Bu Yaz Ülkemize Gelecek 7 Yabancı Grup
Hadi bakalım. Kulakların pasını sildikten sonra, belkide kendimiz için bir dönüm noktasına şayet olacağız. Sahne şovları, kafalardaki harika notalı anıları, dedikodular, 20'lik delikanlı performansları, idolleri olan gençlere karşı duyarlı hareketler... Hepsi büyük isim, görülen bazı isimler bile gözleri ovuşturmak için yeterli. PS: Keşke Radiohead'i ve Coldplay'i de listeye büyük şükela bir hevesle ekleyebilseydim ama olmadı. Onlar bu yılda yok. (Umarız Y ve X kuşağı eceliyle ölmeden bir kez daha Türkiye'ye uğrarlar.) :( PPS: Ayrıca buradan Peter Gabriel'e bir şeyler söylemek istiyorum. ''Geri dön, geri dön. Ne olur geri dön....''
En Yaratıcı Facebook Profillerinden 12 Örnek
Hepimizin zevkle adeta bir an bile terketmediği sevgili Facebook 'Duvar Kağıdı' tasarımını çıkardı çıkaralı bu kavramı çeşitli şekillerde yaratıcı kullanmaya çalışan birçok birey oldu. Bakalım en yaratıcıları diyebileceklerimiz hangileriymiş görelim:
Kaliteli Demokrasi, Güçlü Hukuk Devleti Olmayınca, Ekonomi De Küme Düştü
IMF’YE GÖRE TÜRKİYE 17. SIRADAN 19. SIRAYA İNECEKCHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, kaliteli demokrasi, güçlü bir hukuk devleti olmayınca ekonominin de güçlü olmadığını, refah ve gerçek bir büyüme yaratılamadığına işaret ederek, 'Türkiye Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak istiyorsa demokrasi kalitesini arttırmamız ve tam manasıyla bir hukuk devleti olmamız lazım.Bu zihniyetle devam edersek değil en büyük 10 ekonomiden biri olmayı, G20’nin bile dışında kalmakla karşı karşıya kalacağız' dedi.CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, konuyla ilgili olarak yazılı açıklama yaparak şunları kaydetti:Kaliteli demokrasi, güçlü bir hukuk devleti olmayınca ekonomi de güçlü olmuyor, refah ve gerçek bir büyüme yaratmıyor.Türkiye Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak istiyorsa demokrasi kalitesini arttırmamız ve tam manasıyla bir hukuk devleti olmamız lazım.Bu zihniyetle devam edersek değil en büyük 10 ekonomiden biri olmayı, G20’nin bile dışında kalmakla karşı karşıya kalacağız.IMF’ye göre Türkiye, 2013 yılında GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17’nciliğini korurken, bu yıl Hollanda ve Suudi Arabistan’a da geçilerek 19’unculuğa düşecek.Türkiye 2014’te, dünyanın önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerini kapsayan  G20 ’de en alt sınıra doğru iniyor.  Büyük ekonomi sıralaması GSYH büyüklüğüne göre yapılırken, bir ülkenin asıl kalkınmışlığı ve refah seviyesini kişi başına GSYH’si gösteriyor.Kişi başına GSYH’ye göre yapılan sıralamada ise 2013’te bir basamak düşerek 65’inci olan Türkiye’nin bu yıl 2 basamak daha düşerek 67’nciliğe ineceği tahmin ediliyor.Türkiye, kişi başına GSYH’a göre sıralamada 2000 yılında dünya ülkeleri içinde dünyada 63’üncü sıradaydı. 2002 sonundan bu yana işbaşında olan AKP döneminde anlatılan “hızlı büyüme” masallarına rağmen Türkiye, 2000 yılındaki sırasının hala çok altında.Türkiye’nin kişi başına milli gelirde ise çok altlardaki sırasının giderek daha da aşağılara inmesi dünya ile karşılaştırmada kalkınmışlık ve refah düzeyinin giderek gerilediğini gösteriyor.2014’te öngörülen kişi başına GSYH’ye göre Türkiye, sadece Lüksemburg, Norveç, İsviçre, İsveç, Danimarka, Almanya, Fransa, ABD, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin değil; İsrail, Umman, Bahreyn, Lübnan gibi Ortadoğu, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Litvanya, Macaristan, Hırvatistan gibi eski Doğu Bloku ülkelerinin de altında kalıyor. Uruguay, Şili gibi Orta Amerika ülkeleri ve eski Sovyet ülkesi Kazakistan’ın kişi başına milli geliri Türkiye’den daha yüksek. Gabon, Panama, Venezuela, Palau, Barbados ve Şeyseller bile kişi başına gelirde Türkiye’nin önünde…IMF’ye göre Türkiye 2014 yılında 19’uncu sıraya düşecekBüyük ülke, itibarlı ülke, güçlü ülke olmanın yolu kaliteli demokrasiden geçiyor. Türkiye bugün Türkiye insani gelişmişlik sıralamasında 187 ülke arasında 90’ıncı sırada, basın özgürlüğü sıralamasında 179 ülke arasında 154’üncü, cinsiyet eşitliği bakımından 134 ülke arasında 120’inci sırada yer alıyor. Türkiye dünyada “hibrid rejim” ya da “yarı demokrasi” olarak geçiyor.Bağımsız ve tarafsız bir yargı olmazsa, güçlü bir ülke ve kaliteli bir demokrasi de olmuyor. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından son açıklanan verilere göre 2002 yılında cumhuriyet savcılarının soruşturma evresinde bir dosyayı görme süresi 212 günken, bugün bu süre 363 gün.  2002 yılında Cumhuriyet Savcıları 2.953.000 dosyayı soruştururken, 2012 yılında 6.285.000 dosyayı soruşturmuş, soruşturulan her 2 dosyanın sadece 1’inde kamu davası açılmasına karar verilmiş. 2002 yılında Ceza Mahkemelerinde bir dava ortalama 232 gün sürerken bu süre 2011 yılında 291 güne çıkmış, 2012 yılında 229 güne inmiş. Yani 10 yılda 4 gün ilerleme sağlanmış. Hukuk mahkemelerinde de aynı trend devam ediyor. 2002 yılında bir dosya 174 günde görülürken 2012 yılında 232 günde görülmüş. 2002 yılında Yargıtay Ceza Daireleri ve Genel Kurulu’nda 244.000 dosya varken bu sayı 2012 yılında 770.000’e çıkmış. Bir dosyanın ortalama görülme süresi 2 kattan fazla artmış. 2002 yılında bir dosya 138 günde görülürken, 2012 yılında 306 günde görülüyor. Bu veriler de gösteriyor ki, Türkiye’de hukuk işlemiyor, yargı hızlı, adil ve bağımsız karar alamıyor.Türkiye Cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyada ilk 10 ekonomi arasında yer almak istiyorsa, demokrasi kalitesini arttırmamız ve tam manasıyla bir hukuk devleti olmamız lazım. Eğer bir ülkede hukukun üstünlüğü olmazsa, yargı bağımsızlığı olmazsa, kuvvetler ayrılığı çalışmazsa, kaliteli ve gerçek demokrasi olmuyor. Kaliteli demokrasi, güçlü bir hukuk devleti olmayınca ekonomi de güçlü olmuyor, refah ve gerçek bir büyüme yaratmıyor.Gelir dağılımı adaletli olmayınca, kişi başına düşen gelir artmayınca, refah ve kalkınma bireye yayılmazsa da gerçek manada büyüme olmuyor İnsan hakları standartı yüksek olmayınca, ekonomi de güçlü olmuyor. Hukuk yoksa, demokrasi yoksa, güçlü ekonomi yoksa, o ülke itibarlı ve güçlü ülke de olmuyor. Bu nedenle de Türkiye sıralamalardaki yerini kaybediyor. Bu zihniyetle devam edersek, değil en büyük 10 ekonomiden biri olmayı G20’nin bile dışında kalmakla karşı karşıya kalacağız.IMF’ye göre Türkiye, 2013 yılında GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17’nciliğini korurken, bu yıl Hollanda ve Suudi Arabistan’a da geçilerek 19’unculuğa düşecek . Kişi başına GSYH’ye göre yapılan sıralamada ise geçen yıl bir basamak düşerek 65’inci olan Türkiye’nin bu yıl 2 basamak daha düşerek 67’nciliğe ineceği tahmin ediliyor.2000 yılında Türkiye dünyanın en büyük 18’inci ekonomisiydi.Cari fiyatlarla dolar cinsinden GSYH tutarına göre yapılan değerlendirmeye göre 2000 yılında Türkiye dünyanın 18’inci büyük ekonomisi konumunda bulunuyordu. Bülent Ecevit hükümetinin ABD’nin Irak operasyonuna destek vermemesi üzerine, yapılan manipülasyonla ani sıcak para çıkışı yoluyla ağır bir ekonomik kriz yaşatılan 2001 yılındaki hızlı küçülmeyle Türkiye büyük ekonomi sıralamasında 22’nciliğe düştü. İzleyen yıllarda yeniden büyümeye geçen Türkiye 2002’de 21’inci, 2003’te 18’inci, 2004’te 17’nciliğe yükseldi ve izleyen altı yılda bu sırayı korudu. Türkiye, 2011’de ise Endonezya’nın yükselişi sonucu 18’inciliğe indikten sonra 2012’de ise Hollanda’nın bir basamak düşmesi ile tekrar 17’nci oldu. 2013’te de bu sırayı koruyan Türkiye’nin bu yıl ise 2 basamak birden düşerek 19’unculuğa ineceği tahmin ediliyor.Üstelik IMF, Türkiye’nin 2013 yılı GSYH’sını 827.2 milyar dolar olarak öngörürken, TÜİK’in geçtiğimiz günlerde açıkladığı tutar 820 milyar dolarla bunun da altında kaldı. 2014 yılı için de hükümetin açıkladığı OVP’de yer alan 867 milyar dolarlık hedefe karşılık IMF tahmini bu yıl için 767.1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.2013’te sıralama fazla değişmedi…IMF’nin 8 Nisan itibariyle güncellediği veri tabanına göre 2013 yılında milli gelirde ilk 7 ülkenin sırası değişmedi. ABD 16 trilyon 780 milyar dolarla birinciliğini korurken, Çin 9 trilyon 181 milyar dolarla ikinci,  Japonya 4 trilyon 902 milyar dolarla üçüncü sırada yer aldı. Bu ülkeleri 3 trilyon 636 milyar dolarla Almanya, 2 trilyon 737 milyar dolarla Fransa, 2 trilyon 536 milyar dolarla İngiltere, 2 trilyon 243 milyar dolarla Brezilya izledi. Rusya 2 trilyon 118 milyarla bir basamak yükselip 8’inci olurken, İtalya 2 trilyon 71 milyar dolarla 9’unculuğa düştü. 1 trilyon 871 milyar dolarlık milli gelire sahip Hindistan’ın 10’uncu sıradaki yeri değişmedi.Sırasıyla Kanada, Avustralya, İspanya, Meksika, Güney Kore, Endonezya, Türkiye, Hollanda ve Suudi Arabistan dolar cinsinden GSYH’ye göre ilk 20 ülke arasında yer aldı.Suudi Arabistan ve Hollanda 2014’te Türkiye’yi solluyor…Tahminlere göre 2014 yılında, 17 trilyon 528 milyar dolarla ABD en büyük ekonomi olmaya devam ederken, ikinci sıradaki Çin’in GSYH’si 10 trilyon doları aşacak, üçüncü sıradaki Japonya’nın milli geliri de 4 trilyon 846 milyar dolara yükselecek.IMF projeksiyonlarına göre 2014 yılında da ilk 20 ülkenin sıralaması çok fazla değişmezken, en dramatik değişimi Türkiye yaşayacak. 18’inci sıradaki Hollanda ile 19’uncu sıradaki Suudi Arabistan’ın birer basamak yükselmesi sonucu Türkiye 2 basamak birden düşerek 19’unculuğa inecek.G20 dışında kalma riski var…AKP döneminde Türkiye’nin ekonomik büyümesi, cari açığı patlatma pahasına, “sıcak para” ile finanse edildi, sözü edilen “hızlı” büyüme masalının aksine, “el parası” ile kağıt üzerinde sahte bir büyüme sağlandı. Ancak bunun ülkeye ve topluma bir hayrı dokunmadı. Türkiye 2014’te, dünyanın önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerini kapsayan  G20’de en alt sınıra doğru iniyor .Ekonomik hacim mi halkın refah düzeyi mi?Büyük ekonomi sıralaması GSYH tutarına göre yapılırken, bir ülkenin GSYH büyüklüğünün nüfusu ile de orantısı bulunuyor. Çin, Hindistan gibi kalabalık nüfuslu ülkelerin ilk 20 ekonomi arasına girmesine, bu ülkelerin kalkınmışlığının yanı sıra, hatta ondan daha fazla nüfus faktörü etki ediyor. Bir ülkenin kalkınmışlığı ve refah seviyesini ise asıl kişi başına GSYH’si gösteriyor. Asıl bakılması gereken, kişi başına milli gelir sıralamasında Türkiye’nin nerede olduğu ve AKP döneminde nereden nereye geldiği…İlk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’nin kişi başına milli gelirde ise çok alt sıralarda bulunması ve sıralamadaki yerinin giderek aşağılara inmesi ülkenin kalkınmışlık ve refah düzeyinin dünya ile karşılaştırmada göreli olarak gerilediğini gösteriyor.Türkiye, kişi başına gelirde 67’nciliğe düşüyor…Türkiye, 2013 yılında GSYH büyüklüğüne göre ülke sıralamasında 17’nciliğini korurken, kişi başına milli gelire göre ülkeler sıralamada ise bir basamak düşerek 65’inci oldu. 2014’te ise Türkiye’nin 2 basamak birden düşerek 67’nciliğe ineceği öngörülüyor.2012’de Türkiye,  TÜİK’e göre 10 bin 497 dolar, IMF’ye göre 10 bin 523 dolar olan kişi başına milli geliri ile 64’üncü sırada yer alıyordu. 2013’te ise Türkiye IMF’ye göre 10 bin 815 dolar olan ancak TÜİK’in 10 bin 782 dolarla daha da düşük açıkladığı kişi başına GSYH ile 65’inciliğe geriledi. 2014’te ise OVP’deki 11 bin 277 dolarlık hedefe karşılık IMF,  9 bin 920 dolarlık kişi başına milli gelir öngörüyor. Bu da Türkiye’nin 2 basamak daha düşerek 67’nciliğe inmesi anlamına geliyor. Bu da AKP’nin 11 yılı aşan iktidarında “hızlı büyüme” masallarına rağmen halkın refah düzeyini dünyanın gerisinde bıraktığının; dünya ile karşılaştırmada göreli olarak halkı yoksullaştırdığının kanıtı…Kişi başına gelirde Gabon’un bile gerisindeyiz…IMF projeksiyonlarına göre kişi başına milli gelirde Lüksemburg bu yıl 116 bin 134 dolarla açık ara birinciliğini koruyacak. Lüksemburg’u 99 bin 574 dolarla Norveç,  96 bin 635 dolarla Katar, 86 bin 145 dolarla İsviçre, 61 bin 889 dolarla Danimarka izleyecek.2014’te öngörülen kişi başına GSYH’ye göre Türkiye, sadece Lüksemburg, Norveç, İsviçre, İsveç, Danimarka, Almanya, Fransa, ABD, Japonya gibi gelişmiş ülkelerin değil; İsrail, Umman, Bahreyn, Lübnan gibi Ortadoğu, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Litvanya, Macaristan, Hırvatistan gibi eski Doğu Bloku ülkelerinin de altında kalıyor. Uruguay, Şili gibi Orta Amerika ülkeleri ve eski Sovyet ülkesi Kazakistan’ın kişi başına milli geliri Türkiye’den daha yüksek. Gabon, Panama, Venezuela, Palau, Barbados, Şeyseller bile kişi başına gelirde Türkiye’nin önünde…Ekonomisi “iflas” etti denilen Yunanistan’ın kişi başına milli gelirinin 2014’te 22.6 bin dolar, Kuzey Kıbrıs’ın ise 24.2 bin dolarla Türkiye’yi ikiye katlıyor.
Amazon'un Akıllı Telefonu Yılın İkinci Yarısında Piyasada
Amazon'un beklenen akıllı telefonunu ile ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Amazon'un planları konusunda bilgilendirilen bazı kişiler, şirketin bu yılın ikinci yarısında bir akıllı telefonu satışa çıkarmaya hazırlandığını söyledi. Bu, şirketin donanım alanında Apple ve Samsung'a karşı rekabete gireceği şeklinde değerlendiriliyor. Kaynaklar, şirketin bazı telefon modellerini son haftalarda San Francisco ve merkezinin bulunduğu Seattle'daki geliştiricilere sunduğunu da ifade ettiler. Şirketin planları ile ilgili bilgilendirilen kişilere Amazon'un telefonunu Haziran ayının sununa kadar duyurmayı Eylül ayının sonuna kadar ise sevkiyatlara başlamayı amaçladığı bilgisi verildi. Bu da alışveriş sezonunun hemen öncesine denk geliyor.Kaynaklar Amazon'un telefonun gittikçe kalabalıklaşan pazarda sahip olduğu ekran ile farklılığını ortaya koyacağını belirtiyor. Bu ekran ile herhangi bir gözlüğe ihtiyaç duyulmadan üç boyutlu görüntüler izlenebilecek. Aynı kişiler telefonun ön tarafında bulunacak dört kamera ile entegre edilecek retina-izleme teknolojisi veya sensörler ile kullanıcıların hologram benzeri 3-D görüntüler elde edebileceğini ifade ediyorlar. Öte yandan Amazon sözcüsü konuyla ilgili açıklamada bulunmayı reddetti. Böylece Amazon, bir zamanların önde gelen telefon üreticileri BlackBerry ve Motorola gibi şirketlerin dahi düşüşe geçtiği rekabetçi bir pazara girmiş olacak. Araştırma şirketi IDC'ye göre Apple ve Samsung'un tek başlarına dünya genelindeki akıllı telefon pazarının yüzde 49'una hakim oldukları dikkate alındığında bu pazara yeni girecek şirketler için çok az bir alan var. Yeni telefon ile ilgili bu gelişme, Amazon'un köklü bir şekilde tasarım ve donanıma ağırlık vermeye başladığı bir zamana da denk geldi. Geçen hafta şirket Fire TV setüstü cihazını tanıtmış ve müşterilerine ürünlerin barkodlarını okuyabilecek bir okuma kaleminin çok yakın zamanda dağıtılacağını duyurmuştu. Böylece müşteriler bilgisayarlarına girmeden ürünleri yeniden sipariş edebilecek. Şirket ayrıca geçen yıl Kindle Fire cihazının yeni bir versiyonunu da tanıtmıştı. Ancak Amazon donanıma diğer birçok şirketten daha faklı yaklaşıyor. CEO Jeff Bezos yaptığı açıklamada donanımların kendisinden çok müşterilerin bu donanımlar üzerinden Amazon hizmetlerini satın almalarından kar elde etmeyi tercih ettiklerini söylemişti. Akıllı telefonun tasarımı ve fiyatı ise henüz belli değil ancak kaynaklar performans ve diğer endişeler nedeniyle Amazon'un cihazın çıkış planını değiştirebileceğine de dikkat çekiyor. Yine aynı kaynaklar 3-D ekran teknolojisinin kişinin göz hareketleri ve ekranın kullanıcının yüzüne yaklaştırıp yaklaştırılmadığını algılayabileceğini belirtiyor. Böylece kullanıcının yüzüne yaklaştırıldığında telefon otomatik olarak görüntüleri yakınlaştıracak ve kişi telefonu hareket ettirince yazı ve görüntüler ona göre ayarlanacak. Bu teknoloji oyun için ideal olabilir ki Amazon setüstü cihazı da dahil son zamanlarda bu alana da odaklanmış durumda. Kendilerine cihazı kullanmalarına imkan verilen bazı kişiler telefon yazılımının görsel oyunlara göre optimize edildiğini ve derinlik hissi verdiğini belirtiyorlar. Telefonun hangi işletim sistemini ve Amazon'un hangi iletişim operatörü ile birlikte çalışacağı da açıklığa kavuşmuş değil. Kindle Fire tablet ve Fire TV setüstü cihazının her ikisi de Google' ın Android işletim sistemi ile çalışıyor. Ancak Amazon Kindle Fire için kendi uygulama mağazasını kullanırken Google'ın Play Store'una da erişim imkanı vermiyor. AT&T, Kindle tabletlerin ve e-okuyucuların servisini sağlıyor. AT&T sözcüsü de konuyla ilgili açıklama yapmadı. Yine planlar konusunda bilgilendirilen bir kişi Amazon'un tedarikçilerinden birinden bu ayın sonunda ilk etapta 600 bin adet telefon üretmesini istediğini söyledi. Şirket ekran üretimi için de iki şirket ile görüşüyor. Bunlardan biri Apple'ın iPhone 5C ve 5S modellerinin ekranlarını üreten Japon Display şirketi. Japon Display şirketinin sözcüsü de konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Konuya yakın iki kaynak ayrıca Amazon'un telefonu tanıtmak için seçmiş olduğu bazı uygulama ve yazılım geliştiricilerini bir otele davet ettiğini, burada telefonun bulunduğu odaların güvenlik görevlilerince korunduğunu ifade ettiler. Tüketiciler akıllı telefonlarını her zaman yanlarında bulundurduklarından Amazon böylece kullanıcıların konumları, indirdikleri uygulamalar gibi bilgilere sahip olabilecek ki bu da sonuç olarak e-book, video indirimleri ve ev eşyaları gibi ürünleri satması için şirkete yeni fırsatlar sunabilecek. WSJ
Reklam
Geçtiğimiz Haftanın Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Videosu
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenilen, tartışılan ve dikkat çeken videoları karşınızda. İyi seyirler...Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanabilirsiniz!
Reklam
Reklam
Reklam
Orhan Veli 100 Yaşında
Türk şiirinde 'Garip' akımının sembol ismi Orhan Veli’nin bugün doğum günü, 36 yaşında hayata gözlerini yuman şair yaşasaydı, 100 yaşında olacaktı… Damla Uğantaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, B öyle havada aşık oldum; Eve ekmekle tuz götürmeyi Böyle havalarda unuttum; Şiir yazma hastalığım Hep böyle havalarda nüksetti; Beni bu güzel havalar mahvetti. Tam 64 bahar önce, henüz 36 yaşındayken hayata veda eden Orhan Veli 'Güzel Havalar' şiiirinde böyle der; beni bu güzel havalar mahvetti... Türk şiirinde 'Garip' akımının sembol ismi Orhan Veli’nin bugün doğum günü, 36 yaşında hayata gözlerini yuman şair yaşasaydı, 100 yaşında olacaktı… 36 yıllığına uğradığı bu dünyada büyük bir isim bırakan, Türk şiirine damga vuran isimler arasında ön sıralarda yer alan Orhan Veli Kanık kimdi? İlk cevap, 'Ben Orhan Veli' dizesiyle başlayan şiirinde kendisinden: **Ben Orhan Veli **'Yazık oldu Süleyman Efendiye' **Mısra-i meşhurunun mübdii.. **Duydum ki merak ediyormuşsunuz, **Hususi hayatımı, **Anlatayım: **Evvela adamım, yani **Sirk hayvanı falan değilim. **Burnum var, kulağım var, **Pek biçimli olmamakla beraber. **Bir evde otururum, **Bir işte çalışırım. **Ne başımda bulut gezdiririm, **Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet. **Ne İngiliz kralı kadar **Mütevaziyim, **Ne de Celâl Bayar'ın **Sabık ahır uşağı gibi aristokrat. **Ispanağı çok severim **Puf böreğine hele **Biterim **Malda mülkte gözüm yoktur. **Vallahi yoktur. **Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir En yakın arkadaşlarım ... “Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran” Orhan Veli’ye göre kafiye ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi usuller gereksizdi.” Melih Cevdet ve Oktay Rifat ’la birlikte şiirlerini topladıkları “Garip” bu amacın manifestosu oldu, yarattıkları akımın da adı. Biçime, kurala, gösterişe karşı çıkan Garip'çilerle şiir sokak lisanında, her türlü dolayımdan bağımsız olarak sokağa açılmıştı. **Mektup alır, efkarlanırım; **Rakı içer, efkarlanırım; **Yola çıkar, efkarlanırım. **Ne olacak bunun sonu, bilmem. **'Kazım'ın' türküsünü söylerler, **Üsküdar'da; Efkarlanırım. O ekmeği, denizi, rakıyı, en yalın, en “sokak” haliyle şiire taşıdı. 'Yazık oldu Süleyman efendiye' şiiri dönemin edebiyatçıları arasında önemli tartışmalara konu oldu: “Hiçbir şeyden çekmedi dünyada nasırdan çektiği kadar; çirkin yaratıldığından bile o kadar müteessir değildi; kundurası vurmadığı zamanlarda anmazdı ama allahın adını, günahkâr da sayılmazdı. yazık oldu Süleyman Efendiye ” Kimi edebiyatçıların tepkisine neden olan şiir, kimilerince “Türkçe’de yazılmış en güzel dizeler arasında” söz konusu edildi. Şiirlerinin yanı sıra bu tartışmalar Orhan Veli’nin geniş kitlelerce tanınmasını sağladı, kendisine duyulan ilgiyi arttırdı. Türk hikâyesinin büyük ismi Sait Faik Abasıyanık Orhan Veli'yi bu gel-gitler arasında anlatır: 'Üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair.' Hayatı 1914 yılında İstanbul’da doğan şair lise yıllarında edebiyata ilgi duymaya başladı. Babasının görevi nedeniyle Ankara’ya taşınan Orhan Veli, Gazi İlkokulu'nu ve Ankara Erkek Lisesi’ni bitirdi. Ahmet Hamdi Tanpınar ’ın öğrencisi olduğu lise yıllarında Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat ile tanıştı. PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosu'nda memurluk yapan Orhan Veli, askerliği bitirmesinin ardından döndüğü Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda çalıştı. Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı görevinden ayrılmasının ardından bakanlıktaki görevinden istifa etti. 1948 yılının sonuna doğru Bedri Rahmi Eyüboğlu , Abidin Dino , Necati Cumalı , Sabahattin Eyüboğlu , Oktay Rifat ve Melih Cevdet'in de aralarında bulunduğu arkadaşlarıyla birlikte bir edebiyat dergisi çıkarmaya karar verir. Masraflarını Mahmut Dikerdem'in karşıladığı ve 15 günde bir yayımlanacak olan “Yaprak”ın ilk sayısı 1 Ocak 1949'da çıkar. Cahit Sıtkı Tarancı , Sait Faik Abasıyanık , Fazıl Hüsnü Dağlarca , Cahit Külebi gibi yazar ve şairlerin yazdığı Yaprak, 1 Haziran 1950'ye kadar 28 sayı yayımlandı. Orhan Veli, “Yaprak”ın kapanmasının ardından İstanbul'a döndü. Aynı yıl 10 Kasım'da bir haftalığına geldiği Ankara'da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından yaralandı. İki gün sonra İstanbul'a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve şaire alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı. Beyin kanaması geçirdiği sonradan fark edilen Orhan Veli, aynı akşam sekizde komaya girdi ve gece 23.30’da Cerrahpaşa Hastanesi'nde hayata veda etti. Orhan Veli’yi hastanede ziyaret eden Ahmet Hamdi Tanpınar olayı şöyle anlatır: “Daha orta mektebin birinci sınıfında talebem olan Orhan'ı Cerrahpaşa Hastanesi'nde son defa oksijen çadırının altında yarı çıplak, güçlükle nefes alır ve o kadar güzel hayallerin yakaladığı dünyamızı yalnız akı görünen gözlerinden boşanırken gördüğüm günü hiçbir zaman unutamam. Şiirimize tatlı anlaşmazlığı ve lezzeti getiren zekâ, kendisi olmaktan çıkmıştı.” 36 yaşında ölen şairin cenazesi 17 Kasım 1950'de, Beyazıt Camisi'nden kaldırıldı. Cenaze, akademisyenler, yazar ve sanatçılardan oluşan kalabalık tarafından Sirkeci'ye kadar taşındı, oradan bir otomobil ile Aşiyan Mezarlığı'na götürülerek toprağa verildi. 1 Şubat 1951'de arkadaşları tarafından anısına “ Son Yaprak” çıkarıldı. Tek sayı olarak basılan bu dergide, Orhan Veli rahatsızlandığında üzerinde olan ceketin cebindeki diş fırçasını saran kâğıda yazılmış olarak bulunan ve hiç yayımlanmamış olan Aşk Resmi Geçidi* şiiri de yer buldu. Cemal Süreya'ya göre Orhan Veli şiiri Türk şiirine damga vuran isimlerden, İkinci Yeni akımının sembol ismi Cemal Süreya, 1967 yılında yazdığı bir yazıda Orhan Veli ve şiirini şöyle değenlendirmişti: Orhan Veli'nin Yanlışı Orhan Veli'nin kavgası edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Bu kavganın yurdumuzdaki bütün şiir köklerini büyük büyük ırgalayan bir işlevi oldu. Irmağın yatağını daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz. Ama şiiri? Ben öteden beri ne zaman Orhan Veli'nin şiirine yaklaşmak, ısınmak istediysem, başaramadım. Hep ters geldi bana. Başlangıçta aynı noktadan çıkan Oktay Rifat'la Melih Cevdet'e karşı durumum bambaşka olmuştur. Onların şiirinden çok şey öğrendim. Sanırım, bizim kuşak şairlerinin çoğu da aynı duygu içindedir. Çünkü bu iki şair, Orhan Veli öldükten sonra sanatlarında büyük bir aşama yaptılar, geliştiler. Orhan Veli ise krizalit döneminde kaldı. Belki o da yaşasaydı şiirini tam anlamıyla kuracaktı. Kurabilecek miydi acaba? İkiyüzlü bir sevgi gösterisi demek olan bu soruyu sormamak daha iyi. O zaman, daha ikiyüzlü bir cevapla karşılaşmak mümkündür: şiirini kurmadan ölmemek de şairin bir güçlü yanı değil mi? Ben Orhan Veli'nin şiirinde baştan itibaren çok büyük bir eksiklik, çok büyük bir hata buluyorum. Bu, bir görüş ayrılığı değil, anlayış farkı değil, şiiri temelinden tehlikeye düşürdüğüne inandığım bir şey. Şu: Bilmem yanılıyor muyum, Orhan Veli, büyük kavgasını sürdürürken eski sanata karşı cevaplarını yazılarında değil, hep şiirlerinde vermek istedi; başka türlü söylersek, yeni bir şiir ne olmalıysa onun değil, eski şiir ne değilse onun çevresinde dolanmaya başladı. Bu onu sınırladı. Tam anlamıyla özgür olmasını daha ilk noktada engelledi. Bu yüzden yeni bir sanatın gizli, el değmedik olanaklarını kazanmaya pek fırsat bulamadı. Oysa yeni şiir, eski şiirin tersi değil, çok daha başka bir şeydi.Yeni bir sanat girişimi, kendi diyalektiği ile ve kendi açtığı alanlarda hareket etmeliydi; eski sanata karşı cevapları, tepkileri, yeni alanlardan kaldıracağı hasatla gerçekleştirmeliydi. Orhan Veli bu yola giremedi, asıl şiirini yazamadı. Orhan Veli, şiirlerinde eski şiirle o kadar uğraştı ki, kendi sanatının estetik yönüyle ilgilenmeye pek vakit bulamadı. Oktay Rifat'la Melih Cevdat Anday'ın Orhan Veli'nin ölümüne yakın zmanlardaki şiirleri de öyledir. Bütün gemileri yakmanın neşesi içindedirler ama, bir yetinme duygusunu yaşadıkları, ötesini pek fazla düşünmedikleri de anlaşılmaktadır.Mısra yok, ölçü yok, müzik yok, imge yok, güzel yok, kafiye yok, metafizik yok, dram yok. Ve bunlar eski şiirde var diye yok. Üstelik o sırada yardımcı malzemeye çok ihtiyacı olan Orhan Veli'nin lşiir,ötesi alanlardan da yararlanmak istemediğini görüyoruz. Tarihsel, toplumsal verilerle, felsefeyle, coğrofyayla ilgilenmiyor hiç. İşe sıfırdan başlamak istiyor. Bu sıfırdan çok şey doğabilirdi. Ama kendi gelişimini özgür bırakmak, bu arada bütün malzemeyi, bütün şiirsel durumları kendine koşullandırmak suretiyle.. Bİr de yeni yapıyı daha entellektüel planda kurmak suretiyle.. Oysa Orhan Veli halk gibi, hatta 'halk olarak' yazılan bir şiirin peşindeydi. 'Halk için halk tarafından'. Bence çıkışındaki biçim başkaldırması bu amacını zararlandırıyordu. Garip'teki afacan şiirlerin sonra sonra Yaprak'taki toplumsal yergi şiirlerine dönüşmesi belki de bu çelişkinin giderilmesi için atılınmış bir serüvenin sonucu oluyor. Aslında Orhan Veli'nin bütün şiirleri eskşi şiire bireryergisidir desek yeri. Ama ters yönden de olsa yine eski şiirden çıkar bunlar. Bu yüzden iyice formalist bir yapıları vardır. Güzelliklerini, değerlerini,hiç değilse tuhaflıklarını eski şiirden alırlar. Sözgelimi 'Kitabe-i Seng-i Mezar'larınvarlık gerekçesi eski şiirlerin tutumuna bağlanır: 'Lopinaların en harelisi', Ahmet Hamdi'nin 'Minarelerin en ilahisi' mısrası ile eğlenmektedir: 'Rakı şişesinde balık olsam', 'Göllerdebu dem bir kamış olsam'ı yıpratır. Bukonuda dolaylı, dolaysız örnkleri istediğimiz kadar genişletebiliriz. OrhanVeli'nin bütün şiirlerinde böyle bir tutum görüyoruz. Gerçi; 'Dalgacı Mahmut', 'Kapalıçarşı' gibi özgün ve eski sanattan bağımsız şiirleri de var. Ama çok az. Bence asılgüzel şiirleri de böyle şiirleridir. Çünkü bu şiirler yeni bir hava sunuyor, yeni bir şiirsel ağıntı kuruyorlar. Sadece edebiyat tarihçisinde değil, şairde de tükenmez ve adlandırılmaz bir kıpırtı, bir karıncalanma doğurabiliyorlar. Yeni şiirsel özlere köprü kurabiliyorlar. Orhan Veli'nin edebiyat hayatımızda hiçbir şairinkine benzemeyen bir kaderi oldu. Yeni şiirimizin, işlev olarak kurucusu olan bu adamkuramını yazılarıyla değil, başka iki şeyle yaptı: Hayatıyla ve şiiriyle. Hayatıyla, çünkü Orhan Veli hayat tarzıyla, sakalıyla, tipiyle, serüvenleriyle, hakkında çıkarılan hikayelerle de yeni şiirin kuruluş yıllarında büyük rol oynadı. Şiiriyle, çünkü Orhan Veli, yazacağı makalaleri, daha doğrusu fıkraları da şiirinde vermeye alışmıştı. Dikkat edilirse, sözgelimi Yaprak dergisinde şiir üstüne en az yazı yayımlayan odur. Nazım Hikmet eşyanın ve olayın korkunç bir röportajcısıydı. Eski şiire birçok yerden bağlı olduğu halde, bu bağlılıktan korkmamış ve sonuçta şiirini çok yeni, çok zengin olanaklarlaenine boyuna donatmıştır. Orhan Veli ise şiirlerinde şenlikli ve alçakgönüllü bir günlük yazarı niteliğinde iken, girtdiği serüvende en çok korktuğu şeye, eski şiire takılıp kaldı; eski şiirin geleneğinden negatif parodiler çıkarmaya çalıştı; Nazım Hikmet'ten çok daha köklü, çok daha önemli bir kavgaya girmek istedi, bir öncü kimliğinde, Türk şiirine kazandırdı o kavgayı; ama bu arada kendi şiirinin şehit düşmesini de önleyemedi. Ölümünden on beş yıl sonra bakıyoruz ki tüfeği depoya konulmuş çoktan. Orhan Veli kavgadan hiçbir zaman başını alıp Melih Cevdet'in 'Aı'sı, Oktay Rifat'ın 'Telefon'u gibi bir şiir yazamadı. Eksik kaldı. Yeni bir şiiri öneren, köklü bir sanat devrimini getirmeye çalışan birçok şairin, sanatçının eski sanatla alay eden, ona takılan birçok eskizleri olmuştur. Ama bunun yanı sıra onların hiçbiri o yeni şiirin, o devrimin yörüngesinde onun iç gelişmesine bağlı ürünler vermeyi deihmal etmemiştir. Gerçeküstücülerin de vardır böyle deneyleri. Ama sözgelimi bir André Breton oturup 'Serbest Birleşme'yi de patlatmıştır. Orhan Veli böyle. Türk şiirinin kavgasını kazandı. Kendi şiirinin kavgasını kaybetti. Öyle sanıyorum ki hepimizin onun serüveninden alacağımız büyük dersler var. ___ Aşk Resmi Geçidi **Birincisi o incecik, o dal gibi kız, **Şimdi galiba bir tüccar karısı. **Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir. **Ama yine de görmeyi çok isterim, **Kolay mı? İlk göz ağrısı. **İkincisi Münevver Abla, benden büyük **Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları **Gülmekten katılırdı, okudukça. **Bense bugünmüş gibi utanırım **O mektupları hatırladıkça. **.............. çıkar **.............. dururduk mahallede **......................... halde **............ yan yana yazılırdı duvarlara **................... yangın yerlerinde. **Dördüncüsü azgın bir kadın, **Açık saçık şeyler anlatırdı bana. **Bir gün de önümde soyunuverdi **Yıllar geçti aradan, unutamadım, **Kaç defa rüyama girdi. **Beşinciyi geçip altıncıya geldim. **Onun adı da Nurinnisa. **Ah güzelim **Ah esmerim **Ah **Canımın içi Nurinnisa. **Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın. **Ama ben pek varamadım tadına. **Bütün kibar kadınlar gibi **Küpe fiyatına, kürk fiyatına. **Sekizinci de o bokun soyu. **Elin karısında namus ara, **Kendinde arandı mı küplere bin. **Üstelik ....... **Yalanın düzenin bini bir para. **Ayten'di dokuzuncunun adı. **İş başında şunun bunun esiri, **Ama bardan çıktı mı, **Kiminle isterse onunla yatar. **Onuncusu akıllı çıktı **....... gitti ......... **Ama haksız da değildi hani. **Sevişmek zenginlerin harcıymış **İşsizlerin harcıymış. **İki gönül bir olunca **Samanlik seyranmış ama, **İki çıplak da, olsa olsa, **Bir hamama yakışırmış. **İşine bağlı bir kadındı on birinci, **Hoş, olmasın da ne yapsın, **Bir zalimin yanında gündelikçi. **.........leksandra **Geceleri odama gelir, **Sabahlara kadar kalır. **Konyak içer sarhoş olur, **Sabahı da işbaşı yapardı şafakla. **Gelelim sonuncuya. **Hiçbirine bağlanmadım **Ona bağlandığım kadar. **Sade kadın değil, insan. **Ne kibarlık budalası, **Ne malda mülkte gözü var. **Hür olsak der, **Eşit olsak der. **İnsanları sevmesini bilir Yaşamayı sevdiği kadar. t24.com.tr
Reklam
Google Glass Haftaya Satışta!
Google'ın bir süredir unutulan ancak son birkaç gündür yeniden teknoloji gündemine oturan gözlüğü 15 Nisan'da herkes için satışa çıkıyor. Daha önce çekilişle belirlenen ve sayıları binlerle ifade edilen az sayıda kişiye gönderilen Google Glass şimdi tüm teknoloji meraklıları için sunuluyor.ABD'de gerçekleştirilecek bu sürpriz satış aslında ürünün pazara çıktığı anlamına gelmiyor. Çünkü Google Glass'ın satışı sadece 1 gün ile sınırlı olacak.Kaşif sürümüBu sürpriz kararı resmi Google+ hesabından duyuran Google Glass takımı, sadece 1 gün için yapılacak satışta sınırlı sayıda ürünün yer alacağını belirtti. Herkes tarafından satın alınabilecek Google Glass, daha önce az sayıda kişiye geliştirici ve teknoloji meraklısına gönderilen kaşif sürümünün aynısı olacak.Fiyat aynıCihazın fiyatında ise bir değişiklik bulunmuyor. Google Glass Kaşif Sürümü daha önce sahip olduğu 1500 dolar artı vergi etiketiyle satışa sunulacak. Önümüzdeki hafta Salı günü gerçekleşecek satışlar pasifik saatiyle 06.00'da başlayacak. Google Glass satış sayfasına buradanulaşabilirsiniz. Ürünün son kullanıcı sürümünün 2014 yılı sonunda pazara sürülmesi bekleniyor.Shift Delete
Lenovo'dan 130$'a 13MP Kamera ve 8 Çekirdekli Telefon
Motorola'nın mobil bölümünü satın olarak bu kategoride daha iddialı olacağını açıkça ortaya koyan Lenovo, yakın zamanda mobil dünyasına oldukça iddialı bir telefon sunacak. Golden Warrior S8 (Altın Savaşçı) olarak isimlendirilen telefonu iddialı yapan özelliği ise fiyatı. Şu an için sadece Çin'de bazı görsellerde ortaya çıkan Golden Warrior S8 sahip olduğu teknik özellikler orta sınıfta, fiyatı itibariyle ise giriş seviyesinin de altında konumlandırılacak. Golden Warrior S8'in fiyatı sadece 130 dolar olacak. İnanılmaz bir fiyata sahip akıllı telefonun dünya genelinde satışa sunulup sunulmayacağı henüz bilinmiyor, ancak satıldığı takdirde akıllı telefon kategorisinde dengeleri değiştirebilir. 5.3-inç büyüklüğünde Gorilla Glass 3 ile güçlendirilen HD çözünürlüklü LCD ekranla donatılan modelin güç birimini MediaTek cephesinden 1.4GHz'de çalışan 8 çekirdekli MTK6592 işlemcisi oluşturuyor. Bellek tarafına baktığımızda 2GB RAM, 16GB depolama ve microSD kart desteği karşımıza çıkıyor. Golden Warrior S8'in bunun dışında Android 4.2.2 Jelly Bean, 13MP arka kamera, 5MP ön kamera, 2.000mAh kapasiteli pil, altın sarısı rengi ve çift SIM kart desteği gibi dikkat çeken özelliklere sahip. Lenovo düşük maliyetli akıllı telefonlarını Çin dışında satışa sunmuyor. Dünya devi üretici ürünlerini genel olarak Asya ve diğer Güney Doğu Asya ülkelerinde kullanıcılarla buluşturuyor. Motorola'yı satın olarak dünya geneline açılma noktasında önemli bir eşik atlayan Lenovo dileriz fiyatı ve teknik özellikleriyle dikkat çeken Golden Warrior S8'i birçok ülkede satışa sunar.teknolojioku
Khaleesi'nin Tam Bir "Alayına Gider" Kadın Olduğunun 13 Kanıtı
Game of Thrones'un bütün karakterleri şöyle bir kenarda dursun, Daenerys yani nam-ı diğer Khaleesi bambaşka. Hem tam bir ateşli hatun hem de çağının ultra ataerkil düzeninde %100 feminist.İşte Daenery's in neden Westeros'un gerçek kraliçesi olduğunun 13 ispatı!
Reklam