onedio
NASA'dan Dünyanın En Büyük Selfie'si
NASA, 100’ün üzerinde ülkeden binlerce fotoğrafı birleştirerek bir “Küresel Selfie” yaptı. Dev selfide dünyanın dört bir yanındaki insanların fotoğrafları kullanıldı. 3.2 gigapiksellik Küresel Selfie mozaiği 36 bin 422 kişinin 22 Nisan Dünya Günü’nde sosyal medya sitelerinde paylaştığı fotoğraflardan oluştu. NASA bu yıl Dünya Günü’nde dünyanın dört bir yanındaki insanlara basit bir soru sordu: “Şu anda dünyanın neresindesiniz?” Sosyal medya üzerinden sorulan bu sorunun yanıtının bir selfie ile verilmesi istendi. Amaç her bir fotoğrafı bir piksel olarak kullanıp “Küresel Selfie” yaratmaktı. Sonuçta ortaya uzaydan dünya gibi görünen mozaik bir görüntü çıktı. CNN TÜRK
A'dan Z'ye Biber Gazı
Biber gazı, Biber spreyi veya OC gazı, OC spreyi (OC='Oleoresin Capsicum'), gözlerde kontrolsüz gözyaşı akmasına sebep olan, acı ve hatta geçici körlük nedeniyle gözleri tahriş edebilen kimyasal bileşikler de içerebilen bir göz yaşartıcı gazdır. Fotoğraf: Brezilya Polisi
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Yıllar ne çabuk geçiyor. İsmi iddialıydı: Tarihi Yaşarken Yakalamak! Kitabın arka kapağına şunları yazmıştım: Tarihi, kendisini oluşturan somut olayların cereyan ettiği zaman dilimlerinde yakalamak olanaksızdır. Çünkü tarih biraz da akıp giden zamanın gelecekteki öyküsüdür. Bu satırları nerede okuduğumu, kimin yazdığını anımsamıyorum. Bir kenara not etmişim. Yazı masamın çekmecelerini karıştırırken yeniden bulunca sevindim. Bir kâğıt parçasının bir köşesine özensiz biçimde çiziktirilmiş bu satırlardan etkilendiğim anlaşılıyor. Tarihi yaşarken yakalayabilsek, ne güzel olurdu. Ama olanaksız diye de kaderciliğe saplanacak değiliz. Çünkü tarihten ders çıkarmak da var. İlle de yaşayarak öğrenmek gerekmiyor.
Google Türkiye'yi 'Unutmayacak'
ABD’li arama motoru, 30 ülke vatandaşlarına ‘unutulma hakkı’ tanıdı, istenmeyen sayfaları kaldırmak için site açtı. Türkiye kapsam dışında...Google, Avrupa Adalet Divanı, AB vatandaşlarına internette ‘unutulma hakkı’ tanıyınca bu hakkı kullanmak isteyen Avrupalılara yönelik yeni bir sayfa açtı... Söz konusu sayfada, Avrupa’da yaşayan internet kullanıcılarının, Google’da kendileri hakkında çıkan internet linklerini sildirebilmelerini öngören bir form bulunuyor. Firma formda kullanıcının adı, soyadı, elektronik posta adresi gibi bilgileri sorduktan sonra fotoğraflı bir kimlik belgesinin kopyasını talep ediyor, daha sonraysa talepte bulunan kişi ya da onu temsil eden kişinin, Avrupa Veri Koruma Yasası’nın geçerli olduğu 32 ülkeden hangisinde yaşadığını seçmesini istiyor. Formda bunların ardından, kaldırılmasını istediğiniz linkleri yazacağınız bir bölüm yer alıyor. Google, öncelikle kaldırılması talep edilen linkteki verilerin, talepte bulunan kişi hakkında eski ve ilgisiz bilgiler barındırıp barındırmadığına bakacak, ancak asıl önemli ayrıntı kaldırılacak bilginin kamu yararına aykırı bir durum teşkil etmemesi. ‘O sayfaları sil’ Her şey bir İspanya vatandaşının Google'ın arama sonuçlarından istemediği sayfaları kaldırtma başvurusuyla başladı. Google reddetti. Avrupa Adalet Divanı ‘İnsanların geçmişlerindeki olumsuzlukları silme ve unutulma hakları vardır’ dedi. Google’a ‘O sayfaları sil’ talimatı verdi. Başvuru yağdı Avrupa’nın dört bir yanından başvuru yağdı. Google da çareyi başvuru sitesi kurmakta buldu. Dün açılan site Avrupa vatandaşlarına istemedikleri linklerin kaldırılması için imkan veriyor. Ancak sadece Avrupa Adalet Divanı’na üye 30 ülke için açık, Türkiye kapsam dışında Para cezası uygulanabilir Bu duruma örnek olarak görevi kötüye kullanma, yanlış tedavi, suç kaydı, yolsuzluk gibi vakalar gösteriliyor. Kriterlere uygun linklerin kaldırılmaması durumunda Google’ın para cezalarıyla karşı karşıya kalacağı belirtiliyor. Baskıcı rejimlere yarar Google Yönetim Kurulu Başkanı Larry Page, firma olarak Avrupa Adalet Divanı’nın kararını uygulayacaklarını ancak uygulamanın baskıcı rejimleri ve onların internet üzerindeki kontrollerini artıracağı yorumunu yaptı.  Vatan
'Suriyeli Kadın Sığınmacılar Fuhuşa Sürükleniyor'
Türkiye’ye sığınan Suriyeli kadınları araştıran Mazlumder, vahim sonuçlara ulaştı. Kadınlar ucuz işgücü, ikinci evlilik ve fuhuş için kullanılıyor. Daha vahimi, fuhşa sürüklenen Suriyelilerin yaşı 12-13’e kadar düştü. Kamp dışındaki kadın ve çocukların acilen koruma altına alınması gerekiyor. İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (Mazlumder), Suriyeli kadın mültecilerin yaşadığı dramı 52 sayfalık rapor hâline getirdi. 13 ilde 72 sığınmacıyla yüz yüze görüşen derneğin Kadın Çalışma Grubu, dehşete düşüren sonuçlara ulaştı. ‘Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar’ başlıklı rapora göre, Türkiye’ye sığınan mülteci kadınlar ucuz işgücü, fuhuş ve ikinci evlilik için kullanılıyor. Evlilik, sektör haline getirildi, fuhuş için kullanılanların yaşı 12-13’e kadar düştü. Şanlıurfa, Hatay, Batman gibi illerde kızlara 20-50 lira karşılığında fuhuş yaptırılıyor. Evlerde gündelikçilik yapanlar, 75-100 liralık işiçin 10-15 lira alıyor. Kadınlar barınma, giyim, istismar gibi sorunlarla karşı karşıya, çoğu psikolojik desteğe muhtaç. Türkiye’de 22 geçici barınma merkezinde 220 bin sığınmacı yaşıyor, bunlardan 107 bini kadın. Kamp dışında kalanların sayısı ise 667 bin. İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği’nin (Mazlumder), Suriyeli kadın mültecilerle ilgili yaptığı araştırma, acı gerçeği gözler önüne serdi. Kampların dışında yaşayan kadınların sorunlarına mercek tutan derneğin kadın çalışma grubu, 72 sığınmacıyla yüz yüze görüştü. 5 ay süren mülakatlar sonunda ‘Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar’ başlıklı rapor kamuoyuyla paylaşıldı. Raporda dehşete düşüren tespitler var. En vahimi, mülteci kadınların fuhuş ve ikinci evlilik için kullanılması. Evlilik, sektör haline getirilmiş. Fuhşa zorlanan Suriyelilerin yaşı 12-13’e kadar düşmüş durumda. Dini nikâhla yapılan ikinci evliliklerin sayısı ciddi boyutlarda. Boşanmalarda da artış yaşanıyor. Para karşılığı evlilikler yapılıyor. Bunlar daha çok yaşlı ve ikinci, üçüncü evliliğini yapmak isteyen erkeklerde görülüyor. Suriyeli kuma sayısının yaygınlaştığına dikkat çeken bir sivil toplum temsilcisi, yerel kadınların bu durumdan çok rahatsız olduğunu dile getiriyor. Rapora konu olan 72 kadından 6’sı (yüzde 8-9) cinsel tacize maruz kalmış. 5 kadın ise ya ikinci ya da üçüncü eş. Evlilik de ticarete dönüşmüş. Suriyeli kadınlarla evlenmek isteyenlere 250 ila 500 lira karşılığında aracılık yapanlar var. Ailelere de 2 bin ile 5 bin lira arasında başlık parası veriliyor. Gaziantep, Kilis, Hatay, Urfa ve Batman gibi sığınmacıların yoğun olduğu illerde görülen evliliklerde özellikle 15-20 yaş arası kadınlar tercih ediliyor. Rapora göre sınır illerinde, Türkiye’ye kaçak giren Suriyelileri şehir merkezine götüren çeteler var. Kişi başı bin–bin 500 Suriye lirası (15-20 TL) karşılığında Kilis merkeze yolcu taşıyorlar. Bazıları da otogardan göçmen kaçakçıları aracılığıyla başka illere dağılıyor. Öyle ki sınırda kaçakçılık sektörleşmiş ve bu işten ciddi paralar kazanılıyor. Vahim bir iddiadan da bahsediliyor. Jandarmaya, kaçakçılığa göz yumması için günlük bin-2 bin lira rüşvet veriliyor. Göçmen kadınların karşı karşıya kaldığı en ciddi sorun fuhuş. İnsan ticareti yapan çeteler tarafından Suriyeli kadınlar ve aileleri kandırılıyor. Suriye’de dini nikâhı kıyılan kadınlar Kilis’e getirildikten sonra evlere yerleştiriliyor, fuhşa zorlanıyor. İtiraz etmeleri halinde şiddete, baskı ve tehdide maruz kalıyor. Ailelere ise ‘başlık parası’ adı altında, ortalama 2 bin ile 5 bin lira veriliyor. Bu aileler, kızlarının Türkiye’de iyi şartlarda yaşatılacağı vaatleri ile ikna ediliyor. İnsan ticaretine kurban giden kadınların yaş ortalamasının 15-18 arasında olması dikkat çekiyor. Göçmen kaçakçılığı bölge halkı tarafından da biliniyor ve olumlu karşılanıyor. Bunun sebebi ise bu sistem olmazsa bütün Suriyelilerin kendi illerinde yığılacağını düşüncesi. Günde bin-2 bin kişinin kaçak giriş yaptığı Gaziantep, Urfa başta olmak üzere Türkiye’nin her yerine göçmen gönderiliyor.3 Acilen korumaya alınmalılar Mazlumder’in raporu, Suriyelilerle ilgili gerçekleri gözler önüne seriyor. Kamp dışında kalan kadın ve çocukların acil şekilde korunması çağrısı yapılıyor. Göçmenlerin hayat kalitesinin artırılması ve istismara fırsat verilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Kamp dışında yaşayanların da ihtiyaçlarının giderilmesinin önemine dikkat çekiliyor. Kadın sığınmacıların ‘dini nikâhla kandırıldığı’ ve ‘fuhuş ağına düşürüldüğü’ yönündeki iddiaların araştırılması isteniyor. Raporun sonuç bölümünde yer alan önerilere göre kamp dışında kalan kadın sığınmacıların daha güvenli, sağlıklı şartlarda yaşayabilmesi için çalışmalar yapılmalı. Sığınmacıların Türkiye toplumuna entegrasyonunu sağlayacak politikalar hazırlanmalı. İstihdam sorunu çözülmeli ve çalışma izinleri verilmeli. Çocukların dilencilik yapması önlenmeli ve sığınmacı kadınlara yönelik cinsel istismar engellenmeli. SEVGİ KORKUT - SATI KILIÇER | Zaman
Reklam
Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... ÖLMEDEN MİRAS DERDİNE DÜŞTÜLER 76 yaşındaki işadamı Halis Toprak'ın kızları Aynur Toprak ile Aysel Duruk; babalarından haber alamadıkları gerekçesiyle 4 Mayıs'ta polise kayıp başvurusunda bulunmuşlardı. Haber gazetelere yansıyınca bir anda ortalık karışmıştı! Meğer Halis Toprak, kayıp falan değilmiş! İki eşinden 10 çocuğu olan Halis Toprak'ın yerini sadece Aynur Toprak ile Aysel Duruk bilmiyor ama diğer sekiz evladı biliyor! Toprak, şu anda yıllık rutin checkup'ını yaptırmak için Washington'daki John Hopkins Hastanesi'nde bulunuyor. Halis Toprak, 2009 yılında kendinden 54 yaş küçük Nazlıcan Tağızade ile evlendiğinde kızları Aynur Toprak ile Aysel Duruk; babalarının akli melekelerini yitirdiğini iddia edip vesayet altına alınması talebiyle dava açmıştı. Bundan sonra Halis Ağa ile bu iki kızı arasında gerginlik başlamıştı. 2010'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nden, 2013'te de Adli Tıp Kurumu'ndan 'Akıl sağlığı yerindedir' raporu alan Halis Toprak, kızlarını affetmemişti. Halis Toprak, bu yüzden de onlarla görüşmek istemiyor. Halis Toprak gerçekten akli melekelerini yitirdi mi yoksa kızları mal derdine düştüğü için mi bu kayıp hikâyesini uydurdu? Halis Toprak'ın hikâyesi gerçekten çok ilginç. Kızları ikiye bölmüş durumda. İki kızıyla uğraşıyor şu anda. Halis Bey kayıp filan değil. Washington'da yıllık rutin checkup'ını yaptırdı. GÜNAYDIN'da bunu yazdık. Oradan Londra'ya geçti. Pazartesi günü de İstanbul'a dönüyor. Döndükten sonra ne olacak bilmiyorum ama şu anda aile dağılmış durumda. Halis Bey'de bitmeyen bir gayrimenkul var. Duyduğuma göre geçenlerde yine bir gayrimenkul satmış ve o parayla gitmiş yurt dışına. Daha ölmeden kızları babalarının parasının peşine düştü. Allah Halis Bey'in yardımcısı olsun. Kızları şimdiden mal derdine düştüyse, bir vefat durumunda ne olur inanın bilemiyorum. Halis Bey İstanbul'a döndüğünde neler olup biteceğini hep beraber göreceğiz. KİRLİ ÇAMAŞIRLARINI 18 YILLIK ŞOFÖRÜ ORTAYA DÖKTÜ Eşi Feryal Gülman'ın kendisini genç bir kadınla aldattığını öne sürüp boşanma davası açtığı Kemal Gülman, cimriliğiyle yeniden gündeme geldi. Cimriliğiyle cemiyet hayatında efsane haline gelen 82 yaşındaki işadamının kirli çamaşırlarını ortaya döken isim, 18 yıllık şoförü Ayhan Uğur oldu. Kemal Gülman'ın kendisinin hakkını da ödemediğini öne süren Uğur'un iddiaları ise şöyle: 'Kemal Gülman, oğlu Aslan ve Feryal Hanım'a 'Ben sizin kralınızım, siz benim köpeğimsiniz' derdi. Feryal Gülman'a, '50 yaşına geldin, seni kapıya koyarım' diye kızardı. Kullandığımız cipi yıkarken bir kova suyla cipi yıkamamı söylüyordu. Kemal Bey eve geldiğinde Feryal Hanım, Aslan Kemal ve çalışanlar, korkudan tüm elektrikleri ve muslukları kapatırdık. Kemal Bey mücevherleri, Feryal Gülman için değil güçlü görünmek düşüncesiyle kendisi için alıyordu. Kemal Bey, Feryal Hanım'ın maaşını da kesti. Feryal Hanım, oğlu Arslan'ın yurt dışındaki eğitim masrafının büyük kısmını ödemeye başlayınca Bebek'teki yalısını kiraya verdi. Yalısını kiraya verdiği için kahroluyor ama buna mecbur.' Kemal Gülman cimriliği hakkındaki dedikodular sizin de kulağınıza geldi mi? Yılan hikâyesine dönen boşanma davası ne zaman sonuçlanır? Feryal-Kemal Gülman'ın boşanma olayı yılan hikâyesine döndü. Onlar konuşmayı bıraktılar şimdi etraflarındakiler konuşuyor. İşten atılan ya da işe yeni başlayan, daha önce onlarla çalışmış herkes bir şeyler söylüyor. Kemal Gülman'ın cimriliği beni de şaşırttı. Bu kadar mal mülk var ama eşinin davetlerde taktığı mücevherleri eve döner dönmez kasaya geri koyuyormuş. Tabi bunlar söylenti. Sadece dedikodudan mı ibaret bu sözler bilemiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da bu çiftin olayının daha da uzayacağı. ARDA İLE BURCU ARASINDA BİR AŞK OLMAZ İspanya Ligi'nin bitmesiyle soluğu İstanbul'da alan Arda Turan, Sunset'in Boğaziçi Üniversitesi Vakfı'na destek için düzenlediği geceye katıldı. Yıldız futbolcu, yemekte güzel sunucu Burcu Esmersoy'la aynı masada oturdu. İkilinin fotoğrafları çekilirken sergiledikleri tedirgin haller ise akılları karıştırdı. Yakın arkadaş olan Burcu Esmersoy ile Arda Turan, haklarında çıkması muhtemel olan aşk haberleri nedeniyle mi tedirgin tavırlar sergiledi? Burcu Esmersoy ile Arda Turan gerçekten çok yakın arkadaş. Onların arasında aşk olma ihtimali yok. Arda zaten fırlama, muzip birisi. Burcu da öyle. Şu anda bu işi oyuna çevirdiler. Magazin basını onları sevgili yazdığında çok gülüyor ve bundan zevk alıyorlar. Arda ile Burcu iki erkek arkadaş gibi. Onların arasında kim aşk arıyorsa umduğunu bulamayacak, bu tarz haberler de doğru çıkmayacaktır. Arda zaten sevgilisiyle görüntülenince bile kıpkırmızı olan bir çocuk. Aralarında bir aşk olsaydı, bu kadar rahat olmazdı zaten. EMRAH İKİNCİ KEZ BABA MI OLUYOR? Sevgilisi Sibel Kirer'le geçen yılın son aylarında sessiz sedasız nikâh masasına oturan ünlü sanatçının, ikinci kez baba olmak için gün saydığı iddia edildi. Twitter'dan 5 milyon dolarlık hisse alan Emrah'ın annesine belediye otobüslerine bedava binmesi için 'yaşlılık kartı' çıkarttığı iddiası ise haftanın en çok konuşulan konusu oldu. Emrah, yeniden baba oluyor mu? Birçok insanın doğal hakkı olan 'yaşlılık kartı'nın bu kadar konuşulmasının nedeni nedir? Bu konuda çok şey yazıldı, çizildi ama işin aslı şu; Sibel Kirer hamile değil. Emrah da ikinci kez baba olmuyor. Emrah cephesinden iddialara yalanlama geldi. Ayrıca hamilelik kötü bir şey değil. Gerçekten böyle bir şey olsa saklamazlardı. Çift, şu sıralar çocuk düşünmüyor. İleride olursa da zaten bunun haberini verirler. DERYA ŞENSOY'UN GERÇEK AŞKI ORTAYA ÇIKTI Annesi Derya Baykal ve babası Ferhan Şensoy'un izinden giderek oyuncu olan 24 yaşındaki Derya Şensoy, eğlence hayatında da sıkça boy gösterince ismi her hafta başka isimlerle anılır oldu. Çağatay Ulusoy, Berkay ve son olarak da Halil Sezai ile adı aşk haberlerine karışan Derya Şensoy'un gerçek sevgilisi ise sonunda ortaya çıktı. Genç oyuncunun ilişkisini gözler önüne seren ise sosyal paylaşım sitesi Instagram'dı! Geçtiğimiz günlerde Kenya'ya giden Derya Şensoy, burada safari yaparken çekilen fotoğraflarını kendisine ait Instagram profilinden paylaştı. Şensoy'la aynı gün ve saatlerde Kenya'da olan isim ise kendisi gibi oyuncu olan Seçkin Özdemir'di! Şensoy ile Özdemir'in Kenya'da yaptıkları aşk safarisi, ikilinin hayranları tarafından da fark edildi. Aşk haberi doğru mu? Eğer doğruysa neden bunu bu kadar sakladılar? Derya Şensoy'un adı sürekli başkalarıyla anılırken neden el ele ortaya çıkıp bu iddiaları yalanlamadılar? Böyle bir ilişki var. Derya Şensoy ile Seçkin Özdemir birlikte. Derya'nın adı son zamanlarda sürekli başkalarıyla anılınca bu listeye Seçkin'in de eklenmesini istememişler. Önce denemişler, sonrasında da ilişkinin adını koymuşlar. Bakalım ne zaman el ele ortaya çıkıp ilişkiyi ilan edecekler… BEREN SAAT İLE KENAN DOĞULU BU KEZ GERÇEKTEN EVLENİYOR Beren Saat-Kenan Doğulu çifti, nikâh planlarını yaptı. Düğün, Doğulu'nun evinin de olduğu Los Angeles'ta yapılacak. Düğün tarihi ise 27 Temmuz. Yani Ramazan Bayramı'ndan bir gün önce. Sahilde yaz düğünü yapacak olan çiftin hazırlıklarını tamamlamak üzere, Doğulu'nun annesi Serpil Hanım ile kız kardeşi Canan Doğulu, 6 Temmuz'da Amerika'ya gidiyor. Bu yaz Doğulu Ailesi çifte düğün yapacak. Kenan'dan önce de kız kardeşi Canan, 20 Haziran'da Çubuklu 29'da evleniyor. Doğulu ve Saat Aileleri'nin yanı sıra düğüne katılacak diğer davetliler de uçak biletlerini alıp geri sayıma başladı bile. Daha önce de düğün tarihi basına yansıyınca değiştirme kararı alan çift, bu kez ne yapacak? Biletler de alındığına göre bu düğün 27 Temmuz'da olacak mı? Kenan Doğulu ve Beren Saat, 27 Temmuz'da Los Angeles'ta evleniyor. Davete 40 kişi katılacak. O kişilerin de hepsi ünlü. Ayrıca herkes kendi biletini almış. Bu kez bu düğün ertelenmeyecek. Ramazan Bayramı'nda Los Angeles'ta tatil bahane, Kenan ile Beren'in düğünü şahane olacak. DNA TESTİYLE GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAK Geçtiğimiz ay kardeşi olduğunu iddia ederek gündeme gelen Hasan Çehre'nin sözlerine sessiz kalan Türk sinemasının ünlü ismi Nebahat Çehre, sonunda çareyi DNA testi yaptırmakta buldu. Ünlü oyuncu, Hasan Çehre'ye haber yolladı ve söylediklerini DNA testi yaptırarak kanıtlamasını istedi. Nebahat Çehre, 'Eğer test sonucu biyolojik olarak kardeşim olduğu ortaya çıkarsa, onu bağrıma basarım ve kendisine gereken desteği sonuna kadar veririm' dedi. Su satarak evini geçindiren Samsunlu Hasan Çehre'nin geçtiğimiz ay İzzet Çapa'ya yaptığı 'Ben Nebahat Çehre'nin herkesten sakladığı ve görüşmeyi reddettiği kardeşiyim' açıklaması ortalığı karıştırmıştı. Hasan Çehre; yedi kardeş olduklarını, ancak yıllar içinde ayrı yerlere savrulduklarını, Nebahat Çehre ve annesinin İstanbul'da kendilerine yeni bir hayat kurduğunu, sonrasında da görüşmediklerini söylemişti. Hasan Çehre, bir gün ünlü oyuncuyu telefonla aradığını, ancak 'Nereden buldun telefonumu? Seninle görüşmek istemiyorum' yanıtını aldığını da sözlerine eklemişti. Yıllar önce Ebru Gündeş de babasının öldüğünü söylemiş, hatta mezarının başında gözyaşı dökerek kameralara poz vermişti. Yine benzer bir vaka mı bu? Hasan Çehre, Nebahat Çehre'nin inkâr ettiği kardeşi mi? Bu işin sonu nereye varacak ben de çok merak ediyorum. Hasan Çehre DNA testi yaptıracak mı bilmiyorum. Yaptırırsa o zaman gerçek ortaya çıkar. Nebahat Çehre yılların sanatçısı. Aşk-ı Memnu dizisi ile yeniden popülerliğini elde etti. Şu anda da atv'deki Kara Para Aşk dizisiyle takip ediyoruz kendisini. Belli bir yaşa geldikten sonra şöhretin doruğuna çıktı. Şu anda altın çağını yaşıyor. Şimdi benim asıl merak ettiğim, Hasan Çehre neden durdu durdu da şimdi ortaya çıktı? Nebahat Çehre bugün şöret olmadı ki! Buna benzer bir olayı yaşayan başka ünlülerimiz de oldu. Sanırım ünlülerin kaderi bu. Tanınınca, çok para kazanmaya başlayınca bir anda akrabaları ortaya çıkıyor. Benim de aklımda 'para için mi ortaya çıktılar' sorusu beliriyor. Nebahat Çehre yıllardır İstanbul'da yaşayan birisi. Hasan Çehre neden yıllardır ona ulaşmayı denememiş? Zamanında karşısına çıkacağına şimdi gazetelerde röportajları çıkıyor. Nebahat Çehre sonunda olaya noktayı koydu, DNA testini önerdi. Bence ileride yiyemeyeceği bir laf etti. 'Eğer gerçekten kardeşim olduğu ortaya çıkarsa ne gerekiyorsa yaparım' dedi. Bakalım Hasan Çehre DNA testine başvuracak mı? Ne kadar ciddi olduğunu o zaman göreceğiz. CEM'İN YANINDAKİ DİŞİ SİNEK BİLE OLSA… Ünlü komedyen Cem Yılmaz, Ahu Yağtu'dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra eski günlerine döndü. Evlenmeden önce özel hayatıyla sık sık gündem olan Yılmaz, boşandıktan 4 ay sonra Avustralyalı sevgilisi Melanie Shepherd ile ortaya çıktı. İstanbul'da yaklaşık 10 gün geçirdiği sevgilisini geçtiğimiz günlerde ülkesine uğurlayan Yılmaz'ın, çapkınlıkta vakit kaybetmediği iddia edildi. Ünlü komedyen, çekimlerine başladığı yeni filmi 'Pek Yakında'nın da kadrosuna dâhil ettiği Hare Sürel'le son günlerde sık sık baş başa görüldü. Cem Yılmaz, 2009 yılında aşk yaşadığı Sürel'i, Cansu Dere uğruna terk etmişti. Bu iddialar doğru mu? Yoksa Cem Yılmaz, bundan sonra yanında kim görülürse onunla mı anılacak? Her birlikte görüntülendiğinde aşk yaşıyor diye bir şey yok. Ancak bu, biraz da popüler insanların kaderi. Cem Yılmaz'ın yanında dişi sinek bile görülse haber olacak. Ta ki o el ele birisiyle ortaya çıkana kadar. Şu anda bir sürü isim yazılıyor isminin yanına. Bunlardan birçoğu da onunla hiç alakası olmayıp sadece yanında çay kahve içen insanlar oluyor. Bu yüzden habercilerin biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor. FULYA UGAN / Sabah.com.tr
Dünyanın En Yararsız 20 Buluşu
İnsanlığa yararlı olması amacıyla yapılmış ama hayatı bir okadar zorlaştıran hatta hiç işimize bile yaramayacak hatta ve hatta gereksizlikleriyle dünya tarihine bile geçebilecek 20 zeka ürünü buluş.
Reklam
Harvard'da Cumhurbaşkanı Gül'ü Şok Eden Soru
Harvard Üniversitesi'nde bir panele katılan Abdullah Gül'e Türk bir dinleyici 'Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz' şeklinde tepki gösterdi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül , oğlu Mehmet Emre 'nin mezuniyet töreni için bulunduğu Harvard Üniversitesi'nde katıldığı 'Güncel Bölgesel Konular ve Geleceğe Bakış' başlıklı panelde dinleyiciler arasında bulunan Harvard Tıp Merkezi'nden Dr. Emre Altındiş 'in sert soruları ile karşılaştı. Altındiş'in Roboski katliaimı, Gezi Parkı direnişine hayatını kaybedenleri hatırlamasının ardından yönelttiği 'Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz?' sorusunu Gül, 'kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez' şeklinde cevapladı. Cumhurbaşkanı Gül’e “Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” diyen Dr. Altındış, Türkçe olarak sorduğu sorunun, ısrarla İngilizceye çevrilmesini istedi. Dr. Altındış, Gül’ün tepki göstermesi üzerine “Türkiye’de bu soruyu sorsaydım beni tutuklardı” şeklinde konuştu. Gül, soruyu dinlerken, Türk korumalardan “Sen insan değilsin” sözleri yükseldi. Dr. Altındiş’in sorusu salondaki 150 kadar dinleyiciye tercüme edildikten sonra Cımhurbaşkanı Gül; ‘’Söylediğin sözler doğru değil. Bir başkası olsaydı sana bu soruyu sordurmazdı. Bu olaylar başka ülkelerde de oluyor. Gezi parkında sağduyulu bir hareketle başlayan eylem, ilk başta doğru bir şekilde kontrol edilemeyince yasadışı örgütler bunlara katıldı. Bunlar tabii ki çok üzücü’’ yanıtını verdi. Dr. Emre Altındiş şöyle konuştu: 'Bildiğiniz gibi şu an Gezi olaylarının yıldönümündeyiz. Geçen sene Nobel ödüllü meslektaşlarımızla Science (Bilim) dergisinde bir makale yayınladık. Sizin başında olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini 8 vatandaşını öldürdüğü, 90 insanımıza kafa travması yaşattığı, 9 insanın gözünü yitirdiği, binlerce insanı gaza boğdu için protesto ettik. Fakat Türkiye’de şiddet devam ediyor. Günde 3 kadın öldürülüyor. 4 işçi iş kazalarında katlediliyor. Roboski katliamında sizin başında olduğunuz ordu 34 kişi öldürdü. 17’si çocuktu. Siz Ankara ’da yaşıyorsunuz. Kızılay’da Ethem Sarısülük başından kurşunla vuruldu. Katili dışarda. Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz? Geceleri nasıl uyuyorsunuz? Belkin Elvan 14 yaşındaydı. Sizin başbakanınız 14 yaşındaki çocuk için terörist diyor. Lütfen sorum tercüme edilsin..” Gül, Dr. Altındiş’in sorusunun tercüme edilmesi üzerine “Şimdi beni sen dinle. Kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez”’ dedi. Altındış ise; Türkiye’de dayak yerdim” cevap verdi. t24.com.tr
Lamborghini Aventador Taşlamak
Yaşlı adam her gün o yolda yarış yapan araca sinirlenmiş ve yolda gizlenmiş. Sonuç malum. Bütün hırsını araca taş atarak çıkartıyor.
Reklam
Karşıdan Karşıya Kucakta Geçiş 5 TL
Nazilli'de öğle saatlerinde etkili olan dolu ve sağanak yağış sonrası derelere dönen sokaklardan geçmek zorlaşınca girişimciliğini kullanan üniversiteli genç sokaktan sokağa geçişi fırsata çevirdi. İstanbul Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsünden geçiş ücreti 4,25 TL iken, Nazilli'de iki sokak arasından kucakta geçiş 5 TL'ye yapıldı.
Mircea Lucescu: 'Fenerbahçe’de Çok Büyük Futbolcu Olabilirdim'
Lucescu, Türkiye’de geçirdiği yılları anlatırken, 13 yıldır bir sırrı da aydınlığa kavuşturdu. 2001’de Galatasaray’ın Real Madrid’i konuk ettiği Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçının devre arasında Hagi’nin, teknik direktör Lucescu’ya bağırdığı ve oyun taktiğini değiştirdiği, Galatasaray’ın da bu taktikle ilk yarısını 2-0 yedik durumda tamamladığı maçı 3-2 kazandığı iddia edilmişti. Hatta Hagi de bu iddiaları doğrulayan açıklamalar yapmıştı. Ancak Rumen teknik adam, bu iddia ile ilgili ilk kez konuşurken bambaşka bir senaryoyu dile getirdi. Shakhtar Donetsk’te 10 yılı geride bıraktınız. Kazandığınız kupaların sayısını biliyor musunuz? Dokuz lig şampiyonluğu, beş Ukrayna Kupası, beş Süper Kupa, bir Avrupa Ligi... Toplam 19... Biraz fazla değil mi? Biraz fazla mı? Asla “fazla” diye bir şey yoktur. Sadece “çok” diyebiliriz. Bu başarılarla birlikte sizin Türkiye’deki değeriniz de arttı. Galatasaray ve Beşiktaş dönemlerinizde kalitenizden kuşku duyanlar vardı ama şimdi neredeyse herkes sizin muhteşem bir teknik direktör olduğunuzu düşünüyor... İnsanların benim kalitemden neden şüphe duyduklarını anlamıyorum. Galatasaray’la Avrupa Süper Kupası’nı kazandım, ligde şampiyon oldum. Ayrıca Galatasaray’daki ilk sezonumda şampiyonluğu çok zor bir durumda kaybettik. 32’nci haftada evimizdeki Ankaragücü maçında Okan Buruk, 30’uncu dakikada kırmızı kart gördü ve o maçı kaybettik. Biliyorsunuz... Beşiktaş’ta da aynı şekilde... Samsunspor maçında üç oyuncum kırmızı kart gördü. Seyircisiz maç cezası aldık. Bu yüzden şampiyonluğu kaçırdık. Nihayetinde belki daha iyi olabilirdi ama Türkiye’de iyi iş yaptığımı düşünüyorum. Sonra Shakhtar Donetsk’e geldiniz... Burada beni çok iyi bir başkan karşıladı. Hayatını futbola adamış. Aynı zamanda kulübün de sahibi. Türkiye’de bu, çok daha zor. Başkanlar seçimle geliyor ve ortalama iki yıl görevde kalıyor. Bir teknik direktörün uzun süreli sözleşme imzalaması mümkün olmuyor. Çünkü her gelen başkan kendi teknik direktörünü getirmek istiyor. Öyle olunca teknik direktörler sadece bir yıl takımda kalıyor. Bir yılda bir takım inşa edemezsiniz. Kısa vadede kazanmak çok zor. Ancak şansla bir şeyler kazanabilirsiniz. Ben Donetsk’te aradığım her şeyi buldum. Çalışma şartları çok iyi. Başkanın yeni stadı inşa etmesiyle birlikte Avrupa’da da iyi sonuçlar almaya başladık. Donbass Arena dünyanın en güzel stadı. Bunun gibisi yok. Türkler de gurur duymalı çünkü bu stadı inşa eden bir Türk firması (Enka). Shakhtar Donetsk, sadece yönetimsel anlamda değil, sahada da çok başarılı bir 10 yıl geçirdi. Bunun sırrı neydi? Bu 10 yıl içinde takım üç kez değişti. Sadece iki oyuncu sabit kaldı: Dario Srna ve Tomas Hübschman... Bu süreçte çok sayıda genç oyuncu getirdik, onları büyüttük ve büyük takımlara gitmelerine izin verdik. Bu kulüp için de çok iyi çünkü aynı zamanda iyi para kazandık. Henrik Mikhitaryan, Fred, Fernando ve Willian gibi oyuncuların ayrılmalarına üzüldünüz mü? Elbette üzüldüm, çok iyi oyunculardı. Onlarla iyi sonuçlar aldık, kupalar kazandık. Sonra Avrupa’nın büyük takımlarına gittiler. Onlarla çok iyi ilişkiler kurdum çünkü bu kulübe geldiklerinde henüz çok gençlerdi. Gelişmelerine yardım ettiğim için mutluyum. Bu kadar genç ve gelecek vaat eden oyuncuyu Ukrayna’ya gelmeye nasıl ikna ettiniz? Buraya geldiğimde işe bir oyuncu transfer ederek başladık. İtalya’dan o zaman genç bir futbolcu olan Matuzalem’i getirdik. Ondan sonra başarılı oldukça genç Brezilyalı oyuncular gelmek istedi. Avrupa kulüpleri Brezilyalı oyuncuları genellikle 25-26 yaşına geldiklerinde alıyor. Çünkü kalitelerinden emin olmak istiyor. Ama biz yetenekli oyuncuları daha gençken almayı tercih ettik. Tabii onlarla çok sıkı çalıştık. Haliyle ilk bir iki yıl pek bir katkı sağlayamadılar. Sabırla onları hazırladık ve yetiştirdik. Sonra adım adım yetenekleriyle kazanmamıza yardım ettiler. Bu çok güzel bir strateji ama bu stratejiyi, kulüp sahibiyle birlikte hareket ederek hayata geçirebilirsiniz. Tıpkı bizim başkanımız gibi. Çünkü o geleceği düşünebiliyor. Eğer başkanın ömrü iki yılsa protagonist davranmak istiyor, yeni oyuncular alıyor, basında hakkında iyi şeyler yazılsın istiyor. Onun için teknik direktör pek önemli değil. Hemen ilk yıl her şeyi kazanmak istiyor. Bu şekilde geleceğin takımını kurmak çok zor. Türkiye’de savunma takımları kurmakla eleştirildiniz. Ama Shakhtar’da bunun aksini kanıtladınız... Ama Türkiye’de savunma takımı kurduğum doğru değil! Hem Galatasaray’da hem de Beşiktaş’tayken diğer takımlardan daha çok gol attık. Gol averajımız da diğerlerinden daha iyiydi. Burada da durum aynı. Her sene diğer takımlardan daha çok gol atıyoruz. Taktiksel olarak daha farklı oynadığımız doğru ama bu başka mesele. 1985 yılında “Türkleri seviyorum” şeklinde bir demeciniz var. Oysa o zaman henüz Türkiye’de çalışmaya başlamamıştınız. Bu sevginin sebebi neydi? Kimbilir neden seviyordum; hatırlamıyorum (gülüyor). O dönem Dinamo Bükreş’te forma giyiyordum. Türk takımlarına karşı çok maça çıktım. Statlardaki atmosferden çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bugün de aynı şekilde düşünüyorum; böyle taraftarı hiçbir yerde görmedim. Sadece Dortmund taraftarı yarışır. İtalya’da bile böyle atmosfer yok. Belki de bunun için “Türkleri seviyorum” demişimdir. Daha sonra Türkiye’de sokağa çıktığımda hemen herkesin futbolcuları tanıdıklarını, onlara seslendiklerini, selam verdiklerini fark ettim. Bundan çok etkilendim. Türkler çok duygusal insanlar ve ben bunu seviyorum. Türkiye’de olduğum zaman kendimi çok iyi hissediyorum. 1978 yılında futbolculuğunuz sırasında Fenerbahçe ile idmana çıktınız. Ardından “Kulübüm izin verirse Fenerbahçe’ye gelirim” dediniz. Peki neden gelmediniz? Çünkü sosyalist bir yönetim vardı ve o dönem kimse bir yere gidemezdi. Çok gençtim. Evet, Türkiye’ye geldim. Yanımda Ion Nunweiller de vardı. Kulüp izin vermeyince geri döndüm. Nunweiller, Datcu, Sasu gibi oyuncular 30 yaşını geçtiği için onlara izin verdiler. 1970 Meksika Dünya Kupası’na kalma başarısı gösteren oyuncular için bir anlamda ödül gibiydi. O dönem Romen futbolu Türk futbolundan daha iyi durumdaydı. Türk takımları da Romen oyuncuların ve teknik direktörlerinin peşindeydi. O zaman futbolcuyken Fenerbahçe formasını giymek istediniz, öyle mi? Evet, Fenerbahçe’de çok büyük futbolcu olabilirdim. 19-20 yaşlarındaydım. Dinamo Bükreş’le 1. Lig’e çıkmıştık. Oradayken ilk uluslararası maçımı Fenerbahçe’ye karşı oynadım ve gol attım. Datcu Fenerbahçe forması giyiyordu. Aramız çok iyiydi. Daha sonra İtalya’da Pisa’da teknik direktörlük yaparken de Fenerbahçe başkanı beni aradı ve İstanbul’a geldim. Başkanla yemek yedik, kulübü gezdim. İş sadece imzaya kalmıştı ama ama ben İtalya’da kalmaya karar verdim. Fenerbahçe’ye gelmiş olsaydınız sizin için tarih daha farklı yazılır mıydı? Hayat bana daha sonra Galatasaray’ı çalıştırma fırsatı verdi. Sonra Beşiktaş’a gittim ama asla Fenerbahçe’ye gidemedim. Çok garip (gülüyor)... Fenerbahçe forması giyebilirdim, onların teknik direktörü olabilirdim ama ezeli rakiplerinin teknik direktörü oldum. Hayat... Türkiye’de neyi özlüyorsunuz? Türk oyuncularla çalışmak çok kolay. Çünkü sahada her şeylerini veriyorlar. Yürekleriyle oynuyorlar. Tabii taktiksel anlamda ve organizasyon anlamında bazı sıkıntılar var. Ama Türk oyuncular çok hızlı, agresif ve yetenekli. Ben bu tür oyuncularla çalışmayı seviyorum çünkü öğrenmeye çok açıklar. Galatasaray’da da Beşiktaş’ta da bunu yaşadım. Hasan Şaş, Ergün Penbe, Bülent Korkmaz, Emre Belözoğlu, Arif Erdem, Suat Kaya, Tayfur Havutçu, Sergen Yalçın... Sergen hayatımda çalıştığım en iyi oyunculardan biriydi. Tümer’i de çok seviyorum. Çünkü çok zeki bir oyuncuydu. Belki fiziksel olarak diğerleri kadar güçlü değildi ama çok zekiydi. Benim zamanımda çok iyi iş çıkardı. Problem çıkaran oyuncu yok muydu? Hayır yoktu. (Bir süre düşünüyor). Hiç yoktu. Hayatım boyunca hiçbir futbolcuyla sorunum olmadı. Futbolculara onları sevdiğiniz hissini vermelisiniz. Bu çok önemli. Onları eleştirirken ya da onlardan bir şey isterken bile anlayışlı olmanız gerek. Gheorghe Hagi, 2001’de şampiyonlar ligi’nde Real Madrid’e karşı 3-2 kazanılan maçın devre arasında size bağırdığını söyledi. Orada neler yaşandı? O bana bağıramaz, ben ona bağırırım (gülüyor). O sadece cevap vermeye çalıştı. İlk yarıda ondan sahanın her yerinde olmasını istemiştim. Galiba biraz kafası karıştı. İkinci yarı sahada kalmak istemedi. Sonra Jardel de ona uydu ve o da çıkmak istedi. İlk yarıyı 2-0 kaybetmiştik. Utanç vericiydi. Sonra ben bağırmaya başlar başlamaz Jardel ayakkabılarını hemen geri giydi. Onlara “Kazanmadan soyunma odasına dönmeyin” dedim. Tarihin en iyi ikinci yarı performanslarından biriydi. Aslında Pierluigi Collina nizami bir golümüzü yedi. Normalde o maç 4-2 biterdi. Onlarla karşılaşmak bile önemliydi. Kariyeriniz boyunca hakemlerden şikayet ettiniz... Ben genellikle takımlarımı kazanmak için kurarım! Eğer hakemler yanlış karar veriyorlarsa normal olarak eleştiriyorum. Ben hata yaptığımda da herkes beni eleştiriyor. Bu çok normal. Hakemler hata yapıyor ve o hatayla maç kaybediyorsanız sinirleniyorsunuz. Mesela Cem Papila (gülüyor)... Onu hiç unutmuyorum. O maçı kaybetmemiz için her şeyi yaptı. Beş futbolcumuzu oyundan attı ve şampiyonluğu kaybettik. Onun bir hata yaptığını söyleyemem çünkü en az 10 hata yaptı! Çünkü hata yapma niyetiyle maça çıkmıştı. Ama genel olarak hakemlerle bir sıkıntım yok. Sadece kötü niyet gördüğümde onlarla tartışırım. 2001-02 sezonunun başında Galatasaray oldukça güçsüz bir kadroya sahipti... İkinci yıl çok zordu. Çünkü 12 oyuncuyu kaybetmiştik. Hagi, Taffarel, Popescu, Okan, Emre, Ümit Davala... Takımı kiralık futbolcularla yeniden inşa etmek durumundaydım. Çoğu kalitesiz isimlerdi ama hepsi kazanmayı çok istiyordu. Çok profesyonel ve kazanmak isteyen bir takım inşa ettik. Ve başardık. Ligin ilk yarısında Sergen bize çok yardım etti. Daha sonra sakatlandı. Yine de ligin ikinci yarısı bizim için muhteşem geçti. O yıl hak ettiğim maaşı ancak Beşiktaş’ta çalışırken alabildim (gülüyor). Kulüp adına çok zor zamanlardı. Çok sayıda oyuncunun ayrılması da bu yüzdendi. Buna rağmen şampiyon olduk. Şampiyon oldunuz ama sezon sonunda görevinize son verildi. O dönem görev yapan rahmetli Özhan Canaydın yönetimine kırgın mısınız? Hayır kimseye kırgın veya kızgın değilim. Her başkan kendi adamını getirmek ister. Özhan Canaydın, başka bir teknik direktörle çalışmak istedi, el sıkışarak ayrıldık. Bunun için tazminat bile almadım çünkü hak etmediğim bir parayı almak istemedim. Bir an önce çalışmaya başlamak en iyisiydi. Beşiktaş’ta da durum aynıydı. İki yıl daha sözleşmem olmasına rağmen takımdan ayrıldım, o parayı stat inşaatı için harcamalarını rica ettim. Sizce en güçlü özelliğiniz hangisi? İletişim mi, yoksa taktiksel yaklaşımınız mı? Bunun hakkında yorum yapamam. İşin uzmanlara sormanız lazım (gülüyor). Ama dünyada en zor şey, 1 numara olmak, kazanmak... Başarılı olmak, çok fazla çalışmayı gerektiriyor. Çok iyi konsantre olmalısınız. Çok şey bilmelisiniz. Bir günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz... Her zaman... Aklımda her zaman futbol var. 2006 Dünya Kupası şampiyonu İtalya’da teknik direktör Marcelo Lippi’nin teknik asistanlığını yapan Adriano Bacconi, modern analizi sizin keşfettiğinizi söylemişti... Bu doğru mu? Evet doğru... 1990 yılından önce oyuncu-antrenör olduğum dönemde bunu yapmaya başladım. 15-16 yaşlarındaki bir grup çocuğu aldım, onlar adına tüm maçı analiz eden kağıtlar hazırladım. O kağıtta onların sahada ne yaptıkları analiz ediliyordu. Şimdi her şey çok kolay, bilgisayarlar var... Oyuncular kaç kilometre koştuğunu biliyor. İtalya’ya gittikten sonra Adriano Bacconi ile çalışmaya başladım. Tek tek tüm futbolcuların profillerini çıkardık, maçı sentezledik, benim felsefeme göre oyunu yorumladık ve sonra bunları bilgisayara aktardık. O günden bugüne analiz çok ilerledi ama bunu İtalya’da başlatan kişi benim. O zamana kadar antrenörler sadece maçı izliyordu. Tüm Avrupa size saygı duyuyor, pek çok makalde taktiksel yaklaşımlarınız referans gösteriliyor ama Inter’deki kısa maceranız dışında Avrupa’nın en büyük kulüplerini çalıştırma şansı bulamadınız. Neden böyle oldu? Romanya’daki devrimden sonra ülkeyi terk ettim. Sosyalist bir ülkeden geliyordum. O döneme kadar Avrupa futboluyla hiçbir iletişimimiz, ilişkimiz yoktu. Ama 36 yaşıma geldiğimde, Corvinul Hunedoara takımında oyuncu-antrenör oldum. Daha sonra Romanya Milli Takımı’nı çalıştırdığım sırada İtalya Milli Takımı’nı yendik. O dönem İtalya, Dünya Şampiyonu’ydu. Bu şekilde kendimi İtalyanlara gösterme şansı buldum. Ardından beş yıl sonra Romanya’dan ayrılınca Pisa’ya, oradan da Brescia’ya gittim. Anlatmak istediğim; ben diğer hocalar gibi çalışmaya büyük takımlarla başlamadım. Bu yüzden her seferinde iyi bir teknik direktör olduğumu ispatlamam hiç kolay değildi. Brescia’dayken Inter’e daha erken gidebilirdim ama başkan bana izin vermedi. Takımı iki kez Serie A’ya çıkarmıştım. Wembley’de Anglo-Italian Kupası’nı kazandım. Kariyerim boyunca gittiğim her yerde kupa kazandım. Romanya’ya geldiğimde hemen Rapid’le Dimano’nun önüne geçtik ve kupa kazandık. Brescia’dayken Serie A o dönem dünyanın en zor ligiydi. Hatta Serie B daha da zordu! Teknik direktörler için muhteşem bir mücadele alanıydı. Serie A daha çok paralı başkanların yeriydi. Orada en zengin kazanıyordu. Berlusconi gibi... (Gülüyor). Juventus ve Roma da o dönem çok zengindi. Bu yüzden zirveye çıkmam mümkün olmadı. Ardından Galatasaray ve Beşiktaş’a gittim, sonra da Shakhtar Donetsk’e... Buraya gelemeden önce Avrupa’nın batısından pek çok teklifi reddettim. Çünkü burayı bir teknik direktörün çalışabileceği en iyi yer olarak gördüm. Başkanın bana güvenmesi çok önemli, bu sayede çok başarılı oldum. Dynamo Kiev, Metalist gibi takımları geride bırakmak hiç kolay değil. Sizce bir Türk kulübüyle Şampiyonlar Ligi’ni kazanabilir misiniz? Hayır, imkânsız. Şu an için bu imkânsız. Avrupa’nın doğusundan bir takımla Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmak kupayı kazanmaya eş değer. Çünkü bu farklı bir futbol, farklı bir tarih, farklı bir kültür. Onlar çok daha güçlü. Çok daha farklı bir ligde mücadele ediyorlar. Her yıl aynı altı-yedi takımı Şampiyonlar Ligi’nde son turlarda görüyorsunuz. Peki Türkiye’de uzun vadede böyle bir potansiyel yok mu? Sonuçta 70 milyonluk bir ülkeyiz... Hayır hayır. Bunun nüfusla alakası yok. Büyük takımlara bir bakın... Muhteşem bir tanınırlığa sahipler. Çok paraları var. Bir de Türkiye’ye bakın... Sadece üç takım söz konusu. Spor politikasında sıkıntı var. Şampiyonlar Ligi’ni kazanmanız için Premier Lig, La Liga, Bundesliga gibi bir liginizin olması gerekir. Her zaman onlar kazanıyor. Arada Portekiz de yarışa dahil olabiliyor çünkü onların da ligi ilginç. Aynı zamanda iyi oyuncular yetiştiriyorlar. Yetenekli Brezilyalı futbolcuları liglerine getirebiliyorlar. Onları profesyonel düzeye getiriyorlar ve böylece kazanıyorlar. Bu göründüğü kadar kolay değil. Türkiye’den sizi arayan çok sayıda başkan var mı? Evet ama çok problem değil. Gayet normal. Çünkü ben Türk futbolundan iki büyük takımla başarılı olarak ayrıldım. Çok normal. Diğer taraftan ben Türk futboluyla ilgili daima iyi izlenimlere sahip oldum. Türk futbolcuları sevdim, ben de Balkanlardanım. Balkanlarla Türkler aynı mantaliteye sahip. Bu yüzden arada bir doku benzerliği var ve tarih boyunca Balkan teknik direktörler burada başarılı oldu. Tabii Fatih Terim gibi Türk teknik direktörlerle birlikte... Ben de iyi izlenim bıraktım, takımlarım iyi top oynadı. Bu yüzden Türk takımları tarafından aranmam çok normal. Bununla gurur duyuyorum. Türkiye’de gazeteler mütemadiyen sizin önümüzdeki sezon Galatasaray’ın başına geçeceğinizi yazıyor. Gerçekten öyle mi? Galatasaray’la hâlâ çok iyi ilişkilerim var. Beşiktaş ve Fenerbahçe’yle de öyle. Mesela her yıl Fenerbahçe ile hazırlık maçı oynuyoruz. Bu sene Beşiktaş ve Galatasaray’la oynadık. Ben tüm bu takımlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Sadece bu kadar, daha fazlası yok.Roberto Mancini’yle aranız nasıl? Çok iyi arkadaşım. Ben ona saygı duyuyorum, o bana saygı duyuyor. Onu İtalya’daki günlerimden tanıyorum. Ben teknik direktördüm, o oyuncuydu. Sadece onunla değil, Bilic’le de çok iyi iletişimim var. Peki önümüzdeki sezon ne yapacaksınız? Planınız ne? Bu benim problemim! Başkasının değil... Yarın bir maçım var o yüzden şimdi ayrılmam gerekiyor. Daha sonra ne olacağını hep birlikte göreceğiz...Fanatik
Reklam
David Guetta'dan Mesaj Var
Dünya çapında on beş milyon albüm satışıyla milyonlarca müzikseverin kalbini fetheden DAVID GUETTA, Türk hayranlarına bir sürpriz yaptı ve videolu mesaj gönderdi. Bu güne kadar röportaj taleplerini bile geri çeviren Guetta’nın dünyanın dört bir yanında milyonlarca hayranı olmasına rağmen, Türk müzikseverlere özel çektirdiği video sosyal medyada da büyük ilgi gördü. Dünyanın en önemli DJ ve prodüktörlerinden, Grammy ödüllü DAVID GUETTA, ‘’Çok yakında, 27 Haziran akşamı beraber olacağız. Partilemek için Hazır ol İstanbul’’ diyerek İstanbul konserini iple çektiğini gösterdi. 2014 yazının unutulmayacak gecelerinden birine imza atacak olan ünlü DJ, AXE’ın katkılarıyla 27 Haziran Cuma İstanbul’a geliyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında İstanbul’da 17 bin kişiye muhteşem bir gece yaşatan GUETTA, Unilife organizasyonu ile bir kez daha İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. 27 Haziran akşamı KüçükÇiftlik Park’ta yapılacak konserde GUETTA’dan önce Mert Hakan, Suat Ateşdağlı ve Qubicon (Emrah İş & Faruk Sabancı) DJ kabininde olacak. AXE’ın ana sponsorluğunda, First, Tadelle, A Plus AVM, Durex, Redbull, Number1 FM ve DreamTV’nin destekleri ile düzenlenecek olan konser uzun süre hafızalardan silinmeyecek. Bugüne kadar Chris Willis, Fergie ve LMFAO ile “Gettin' Over You”, Nicki Minaj ile “Turn Me On”, Usher ile “Without You”, Neyo & Akon ile “Play Hard”, Sia ile gerçekleştirdiği “Titanium” ve “She Wolf”, son dönemde Skylar Grey ile “Shut Me Down” gibi hitleriyle Amerika ve İngiltere müzik listelerinde 1 numaraya yükselen Fransız DJ ve prodüktör DAVID GUETTA’nın indirim dönem biletleri satışta… Milliyet
Reklam
Seyircileri Şok Eden Direk Dansı Gösterisi
İngiltere'nin Yetenek yarışmasında herkesi şaşırtan ve ayakta alkışlatan bir performans gerçekleşti. Emma Haslam herkesin ne kadar esnek olabileceğini ve bu dansta zor hareketlerin üstesinden nasıl gelebildiğini herkese kanıtladı.
Ataköy Sahilinde İlk Mühür
İstanbul’un son doğal plajı olan Ataköy sahilinde büyük tepki çeken ve birçok kampanyanın yürütüldüğü yapılaşmayla ilgili ilk mühür 3 ay sonra açılışı planlanan Hyatt Regency Oteli’ne vuruldu. Bakırköy Belediyesi, ‘yapı tatil tutanağı’ düzenleyerek inşaatı mühürlerken, diğer projeler için resmi tebligatı bekliyor. TOKİ’nin ihaleler yoluyla sattığı, İstanbul’un son doğal plajı Ataköy sahilindeki yapılaşmayla ilgili mahkemenin durdurma kararı uygulama için resmi tebligatı beklerken, ilk mühür Ağustos 2014’te açılışı planlanan Hyatt Regency Oteli’ne vuruldu. Bakırköy Belediyesi ekipleri 26 Mayıs günü otel inşaatında yaptıkları incelemede projeye aykırılıklar tespit etti ve ‘yapı tatil tutanağı’ düzenleyerek inşaatı mühürledi. İnşaatta projeye aykırı olarak mekanik alan, havuz-WC-mutfak alanı, giriş saçağı ve açık havuzda yaklaşık 430 metrekarelik eklemeler tespit edildi. İnşaatın devam etmesi için tespit edilen eklemelerin projeye uygun hale getirilmesi gerekiyor. Belediye, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin tüm sahilde yapımı süren, her biri 70 metreyi aşacak 25 kulenin dayanağı planların iptali davasında verdiği yürütmeyi durdurma kararı gereği mühürlemek için resmi tebligatı bekliyor. Ali Dağlar’ın Hürriyet’teki haberine göre, Bakırköy Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’ne bağlı teknik elemanlar, zabıta ve inşaatların bağlı bulunduğu mahalle muhtarının katılımıyla 26 Mayıs günü denetim yaptılar. 182 parselde yer alan, Tavros Group Otelcilik ve Yatırım A.Ş.’ye ait, AKS Proje Yapı Denetim’e ait 3 Temmuz 2013 tarihli projeye 9 Ağustos 2013’te ruhsat verildiği belirtilen tutanakta şu tespitler yer aldı: “Mahallen yapılan tespitte, ruhsat ve eklerine aykırı (yaklaşık denize sıfır) zemin katta, yaklaşık 225 metrekare açık mekanik alan bölümün kapalı alan haline getirildiği, giriş saçağının yaklaşık 6 metre uzun yapıldığı, ara katta 15 metrekare havuz-WC-mutfak alanına ilave yapıldığı, açık havuzun 10 metre uzun yapıldığı tespit edilmiştir. Etkilenen toplam alan, yaklaşık 430 metrekare.” Ataköy sahilindeki yapılaşma, Cumhuriyetin ilk toplu konut projesi Ataköy’deki sakinlerin ve Bakırköylülerin yanı sıra çevrecilerin büyük tepkisini çekiyor, çeşitli kampanyalar yürütülüyor. Mimarlar Odası’nın ve bir mahalle derneğinin açtığı iki ayrı dava da devam ediyor. İstanbul 5. İdare Mahkemesi Ataköy sahildeki inşaatların yapımına izin veren 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları için bilirkişinin hazırladığı raporu uygun bularak oybirliği ile yürütmeyi durdurma kararı verdi. 3 uzmanın hazırladığı 21.04.2014 tarihli bilirkişi raporunda, 160 parsel üzerinde tescilli koruma statüsünde bulunan Baruthane üzerinde otel yükselmeye başladığı, kaba inşaatın tamamlandığı, 70 metre yüksekliğinde 5 adet bloğun yükseldiği belirtildi. Raporda sahile yapılacak binalarla birlikte iç kesimlerde yaşayanların kıyıyı kullanamayacağı, kıyıya yapılacak 10 metrelik yolun da Kıyı Kanuna aykırı olduğu belirtildi. Kıyı şeridinde yapılacak 70 metre yüksekliğindeki binaların ‘duvar etkisinin oluşturduğu bir yapılaşma düzeni’ vurgulandı. Bakırköy Belediyesi, yürütmeyi durdurma kararını uygulamak için resmi tebligat bekliyor. Ataköy sahil şeridinde inşa edilen Hyatt Regency İstanbul Ataköy, Tavros’un Türkiye’deki en büyük yatırımı. Hasan Sökmen’in Zafer Tanrıçası Nike’tan esinlenerek tasarladığı otelin iç tasarımı, Hyatt otel projelerinde çalışmış GA Design International’a ait. 68 bin metrekarelik inşaat alanı, 284 odası bulunacak otelde odaların büyüklüğü 38 metrekare ile 296 metrekare arasında değişiyor. Konferans/balo salonları, restoranların yanı sıra 13 katlı bir rezidansı da içeren, Ağustos’ta açılışı planlanan projenin 190 milyon dolara mal olacağı bildirildi.T24
Hafızalardan Silinmesi İmkansız 30 Tarihi An
Türkiye'nin siyasi, spor, tv gibi bir çok alanında meydana gelmiş ilginç olayların hafızalara kazınmış fotoğrafları paylaşıldı. Ben de içlerinden ' Aaa, ne günlerdi' diyebileceğiniz ve tebessüm edebileceğiniz olanları topladım ve keyifli bir çalışma oldu, umarım beğenirsiniz...
Twitter'dan Şifreli Tweetler Atıp Para Dağıtan Adam
İsmini açıklamayan hayırsever kişi, attığı şifreli tweetlerle insanları ABD 'nin San Francisco ve San Jose şehirlerinde farklı noktalara yönlendiriyor ve ipuçlarını takip eden Twitter kullanıcıları, zarf dolusu para buluyor. @Hiddencash (Gizli para) adlı hesaptan bugüne dek 5 bin dolar dağıtıldı. Şifreli mesajlar atıyor Hayırsever, servetini gayrimenkul sektöründe elde ettiğini ve topluma bir şeyleri geri vermek istediğini belirtiyor. Hayırseverin San Francisco'da bir bölgeyi tarif eden tweetlerinden biri şöyle: ' Taş plak öldü diyorlar. Ama o hâlâ yaşıyor. Hem de adı aşkın zıttı olan bir sokakta .' 'Amacım insanları biraz gülümsetmek' Time dergisine ismini açıklamadan konuşan hayırsever, amacının ' insanların biraz gülümsemesini sağlamak ' olduğunu söylüyor. Gizlenen paralar sandalyelerin altında ya da telefon kulübelerindeki zarflarda bulunuyor. Define avına çıkanlardan San Franciscolu Miles Tokatz, ' Kız arkadaşımı işten alıyordum. Twitter'a baktım ve son ipucunun bulunduğum yere iki blok uzakta olduğunu gördüm ' diyor. Hayırseverin Twitter'da 119 binin üzerinde takipçisi var. Kaynak: Sabah
Reklam