Facebook ve Gerçek Hayat Arasındaki Fark: Mutsuzluk
Sosyal medyada, Facebook'ta insanların hayatları çok güzel, eğlenceli hayatları var, işleri inanılmaz güzel, aşk hayatları mükemmel. Kısacası her şey yolunda gidiyor gibi gözüküyor. Peki bütün bu olanlar gerçek mi?
Munzur Dağı'nda PKK ile Yarım Saatlik Çatışma
Çatışma, dün saat 23.00'te kent merkezine 18 kilometre uzaklıkta, Munzur Dağı eteklerindeki Taylan Tepe- Çengelbaba Mevkii'nde meydana geldi. Bölgede pusu/ dinleme faaliyeti yapan Jandarma Asayiş komando timine 7-8 PKK tarafından ateş açıldı. Jandarmanın karşılık vermesi üzerine çıkan çatışma yaklaşık 30 dakika sürdü. Örgüt üyeleri karanlıkta kaçtı. Recep DEMİRCİ/ERZİNCAN, (DHA)
Avukatlığı Bıraktı, Karpuz Satıyor
Mersin'in Silifke İlçesi'nde yaşayan 46 yaşındaki Tuncay Gökten, avukatlık mesleğini bırakıp tarlasında yetiştirdiği karpuzu satıyor.Mersin Barosu'na bağlı olarak avukatlık yapan Tuncay Gökten, Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilmesi için 2 yıl önce gerçekleştirilen 12 Eylül Referandumu'nda çıkan 'evet' tercihine tepki için mesleği bıraktığını, 6 dönümlük tarlasında mevsimine göre sebze ve meyve yetiştirip ürünleri pazarlayarak geçimini sağladığını söyledi. Bu yıl yetiştirdiği karpuzları ilçe merkezinde açtığı tezgahta satan Gökten, 'Yargı tamamen değişti. Adalet inancım kalmadı. Avukatlık mesleği tamamen para kazanmak değildir. Adaletin tecellisine yardımcı olmaktır. Fakat referandumdan sonra, adalette tecelli olayı bitti. Ciddi bir yozlaşma meydana geldi. Özellikle hakim ve savcılar arasındaki, bilgi ve başarıya göre yapılan terfilerin siyasi tercihe göre yapıldığını gördüm. Hukuk uygulamasında da, adaletten çok kendilerinin bakış açısına göre uygulama yaparak o yönde karar aldıklarını gördüm'dedi. Sistemin gerçek adalet düzenine dönmediği sürece avukatlık mesleğini yapmayacağını anlatan Gökten şöyle konuştu: 'Böyle bir ortam da, benim avukatlık mesleğini bırakma kararımın doğruluğunu göstermektedir. Benim aldığım hukuk eğitimi bunu gerektirir. Her hukukçu tepkisini farklı gösterebilir. Ama hukuk camiasının çoğunluğu 3 kuruş para kazanmak için, tepki göstermeyip sessiz kamayı tercih etmişlerdir. Rahmetli hocamız Anayasa Profesörü Orhan Aldıkaçtı'nın dediği gibi, 'Kiminiz hakim, kiminiz savcı, kiminiz de avukat olacaksınız. Ama içinizden çok azınız hukukçu olacak.' Çünkü hukuk bir meslek değildir. Sistem gerçek adalete dönmediği sürece avukatlık mesleğime dönmeyeceğim. Adalet ruhu ile mücadeleye devam ediyorum.'DHA
Ferhat Göçer'in Kızı 'Babam Benimle İlgilenmiyor' Diye Şikayetçi Oldu
Ferhat Göçer'in kızı Y.G: Astım krizine girmeme neden olan kedilere ve köpeklere benden daha çok kıymet veriyor. Ömür Gedik'in kızıyla benden daha fazla ilgileniyor.Şarkıcı Ferhat Göçer 'in 17 yaşındaki kızı Y.G. babasına karşı çeşitli suçlamalarda bulundu, Göçer'in Ömür Gedik 'in kızıyla daha çok ilgilendiğini iddia etti. Hem AKUT astım hem de kalp kapakçığı hastalığı olduğunu söyleyen Y.G., babasının hastalıklarına karşı ilgisiz olduğunu savundu. Habertürk'te yer alan habere göre, Ferhat Göçer’in eski eşi Doçent Berna Hocaoğlu ’nun başvurusu ile Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen dava kapsamında, şu anda 17 yaşında olan kızı Y.G., ünlü şarkıcıya bir dizi suçlamada bulundu. 2 yaşında iken gerçekleşen boşanma davasında annesine verilen velayetini 2011 yılında babasının aldığı Y.G., 14 yaşından bu yana babasının Beykoz’daki evinde ikamet ettiğini ifade etti. Hem AKUT astım hem de kalp kapakçığı hastalığı olduğunu söyleyen Y.G., babasının hastalıklarına karşı ilgisiz olduğunu savundu. Y.G., ifadesinde şunları ileri sürdü: “Astım krizine girmeme neden olan kedilere ve köpeklere benden daha çok kıymet veriyor. Ömür Gedik’in kızıyla benden daha fazla ilgileniyor. 2012’de bir dizi ameliyat oldum. Hemşire ile bırakıp Ömür Gedik ve kızıyla tatile çıktı. Babalık görevlerini yapmamaya başladı. Evi terk edeceğimi söylediğimde ‘Umurumda değilsin, nereye gidersen git’ dedi. Evden çıktım. Kalp kapakçığımın değişmesi için İsviçre’den gelen doktorla anlaştık. 30 Mayıs’ta ameliyat olacaktım ama babam imza vermedi ve ameliyat olamadım. Şikâyetçiyim.” Anne Berna Hocaoğlu da Ferhat Göçer’den şikâyetçi olduğunu söyledi.T24
NYT: 'Türkiye, Oluşmasına Yardım Ettiği IŞİD Kaosu Yüzünden Ağır Bedel Ödüyor'
Amerikan gazetesi New York Times, ‘Türkiye hükümetinin Suriye ve Irak’taki kaosun ortaya çıkmasına yardımcı olduğunu’ ve ‘ bunun için ağır bir bedel ödediğini’ yazdı. Rehine krizi nedeniyle TIR şoförlerinin kuyruk oluşturduğu Irak sınırındaki Habur kapısına giden NYT muhabirleri Ben Hubbard ve Ceylan Yeğinsu, burada gördüklerinden yola çıkarak Türkiye’nin Ortadoğu politikasını mercek altına aldı. Yerel kaynaklar ve akademisyenlerle söyleşiler de içeren haber-analiz özetle şöyle: Türkiye, Beşar Esad’ı devirme çabası çerçevesinde her kanattan isyancı grupların Suriye’deki savaş sahalarına girmesine izin verirken, bu sınır ardına kadar açıktı. Fakat bu durum, bu ay Irak’ta bu ay ‘ yıldırım harekatı ‘ başlatan Sünni militan örgütü Irak Şam İslam Devleti’nin Suriye’de gelişip büyümesi için gerekli ortamı sağladı. Bir TIR şoförü, ” Üç yıldır Suriye’de IŞİD bayrakları görüyorduk ve bunun sebebi Türkiye. Onları Türkiye içeri soktu’ ‘ dedi. Şimdi IŞİD’in yükleşiyle birlikte, Türkiye hükümeti, ortaya çıkmasına kendisinin yardımcı olduğu kaos nedeniyle ağır bir bedel ödüyor. Kadir Has Üniversitesi’nden öğretim üyesi Soli Özel, ” Musul’un düşüşü Türkiye’nin son dört yıldaki dış politikasındaki başarısızlığın simgesidir. Musul’da yaşananları Suriye’de olanlardan ayrı düşünmek mümkün değil. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik dış politikası gerçekdışı, kibirli ve ideolojikti’ ‘ diyor. Irak’taki yeni gerilim, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ve AKP için iç ve dış politikadaki başarısızlıklara bir yenisini ekleyecek. Erdoğan’ın iktidara geldikten sonra tadını çıkardığı parlak başarı, son dönemde sokak protestoları, yıkıcı bir maden faciası ve geniş çaplı bir yolsuzluk skandalıyla zedelendi. Hükümet, Arap isyanlarına verdiği destek nedeniyle de müttefiklerinden uzaklaştı. Burada birçokları, Suriye’deki aşırılıkçıların yükselişini kolaylaştırdığı gerekçesiyle hükümeti suçluyor. Türkiye’nin liderleri cihatçıların sınırlarındaki yükselişi nedeniyle endişe beyan etti ve aşırılıkçıları tespit etmek için çabalarını artırdıklarını söylüyorlar. Fakat Irak’taki militanlar konusunda çok az şey söylediler ve Dışişleri’nden bir sözcü, bunun Türkiye dış politikasını nasıl etkileyeceği sorusunu yanıtlamaktan kaçındı. Fakat Ankara son dönemde, bölgedeki değişimlere ayak uydurmaya başladığının sinyallerini veriyor. Bu ay, ABD’den bir buçuk yıl sonra, El Nusra Cephesi’ni terör örgütleri listesine aldı. Erdoğan Avrupa ülkelerini, cihatçıların Türkiye’ye gelmesini engellemeye çağırdı. Ve yetkililer, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Kerkük’te kontrolü devralması konusunda sessiz kaldı. Birkaç yıl önce olsa Türkiye, Kürt Yönetimi’ni hemen kınardı. Brüksel’deki Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan uzman Sinan Ülgen’e göre bu sessizlik şu anlama geliyor olabilir: Türkiye Kürtleri, Sünnilerle Şiiler arasındaki bir iç savaşın eşiğinde olan Irak’ta tek güvenilir ortak olarak görüyor. Diken
Reklam
Kendini Atarak Penaltı Kazanmanın 21 Ustası
Bazı futbolcular oyuna girdiğinde içiniz kesinlikle rahatlar, yok çok iyi oynayanlardan bahsetmiyorum. Konumuz çok iyi atlayanlar. ' Ha bizim adam girdi en azından penaltı kazanır' dediklerinizden bahsediyorum.
'Kırmızılı Kadın'dan Erdoğan'a Suç Duyurusu
Kırmızılı Kadın Ceyda Sungur’un Avukatı İlkay Bahçetepe aracılığıyla bulunduğu suç duyurusunda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yanısıra eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu hakkında dava açılması istedi.Kırmızı elbisesi, omzundaki alışveriş çantası ve arkaya savrulan saçlarıyla, Türkiye’nin dört bir yanına yayılan Gezi Parkı protestolarını sembolü haline gelen ‘Kırmızılı Kadın’ Ceyda Sungur’a biber gazı sıkan Polis memuru Fatih Zengin’in yargılandığı davanın 2. duruşması görüldü. İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan İstanbul 18. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya ‘Görevi kötüye kullanma’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi talep edilen tutuksuz sanık Fatih Zengin katılmazken, şikayetçi Ceyda Sungur hazır bulundu. Hakim Muzaffer İren, sanık Fatih Zengin’in avukatına “Müvekkiliniz nerede?” diye sordu. Zengin’in avukatı Ayşe Hocaoğlu Memetoğlu da ” Müvekkilim raporlu” diye cevap vermesi üzerine Hakim İren, “Yine mi?” diye sordu. Avukat Memetoğlu da “Müvekkilinin bronşit rahatsızlığı nedeniyle raporlu olduğunu söyledi. Hakim Muzaffer İren, Adli Tıp Kurumu’na yazılan müzekkere cevap geldiğini belirterek, Ceyda Sungur’un randevu gününün belirlendiğini açıkladı. Hakim Muzaffer İren, Cumhuriyet Savcılığı Memur Suçları Bürosu’na yazılan yazıya cevap verildiğini ve olaya ilişkin emanete CD bulunmadığını, söz konusu CD’lerin dosyada olduğunun belirtildiğini söyledi. Sanık Fatih Zengin’in avukatı Ayşe Hocaoğlu Memetoğlu söz alarak, “Müvekkilim bronşit rahatsızlığı nedeniyle raporludur. Ayrıca olayın oluş şekline ilişkin CD’yi de mahkemenize sunuyoruz” diyerek bir adet CD’yi mahkemeye sundu. Ceyda Sungur’un avukatı İlkay Bahçetepe de olaya ilişkin diğer sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduğunu dile getirip, “Emniyet Amiri ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca müvekkilimin Adli Tıp Kurumu’ndan raporunun aldırılmasını talep ediyoruz” dedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Müdürlüğüne yazı yazılarak gaz sıkan, tekme atan model ’5′ kullanıcısının Fatih Zengin olduğunun ne şekilde tespit edildiği, tespite yarayan bilgi, belge, CD ve tanıkların acilen bildirilmesine karar veren hakim, sanık Fatih Zengin’in bir sonraki duruşmada hazır olması için tekrar davetiye çıkarılmasına hükmetti. Emniyet Amiri ve diğer sorumlular hakkında başlatıldığı belirtilen soruşturma dosyalarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan istenilmesine karar veren hakim, (olay sırasında sıkılan biber gazı dolayısıyla) şikayetçi Ceyda Sungur’un belirlenen randevu ile Adli Tıp Kurumu’na sevki ile kati raporun aldırılmasını kararlaştırıldı. İstanbul Valiliği’ne müzekkere yazılarak olaya ilişkin tüm görüntü kayıtları ile Teftiş Kurulu’nun soruşturma evraklarının incelenmek üzere istenilmesine karar veren mahkeme, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 23 Temmuz 09.15’2 erteledi. 13 Mayıs’da görülen ilk duruşmaya sanık Fatih Zengin sağlık raporu sunarak duruşmaya katılmamıştı. Kamuoyunda ‘Gezi Parkı’ eylemleri olarak adlandırılan olaylar kapsamında 28 Mayıs 2013 günü İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla Kampüsü civarlarında çok sayıda göstericinin katıldığı bir eylemin meydana geldiği anlatılan iddianamede, gösteriye katılmak amacıyla olay yerine giden müşteki Ceyda Sungur’a ve etrafta bulunan açık kimliğiyle tespit edilemeyen bir kısım şahıslara herhangi bir uyarı yapılmadan şüpheli Fatih Zengin tarafından biber gazı sıkıldığı belirtildi. İddianamede, şüpheli Zengin’in bibergazını kullanırken ‘toplumsal olaylarda görevlendirilen personelin hareket, usul ve esaslarına dair yönerge ile gözyaşartıcı gaz silahları ve mühimmatları kullanım talimatlarına’ aykırı hareket ettiği vurgulandı. İddianamede bilirkişi raporunda yer alan fotoğraf ve video görüntülerinin açıkça tespit edildiği kaydedilerek şu ifadelere yer verildi: “Şüpheli polis memuru Fatih Zengin’in, müşteki Ceyda Sungur’a bir metreden daha az mesafeye yaklaşarak yüzünü hedef almak suretiyle biber gazı sıktığı, gazdan etkilenen müştekinin arkasını dönmesine rağmen şüphelinin gaz sıkmaya devam ettiği ve eylemin devamında çevrede bulunan göstericilere de yine benzer şekilde yakın mesafeden ve hedef gözeterek gaz sıktığı, göstericilerden birine tekme attığı, olayın müştekisinin eylemin öncesinde ve sonrasında herhangi bir taşkınlık yapmadığı buna rağmen bahse konu eyleme maruz kaldı.” İddianamenin sonuç kısmında şu ifadeler kullanıldı: “Şüpheli Zengin’in, müşteki Sungur’a yönelik eylemi her ne kadar zor kullanma yetkisine ilişkin sınırların aşılması suretiyle orantısız güç kullanma suçunu oluşturmakta ise de gerek olay yerindeki göstericileri hedef gözeterek biber gazı sıkması ve gerekse darp eylemini gerçekleştirmesi birlikte değerlendirildiğinde eylemin bir bütün halinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu, süphelinin savunmasının oluş ve dosya kapsamına aykırı olduğu ve bu süretle üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmaktadır.” İddianamede şüpheli Fatih Zengin’in ‘Görevi kötüye kullanma’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi talep ediliyor. Öte yandan Ceyda Sungur’un avukatı İlkay Bahçetepe İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na iki ayrı suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Sungur’un Avukatı İlkay Bahçetepe, dün yaptığı suç duyurusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu hakkında dava açılması istedi. Ceyda Sungur’a çok yakın mesafeden bibergazı sıkılması yoluyla kimyasal silah kullanıldığı belirtilen dilekçede, bunun da işkence suçunu ve olası kasıtla öldürmeye teşebbüs suçunun oluşmasına azmettirilmesi suretiyle işlendiği vurgulandı. Eski tarihli diğer suç duyurusunda ise Avukat Bahçetepe, Çevik Kuvvet Şube Müdürü ve bibergazının kullanılması için talimat veren kimliği tespit edilemeyen amirlerin cezalandırılması talep etti. DHA
Reklam
Luis Suarez Chiellini'yi ısırdı
Uruguay'ın ve Liverpool'un süper yıldızı Luis Suarez, ikili mücadedelede İtalyan savunmacı Chiellini'nin omzunu ısırdı. Uruguaylı golcünün Chiellini'ye yaptığı bu hareket sonrası maçın içerisinde hakem oyunu devam ettirse de Suarez'in daha önceki 'ısırık' tecrübelerinde olduğu gibi büyük bir ceza alacağı gündemde.Uruguaylı Suarez'in 2014 Dünya Kupası'ndaki İtalya maçında Chiellini'ni ısırmasından dolayı 2 yıl ceza gelebilir.
Hangi Markasınız?
etiket
Yaşam felsefenizi hangi marka özetliyor? Bir marka oluşturacak olsaydınız bu hangisi olurdu? Ve daha bir sürü cevap.
Türkiye'nin En Genç Cumhurbaşkanı Adayının 7 Vaadi
Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin 'reisi' olabilmek için belirli şartlar aranıyor. Bunların en başta geleni tabi ki 40 yaş zorunluluğu. Türkiye’nin 0-30 yaş arası nüfusu 2013 yılı rakamlarına göre 37.827.892. Seçilecek olası 40 yaş üzeri cumhurbaşkanına göre daha genç olan kırk yaş altı toplam nüfus ise 50.197.710. Yani potansiyel cumhurbaşkanı ülke nüfusunun yarısından fazlasından yaşlı. Peki yaşlılık bir ülkeyi yönetmek için yeterli mi? Bir toplumun yarısından fazlasının yaşam koşullarından, isteklerinden, hayallerinden, o ülkenin toplumunun yarısını anlayabilme yeteneğinden yoksun bir kişinin ülkeyi yönetebilmesi ne kadar mümkün? Yaşlanmak sadece yaş almakla mı alakalıdır? Yoksa yaşanmışlıklarla mı? Benim de içerisinde bulunmaktan gurur duyduğum 90 kuşağı ya da “batılıların” isimlendirmesiyle “y kuşağı” değil mi egemenlerin tahakkümüne başkaldırıp günlerce tüm ülkeyi ayağa kaldıran? En büyüğü 25 yaşında, en küçüğü daha 15 yaşında, 8 genç insan değil miydi özgürlük için hayatlarını feda eden? Ya da 2004 yılında, 12 yaşındayken 13 kurşunla vurulan Uğur Kaymaz? O da bu 90 kuşağından değil miydi? Yaşasaydı/yaşayabilseydi, büyüklerin kurşunlarından kurtulabilseydi o da çıkmaz mıydı sokağa Haziran Direnişinde? Şimdi nerede ne yaptığını bile bilemediğimiz 12 yaşında baklava çaldığı için 9 yıl ceza alan çocuklar zamanında ödememiş miydi ayakkabı kutularındaki milyon dolarların cezasını? 13 yaşındaki N.Ç. küçücük yaşına bakılmaksızın 26 tane “büyüğün” tecavüzüne uğramamış mıydı? Hatta daha da “büyük” adaletimiz “kızın rızası var” diyerek, mahkemede uslu durdu “iyi hal” diyerek ceza indirimi yapmamış mıydı tecavüzcülere? Evet abilerim/ablalarım, gördüğünüz gibi yıllardır bu ülkede siyaset biz gençlerin sırtından dönüyor. Devletin “güvenlik önlemleri” doğrultusunda “düşük yoğunlukta savaş”ta ölen asker de genç, gerilla da. Devlet “büyüklerimizin” siyasetleri doğrultusunda ölen de genç, öldüren de. Yukarıdaki olaylar son 10-15 yıl içerisinde gerçekleşmiş ve birçok benzeri halen gerçekleşen olaylar. Başımızdaki “büyükler” gitmeden de gerçekleşmeye devam edecekler. Biz siyaseti ne yazık ki büyüklerin çıkarları için ölerek, öldürerek, tecavüze uğrayarak, cezaevlerine atılarak öğrendik. Cezaevlerindeki tutuklu öğrencilerin sayısının 2000’i çoktan aştığı ve çocuk cezaevlerindeki tecavüz vakaları ise hepimizin malumu. Yok, artık bitti öyle gençliğin sırtından siyaset yapan “büyükler” devri. Bundan sonra onlar dinleyecek gençler karar verecekler kendi yaşamlarına. Büyüdükçe seçilen, seçildikçe “büyüyen” siyasetçiler yeter artık. En son ne zaman sokakta korumasız gezen bir başbakanı oldu bu ülkenin? En son ne zaman devletin sunduğu imkanları sonuna kadar kullanıp köşklerde oturan bir cumhurbaşkanı yerine kendi mütevazi evinde yaşayan, kendi yemeğini kendi pişiren bir cumhurbaşkanı oldu? Olmadı. Çünkü onlar büyük. Önemli insanlar. Önemli insanlar hizmet etmez, önemli insanlara hizmet edilir. Elbette hep o makamda kalmayacaklar, o yüzden biraz da emekliliğe “birikim” yapmak lazım. Bu yüzden bir de kendi “gençleri” vardır. Bu gençler 15 yaşında bardakta mısır şirketi kurabilir. Ya da 25 yaşında milyon dolarlık evler alabilir. Önemli olan “babacığının genci” olmak değil topluma faydalı bir genç olmak. Gençliğin sınıfsal aidiyeti –eğer kendisi işçi değilse- ailesinin sınıfına bağlıdır. Yani işçi anne-babanın çocuğu potansiyel işçidir. “Köşeyi dönme” hayalleriyle kandırılan, gözünü yükseklere dikip bulunduğu konumu görmeyen bir genç “büyüklerin” istediği gençtir. Kendi toplumsal sınıfının farkında olan gençlerin başına neler geldiği ise malum. Velhasılıkelam artık kendi sözümüzü söylemek büyüklerin kendi aralarında halktan kopuk bir şekilde belirledikleri cumhurbaşkanı adaylarına karşı özbeöz halkın çocuğu, büyüklerin siyasetinin birebir mağduru olarak cumhurbaşkanlığına adaylığımı koyuyorum. 23 yaşındayım. Bekarım. 17 yıldır profesyonel öğrenciyim. Ege Üniversitesi'ni terkettim. Halen İstanbul ve Anadolu üniversitelerinde öğrenciyim. Bu sene yine sınava girdim. Kısmet. Şimdilik kampanya sloganlarımdan bağzıları aşağıda #ÖğrenciCumhurbaşkanıAdayıCanAlaygut hastaginden takip edebilir, destek ve taleplerinizi iletebilirsiniz.
Reklam
'Hacker'ı Aşağı Yukarı Tespit Ettik'
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, önceki gün Twitter hesabının nasıl ele geçirildiğini anlattı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, önceki gün Twitter hesabı hacklenmiş ve mesajlar atılmıştı. Ak Parti İl Başkanları Toplantısı’na gelişinde Melih Gökçek hesabının nasıl ele geçirildiğini anlattı. Gökçek, “Sabahleyin mesaj atıyordum, saat 6 sıralarıydı, daha yatmamıştım. iPad'imde böyle bir sıfırlanma oldu tereddüt ettim tekrar açtım kapattım. Yeniden mesaj attım gitti. Demek ki o sırada uğraşıyorlarmış. Arkasından sabahleyin kalktığımda baktım ki hacklenmiş. Ondan sonra gerekli girişimleri yaptık. Yaklaşık 8-9 saat sonra tekrar hesabı aldık. Yapan kişiyi aşağı yukarı tespit ettik.” dedi. 'UMARIM CEZASINI ÇEKER' Bu kişinin Türkiye’de mi olduğunun sorulması üzerine “Türkiye’de.” diye cevap veren Gökçek, 'O konuda da hem savcılığa hem de emniyete gerekli bilgileri verdik. İnşallah önümüzdeki günlerde bizim tespitlerimiz doğru çıkar ve bu işi yapan da cezasını çeker.” şeklinde konuştu. 'FAZLA TAKİPÇİM VAR' Neden kendisinin seçilmiş olabileceği konusunda ise Gökçek, “Öyle zannediyorum dikkat çekmek için. Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı'ndan sonra en fazla takipçisi olan siyasetçi benim. Herhalde dikkat çekmek için bunu yaptı.” değerlendirmesinde bulundu. TWITTER'A TEŞEKKÜR ETTİ Gökçek, Twitter şirketine de yardımlarından dolayı teşekkür etti: 'Sayın Başbakan'ın Twitter konusunda sanal alemdeki yanlışlıklar üzerine bunu düzeltilmesini istemesi net olarak ortaya çıktı. Twitter yardımcı oldu, açıkça ifade edeyim. Onlara teşekkür ediyorum. Aynı olay ABD’de bir siyasetçinin başına gelseydi 5 dakikada halledilirdi.” Gökçek son olarak da “Sanki ben başka bir tweet hesabından onlara mesaj atmışım onlar da cevap vermiş gibi çıktı. Bunların aslı astarı yok. Ben kendi hesabımı, telefon numarasını vermek suretiyle belediyenin bunun haricinde hiçbir hesaba iltifat etmeyin dedim. Oradan da bir takım açıklamalar yaptım. Oradan da bir isim var herhalde o çıkacak.” ifadelerini kullandı. haberler.com
Rebul Eczanesi 120 Yıllık Yerinden Taşınıyor
Daha sinema bulunmamışken, telsiz icat edilmemiş, röntgen keşfedilmemiş, Wright Kardeşler henüz uçmamış ve Titanik batmamışken İstanbul'da var olan ve süregiden bir tarihi mekan daha kapanıyor. Rebul Eczanesi açıldığından bu yana 120 yıldır faaliyet gösterdiği yerden taşınıyor.Türkiye'de bir yandan muhafazakar kimliğine vurgu yapan bir iktidar iş başındayken, toplumda muhafazakarlığın arttığı yorumları yapılırken bir yandan da asırları devirmiş, İstanbul'un sembolü olmuş yerler bir bir yerlerini terk ediyor. 100 yıllık Saray Sineması, Emek Sineması, İnci Pastanesi, Robinson Crusoe Kitabevinin ardından İstiklal Caddesi'nin sembollerinden biri daha kentin hafızasına kazındığı yerden taşınıyor: Ürettiği lavanta kolonyasının müptelaları bulunan ve kurulduğu günden bu yana aynı yerde hizmet veren 120 yıllık Rebul Eczanesi. Meşelik Sokak'a taşınıyor 1895'te açılan Osmanlının yıkılışına, Cumhuriyetin kuruluşuna, iki dünya savaşına, 6-7 Eylül olayları da dahil onlarca-yüzlerce toplumsal olaya tanıklık eden, tüm bu süreçlerin iktisadi karmaşalarında ayakta kalmayı başaran Rebul Eczanesi, Rumeli Han'ın el değiştirmesiyle birlikte kapanmanın eşiğine geldi. Daha önce otel yapılacağı haberleri basına yansıyan Rumeli Han'ın satılmasıyla birlikte istenen kira bedelinin yüksekliği nedeniyle kapanmanın eşiğine gelen tarihi eczane çareyi taşınmakta bulundu. Eczane, Fransız Konsolosluğu'nun çaprazındaki Meşelik Sokak'ta bulunan Rebul 1895 Eczanesi'nde devam edecek. Sosyal medyada tepki Rebul Eczanesi'nin taşınma kararı almasıyla birlikte hafızalarına, hatıralarına zemin oluşturan kentin ve mekanların kaderine duyarlı İstanbullular da sosyal medyadan sesini yükseltmeye başladı. Rebul Eczanesiyle ilgili en çok vurgu yapılan ise, Rebul ile özdeşleşen lavanta kolonyasının dışında onun asırlık tarihine yapılan vurguydu. Rebul Eczanesi de zaten kendi internet sitesinde tarihini, 'Daha dünyada sinema, röntgen cihazı, Gilette, Kodak, naylon, bilgisayar yokken...' diye anlatmaya başlıyor. Dünya literatürüne geçen, Türkiye'nin kozmetik alanında patent sahibi olan, 52 ülkede ürünleri satılan, bugüne kadar bir okul gibi yüzlerce eczacıyı yetiştiren Rebul Eczanesi, Anadolu'da yol inşaatı yapan Fransız bir müteahhidin, eczacılık eğitimi alan oğlu Jean Cesar Reboul tarafından kurulmuş. Babasını ziyaret için geldiğinde İstanbul'a hayran kalan Reboul, o sırada yapımı yeni tamamlanan Rumeli Hanın altında 'Grande Pharmacie Parisienne' (Büyük Paris Eczanesi) adıyla eczaneyi açar. Osmanlı'dan günümüze kurulduğu yerde yaşamını sürdüren tek eczane olma özelliğini bugüne kadar sürdüren Rebul, lavanta kolonyasını da 1935'te üretmeye başlar. Hatta lavanta o dönemin en popüler erkek parfümü halini alır. Jean Cesar Reboul, 1939'da eczaneyi 1920'de burada stajyer olarak işe başlayan Kemal Müderrisoğlu'na devreder. Eczaneyi günümüzde Kemal Müderrisoğlu'nun oğlu Mehmet Müderrisoğlu işletiyor. Eczanenin taşınması, aslında bilindiği ve alışık olunduğu yerinde kapanması, İstanbullulalara da kapıya asılan ve dağıtılan ilan ile duyuruldu. Sosyal paylaşım sitesiTwitter'da fotoğrafı paylaşılan o duyuruda Rebul'un kapanıyor olması şöyle duyuruldu: 'Bu koca çınarı yakında inşaatı başlayacak olan AVM/Otel projesi için taşımak durumunda kalmaktayız. Rebul 1895 yılında hayatına Grand Pharmacie Parissienne olarak başladığında; -Sinema daha bulunmamıştı,-Marconi telsizi bulmamıştı,-Konrat röntgeni keşfetmemişti,-Kodak fotoğraf makinesi yoktu,-Wright kardeşler henüz ilk yaptıkları uçakla uçamamışlardı,-Titanik batmamıştı,-1897'de nüfusu 1 milyon 059 bin olan İstanbul, bugün 14 milyon 160 bin kişiye gelirken hizmet verdiğimiz nüfusun yüzde 92,5'u yoktu.' Beyoğlu ve çevresinde uzunca bir süredir tartışılan ve kent üzerine çalışma yapanların 'mutenalaşma' ya da 'soylulaşma' diye nitelediği süreçte tarihi yapıların el değiştirmesiyle beraber, artan emlak bedelleri muhitin eski sakinlerini taşınmaya ya da bir tür göçe zorluyor. Bununla beraber el değiştiren mekanların da işlevi, o güne dek alışıldığının ve kent kültürü içinde yer edindiğinin aksine yeni işlevler üstleniyor. Çoğu yapı da AVM ya da otele dönüştürülüyor. Bu nedenle kentin çehresinde ve kültürel yapısında meydana gelen değişim ve mali yönden güçsüz eski sakinlerin düştüğü durum ise tepkilere yol açıyor. Beyoğlu'nda yakın zamanda benzer şekilde çok sayıda tarihi yapı ve o yapılar içinde faaliyet gösteren Saray Sineması, Emek Sineması, İnci Pastanesi, Robinson Crusoe Kitabevi gibi işletmeler tüm dayanışma çabalarına rağmen kapanmak, taşınmak zorunda kaldı.CNN Türk
Elizabeth, 'Demir Taht'a Oturmadı
İngiltere Kraliçesi, Kuzey İrlanda ziyareti sırasında ünlü dizi Game of Thrones'un bazı sahnelerinin çekildiği stüdyoları da gezdi. Kraliçe, dizinin meşhur öğesi Demir Taht'a oturmadı. İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth Kuzey İrlanda'da Game of Thrones (Taht Oyunları) adlı popüler dizinin bazı sahnelerinin çekildiği Belfast stüdyolarını ziyaret etti. Ancak Kraliçe, dizinin hayranlarını hayal kırıklığına uğratarak Demir Taht’a oturmadı. Game of Thrones dizisi oyuncularından bazılarıyla da tanışan Kraliçe, Demir Taht’a sadece bakmakla yetindi. Senaryoya göre, yenilen kralların kılıçlarından yapılan tahta Kraliçe’nin oturmayışına üzülen dizi hayranları, sosyal medya üzerinden tepkilerini dile getirdi. Eski cezaevini de gezdi 2- Elizabeth, müzeye dönüştürülen eski Crumlin Road hapishanesine ise cezaevinin eski tutukluları olan Kuzey İrlanda yönetiminin Başbakanı Peter Robinson ile İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’nun (IRA) eski liderlerinden Başbakan Yardımcısı Martin McGuinness ile birlikte gitti. Crumlin Road hapishanesi, Birleşik Krallık ve İrlanda arasında 1998 yılında imzalanan ‘Hayırlı Cuma’ anlaşmasıyla başlayan barış sürecinden önce ayrılıkçıların tutulduğu hapishane olarak da biliniyor. “Dünyanın bu tarz pozitif dönüşüm örneklerine çok ihtiyacı var” diyen Kraliçe, “Umuyorum ve inanıyorum ki Belfast bu sembollerden biri olmaya devam edecektir” dedi. Kraliçe ile IRA'nın eski liderlerinden McGuinness, İngiltere Kraliçesinin tahttaki 60. yılı kutlamaları çerçevesinde 2012 yılında Kuzey İrlanda'ya yaptığı ziyaret sırasında ilk kez el sıkışmıştı. Nisan ayındaysa McGuinness, İrlanda Cumhurbaşkanı Michael Higgins'in Londra ziyaretine eşlik etmiş ve Kraliçe'nin resmi konutu Windsor Kalesi'nde verdiği akşam yemeğine katılmıştı. Kaynak: Reuters ve AA
Reklam
Facebook'un Slingshot Uygulaması Artık Türkiye'den de İndirilebilir
Facebook’un kısa bir süre önce yayınladığı Slingshot uygulaması, artık Türkiye’den de indirilebiliyor. Snapchat uygulamasına rakip olan Facebook, Slingshot uygulamasını kısa bir süre önce yayınlamıştı ve sizlerle paylaşmıştık. İşlevi bakımından Snapchat’e benzeyen Slingshot, uygulama mağazalarından sadece ABD üzerindeki kullanıcılar tarafından indirilebiliyordu. Slingshot artık diğer ülkeler için de indirilebilir hale geldi. Uygulamayı kurduğunuzda tıpkı WhatsApp ve diğer mobil mesajlaşma uygulamalarında olduğu gibi telefon numaranızı yazarak gelen SMS ile doğrulama yapıyorsunuz. Doğrulama işleminin ardından uygulamayı kullanmaya başlıyorsunuz. Slingshot iOS uygulamasını buraya tıklayarak, Android uygulamasını ise buraya tıklayarak ücretsiz olarak indirebilirsiniz.WeBeyn.com
Reklam
Torba Yasa'dan Kişisel Bilgilerin Özel Şirketlere Satışı Çıktı
Soma faciasından yola çıkarak iş güvenliği ve taşeron sistemi düzenlemesi öngörülen ancak içine vergiden cinsel tacize kadar birçok madde sıkıştırılan Torba Yasa’ya eklenen son maddeyle yurttaşların kişisel bilgilerinin özel şirketlere satılmasının önü açıldı. Cumhuriyet’ten Çiğdem Toker’in köşesine taşıdığı iddiaya göre, hükümetin şu anda TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Torba Kanun’a eklediği maddeyle devlet sigortası şemsiyesi altındaki bütün yurttaşların kişisel verileri özel şirketlere satılabilecek. Kanunda buna gerekçe olarak Sosyal Sigortalar Kurumu’na (SGK) gelir sağlamak gösterildi. Toker, maddeyi “ Böylece sağlık hizmetlerine önceki iktidarlara göre daha kolay erişimiyle övünülen vatandaşlar, aldıkları bu hizmetin bedelini mahrem bilgilerinin özelleştirilmesiyle ödeyecek. Şehir hastaneleri projesi vesilesiyle öve öve bitiremedikleri “KamuÖzel İşbirliği”nin ‘seçkin’ bir örneği ” diye yorumladı.Diken
Çözüm Süreci 7 Maddelik Paketle Yasalaşacak
Hükümetin çözüm süreci konusunda hazırladığı yeni paketin ne zaman yasalaşacağı belli oldu. Hükümet, HDP ve PKK lideri Abdullah Öcalan arasında sürdürülen çözüm süreci görüşmelerinde gelinen son nokta sonucunda 7 maddelik bir paket ortaya çıktı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın onayıyla Meclis tatile girmeden önce yasalaştırılacak pakete göre, dağdan inen ve yönetici olmayan PKK’lıların rehabilitasyonu sağlanacak. Özellikle dağa kaçırılan ve silahlı çatışmaya girmeyen çocuklar sorumlu tutulmayacak. Hürriyet'ten Nuray Babacan'ın haberine göre, paketteki diğer önemli düzenleme ise eve dönüş hükümleri olacak. Dağdan inen PKK’lılardan yönetici olmayanlara rehabilitasyon olanakları sağlanacak. Hükümet temsilcileriyle, HDP ve Abdullah Öcalan arasında sürdürülen çözüm süreci görüşmelerinde gelinen son nokta ortaya çıktı. Geçen ayki görüşmelerden sonra TBMM’ye sevk edilmesi beklenen paketle ilgili farklı değerlendirmeler yapılmıştı. HDP’nin derhal istediği paket konusunda, hükümet kanadından ekim ayına kalabileceği yorumları gelmişti. Ancak son haftada artan çalışmaların ardından, 7 maddelik bir paketin hazırlıkları tamamlandı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın onayıyla, TBMM tatile girmeden önce paketin yasalaştırılması kararlaştırıldı.Süreç aktörlerine koruma Pakette, çözüm süreciyle ilgili alınan kararların ilerde ‘suç’ kapsamına alınmaması için yeni görev tanımları yapıldı. Çözüm sürecinde ve terörle mücadelede alınan kararların sorumluları korunacak. İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı pakete göre, sürecin aktörlerinin ilerde suçlanması engellenecek. Siyasetçi, bürokrat ve askerlerin bu süreçte gerçekleştirdikleri görevin tanımı da yapıldı.Topluma kazandırma Pakette, yönetici olmayan PKK’lılardan dağdan inmek isteyenlerin eve dönüşünü kolaylaştıran ve rehabilitasyonunu sağlayan hükümler de bulunuyor. Özellikle çocukları dağa kaçırılan ailelerin kampanyalarından sonra silahlı çatışmaya katılmayan gençlerin eve dönmesi ve sorumlu tutulmamalarıyla ilgili hükümler yer alacak. Hasta mahkûmlarla ilgili olarak ise Adli Tıp Kurumu sürecinin hızlandırılması gibi maddelerin de pakette yer alacağı belirtiliyor. HDP’nin beklediği ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi’ çerçevesindeki düzenlemelerin ise pakette yer almadığı vurgulandı.Tatil erteleniyor Meclis’in resmi olarak 1 Temmuz’da tatile girmesi gerekiyordu. Ancak çözüm sürecine ilişkin yasal düzenlemenin Meclis’ten çıkarılması isteği, tatilin ertelenmesini zorunlu kıldı. Bu nedenle Meclis, torba tasarı ve çözüm süreci paketi yasalaşıncaya kadar çalışmalarına devam edecek. Bunun da temmuz ortasını bulması bekleniyor.                T24
Rosie Huntington-Whiteley'in Dünyanın En Güzel Kadını Olduğunun Kanıtı
Rosie Huntington-Whiteley 27 yaşında İngiliz model ve aktristir. 2006 yılından 2010 yılına kadar Victoria's Secret ile çalışmıştır. 2009 Elle Stil Ödülü'nü alarak 'Yılın Modeli' seçilmiştir.Vogue ve GQ gibi birçok derginin kapağında boy göstermiştir. Mayıs 2011'de Maxim dergisinin 'Hot 100' listesinde 1 numara seçilmiştir. FHM 'Dünyanın En Seksi Kadını 2011' listesinde de 1. seçilerek en çok aranan mankenler listesine girmiştir. Burberry ile olan çalışması ve Transformes serisinin 3. filmi  'Transformers: Dark of the Moon'da canlandırdığı Carly Spencer rolü ile tanınmıştır.  Agent Provocateur için kısa bir filmde rol almıştır. 2010 yılında Pirelli Takvimi için Terry Richardson'a çıplak poz vermiştir. 2010 yılından bu yana aktör Jason Statham ile birliktedir. Ayrıca kendine ait bir iç giyim markası vardır.Boyu: 1,75m Saç Rengi: Açık Kahve Göz Rengi: Mavi Ölçüleri: 86-63-89 Instagram Adresi: instagram.com/rosiehw Twitter Adresi: twitter.com/RosieHW
Reklam