Özel Röportaj| Görmez ressam Eşref Armağan: Benim kafamda görüntü olarak hiçbir renk yok... Dağ Medya Görme Engelli Bir Ressam, Eşref Armağan: Bu röportajımda sizlerle görmeyen ressam Eşref Armağan’la yaptığım bir röportajı aktarıyorum. Ben dokuz yaşındayken onun Küçükçekmece’deki atölyesine gitmiştim. Röportajda söz ettiği lastikle bir iki şey çizmeye çalışmıştım. Muhteşem bir deneyimdi benim için. Kültür-sanatla ilgili yazmak hakkında bir plan yapınca da bir şansımı deneyip kendisiyle röportaj yapmak istediğimi bildiren bir eposta yazdım. Skype üzerinde yaptığım bu röportajı sizlerle de paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Eylem Yurtsever@EylemYurtseverinfo@dagmedya.com Eylem Yurtsever: Ressamlığa nasıl başladınız? Eşref Armağan: Ben dört yaşındayken göremediğimi idrak ettim. Altı-yedi yaşlarına gelince durumumu kabullenip uyum sağlamaya başladım. Doğallıkla yaşadığım dünyayı tanımak istedim… Nasıl tanıyacağım? Oyuncak gibi ellerime sığabilen şeylerin ne olduğunu detaylarıyla, tepeden tırnağa soruşturmaya başladım. Sonra çevremdeki arabalar, binalar, gemiler… gibi şeylere geldi sıra. Onları ellerimle kavrayamıyorum, ne yapabilirim? Bir gün kelebeği merak etmiştim. Babam “ona dokunamazsın ölür, dağılır gider,” demişti ve bir boyama kitabı almıştı. Kitaptaki şekilleri kesip tahtanın üzerine koyarak kenarlarını oydu çiviyle. İlk kelebek resmini o zaman yapmıştım. Yani o tip şeylerle, kabartma çizgilerle ya da bulduğum kabartma albüm kapakları vardı. Bakır dövmeler falan, onlardan model olarak kullanıp çizmeye çalıştım; ama aylar yıllarca, bir-iki gün değil. Devamlı çizdiklerimi görenlere göstermek zorundaydım olup olmadığını sormak için. Böyle böyle elli iki senedir çalışıyorum. Hala soruyorum. Ne kadar öğrenirsem kardır diye.Devamını okumak için:http://www.dagmedya.net/2014/01/14/ozel-roportaj-gormez-ressam-esref-armagan-benim-kafamda-goruntu-olarak-hicbir-renk-yok/
Klasik tabloların yüzlerce farklı projeye alet edilerek karşımıza çıkmasına alışığız. Ama uzun zamandır, Rino Stefano Tagliafierro nun elinden çıkma muazzam iş kadar etkileyicisiyle karşılaşmamıştık. Stefano, 2.5D tekniğiyle Caravaggio dan Rubens e kadar uzanan ressamların efsanevi tablolarını neredeyse gerçekmişçesine animasyon haline getiriyor. İlk olarak GIF haline getirdiği tabloların, 10 dakikalık videoda aldığı son şekil gerçekten etkileyici. Daha Fazlası İçin
Kurt Arrigo tarafından çekilen su altı fotoğrafları bize mükemmel bir dünyada yaşadığımızı hatırlatır nitelikte. Arrigo balık, zarif dansçılar ve görkemli bir Black Stallion atını bu harika fotoğraf serisi için bir araya getirmiş.Bu çalışma ışık,renk ve atmosferin mükemmel bir karışımı olmuş.İşte tüm ihtişamıyla '10 Harika Fotoğrafla Su Altında Ölümsüzleştirilmiş Büyüleyici Anlar' galerisi
Paris deyince, hatta boşverin Paris’i müze deyince akıllara gelen ilk yerlerden biri olan Louvre Müzesi’nde oldukça eğlenceli ve gülünç bir proje gerçekleştirildi. Leo Caillard isimli fotoğrafçı üşenmedi, Louvre Müzesi’nin ünlü heykellerini birer hipster olarak giydirdi ve fotoğraflarını çekti.“E bizim heykellere dokunmamıza bile izin vermiyorlardı, giydirilmelerine nasıl izin verdiler?” dediğinizi duyar gibiyiz. Tabi ki gerçekten giydirmemişler. Onun yerine, Caillard, heykellerin “giyinik olmayan hallerinin” fotoğraflarını çekmiş. Ardından bir arkadaşı, heykellerin üzerinde gördüğünüz kıyafetleri giyerek, heykellerinkine benzer biçimde duruşlar sergilemiş ve Caillard onun da fotoğraflarını çekmiş. Gerisi, pek tabi Photoshop’un hünerleri.
Bir resim ne kadar gerçekçi olabilir? Fiziksel görünümünüzünü, hatta kişiliğinizi ne doğrulukta yansıtabilir? Nasıl Fotojenik Olunursunuz ? Neden bazı insanlar dış görünümlerinde başkaları kadar şanslı olmamalarına rağmen resimlerde şahane çıkarken, dünya güzeli bir veya erkek haksızlığa uğrayıp tuhaf çıkabiliyor? Evet, fotojeniklik diye Allah vergisi bir özellik var. Özellikle son yıllarda, resmim çekildiğinde dehşetle haykırıp resimleri anında silmeleri için arkadaşlarıma emirler yağdırıyorum. Sadece çakırkeyifken veya fotoğraf makinesinin farkında olmadığım zamanlar şaşırtıcı derece güzel çıkıyor resimler. Bunun tesadüf olmadığını farkettiğimde anladım ki lensin objesi olduğumda birden duruşuma kuşkuyla odaklanıp gergin bir poz içersinde donup kalıyorum. O sıkıntı, eminsizlik, ”Ben fotojenik değilim zaten” diyen yenilgen inanç… hepsi tek tek çıkıyor resimlerde. Kaderinize küsmenize gerek yok. Tabii ki kontrol edemediğimiz dış etkenler de var arka fon, ışık, resmi çekenin teknik becerisi gibi. Gel gelelim resimlerde nasıl çıktığınızı otomatikman geliştirecek birçok şey var uygulayabileceğiniz metod mevcut. Malumunuz kızlar için uygun makyaj ve erkekler için saçı başı düzeltmek dışında işte birkaç öneri Çenenizi Öne Çıkartın Fotoğrafçı Peter Hurley bu numaradan başkasını tanımıyor. Herşey çene hizasında bitiyor. Çenenizi biraz öne çıkartıp gözlerinizi çok hafif kıstığınızda, çift-çene durumundan kurtulup yüz hatlarınızı öne çıkarttığınızdan, inanılmaz bir fark göreceksiniz. Size Yakışan Renkleri Seçin Annem‘in 1987′de yayınlanıp New York Times’da En Çok Satan Kitaplar arasında yerini alan “Color me Beautiful” başlıklı muhteşem bir kitabı vardır ve bugün bile doğruluğunu kaybetmemiştir. Kitap herkesin, cilt ve saç rengine göre bir mevsimi olduğunu söyler ve hangi mevsim olduğunuzu öğrendiğinizde, bunu doğru renkleri seçmek için bir araç olarak kullanmanızı önerir. Rahatla ve Kameraya Güven Husursuz olduğunuz resimlerde orataya çıkıyor. Kendinize belirli bir poza sokamk için baskı yapmak veya erkenden kötü sonuçlar beklemek yerine, biraz gevşeyin. Duruşunuza odaklanın. Dik durun ve mutlu şeyler düşününü, en son yediğiniz harika mesela. Kulağa klişe gibi gelebilir ama oldukça etkili. Charlotte Rampling harika belgeseli “The Look”da kameraya güvenmeyi öneriyor. Her ne olursa olsun, kameranın sizi hayal kırıklığına uğratmayacağına inanmayı. Kendinize güvenin. Lensin Ötesine Odaklanın İnsan doğasıdır. Bir obje bize doğrultulduğunda direkt ona bakmak. Ama lensin tam ortasına gözlerinizi dikmek yerine, fotoğraf makinesinin az üstüne veya altına bakmayı deneyin. Jackie O poz verdiğinde her zaman bu tekniği kullanırmış. Yüzünüzü Tanıyın Çoğumuz hangi profilimizin daha iyi olduğunun, hangi açıların yüz hatlarımızı en iyi şekilde öne çıkarttığının farkında değiliz. Yüzünüzü inceleyin. Denemeler yapın. Hangi açılarınızı kamera beğeniyor, öğrenin. Eğer ilgilendiyseniz, wikihow’dan daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Ve unutmayın,”Gülümsemedikçe, giyinmiş sayılmazsınız.” Başak MİLLER / Mahmure.com
VVS'e (Vertical Video Syndrome) sahipseniz, panik yapamayın, tedavi için hala çok geç değil. Yapmanız gereken tek şey, video çekerken kamera veya telefonunuzu dik tutmamak! Dikey çekilmesi nedeniyle birçok videonun mahvolduğunu vurgulamak için, 'Peki ya klasik film sahneleri dikey çekilseydi?' sorusuna cevap aramışlar ve sonuç; hiç hoş değil.Video çekerken, lütfen telefonu dik tutmayalım, tutanları uyaralım.babylon
06 Şubat 2014 - 03:02 | deviantArt'ın ColdHeartedCupid adlı üyesinin yaptığı balık etli prenses çizimleri Change.org sitesinde başlatılan imza kampanyası Disney prenseslerinin 'mükemmel vücutlu' olmasına tepki gösteriyor Change.org'da başlatılan yeni imza kampanyası Disney prenseslerinin fiziksel özelliklerine karşı çıkıyor. Prenses olmak için zayıf olmanın bir koşul kabul edilmesine karşı çıkan imza kampanyası katılımcılardan büyük destek görüyor. Amerikalı lise öğrencisi Jewel Moore tarafından başlatılan ve 22 bini aşkın katılım sağlanan imza kampanyası ile Disney'den kilolu prenses isteniyor. 'Every body is beautiful' ( Her vücut güzeldir) başlıklı imza kampanyası hakkında Moore, 'Ben balık etli bir genç kadınım ve kilolu oldukları için özgüven sorunu yaşayan birçok genç kadın tanıyorum. Medyada kilolu insanlara dair pozitif karakterlere ihtiyacımız var. Bu, zayıf kadınların resimleri ile bombardımana uğrayan dünyanın içinde zayıf olmadıkları için çirkin olduğu hissettirilen kadınlar için büyük bir iyilik olacaktır' diye konuştu. Moore, bu projeyle aynı zamanda küçük yaşta kilolu bir prenses gören erkek çocuklarının büyüdükleri zaman birlikte oldukları kadınlardan mükemmel ve zayıf görünmelerini beklemeyeceklerini belirtti. Pocahontas'tan Külkedisi'ne, Uyuyan Güzel'den Pamuk Prenses'e bütün Disney prenseslerinin zayıf ve belli bir tipe uygun çizildiğini söyleyen kampanyaya karşı duranlar da var. 'Cesur / Brave' prensesi Merida'nın oyuncakları için balık etli çizimleri çıktığında, filmin yönetmeni Brenda Chapman'dan da destek alan imza kampanyası Disney balık etli prenses oyuncağı projesini bozguna uğratmıştı. Milliyet Sanat
Justin Bieber’ın uyuşturuculu drag yarışı sonrası gözaltına alınması olayından sonra karakoldaki arama videosu görüntüleri ortaya çıktı. Esrar ve Xanax hapı kullanıp araç kullanmaktan polise yakalanan Justin Bieber videoda polis karakolunda üstü aranırken görüntüleniyor. Videoda normal bir vatandaş gibi muamele gören Justin Bieber çıkarıldığı mahkeme sonrası 2.500$ para cezasına çarptırılmıştı. Justin Bieber, Miami’de kalabalık bir caddede Drag yarışı yaparken Miami Polisi tarafından gözaltına alınmıştı. Bieber tutuklandığı sırada Miami’de sarı renkli bir Lamborghini marka spor arabayla Drag yarışı yapıyordu.
Arkın Ilıcalı, nam-ı diğer Mercan Dede. Mercan Dede deyince hepimizin kafasında yaşınıbaşını almış, beyaz sakallı, yaşlı bir amca portresi çiziliyor ancak kendisinigördüğümüz zaman ''bu muymuş?'' deyip biraz şaşırıp, hayal kırıklığınauğruyoruz. Arkın Ilıcalı, ilk 5 yaşında dolmuşta duyduğu ney sesiyle, ikincisi ise 13yaşında Bursa'da semazenleri izlerken etkilenmiş. Semazenleri 'meleklerleuzaylılar arasındaki varlık' olarak benzetmiş. Ney'e gönül verişi iseİstanbul'da üniversite okurken ney'in sesini tekrar duymasıyla başlamış. Ney'inboyutlarını alıp, su borusundan ney yapmaya çalışmış. Kendisine ney'i ise 1 yıl7 ay 18 gün boyunca dükkanına gittiği Konyalı Ömer ''Evladım ney parayla alıpsatılmaz, ancak talip olana hediye edilir, bu da benim sana hediyem.'' diyerekvermiş. Gel gelelim Kanada macerasına. Kanada'da yaşayan bir arkadaşı, ülkelerifotoğraflarla anlatan bir sergi açması ve bu sergideki fotoğraftan etkilenenPaul Hamilton adında bir öğretim görevlisi Mercan Dede'ye ebru sanatınıöğretmesi karşılığı burs vereceğini söyleyerek başlamış. Ancak parasız pulsuz,İngilizce bilmeden gitmiş Kanada'ya. ''Ney bulunduğu topraktan koparıldığı için inler.'' Arkın Ilıcalı'nın Arkın Allen'e dönüşmesi ise yine Kanada'da oldu. Allen,Kanadalı eski eşimden aldığım bir soyadı. Kanada’da böyle bir durum var. Seneşinin soyadını, o da seninkini alabiliyor. Kısaca o, Jennifer Ilıcalı oldu;ben de Arkın Allen. Dj'lik işi ise çalıştığı gay barda çalan Dj'in hastalanmasısonucu kendisinin kabine geçip, çalmasıyla başladı. ''Benim annem aşk, babam aşk, benim peygamberim aşk. Ben aşk ülkesindeyaşıyorum. Benim her şeyim aşk.'' Peki ya o acayip saç stili. İşte saç olayı da mahalle berberine ''Ne istiyorsanyap.'' demesiyle başlamış. Eee berber de şaşkınlıkla beraber girişmiş saçkesimine. Mercan Dede'nin saçını ilk berberin babası görüp ''Saçların günbatımında suyun yüzeyine çıkan balinalar gibi olmuş.'' diyerek güzel de bireleştiri de bulunmuş. Mercan Dede'nin havaalanındaki polisle de ilginç bir anısı olmuş. ''Yıllar evvel, henüz Türkiye'de hemen hemen hiç tanınmazken, yurt dışından Türkiye'ye geri dönüşte, bütün müzisyen kardeşlerimizle birlikte Atatürk Havaalanı'nda pasaport kontrolüne girdik, en önde benim ve arkada tümgrup var. Görevli memur, saçlarımı, küpelerimi, kısaca görünüşümü beğenmemişolmalı ki bana bayağı kinayeli ve alaycı bir şekilde sorular sormaya başladı,ben her birine sabırla karşılık verdim, ne iş yaptığımı sordu: 'Müzikleuğraşıyorum' dedim, 'Ne müziği metal filan mi?' diye sordu,bende 'Hayır, Mercan Dede isminde grubumuz var. Daha ziyade doğu müzikleriile uğraşıyoruz' dedim, bana 'Mercan Dede kim, nerde?' diyesordu, bende 'O benim takma ismim' dedim, onun üzerine, sol kaşınıkaldırıp 'Yani sen Mercan Dede'sin' dedi. 'Evet'' diye cevapverdim, sol omzumun üstünden arkadaki ekibe bakıp 'Peki bunlarda kırkharamiler mi?' diye sordu, her ne kadar alaycı bir halde sorulduysa da bençok güzel bir espri olduğunu düşünmüşümdür hep.''
Yazar ve yönetmenliğini Serdar Akar'ın yaptığı, 1998 senesinde gösterime girmiş aynı zamanda bir çoğumuza Erkan Can hayranlığını aşılayan en efso filmlerden biridir Gemide.Filmi defalarca izlemiş biri olarak filmden hafızama kazınan 10 farklı kareyi bir araya getirmek istedim.
Minimalizmi, en basit haliyle sadeliği ve nesnelliği ön plana çıkartan bir sanat akımı olarak tanımlayabiliriz. Grafik Sanatçısı Onur Akyürek en sevilen süper kahramanların minimalist afişlerini bizlere sunuyor. Diğer çalışmalarını buradan takip edebilirsiniz : http://www.behance.net/onurakyurek
Ayapaneco adında bir dil olduğunu ve bu dili bilen sadece iki kişi kaldığını ve bu kişilerinde dili başkalarına öğretmeyi reddettiğini biliyor muydunuz? Dahası var...