İlber Ortaylı: Kızmıyorum ama bazı espriler hakikaten öbürlerinin sınıfında değil. Kötü olanlar var, cıvıtmasınlar, ayıptırT24Tarih profesörü İlber Ortaylı , internette hakkında hazırlanan ve ‘cahillerle’ dalga geçen ‘capslerle’ ilgili olarak “Espri güzeldir ama cahil cahil yapmasınlar. Her şeyi yaparsın da malzemeni bilirsin. Kerpiçle gökdelen yapılır mı?” dedi.Tarih profesörü İlber Ortaylı, internette hakkında hazırlanan ve ‘cahillerle’ dalga geçen ‘capslerle’ ilgili Milliyet’ten Güliz Arslan ’a konuştu:Nasıl buluyorsunuz hocam bu resimleri?Ay çok komikler var, çok gülüyorum. Ama bu bir moda, gelir, geçer. İnşallah delip de geçmez.Nasıl haberdar oldunuz bunlardan? Siz internet kullanmıyorsunuz...Kızım Tuna söyledi.Hangilerini beğeniyorsunuz?Hani bir tane var ya “Sen tarihi bırak evladım” yazıyor altında, onu yapıyorum ben ara sıra.Nasıl?Sen şimdi gülüyorsun ama bunun gibi kötü bir lafı bir gazeteciye dedim bir kere; “Kızım sen bu işi yapamazsın, bırak” dedim.Bana demeyeceksiniz inşallah...Yok, demem. Bir tane de “IQ’su düşük olan sedyemi taşımasın” var.O da yanlış bir laf değil. Çünkü düşürüyorlar adamı. Ben orada da düşüyordum az kalsın (Ortaylı, geçen hafta Hollande’ın konferansında fenalaştı, sedyeyle taşındı).Kızıyor musunuz bazı caps’lere?Kızmıyorum ama bazı espriler hakikaten öbürlerinin sınıfında değil. Kötü olanlar var, cıvıtmasınlar, ayıptır. İdil Biret’li var bir tane (“N’olur yardım edin, cahillerin arasında kaldım”). Onu yapanda pek zeka yok galiba işte. İdil Biret cahil olur mu hiç? Türkiye Komünist Partisi eski üyelerinden bir arkadaşım söylemişti; İdil Biret’in, Paris sınıfsal topografyası, işçi mahalleleri üzerine bilgisi şaşılacak düzeydeymiş. En üst sınıflarda gezen bir meşhur virtüöz bu kadar şeyi nereden biliyor? Merak edip kitap okuyor. Ama o espriyi yapan onu tanımıyor belli ki.O olmaz işte. Bu iş bir sanat, o yüzden çok ciddi yapacaksın. Yapamazsan zırvalamak olur.'Tontiş ne ayıp laf, bebek sever gibi'Caps’leri hazırlayanlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?Var. Hazırlarken meseleyi iyi tetkik etsinler.Cahil cahil yazmasınlar yani...Hah, evet; cahil cahil yazmasınlar. Espri güzeldir ama cahil cahil yapmasınlar. Her şeyi yaparsın da malzemeni bilirsin. Kerpiçle gökdelen yapılır mı?Yapılmaz.Yapılır aslında. Vardır tuğladan, kerpiçten gökdelenler insanlık tarihinde. İran’da Bam’da falan olan tipte... Ama onlar başka. Herkes espriye ve hücuma gelir ama malzemeyi doğru kullanmak zorundasın.Neden sizinle ilgili bütün caps’ler cahillik üzerine?Bilmem. “Ben çok biliyorum” gibi burnu havada bir izlenim mi veriyorum acaba?Ama hiçbirinden negatif bir anlam çıkmıyor, hepsinde sizi çok sempatik gösteriyorlar...Sempatik bulanı vardır, bulmayanı vardır.Tontiş diyorlar size...Ay ne ayıp laf. Bebek sever gibi... Bu çocukların böyle huyları var; hiç teklif falan yok, küt diye yapıştırıyorlar.Bu kadar çok sevgi ve ilgi görmek mutlu ediyor mu sizi?Mutlu olunacak şey değil o. Büyük mesuliyet. Allah utandırmasın denir böyle durumlarda. İnşallah bir aptallık yapmam, mahcup olmam.Size gelip soru sormaya çekinenler oluyor mu?Oluyorsa da yanlış yapıyor. Kimseye “Hadi git” diyecek halim yok. Vaktim yoksa “Sonra gel” derim. Fetva müessesesi nedir? Yani Yahudilikte ve Müslümanlıkta ruhani sınıf yok ki... Bilen bilmeyene anlatır. Benim işim de cevap vermek.
MSKÜ Fethiye Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Memiş Kesdek tarafından Muğla'da 2 yeni böcek türü tespit edildi.Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Fethiye Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu Çevre Koruma Teknolojileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Memiş Kesdek, Muğla'da bulunan iki yeni böcek türüne bölgenin isminden esinlenerek 'Archicarabus wiedemanni sekiensis' ve 'Procrustes coriacus muglaensis' adını verdiklerini bildirdi. Kesdek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni tespit edilen böcek türlerinden birinin Seydikemer ilçesine bağlı Seki beldesinde, diğerinin ise il merkezinde tespit edildiğini anlattı. Yaptığı çalışmayla yeni böcek türlerinin bilim dünyasına kazandırıldığını ifade eden Kesdek, böceklerin ait olduğu grubun isminin Yunanca Carabidae olan boynuzlu böcek' anlamına geldiğini, İngilizce'sinin 'Ground Beetles', Türkçe'de de 'toprak böcekleri' veya 'yer böcekleri' olarak adlandırıldığını söyledi. Kesdek, bugüne kadar yaptığı araştırmalarda Türkiye'de Carabidae familyasına ait ve daha önce tanımlanmış çok sayıda türü makale olarak yayınladıklarını belirterek, 'Bunlardan 2'si dünya için ilk defa bilim dünyasına kazandırıldı. Dünyada ilk kez tespit edilen bu 2 böcek ve özellikleri, Fransa'da bilim dergisi 'Coléoptéres' Dr. Thierry Deuve' katkılarıyla dünyaya duyuruldu. Keşfedilen böceklere bulundukları yerlerin isimleri 'Archicarabus wiedemanni sekiensis' ve 'Procrustes coriacus muglaensis' verildi' dedi. Yabancı bilim adamları ülkemizdeki türleri yurt dışına taşıyor iddiası Kesdek, Türkiye'de böcek gruplarında özellikle yerli araştırmacılar tarafından yapılan faunistik ve sistematik çalışmaların sayısının çok az olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: 'Sınırlı olan bu çalışmalar ise daha çok yabancı araştırıcılar tarafından yapılmış, çok sayıda yeni türler tanımlanmıştır. Özellikle turistik amaçla ülkemize gelen pek çok yabancı bilim adam, turistik gezintileri veya yürüyüşleri bahane ederek farklı bölgelerden veya lokalitelerinden birçok canlı türü ülkelerine götürmekte ve yeni olarak kaydetmektedir. Yeni buldukları böceklere veya hayvanlara telaffuz edemeyeceğimiz isimler vermektedirler. Hatta üzülerek belirteyim ki Doğu Anadolu'dan buldukları böceklere 'ermenicus', Karadeniz bölgesinden buldukları yeni türe ise 'ponticus' gibi isimler verdikleri görülmektedir. Bunlar bizi üzmektedir.” Yrd. Doç. Dr. Kesdek, yürütülen çalışmalarda vatandaşların da kendilerine destek vermelerini istedi.AA
İngiltere'nin doğusundaki Norfolk kıyılarında bulunan ayak izlerinin 800 bin yıl öncesine ait olduğu belirlendi. İlginç keşif bilim adamlarını heyecanlandırırken, söz konusu kalıntının Afrika haricinde dünyanın en eski ayak izleri olduğu belirtildi.Happisburgh kıyılarında bulunan ayak izleri, bilinen en eski insan varlığının Kuzey Avrupa'da olduğuna ilişkin doğrudan kanıtları oluşturuyor.Bilim dergisi Plos One'da yayımlanan keşfin gelgitin ardından denizin çekilmesi sonucu mayısta gerçekleştiği, kıyıdaki kumların arındırılması ile bir dizi oyuğun ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Keşif ekibinden Dr. Nick Ashton, ayak izlerini erken dönem insanlarına dair bilinen temel bilgileri yeniden yazılmasına neden olabileceğini belirtiyor.Türkiye
Yıllarca eş dost arasında Atilla Dorsay gibi takılıp kah 'yönetmen, çok ekspresyonist bir tutum sergilemiş Cansu, ben daha çok Sürrealistik seviyorum...' dedin. Kah 'o filmi beğenmedim, şu filmin çekim teknikleri iyi değil, İran sinemasına ba-yı-lı-yo-rum' dedin. Her ismini duyduğun filme 'hııı, izlemiştim onu' dedin. Evet bu işte iyisin... kabul, ama artık senin de sınanma vaktin geldi! Bir filmi sadece ve sadece bir karesinden tanıyabilir misin? 'Çocuk oyuncağı' diyorsan bu test tam sana göre. Mısırları patlat başlıyoruz!
Türkmenistan, Darweze, Karakum Çölünde bulunan bu ilginç krater tam 43 yıldır bu şekilde yanıyor. Görenleri hayrete düşüren bu manzara tam olarak bir doğa olayı sayılmaz.Bölgedeki doğalgaz rezervi 1971 yılında Sovyet bilim adamları tarafından keşfedilmiş. Tam bu noktanın delinmesine karar verilmiş ve bu alan sondaj sırasında çökmüş. Sondaj sırasındaki kazadan sonra kocaman bir krater açılmış ve etrafa gaz sızmaya başlamış. Bilim adamları tehlikeli metan gazının etkilerini azaltmak için buranın yakılmasına karar vermişler.Onlar buranın en fazla 2-3 gün içinde söneceğini düşünmüşlerdi. Aradan tam 43 yıl geçti fakat alev hala parlaklığını koruyor. Bölge şu an turistik amaçla kullanılmaya başlanmış.İşte harika fotoğraf ve videosuyla 'Cehenneme Açılan Kapı'...
1672 yılında Hishikawa Moronobu'nun tahta kalıplar üzerine resim çizmesiyle başlayan Ukiyo-e, Meiji Restorasyonu'na (19.yy) değin sürdü. Batı dünyasının, Japonya'yı teknolojiyle tanıştırması sonucu gözden düşen Ukiyo-e, Van Gogh başta olmak üzere bir çok Batılı sanatçıya da ilham kaynağı olmuştur.
Sokak sanatçısı Charles Leval, nam-ı Levalet tarafından yapılan çıkartmalara 'wheat paste' adı veriliyor. Bu çıkartmalar ilk önce bir kağıda çiziliyor daha sonra bu çizimler yüzeye aktarılıyor.Paris sokaklarına akıllıca yerleştirilen bu harika çizimler görenleri hayran bırakıyor.İşte yetenek ve yaratıcılığın birleştiği harika çalışmalar...
Lenovo, 2013 yılının sonlarında Vibe X adında Android akıllı telefonunu tanıtmıştı. Vibe X, şuanda şirketin en ince yüksek özelliklere sahip akıllı telefonu. Cihaz, 144 x 74 x 6.9 mm ölçülerinde ve sadece 121 gram ağırlığında. Lenovo Vibe X’in inceliğine dikkat çekmek için farklı bir yönteme başvurdu. Şirket Vibe X ile katlı bir pramit oluşturarak resmi Twitter hesabından paylaştı. Vibe X her pazarda mevcut değil ve 420 dolar fiyat etiketi ile Çin, Hindistan ve Rusya gibi pazarlarda satın alınabilir. Cihaz, bir 5-inç Full HD (1080 x 1920) ekran, 1.5GHz dört çekirdekli MediaTek MT6589T işlemci, 13MP arka kamera, 5MP ön kamera, 2GB RAM, 16GB dahili hafıza, Android 4.2 Jelly Bean ve 2.000 mAh pil gibi özelliklere sahip. Geçtiğimiz günlerde Motorola’yı satın alan Lenovo’nun, akıllı telefon pazarında daha aktif rol oynaması bekleniyor.Teknolojioku
Amerikan bira markası Budlight Super Bowl için çok eğlenceli bir viral reklam filmi çekmiş. Ian adında sıradan bir adamla güzel bir kız, bir barda tanışır ve adam hayatının en ilginç gecesini yaşadığı olaylar zinciri başlar. Arnold Schwarzenegger ise reklamın bonusu. İzliyoruz.
Yüksek lisans mimarlık öğrencisi Hank Butitta ve 2 arkadaşı 3000 dolara aldıkları otobüsü mobil bir eve çevirdiler. 15 haftalık emek ve 6000 dolar ekstra harcamadan sonra otobüs çok ilginç bir atmosfere büründü. Normal bir evde olan mutfak, banyo, tuvalet, oturma odası ve yatak odaları bulunan otobüs biraz dar olsa da öğrenciler için harika bir mekan olmuş. Şuan otobüsleriyle ABD turuna çıkan öğrenciler hayatlarından memnun görünüyor...Bu ilginç mobil eve yakından bakalım...
En sevdigimiz Twitter fenomeni “Odun Herif” yeni internet yasasına Dipnot Tablet‘den meydan okudu “Biz Facebook’a giremezsek seçim kampanyasını nasıl yürüteceksiniz? Biz Twitter’a giremezsek yaptığınız çalışmaları nasıl anlatacaksınız?” “İnternetimize Dokunmayın!” Valla ben hükümetin internet yasaklarından falan korkmuyorum asıl hükümet korksun. Türkiye’de internet yeni yeni yayılmaya başladığında mahallede evine internet bağlatan ilk ben olmuştum. İlk bağlattığımda interneti tek başıma kullanıyordum, sonra bir gün kapı komşusu İbrahim Ağabey rica etti modemden bir kablo da ona çektim. Sonra alt komşu, karşı bina, berber Kemal, bakkal Muharrem derken tüm mahalle internet hizmetini benden almaya başladı. Telekom firmasındaki yetkililerin kulağına gitmiş. Eve geldiler, bir gün. Sözleşmeyi önüme koydular, tomarla para saydılar. Bizim mahallede kurduğumuz ağ, telekom firmasının ağından daha geniş olduğu için bizim ağımıza dahil olmak istemişler. Şartlarımı söyledim görüştük, anlaştık. Aradan 6 yıl geçti. Bu sosyal ağlar çıkana kadar çok sorun yaşamıyorduk. Şimdi bazen Facebook’tan bakıyorum, berber sevmediğim bir şey paylaştığında gidip modemden onun kablosunu söküyorum. 3 saat, 5 saat, 1 gün artık kafama nasıl eserse çekiyorum internetinin fişini. Aklı başına gelene kadar. Bakkal Muharrem onu bunu dürtüyor şikayet geliyor, çat çekiyorum kablosunu. Mahalleli üzerinde çok ciddi bir baskı uyguluyorum, kafama göre at koşturuyorum. Şimdi hükümet internet yasası çıkarıyormuş kafasına göre milletin internetini kesecekmiş. Oldu canım! Bir kere o fikir bana ait. Onu geçtim nasıl uygulayacaksın? Bir kere biz sizden daha kalabalığız. Ben buradan telekomun fişini bir çeksem biz mahalleli olarak birbirimize yeteriz de siz ne yapacaksınız onu düşünün. Biz Facebook’a giremezsek seçim kampanyasını nasıl yürüteceksiniz? Biz Twitter’a giremezsek yaptığınız çalışmaları nasıl anlatacaksınız? Artık hiçbirimiz klasik medyayı takip etmek istemiyoruz. İnternet olmadan kendinizi bize nasıl anlatacaksınız? İnternetimize dokunmayın, kendinize gelin, aklınızı başınıza alın, çekerim fişinizi. Odun Herif **https://twitter.com/KadirDB** Dipnot Tv
Korsan Parti Hareketi'nden Avukat Serhat Koç Agos'a konuştu. Bilişim hukuku uzmanı olan Koç, “Halen 3 bin civarında sitenin resmi yollarla engellendiği görünüyor ama aslında halen Türkiye'de 500-600 bin site kapalı” diyor. Koç’a göre yeni yasa ise fişleme ve sansürü devasa boyutlara taşıyacak. Türkiye'de pek bilinmeyen bir uzmanlık alanın var. Buradan başlayalım. 'Bilişim Hukuku' diyorlar ama aslında böyle bir alan yok. Çünkü bilişimin altında bilgi teknolojileri yatar ve bilgi teknolojilerinin değmediği alan olmadığı için, değmediği hukuk alanı da yok. Hukuk dalları temeldir; ceza, idari, anayasa hukuku... Bunların hepsinde bilişimle alakalı şeyler var. Hepsi hakkında sürekli müvekkilerle iş oluyor ama şahsi olarak bu konular zaten ilgimi çekiyor, o yüzden yapıyorum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, okurken de zaten fotoğraf ve bilgisayarla ilgileniyordum. Mezun olunca da fotoğrafçı veya bilgisayar mühendisi olamıyorum, bari bu insanların haklarını koruyacak bir alana yöneleyim, dedim. Türkiye'de bu işle ilgilenenlerin sayısı çok az. Türkiye'deki yasaların internete bakışı nasıl? Türkiye'de interneti doğrudan doğruya düzenleyen tek yasa 5651 Sayılı Kanun. Bu yasa interneti çok olumsuz ele alıyor. Yasanın konusu, internette yapılan suçlarla mücadele. Yani mücadele etmeye karar vermiş; desteklemeye değil. 2007’de 5651 Sayılı Kanun’un çıkış aşamasında da çok sayıda çocuk pornosu operasyonları yapıldı; medyada biri bin gösterdiler. Diyelim 100 kişi soruşturmaya uğradı, sadece 3'ü ceza aldı. “Biz çocukları koruyoruz” diyerek bir yasa yaptıklarını iddia ettiler. TBMM Genel Kurulu’nda, CHP'nin de isteğiyle, buna “Atatürk aleyhine suçları içeren kanun” da eklendi. Bu metin, o alanda çalışan uzmanların görüşlerini yansıtmıyordu. Vatandaş böyle bir kanunun olduğunu bile bilmiyor; insanlar sanıyor ki yasa değiştirilirken yeni şeyler geliyor. Aslında 2007'den beri var. Daha önce yoktu. Önce bilişim suçları diye bir tasarı düşündüler, sonra internet siteleriyle ilgili bir şey çıktı ve Cumhurbaşkanı’ndan döndü. Onları atlattık, işte bu yasaya takıldık. Bu anlamda, Türkiye'de interneti düzenleyen başka mevzuat yok. Bazı kanunlarda değinmeler var. Türk Ceza Kanunu'nda bilişim vasıtasıyla ya da bizzat bilişim sistemlerine karşı işlenen suçlar var. Mesela Facebook hesabının çalınması, özel olarak tanımlandı TCK'da. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda da bütün o eserlere ait hakların internette de ihlal edilebileceğinden bahseden yine özel maddeler var. Agos'un internet sitesi sürekli hackleniyor. Bu bir suç değil mi mesela? Evet, suç ama kim olduğunu bilemiyorsunuz, bilmek için teknik rapor gerekli ve hacklemeyi yapan kişinin de işi pek bilmeyen, acemi biri olması gerekir. Bilişim dünyasında her zaman iz kalır. Ama izin bulunması bazen çok uzun zamanlar gerektiren şifreleme yöntemleriyle bırakılmış olabilir. O kadar çok katman arkasındadır ki onu çözmeye çalışmak mantıksızdır. O yüzden o raporlar geldikten sonra meçhul bir şüpheli olarak şu şu IP numaralarında, şu tarihte, şu saatte bize saldıran diye… Savcı Telekom'a soracak, Telekom o IP'yi bulacak. O IP hangi internet sağlayıcıdan verilmişse o diyecek ki ben şu saatte bu IP'yi şu müşterime sağladım. O müşteri de büyük ihtimal ya internet kafe çıkacak ya da 80 yaşında bir teyze çıkacak. Teyze mahkemeye gidecek ve ben bilgisayara dokunmadım diyecek. Böyle durumları binlerce kez yaşadık. Ondan sonra da zaten genelde beraat çıkar; suçlu da bulunamamış olur. Bu durumu sporda doping mevzuatına benzetiyorum. Dopingin önüne geçmek amacıyla Türkiye'de yapılan tek düzenleme kullanana ceza vermek. Ama dopingi kullanmaması için gereken altyapı hazırlanmıyor. Çözümden ziyade cezalandırma… Aynı şey 5651'de de söz konusu. 2007’den beri 8. madde nedeniyle pek çok site kapatıldı ama sitenin kapanmasına neden olan içeriği girenler yakalanmadı. Engelli web’de sanırım 3 bin küsür site gözüküyor ama o gerçekten buzdağının tepesi. Bugün Türkiye'de gerçekte 500-600 bin site kapalı ve bunların çok büyük bir bölümü müstehcenlikten kapalı. Geriye kalanlar siyasi nedenlerle kapalı ve o sitelere giren kişileri sorgulamıyor savcı, sadece siteyi kapatıyor. Aslında siteyi kapatmak çözüm değil. DNS numarasıyla yine girebiliyorum. Çünkü suç unsuru sayılan şeyler orada durmaya devam ediyor. Oysa mesela Almanya'da site kapanmaz, sadece içerik kaldırılır. İfade özgürlüğünün tek istisnası Nazizm. İfade özgürlüğünden yararlanmak için “nasyonal sosyalistim” deyip kurtarıyorsun ama “Nazi'yim” diyemiyorsun, Nazi sembollerini yayamıyorsun. O zaman içerikleri çıkarıyorlar. Altyapı var yani. İsveç gibi ülkelerde ifade özgürlüğü çok daha yukarıda. Şiddet çağrısı olmadığı sürece herkes her şeyi söyleyebiliyor. Sorunu çözmek istiyorsan içeriği çıkaracaksın; erişimi engellemeyeceksin. Sorunun köküne gidilmeli: Çocuk pornosunu internet üretmiyor. Çocuk pornosunu Filipinler'de, Rusya'da insanlar üretiyor. Onu kurutamadığın sürece etkisini internette görürsün. Türkiye’de devletin internetle ilgisi sadece siyasi amaçlı diyebiliriz miyiz? Şimdi iyiden iyiye öyle oldu. Dünyada sansür için dört tane temel kılıf var: Telif hakları, terörizm ve devlet sırrı, çocuk istismarı ve son olarak da şiddet çağrısı... Bunlar hep kılıf oluyor, ama temel nedeni gözetim. Devlet bunu istiyor. İnsanların internette neler yaptığını bilmek, takip etmek... Bunları görebileceği teknolojiler aynı zamanda sansür işlevi de görüyor. Devlet esasen fişlemek istiyor. Diğer yandan da telif lobisi sansürlemek istiyor. Devletin o yatırımı yapacak parası yok veya yapmak istemiyor, ama telif lobisinin var, onlar da parasını verip sansür mekanizmasını kurduruyor. Türk Telekom'un omurgasına kuruldu bu yazılım zaten. Bu yazılım, hem devletin hem de telif lobisinin işine gelecek. Önceki sohbetlerimizde 'meshnet'in çözüm olabileceğini söylemiştin. Nedir bu meshnet? Meshnet, şirketlerin çok işine yarayan bir mantık. Şirketler devletin ve internet servisi sağlayanların hiçbir dahiliyeti olmaksızın aralarında iletişim kurmak ister çünkü ticaret sırlarının, devletin hukuken göremeyeceği ama kafası attığında görebildiği teknik bir altyapıdan geçsin istemezler. Dolayısıyla iki şirket kendi arasında özel bir ağ kurar ve bu özel ağa hiçbir şekilde üçüncü bir taraf dahil olamaz. Tamamen kriptoyla çalışır. Türkiye'de kriptoloji yönetmeliği de çıktı, ona da büyük itirazlarda bulunuldu. Devlet diyor ki “Kim kripto kullanırsa, anahtarını devlete verecek.” Ben de diyorum ki “Anahtarını devlete verecekse bu kriptonun mantığına aykırı.” Türkiye'de kripto şirketleri zaten söylediler bunu; “O zaman Türkiye'ye kimse kripto şirketi kurmaz” dediler. İşte meshnet böyle bir şey. Aynı zamanda büyük depremler, seller olduğunda klasik işletmecilerin kurdukları büyük ağlar çalışmayınca böyle daha küçük ağların çalışması mümkün. Bir de Türkiye gibi internet sansürü ve gözetiminin olduğu ülkelerde gözetimsiz, sansürsüz internete ulaşmak için kullanılabilir. Nasıl yapılıyor? Güvendiğiniz bir ülkeden örneğin İsveç veya İzlanda gibi, bir uydunet şirketi ile anlaşıp, çanak yoluyla internet almak ve o interneti yan binadaki arkadaşla, o da diğer bir arkadaşla paylaşa paylaşa bir meshnet ağı oluşturabilir ve sansürden kurtulabiliriz. FATİH GÖKHAN DİLER | Agos