onedio
ABD'nin Afganistan Özel Temsilcisi Halilzad Görevine Devam Edecek
KABİL (AA) - ABD'nin Afganistan Barış Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, ABD'nin yeni başkanı Joe Biden yönetiminde de aynı görevde kalacak.ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken, düzenlediği basın toplantısında, Halilzad'ın görevine devam etmesini istediklerini söyledi.Blinken, Halilzad'ın Afganistan barışı için sarf ettiği çabaların önemli olduğunu belirtti. ABD ile Taliban arasında Şubat 2020'de imzalanan barış anlaşmasını gözden geçireceklerini ifade eden Blinken, anlaşmada hangi konular ve taahhütlerin yer aldığının inceleneceğini kaydetti. Halilzad kimdir?Afganistan'ın kuzeyindeki Mezar-ı Şerif kentinde 22 Mart 1951'de doğan Zalmay Halilzad, Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde eğitim gördü, Chicago Üniversitesi'nde doktora yaptı.Ronald Reagan ile George H. W. Bush'un başkanlıkları döneminde dışişleri ve savunma bakanlıklarında görev üstlenen Halilzad, 2003-2005 yıllarında Afganistan, 2005-2007 yıllarında Irak Büyükelçisi, 2007-2009 yıllarında ise Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi oldu.Halilzad, 2009’da dışişlerinden ayrılarak akademik hayata geçiş yaptı. Ancak 'Orta Doğu' denildiğinde akla ilk gelen isimlerden oldu.ABD'nin eski başkanı Donald Trump döneminde 2018'de ülkesinin Afganistan barış özel temsilcisi görevine getirilen Halilzad, Taliban ile ABD arasında müzakereleri sürdürdü.
Yemen'de Ggk İle Hükümet Arasındaki Gerilim Riyad Anlaşmasının Sonucunu Belirsizliğe İtiyor
ADEN (AA) - AZİZ EL-AHMEDİ- Yemen'de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekli Güney Geçiş Konseyi (GGK) ile hükümet arasındaki kriz, ortak kabinenin oluşturulmasıyla çözülürken taraflar arasında yeniden sertleşen söylemler Riyad Anlaşmasının akıbetini belirsizliğe sokuyor.Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'ye, 26 Aralık'ta GGK ile hükümet güçleri arasında dağıtılan 24 bakanlıktan oluşan kabine sunuldu ve hükümet kuruldu.Bu gelişme, Yemen'de, İran'ın desteklediği Husilerle mücadele çabalarını birleştirmek ve Yemen riyalinin döviz karşısındaki değer kaybının bir sonucu olarak ortaya çıkan boğucu ekonomik krizi çözmek için meşru otoriteyi destekleyen umutları canlandırdı.Ancak gelinen noktada Yemenliler, mevcut gerginliğin Riyad Anlaşmasının uygulanmasında kaydedilen ilerlemenin kaybedilmesine ve hükümet ile GGK arasındaki ilişkinin sıfıra dönmesine yol açacağından endişe ediyor.Yemen Cumhurbaşkanlığının, 15 Ocak'ta Ahmed Salih el-Musa'yı Başsavcı ve Ahmed bin Dağr'ı Şura Meclisi Başkanı olarak atamasından 10 gün sonra GGK, 24 Ocak'ta yaptığı açıklamada, hükümet tarafından verilen her türlü tek taraflı kararın uygulanmasını engelleme sözü verdi.Bu tür kararların kendileri ile koordinasyon halinde verilmesi gerektiğini ve bu adımların anayasa ile Riyad Anlaşmasını ihlal ettiğini savunan GGK, Hadi'yi defalarca söz konusu karardan geri dönmeye çağırdı.Hükümet yetkilileri ise Riyad Anlaşmasının, halihazırdaki hükümetin kurulması dışında istişare gerekliliği içermediğini belirterek, GGK'yı, askeri ve güvenlik maddelerini uygulamadan, anlaşma dışında yeni pozisyonlar elde etmek için 'şantaj' yapmakla suçluyor.Askeri ve güvenlik maddeleri arasında, GGK kuvvetlerinin Aden'den şehir dışındaki kamplara çekilmesi ve güney illerdeki tüm askeri ve güvenlik güçlerinin Savunma ve İçişleri Bakanlıklarının altında yeniden yapılandırılması bulunuyor.GGK'nın itirazlarının arkasında atanan kişilerin siyasi geçmişi yatıyorGözlemcilere göre, GGK, söz konusu atamaları anlaşma veya anayasa ihlali olarak değerlendirmenin aksine söz konusu kişilerin siyasi geçmişleri sebebiyle itiraz ediyor. Ahmed bin Dağr, Şura Meclisi Başkanı olmadan önce 2016-2018 yılları arasında Yemen Başbakanı olarak görev yapıyordu.Gözlemciler Bin Dağr hükümetinin, GGK'nın müttefiki BAE etkisini sınırlamaya ve Arap koalisyonunun ilan ettiği hedeften farklı olarak ajandasında yer verdiği Yemen'in limanlarını ve adalarını ele geçirme çabalarına karşı koymaya çalıştığını belirtiyor.Hadramevt ilinden olan Bin Dağr, önde gelen güneyli liderlerden birisi ve GGK'nın tutunduğu Yemen'in güneyinin kuzeyinden ayrılması fikrini reddeden bir isim olarak biliniyor.Bin Dağr ayrıca, Hadi liderliğindeki Genel Halk Kongresi Partisinin de ileri gelen isimlerinden birisi ve güney illerinde ağırlığı olan bir figür. Bu durum ise, GGK'nın güneydeki Genel Halk Kongresi taraftarlarını kazanma şansını düşürüyor.Başsavcı olarak atanan Ahmed Salih el-Musavi de, Bin Dağr gibi Hadi'ye bağlı olan kadrolardan birisi.Gözlemcilere göre, GGK, Musavi'nin atanmasının, ülkenin geçici başkenti Aden'de 2016 ve 2018 yılları arasında yaşanan siyasi suikastlar dosyasının açılmasına zemin hazırlayacağından endişe duyuyor.Bu suikastlarda, camilerdeki vaiz ve imamların yanı sıra hükümet yanlısı halk direnişinin düzinelerce lideri, ordu ve güvenlik görevlileri hedef alınmıştı. Suikastların arkasında ise BAE destekli GGK'nın olduğu öne sürülmüştü. Yemenliler GKK'ya ve Suudi Arabistan'a tepkiliGGK'nın gerginliği arttırması tepkilere yol açarken, bazı taraflar ise Riyad Anlaşmasının askeri maddelerinin uygulanmasındaki başarısızlıktan Suudi Arabistan'ı sorumlu tutuyor.Yemen Enformasyon Bakanı Danışmanı Muhtar er-Rahbi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, GGK'nın Cumhurbaşkanı Hadi'nin son dönemdeki kararlarını reddederek ve kararlar hakkında kendilerine danışılmasını isteyerek, Hadi'nin anayasada öngörülen yetkilerine itiraz etmeye çalıştığını söyledi. 'GGK meşruiyet kazandıktan ve hükümete dahil olduktan sonra, Hadi'nin yetkilerine itiraz etmeyi sabırsızlıkla bekledi.' diyen Rahbi, GGK'nın itirazlarının hükümetin görevini tam olarak yapmasını reddetmek anlamına geldiğine ve anlaşmayı çıkmaza götürdüğüne işaret etti.Nobel ödüllü Yemenli aktivist Tevekkül Kerman da Facebook hesabından yaptığı açıklamada, 'Cumhurbaşkanının kararlarının sahada uygulanmasına engel olma sözü tek bir şey ifade ediyor; Riyad Anlaşmasının askeri ve güvenlik maddeleri uygulanmadı.' değerlendirmesinde bulundu.Kerman, Yemen'de bir çözüm yolu olarak Suudi Arabistan'ın ülkeden çıkarılması çağrısında bulundu.Kına Limanı yeni bir krize kapı araladıGGK ile hükümet arasındaki kriz Hadi'nin kararlarına itiraz ile de sınırlı kalmadı. Şebve ilindeki Kına petrol ve ticaret limanı da GGK ile hükümet arasında yeni bir krize kapı araladı.Şebve Valisi Muhammed Salih bin Adyu, 10 Ocak'ta 17 bin ton dizel taşıyan ilk yakıt gemisinin Kına Limanında demirlendiğini açıklamıştı.Bir güvenlik kaynağı ise, AA muhabirine yaptığı açıklamada, BAE'nin Kına Limanına ilk akaryakıt gemisinin yanaşmasını engellemeye çalıştığını ifade etti.BAE'nin gemiye limana giriş izni verilmemesi için hükümetteki GGK yanlısı Ulaştırma Bakanı Abdusselam Hamid'e baskı yaptığını aktaran kaynak, Cumhurbaşkanı Hadi'nin konuya müdahil olarak ruhsat verilmesini sağladığını söyledi.Yemen basınında ise, hükümetteki GGK'ya bağlı 5 bakanın limanın açılışını protesto etmeyi sürdürdüğü haberleri yer aldı. Yemen resmi haber ajansına göre ise, Hadi, hükümete limandaki prosedürlerin kolaylaştırılması için gerekli adımları atma talimatı verdi.Yemenli yetkililer BAE'yi, Aden ve Hadramevt limanlarını kontrol etmekle ve hükümetin bu limanları işletmesine izin vermemekle suçlarken, Abu Dabi bu suçlamaları kabul etmiyor.
Kremlin, Ülkedeki Bazı Muhaliflerin Gözaltına Alınmasını Savundu
MOSKOVA (AA) - Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, tutuklu Rus muhalif Aleksey Navalnıy’ın serbest bırakılması için geçen hafta ülkede yapılan protestolar sonrası bazı muhaliflerin gözaltına alınmasının 'yasalar gereği' olduğunu söyledi.Peskov, tutuklu Navalnıy’ın serbest bırakılması için 23 Ocak'ta yapılan gösterilerin ardından bazı muhaliflerin gözaltına alınmasına ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulundu.Rusya'da yapılan gösteriler öncesi endişelerini dile getirdiklerine dikkati çeken Peskov, bazı muhaliflerin gözaltına alınmasının 'yasalar gereği' olduğunu savundu.Peskov, 'Kolluk kuvvetleri, kendi görevini bugün yerine getiriyor. Rusya’nın yasaları birçok kez ihlal edildi. Kolluk kuvvetleri, bu yönde çalışıyor. Burada Kremlin’in ne düşündüğü değil, polisin hukuk ve düzenin sağlanması için gerek gördüğü eylemler önemlidir.' ifadelerini kullandı.Rus polisi, dün, tutuklu muhalif Aleksey Navalnıy’ın başkent Moskova'daki daireleri ve kurduğu Yolsuzlukla Mücadele Vakfının ofisinde 'sıhhi ve epidemiyolojik kuralların ihlal edildiği' gerekçesiyle arama yapmıştı.Navalnıy'ın kardeşi Oleg Navalnıy, avukatı Lubov Sobol ve şahsi doktoru olan ve Doktorlar Birliği Sendika Yöneticisi Anastasiya Vasilyeva'nın polis tarafından gözaltına alındığı öğrenilmişti.
TSK Personel Kanunu Teklifi Kabul Edildi
TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda, Milli Savunma Bakanlığı kadrolarında görevli personelin tecrübelerinden daha uzun süreli ve etkin şekilde yararlanılması, özlük haklarının iyileştirilmesi gibi düzenlemeleri içeren TSK Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edildi.
Reklam
Kktc'de Yakalanan Fetö'nün Firari "Mahrem İmamı" Türkiye'ye Getirildi
ANKARA (AA) - MİT, İçişleri Bakanlığı, KOM Daire Başkanlığı ve KKTC polisinin koordinasyonuyla KKTC'de yakalanan FETÖ'nün 'mahrem imamı' Ahmet Yiğit'in Türkiye'ye getirildiği bildirildi.Emniyet Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, KKTC'de, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine faaliyet gösteren terör ve organize suç örgütü mensuplarının tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışmalar neticesinde, MİT, İçişleri Bakanlığı Müşavirliği, KOM Daire Başkanlığı, KKTC Polis Genel Müdürlüğü ve Lefkoşa Büyükelçiliği koordinesinde operasyon düzenlendi.Operasyonda, terör örgütü FETÖ üyesi Ahmet Yiğit, KKTC'de yakalandı.Hakkında Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliğince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilmiş arama kararı olduğu belirlenen şüphelinin, Hatay Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ soruşturmaları kapsamında da firari olduğu öğrenildi.Öte yandan, Ahmet Yiğit'in emniyetteki mahrem yapılanma içerisinde sözde yönetici olduğu, Hatay'da görev yapan örgüt üyesi polis memurlarından sorumlu FETÖ abisi olduğu, ByLock kullandığı ve pasaportunda şerh kaydının olduğu tespit edildi.KKTC Girne Limanı'ndan hareket eden yolcu gemisiyle saat 02.45'te Mersin Taşucu Limanı'na getirilen Yiğit, Silifke Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliğince gözaltına alındı.
Bodrum'da Tekneden Denize Düşen İki Kişi Kurtarıldı
MUĞLA (AA) - Muğla'nın Bodrum ilçesinde, limanda demirli tekneden denize düşen iki kişi kurtarıldı.Kumbahçe İskelesi'nde demirli tekneden inmeye çalışan Hasan Emek ve Necip Uygun, merdiven halatının kopması sonucu dengelerini kaybederek denize düştü.Boğulma tehlikesi geçiren iki kişi, teknedekiler ve sahilde çekim yapan dizi setindeki görevlilerce kurtarıldı.Genel sağlık durumları iyi olduğu belirtilen Emek ve Uygun, 112 Acil Servis ekibince Bodrum Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.Polis ekibi bölgede inceleme yaparak tekne çalışanlarının ifadesine başvurdu.Öte yandan, kişilerin düşme anı ve kurtarılıp hastaneye götürülmeleri, çevredeki güvenlik kameralarınca da kaydedildi.
Reklam
İran Uranyum Zenginleştirme Faaliyetini Hızlandırıyor
ANKARA (AA) - İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, uranyumu daha hızlı zenginleştirmeye imkan tanıyan 1000 adet gelişmiş santrifüj makinesini 3 aydan kısa süre içinde kuracaklarını açıkladı. İran devlet televizyonuna göre, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın Fordo'daki uranyum zenginleştirme tesisini ziyaretinin sonrasında basına konuşan Kemalvendi, nükleer faaliyetler konusunda önceki yıllarla 'kıyaslanamaz' şekilde ilerleme kaydettiklerini söyledi. Uranyum zenginleştirme tesislerine uranyumu daha hızlı zenginleştirmeye imkan tanıyan gelişmiş santrifüjler kuracaklarını açıklayan Kemalvendi, '3 aydan önce IR-2m santrifüj makinelerini yerleştirmiş olacağız. Bu makineleri aynı zamanda hem üretiyor hem de kuruyoruz.' dedi. Kemalvendi ayrıca, nükleer anlaşmada İran'a en fazla 3,67 oranında uranyum zenginleştirme izni verilmesine rağmen şu ana kadar yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş 17 kilogram uranyum ürettiklerini belirtti. Mecliste çıkarılan nükleer yasa kapsamında 21 Şubat'a kadar yaptırımların kaldırılmaması halinde İran'ın Ek Protokol'den ayrılma kararının kesin olup olmadığının sorulması üzerine Kemalvendi, 'Yasayı tam olarak uyguluyoruz. Meclis ve hükümet bu konuda karar aldı. Bu hususta hazırlıklarımız var ve bu yasayı uygulayacağız.' dedi. Mecliste hükümetin itirazlarına rağmen çıkarılan nükleer yasa Muhafazakarların çoğunlukta olduğu İran Meclisi, nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin 27 Kasım 2020'de öldürülmesinden kısa süre sonra nükleer faaliyetleri hızlandırmayı hedefleyen 'Yaptırımların Kaldırılması ve İran Ulusunun Çıkarlarının Korunması için Stratejik Eylem Planı' yasasını çıkarmıştı.Hükümet, dış politikada ülkeyi zora sokacağı gerekçesiyle itiraz ettiği yasayı, Anayasayı Koruyucular Konseyinde (AKK) nihai onayı almasının ardından uygulamak zorunda kalmıştı. Yasa, İran Atom Enerjisi Kurumunun uranyumu en az yüzde 20 zenginleştirmeye başlamasını ve düşük düzeyli zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırmasını zorunlu kılıyor. Yasa ayrıca, nükleer anlaşmanın taraflarının 21 Şubat'ta kadar Tahran'ın bankacılık ilişkilerini ve petrol ihracatını normale döndürecek adımlar atmaması halinde, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) kapsamında 2016'dan bu yana gönüllü olarak uyguladığı Ek Protokol'den ayrılmasını zorunlu kılıyor. Tahran yönetimi, Ek Protokol uyarınca, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerini istedikleri anda aniden denetlemelerine izin vermişti. İran'ın Ek Protokol'den ayrılması, UAEA müfettişlerinin denetimlerinin sınırlandırılacağı anlamına geliyor.
Kayıp Doku Soruşturmasına Ait Bilgileri Paylaştığı İddia Edilen Polisin Yargılanmasına Başlandı
TUNCELİ (AA) - Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan 21 yaşındaki Gülistan Doku'ya ilişkin soruşturmaya ait bazı kişisel bilgileri hukuka aykırı ele geçirip yaydığı iddia edilen polis memuru E.Y'nin yargılanmasına başlandı.Tunceli 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuksuz sanık E.Y. katılmadı. Kayıp Doku'nun babası Halit, ablası Aygül Doku ve ailenin avukatı Ali Çimen duruşmada hazır bulundu.Salona yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında basın mensupları ve katılımcılar alınmadı.Mahkeme, sanık E.Y'nin duruşmaya katılmadığını hatırlatarak, savunmasının alınabilmesi amacıyla duruşmayı erteledi.Ailenin avukatı Ali Çimen, duruşma çıkışı gazetecilere yaptığı açıklamada, kayıp Gülistan Doku'ya ilişkin soruşturmanın Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürüldüğünü söyledi.Doku'nun 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olduğunu hatırlatan Çimen, 'Bu soruşturma dosyasının faillerinden E.Y, Twitter üzerinden müvekkil Gülistan Doku'nun intihara meyilli biri olduğunu göstermek için bazı evrak paylaştı. Bu evrak, o aşamada soruşturma dosyamızın içinde yoktu. Bu evrakı kamu görevlisi sıfatıyla ele geçirmişti. Söz konusu dönem Tunceli Asayiş Şube Müdürlüğünde görev alıyordu. O konuya ilişkin bir yargılama bugün yapıldı.' diye konuştu.Sanığın ifadesi talimatla alınacakÇimen, sanık E.Y'nin duruşmaya katılmadığını belirterek, 'Aslında kendisi burada direkt hazır edilseydi bizim de ona karşı sorularımız olacaktı. Çapraz sorgusunu yapma imkanımız olacaktı ama olmadı. Talimat üzerine ifadesini verecek ve o talimat cevabı geldikten sonra artık dosyamızda karara çıkacaktır.' ifadelerini kullandı.Abla Aygül Doku da kayıp kardeşinin bulunması için ailesi ve kendisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.Bu görüşme sonrası kayıp kardeşinin bulunması için umutlarının yeniden yeşerdiğini dile getiren Doku, 'Ailemin umutları çok büyük. Biz bugüne kadar çok yetkiliyle görüştük ama ailemin bu sefer çok farklı bir şekilde umutlu olduğunu görüyorum. 'Cumhurbaşkanımız kızımızı bulacak, bize bugünleri yaşatanlar yargı ve adalet önünde hesap verecekler' diye sımsıkı umuda sarılmışlar.' şeklinde konuştu.İddianamedenTunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede Gülistan Doku soruşturmasına ait bazı kişisel bilgileri hukuka aykırı ele geçirip yaydığı iddia edilen polis memuru E.Y'nin 'görevini kötüye kullanarak kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme' ve 'görevini kötüye kullanarak kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına verme' suçlarından 4,5 yıldan 10,5 yıla kadar hapsi isteniyor.OlayTunceli'de üniversitede okuyan kızları Gülistan Doku'dan 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak'ta emniyete kayıp başvurusunda bulunmuştu.Genç kızın arkadaşlarıyla görüşen ve cep telefonu sinyallerini izleyen ekipler, arama çalışması başlatmıştı. Baraj gölünde arama yapan ekiplerce 187 gün su altı ve üstünde sürdürülen çalışmalardan sonuç alınamaması üzerine aramalara son verilmişti.Ailenin, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüşmesinin ardından Uzunçayır Baraj Gölü'nün kısmen boşaltılmasına karar verilerek su altı arama çalışmalarına 6 Ağustos'ta 17 ekiple yeniden başlanmış ve 13 gün süren yoğun çalışmalardan da sonuç alınamaması üzerine aramalar 18 Ağustos'ta tamamlanmıştı.Gülistan Doku'nun bulunması için 15 Ekim'de yeniden başlatılan arama çalışmaları ise tüm çabalara rağmen genç kıza ulaşılamaması üzerine bir süre önce tamamlanmıştı.
Afyonkarahisar'da Uyuşturucu Operasyonu: 5 Gözaltı
AFYONKARAHİSAR (AA) - Afyonkarahisar'da düzenlenen uyuşturucu operasyonunda 5 zanlı gözaltına alındı.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, kentte sokakta uyuşturucu madde satışı yapan kişilerin yakalanmasına yönelik çalışma başlattı.Teknik ve fiziki takibin ardından ekipler, tespit edilen şüphelilerin adreslerine baskın düzenledi.Operasyonda adreslerde ve şüphelilerin araçlarında yapılan aramada, yeşil reçeteyle satışı yapılan 439 hap, 103 gram kenevir tohumu, 2 ruhsatsız pompalı tüfek ve suçtan elde edildiği değerlendirilen 3 bin 795 lira para ele geçirildi.Ekipler, H.E, O.E, M.K, K.K. ile B.S'yi 'uyuşturucu madde kullanmak' ve 'uyuşturucu madde ticareti yapmak' suçlarından gözaltına aldı.Öte yandan, B.S'nin 7 ayrı suçtan hakkında arama kararları olduğu belirtildi.
Reklam
BOTAŞ Personel Alımı Başvuruları Sona Eriyor: Son Gün Ne Zaman? BOTAŞ Personel Alım Başvuru Şartları Neler?
Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. Genel Müdürlüğü (BOTAŞ)   268  personel alımı yapacağınuı duyurmuştu. BOTAŞ'ın İŞKUR üzerinden yaptığı personel alımı başvuruları için başvurular yarın sona eriyor. Peki BOTAŞ personel alım başvurusu nasıl yapılır, şartları nelerdir? Merak edilenler için haberimize göz atamk yeterli... İşte detaylar...
Kilis'te Karbonmonoksit Gazından Zehirlenen Çift Hayatını Kaybetti
KİLİS (AA) - Kilis'te sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenen çift hayatını kaybetti.Deveciler Mahallesi Yağcılar Sokak'ta ikamet eden Fethi (74) ve Fatime Özden'e (55) ulaşamayan yakınları çiftin evine gitti.Eve giren ve çiftin odada hareketsiz yattığını gören yakınları durumu sağlık ve polis ekiplerini bildirdi.Olay yerine gelen 112 Acil Servis ekipleri çiftin sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenerek hayatını kaybettiğini tespit etti.
Reklam
Kastamonu'da Kar Yağışı Nedeniyle 7 Köy Yolu Ulaşıma Kapandı
KASTAMONU (AA) - Kastamonu'nun Tosya ilçesinde kar yağışı nedeniyle 7 köy yolunda ulaşım sağlanamıyor.Kastamonu'da gece saatlerinden itibaren etkili olan kar, kent merkezini beyaza bürüdü. Kar, merkezde sabah etkisini yitirdi.Ilgaz Dağı'nda kar yağışı nedeniyle ekipler, sürücüleri dikkatli ve tedbirleri olmaları konusunda uyardı.İl Özel İdaresi yetkililerinden alınan bilgiye göre, kar yağışı özellikle yüksek rakımlı köylerde ulaşımda aksamaya neden oldu. Tosya ilçesinde 7 köy yolu kar nedeniyle ulaşıma kapandı. Ekipler, kapalı yolların açılması için çalışma yürütüyor.
Prematüre Doğan Kişilerde, "Kronik Hastalık Kaynaklı Ölüm Riski" Daha Yüksek
ANKARA (AA) - Yapılan bir araştırmada, erken doğan kişilerde kalp hastalığının, kronik akciğer hastalığının ve şeker hastalığı kaynaklı ölüm riskinin iki kat daha fazla olduğu tespit edildi.Science Norway'in haberine göre, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesinden (NTNU) bilim insanları, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Danimarka’dan 6,3 milyon kişiyi kapsayan bir çalışma yürüttü.Araştırmaya göre, 50 yaşın altındaki kişilerin kronik hastalıklara bağlı ölüm riskinin 1000 kişide 2 olduğu gözlemlenirken, gebeliğin 37. haftasından önce doğan (prematüre) kişilerde bu oranın yüzde 40 fazla olduğu ortaya çıktı.Çalışmada, prematüre kişilerin kalp, akciğer ve şeker hastalığından yaşamını yitirme riskinin 2 kat daha fazla olduğu da tespit edildi.Araştırmanın lideri Profesör Kari Risnes, 'Prematüre doğan kişilerin çocukluk ve gençlik döneminde ölüm riskinin daha yüksek olduğunu zaten biliyorduk. Bu araştırmayla erken doğanların 50 yaş öncesinde kronik hastalıklardan ölüm riskinin daha fazla olduğunu gösterdik.' dedi.Risnes, doktorların tedavi ettiği hastalarının prematüre doğup doğmadığını dikkate alması gerektiğini kaydetti.
Reklam
Analiz - Avusturya'daki Türk Diasporasını Bekleyen İki Tehlike
İSTANBUL (AA) -KAZIM KESKİN- Türk diasporasının Avusturya’daki tarihi, resmi olarak 15 Mayıs 1964 yılında imzalanmış olan Türkiye Avusturya İşgücü Anlaşması ile başlar. Bu tarihten önce işçi statüsünün dışındaki sosyal gruplardan gelenlerin de dahil olduğu bir grup insanın bu ülkeye yerleşmiş olduğu biliniyor. Fakat gerek bu ülkeye yönelik göçün artması ve gerekse resmi kanallar eliyle bu göçe bir düzen verilmesiyle, 1964 tarihi Avusturya’daki Türk diasporası için bir milat olma özelliği taşır. Her ne kadar ilk göç edenlerin büyük çoğunluğu işçi kesiminden olsa da, zaman içerisinde bu işçilerin bazılarının ailelerini de Avusturya’ya getirmeleri, yeni nesillerin bu ülkede dünyaya gelmesi ve öğrenci, iş insanı ve benzeri kesimlerden de buraya gelenlerin artmasıyla Avusturya’daki Türk diasporası sosyolojik açıdan bir değişim geçirmiş oldu. Söz konusu değişime ve Türk diasporasının Avusturya’ya dair kısıtlı perspektifinin farklı bir boyuta taşınmasının da yardımıyla, diasporanın sosyo-politik yaşamında da gözle görünür değişimler meydana geldi.Türkiye bağlamında, en temel anlamda Türkiye yanlıları ile Türkiye karşıtları şeklindeki politik tutumlar, yakın zamanlara kadar —bazı istisnai durumlar dışında— Avusturya iç ve dış siyasetiyle çok yakından bağlantılı olarak görülmemişti. Türkiye’nin dünya siyasetinde elde ettiği ağırlığın görece arttığı son dönemlerde ise gerek Türkiye içinde ve gerekse Türkiye dışında söz konusu etkinliğe bir ket vurma çabası gözlerden kaçırılamayacak netlikte. Her daim Türkiye ile bağlarını sürdürme başarısını göstermiş olan Avusturya’daki Türk diasporasının söz konusu düşmanca çabalardan etkilenmesi de kaçınılmaz hale geldi. Öncelikli olarak Türkiye, dolaylı olarak da Avusturya’daki Türk diasporası karşıtı bu tutumun sinsice ve albenisi yüksek bir argüman kılıfı içinde kamuoyuna getiriliyor olması, bu durumu ciddiye almayı gerektiriyor. İşaret edilen söz konusu tehlike, başta PKK olmak üzere bilumum Türkiye karşıtı terör örgütleri sempatizanlarının kendilerini meşru, Türkiye ve Türkiye yanlılarını ise gayrimeşru gösterme çabasıdır. Bu noktada, bu ülkedeki PKK destekçisi çevrelerin öncülük ettiği propaganda çalışmaları epey dikkat çekiyor.Avusturya’daki terör yandaşlarının başta Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) ve Yeşiller Partisi destekçileri aracılığıyla kamuoyunda oluşturmaya çalıştıkları algı, Avusturya’daki AK Parti, MHP ve BBP sempatizanlarının eylemlerini yasadışı hale getirmek yoluyla “demokrasi düşmanı” addedilmeleridir. 50 yılı aşkın bir süredir terör ve şiddet yoluyla emellerine ulaşmaya çalışan bir örgütün Avrupa Birliği’nin (AB) terör örgütleri listesinden çıkarılması pişkinliğini dahi savunabilen sempatizanları, demokratik bir toplumda meşruiyet çizgisinin belirlendiği ana kıstas olan “demokratik olma” çizgisini çekme hakkını da kendilerinde görerek, Türkiye Cumhuriyeti devleti hükümetini oluşturan Cumhur İttifakı’na dahil üç partinin Avusturya’daki sempatizanlarını kamuoyunda “tartışma dışı” bırakmaya çalışmaktalar.Özellikle geçtiğimiz yaz aylarında Viyana’nın Favoriten semtinde yaşanan olaylarda da gözlemlediğimiz üzere, söz konusu tutum maalesef Avusturya hükümetinde de bir karşılık buldu. Gerek seçime avantajlı girmek gibi pragmatik gerekse Türkiye’ye karşı oluşturulan husumet cephesinde gönüllü olarak yer almak gibi pratik amaçlar kovalayan Avusturya hükümeti, PKK sempatizanlarına ve onların yandaşlarına, Viyana sokaklarında günlerce terör örgütü sembolleriyle gösteri yapma olanağı tanıdı. Gösteriler esnasında PKK yandaşlarını protesto eden Türkiye kökenli AK Parti, MHP ve BBP destekçisi gençler, Avusturya’daki PKK yandaşları tarafından yapılan ısrarlı propaganda faaliyetleri sayesinde, Avusturya’da var olmayan bir örgüt olan “Bozkurtlar” ile ilişkilendirilmiş ve böylelikle hem tezleri hem de bizatihi varlıkları kamuoyu önünde gözden düşürülmeye çalışılmıştı. PKK yandaşlarının Avusturya kamuoyundaki desteklerini artırmak için başvurdukları bu oyunu perçinleyen bir diğer unsur ise taraflar arasındaki esas ayrımın terör yandaşlığı ve karşıtlığı olmayıp, demokratlar ve demokrasi karşıtları arasında olduğu savının ileri sürülmesidir. Dikkat edilmesi gereken nokta, PKK yandaşları tarafından Favoriten olaylarıyla da bağlantılı olarak manipülatif bir şekilde gündeme getirilen ve kendilerinin demokrasi cephesinde yer aldıkları, karşıtlarının ise demokrasiyi içlerine sindirememiş kesimler olduğu savının, Avusturya’da sadece Türk düşmanı aşırı sağcılarda bir karşılığı olduğu yanılgısına kapılmamak gerektiğidir. Uzun bir süredir kendisine Batı ittifakı içinde, eşit göz hizasında bir yer edinmeye çalışan Türkiye’den rahatsız olan Avusturya hükümetinin de yönlendirmesiyle hareket ettiği açık olan ülke medyasının önemli bir bölümü, Avusturya halkını maalesef Türkiye yanlısı her şeye karşı mesafeli hale getirmeyi başarmıştır. Bu noktada zikredilen olaylarda da konu, PKK sempatizanlarının ve Avusturya siyasetindeki uzantılarının arzu ettiği gibi, hem Avusturya’daki Türk diasporasının hem de Türkiye’nin aleyhine bir algıya zemin hazırlamış olmasının yanı sıra, Avusturya hükümetinin de ateşe körükle gitmesiyle iki ülke ilişkilerini de zedeleyecek boyuta ulaşmıştır.Avusturya’daki Türk diasporasının her ferdine düşen iş, terör örgütleri ile teröristler arasında herhangi bir ayrım yapılmasının hem ahlaki anlamda hem de teknik anlamda kabul edilemez olduğunun her fırsatta dile getirilmesidir. Bu bağlamda, özellikle DEAŞ ile PKK terörü arasında, ideolojik farklılık dışında çok önemli bir ayrımın olmadığı, DEAŞ’ın son beş senede yaptığı katliamların çok daha hunharcasının PKK tarafından 50 yıl boyunca yapıldığı da hatırlatılmalı. Aynı şekilde, nasıl DEAŞ terör örgütü sempatizanlarına propaganda faaliyetleri için (sosyal medya dahil) en ufak bir alan dahi bırakılmıyorsa, PKK ve benzeri terör örgütlerinin sempatizanlarına karşı da aynı tavrın gösterilmesinin, tutarlılık gereği zorunlu olduğu ısrarla dile getirilmeli.Avusturya Türkleri arasında anlamsız polemikGeçtiğimiz Ekim ayında Viyana eyalet seçimleri kapsamında gerçekleşen tartışmalarda da gözlemlediğimiz gibi, Avusturya Türkleri arasındaki suni ve gereksiz tartışmalar, Avusturya Türklerine ve dolaylı olarak da Türkiye’ye (terör örgütü sempatizanlarından sonra) en fazla zarar veren etken oldu. Bu ülkede yaşayan (gerek Avusturya vatandaşı gerekse Türkiye vatandaşı) Türkiye’ye gönülden bağlı birçok insanın, Türkiye’ye ve dolayısıyla kendilerine faydalı olma meselesini maalesef çok iyi anlamadıklarını gözlemlemekteyiz. İnsanlarımızın ve onların bin bir zahmet ve emekle vücuda getirdikleri oluşumlarının temsilcilerinin, “bel altı” hamlelerle ve hatta iftiralarla muarızlarını karalama yoluna giderek, esas düşman olan PKK, FETÖ, DHKP-C ve benzeri terör örgütleri yandaşlarına karşı göstermedikleri tepkiyi birbirlerine karşı göstermeleri ne isabetli ne de hakkaniyetlidir. Doğru hareket tarzı, iyilik yolunda birbirine çelme takmak değil, bu yolda rekabet etmektir. İlk neslin zihninde ağırlıklı olarak yer bulan “Türkiye’nin menfaatini ıskalamadan kendi menfaatini sağlama” düşüncesi, şimdilerde yerini “kendi menfaatini ıskalamadan Türkiye’nin menfaatini sağlama” düşüncesine bırakmış görünüyor. Söz konusu değişimin farkında olarak hareket ettiğini gözlemlediğimiz kişi, grup ve çevrelerin birbirlerine karşı yaptıkları muhalefetin derecesinin iyi ayarlanamaması, açıktır ki Türklerin Avusturya’da on yıllardır süren zayıf konumlarını düzeltmelerine olanak sağlamayacak. Söz konusu yaklaşımın zararlarını, Avusturya İslam Yasası’nın Avusturya Müslümanlarına dayatılması sürecinde çok iyi gözlemlemedik mi? En temel meselelerde dahi bir araya gelinemezse, üzerinde operasyon yapılabilen zayıf bir toplumsal yapı olacağımız gerçeğinin, daha bir 60 yıl bizimle birlikte var olacağı yeterince açık değil mi?Türkiye’nin menfaatine hareket etme düşüncesi, terör örgütleri yandaşları hariç herkesin gönlünde yatan temel bir perspektiftir. Bu perspektifi herkes kendi üslubunca, kendi imkanları ve anlayışı doğrultusunda, ama birbirini karalamayacak şekilde uygulamaya geçirmeli. Zaten toplumsal alanda yapılacak o kadar iş var ki hemen her yapıya yetecek kadar “sorunlu”, “düzeltilmesi gereken” alanların bulunabilir; oluşumların kendilerini/hizmetlerini “gösterebileceği” çok sayıda mesele de el atılmayı bekliyor.Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir başka önemli husus, Avusturya’da yaşayanlar olarak, öncelikli meselelerimizden birinin, siyasal tartışmanın merkezinin kesinlikle Avusturya ve Avusturya’ya dair meseleler olması düşüncesinin kabul edilmesi gerektiğidir. Seçim dönemlerinde sıklıkla gözlemlediğimiz üzere, aşırı sağcı ve aşırı solcu çevrelerin ideolojik nedenlerle ve oy kazanma kaygısıyla, diğer siyasal çevrelerin ise sadece oy kazanma kaygısıyla Türkiye’yi ana gündem maddesi yapma girişimleri, bizim için düşündürücü bir işaret olmalı. Söz konusu tutum, Avusturya Türkleri olarak bizi bu ülkede kendi haklarımız için mücadele etme perspektifinden uzaklaştırdığı gibi, gücümüzü artıramadığımız için, dolaylı olarak da olsa Türkiye’ye de faydalı olmamızı engelliyor. Bu tuzağa düşmemiz bir yandan Avusturya’daki Türkiye karşıtı çevrelerin bizi sıkıştırmak istedikleri köşeye iterken diğer yandan da kendi içimizde suni tartışmalarla enerjimizi israf etmemize yol açıyor.Son olarak ifade etmek gerekir ki yukarıdaki tehlikeleri çözsek dahi, yeni tehlikelerin/sınamaların Türk diasporasını beklediğini, Avusturya’da yüzyıllarca yaşamış Yahudilerin tarihinden net bir şekilde anlayabiliriz.[Avusturya ve Almanya iç siyaseti alanında uzmanlaşan Kazım Keskin halen Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmasına devam etmektedir]
Kastamonu'da Kovid-19 Tedbirlerine Uymayan 98 Kişiye Para Cezası Uygulandı
KASTAMONU (AA) - Kastamonu'da bir haftada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirlerine uymayan 98 kişiye para cezası verildi.Valilikten yapılan yazılı açıklamada, 21-27 Ocak'taki denetimlerde, maske takmayan 23, sosyal mesafe kuralına uymayan 2, sigara yasağına riayet etmeyen 21 ve sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal eden 52 kişiye toplam 143 bin 763 lira idari ceza uygulandığı bildirildi.Açıklamada, karantina ve izolasyon tedbirlerine uymayanlar için Valilikçe belirlenen yurtlarda kalan kişi bulunmadığı kaydedildi.
Gaziantep'te Tabancayla Vurulan Kadın Hayatını Kaybetti
GAZİANTEP (AA) - Gaziantep'te tabancayla vurulan kadın, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.Eşinden ayrılıp bir süre önce merkez Şehitkamil ilçesi Selahattin Eyyübi Mahallesi Maaşkuyu Caddesi'ndeki babaevine gelen F.D. (26), evde tabancayla vuruldu.112 Acil Servis ekiplerince özel bir hastaneye kaldırılan kadın, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.F.D'nin babasının da aralarında olduğu 5 şüpheli gözaltına alındı.Kadının cenazesi, Adli Tıp Kurumundaki işlemlerinin ardından ailesine teslim edildi.Polis ekipleri olayın nasıl meydana geldiğiyle ilgili araştırmasını sürdürüyor.
Almanya'da Kassel Valisi'ni Öldüren Neonazi'ye Ömür Boyu Hapis Cezası
BERLİN (AA) - Almanya'da Kassel Valisi Walter Lübcke'yi öldürmek suçundan yargılanan aşırı sağcı Stephen Ernst, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesi, 2 Haziran 2019'da Vali Lübcke'nin öldürmesine ilişkin davada kararını açıkladı.Mahkeme Neonazi Stephan Ernst'e, Lübcke'nin öldürmesi suçundan ömür boyu hapis cezası verdi. Ernst'e yardım ve yataklık yaptığı iddiasıyla yargılanan Markus H. ise sadece silah yasasına aykırı davranmak suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası aldı.Mahkeme, Markus H'nin şartlı tahliyesine karar verdi.Lübcke 2019'da öldürülmüştüKassel Valisi Walter Lübcke, 2015'te mültecilerin Almanya'ya gelmelerini eleştirenlere karşı, 'Bu değerleri paylaşmayan istediği zaman bu ülkeyi terk edebilir. Her Alman bunu yapmakta serbesttir.' ifadelerini kullanmış ve bu açıklaması aşırı sağcı çevrelerce büyük tepki çekmişti.Vali Lübcke, 2 Haziran 2019'da evinin bahçesinde Neonazi Stephan Ernst tarafından başına tek kurşun sıkılarak öldürülmüştü.Irkçı katil Stephen Ernst'in daha önce de Frankfurt’ta Türk din görevlisini bıçaklamak, mülteci yurduna bombalı saldırıda bulunmak, 1 Mayıs’ta sendikacılara sopalarla saldırmak ve Iraklı bir mülteciyi bıçakla ağır yaralamak gibi suçlardan sabıkası bulunuyordu.
Reklam