onedio
'Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali' 5 Aralık'ta Başlıyor
İstanbul’un en köklü film festivallerinden Randevu İstanbul Uluslararası Film Fesivali’nin on yedincisi bu sene 5-11 Aralık tarihlerinde gerçekleşiyor. ”Haklarınız için savaşın”, ”Gala İstanbul”, ”Pembe-Kara Komedi”, ”Film Bağımlıları İçin Bağımsız Filmler” gibi çeşitli başlıklar altında ayrılan filmler arasında hem yeni keşifler hem de dünyanın önemli film festivallerinin bu yılki programlarında yer almış filmler bulunuyor.Oscar ve Altın Küre ödüllü yönetmen Susan Bier’in yeni filmi A Second Chance , başrollerinde Juliette Binoche, Kristen Stewart ve Chloe Grace Moretz’in yer aldığı Clouds of Sils Maria ve Les Intouchables ‘ın yaratıcıları Eric Tolendo ve Olivier Nakache’nin ilk olarak Toronto Film Festivali’nde gösterilen son filmi Samba Da , Türkiye galalarını 17. Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde yapacak.Ayrıca Andre 3000’ın başrolünde yer aldığı Jimi Hendrix biyografisi Jimi: All Is By My Side, Albert Camus uyarlaması Far From Men, Polonya yapımı bol ödüllü komedi Kebab and Horoscope ve İsrailli yönetmen Asaf Korman’ın Haifa Uluslararası Film Festivali’nde ”En İyi Film” ödülü alan Next To Her filmi festivalin dikkat çekici diğer filmleri arasında yer alıyor.Cinemaximum Zorlu Beşiktaş, Cinemaximum Kanyon Levent ve Beyoğlu Fransız Kültür Merkezi salonlarında gerçekleşecek gösterimlerin programı için, festivalin Facebook sayfasını takip edebilirsiniz.Bant Mag
Taylor Swift Vs Bono
Plak şirketlerine büyük rakamlar ödeyerek sanatçıların albümlerini kendi portalına koyan Spotify’a, Radiohead, David Bryne, Patrick Carney gibi müzisyenler, kendilerine telif olarak çok az bir miktar ödendiklerinden şikayet etmişti. Son olarak bu listeye country müzik yıldızı Taylor Swift de eklendi. Spotify uygulamasının ilk bir ayının kullanıcılara ücretsiz olmasını ve bu yüzden sanatçıların emek vererek çıkarttıkları albümleri, dinleyenlerin ücretsiz indirmesini haksızca bulan Swift, verdiği bir röportajda, “Bu bedavacı sistem, müziği değersizleştiriyor ve ben bunun bir parçası olmak istemiyorum’ diyerek, Spotify’da bulunan tüm albümlerini geri çekme kararı almıştı.SPOTIFY ÖNEMLİ BİR ŞANSSon olarak bu tartışmaya, U2’nun solisti Bono da katıldı. Ne var ki Bono, Spotify uygulaması sayesinden müzisyenlerin daha kaliteli eserler ortaya koyabileceğinin altını çizdi. Ünlü şarkıcı, “Bu uygulama sayesinde bir sanatçı, hangi parçasının kaç defa dinlendiğini ya da satın alındığını rahatça görebilir” diyerek, bu sayede müzik endüstrisinin daha şeffaflaşacağına inandığını belirtti. Spotify gibi müzik uygulamalarına bir şans verilmesi gerektiğini düşünen Bono, müzisyenlerin, Spotify’dan daha fazla ücret almaları gerektiğini belirten Bono, “Fakat burada daha önemli olan, müzisyenlerin önce şarkılarını büyük kitlelere dinletebilmeyi sağlamak” derken, Spotify’ı bir fırsat olarak görmek gerektiğini “Ayrıca müzik piyasasına yeni adım atmış şarkıcılar için, bu uygulamaların çok yerinde olduğuna inanıyorum, onların albümlerini ilk bir ay ücretsiz indirebilecek olan dinleyenler, bir ayın sonunda onların albümlerini satın alabilirler” sözleriyle açıkladı. Taraf
Banksy Kadın Olabilir mi?
ABD televizyon kanalı HBO'da gösterilen 'Banksy Does New York' belgeseli, İngiltere'nin dünyaca ünlü olan ancak kimliğini gizli tutan sokak sanatçısı Bansky'nin kimliğine ilişkin yeni soruları gündeme getirdi. Belgeselde yer alan bilgilere göre Kanadalı sanatçı Chris Healey, Banksy'nin kadın olabileceğini iddia ediyor. Sanatçı Banksy'nin kadınlardan oluşan bir ekiple çalıştığını hatta Banksy'nin çektiği 'Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkanından/ Exit Through the Gift Shop' belgeselinde arkada görünen sarışın kadının Banksy olabileceğini söylüyor. Sanatçı Healey, 'Banksy'nin bunca zaman bulunamamasının sebebi, kendini bir erkek olarak göstermesi olabilir,' diyor.Milliyet Sanat
2014'ün En İyi 10 Vahşi Doğa Fotoğrafı
Bu yıl 50'incisi düzenlenen 'Dünyanın En İyi Vahşi Doğa Fotoğrafçısı' yarışmasında ödülü siyah beyaz çektiği 'Dinlenen aslanlar ve yavruları' fotoğrafı ile Amerikalı fotoğrafçı Michael ‘Nick’ Nichols aldı. Birbirinden yetenekli fotoğrafçıların katıldığı bu yarışmada 10 farklı kategoride ödüller verildi.İşte en iyi 10 Fotoğraf;
Reklam
2014 MTV Avrupa Müzik Ödülleri Sahiplerini Buldu
9 Kasım 2014 Pazar gecesi Glasgow’da gerçekleşen MTV EMA 2014 ( MTV Avrupa Müzik Ödülleri) sahiplerini buldu.Töreninin sunuculuğunu Nicki Minaj üstlendi. Açılışta sahneye asılı olarak çıkan Nicki Minaj, giydiği taşlarla işli crop top’u, eldivenleri ve 4 metrenin üzerindeki gümüş rengi fırfırlı eteği ile gecenin en çok konuşulan ismi olmayı başardı. Görkemli gecenin performans açılışını ise Ariana Grande yaptı.Gecenin galibi One Direction oldu. Geceye katılamayan grup video bağlantısı ile ödülü kabul etti. MTV EMA 2014’ün kapanışını ise efsane isim Ozzy Osbourne yaptı.İşte bu yılın kazananlarıEn İyi Şarkı : Ariana Grande- Problem Ft. Iggy Azalea En İyi Pop Şarkıcısı : One Direction  En Büyük Hayran Kitlesi : One Direction En İyi Hip-Hop Şarkısı : Nicki Minaj- Anaconda En İyi Erkek Şarkıcı : Justin Bieber En İyi Canlı Performans : One Direction En İyi Elektronik : Afrojack En İyi Şarkı (Mesaj Veren) : Beyonce- Pretty Hurts Evrensel İkon : Ozzy OsbourneEn İyi Dünya Sahnesi : Enrique Iglesias En İyi Görünüm : Katy Perry En İyi Kadın Şarkıcı : Ariana Grande En İyi Video : Katy Perry- Dark Horse Ft. Juicy J En İyi Alternatif Grup : 30 Seconds To Mars En İyi Yeni Çıkış : 5 Second Of Summer En İyi Push : 5 Second Of Summer En İyi Rock Grubu : Linkin Parkistanbella
Keşfedilen Tüm Asteroidler Tek Bir Videoda
1980’den 2014’e kadar keşfedilmiş yaklaşık 600.000 asteroid Scott Manley tarafından tek bir videoda toplandı. Oldukça ürkütücü olan bu gösteriyi aşağıdan izleyebilirsiniz.
Reklam
Harvard’daki "Nasıl Uyuyorsunuz" Sorusu Hayatını Değiştirdi
Geçen sene Harvard Üniversitesi’ndeki bir konferansta dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Gezi eylemlerinde hayatını kaybeden gençleri hatırlatıp, ‘Geceleri nasıl uyuyorsunuz’ diye soran Emrah Altındiş, o günden sonra birçok zorlukla karşılaştı.Emrah Altındiş’i, 31 Mayıs 2014’te araştırmacı olarak çalıştığı Harvard Üniversitesi’ne bir konuşma yapmaya gelen dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sorduğu soruyla tanıdı Türkiye. Gül’ün salondakilere Türkiye’nin demokrasi alanında yaşadığı ilerlemeyi anlattığı sırada, söz istedi. Ve polis şiddeti sonucu altı kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı Gezi eylemlerinin yıldönümüne denk gelen panelde, Abdullah Gül’e “Türkiye’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” dedi.Dr. Altındiş’in hayatı işte o sorunun ardından, kabus dolu bir döneme girdi. Tehdit edildi. Hakaret mektupları aldı. Ve en tehlikelisi, Temmuz ayında, çalıştığı Harvard Üniversitesi’nin öğretim üyelerine, hakkında sahte isimle bir e-posta gönderildi. İçinde genç akademisyenin Türkiye’de çekilmiş özel fotoğraflarının da yer aldığı, yasadışı örgütlerle bağlantısı olduğunu iddia eden, son derece profesyonelce hazırlanmış, 19 sayfalık bir ihbar mektubu. İşini kaybediyordu. Ve Amerika’yı terk etmek zorunda bırakılıyordu. Ancak uzun bir polis soruşturmasından sonra haklı olduğu anlaşıldı. Hayatını geri kazandı. Harvard’a bağlı Joslin Diyabet Merkezi’nde Nobel’e aday gösterilen ünlü bilim adamı Ronald Kahn’ın laboratuvarında yeni bir işe başladı.Dr. Altındiş o soru sonrasında başına gelenleri Hürriyet gazetesi Washington temsilcisi Tolga Tanış’a anlattı.Ne oldu?Tam her şey yoluna girdi derken, 17 Temmuz’da çalıştığım bölümdeki hocalara bir e-posta gönderildi. Özetle, benim DHKP-C örgütüne üye çok tehlikeli bir terörist olduğumu, bölümdeki herkesin, hatta ailelerinin yaşamlarının bu yüzden tehlikede olduğunu söylüyordu. Ortalama bir Amerikalı’nın terör konusunda hassasiyetini bilen birileri tarafından yazıldığı, örgüte dair verdiği pek çok detaydan belliydi. Gereğinin derhal yapılmasını istiyordu.Siz nasıl öğrendiniz?Mesajı alan hocalardan.Kaç kişiye gönderilmiş?Bölümdeki bütün hocalara gitmiş. 30 kişiye birden. Bir kişiyi bile atlamamışlar.Ne yaptınız?Tabii insan saşırıyor. Boston’da ifade özgürlüğü konusunda uzman avukatlarla görüştük hemen. İnternet alanında tecrübeli avukatlarla da IP adresine ulaşıp araştırttık. Gönderildiği şehir neresi çıktı dersiniz? Ankara.Harvard olaya nasıl yaklaştı?Bu e-postanın amacını idrak edemeyen bir-iki kişi çıksa da, pek çok hoca gelip benimle konuştu, destek oldu. Zaten soru konusunu biliyorlardı ve hepsi bu saldırının ne amaçla yapıldığını anladı.Tehdit edildiniz mi?Evet, farklı adreslerden bana gönderilen yüz kadar tehdit ve hakaret mesajı da var.Ne tür hakaretler?Farklı motifler var. İlki ‘Ermeni dölü’, ‘Rum dölü’, ‘Yahudi dölü’, ‘Kansız Kürt’, ‘Sen Türk olamazsın’, ‘Vatan haini’ gibi ırkçı ezberler. Bir de ‘Ülkemizi küçük düşürdün alçak, şerefsiz’ minvalinde çirkin sözler. Uluslararası Çalışma Örgütü raporlarına göre iş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre basın özgürlüğünde 180 ülke arasında en sonlardayız (154′üncü sırada). OECD’nin son raporunda, 34 ülke arasında eğitimde son sıradayız. 1 katrilyona saraylar yapılırken, TÜİK’e göre nüfusun yaklaşık yüzde 20’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bizi rezil eden bir şey arayanlar bu bağımsız raporlara baksınlar.Tüm bu hakaretler, tehditler sizi ne kadar endişelendirdi?Ölüm tehditleri de aldım. ‘Seni bulacağız’, ‘Yaşatmayacağız’, ‘Kaçamayacaksın bizden’. Bu tehdit kampanyasının hangi kısmının resmi devlet görevlileri tarafından organize edilip hangisinin özde vatandaşlar tarafından yapıldığını, riskin ciddiyetini tabii ki ayırt edemiyoruz. Ancak Türkiye’de derin devletin çok köklü bir geleneği var. Ve insanın aklına her türlü ihtimal geliyor doğal olarak.Türkiye’de yaşanan yargı skandallarını gördükçe ‘Bunlar benim de başıma gelir mi’ diye düşündünüz mü?Siz olsanız düşünmez misiniz? Özellikle bölüme gönderilen mesaj, direkt bir iddianameye dönüşebilir. Şöyle garip olaylar da oldu. Bazı “kadın” profilleri sosyal medya aracılığı ile benimle ısrarla tanışmaya, görüşmeye, hatta Boston’a gelmeye çalıştılar. Buradaki avukatlarım Türkiye’den, Avrupa’dan farklı adresler saptadılar.Gerçek kişilerden gelmiş mesajlar mıydı?Tabii araştırdığımızda çoğunlukla bu profillerin gerçek olmadığını gördük. Belki de derin bir akıl beni rezil etmek, belki de özür diletmek için bir komplo çalışması yaptı. Bir de, sorunun hemen ertesi günü Twitter’da ismimle-resmimle bir hesap açıldı. Kapattırdık hemen. Ben de Twitter dünyasına girdim o vesileyle. O da garipti.Peki geriye dönüp baktığınızda, başınıza gelen bunca olaya rağmen ‘O soru için değdi’ der misiniz?Kesinlikle! Ufacık bir pişmanlığım yok. İnsan hakları ihlallerinden mağdur olmuş ailelerde ufacık bir ferahlama yarattıysam o bana bir ömür yeter. Ayrıca cesaret bulaşıcıdır. Bunu Gezi’den de, diğer demokrasi mücadelelerinden de biliyoruz. Türkiye’de insanlar farklılıklarına rağmen yan yana geldiklerinde korku duvarının yıkılabileceğini gördüler. Eminim bu antidemokratik duvarlar yeniden yıkılacak. Memlekette o kadar çok insan demokrasi ve özgürlük için bedel ödüyor ki, benim yaşadıklarım istisna değil.“Sizi en çok üzen ne oldu?Benim Cumhurbaskanı’na yönelttiğim soru insan haklarına dair bir soruydu. Türkiye’de yaşam hakkı halen her gün ihlal ediliyor. Ermenek, Isparta iş cinayetleri daha dün oldu. Keza her gün kadın cinayetleri. Roboski katliamından yargılanan bir kişi bile yok. Başıma gelenlerden öte Türkiye’de insan hakları ihlallerinin hız kesmeden sürmesine çok üzülüyorum. Türkiye insanı bunları hak etmiyor.Bir gün Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?Türkiye’ye dönmeyi çok istiyorum, üniversitelerle ciddi görüşmelerim de vardı ancak şu anda bu planımı erteledim. Gelecekte İstanbul ya da memleketim İzmir’e dönüp bir kamu üniversitesinde çalışmak istiyorum. Ancak bugün dönsem, güvenlik risklerini geçtim, AKP’nin kontrolündeki YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumlar, benim için bir sürü akademik engel yaratacaktır.Bu yaşadıklarınız Türkiye’ye bakışınızı değiştirdi mi?Olumsuz anlamda diyorsanız, elbette hayır. Amerikalı entelektüel Noam Chomsky hoca ile birkaç kez görüşme imkânım oldu. Ve her seferinde Türkiyeli insanların cesaretine ve özgürlük arayışına olan saygısını dile getirdi. Bugün demokrasi ve insan hakları konusunda oldukça üzücü günlerden geçiyor olsak da, ben bunun değişeceğinden eminim. Gezi’yi Gezi yapan o rengarenk gençler… Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların eşit yurttaşlık mücadelesi… Kadınların özgürlük ve yaşam mücadelesi… HES’lere, nükleere karşı direnen Karadeniz insanı… İslam’ı zenginlerin hegemonyasından kurtarmaya çalışan antikapitalist Müslümanlar… Taşerona ve sömürüye karşı mücadele eden işçiler… Bunları görünce ben Türkiye insanına çok güveniyorum. Türkiye, bugün yaşadığımız koşullardan çok daha iyisini hak ediyor.Zete
20'li Yaşlarda İşi Gücü Bırakıp, Seyahate Çıkmaya Sizi İkna Edecek 4 Sebep
Yirmili yaşlarınızın keyfini çıkarmak istiyorsanız, bunu yurt dışında bir yerlerde yapın. Önünüzde çalışmak için koskoca bir hayat var –ki ekonominin gidişatına bakılırsa ölünceye dek çalışacaksınız. Yaşlandığınızda yapmak istediğiniz her şeyi gençliğinizde daha iyi yapabilecekken neden en iyi yıllarınızı heba edesiniz ki?Ben derim ki işinizi bırakın ve dünyayı dolaşın. Benliğinizi yollarda keşfedin. Daha iyi bir ‘siz’ olun. İşinizi bırakıp seyahat etmeniz için 4 sebep;
Reklam
İlk Ay Üssü İnşaat Planı Hazır
Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Ay'da inşa edilmesi planlanan ilk koloninin nasıl kurulacağına ait planını sundu. Ay üssünün belkemiği 3D yazıcı robotlar olacak.Ay'da üs kurma planları kuran organizasyonların arasında yer alan ESA, dört astronotla temelleri atılacak ilk koloninin planlarını açıkladı. ESA, Dünya'nın aksine radyasyon, gama ışınları, meteorit çarpmaları ve anormal yüzey sıcaklıklarına karşı atmosfer kalkanı bulunmayan Ay'da 3D yazıcıların öne çıkacağını belirtti.3D Ay üssü, Ariane roketiyle fırlatılacak kapsül ile başlayacak. Kapsül, Ay'a ulaşacak dört astronotun yaşam alanı olacak. Kapsül, Ay'ın sürekli güneş ışını gören güney yarımküresinde, Shackleton kraterine iniş yapacak.İniş modüşü, Shackleton'a ulaşılmasının ardından iglo şeklindeki destek yapısını şişirecek ve iki 3D yazıcı robotu serbest bırakacak. Kepçeleriyle Ay tozunu toplayacak olan robotlar, materyali işleyerek robotik kollarının ucundaki başlıkla inşaat yapacak. 3 ay içinde 3D yazıcıdan çıkan bir örtüyle kaplanan yaşam modülü ve destek yapısı, Ay'ın olumsuz tüm atmosferik etkilerinden korunmuş olacak.Hollanda'da geçtiğimiz hafta düzenlenen ve 350 bilim insanı ve mühendisin katıldığı uzay-havacılık atölyesi düzenleyen ESA, uzay keşfi için her alandan bilim insanının katkı göstereceği ortak çalışmanın öne çıkarılması gerektiği mesajı verdi. Atölyede sunulan modellerde, Ay üssünün inşasında 3D yazıcıların öne çıkacağı ve böylece diğer alternatiflere kıyasla yüzde 80 daha az girdi kullanırak üretim yapılabileceği ifade edildi.Al Jazeera
Mucitleri Yanlış Bilinen 9 İcat
Muciti: Xerox PARCYanlış bilinen mucit: Microsoft (Windows)Bilgisayar kurtlarının birçoğu, grafiksel kullanıcı arayüzününün (GUI) Microsoft tarafından Windows ile ortaya çıkarılmış olduğunu düşünür. Ancak gerçek çok karmaşık da olsa böyle değildir.Fare ile kontrol edilen ve masaüstü ekranına sahip olan ilk GUI, Xerox tarafından Xerox Alto kişisel bilgisayarı için geliştirilmiştir. Doug Engelbart'ın daha önceki çalışmaları üzerine geliştirilen grafiksel arayüz ardından, o zamanki adı Apple Computers olan Apple'a gösterilmiştir.Fikre bayılan Apple, büyük oranda Xerox'un arayüzünden etkilenen ilk ticari bilgisayarı 'Macintosh'u üreterek 24 Ocak 1984'te, George Orwel'in '1984' isimli kitabına atfen '1984, asla 1984 gibi olmayacak' sloganıyla piyasaya sürer. Microsoft ise, 1985'in Kasım ayına kadar Windows'u piyasaya süremez.Windows piyasaya sürüldüğünde ise, ortaya çıkan üründe pencereler (diyalog kutuları hariç) birbirlerinin üstünde yer alamıyordu. Bunun sebebi, birbirleri üstünde duran pencerelerin patent hakkının halen Apple'ın elinde olmasıdır. Ayrıca Windows piyasaya ilk çıktığında Apple'ın Macintosh işletim sistemi gibi başlı başına bir işletim sistemi olmak yerine, Microsoft'un işletim sistemi DOS üzerinde çalışan bir arayüz halindeydi.
Reklam
En Politik Baba Zula
Baba Zula'nın sekizinci albümü “34 Oto Sanayi” geçtiğimiz hafta Türkiye'de satışa çıktı. Önceki albümlerine göre daha vurucu, daha çok sözün olduğu ve daha politik bir albüm olan “34 Oto Sanayi”yi ve albümün ilk olarak tanıtımının yapıldığı Japonya turnesini konuşmak üzere Baba Zula'dan Levent Akman ve Melike Şahin'le bir araya geldik.Albüm “İtaat Etme” şarkısıyla başlıyor. Şarkının sözleri “Zalimliğe, yoksulluğa, içinde nefret olana, gözü dönmüş yobazlığa isyancıyım ben.” Sanırım burada bize bir mesaj veriyorsunuz.Levent Akman: Acaba? Herşey gözüküyor. Anlayan anlar. Bize hep “Baba Zula ne demek?” diye sorarlar. Ben de “Türkçe bilen herkes bunun anlamını bilir” derim. Parçayı dinleyen herkes de bunun anlamını bilecektir. Net ve açık her şey.Albümün devamında da “Gariplere Yardım” şarkısında azınlıkları dile getiriyorsunuz, “Sinek Koca” şarkısında kadınlar var. Kapanış şarkısı “Direniş Destanı” da açılış şarkısı kadar vurucu. Bu yaptığınız en politik albüm galiba...L. A.: Evet, olduğunu söyleyebiliriz. Bundan önce de belli bir duruşumuz vardı tabii. Biz mizahla düşündürmeyi de seviyoruz. Bundan önceki albümlerde de bunu hedefliyorduk. Bu albüm kısa bir albüm oldu. Sekiz şarkı ve süresi de kısa. Toplamda 35 dakikayı geçmeyen bir albüm. 96'dan beri hep böyle kısa bir albüm yapmak istiyorduk. Ama bir türlü parçaları kısaltmaya ve parça atmaya kıyamıyorduk. Bu albüm kısa ama vurucu bir albüm oldu. En çok sözlü parçamızın olduğu albüm oldu. Dolayısıyla söz olduğu için bir sürü şey anlatıyoruz. En politik albüm diyebiliriz yani.Melike Şahin: Hepsinin kendi politikliği var içinde ama son dönemde olup bitenin etkilememesi de imkansız yani. İnsan etkilendiği şeyi yazıyor ona kayıtsız duramazsın.Albümü ilk olarak Japonya'da tanıttınız. Nasıl geçti?L.A.: Japonya güzel geçti. Bizim üçüncü gidişimiz. İlk olarak 2007'de gittik. Fatih Akın'ın “Köprüyü Geçmek” filmi dolayısıyla iki gün kalıp, konser verip dönmüştük. Japonya'dan çok etkilenmiştik. Bu sene en çok şehirde çaldığımız turne oldu. Albüm dünyada ilk orada çıktı. Bunu da Japonlar böyle istedi. “Yeni albüm çıkaracakmışsınız. Biz sizi seviyoruz. Burada bir turne yapın ama albümünüz dünyada ilk burada çıksın” dediler. Türkiye'de albüm bir ay sonra çıktı. Japonya'nın en kuzeyinden güneyine kadar seyahat ettik. Orada göbek dansı çok popüler. Tokyo'da 200 göbek dansı okulu var. Türkiye insanının göbek dansına yaklaşımı orada yok. Burada göbek dansı yapan kadınlara fahişe gözüyle bakılıyor orada hayranlıkla bakılıyor. Halbuki göbek dansı bir sanat. Mısır stili ve Türk stili diye iki ayrı stil bile var. Buna rağmen hak ettiği yeri almamış bir sanat dalı. Japonlar buna hakettiği yeri veriyor. Konserlerden önce iki saat göbek dansı workshop'u oldu. Osaka'da erkekler bile gelip göbek dansı yaptı. Seyirci babında da iyidi. Bütün konserler dolu geçti. “Yeni Türkiye”de sanatı, sanatçıyı ve müziği nasıl görüyorsunuz?M. Ş.: Kendi adımıza konuşacak olursak bizim müzik yaptığımız mekanlar sorunlar içerisinde. Bilhassa alternatif müzik yapan insanların çalabileceği yerler gün geçtikçe kapanıyor. Bir takım ortamlarda bir takım dönüşüm hareketleri var. Mesela İstiklal Caddesi... Yeni Türkiye'de sadece bu değil böyle sosyopolitik bir ortamda duygusal olarak da tıkanıklık yaşadığımız düzlemde zorlu bir durum var. Yeni Türkiye'de rahat ve ferah değiliz. Endişeliyiz, biz de bunu haykırıyoruz ve buna karşı bir duruş içindeyiz.Bu albüm de buna karşı bir haykırış mı? L. A.: Yeni Türkiye bir ilüzyon. Sihirbazlık yapılıyor. Yeni Türkiye diye bir şey yok. Eski Türkiye'nin devamı, hatta daha kötüsü. Olaylara baktığınızda ve geçmiş kuşaklarla konuştuğunuzda aslında olanların 12 Eylül'den daha beter olduğu söyleniyor. Bunu önce kabul etmek gerekiyor. Bizim de bu içinde bulunduğumuz duruma karşı bir çığlık olarak bu albümü çıkardığımızı söyleyebiliriz. İlüzyon bir sihirbazlıktır. Sihirbazlıkta dikkatleri başka yöne çekip yapman gerekeni yaparsın. Türkiye'de olan da bu. Dikkatleri başka yöne çekip bir takım sihirbazlıklar yapılıyor. Biz de bu albümle dikkatleri başka yöne çekilen insanların albümdeki çığlıkla bunun bir ilüzyon olduğunu görmelerini sağlamaya çalışıyoruz.Baba Zula bizden bir önceki kuşakta da vardı. Bizim kuşağımızda da var. Bizden sonraki kuşak için de Baba Zula olacak...L. A.: Yurt dışında da böyle oluyor aslında. Yılda 80-90 konser veriyoruz. Bunun büyük çoğunluğu yurtdışında oluyor. Konseri dinlemeye gelen insanların büyük çoğunluğu da o ülkenin insanları oluyor. Normalde Türkiye'den bir grup yurtdışında konser verdiğinde onu dinlemeye gidenlerin yüzde 80'i, 90'ı Türkler oluyor. Bizde ise tam tersi.Neden böyle sizce?L. A.: Türkiye'deki gruplarda şöyle bir ikilem oluyor: Ya batı formlarında müzik yapmaya yöneliyorlar ya da birebir Türkiye'deki dinleyiciye yöneliyorlar. Türkiye'yi düşünüyorsan mantıklı. Bu gruplarla konuşulduğu zaman onlar da en büyük hedeflerinin yurt dışında konser vermek olduğunu söylüyorlar. Ama bu hedef için iki yol da çıkmaz yol. Bir de biz içinde bulunduğumuz coğrafyanın müziğini çok dinledik ve onlardan etkilendik.Mesela kimlerden etkilendiniz?L. A.: 80 öncesi pop-rock gruplarının büyük etkisi var. Moğollar, Barış Manço, Üç Hürel, Bunalımlar ve adı sayılamayacak birçok sanatçı var. Artı Neşet Ertaş'ı çok severiz. Orhan Gencebay'ı çok severiz... Bir de Türkiye coğrafyası o kadar geniş bir müzik yelpazesine sahip ki... Karadeniz'e gittiğinizde yedilik çalıyor, Trakya'ya gittiğin zaman dokuzluk ritimler var, Güneydoğu'ya gittiğin zaman halaylar, zılgıtlar var... İç Anadolu'ya iniyorsun ikilik, üçlük parçalar var. Doğu'da aşık geleneği var. Bu bitmeyen bir kültürel coğrafya. Bunların hepsinden ister istemez etkileniyorsun. Konserler icabı çok dolaşan bir grup olduğumuz için bu ezgiler kulağına ister istemez çalınıyor. Mardin'den Urfa'ya giderken adam oranın yerel radyosunu açıyor hiç duymadığın bir müzik çıkıyor. Onu duyuyorsun ve o sende kalıyor. “Kostüm çok önemli, bizde sahnede kot giymek yasaktır”Sahne şovu sizin en önemli özelliklerinizden biri. Kostümleriniz, danslarınız...M. Ş.: Kostümsel şeylerde herkesin farklı bir yaklaşımı var. Levent daha dönemsel takılıyor. Murat daha etknlik. Ben de bu ikisini kombine etmeye çalışıyorum. Önemli bir şey ama. Konsere gittiğimizde özenilmiş ve gündelik hayatta kullanılmayan bir şeyin olması gerekiyor. Sahnede bir kişi bir özenle giyindiği zaman seyirci için de hoş bir şey. Salaşlık pek hoş durmuyor bence. Görsel de bir şey yapıyorsun orada. İşitsel bir durum yok ortada. Görselliği de kostümlerle, maskelerle, sahne şovlarıyla sağlıyorsun. Diğer türlü çok statik olurdu. Müziğimiz gereği bunu yapmasak bir tuhaf olurdu.Murat Ertel'in kostümleri çok ilginç. Uzun boyu ve kaftanıyla sahneye bir şaman çıkmış gibi oluyor...L. A.: Öncelikle yaptığın işe saygıdan kaynaklanıyor. Normal yolda yürüdüğün kıyafetle sahneye çıkmak bize ters geliyor. Bir takım insanlar zamanını ayırmak için sana gelmişler ve onlar için bir özen göstermek gerekiyor. Mesela bizde kot giymek yasaktır.Neden?L. A.: Çünkü günlük bir şey. Niye kotla sahneye çıkalım? Baba Zula birçok sanatı birleştirmeye çalışan bir grup. Dansçılarla çalıştık, bizim konserlerde arkada çizim yapan bir arkadaşımız vardı. Tiyatral bir iş yapıyoruz ve tiyatroda da kostüm ve sahne tasarımı çok önemlidir. Albümün ismi neden “34 Oto Sanayi”?L. A.: Bizim stüdyomuz orada. Oto Sanayi İkinci kısımda. O sitenin etrafı gökdelenlerle çevrilmiş durumda. Beş sene öncesinde böyle bir şey yoktu. Beş sene içinde mantar gibi bittiler. Belki de 5-10 sene sonra o site ortada kalmayacak, gökdelenler orayı da işgal edecek. Belki de bunun çoktan planları yapılmıştır. Oto Sanayi de nevi şahsına münhasır bir bölge. Sanayi sitesi mantığıyla yapılmış, içinde aklına gelebilecek her türlü aracı görebileceğin bir yer. Şimdi sanatçılar oraya gelmeye başladı. Bizim sokakta iki tane müzik stüdyosu, iki tane heykeltraş stüdyosu, bir de motosiklet çetesinin iki tane barınma mekanı oldu. Biz bunu hatıra, gelecek nesillere bir bilgi kırıntısı olsun diye koyduk. “Gecekondu” albümünün adını da bu nedenle koymuştuk. 60'lardaki 70'lerdeki gecekondu formu şimdi yok. Şimdiki nesiller, 2000'de doğmuş bir genç 70'lerdeki gecekonduyu bilmiyor, onun formu nasıl, kültürü nasıl, neden inşaa edilmiş bilmiyor. Gecekondu denince benim aklıma 10 metrekare 20 metre kare tek katlı, önünde kavak ağacı olan ve kendi geldiği coğrafyayı o ufacık yapıya sığdırmaya çalışan bir çaba görüyorum. Belki 2050'de albüm birinin eline geçer de bu “Oto Sanayi” neymiş diye bir araştırır.“Belediyeler bizi deli görüyorlar” Muhalif bir duruşunuz var. Zorluk çıkarıyorlar mı?L. A.: Belediyeler bize konser teklifiyle gelmiyor. Ama bu muhaliflikten değil daha çok bizi deli görüyorlar. “Biz çağıracağız bu herifler ne yapar, ne söz söyler, bir slogan atar mı?” gibi şeyler geçiyor kafalarından. Onun için “Aman uzak duralım biz” diyorlar. Bizi yok sayıyorlar. Üniversiteler başka bir durum. Antalya Film Festivali'nde 4-5 sene önce çaldık. Konser sonrası yemek yiyoruz. Sol tayfadan iyi bir abimiz o zamanki Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a “Bunlar iyi arkadaşlar. Baba Zula diye bir grup var. Biraz onlara destek çıksana” demiş. Günay da “Ya abi onlar da çok anarşist” demiş. TRT'de birçok şarkımız yasak. “Pırasa”, “Galiba Hamileyim”, “Özgür Ruh” şarkılarımız TRT'de yasak.12 Eylül devam ediyor yani...L. A.: Tabii canım.YurtRöportaj: Ulaş Gürşat Fotoğraflar: Ceren Büyüktetik
100 Yıl İçinde Yok Olacak 9 Dünya Şehiri
Bir dahaki sefere Venedik'te bir gondol turu yaparken veya San Francisco'nun ünlü köprüsü Golden Gate'in inanılmaz mimarisine bakarken yanınızda çok iyi bir fotoğraf makinası bulundurduğunuza emin olun. Çünkü eğer bilim adamlarının tahminleri doğruysa bu şehirleri büyük büyük torunlarınızın görebilmesinin tek yolu bu fotoğraflar olacak.Toprak Ana 100 sene içerisinde bu şehirlerin iklim değişimleri, depremler, doğal afetler ve ekonomik sebeplerle ortadan kaybolmasına ve yeni birer Atlantis olmalarına karar vermişe benziyor.
Reklam
Ara Güler: 'İstanbul'da Fotoğraf Değil Istırap Çekiyorlar'
Usta fotoğrafçı Ara Güler’in “Ara’dan 77 Yıl Geçti” kitabı beşinci baskısını yaptı. Usta’ya yayımlanmış 56 kitabını hatırlatınca, “56 kitap yapan adamı döverler be!” diyor. Kitabı vesilesiyle görüştüğümüz Güler’in fotoğrafçılığa ve İstanbul’a dair ezber bozan sözleri var. Bir de Picasso ve Salvador Dali'nin de yer aldığı ilginç hatıraları…Son günlerde Ara Güler adının geçtiği bir dolu etkinlik var, sizin için yapılanlardan hâlâ keyif alıyor musunuz?Alırım ama uzarsa kızarım, hafakanlar basar. Berlin'de retrospektif bir sergi var 240 fotoğrafımın olduğu, renkli siyah beyaz karışık. Günde bin kişi geziyor. Spiegel'de bir yazı çıkmış, hem Leica'da hem sergiden bahsediyor. İsveç'te bir sergi vardı. Bundan sonra Kore'de bir sergi olacak. Koreliler buraya iki kere geldi, fotoğraf seçtiler, benim Kore umurumda değil, 14 saat tayyareye binip gidemem, zaten tayyareye binmekten korkuyorum.Adınıza çıkan 56 kitap var, bunlar şu daha iyidir diye ayrım yapıyor musunuz?56 kitap yapan adamı döverler be! Olur mu 56 kitap ama fotoğrafta olur neden? Her an değişen bir şeyin karşısındasın ve ondan bir şey yakalıyorsun. Bunları yan yana getirdiğin zaman yeni bir dünya oluşturuyorsun, bu oluşturduğun dünya senin dünyan oluyor. Ve sen onu mecburen seviyorsun zaten. Ben aslında bütün kitaplarımı seviyorum. Tabii ki bu daha iyidir dediğim vardır, ama mühim olan o değildir, mühim olan fotoğraf nedir sorusunun cevabıdır.Ara Güler'in gözünden fotoğraf nedir?Fotoğraf bir kere sanat falan değildir. Fotoğraf görülen bir şeyin zapta kayda geçmesidir. Fotoğraf meselesi bir arşiv meselesidir. Arşiv; kaybolmasın, yitmesin, bitmesin, gene bakayım, gene göreyim diye. Onun için fotoğraf bir alettir, makinedir onunla hayatı yakalarsın hayatı yakalamak da arşiv yapmandan çok daha mühimdir. Bir arşiv bir dünyayı getirir. Fotoğraf makinesinin icadı bunun içindir.Biz eski İstanbul'u sizin kadrajınızdan gördük, Ara Güler'in hafızasında kalan İstanbul nasıldı?Benim yaşadığım İstanbul zaten İstanbul değildi. Aslında ben de İstanbul'u görmedim. İstanbul zaten bitmişti. İstanbul Pera'da bitti. Bizanslılar 1917'de Rus İhtilali olduğunda buraya beyaz Ruslar geldi, o Asmalı Mescit kuruldu, orada bohem hayat oldu, herkes oraya daldı, Markiz açıldı falan ama onda bitti hayat. Bugüne baktığında Limon diye sadece pastane kalmıştır. İnsanlar zamanla kendilerini bitiriyorlar, onun için biz İstanbul'un ölüsünü görüyoruz, ölü İstanbul'un üstünde geziyoruz ve neredeyse öyle kokacak. Zaten İstanbul'un kokuları gelmeye başladı pislikten. Benim bildiğim İstanbul, fotoğrafçı Abdullah Biraderler'in zamanındakinden hemen biraz sonrasındır. Gerisi bir şey değildir. Bir de benim dediğim gözle İstanbullu adam yok. İstanbul'da fotoğraf çekmiyorlar ıstırap çekiyorlar. İstanbul ıstırabı çekiyorlar. Çünkü kaçırdıkları İstanbul'u bulamıyorlar.Ucundan yakaladığımız İstanbul'a özlem duyuyor musunuz?Sokağa çıktığım zaman o eski İstanbul'u arıyorum ben ama yok. Nerede bu İstanbul, denize düşmüş. Sevdiğin İstanbul nedir? Salacak'ta bir apartman veya bir bahçe var onun arkasında bir konak var oradan kör kedi çıkar veya ufak bir kedi yavrusu çıkar camdan atlar aşağıya. İnsan neye memleketim der? Çünkü orada camdan gördüğü kıza âşık olmuştur, bütün bu hatıraların yan yana gelişiyle memleket doğar, onun için herkes memleketinde doğduğu yerde ölmek ister. Çünkü hatıraları oradadır yani, orada var olacağını düşünür, ben de şimdi fotoğraf çekmeye giderken o var olmasını istediğim şeyleri arıyorum ve bulamıyorum. Hayatın temposu değişti.Orayı bulduğumda insanlar 21. yüzyılda Roma'yı yaşıyorduSizin meraklarınız arasında arkeoloji de var. Antik kent Afrodisias'ı bir tesadüf sonucu buldunuz değil mi?Afrodisias'a gittiğimde insanlar adeta 21. yüzyılda Roma'yı yaşıyordu. Sonra oraya arkeoloji geldi, bahçe haline soktu, çiçekler dikti, taş yığını yaptı. Yaşayan Afrodisias öldü. Müzeye bağladı, müze zaten ölü demektir. Adnan Menderes'in baraj açılışını çekmeye gitmiştim. Sonra kaybolduk. Yolu bulmaya çalışırken koca koca kayaların içinden geçtik sonra bir ışık gördük meğer kahveymiş, saat on birdi, lüks aydınlatmasında iki üç insan, odun sobası var, pişpirik oynuyorlar. Roma şapitoları, sütunları üzerinde almışlar masa diye kullanıyorlar kahvede. Romalılar bezik oynuyor, düşünsene bundan daha enteresan ne olabilir. O Romalılarla röportaj yaptım. Afrodisias röportajı diye yaptım. O gece orada kaldık. Dedim burada muhakkak bir şey var. Şapitoları falan kahvenin içinde görünce, nasıl bir yer burası diyerek her tarafı gezmeye başladım. Çocuklar arkama takıldı, abi gel burada da taş var, bir bakıyorsun boynuna kadar gömülü heykel toprakta kalmış kafası dışarıda. Evde bir tane sütun üstünde Afrodit'in bir şeyi var. Bir adam, ineğin yanında sigara içiyor. Oturduğu yer bir şapito. Sokakta yürüyorsun kocaman bir lahit, insanlar lahidin içinde çamaşır yıkıyordu, lahidin altını delip arkasına bir leğen koymuşlar oradan şarap yapıyor.Heyecan verici, yaşayan bir Roma kasabası gibi…Bunları çektim. Hayat mecmuasına götürdüm. Hepsi birden, “Gider dağın taşın fotoğrafını çekersin, Türkan Şoray'ın fotoğrafını falan çek de kapak yapalım.” dedi. Türk basınının hali budur. Bugün de böyle. Sebahattin Eyüboğlu'na söyledim, İpsiroğlu'na söyledim, kimse yazmadı yazı. Adam bulamıyoruz, röportaj çıkmıyor. Ben de röportajı dünyanın en büyük mimari mecmuası var, patronu arkadaşımdı, oraya gönderdim. Orada on sayfa çıktı, bizim gazeteler de; “Gavur nasıl yapıyor röportajı.” dedi. Ama altına bakmıyor ki imza Ara Güler diye. Gittim Amerikan servisine Horisen dergisi sana on sayfa ayırdık renklisi varsa gönder, yerin hazır diyor. Rüstem Doyuran vardı müzeler genel müdürü ona gittim, bir sürü fotoğraf var, yazacak adam yok. Dedi ki; “Bir akrabam var Türk ama Amerikalı oldu artık, adı Kenan Erimdir, meşhur arkeolog. Belki yazar.” O da bir üniversitede arkeoloji hocası. Talebelerini aldı, benim dediğim yere getirdi. Orada kocaman şantiye yapıldı misafirler gelip gidiyor.Ben olmasaydım Türk Edebiyatı yüzsüz kalırdıEdebiyatçıların çoğu benim arkadaşımdı, her gece Sabahattin Eyüboğlu grubu vardı. Entelektüel bir hayat vardı. İnsanlar birbirlerinin evine gider edebiyat konuşurlardı. Şimdi futbol maçı konuşuyorlar.Necip Fazıl Kısakürek, dünyada gelmiş geçmiş en büyük şairdir, fakat çok tehlikeli biridir. Orhan Veli Kanık arkadaşımdır, sarhoşken belediyenin açtığı lağım çukuruna düşüp öldü. Orhan Kemal de arkadaşımdı. 6-7 Eylül günü sokakta yürüdüğümüz babası Güney'in İstiklal Mahkemeleri başkanıydı. Atatürk'ten kaçıp gitmiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu da haftanın üç günü birlikte olduğum adamlardan. Fikret Mualla, dünyanın en iyi adamıdır. Sabahattin Eyüboğlu hocamızdı bizim. Onların içinde yaşadım. Onlara gidip de röportaj yapmama gerek yoktu.Dali'nin fotoğraflarını çektim, bir hafta sonra öldüPicasso'nun da fotoğrafını çektim. Benim avantajım Time'ın muhabiri olmamdı. Ama Picasso ile çok uğraştım. Önce arkadaşını sonra oğlunu araya koysam da olmadı. Picasso yok dedi mi bitti. Resim kitapları yapan bir kitapevinin sahibi arkadaşım Picasso'nun Metamorfoz kitabını yapacaktı. Çalışmak için yanına gidecekti. Gittik ve çektim. Salvador Dali de otelde kalıyordu. Time'daki arkadaşlara sordum; “Dali ile röportaj yapmak istiyorum ne yapar?” Hiç deneme dediler. Oteline gittim, 101 numarada kalıyormuş. Oraya çıktım. Kapısını açtım ve bana bakıyor; “Niye benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun?” dedi. “Çok meşhursun da onun için.” dedim. “Benim dakikam 25 bin dolardır.” dedi. “Güzel ama ben bir dakikada fotoğraf çekemem ki!” dedim. Beni tuttuğu gibi dışarı attı. İşte o an, hah dedim bu adamın fotoğrafı çekilir. O akşam bir Yahudi arkadaşımla yemeğe gittim. Dali beni dışarı attı dedim, “O benim vaftiz babam.” dedi. “Ama sen Yahudi'sin o Hıristiyan nasıl olur?” dedim. “Sen karışma.” dedi, gitti konuştu. Ertesi sabah saat 11'de gittik. Dali bana bakıyor ben ona. Bir gün evvel kovduğu adamım. ‘Ben seni bir yerden tanıyorum.” dedi. “New York'taki basın toplantısından tanıyorsun.” dedim. “Sen benim filmi biliyor musun?” dedi. “Hangi film?” dedim, “Benim yaptığım bir film var nasıl bilmezsin? Bir Endülüs Köpeği'ydi ismi.” Hemen aklıma geldi. Onu al gel, akşam sinema oynatacağım size dedi. Aldım, izledik, konuştuk. Dali, her gün bütün sarhoş, esrarkeş ve serserileri topluyordu. O atmosferi seviyordu. Ben de o serserilerden biri oldum, baktım ki Dali hep yanımda. Öğlenleri işim Şanzelize Caddesi'ne düştüğü zaman gidip orada yemeklerimi yiyorum. Günün birinde dedim, “Senin fotoğrafını çekmeliyim. Adamakıllı bir fotoğrafın yok.” Tam fotoğraf çekeceğim, kılıç çeker bana. Kılıçla dolaşıyordu, kesecek beni. Dedim, “Duracaksın, ansiklopedi Britannica gibi, bana bakacaksın.” “Kimse yokken gel.” dedi. Ertesi gün saat onda gittim, üç gazeteci daha geldi. Hani dedim benden başka kimse olmayacaktı dedim. Dur dedi ben onları hemen salarım dedi. Elinde de gümüş saplı bir baston var. “Bilin bakalım, ziftin formülü nedir?” dedi. Kimse bilmedi. Formülü kafadan attı. “Benim adım Salvador Dali, bu bastonu ziftin içine sokar çıkarırım. Beş kuruşluk baston olur 50 bin dolar. Sen bunu yaparsan deli derler. Şimdi dediğimden ne anladınsa git onu yaz.” dedi. Üçünü birden toplayıp dışarı attı. O fotoğrafları o gün çektim. “Kılıçla oynuyorsun hep, ben seni matador olarak görüyorum.” dedim. Sonra perdeyi çekip aşağı indirdi, “Bak bu pelerin.” dedi. Sonra bana, evimde fotoğraf çekelim diye teklif etti ama o hafta öldü.Gülen, ‘Daha önce neden tanışmadık’ dediTime'dan dediler ki git Fethullah Gülen'in röportajını yap. Yazar arkadaşım James ile gittik. Altunizade'de bir mektebin dördüncü beşinci katları Fethullah Hoca'nın, orada röportaj yaptık. Yanımızda tercüman yok, Fethullah Gülen konuşuyor, ben bunu İngilizceye nasıl çevireyim, neyse tercüman bulundu. Röportaj yaptık bende arada bir sürü fotoğraf çektim. Bana “Seninle niye daha evvel tanışmadık.” dedi, “Valla abi, olmadı da ondan.” dedim. Sonra bana birkaç kitabını imzaladı. “Ne zaman istersen veririm fotoğraf.” dedi. İyi adamdır öyle düşündükleri gibi değil. Zihnimde iyi bir adam olarak kaldı.Nalan Kaya / Zaman
Hobbit İçin En Güvenli Klip
Yeni Zelanda’nın havayolu şirketi Air New Zealand daha önce Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerine özel reklam videoları çekmişti. Şimdi ise Hobbit’in son filmi “The Hobbit: The Battle of the Five Armies” için ilginç bir tanıtım videosu daha çekti.Elijah Wood ve yönetmen Peter Jackson’ın da yer aldığı videonun başlığı ise “The Most Epic Safety Video” yani “En güvenli video”. Videoda uçuş güvenlik kurallarından bahseden hostesler eşliğinde ilginç anlar yer alıyor.
Biraz Daha Zeytin Ağacı Kesmeye Devam Edersek...
Manisa'nın Soma İlçesi'ne bağlı Yırca Köyü'nde iki gün önce sabaha karşı 6 bin zeytin ağacı sökülmüş ve tüm Türkiye bu olaya büyük tepki göstermişti. Köylüler daha sonra Danıştay'dan gelen yürütmeyi durdurma kararı ile sevince boğulmuş ve vakit kaybetmeden yeniden zeytin ağaçlarını dikmeye başlamıştı. Burada da Odun Herif'in paylaştığı Kemal Sunal'ın oynadığı Yeşilçam'dan ufak bir zeytin sahnesini izleyeceğiz. İyi seyirler...
Şarkılarıyla 10 Unutulmaz Jim Carrey Filmi
Oyunculuk biraz garip bir meslek aslında. Üzerinize hangi rol yapışıyorsa karakteriniz de bir anda ona dönüşüveriyor! Belki de bunun en önemli örneği Jim Carrey'dir desek katılanlar mutlaka olacaktır. Ama biz size üzerine yapıştığı gibi 'salt ciddiyetsiz' bir karakterden değil, her türden rolü başarıyla oynayan bir sinema efsanesinin filmlerinden bahsedeceğiz. Şarkılarıyla 10 unutulmaz Jim Carrey filmini sizler için derledik.
Reklam