek lisesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan televizyon stüdyosundan, EBA TV'ye 300'e yakın ders çekimi yapılarak öğrencilere ulaştırıldı. Yunusemre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde il genelinde ilk kez radyo televizyon alanı açıldı. Alana öğrenci alımlarının başlamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okula sağlanan yaklaşık 300 bin lira ödenekle profesyonel televizyon stüdyosu kuruldu. Kameraları, ışık ve ses sistemleri, dekoru ve reji odasıyla profesyonelleşen stüdyoda, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında yüz yüze eğitime ara verilince uzaktan eğitime yönelik ders içerikleri üretilmeye başlandı. 'EBA'ya içerik üreten 11 ilden biriyiz'İl Milli Eğitim Müdürü Mustafa Dikici, Manisa'nın yeterli teknik altyapısıyla Türkiye'de EBA TV çekimlerinin hazırlandığı 11 ilden biri olduğunu belirterek, 'Arkadaşlarımız 300'e yakın çekim yaptı, bunlar EBA'da yayımlandı. Sadece Türkiye'de değil, Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkelerdeki öğrencilerimiz de bu içeriklerden faydalandı. Bu da ayrıca okulumuz ve Manisa adına bize gurur veriyor.' dedi. Okulun müdürü Sayim Can da bu yıl ilk kez radyo televizyon bölümüne öğrenci aldıklarını dile getirerek, okulun yerel bir televizyonda olması gereken tüm ekipmana sahip olduğunu, öğrencilerin eşsiz bir ortamda eğitim gördüğünü kaydetti. Lisenin Radyo Televizyon Bölümü Öğretmeni Süleyman Kara da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu olduğunu, görevli olduğu okula bu bölümün açılmasından büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Kara, okullarda yüz yüze eğitime ara verilince öğretmen arkadaşlarıyla birlikte içerik üretmeye başladıklarını anlatarak, 'Çekim aşamasından, montajına ve dil kontrolüne kadar hepsi öğretmenlerimiz tarafından yapılıyor. Kendi imkanlarımızla okulumuzda başladık. Hatta yaz tatili döneminde bile çekimler yapmıştık, çekimlerimiz devam ediyor.' ifadelerini kullandı.
Reklam
Malezya Esnafı, Kovid-19 Tedbirleri Kapsamında Uzatılan Sokağa Çıkma Yasağından Memnun Değil
KUALA LUMPUR (AA) - ÖMER FARUK YILDIZ - Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da işletme sahipleri ve çalışanlar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle 13 Ocak'ta 2 haftalığına ilan edilen, daha sonra kapsamı ve süresi genişletilen sokağa çıkma yasağı uygulamasını olumlu karşılamıyor.Son haftalarda giderek artan Kovid-19 vaka sayıları nedeniyle hükümet 13-26 Ocak'ta 3 federal bölge ve 5 eyalette, ardından 22 Ocak'ta 6 eyalette daha 2 haftalık sokağa çıkma yasağı ilan etti.Kovid-19'a karşı alınan tedbirlerinin kapsamının genişletilmesiyle 13 Ocak'ta sokağa çıkma yasağının uygulandığı bölgelerde uygulamanın süresi 4 Şubat'a kadar uzatıldı.Bu kapsamda üretim, inşaat, temel hizmetler, ulaşım ve tarım gibi sektörlerin, kısıtlı kapasitede faaliyetlerine devam etmesine izin verilirken diğer sektörlerin faaliyetleri durduruldu.Ofis çalışanları yeniden evden çalışma düzenine geçti, devlet daireleri ise asgari personel bulundurarak hizmeti sürdürüyor. AA muhabirine konuşan başkent Kuala Lumpur'daki işletme sahipleri ve çalışanlar, geçen yıldan bu yana ikinci kez ilan edilen sokağa çıkma yasağı uygulaması sürecinde nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını ve Kovid-19 tedbirlerine dair düşüncelerini anlattı.Sokak yemeği tezgahı sahibi 46 yaşındaki Yusniza Usof, yaklaşık bir senedir Kovid-19 tedbirlerine alışık olduklarını belirterek, 'İlk sokağa çıkma yasağı zamanında sokak yemeklerine izin verilmemişti. Şimdi en azından faaliyetleri yürütebiliyoruz.' dedi.Yusniza, sokağa çıkma yasağının uzatılmasının günlük müşteri sayısı ve gelirini olumsuz etkileyeceğini vurguladı ve 'Kovid-19'un engellenmesi için gerekli olsa da sokağa çıkma yasağının uzatılması bize umut vermiyor. Sipariş yemek için gelen müşterilerimiz yine var fakat burada yemek yasak olduğu sürece eski gelirimize kavuşmak bizim için çok zor.' şeklinde konuştu.'Bu şekilde ne kadar devam edebileceğiz, bilmiyorum'Restoran sahibi 52 yaşındaki Norley Ismayatim ise Kovid-19 tedbirlerini uzatmanın gıda sektörü işletmecileri için ideal çözüm olmadığını kaydederek, 'Son iki haftada günlük gelirim yaklaşık yüzde 70 azaldı. Gelir kaybımızı telafi edecek herhangi bir uygulama yok. Bu şekilde ne kadar devam edebileceğiz, bilmiyorum.' ifadesini kullandı.Normalde ramazan aylarında iftarlık yemek almak isteyen müşterilerin çokluğundan ötürü kazançlarının arttığını belirten Norley, 'Önümüz yine ramazan ve büyük ihtimalle ramazan pazarları, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da kurulmayacak. Bu durumda en çok müşteri yoğunluğu yaşadığımız ayda bile müşteriden mahrum kalabiliriz.' diye konuştu.Norley, hükümetin Kovid-19 tedbirlerine devam ederken işletme sahiplerini de düşünmesi gerektiği uyarısında bulundu.Otopark ve araba yıkama servisinde çalışan 34 yaşındaki Mugilan Muniyandi, ikinci kez uygulamaya konan sokağa çıkma yasağında işini kaybetmekten korktuğunu söyledi.Muniyandi, ekonomi sektörünün işlememesi durumunda otoparka çok az sayıda arabanın geldiğini ifade ederek, 'Aylık gelirim yaklaşık 1800 Malezya ringgiti (3 bin 284 TL) seviyesine düştü. Bu parayla aileme bakmam ve günlük ihtiyaçları karşılamam çok zor. Eyaletler arası seyahat de yasak olduğu için köye dönüp tasarruf da yapamıyorum.' diye konuştu.Hayat pahalılığının arttığı Kuala Lumpur'da geliriyle yaşamanın çok zor olduğunu söyleyen Muniyandi, 'Hükümet artık ekonomi sektörünü durdurmasın. Halkın geliri zaten azaldı, ekonomi işlemezse daha da kötüye gideceğiz.' tavsiyesinde bulundu.Malezya'da şimdiye kadar 190 bin 434 kişi Kovid-19'a yakalandı, virüs nedeniyle 700 kişi yaşamını yitirdi.Malezya Kralı Sultan Abdullah Şah, Kovid-19 ile daha etkili mücadele edilmesi için de 12 Ocak'ta, ülke genelinde 1 Ağustos'a kadar olağanüstü hal ilan etmişti.
Acil Müdahale Timleri Dondurucu Soğukta Karlı Dağları Aşarak Hayat Kurtarıyor
KARS (AA) - CÜNEYT ÇELİK - Kars'ta Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve 112 Acil Sağlık görevlilerinden oluşan Acil Müdahale Timleri, çetin kışta da tüm olumsuz hava koşullarına rağmen hayat kurtarmayı sürdürüyor. İl Sağlık Müdürlüğü Acil ve Afetlerde Sağlık Hizmetleri Birimi bünyesinde 7/24 esasıyla görev yapan timler, 112 Acil Servis Hattı'na gelen acil ihbarlar üzerine harekete geçiyor.Paletli ambulans ve snowtrack ambulans desteğiyle de zaman zaman 1 metreyi aşan karlı yollarda vakalara ulaşma çabası gösteren timler, zaman zaman hasta almaya giden ve kara saplanan ambulanstaki sağlık görevlilerinin de yardımına koşuyor.Zorlu kış şartlarında karlı dağları aşarak ulaştıkları hastaları bazen sırtlarında taşıyan timler, dondurucu soğuklara rağmen canları pahasına hayat kurtarmanın uğraşını veriyor.Acil ve Afetlerde Sağlık Hizmetleri Birimi sorumlusu Tahsin Ulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kars'ta olağanüstü durumlarda ve yoğun kış şartlarında UMKE ile 112 ekiplerinden Acil Müdahale Timleri kurduklarını söyledi. Kış aylarının bölgede çetin geçtiğini ve paletli ambulanslarla, UMKE araçlarıyla hasta kurtarma operasyonları düzenlediklerini anlatan Ulu, 'Çalışmalarımızı, 73 UMKE gönüllüsü, 16 istasyonda bulunan 112 ekipleriyle gerçekleştiriyoruz. Kışın görevimiz daha zor. Kars'ın yüksek rakımda yer alması ve yoğun kar yağışının olması nedeniyle zorluk yaşıyoruz. Özellikle Sarıkamış ilçemizde kar yağışı daha fazla olduğu için burada daha çok hasta kurtarma operasyonları yapıyoruz.' diye konuştu.Tüm zorluklara rağmen görevlerini severek yapıyorlarUMKE personeli Duygu Arpağ ise kış mevsiminde zorlu hava koşullarıyla mücadele ederek hastalara ulaştıklarını anlattı.Bu zorlukları bilerek birimde görev aldığını aktaran Arpağ, 'İşimizi severek yapıyoruz. Bizim için asıl olan hastalarımızın sağlığıdır. Yeri geliyor hastalarımızı sırtımızda taşıyoruz. Hastaları alıp hastaneye ulaştırdığımızda ya da bir sıcak tebessümlerini gördüğümüzde bütün yorgunluğumuzu atıyoruz. Hastaların evlerine sağlıklı bir şekilde döndüğünü gördüğümüzde mutlu oluyoruz.' ifadelerini kullandı.İl Ambulans Servisi Komuta Kontrol Merkezi baş şoförü Metin Aktemur da kışın yoğun kar ve tipide hastalara ulaşmaya çalıştıklarını belirterek, 'Hastalarımıza en hızlı şekilde ulaşmaya çalışıyoruz. Yolda kaldığımız oluyor hemen paletli ambulanslarımız devreye giriyor. Bazen de İl Özel İdaresi, Karayolları ekipleri de destek veriyor. Bizim için önemli olan hastanın sağlığı. Sağlık personelleri olarak daima hazırız.' dedi.Anadolu Ajansı (AA) ekibi de Acil Müdahale Timleri'nin bir günlük çalışmasına katılarak fedakar sağlık çalışanlarının yaşadığı zorlu hayat kurtarma mücadelesini görüntüledi.
Reklam
Eğitimcilerden Yüz Yüze Eğitimin Tam Kapasiteyle Başlatılması Ve Öğretmenlerin Öncelikli Aşılanması Önerisi
ANKARA (AA) - SEFA ŞAHİN - Türk Eğitim Derneği (TED) Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, okul ile üniversitelerin 15 Şubat'ta yüz yüze eğitime tam kapasiteyle başlatılması ve öğretmenlere öncelikli olarak Kovid-19 aşısı uygulanması önerisinde bulundu.Pehlivanoğlu, Dernek tarafından Kovid-19 nedeniyle eğitim alanında yaşanan kayıplara dikkati çekmek için 'Geleceğimiz Tehdit Altında Okula Dönmek Zorundayız' sloganıyla bugün başlatılan kampanyanın detaylarını AA muhabirine anlattı.Bireyin sağlığı ile geleceği arasındaki dengenin sağlanmaması durumunda bir neslin felaketine yol açılabileceğini belirten Pehlivanoğlu, salgın sürecinde bütün dünyada, birçok alanda olduğu gibi eğitimde de öğrenme kriziyle karşı karşıya kalındığını söyledi.Pehlivanoğlu, özellikle 15 yaş altı, aile geliri düşük ve erişim imkanları zor olanlar ile özel eğitim görmesi gereken çocuklar gibi dezavantajlı gruplar için eğitimdeki adaletsizlik uçurumunun artık kapatılamaz bir noktaya geldiğini belirtti.Daha önce yaşanan öğrenme krizinin artık bir öğrenme yoksulluğuna dönüştüğünü anlatan Pehlivanoğlu, Afrika ve Orta Doğu'daki ülkeler, Güney Amerika'daki birkaç ülke ile Türkiye'nin dışında Kovid-19 ile mücadele sürecinde okulları tamamen kapatan ülkenin olmadığını kaydetti.'Öğrenme kayıpları bir felakete yol açabilecek noktaya geldi'Okulların bütün ülkelerde en son kapatılan yerler olduğunu ve geleceğe ait sorumlulukların yerine getirilmesi için yüz yüze eğitime devam edilmesi gerektiğini vurgulayan Pehlivanoğlu, eğitime erişim imkanının yanı sıra konsantrasyon sorunu yaşayan öğrencilerin bulunduğunu, bu öğrenme kayıplarının artık sınıra ve bir felakete yol açabilecek noktaya geldiğini ifade etti.Pehlivanoğlu, salgın sürecinde eğitim alanında yaşanan sorunların arasında çocukların sağlığı ve ülkelerin geleceğine etkisi gibi durumların bulunduğunu anlatarak, şöyle konuştu:'Önerimiz şu, okullar ve yükseköğretim 15 Şubat'ta tamamen eğitime başlamalıdır. Başlayamıyorsa Sağlık Bakanlığımızın 'Hayat Eve Sığar' uygulamasından yararlanılabilir. Pandeminin yüksek olduğu yerlerde okulları açamayabilirsiniz ama köylerde ilçe bazlı bir yönetime gidilebilir. Bu ne demek? Ankara'dan aldığımız kararla bütün okulları kapatmak değil, ilçeler bazında aldığımız bir yönetişimle okul yönetimini yapmalıyız.''10 yaş altı için 2 yıla yayılacak yeni müfredat yapılması lazım'Salgının yoğun olmadığı yerlerde okulların yüz yüze eğitime tam kapasiteyle açılması gerektiğini belirten Pehlivanoğlu, şunları kaydetti:'Bir okul 100 gün eğitim yapıp bir okul 80 gün eğitim yapacaksa işte orada yaz aylarından yararlanmalıyız. Çünkü Almanya, İngiltere gibi Avrupa'nın birçok ülkesinde yaz tatili 6 hafta, bizde 13 hafta. Gerekirse fedakarlık yapıp yaz aylarında eğitime devam etmeliyiz ki çocuklarımız geçmiş gibi yapmasın. 10 yaş altının, yaşanan eğitim kaybını kapatması imkansız. Onun için 'Bu sınıfı geçmişlerdi.' gibi bir yaklaşım kolaycılık ve riskli bir yaklaşım olur. 10 yaş altı için 2 yıla yayılacak yeni bir müfredat yapılması lazım ki Kovid-19 sürecinde öğrenemediklerini 2 yıllık süreçte kazansınlar.'Kampanyanın ana maddelerinden birinin de öğretmenlerin öncelikle aşılanması önerisi olduğunu dile getiren Pehlivanoğlu, 'Okulları açmazsak bugünkü nesli yarın kaybetme riskimiz çok yüksek ama bu eğitimi verecek öğretmenlerimizin de sağlıklı olduklarından emin olması lazım. Çocukların bulaştırıcılık riskinin öğretmen tarafından taşınmaması gerekiyor. Onun için TED olarak önerimiz, A2 birinci grubuna öğretmenlerimizin alınmasıdır.' açıklamasında bulundu.Pehlivanoğlu, dünya genelinde ülkelerin sağlık ile gelecek arasındaki ekonomik dengeyi korumaya çalıştığını ancak bunu yaparken 'gelecek', 'çocuk' ve 'öğrenci' kavramlarını ikinci plana atmadığını vurgulayarak, 'İyi bir planlamayla okullarımızı bir an önce açalım. TED olarak hep şunu söylüyoruz, okul sokaktan daha güvenlidir. Çocukları sokakta başıboş, kontrolsüz şekilde Kovid-19 ile karşı karşıya getireceğimize, okulda kontrollü, öğretmenin, müdürlerin, müdür yardımcılarının gözetiminde eğitimlerine devam etmelerini sağlayalım.' dedi.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor- "Birebir Yaşayınca Hastalara Empati Duygumuz Daha Fazla Gelişti"
İSTANBUL (AA) - HÜSEYİN KULAOĞLU - Yakalandıkları koronavirüsü, tedavi ile yenen Erdem Hastanesi Kovid-19 Yoğun Bakım Servisi hemşiresi Ahmet Can Gümüş ile Doğumhane Sorumlusu Ayşe Balcı, hastalığı atlatma sürecinde yaşadıklarını anlattı.Ahmet Can Gümüş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgının başından itibaren Kovid-19 servisinde çalıştığını ve hastalarla ilgilendiğini söyledi. Ateş ve öksürük şikayeti üzerine yaptırdığı testin sonucunun pozitif çıktığını ifade eden Gümüş, sonrasında ateşinin yükseldiğini, öksürük krizleri geçirdiğini, halsizlik yaşadığını, koku ve tat hissinin kaybolduğunu belirtti.Hastanede yatarak tedaviye başlandığını ifade eden Gümüş, 'Hapşırma ile başladı. 'Herhalde grip oldum' dedim ama süreci düşününce bir test vermek gerektiğini düşündüm. Test verdikten sonra kendimi izolasyona aldım. Testim pozitif çıkınca çok şaşırdım. Belirtileri duyuyorduk ama insanın başına gelince çok daha farklı olabiliyormuş.' diye konuştu.Kovid-19 hastalarının yaşadığı zorlukları bildiği için hastalığın etkilerine yönelik bir tedirginlik yaşadığını anlatan Gümüş, öksürük krizlerinin çok vurduğunu, efor sarf edince de direkt nefesin kesilmeye başladığını söyledi.Gümüş, lavaboya bile sıkıntılı bir şekilde gittiğine dikkati çekerek, 'Ateş zorluyordu, terleme fazla oluyordu. İlk günden itibaren ilaç tedavisi görmeye başladım, destek tedavi verildi, vitamin verildi. Hastalara zaten empati duyuyorduk ama şimdi birebir yaşayınca daha fazla empati duygumuz gelişti. Tedavi sürecinde, hastanın ne yaşadığı, solunum sıkıntısında ne çektiği, neye ihtiyacı olduğunu daha fazla anlamaya başladım.' ifadelerini kullandı.Ailesinin kendisine sürekli destek olmasına rağmen hastalığın bulaşıcılığı yönünden bir noktadan sonra artık odada insanın tek başına kaldığını dile getiren Gümüş, yanında destek olacak kimsenin bulunmadığını belirtti.Gümüş, 'Sadece bir hemşire giriyor o da tulumlu, yüzü maskeli, onunla bir irtibat kurmaya çalışıyorsunuz ama onlara da bulaştırmamak için fazla irtibatınız olmuyor maalesef.' dedi.Gençlerin özellikle kendisine çok dikkat etmediğini, hastalığa yakalanırsa ayakta veya çok rahat bir şekilde atlatabileceğine inandığını ifade eden Gümüş, durumun böyle olmadığını, bulaşıcılığın çok fazla olduğunu vurguladı.'Hasta yavaş yavaş gözümüzün önünde eriyip gitti'Serviste ilgilendiği Kovid-19 hastalarından bazılarının kendisini çok etkilediğini anlatan Gümüş, şöyle devam etti:'Kırklı yaşlarda genç hastalarımız oldu. Bu kişilerin kronik bir rahatsızlığı yoktu. Kovid geçirmiş ama öncesinde hiç düşünmemiş, büyük bir ihtimalle 'Gribal enfeksiyon geçiriyorum' diye düşünmüş. Geç test vermişler, hastalık yayılmış. Gerçekten çok mücadele ettiler, kendileri de çok uğraşıyorlar. Basınçlı oksijen veriyoruz, bir şekilde onları toparlamaya çalışıyoruz. Bir, iki hafta sürekli oksijen veriyoruz. Kendileriyle mücadele ediyorlar. Mücadelesini görüyorsunuz ama sonuç çok parlak bitmedi çoğu için. Onları düşündükçe insanlar gerçekten kötü oluyor. Sen de gençsin, altında bir hastalık yok, bir anda insanın yavaş yavaş gözünde eridiğini görüyorsun. Süreç ilk başladığında bir hastamız vardı, ilk kovid vakalarından biri. O beni çok etkilemişti. 'Ben nereden bulaştım?' diye sürekli sayıklıyordu. telkin etmeye, sakinleştirmeye çalışıyorduk ama sürekli kendi kendine 'Bu bana nereden geldi?' diye sayıklıyordu. Kendisi ilk başta hafif solunum sıkıntısıyla geldi ama hafif oksijen desteğiyle kendisini toparlayabiliyordu. Çok büyük sıkıntısı yoktu ama o da gün gün yavaş yavaş gözümüzün önünde eriyip gitti.''Eklem ve sırt ağrım çok fazla oldu'Aynı hastanede doğumhane sorumlusu olarak çalışan ebe Ayşe Balcı da ilk olarak öksürük ve baş ağrısı şikayeti yaşadığını, daha sonra halsizlik ve sırt, bacak ağrısı yaşamaya başladığını söyledi. Ekip arkadaşında da aynı şikayetlerin olduğunu, testte sonucunun pozitif çıktığını ifade eden Balcı, daha sonra kendisinin de aynı şekilde pozitif çıktığını belirtti.Evde tedaviye başladığını, filyasyon ekibinin ilaçlarını getirdiğini kaydeden Balcı, eşinin de aynı hastanede çalışmasından dolayı temaslı olduğu için karantinaya alındığını söyledi.Bu süreçte eşiyle ve 6 ile 9 yaşında iki çocuğuyla aynı odada kalmadığını, eklem ve sırt ağrısının çok fazla arttığını anlatan Balcı, şöyle konuştu:'Sanki insanın kemiklerini oyuyorlar gibi. Bazen bir bacağa ağrı giriyor, bazen de yeri değişiyor. Sadece bacağım ağrıyor da diyemiyorsunuz. Bir an geliyor kolunuza, bazen kalça kemiklerinize ağrı giriyor. Sandalyede oturamıyorsunuz, ayağa fırlıyorsunuz, bazen sırtınız düşüyor. Zaten o dönemde, o gün boyunca hiç yatmadım. Yatamıyorsun sana sıkıntı geliyor, hep dolaşıyorsun. Sanki buraya birisi oturmuş gibi bir ağırlık oluyor. Balkona çıkıp o şekilde nefes alma ihtiyacı duydum. Sırt ağrılarım işe başladığım döneme kadar devam etti. Şu anda merdiven çıktım ve çabuk yoruluyorum. Hemen nefes nefese kalıyorum.'Eşinde sırt ağrısı olduğunu, büyük çocuğunun ateşi çıktığını anlatan Balcı, bu süreçte çocuklarına sarılamadığını ve bir arada olamadığını bildirdi.On beş günlük tedavinin ardından iyileştiğini kaydeden Balcı, 'Testim negatife dönünce çocuklarıma sarılabildim, dokunabildim. O zamana kadar hiç temasımız, dokunmamız yoktu.' dedi.'Eskiye göre daha çabuk yoruluyorum'İyileşeli yaklaşık 2 ay olduğunu ama hala hastalığın etkilerini hissettiğini belirten Balcı, 'Eskiden çok asansör kullanmazdım. Genelde yürürdüm ama şimdi az merdiven çıkayım nefes almakta zorluk çekiyorum. Bu yorgunluğun bir süre daha devam edeceği söylendi. Vitaminlerimi alıyorum, yorgunluk da devam ediyor. Eskiye göre daha çabuk yoruluyorum.' ifadelerini kullandı.Balcı, insanların maske, sosyal mesafe ve hijyene dikkat etmesi ve insanların aşı vurulması gerektiğini bildirdi.
26 Ocak Reyting Sonuçları Açıklandı! Masumlar Apartmanı, EDHO, Hekimoğlu... İşte Dünkü Reyting Sıralaması
26+ Ocak Salı gününün reyting sonuçları belli oldu. Dün gece ekranlarda Masumlar Apartmanı, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Baraj, Hekimoğlu gibi yapımlar yer aldı. Total izleyici grubunda birinciliği Masumlar Apartmanı, ikinciliği EDHO, üçüncülüğü ise Esra Erol'da aldı. AB Grubunda ise birincil sırada Masumlar Apartmanı, ikinci sırada EDHO, üçüncü sırada Masumlar Apartmanı özet yer aldı. İşte Total ve AB'de reyting sıralaması...
Reklam