Kaybolmaya Yüz Tutan İlahiler Balkanlardaki Türk Kültürüne Işık Tutuyor
İSTANBUL (AA) - AHMET ESAD ŞANİ - 'Evlad-ı Fatihan'dan Kadim Sesler -Balkan İlahileri- 2' adlı çalışma, Balkanlardaki Türk kültürüne ilişkin yazılı, görsel ve sesli kayıtları bir arada sunuyor.Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla hazırlanan ve Türkiye Yazarlar Birliğince (TYB), Türk müziği alanında ödüle değer görülen çalışma kapsamında, Balkanlarda yaşanmakta olan Osmanlı kültürüne dair araştırma notlarının yanında görseller, nota ve müzikal bilgileri de yer alıyor.Editörlüğünü, İstanbul Üniversitesi (İÜ) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, sanatçı ve akademisyen Ubeydullah Sezikli'nin üstlendiği, Trakya Üniversitesi (TÜ) İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abbas Jahja ile kültür araştırmacısı yazar Mikail Türker Bal'ın birlikte kaleme aldığı kitapla birlikte ayrıca Arnavutça, Boşnakça ve Türkçe eserlerden oluşan bir albüm hazırlandı.İÜ Dini Musiki Uygulama ve Araştırma Merkezinde müdürlük görevinin yanı sıra 'dini musiki' dersleri de veren Doç. Dr. Sezikli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Balkan İlahileri 2 albümüyle beraber 33 albüm çıkardığını dile getirdi.Sezikli, alandan derlenen eserlerle, farklı konu ve konseptlerde yaptıkları albüm çalışmaları da olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:'Türklerin hakim olduğu coğrafyalarda ve Anadolu'da, kaybolmaya yüz tutan ilahiler var. Bu ilahileri acil olarak derlemek, kaydetmek gerekiyor. Biz bunların hem sesli hem görüntülü kayıtlarını alıyoruz. Daha sonra bunları notaya alıyor, güftelerini divanlardan tashih ediyoruz. Bu tashihler neticesinde eserlerin notasını neşrediyoruz. İçerisinden seçtiğimiz eserleri de bir albüm olarak genelde her kitabın sonuna koyuyoruz.'Balkanlarla ilgili beşinci albümü yaptıklarının altını çizen Sezikli, 'Derlediğimiz bu ilahiler çok önemli. Bir müzik ve kültür antropologu gibi çalışıyoruz. Tarihin imbiğinden süzdüğümüz irfan geleneğini gelecek nesillere aktarıyoruz. Alana gittiğinizde, oradan kimlerin geçtiğini müzikten anlayabiliyorsunuz. Yani siz Balkanlarda bir ilahi derleyerek, 'Çok güzelmiş' demekle kalmıyorsunuz, aslında söylediğiniz şey şu, 'Ben burada bir hükümdarlık, bir medeniyet kurmuşum ve bunlar da aynı medeniyetin tezahürü ve izdüşümü.' diye konuştu.Ubeydullah Sezikli, Yunus Emre'nin onlarca şiirinin Arnavutça ve Boşnakça'nın da arasında bulunduğu dillere tercüme edildiğine dikkati çekerek, 'Bunları aynı bizim okuduğumuz gibi, ilahi ve Türk müziği formatında tekkelerde okuyorlar. Hem Yunus'un yazdığı gibi Türkçe, hem de Arnavutça veya Boşnakça okuyorlar.' dedi.'Balkanlardaki herkes bir Türkçe ilahi bilir'Medeniyetin gücünün musikide çok net ortaya çıktığını vurgulayan Sezikli, 'Ben size desem ki bir tane Arnavutça veya Boşnakça ilahi okuyun, bilmezsiniz ama oradaki hemen hemen herkes, Türkçe bilmediği halde Türkçe ilahi bilir, yani okur.' ifadelerini kullandı.Sezikli, bu eserlerin İstanbul'dan Anadolu'ya yayılan medeniyet ve kültürün izlerini taşıdığını ve bir tapu senedi gibi olduğunu aktararak, şunları kaydetti:'Yugoslavya zamanında, Balkanlarda yaşayan insanlar kendilerini hep azınlık gibi hissedip üzerlerindeki o baskıdan dolayı bu eserleri çok iyi muhafaza etmiş. Bu muhafaza, bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra biraz gevşemiş. Bu kadar yoğun popüler müziğin, popüler kültürün ve dijitalleşmenin yanında, onlara da hak vermek lazım. Fakat bunları sadece Balkanlar için derleniyor diye düşünmemek lazım. Bunları Orta Asya'da da Anadolu'da da yapmak lazım.'Derlemeleri yaparken zamana karşı yarıştıklarına vurgu yapan Sezikli, 'Mesela 80 yaşında bir amca size 70-80 ilahi okuyor. Bir dahaki gittiğinizde o amca olmuyor. Ne oldu? İlahilerle ya da bildiği eserlerle beraber gitti. Kültürel eserlerle, hafızasındaki o manilerle, şiirlerle gitti. Ama bunu kaydederseniz ki kaydetmek, bu asırda çok zor bir şey değil, o zaman sizin bir envanteriniz oluşuyor.' diye konuştu.Ubeydullah Sezikli, bu amaçla Çorum, Amasya ve Kütahya'daki ilahileri derlediklerini, Kastamonu, Konya ve Urfa'daki eserlerin de bölgedeki akademisyenler tarafından derlendiğini belirterek, şunları söyledi:'Kimin yaptığı hiç önemli değil, önemli olan değerlenmesi. Yüksek lisans yaparken Makedonya'dan gelen arkadaşımız, Trakya Üniversitesi'nden Abbas Yahya ile orada inanılmaz bir tasavvuf kültürünün olduğunu ve bu kültürün derlenmeye muhtaç olduğunu gördük. 10 senedir, hemen hemen her sene gittik, her gittiğimizde bir şeyler topladık.''İnsanlık bir gün bu irfan medeniyetine tekrar dönecek'Sezikli, bir yıl öce kurulan İÜ Dini Musiki Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne de değinerek, dini müzik alanında dünyadaki ilk resmi kuruluşlardan biri olan merkezde, İslam dinine ait müziklerin yanı sıra Batıdaki dini müzik, halk müziği ve bütün dini müzikler üzerine araştırmalar yapıldığını ifade etti.2014'te sundukları projeyle çalışmaların kurumsallaşmaya başladığını, sonrasında merkez bünyesinde derlemelerin sürdüğünü aktaran Sezikli, şu bilgileri verdi:'Bu yaptığımız şey ne işe yarar yani kim ilahi dinliyor ki? Her şeyin bir zamanı var. O zaman geldiğinde, elinizde bir materyal olması lazım. Bakın insanlık öyle bir yere doğru gidiyor ki hiçbir şeyden tat almıyor artık. Onun için hayatın bir anlamı yok. Bu yokluğun içerisinde, insanlık bir gün bu irfan medeniyetine tekrar dönecek, o zaman kuş gibi kalmasın ortada. Döndüğü zaman kendi köklerine ait bir şeylerle karşılaşsın. O yolu tekrar kat etmesin. Bizden iki nesil sonrakiler için düşündüğünüzde, bu inanın aynen böyle olacak. İnsanlık tekrar bu irfan medeniyetine dönmek zorunda kalacak. Çünkü bu dünyadaki yaratılış gayesinin asıl ne olduğu o zaman idrak edilecek ve bu ilahilerin tamamı sizin yaratılış sırlarınızı anlatan şeyler. Onun için ben onun adına diyorum ki ilahi değil 'sır', bildiğin 'sır küpü' yani. Yaşadıklarını anlatmışlar, hayali anlatmamışlar. Onun için derlemek, kaydetmek lazım.''TRT ve Diyanet TV için çocuk ilahileri hazırladık'Diyanet TV için 10 çocuk ilahisini klipleriyle birlikte yayına hazırladıklarını, 30'a yakın ilahiyi ise TRT Çocuk için yaptıklarını dile getiren Sezikli, 'Çocukları çok çocuklaştırırsanız da ortada bir şey kalmıyor. Yani Fuzuli'nin ilk şiirini yazdığı yaşa, Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşa bakıyorsun, çocuk diye diye yok ediyoruz biz çocukları. Yani bir çocuk Yunus'un bir şiirini rahatça ezberleyebilmeli. İçindeki bir kelimeyi bilmiyor diye ezberletmemezlik yapmayalım. Çünkü bu çocuk bu öğrendiği ilahiyle bir ömür yaşayacak. Öğrendiği Yunus'un bir ilahisi, ona hayatının sonuna kadar eşlik edecek. Bu eserlerde, çocukların coğrafyanın enstrümanlarının tınılarını duyması ve onlara aşina olmasını istediğimiz için geleneksel her tür müziği kullandık. Bölgelere, coğrafyalara göre eserleri besteleyip icra ediyoruz. O yönden çok eğlenceli eserler aynı zamanda.' dedi.'Yunus Emre'yi her zaman baş tacı ediyoruz'Sezikli, dini musiki konusunda önemli isimlerin en başında Yunus Emre'nin geldiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yunus Emre ilahilerini neden okuyoruz? Çünkü arı, duru bir Türkçe kullanıyor ve yaşadığını yazıyor. Aşkın özünü, bize bir şekilde çağlayan gibi, akan bir su gibi anlatıyor. Bir şiiri yazmanız önemli değil, o şiiri yaşayarak yazdıysanız, bir beste yapmanız önemli değil, o besteyi yaşayarak yaptıysanız, bu kalıcı oluyor. Yunus'un şiirlerinde böyle bir yaşanmışlık var hakikaten. Bu coğrafyaya mühür vurmuş birisi olduğu için Yunus Emre'yi dini musiki ve müzik adına her zaman baş tacı ediyoruz. Onlar Anadolu'yu, Balkanları, Orta Asya'yı irfan medeniyetiyle mayalayan isimlerin başında gelir.' şeklinde konuştu.TYB'nin 'Evlad-ı Fatihan'dan Kadim Sesler Balkan İlahileri 2' çalışmasına verdiği ödülün bir motivasyon kaynağı olduğunu ifade eden Sezikli, 'Tabii bu motivasyon insana güç veriyor. Bazen duraklıyorsunuz, mesela bizim Balkan aşkımız ödülden sonra daha da arttı.' açıklamasını yaptı.Sezikli ayrıca TİKA ile Macaristan, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya'ya giderek benzer çalışmalar yapmayı planladıklarını belirterek, oralardan derlenecek eserlerle bir külliyat ve arşiv oluşacağını, araştırma merkezinin desteğiyle Orta Asya'yı da ele almak istediklerini sözlerine ekledi.'Evlad-ı Fatihan'dan Kadim Sesler Balkan İlahileri 2' çalışması, Balkanlardaki Türk ve Osmanlı kültürüne dair bilgi ve görsellerin yanı sıra Türkçe, Arnavutça, Boşnakça ve Arapça ilahilerin nota ve güftelerini de bünyesinde barındırıyor.'Rumeli'ye hayat veren nağmeler', 'Balkanlar'da tarikatlar ve musiki ilişkisi', 'Balkanlarda kadim dini musiki geleneği' başlıkları altında Balkanlı sufi şairlerin ilahilerinden de örnekler vererek konuyu irdeleyen kitapla birlikte, derlenen Arnavutça, Boşnakça ve Türkçe İlahilere yer verilen albüm de yer alıyor.
Şanlıurfa'da Uyuşturucu Operasyonunda Yakalanan 3 Şüpheli Tutuklandı
ŞANLIURFA (AA) - Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde düzenlenen uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan 3 şüpheli tutuklandı.İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Aligör Mahallesi'nde durumundan şüphelenerek durdurduğu araçta yaptığı aramada, 650 gram eroin ele geçirdi.Araç içerisindeki İ.K. (38) ve İ.Y. (29) ile şüphelilere eroini temin eden M.A. gözaltına alındı.M.A'nın, 2017'de Tuzeken Mahallesi'ndeki arazide poşete sarılı vaziyette toprağa gömülü olarak ele geçirilen 2 kilo 17 gram uyuşturucu madde, 5 uzun namlulu silah şarjörü ve 37 merminin zanlısı olduğu belirlendi.Adliyeye sevk edilen 3 şüpheli çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
Siirt'te Polis Ekipleri 4 Yaşındaki Çocuğun Akülü Araç Talebini Yerine Getirdi
SİİRT (AA) - Siirt'te polis ekipleri 4 yaşındaki Mehmet Resul Açar'ın akülü araç isteğini yerine getirdi.Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri, ailesi aracılığıyla 155 Polis İmdat hattından akülü araç talebinde bulunan Açar'a olumlu yanıt verdi.Ekipler temin ettikleri akülü araçla Açar ailesinin yaşadığı evi ziyaret etti.Açar, polislerin hediye ettiği akülü araç nedeniyle büyük mutluluk yaşadı.Araca binen çocuk, polis ekiplerine teşekkür etti.
Denizli'de Hırsızlık İddiasıyla 3 Kişi Tutuklandı
DENİZLİ (AA) - Denizli'nin Honaz ilçesinde, bir inşaat şantiyesinden hırsızlık yaptıkları ileri sürülen 3 şüpheli tutuklandı.İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Suç Araştırma Timleri (JASAT) ile Honaz İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, bir inşaat şantiyesinde yaşanan hırsızlığın şüphelilerini yakalamak için çalışma başlattı. Güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen ekipler, 3 kişinin kimliklerini tespit etti.Şüpheliler G.A. (43), F.D. (35) ve S.A. (70), Kocabaş Mahallesi'ndeki ikametlerinde gözaltına alındı.İfade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen zanlılar, çıkarıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.
Diyarbakır'da Uygulanan Çip Tedavisi İle Bağımlılıktan Kurtuldular
DİYARBAKIR (AA)- MEHMET SIDDIK KAYA - Dicle Üniversitesi (DÜ) Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Tedavi Merkezinde bir yıldır uygulanan, halk arasında çip olarak bilinen naltrekson (naltrexone) implant tedavisi sayesinde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan 100 kişi sağlıklı günlerine geri döndü.Özellikle ağızdan ilaç kullanmayı istemeyen ve düzenli muayeneye gitmeyen bağımlılarda etkin olan naltrekson implant tedavisi bir yıldır Dicle Üniversitesi (DÜ) Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Tedavi Merkezinde uygulanıyor.İki dikiş ile karın bölgesine yerleştirilen çip tekrar madde kullanımını kolaylaştıran yoksunluk semptomlarını da kesin biçimde kontrol altına alıyor.Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki farklı illerden alkol ve eroin bağımlılığından kurtulmak için merkeze başvuran 100 kişi bu tedavi yöntemiyle sağlığına kavuştu.'1-1,5 santimetrelik kesi oluşturup cilt altına tatbik ediyoruz'DÜ Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Merkez müdürü Prof. Dr. Abdullah Atlı AA muhabirine, yıllardır çip tedavi yönteminin dünyada ve Türkiye'de uygulandığını ancak Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde böyle bir birimin bulunmadığını söyledi.'Hakkari'den Gaziantep'e kadar hastalar Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana'ya başvuruyordu. Burada yapabilecek bir tedavi için hastaların başka illere gitmesini istemedik. 2020 yılının başından bu yana çip tedavisini eroin ve alkol bağımlısı hastalarımıza uygulamaya başladık.' diyen Atlı hastaların önemli bir kısmının çevre illerden geldiğini belirtti.Atlı, 'Çip dediğimiz yöntem naltrekson ilacı. Bu ilacı 1-1,5 santimetrelik kesi oluşturup cilt altına tatbik ediyoruz. Bu çip cilt altında 3 ay kalıyor. İlaç yavaş yavaş salınmakta hastanın eroin alma isteğini azaltmaktadır. Bu nedenle hem eroin hem de alkol bağımlılığının tedavisinde en popüler, en sık kullanılan tedavilerden biri ilaç tedavileri.' şeklinde konuştu.'Hedefimiz ömür boyu sürecek temizleme tedavisi'Üç ay sonrasının da önemli olduğunu dile getiren Atlı, hastanın düzenli olarak mutlaka psikiyatrik takip ve tedavi için merkeze gelmesi gerektiğini kaydetti.'Sadece çip kullandık algısı oluşmasın. Bu çipin bütün maddelere etkili olduğuna yönelik de yanlış bir kanı var. Öyle bir durum yok. Özelikle alkol ve eroin bağımlılığının tedavisinde etkili bir tedavi yöntemi.' diyen Atlı tedavisi tamamlanan hastaların kendilerini arayarak memnuniyetlerini dile getirdiğini belirtti.Atlı, 'Hedefimiz 3 ya da 6 aylık değil, ömür boyu sürecek bir arındırma, temizleme tedavisi. Bu anlamda hasta ve yakınlarına şunu vurguluyorum. Çip takılı olsa bile muhakkak muayenelerine gelsinler. Gerekirse 2'nci, 3'üncü dozu takmaktan da çekinmesinler.' dedi.Bağımlılıktan kurtaran bu tedavi yöntemi aynı sorunla mücadele edenlere de umut oldu.'Bu çip sayesinde eski hayatıma tekrar döneceğim'Merkezde tedavi gören 34 yaşındaki E.B, 9 yıldır eroin bağımlısı olduğunu söyledi. E.B, bu tedavi ile eski hayatına dönmeyi umduğunu ifade ederek, 'Uyuyamıyorum, yürüyemiyorum. Ayağa kalktığım gibi yere düşüyorum. Son çare hastaneye başvurdum. Çip tedavisinden sonra hayatım değişecek. Bu çip sayesinde eski hayatıma tekrar döneceğim.' dedi.2 yıldır eroin ve alkol bağımlısı olduğunu anlatan 26 yaşındaki Ş.D. ise bu tedavi yönteminin Diyarbakır'da yapıldığını öğrenince durumu ailesiyle paylaştığını ifade etti.Ş.D. ailesinin de yardımıyla hastaneye başvurduğunu anlatarak, 'İnşallah çip tedavisi etkili olur. Kurtulmak isteyen herkesin gelip tedavi olmasını tavsiye ederim. Çaresiz bir şey yok. İnsan yeter ki başarmak istesin.' diye konuştu.
ABD Ve Güney Kore'den, Kuzey Kore'ye Karşı Ortak Strateji Vurgusu
ANKARA (AA) - ABD Başkanı Joe Biden ve Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in, yaptığı telefon görüşmesinde Kuzey Kore konusunda kapsamlı ortak stratejiyi şekillendirme konusunda anlaştı.Yonhap ajansının haberine göre, Moon’un Sözcüsü Kang Min-seok tarafından yapılan açıklamada, Biden ve Moon'un telefon görüşmesi yaptığı ifade edildi. Açıklamada iki liderin 'Kuzey Kore konusunda kapsamlı ortak stratejiyi şekillendirmek, Kore Yarımadası’nın nükleerden arındırılması konusunda birlikte çalışmak ve bölgeye kalıcı barışı getirmek için anlaştığı' belirtildi.Moon ve Biden’ın Güney Kore, Japonya ve ABD arasında üçlü iş birliğini güçlendirmek konusunda görüş alışverişinde bulunduğu aktarılan açıklamada, iki liderin Myanmar’da son zamanlarda yaşanan gelişmelerden dolayı endişe duyduğu, ülkede demokrasinin yeniden tesis edilmesi ve barışçıl çözümün sağlanması noktasında iş birliği yapmak için fikir birliğine vardığı kaydedildi. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, 5-12 Ocak'ta Kore İşçi Partisi 8. Kongresi'nde, geliştirilmekte olan yüksek teknolojili silah sistemlerinin listesini açıklayarak nükleer silah deposunu güçlendirme tehdidinde bulunmuştu.Kuzey Kore lideri, konuşmasında, ABD'nin Kuzey Kore'nin 'ana düşmanı' olduğunu yinelemiş ve 'ABD'de kim göreve gelirse, ülkenin temel yapısı ve düşmanca politikası asla değişmeyecek.' demişti.ABD ile yeni ilişkiler kurmanın, bu ülkenin düşmanca politikasını sürdürüp sürdürmemesine bağlı olduğunu ifade eden Kim, düşman güçler nükleer silahlarını kullanmayı düşünmedikçe, nükleer silah kullanmayacaklarını söylemişti.
Reklam
Burundi'de Yeni Hava Yolu Şirketi Kuruldu
BUJUMBURA (AA) - Burundi hükümeti, 'Burundi Airlines' adlı yeni bir hava yolu şirketi kurdu.Burundi Devlet Başkanı Evariste Ndayishimiye tarafından imzalanan kararnamede, Air Burundi hava yolu şirketinin birkaç yıldır iflasın eşiğinde olması nedeniyle yerine Burundi Airlines şirketini kurma kararı alındığı bildirildi.Kararnameye göre, hükümet, Burundi Airlines bütçesinin yüzde 92'sini karşılayacak.Bakanlar kurulu, yeni hava yolu şirketini kurma kararını aralık ayında almıştı.İflasın eşiğinde olan Air Burundi, 1975 yılında oluşturulmuştu. İlk zamanlar Uganda ve Ruanda'ya sefer düzenleyen Air Burundi'nin elinde olan son uçağı 2009 yılında arızalanmış ve seferleri durmuştu.
Ressam İbrahim Balaban'ın Doğumunun 100. Yılı
İSTANBUL (AA) - Balaban Sanat Galerisi tarafından 2019'da hayatını kaybeden ressam İbrahim Balaban'ın 100. yaş günü anma sergisiyle kutlanıyor.Ressam Abidin Dino'nun 'elleriyle görmesini bilen bir ressam' olarak nitelediği, Nazım Hikmet'in ise 'Köylü ressam' dediği İbrahim Balaban'ın anma sergisi yarın saat 16.00'da Balaban Sanat Galerisi'nin Beyoğlu'ndaki salonunda sanatseverlerle buluşacak.Çağdaş Türk resim sanatında ayrıcalıklı bir yere sahip olan Balaban'ın ürettiği, yağlı boya, desen, baskı, seramik ve heykellerden oluşan çok sayıda eserin yer alacağı sergi hafta içi her gün 10.30-19.00 saatleri arasında 12 Şubat'a kadar ziyarete açık olacak.
Reklam
Grafikli - Terör Örgütü Deaş'a 2021 Yılının İlk Ayında Büyük Darbe
GAZİANTEP (AA) - MEHMET AKİF PARLAK - Terör örgütü DEAŞ'a karşı etkin ve kararlı mücadelesini sürdüren Türkiye, 2021 yılının ilk ayında yurt genelindeki operasyonlarla örgüte büyük darbe vurdu, teröristlerin planladığı eylemler güvenlik güçlerinin başarılı çalışmalarıyla engellendi.DEAŞ'a yönelik başarılı operasyonlarıyla adından söz ettiren Türkiye, örgüte karşı çok yönlü mücadele örneği sergilemeye devam ediyor.Güvenlik güçleri, düzenledikleri başarılı operasyonlarla başta İstanbul, Ankara, Kilis ve Şanlıurfa olmak üzere çok sayıda kentte kanlı eylem planlayan teröristlerin oyununu bozdu.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, ocak ayında polis, jandarma ve hudut birliklerinin yürüttüğü çalışmalarda aralarında yabancı uyrukluların da bulunduğu 361 zanlı gözaltına alındı, örgüte ait çok sayıda doküman, silah ve mühimmat ele geçirildi.Gözaltına alınan şüphelilerden 50'si tutuklandı. Zanlılardan bazıları sınır dışı edildi, bazılarının ise adli işlemleri sürüyor.Ocak ayındaki bazı operasyonlarİstanbul'da farklı tarihlerde terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonlarda aralarında yabancı uyrukluların da bulunduğu 25 şüpheli gözaltına alındı.Başkentte Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Ankara Bölge Başkanlığı ve İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, DEAŞ'a yönelik operasyonlar kapsamında, Suriye'nin Deyrizor bölgesinde örgüt saflarında sivillere yönelik silahlı eylemler gerçekleştirdikleri tespit edilen ve Ankara'da eylem hazırlığı içerisinde olduğu belirlenen 2 şüpheliyi yakaladı.Sultanahmet ve Suruç saldırılarında kullanılan patlayıcıları temin eden terörist tutuklandıŞanlıurfa'da emniyet ve MİT'in operasyonuyla yakalanan, Sultanahmet ve Suruç saldırılarında kullanılan patlayıcıları temin eden DEAŞ'lı terörist Azzo Halaf Süleyman El Aggal tutuklandı.Terörist El Aggal'ın, DEAŞ'ın Suruç ve Sultanahmet'teki terör saldırıları gibi birçok canlı bombalı eylemin planlayıcısı 'Abu Bera' kod adlı Mahir El Aggal ile faaliyet gösterdiği belirlendi.Süleyman El Aggal'ın, Mahir El Aggal'ın planlayıcıları arasında olduğu 12 Ocak 2016'da 10 Alman vatandaşının hayatını kaybettiği ve 14'ü yabancı uyruklu 16 kişinin yaralandığı İstanbul Sultanahmet Meydanı'ndaki canlı bomba saldırısı ile 20 Temmuz 2015'te 33 kişinin öldüğü, 86 kişinin yaralandığı Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde düzenlenen canlı bomba saldırısında kullanılan malzemeleri temin ettiği saptandı.Ankara'da istihbarat ve terör birimlerinin ortak operasyonuyla Irak'taki çatışma bölgelerinde bulunan ve bombalı araç hazırlığı gibi eylemlere yardım ettiği belirlenen terör örgütü DEAŞ üyesi terörist, saklandığı evde yakalandı.İstanbul'da terör örgütü DEAŞ'e üye olmaktan işlem görürken geri gönderme merkezinden kaçarak, sahte pasaportla yurt dışına gitmeye çalışan Kırgızistan uyruklu Bunyod M, İstanbul Havalimanında gözaltına alındı.Balıkesir merkezli 58 ilde terör örgütü DEAŞ ile irtibatlı oldukları ve örgüte finans sağladıkları iddia edilen 126 şüpheli yakalandı.Gaziantep merkezli 15 ilde terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda, haklarında yakalama kararı verilen 37 şüpheli gözaltına alındı. Ankara, Kırşehir, Van, Kayseri, Gaziantep, Sakarya, Mersin'de terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonlarda, aralarında yabancı uyrukluların da bulunduğu 168 şüpheli yakalandı. Kilis'teki Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Alsancak Hudut Karakolu sorumluluk sahasında, Suriye'den Türkiye'ye girmeye çalışan DEAŞ üyesi A.R.S. gözaltına alındı. Kırmızı bültenle aranan Özbekistan uyruklu DEAŞ'lı terörist tutuklandı.PKK-DEAŞ iş birliği gün yüzüne çıktıYunanistan sınırını lastik botla geçmeye çalışırken yakalanan 3 kişiden aralarında eski Ergani DBP ilçe başkanının da bulunduğu 2'sinin PKK, birinin ise DEAŞ üyesi olduğu tespit edildi. Şüphelilerden 2'si tutuklandı, diğeri ise yurt dışına çıkış yasağı konularak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Yetkililer, söz konusu operasyonla geçmişte PKK elebaşlarından 'Cemal' kod adlı Murat Karayılan'ın 'DEAŞ ile iş birliği yapılması' yönünde örgüt mensuplarına verdiği talimatın Edirne'de düzenlenen operasyonla gün yüzüne çıktığını vurguladı.Yargılama süreçleriOcak ayı içerisinde gözaltına alınan 361 DEAŞ zanlısından 50'si tutuklandı.Adana'da, terör örgütü DEAŞ soruşturması kapsamında Suriye uyruklu şüpheli hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.Ankara'da bombalı eylem hazırlığında olan DEAŞ'lılar hakkındaki soruşturma tamamlandı. 3'ü Irak, biri Mısır vatandaşı DEAŞ mensubu 4 kişinin 'silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.Kırşehir'de, terör örgütü DEAŞ üyesi oldukları iddiasıyla yargılanan Irak uyruklu 5 sanığa, 6 yıl 3'er ay hapis cezası verildi. Bursa'nın İnegöl ilçesinde bombalı eylem hazırlığındayken yakalanan ve polise yönelik saldırı planladığını itiraf eden DEAŞ'lı terörist hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve 43 yıla kadar hapis cezası istendi.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - "Sürecin Zorluğunu Yaşayarak Gördüm"
VAN (AA) - EMRE ILIKAN - Yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yenen Van Yüzüncü Yıl (YYÜ) Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serap Keskin Tunç ile Dr. Öğretim Üyesi Nazlı Zeynep Alpaslan Yaylı, hastalık sürecinde geçirdikleri zor günleri anlattı.Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tunç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kovid-19 salgınının görüldüğü ilk günden bu yana fakülte olarak vatandaşların mağdur olmaması için acil hastalara hizmeti sürdürdüklerini söyledi.Diş hekimlerinin de salgın sürecinde fedakarca görev yaptığını belirten Tunç, 'Birçok meslektaşımız Kovid-19'a karşı mücadeleye devam ediyor. Hastalığa yakalandığım dönemde filyasyon ekibinde çalışan meslektaşlarım ilaçlarımı evime kadar getirerek tedavi sürecimi yakından takip etti.' dedi. Kas ağrısı, baş dönmesi ve öksürük şikayetleri üzerine gittiği hastanede testinin pozitif çıktığını anlatan Tunç, evde yaklaşık 20 gün süren tedavinin ardından sağlığına kavuştuğunu dile getirdi.Çok iyi korunmasına rağmen hastalığa yakalandığını, başkalarına bulaştırmamak için kendini izole ettiğini belirten Tunç, şöyle konuştu:'Karantina sürecim oldu. Bu süreçte evden çıkmadım, kimseyle bir temasım olmadı. İlaçlarımı düzenli kullanarak sağlığıma kavuştum. Nefes alamamak, halsizlik, tüm vücudunuzun kırgınlık içinde olması çok kötü bir durum. Bu sürecin ne kadar zor olduğunu yaşayarak gördüm. Kovid-19 hafife alınacak bir virüs değil. Bu salgını atlatmış bir hekim olarak Kovid-19'un kolay bir hastalık olmadığını söylemek istiyorum. Salgının bulaş oranı çok yüksek. Bu virüsün ne kadar bulaşıcı ve zor bir hastalık olduğunun farkında olmayanlar var. Nefesinizin kıymetini bilin. Hastalıktan korunmak için maske, sosyal mesafe ve hijyene dikkat etmeliyiz.''Kimse bu hastalığı basite almasın'Periodontoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Yaylı ise salgın sürecinde yaşanan tüm zorluklara rağmen insanların sağlığı için görev yaptıklarını söyledi.Diş hekimlerinin hastalarla yakın temasta bulunduğunu dile getiren Yaylı, 'Salgın sürecinde bulaş riskine karşı acil servis dışındaki hizmetimize ara vermek zorunda kaldık. Vatandaşlarımızı bu süreçte mağdur etmemeye çalıştık. Çok sayıda diş hekimi arkadaşımız salgınla mücadeleye devam ediyor. Doktorlar ve hemşireler büyük özveriyle çalışıyor ama yine de ihtiyaç oluyor. Sahada sürüntü örneği alan, filyasyon ekibinde olan, hasta takibi yapan birçok diş hekimi arkadaşımız var.' dedi.Yaylı, şiddetli eklem ağrısı şikayetiyle yaptırdığı Kovid-19 testinin pozitif çıktığını anlatarak, şunları kaydetti:'Alerjik astım rahatsızlığım olduğu için bu süreci biraz sıkıntılı geçirdim. Yüksek bir ateşim olmadı ama ciddi şekilde nefes darlığı ve böbrek ağrısı yaşadım. Yerimden kalkamayacak kadar eklem ağrılarım oldu. Tedavi sürecini evde tamamladım. Doktorların verdiği ilaçları düzenli kullanarak sağlığıma kavuştum. Hastalarımı tedavi etme şansını tekrar yakaladım. Hastaların en ufak bir belirtide test yaptırmalarını istiyoruz. Kimse Kovid-19'u basite almasın. 'Mevsimsel bir hastalıktır.', 'Bana bulaşmaz.' düşüncesine kimse kapılmasın. Kovid-19, çok kolay bulaşabilen bir virüs. Vatandaşların maske, mesafe ve hijyen kuralına uymaları gerekiyor.'
Doğu Anadolu'da Zorlu Şartlarda Karla Mücadele Çalışmaları Sürüyor
VAN (AA) - Doğu Anadolu Bölgesindeki Van, Muş, Bitlis ve Hakkari'de karla mücadele ekipleri, zorlu coğrafyada karla mücadele çalışmalarını sürdürüyor. Van Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, olumsuz hava koşulları nedeniyle kentte 2 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor.Pazartesi gününden bu yana kapanan 159 mahalle yolundan 157'sini açan ekipler, kalan yolları da açmaya çalışıyor.Çaldıran Belediyesi karla mücadele ekipleri ise kar kalınlığının yer yer 3 metreye ulaştığı yolları açık tutmak için çaba gösteriyor. Kurtoğlan Mahallesi'ne bağlı Kümeevleri mezrası yolunda çalışma yapan ekipler, yüksek kar örtüsü nedeniyle ilerlemekte güçlük çekti.Çaldıran Belediyesi Garaj Amiri Yaşar Koç, yolları açık tutmak için 7 gün 24 saat çalıştıklarını belirterek, 'Kar ve tipi nedeniyle Kümeevleri mezrası yolunda yaklaşık üç metre kar var. Vatandaşlarımızın mağdur olmaması için yolları açmaya çalışıyoruz. Bazı yolları günde 3 kez açmak zorunda kalıyoruz. Bu da bizi zorluyor.' dedi. Hakkari Hakkari'de ulaşımın sağlanamadığı 6 yerleşim biriminin yolu, İl Özel İdaresi karla mücadele ekiplerinin özverili çalışmaları sonucu açıldı. Ekipler, açılan yolların genişletilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Kent merkezi ve Yüksekova ilçesinde sis ve soğuk hava etkili oldu. Ev ve iş yerlerinin çatılarında uzun buz sarkıtları oluştu, bazı akarsuların yüzeyi buzla kaplandı.Sisten dolayı görüş mesafesinin 10-15 metreye kadar düştüğü Yüksekova'da, sürücüler ilerlemekte güçlük çekti.MuşMuş İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Şeymus Yentür, kentte 64 iş makinesi ve 100 personel ile karla mücadele çalışması yürüttüklerini söyledi.Vatandaşların mağdur olmaması için gece gündüz çalıştıklarını ifade eden Yentür, 'Bir haftada kar nedeniyle kapanan 137 köy yolunu açtık. Şu anda köy yollarımızın tamamı açık. Bazı köylerimizin alternatif yollarını da ulaşıma açıyoruz. Diğer köylerimizde yol genişletme çalışması sürüyor.' bilgisini verdi. Muş'un Yukarıyongalı köyündeki çocuklar, naylon, poşet ve bidonlarla çıktıkları karlı tepelerden kayarak eğlendi. Çocukların düşe kalka kayak yapması renkli görüntüler oluşturdu.Bitlis İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürü Ümit Kurtkan, kar nedeniyle kapanan 4 köy yolunu en kısa zamanda açmak için çaba gösterdiklerini belirtti.
Reklam
Ambulans Uçakla İzmir'e Getirilen Vanlı Hastanın Yüzü Artık Gülüyor
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - Van'da yaşadığı akciğer rahatsızlığının ardından Sağlık Bakanlığına ait ambulans uçak ile İzmir'e sevk edilen 66 yaşındaki Ömer Erüş, yapılan ameliyatla sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor.Van'ın Çatak ilçesinde yaşayan 8 çocuk babası Erüş, iki hafta önce, akciğerinden kan gelmesi üzerine yakınları tarafından 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesine götürüldü.Kontrollerde akciğerinde kanama tespit edilen ve sağlık durumu kötüye giden Erüş, tedavi için, Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda ambulans uçak ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi.Göğüs Cerrahı Doç. Dr. Banu Yoldaş tarafından muayene edilen Erüş, hemen ameliyata alındı.Akciğerinde kanamaya neden olan damar ve organının bir kısmı alınan hasta, İzmir'de sağlığına kavuştu.'Allah devletimize zeval vermesin'Ömer Erüş, AA muhabirine, yaşadığı sağlık sorunundan dolayı çok zor günler geçirdiğini söyledi.Ağzında kan gelince çocukları tarafından hastaneye götürüldüğünü belirten Erüş, 'Van'daki hastanede doktorlar beni iyi etmek için seferber oldu. Hiç yemek yiyemiyordum. Doktorlarım ameliyatım için İzmir'e göndermeye karar verdi. Sağlık Bakanlığına ait uçakla İzmir'e getirildim. Doktorlar uçakta da hep yanımdaydı. Ameliyat oldum, Allah'a şükürler olsun sağlığım şu anda iyi. Allah devletimize zeval vermesin. İyi olmam için beni uçak ambulansla gönderdiler. Artık çok iyiyim.' ifadelerini kullandı. 'Hastamızın yüzünün gülmesi bizleri çok mutlu etti'Ameliyatı gerçekleştiren Doç. Dr. Yoldaş ise Sağlık Bakanlığının Erüş için adeta seferber olduğunu dile getirdi. Erüş'ün getirildiğinde hayati tehlikesinin bulunduğunu anlatan Yoldaş, şunları kaydetti:'Hastamızın anjiyo yöntemiyle kanamasının durdurulması için girişimlerde bulunulmuş ama sonuç alınamamış. Bize geldiğinde hastamızın çok yoğun bir kanaması vardı. Hastamız daha önce verem hastalığı da geçirmişti. Bu da ameliyatı zorlaştıran bir durumdu. Akciğerde doğumsal bir kist içinde gelişen mantar topu vardı. Ameliyattan başka çaremiz yoktu. Hastayı ameliyata alırken yakınlarına tüm riskleri anlattık. Yaklaşık 2 saat süren ameliyatın ardından akciğerde kanamaya neden olan bölgeyi aldık. Hastamız sağlığına kavuştu. Bir doktor olarak onun tekrar yüzünün gülmesi bizleri çok mutlu etti.' Sadık Erüş da Sağlık Bakanlığının babasını yaşatmak için çok mücadele ettiğini belirtti.Aile olarak zor günleri geride bıraktıklarını ifade eden Erüş, 'Ambulans uçak ile İzmir'e geldik. Sağ olsun buradaki doktorlarımız babamı yaşatmak için uğraştı. Çok şükür babam yeniden sağlığına kavuştu. Devletimize çok teşekkür ederim.' dedi.SBÜ İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi İlker Kızıloğlu ise Van'dan sevkin başladığı andan itibaren alarma geçtiklerini anlattı. Mart ayından bu yana salgın hastanesi olarak görev yaptıklarını hatırlatan Kızıloğlu, 'Biz diğer hastalarımızın da mağdur olmaması için hastanemizde sağlık hizmetleri vermeye devam ediyoruz. Görevini büyük bir özveriyle yapan tüm hastane çalışanlarıma teşekkür ediyorum. Onlar salgının başından bu yana görevlerini en iyi şekilde yerine getiriyor.' diye konuştu.
Mozambik Terör Örgütlerine Katılan Gençleri Teslim Olmaları Halinde Affedecek
İSTANBUL (AA) - Mozambik Devlet Başkanı Filipe Nyusi, kuzeydeki Cabo Delgado vilayetinde terör örgütlerine katılan gençlerin teslim olmaları halinde affedileceklerini açıkladı. Ulusal basındaki haberlere göre, Başkan Nyusi, Mozambik Kahramanlar Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, terör gruplarına katılan ve pişmanlık duyan gençlere 'güvenlik güçlerine teslim olmaları' çağrısı yaptı. Nyusi, kendilerinden intikam alınacağından korkan gençlerin teslim olmaları halinde tutuklanmayacağını ve ailelerine geri döneceğini ifade etti. Ensar'ul Sunna, 4 yıldır saldırı düzenliyorMozambik ordusu, doğal gaz ve değerli maden kaynaklarının bulunduğu 2,3 milyon nüfuslu Mozambik'in Tanzanya sınırındaki Cabo Delgado'da 4 yıl önce ortaya çıkan Ensar'ul Sunna örgütüne karşı operasyonlar düzenliyor.Saldırılar ve askeri operasyonlar nedeniyle 560 binden fazla kişi yerinden olurken, yüzlerce kişi ise hayatını kaybetti.Söz konusu saldırıları düzenleyen ve DEAŞ'la bağlantılı olduğu ileri sürülen silahlı grup, yerel halk arasında 'Eş-Şebab' olarak isimlendiriliyor.
Selda Terek Yazio: Siyasete Şefkat Lazım!
etiket
Platon (Eflatun) M.Ö. 427 ila M.Ö. 347 yılları arasında yaşamış olan önemli bir Antik Yunan filozofudur. Devlet, Sokrates'in sağlıklı ve mutlu bir toplum hayatı için düşündüğü devlet modelini anlatan Platon'un bir eseridir. Günümüzdeki devlet felsefesi üzerinde temel kaynaklardan biri olması açısından önemlidir. Aynı zamanda mutluluk felsefesi üzerine yazılmış bir metindir. Günümüzde “Devlet” kavramı halkın o kadar üstünde ki yüzyıllar önce devletin halkın hizmetinde bir kurum olması gerektiğini söyleyen Platon’dan beri hiç yol alamadığımızı görmek epeyce üzücü.  Bir zamanlar Siyasetçiler birbirlerine “sayın” diye hitap ediyorlardı ya şimdi? https://www.youtube.com/watch?v=rVZvbYdmpAs “Siyasete gireyim mi?” diye sorsa kızım, “Aman ha evlerden uzak!” diyeceğim neredeyse. “Ülken için bir şeyler yapacaksan çalış ve işini iyi yap. Çaycıysan, en iyi çayı sen yap, kuaförsen en iyi saçı sen kes, öğretmensen çocuklara her şeyi öğretemezsin ama onlara en iyi şeyi, ‘öğrenmeyi’ ve ‘araştırmayı’ öğretebilirsin... Ama siyasetten uzak dur.” Bunu söyler ve utanırım. Çünkü öğüten bir çark. Hatalıyım biliyorum. “Gir ve ilkeli ol” demem gerekirken kıyamıyorum evladıma çünkü ortam çok şefkatsiz.
Reklam
Uyanış Büyük Selçuklu 20. Bölüm Fragmanı
Uyanış Büyük Selçuklu yeni bölüm fragmanı yayınlandı. Yayınlanan fragmanda; Melikşah kardeşi Sencer'e beylik kılıcını kuşanmasının vaktinin geldiğini söylüyor. Sabbah ise Haçlı kontlarıyla ittifaka güvenerek Selçuklu'ya ölüm dehşeti yaşatmaya ant içiyor. İşte Uyanış Büyük Selçuklu 20. bölüm fragmanı... 
Reklam
Kanser Hastalarına Kovid-19'A Karşı Aşı Önerisi
İSTANBUL (AA) - ELİF KÜÇÜK - Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Öğretim Üyesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, hem ulusal hem de uluslararası rehber ve kaynakların kanser hastaları için aşılamayı önerdiğini belirterek, klasik kemoterapi, akıllı tedavi, radyoterapi ya da immünoterapi fark etmeksizin her türlü aktif tedavi altında olan hastalar başta olmak üzere tüm kanser hastalarının aşılama faaliyetine katılmayı değerlendirmesi gerektiğini bildirdi.Prof. Dr. Karadurmuş, '4 Şubat Dünya Kanser Günü' kapsamında Kovid-19'un kanser hastalarındaki seyrine ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'de Kovid-19 vakalarının görülmeye başlanmasıyla kanser hastalarının tedavilerinde öncelikli olarak oral (ağızdan) tedavilerin artırılması yoluna gidildiğini aktaran Karadurmuş, kemoterapi sonrası kullanılan ve enfeksiyondan koruyan ilaçların kullanımında da değişiklikler yapılma eğiliminin oluştuğunu söyledi. Tanı ve tedavi sürecinin aksatılmaması yönünde öneriler yapıldığını ancak bazı hastaların Kovid-19'a yakalanma korkusuyla doktor kontrollerine gitmediklerini, kemoterapi tedavilerine devam etmediklerini anlatan Karadurmuş, bu durum sonrasında kanserleri ilerlemiş ya da nüks etmiş şekilde hastaneye başvuranların sayısında artış yaşandığını dile getirdi. Nuri Karadurmuş, salgının başından itibaren, acil ameliyatların hız kesmeden yapılmaya devam ettiğini de hatırlattı. Kanser hastalarının Kovid-19'a yakalanma oranı hakkında özellikli bir bilginin mevcut olmadığına işaret eden Karadurmuş, şunları kaydetti: 'Fakat yapılan gözlemsel çalışmalarda, immün yetmezlik hastaları, kortizon ve benzeri ilaçları kullanması zaruri olan hastalar gibi bağışıklık sistemi düşkünlüğüne sahip hasta grubu içerisinde kanser hastaları da yer almıştır. Kanser hastalarında Kovid-19 nedenli ölüm oranı çalışma yapılan popülasyona göre değişmektedir. Ülkemizdeki bir yayında 30 günlük ölüm oranı yüzde 5,1 olarak bildirilmiştir.' bilgisini verdi. Tümör yükü Kovid-19'un seyrini değiştirebiliyorProf. Dr. Karadurmuş, kanser hastalarının Kovid-19'a yakalanmaları halinde hem kendi hastalıklarının hem de Kovid-19 seyrinin nasıl ilerlediğine yönelik şöyle konuştu: 'Bu, kişideki enfeksiyonun seyrine göre değişir. Burada hem kişinin mevcut kanser hastalığının evresi ve tümör yükü (örneğin erken evre veya ileri evre kansere sahip olması) hem de maruz kaldığı viral yük ile hastalık seyrini etkileyen yaşlılık, kronik organ yetmezlikleri, immün sistemi baskılayıcı ilaç kullanmak zorunda olmak gibi faktörler de önemlidir. İleri bir kanser tedavi merkezinde çalıştığımız için çok sayıda hastamız var. Bu anlamda, makul bir iyileşme sürecinde olan hastalarımızdan Kovid-19 enfeksiyonu nedeniyle kaybettiklerimiz olduğunu da ifade edebiliriz.'Kovid-19'un kanser hastalarının vücudundaki seyrini kanser evreleri, hastadaki tümör yükü, klasik kemoterapi ya da akıllı tedavi gibi alınan çeşitli tedavilerin değiştirebilme potansiyeline sahip olduğunu anlatan Karadurmuş, özellikle hematolojik kanser türlerinde bağışıklık sistemi doğrudan ileri derecede baskılandığı için hastalığın seyrinin daha ağır olabildiğini belirtti. Nuri Karadurmuş, Kovid-19 tedavisinde kullanılan ilaçları kanser hastaları özelinde kısıtlayıcı bir durumun söz konusu olmadığının altını çizerek, 'Hastalar, uzmanların verdikleri ilaçları öneriler doğrultusunda kullanabilir. Bu süreçte enfeksiyon tedavisi aldıklarını, kendilerini takip eden hekimlerine bildirmeleri yararlarına olacaktır.' tavsiyesinde bulundu. Kök hücre nakil tedavisi alanlar aşılamayla ilgili bilgi edinmeli SBÜ Öğretim Üyesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, hem ulusal hem de uluslararası rehber ve kaynakların kanser hastaları için aşılamayı önerdiğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Burada özellikle işaret edilen bir aşı türü yoktur. Kovid-19 enfeksiyonuna karşı ileri derecede hassas bu kişiler için şu an en kuvvetli koruyucu tedbirlerin başında kişisel önlemlerle birlikte aşılama gelmektedir. Klasik kemoterapi, akıllı tedavi, radyoterapi ya da immünoterapi olsun, her türlü aktif tedavi altında olan hastalar başta olmak üzere tüm kanser hastalarının aşılama faaliyetine katılmayı değerlendirmesi gerekmektedir. Her ne kadar aşıya antikor yanıtının yeterli seviyede oluşması için klasik kemoterapiye başlamadan 2 hafta önce aşılama önerilse de her türlü tedavi altındaki hastalar tedavileri esnasında aşılanabilir. Kök hücre nakil tedavisi alanlar bu konuda istisna gruptur. Bu hastalar, takip edildikleri sağlık kuruluşundan aşılamayla ilgili özel öneri edinebilirler.'Kanser hastalarını salgın sürecinde maske, mesafe ve temizlik önlemlerine dikkat etmeleri, 'geçmiş olsun' ziyaretlerine müsaade etmeyip olabildiğince az insanla temas kurmaları konusunda uyaran Karadurmuş, kontrolleri ve tedavileri hayati öneme sahip olduğu için sağlık kuruluşlarına gitmeyi de aksatmamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Fırat'ın Havyarı Avrupa Sofralarını Süslüyor
ŞANLIURFA (AA) -YASİN DİKME - GAP'ın başkenti konumundaki Şanlıurfa'da Fırat Nehri'nde üretilen alabalık yumurtaları Avrupa'da sofraları süslüyor.Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile birçok alanda ilerleme sağlayan Şanlıurfa, alabalık üretimiyle de son yıllarda adından söz ettiriyor.Bu kapsamda Birecik ilçesindeki Karkamış Barajı'nın su toplama havzasında kurulan alabalık çiftliklerinin sayısı her geçen yıl artıyor. Fırat Nehri kıyısındaki alabalık tesislerinin sayısı da 40'a yaklaştı. Havzada bulunan tesislerde üretilen 15-16 bin ton civarında somon ve alabalık yumurtası, Avrupa'ya ihraç ediliyor.Aralık ve şubat aylarında balık yumurtası hasadı yapan alabalık yetiştiricileri bu yıl yüksek verim bekliyor.Fırat Nehri'ndeki Ayfish Su Ürünleri İşletmesinin direktörü ve Su Ürünleri Mühendisi Muhammed Kartal Akkaya, AA muhabirine, nehirde alabalık yetiştiriciliğinin her yıl arttığını, buna paralel olarak balık yumurtası üretiminin yükseldiğini belirtti.Bölgenin alabalık yetiştiriciliğine çok uygun olduğunu dile getiren Akkaya, Fırat Havzası'nın Türkiye'de alabalık üretiminde önemli bir konuma sahip olduğunu ifade etti.Havzanın kapasitesiyle Türkiye'nin alabalık ihtiyacının büyük bölümünü karşıladığını anlatan Akkaya, 'Türkiye'de alabalık yetiştiriciliğinin yapıldığı bölgelerden yüzde 80'i yazın suyu ısınan barajlardan oluşuyor. Dolayısıyla bu bölgelerde yaz aylarında alabalık üretimi olmuyor. Yazın da suyu soğuk olan Fırat Havzası gibi bölgeler çok kısıtlı. Fırat Havzası yazın Türkiye'nin alabalık ihtiyacının yüzde 70'ini karşılayabiliyor.' dedi.Alabalık ve balık yumurtasına yurt dışından yoğun talep varHavzanın balık yumurtası üretiminde de önemli bir yere sahip olduğuna dikkati çeken Akkaya, şöyle konuştu:'Alabalığın gelişimi, mevsimsel olarak su sıcaklığı, havadaki ısı ve güneş ışıklarına bağlı oluyor. Türkiye'de kasım ile nisan ayı arasında alabalıklar yumurta veriyor. Tesisimiz birkaç yıl önce kurulmasına rağmen 100'ün üzerinde kafesimiz var. İşletmelerimizde yılda Türk somonu dediğimiz yaklaşık 10 bin ton büyük alabalık üretimi yapıyoruz. Bunun yanında tesislerimizde 70-80 ton havyar üretimi yapıyoruz. Havzadaki diğer işletmelerle birlikte 16 bin ton civarında üretim yapılıyor. Alabalık yumurtasında aralık ve şubat aylarında sağım yapıyoruz. Balık yumurtalarını salamura edip 2 yıl muhafaza edebiliyoruz. Arz ve talebe göre üretim yapıyoruz, ürettiğimiz balık yumurtalarımızın yüzde 95'ini başta Rusya olmak üzere Belçika, Almayan, Romanya ve Fransa gibi ülkelere ihraç ediyoruz. Küçük de olsa yurt içine de alabalık yumurtası satıyoruz.' Alabalık yetiştiriciliği yapan Mehmet Akgül de işlerinin zor ancak getirisinin yüksek olduğunu söyledi.İşini severek yaptığını aktaran Akgül, 'Çalıştığımız iş çok zahmetli ve bir o kadar da tehlikeli. Soğuk hava, dalgalarla ve çoğu zaman fırtınayla mücadele ediyoruz. Alabalık sektörü bölgeye çok şey katıyor. Bu tesislerde yüzlerce kişi ekmek kazanıyor. Burada alabalık ve balık yumurtası üretiyoruz. Ürettiğimiz balık yumurtalarını tuzlayıp havyar yapıyor, Avrupa'ya ihraç ediyoruz. İhraçla birlikte Türkiye ekonomisi gelişiyor.' ifadelerini kullandı.
Kafkasya'nın Özgürlük Savaşçısı Şeyh Şamil, 150 Yıl Önce Bugün Vefat Etti
İSTANBUL (AA) - EMİN İLERİ - İsmi Türkiye’de ve birçok Müslüman ülkede sosyal hayatın her alanında yaşatılan, Çarlık Rusyası'na karşı verdiği mücadeleden dolayı Türkiye'de 'Kafkas Kartalı' olarak bilinen Şeyh Şamil, vefatının 150. yılında anılıyor.AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Kuzey Kafkasya halklarının siyasi ve dini önderi Şamil, Dağıstan’ın Gimri köyünde 1797'de dünyaya geldi. Şeyh Şamil, arkadaşları ile ilim öğrenmek için Irak'a giderek, Türkiye'de “Mevlana Halid-i Bağdadi” olarak bilinen Nakşibendi Şeyhi Kürt alim Mevlana Halid-i Şehrezori'den tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf gibi dini ilimler ile edebiyat, tarih ve fen bilgilerini öğrendi. Şehrezori, talebesi Şeyh Şamil'e halifelik de vererek, onu Kafkasya‘ya gönderdi. Şamil, Çarlık Rusyası'nın, Kafkasya'daki Müslüman milletleri esaret altına alma politikasına karşı Kafkasya'nın özgürlüğü için mücadele verenlere katıldı.Kuzey Kafkasya Müslüman Milletlerinin 18. yüzyılın sonlarında başlattıkları, Ruslar'ın 'Müridizm', kendilerinin ise 'Gazavat' adını verdikleri direniş hareketi, liderleri İmam Mansur'un ölümünden sonra uzun yıllar lider çıkaramadı. Nakşibendi-Halidi Şeyhi İsmail Şirvani'ye bağlanarak hilafet aldıktan sonra 1823'te Dağıstan'a dönen Şeyh Şamil'in arkadaşı Molla Muhammed, 1829'da Gazavat hareketinin liderliğine seçildi. Molla Muhammed, Müslüman Kafkasya halklarını Ruslar'a karşı cihada davet eden bir bildiri yayınlayarak harekete geçti. Şeyh Şamil, 'imam' ve 'gazi' unvanlarıyla anılan Molla Muhammed'in en önemli yardımcısı oldu. Molla Muhammed, 20 Kasım 1832'de Ruslarla yapılan savaşta hayatını kaybederken, Şeyh Şamil ağır yaralı kurtuldu. 35 yıl mücadele ettiRuslar, bu olaydan sonra Dağıstan'da direniş hareketinin sona erdiğini düşünürken, Molla Muhammed'in yerine imam seçilen Hamza Bey (Hamzat Bek) mücadeleyi sürdürdü. Hamza Bey'in 19 Eylül 1834'te bir suikast sonucunda öldürülmesinin ardından Şamil, Avar uleması ve ileri gelenleri tarafından imam seçildi. Kafkasya'daki halklar Şamil'i imam seçerek, düzenli bir ordu kurulmasını sağladı. Şeyh Şamil, imam seçildiği 1834'ten 1859 yılına kadar, Çarlık Rusyası’nın askeri gücünün çokluğu ve ellerindeki imkanlara rağmen kurduğu düzenli orduyla uzun süre destansı bir mücadele sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara katılan Kafkas Kartalı, 74 yıllık hayatının yaklaşık 35 senesini bağımsızlık mücadelesine verdi. Bu dönemde Şamil, Kafkasya halklarını denetimi altına almak isteyen Ruslara büyük kayıplar verdirdi. Şeyh Şamil, Dağıstan'da kendi varlığını güçlendirmeye çalıştı. Çeçenistan'da yeni bir güç haline gelen Hacı Taşov ve Kibid (Kebed) Muhammed ile bir anlaşma yaparak, Dağıstan ve Çeçenistan'da hakimiyetini sağlamlaştırdı.Şeyh Şamil, 1842'e girerken Çeçenistan ve Dağıstan'ın tek hakimi oldu. Şamil, 1844 başlarında Kuzey Dağıstan'ın kesin hakimi durumundaydı. Çar I. Nikola, 30 Aralık 1843'te General Neidhardt'a gönderdiği emirnamede Şamil'in bütün ordularının dağıtılmasını istediğini, bazı destekçilerinin kazanılması için 45 bin ruble gönderildiğini belirtti. Fakat Avaristan'a yönelik Rus askeri harekatı, Şamil'in güçlü savunması karşısında başarılı olamadı. Sonunda General Neidhardt görevinden alındı ve yerine Prens Vorontsov, Kafkas Orduları Başkumandanı ve Kafkas Genel Valisi olarak tayin edildi. 1846'nın Nisan ayında Şeyh Şamil, Kabartay bölgesi üzerinden batıdaki Çerkesler ile birleşerek, Kafkasya'nın birliğini sağlamak amacıyla direniş başlattı ve kısmen başarılı oldu. Kırım Savaşı'nın patlak verdiği 1853'ün ekim ayına kadar, Kafkasya'da genellikle sükunet hakim oldu. Sultan Abdülmecid'e birlikte mücadele çağrısı Şeyh Şamil, Mart 1853'te Sultan Abdülmecid'e bir mektup yazarak, Kafkasya Özgürlük Mücadelesi hakkında bilgiler aktardı. Diğer taraftan savaş resmen başlamadan önce, Kafkasya ve özellikle Dağıstan'da Rus askeri yığınağını sekteye uğratacak eylemlere girişti. Bir an evvel Tiflis'e ulaşmak isteyen Şamil'in Güney Kafkasya'daki bu eylemlerinin amacı, muhtemel bir Osmanlı-Rus savaşına karşı Ruslar'ın bölgede askeri yığınak yapmasını önlemekti. Osmanlı Devleti, Ağustos 1853'te, Anadolu ordusu Mareşali Abdülkerim Paşa'ya, muhtemel bir Osmanlı-Rus savaşında kendilerine yardımda bulunması için bir kişiyi Şeyh Şamil'e göndermesini emretti. Kırım Savaşı'nın 4 Ekim 1853'te başlaması, Osmanlı Devleti'nin Kafkasya ile daha yakından ilgilenmesini zorunlu hale getirdi. Sultan Abdülmecid 9 Ekim 1853'te Şeyh Şamil'e bir ferman yollayarak, onu Ruslar'a karşı cihada çağırdı. Bu çağrıya 13 Aralık 1853'te cevap veren Şamil, Tiflis üzerine bir askeri harekata girişilirse Ruslar'ın Kafkaslar'dan çıkarılabileceğini bildirdi. Ancak bu teklif Osmanlı Devleti'nce kabul görmedi. Osmanlı Devleti, Mayıs 1854'te, Dağıstanlı Halil Bey'in teklifiyle Şeyh Şamil'e Dağıstan Serdar-ı Ekrem'i unvanını verdi. Tiflis'e karşı askeri bir harekat yapılması konusunda ısrarlı olan Şamil, Temmuz 1854’te Gürcistan’ın Kaheti bölgesine girdi. Şeyh Şamil, bütün gayretlerine rağmen Osmanlı ordusunun Tiflis'e doğru hareket etmesini sağlayamadı ve karargahı Dargiye'ye çekildi. Haziran 1853'ten itibaren yaptığı saldırılarla Güney Kafkasya'daki Ruslar'ın seferberlik hazırlıklarını sekteye uğratan Şeyh Şamil'in bu hareketi, 1853'ün Kasım ile Aralık aylarında Kars-Gümrü yönünde cereyan eden muharebelerde Ruslar'ın savunmada kalmasında önemli rol oynadı. Osmanlı bahriyesinde görevli İngiliz Amirali Adulphus Slade bir raporunda, Rusya'yı barışa zorlamak için Kafkasya'nın fethedilmesinin, bunu sağlamak için Çerkeslerin yanı sıra Şeyh Şamil ile iş birliği yapılmasının gerekli olduğunu ifade etti. Fakat gerek Şeyh Şamil'in Dağıstan’daki kritik durumu gerekse Osmanlı Devleti'nin tutumu, Kafkasya'daki Rus varlığını sona erdirecek harekatın gerçekleşmesini önledi, böylece tarihi bir fırsat değerlendirilemedi.Zafere ulaşamayan direniş30 Mart 1856'da imzalanan Paris Antlaşması'ndan sonra Rusya'nın Prens Baryatinsky'yi yeniden Kafkas Orduları Başkumandanlığına ve Kafkas Genel Valiliği'ne tayin etmesi, Kafkasya ile Şeyh Şamil’in kaderini belirleyen en önemli gelişme oldu.Prens Baryatinsky, Kafkasya'daki kuvvetlerini beş gruba ayırarak her birinin başına bir kumandan tayin etti. Haziran 1857'de saldırıya geçmeye başlayan Ruslara karşı direniş gösterilmiş olsa da Şeyh Şamil, 6 Eylül 1859'da teslim olmak zorunda kaldı. Prens Baryatinsky'nin karargahına getirilen Şeyh Şamil, ertesi gün Temirhanşura'ya, oradan Saint Petersburg ve Kaluga'ya götürüldü. İstanbul günleriKendi isteğiyle 1869'da Kiev'e gönderilen Şeyh Şamil, Ruslar'ın izin vermesi üzerine hacca gitmek için 31 Mayıs 1869'da İstanbul'a geldi. Aynı gün sadrazamla görüştü, daha sonra şeyhülislamı ve dahiliye nazırını ziyaret etti. Sultan Abdülaziz tarafından 15 Ağustos 1869'da Dolmabahçe Sarayı'nda kabul edildi. Şeyh Şamil, İstanbul’da 7 ay kendisine ayrılan köşkte oturdu. Sultan Abdülaziz, Şeyh Şamil'e ve aile fertlerine maaş bağlattı. Hac farizasını yerine getirdikten sonra İstanbul'a dönmesi beklendiği için Zarif Paşa Konağı kendisine tahsis edildi. Sultan Abdülaziz'e 15 Ocak 1870'te bir veda ziyaretinde bulunup, 25 Ocak'ta İstanbul’dan ayrılan Şeyh Şamil, hac görevini ifa etmesinin ardından 4 Şubat 1871'de Medine'de vefat etti. Şeyh Şamil, Medine'de bulunan Cennetü'l-Baki'ye defnedildi.Şeyh Şamil, bütün Kafkasya'da etkili olduNakşibendi şeyhi olan Şamil, lider (imam) seçildikten sonra güçlü hitabeti, kararlı tutumu, askeri ve siyasi dehasıyla Dağıstan ile bütün Kafkasya'da etkili oldu. Hem idari hem dini bir otorite olarak kabul edildi. Rusların güçlü orduları karşısında unutulmaz bir mücadele veren Şeyh Şamil'in adı, Rus işgaline karşı direnen Kafkas kavimlerinin hafızasına nakşedildi. Beş evlilik yapan Şeyh Şamil'in 11 çocuğu oldu. Oğullarından Gazi Muhammed, Osmanlı'nın hizmetine girerek 93 Harbi'nde Ruslara karşı savaştı. Muhammed Şafii ise Rus ordusuna katılarak, tuğgeneralliğe kadar yükseldi. Şeyh Şamil'in ismi, bugün birçok Müslüman ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de okul, hastane, cami ve meydan gibi sosyal hayatın merkezinde olan kurum ve kuruluşlarda yaşatılıyor.
Senegalliler, Kovid-19 Aşısının Dağıtımında Afrika'nın İkinci Plana Atıldığını Düşünüyor
DAKAR (AA) - FATMA ESMA ARSLAN - Batılı ülkeler yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede kitlesel aşı kampanyasına başlarken, Senegal'de halk, aşılara ulaşma konusunda Afrika kıtasının ayırımcılığa uğradığını ve ikinci plana atıldığını söylüyor.Milyonlarca doz Kovid-19 aşısı alan ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde kitlesel aşılama kampanyaları ocak ayı itibarıyla başlasa da vaka sayısı 3 milyonu geçen Afrika'da yalnızca Şeyseller ve Morityus kitlesel aşılama için adım atabildi.Salgının başından bu yana 641 kişinin öldüğü Senegal'de ise halk aşıların dağıtımı konusunda adaletsizlik yaşandığını, fakir ülkelerin kaderine terk edildiğini düşünüyor. AA muhabiri, başkent Dakar'da çeşitli meslek gruplarından Senegallilere, Kovid-19 aşısı ve kitlesel aşı kampanyaları hakkında görüşlerini sordu.Emlakçılık yapan 49 yaşında Muhammed Gning, Kovid-19 aşısının Senegal'e gelmesi durumunda hiç düşünmeden aşı olacağını söyledi.Gning, Avrupa ülkelerinde aşı kampanyalarının çoktan başladığına dikkati çekerek 'Aşıların dağıtımı konusundaki adaletsizlik gerçekten utanç verici. Avrupa ülkelerinde kitlesel aşılamaya başlanırken salgına karşı daha savunmasız olan Afrika ülkelerinin elinde hiçbir şey yok. Bu bile hala geleceğimizin sömürgeci güçlerin insafında olduğunu gösteriyor.' dedi.'İnsanlığın geri kalanı umurlarında bile değil'Finans sektöründe çalışan iş adamı 55 yaşındaki Roger İbrahim Gueye de aşı dağıtımında yaşanan adaletsizliğe şaşırmadığını dile getirdi.Gueye, 'Zenginler kendi dediklerini yaptırıyor. İnsanlığın geri kalanı umurlarında bile değil. Bu her zaman böyle oldu. AIDS salgınında da aynısını yaşadık. Üstelik orada durum daha da kötüydü. Tüm dünya tedaviye ulaşırken biz 15 yıl bekledik. Dolayısıyla zenginlerin diktası hep böyleydi.' değerlendirmesinde bulundu. Kameraman Desire Mane de 'Avrupalı, Amerikalı fark etmez hepimiz bu salgında aynı gemideyiz. Zengin ülkeler aşı alabiliyor ama Afrika ülkeleri ne yapsın? Afrika ülkelerinin aşı almaya gücü yetmiyor. Buna çözüm bulunmalı.' diye konuştu. Bakkal işleten Mamadou Aliou Diallo da Afrikalıların bu tarz durumlarda daima haksızlığa uğradığına dikkati çekerek 'Salgında ya da başka hastalıklarda durum hep böyleydi. Afrika daima ikinci sırada yer aldı. Batılılar kendi halklarını aşılarken biz Afrikalıların böyle ortada kalması gerçekten üzücü.' ifadesini kullandı. 'Aşının bulunduğunu duyunca sevinmiştim ama yanılmışım'Sokak satıcısı 56 yaşındaki Maman Oulimata Ndiaye de Kovid-19 vakalarının Afrika'ya Avrupalılar tarafından getirildiğini söyleyerek Senegal'de virüse ilk kez bir Fransız vatandaşında rastlandığını anımsattı.Ndiaye, 'Bu salgınla mücadele edecek imkanımız yok. Aşı bulunmuş ama şu an sadece zengin ülkeler yararlanıyor. Burada ne ilaç ne aşı var. Bu normal mi?' diye sordu. Geçimini balık satarak sağlayan 53 yaşındaki Seynabou Ndiaye de salgının getirdiği ekonomik yüklerden bıktıklarının altını çizerek 'Aşının bulunduğunu duyunca sevinmiştim ama yanılmışım. Sadece zengin ve güçlü ülkeler halklarını aşılayabilir. Peki biz ne olacağız? Bizi düşünen yok.' dedi. Yaklaşık 15 milyon nüfuslu ülkede salgının başından bu yana 27 bin kişi virüse yakalandı. Aralık 2020 itibarıyla artan vakalar nedeniyle 5 Ocak'tan 20 Şubat'a kadar başkentin de içinde bulunduğu Dakar ve Thies bölgelerinde 21.00-05.00 saatlerinde sokağa çıkmak yasaklandı.Senegal'de 28 Ocak'ta da Kovid-19'un İngiltere'de görülen türüne rastlanmıştı.
Reklam