Kaynana Şarkısı VS Lan Garı Şarkısı
Kaynana şarkısıyla kaynanaları kızdıran hanım ablaya erkek tarafında tokat gibi cevap geldi. Sizce bu VS de hangisi kazanır ? Devamı gelir mi dersiniz ?  :)
Dil Çıkaran 21 Ekstra Sevimli Hayvan
Kimisi eğlence amaçlı, kimisi yorgunluktan, kimi de çok sevimli olduğundan dilleri dışarda olan sevimli hayvanların verdikleri pozlar kendilerini olduklarından daha sevimli bir hale getirdi.
Videoya Kaydedilen Volkan Patlamasına ve Yaydığı Şok Dalgasına İnanamayacaksınız!
Aşağıdaki video Papua Yeni Gine'de bir turist tarafından çekilmiş. Daha önce de 1994 yılında patlayıp etrafındaki şehri yerle bir eden Tavurvur Yanardağı'nın patlaması şans eseri kayıt altına alınıyor. Şok dalgasını gördükten sonra dağılışına ve sesin kameramana ulaşıncaki haline etkisine çok şaşıracaksınız!  Aynı şimşeği görüp gök gürültüsünü birkaç saniye sonra duymak gibi! 26. saniyeye dikkat!!
Kariyer ve Yönetim Kulübü'nde Yer Almak İçin 15 Neden
1998 -1999 öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde temelleri atılan Kariyer ve Yönetim Kulübü, faaliyetlerinin her aşamasında Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencilerinin görev aldığı, kar amacı gütmeyen, gönüllü bir organizasyondur. Çimstone Yönetim Kurulu Başkan Vekili Bülent AKGERMAN, İnci Akü CEO’su Göksel PAKER, D.E.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Prof. Dr. Pınar Süral ÖZER ve Güloğlu Plastik Genel Müdür Yrd. Gülçin GÜLOĞLU’nun danışmanlığında faaliyetlerini sürdüren Kariyer ve Yönetim Kulübü üniversite öğrencilerinin sosyal, kültürel ve akademik yaşantılarında birtakım değişiklikler yaparak onların kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı, iş dünyası ve akademik çevreleri bir araya getirerek şehrimizde ve üniversitemizde yeni ve yararlı bir süreç yaratmayı amaçlamaktadır.15 yıl gibi bir sürede “Kariyer Fuarları, “Münazara Kongreleri”, “NTV-Ekodiyalog Programı”, “E-Haftası”, “Kendi Markanı Yarat”, “Kariyer Zirvesi”, 'KYK Evi', 'LİDER - İM 1-2 (Leader Intellegent Management)', 'Bilişim Zirvesi', 'COM(Colors of Marketing)', 'Saba Tümer ile Bu Gece Programı', 'C@MPUS', “Eğitim Şenliği 1-2”, “KYK Outdoor”, “Kariyer Festivali” ve bu sene 13.sü düzenlenen “Kariyer Kongresi' gibi birçok başarılı projeye imzasını atmıştır.Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz başarılı projeler sayesinde; Toplum Gönüllüleri Vakfı ve Uniaktivite işbirliği ile 2003 ve 2006 yıllarında Türkiye çapında gerçekleştirilen yarışmada “En Aktif İş ve Kariyer Kulübü” kategorisinde “En Aktif 2. Kulüp” ödülünü almanın mutluluğunu ve gururunu yaşamaktayız. Kariyer ve Yönetim Kulübü her yıl düzenlenen bu yarışmada İstanbul kulüpleri dışında ilk 10'a giren tek öğrenci kulübüdür.
Reklam
Ebola Tehlikesine Karşı 4 Günlük Sokağa Çıkma Yasağı
Batı Afrika'da 2 binden fazla insanın ölümüne neden olan Ebola virüsünün yayılmasını engellemek amacıyla Sierra Leone'de 4 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildiSierra Leone’de 18-21 Eylül tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süre zarfında sağlık görevlileri Ebola taşıyıcılarını teşhis edecek. Batı Afrika ülkesi, bu kararla virüsün ülkede yayılmasını engellemeyi hedefliyor.Al Jazeera'nin haberine göre, Birleşmiş Milletler, Ebola virüsünün Mart ayından beri 2097 kişinin ölümüne neden olduğunu açıkladı. Ölen 491 kişi ise Sierra Leoneli.Dünya Sağlık Örgütü, Cenevre'de Ebola hakkında iki gün süren ve pek çok konuda 150 uzmanın katıldığı danışma toplantısı düzenledi. Toplantı sonrası yapılan açıklamada, şu ana kadar hiçbir aşı ve ilacın virüsü tedavi ettiği veya önlediğinin kanıtlanamadığı belirtildi.Dünya Sağlık Örgütü, Ebola hastalığından iyileşenlerin kanlarından tedavilerde yararlanılabileceğini, üzerinde çalışılan aşıların ise en erken Kasım ayında kullanılabileceğini bildirdi.İdrar, kan, ter veya tükürük gibi vücut sıvısı veya salgılarıyla temas ile bulaşan Ebola'nın henüz kesin tedavisi veya aşısı yok. Bazı şirketler Ebola aşısını insanlar üzerinde denemeye başladı.Ayrıca maymunlar üzerinde test edilen ZMapp isimli ilacın Ebola virüsüne karşı yüzde 100 etkili olduğu açıklandı. Ebola virüsü kaptıktan sonra beş gün geçse de, ilaç tedavisi uygulanan maymunların iyileştiği tespit edildi. Ebola virüsü kapan iki ABD’li sağlık görevlisi, ilacı kullandıktan sonra iyileşmişti. Ancak Liberyalı bir doktor ve İspanyol bir misyoner, aynı ilaçla tedavi edilmeye çalışsalar da hayatlarını kaybetti.T24
Reklam
Nevşehir'in Güzelliğini Anlatan 11 Fotoğraf Karesi
Nevşehir, tarih ve doğanın iç içe geçerek, bütünsel bir güzellik sergilediği beldeleri ve bölgede yaşamış uygarlıkların zenginleştirdiği kültürel birikimi ile Türkiye’nin eşsiz turizm cennetlerinden biridir.
'Yayalar Alt ve Üst Geçitlere Zorlanamaz'
Avcılar’da üst geçide kamyon çarpması nedeniyle olan ölümlü kaza 'yaya haklarının' önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Uluslararası yaya hakları bildirgesine göre yayalar zeminde olmalı. Konu üzerine çalışan Dr. Üstündağ’a göre Türkiye'de yaya hakkı yeni yeni hesaba katılıyor.Hepimizin ‘önce yaya sonra şoför’ olduğunu anımsatan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinden Dr. Kevser Üstündağ ile Türkiye’de yeni yeni gelişmeye başlayan ‘yaya hakkı’ kavramı üzerine konuştuk.Şehir Bölge Planlamacısı ve ‘Sokak Bizim’ derneği kurucusu Üstündağ, yayaların alt ve üst geçitlere zorlanamayacağını, kaldırımların en az 130 santim olması gerektiğini anlattı. Tıpkı insan hakları evrensel bildirgesi gibi yaya hakları bildirgesi olduğunu da vurguladı.'İnsanı merkez alan bir planlamayla İstanbul’da bile yaya haklarına saygılı alanlar oluşturulabilir', diye düşünen Üstündağ’ın Al Jazeera’ya anlattıkları şöyle:Yaya hakları nedir, somut örneklerle anlatır mısınız?Yaya haklarının temeli, yayanın yürüdüğü yolun güvenli ve emniyetli olmasıdır. Hem kazalara karşı korumalı olmalı, hem de soygun, saldırı gibi durumlara karşı da korumalı olmalı. Bir de yayanın sürekliliği olmalı. Yürürken karşısına öyle duvar, alt geçit üst geçit, refüj gibi erişimi engelleyici kısıtlamalarla karşılaşmamalı.Mesela yürürken, kaldırıma park etmiş arabayla yolu kesilmemeli. Kaldırım en az 130 santim genişliğinde olmalı. Bir insanın omuz hizası 60 santim. İki insanın birbirlerini rahatsız etmeden, birbirine değemeden yan yana geçebileceği alan da en az 130 santim. Araç trafiği düzenlenirken, şeritlerin belli bir genişliği var, çünkü arabaların boyutları belli ama kaldırım planlanırken bu yapılmıyor.Ayrıca yayanın konforu da, yaya haklarının bir parçası. Bütün bunlar da aslında kent haklarının savunulması demek. Ama biz yaya olduğumuzu, yaya olarak yürümenin zor olduğunu ancak arabadan inince fark ediyoruz. Ya da kriz anlarında, ciddi bir sis olduğunda, kar yağdığında, fırtına nedeniyle köprü trafiği kapandığında. Bu gibi durumlarda hatırladığımız bir şey yaya hakkı.Yayanın konforu ne demek?Mesela iklim şartlarına karşı da yayanın korunması gerek. Sıcaksa, yayaların yürüyeceği alanların ağaçlıklı yol kenarlarına yapılması, yağmura karşı pasajlı geçitler yapılması gibi. Yürümenin de bir standartı var. Büyükada büyüklüğünde Alış- veriş merkezleri var. Oralarda yayaların konforlu bir biçimde yürümesi için standartlar belirleniyor, planlama yapılıyor.Yedi tepeli İstanbul’da nasıl olacak bu?Bir kenti yayayı merkeze alarak planlarsanız bu tip krizlerle girmezsiniz. Bir kenti çocuklar ve engelliler için planlarsanız, yayalar için de gerçekten cennet olur. Ama, “Aaa, biz yayayı unuttuk. Araçlı yolculuklara yönlendirdik şimdi bunlara yol yapalım. Bir de otobüs yolu yapalım ama yayayı alt üst geçitlerden geçirelim” demekle olmaz tabii. Bizde yaya üzerine yeni yeni sayımlar yapılmaya başlandı. Yayalar yeni yeni fark ediliyor. Trafik ışıkları mesela. Kaç arabayı ne kadar bekleteceğinizi ve bunun etkilerini hesaplıyorsunuz ama kaç kişinin oradan geçeceğini göz ardı ediyorsunuz. Mesela Beşiktaş’ta, 75 saniye yaya bekler ve 25 saniyede geçer. Planlamanın merkezinde araç var yani, yaya değil.3 Eylül’de İstanbul Avcılar’da damperi açık bir tanker yaya üst geçidine çarptı. Bir kişi öldü 2 kişi yaralandı. Oysa yaya hakları yayaların alt ve üst geçitlere zorlanamayacağını söylüyor. Bu kazayı, yaya hakları açısından değerlendirir misiniz?Ü st geçidin orada yapılma nedenini konuşmak gerek. Toplu taşım sistemini bir parçası olarak yapılıyor. Siz toplu taşımı yaya için yapıyorsunuz, araç için değil. O yüzden de yayayı toplu taşım durağına güvenli götürmek zorundasınız. Eğer siz bir karayolunda yaya götürüyorsanız, projenin bütününde bir hata yapmışsınız demektir. Yayanın oraya çıkıp inmesinden de öte, bir toplu taşım sistemine entegre edecek biçimde güvenli aksınız olmazsa, toplu taşımı verimli çalıştırmıyorsunuz demektir. Yayının erişemediği toplu taşım da kente hizmet vermiyor demektir .İnsan hakları evrensel bildirgesi var, yaya hakları için de böyle kabul gören uluslararası belge var mı?Var. Yaya Hakları İçin Avrupa Kentsel Şartlar Bildirgesi. Dört temel unsuru var: Kent sokakları yayalarındır; Kentler, sosyal arenalardır ve bu arenalar yayalar tarafından kullanılır, Araçlı yolculuklar en aza indirgenerek toplu taşım kullanılmalardır ve yaya hakları savunulmalıdır.Yaya hakkı kavramı nasıl gelişti?Araçlar için bazı kurallar çıktıktan sonra şoförler abandone oldular. Onlara denildi ki, “Sen önüne çıkana dikkat et, senin güvenli gidebilmen için biz önünü çıkan engelleri kaldıracağız.” Onların da algıları azaldı. Makineye geçmeden önce, faytonlarla ulaşım sağlanırken yaya algısı daha kuvvetliydi mesela. Araçlar çoğaldıktan sonra yayalar insan olmaktan çıktı araçların önünden kaçmaya çalışan, bilgisayar oyunlarında ‘ıskaladık’ denilen şeylere dönüştü. İnsan olmaktan çıktılar. Kent sokakta başlıyor, sokakta sosyal birliktelik var ama araçlar sokağı işgal edince bu sosyal iletişimden de yoksun kalıyorsunuz. Bütün bunlar da yayayı dışarıda bırakıyor, ötekileştiriyor ve araçlara karşı her zaman kendini savunur hale getiriyor.Fakat kentler kocaman. Her şeyi nasıl yaya merkezli yapacağız?Tabii ki arabalı yolculuklar yapacağız. Ama yayanın dokunabileceği tarihi dokuya bile katlı kavşak koyuyorsanız o kentte yirmi yılda otuz yılda bile yayaya dönemezsiniz. Kenti hormonlamışsınız demektir. Organik ulaşım diye tanımladığım bir şey var. Birkaç ayağı var bunun. Birincisi organlarımıza dayandığımız ulaşım sistemi. İkincisi biz zaten organik dokusu olan eski dokusu olan kentlerle varız. O organik dokulardan uzaklaştıkça kentler canavarlaşıyor yani hormon alıyor. Kentlerin sağlıklı yaşaması için de insanı temel alan ulaşıma ihtiyacı var. Hormonsuz ulaşıma. Ama bizde bütün şehirler büyüyünce İstanbul olacağım diyor. Oysa sağlıklı yaşama potansiyelini artırabilmek için yayaya önem vermek gerekiyor. Trafik ışıkları olmamalı mesela. Yüz yüze göz göze süren ilişkiler olmalı. Yaya ile sürücü göz göze gelebilecek şekilde harekete etmeli. Sinop’ta trafik ışığı yok mesela. Sinop’ta trafik ışığı olmamasına biz özeniyoruz ama Sinop gurur duymuyor bununla. ‘Yeterince aracımız yok,’ diyen insanlar da var ama sürücüler ve yayalar birbirine saygılı. Araçlı trafikte de insanlar birbirlerine yaya gibi davranıyor. Hız 40’ın üzerine çıkmıyor. Dünyanın dikkate aldığı kıstaslar da bunlar zaten. Şoförle göz göze gelip trafik ışığının olmadığı yerlerde sağladığımız çözümler. Dünya bunu model olarak karşımıza çıkartıyor.İyi de İstanbul da trafik ışıklarını kaldırmak bir kâbus olabilir!Bütün düşünmeyin. İstanbul’da araçsız adalar var. Büyükada büyüklüğünde mahalleler var. Özellikli güzel mahallerimiz var. Bu alanları tanımlayabiliriz. “Şu alan içine araçlı girerseniz çıkışınız 20 dakika. Çünkü içeride trafik levhası yok. Çocuk var, karşınıza oyun alanı çıkabilir. İsterseniz gidin. İstemezseniz işte transit yolunuz”. Bunun illa kentin özel bir yeri olmasına gerek de yok. Kentin içinde rahatlama noktaları. Bunu bazı ülkeler yapıyor. Burada önemli olan sizin niyetiniz.Türkiye de yaya hakkı kavramı hangi aşamada?2001 yılında doktora tezime başladığımda naif bulunmuştu. Konusu insan öncelikli ulaşımdı. Sonra Konya'da bisiklet yolları ile ilgili detaylı bir çalışma çıktı. İlk bisiklet planı olan şehirdir Konya. Bisiklet geleneği olan bir kent çünkü. Ama otuzar ellişer metrelik otobanlar yapınca yaya ve bisiklet güvenliğinden söz etmek zor. Fakat zamanla sempozyumlar yapıldı, farkındalık artmaya başladı. Genç arkadaşlarımla birlikte belediyelerle işbirliği içinde, sokakları bir gün olsa kapatmaya başladık. Sokağı kapatıp, bir arabanın park etmesi için gerekli olan 2,5 metreye 5 metrelik alanda kaç çocuk oyun oynanabiliyor, kaç kişi spor yapabiliyor gibi farkındalık yaratmaya çalıştık. O “Arabalar olmadan bizim sokak ne güzelmiş” demeye başladılar insanlar. Fakat tabii, yayanın lobi olma şansı yok. Ama aracın lobi olma şansı yüksek. Araçlı yolculuklar çok büyük bir ekonomi kaynağı çünkü. Trafik kültürümüzün toplumsal boyutu eksik. Oysa kapımızın önü kamusal alan oraya park edecek araç bizi ilgilendirilmeli.Yaya bilinci nasıl gelişir?Tüketici hakları da yoktu yakın bir zamana kadar. Benzer bir durum var burada. Ulaşımı ben mi çözeceğim, diyecek kadar mütevazı olmamalı insanlar. Herkes önce yaya sonra şoför olduğunu anlamalı. Herkes üzerine düşüne yapmalı, sigortacısından avukatına kadar. Herkesin ben de bir şey yapabilirim demesi gerek. Kapısının önündeki kaldırımın işgal edilmemesi gerek örneğin. Buna ortak çözüm geliştirmekle başlayabilir. Ayaklarımız yokmuş gibi davranmaktan vazgeçebiliriz. Çocuklarımızı okula servisle gönderebiliriz. Batı ülkelerinde park hakkı diye bir kavram gelişiyor. Toplu taşıma gelince aracını bırak, park et, metroya bin git, hakkı bu. Bunların olabilmesi içinse yan yana geleceğiz. Mahalleli olarak çözeceğiz. Eskiden mahalleli kendi sorunlarını ortak çözebiliyordu. Çünkü mekânı sokaktı. Mekân sokak değil ev olduktan sonra yaya hakları savunuculuğu da gelişir. Buna ‘belediye baksın’ değil, belediyeden talep etmek gerek. Bunu da yan yana gelerek bulabiliriz, eski geleneklerimizi unutmadan, bunu ‘buralarda dutluktu, ne güzel yürürdük buralarda’ nostaljisine kapılmadan, gelişmenin bir ivmesi olarak görerek.Umutlusunuz yani?Planlamada 20 yıl hedefi vardır. Ben de kent içinde ulaşım alternatifleri konusunu çalışmaya başlayalı yirmi yıl olmak üzere. Yirminci yılda kendimi kutlayacağım. Çünkü çok daha fazla kişi bu sorunu konuşuyor. Çok daha fazla belediye konuya duyarlı. Biz daha ekme aşamasındayız. Biçmek için zaman gerekiyor.Ayşe KarabatAljazeera
Reklam
Reklam
İmam Hatip Dayatmasına ‘Artık Yeter’
Şişli'de iki okul imam hatibe dönüştürüldü. Bir okulun bünyesinde de iki sınıfa imam hatip şubesi açıldı. Eğitimciler, okulların imam hatibe dönüştürülmesinin ve okulların bünyesinde imam hatip şubeleri açılmasının öğrenciler üzerinde mahalle baskısı oluşturacağı konusunda endişeli.AYDIN DEMİR4+4+4 kesintili eğitim sistemine geçişle başlayan eğitimdeki dönüşüm projesiyle okullar imam hatibe dönüştürülmeye devam ediyor. İstanbul Şişli’de Yunus Emre İmam Hatip Lisesi ve 19 Mayıs İmam Hatip ortaokulu mevcutken, yeni eğitim-öğretim döneminde, ilkokul ve ortaokul olarak hizmet veren okullar da imam hatibe dönüştürüldü. Bir okulun bünyesinde ise imam hatip şubesi olarak iki sınıf açıldı.Şişli’de imam hatibe dönüştürülen okullar arasında yer alan ve 2014-2015 eğitim öğretim yılına kadar ilkokul olan Süleyman Şah İlkokulu, imam hatip kız lisesine, Selahattin Eyyubi Ortaokulu ise Selahattin Eyyubi Hamza Saruhan İmam Hatip Ortaokulu’na dönüştürüldü. Kurtuluş mahallesinde yer alan Talatpaşa ilkokulu-ortaokulu bünyesinde ise iki tane imam hatip şubesi sınıfı açıldı. 2014-2015 eğitim-öğretim yılı için öğrenci kayıtlarının başlamış olduğu okullardan Selahattin Eyyubi Hamza Saruhan İmam Hatip Lisesine 30 öğrenci, Talatpaşa imam hatip şubelerine ise 25 öğrenci kayıt olmuş durumda.İki imam hatip sınıfının açıldığı Talatpaşa İlkokulunda normal eğitim programından öğrenciler ile imam hatip öğrencileri aynı binada eğitim görecek. İki ayrı eğitim programının aynı okulda uygulanmasının eğitimcilere göre birçok sakıncası var. Öğrenciler arasında mahalle baskısının olacağı, okullarda sosyo kültürel çatışmaların yaşanacağından endişeleniliyor.MAHALLE BASKISIİmam hatip müfredatının dine dayalı olduğunu hatırlatan Eğitim Sen 3 No’lu Şube Başkanı Hüseyin Tosu, aynı okulda farklı eğitim programlarının olmasının çatışma ortamına zemin hazırlayarak öğrenciler üzerinde mahalle baskısına neden olabiliceğini söyledi.MİLLİ EĞİTİM ÖNÜNDE PROTESTOOkulların imam hatipe dönüştürülmesini ve bünyesinde imam hatip şubesi açılmasını proptesto etmek için Eğitim Sen 3 No’lu Şube, 10 Eylül Çarşamba günü Şişli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde, öğrenciler, öğretmenler ve velilerle eylem yapacak.
Reklam
‘Yalova'nın 3-4 Günlük Suyu Kaldı’
Yalova'nın su ihtiyacını karşılayan Gökçe Barajı'nda, kuraklık nedeniyle su tükendi. Yalova Yeşil Körfez Su Birliği Başkanı Ömer Nergiz , israflı kullanılan içme suyunun daha dikkatli bir şekilde tüketilmesi için çağrıda bulundu. Barajda bölgesel kuraklık nedeniyle 3 ya da 4 günlük su bulunduğunu belirten Ömer Nergiz, su sorununun yaşanmaması için diğer illerden de takviye su aldıklarını açıkladı.Süheyla Gözdereliler ’in Doğan Haber Ajansı’nda yer alan haberine göre, sorunun giderilmesi için kenti yönetenlerin çalıştıklarını belirten Nergiz, 'Aldığımız su takviyesi yetersiz. Kurtköy Deresi’ni ve Ortaburun Göleti'ni, Gökçe Barajı'na bağlayacağız. Bu çalışmaların tamamlanması için en az bir haftaya ihtiyaç var. Önlemlerimiz arasında bulunan kuyu sularınıda kullanmaya başladık. Yaşanan su sıkıntısı, bir afet durumudur. Olayın bu boyuta gelmesinde suyu bilinçsizce kullanan bazı belediyelerimizin suçu büyük. Vatandaşlarımızı suyu daha dikkatli kullanmaları için uyarıyoruz' dedi.Yalova’da Gökçe Barajı havzası adeta tarlaya döndü. Barajın altında kalan yollar ise uzun yıllar sonra ortaya çıktı.
Zorluklara Karşı Asla Pes Etmemenizi Hatırlatacak 21 İnatçı Bitki
Hayatta öyle anlar vardır ki; olanlara karşı direnecek gücümüzün kalmadığını ve artık elimizden bir şey gelmeyeceğini düşünürüz. Doğa her zaman olduğu gibi burada da bize en büyük yol gösterici oluyor. İşte en zor şartlarda bile yaşama sıkı sıkı tutunmuş ve adeta bizlere 'umudunu kaybetme' diyen 21 güzel bitki!
Trafiği İnsanı Kanser Eden 10 Şehir
Listede, nüfusu neredeyse 20 milyon olan New York yok. Dünyanın en kalabalık şehri 40 milyonluk Tokyo yok. Otomobil firmalarının deney tahtası olarak kullandığı, toplu taşımanın 't'si bulunmayan Los Angeles yok.Listede yer alan ülkelerin en dikkat çeken özelliği, geri kalmışlık ve evet, İstanbul da listede yer alıyor.
22 Ülkenin Güzellik Standartlarına Göre Kendine Photoshop Yaptıran Bir Diğer Kadın
Gazeteci Esther Honig'in 22 ülkenin güzellik standartlarına göre kendisini photoshoplattırdığı çalışmasından ilham alarak, Priscilla Yuki Willson yeni bir çalışma oluşturmuş. Her ülkenin fotoğrafçılarına resmini göndermiş ve onlara kendisini güzel yapmalarını söylemiş. Yarı asya, yarı zenci kökeni olan Priscilla Yuki çalışmasında Esther Honig'in başlattığını tamamladığını söylüyor. Peki siz ne düşünüyorsunuz? İşte o fotoğraflar...İlk galerimize buradan ulaşabilirsiniz.
Reklam