Dünyanın En Büyük Dalgasında Bir Rekor
34 yaşındaki çılgın İngiliz sörfçü Andrew Cotton dünyanın en büyük dalgasında kayarak bir dünya rekoruna imza attı. Portekiz’in Praia do Norte in Nazaré kıyısında 24 metrelik dalganın üzerinde sörf yapan Andrew Cotton kırılması zor bir rekorunda sahibi oldu. 2014 Billabong XXL Global Big Wave isimli sörf yarışmasında dünya rekorunu kıran Andrew Cotton “sörf koşullarının imkansıza yakın” olduğunu belirtmişti. Daha önce Nazaré kıyısında 23 metrelik dalgayla dünya rekorunu elinde bulunduran Garrett McNamara böylece bu ünvanı kaybetmiş oldu. 2013′te ise Carlos Burle isimli bir sörfçü aynı kıyılarda 30 metrelik dalga yakalamış fakat dünya rekorlarına kayıdı iptal olmuştu.
Yılmaz Vural'ı Tanımak , Anlamak
Herkesin gönülden sevdiği bir teknik adamda sıra.O kadar takımı küme düşürmesine rağmen herkesin gönlünde taht kuran Yılmaz Hoca merceğimiz altında İyi seyirler
Bir Tek Fenerbahçe Transfer Yapmadı!
7 Ocak'ta başlayan ve dün sona eren ikinci transfer döneminde kadrosuna 10 futbolcu katan Medical Park Antalyaspor, Spor Toto Süper Lig'de en fazla transfer yapan kulüp oldu. Fenerbahçe ise transfer yapmayan tek kulüp olarak dikkat çekti. Spor Toto Süper Lig kulüplerinin ara transfer döneminde yaptığı transferler şöyle: FENERBAHÇE GELENLER: Yok GİDENLER: (2): Semih Şentürk (Medical Park Antalyaspor), Joseph Yobo (Norwich City-kiralık) GALATASARAY GELENLER: (9): Koray Günter (Borussia Dortmund), Alex Telles (Gremio), Salih Dursun (Kayserispor), Oğuzhan Kayar (Manisaspor), Umut Gündoğan (Bucaspor), Izet Hajrovic (Grasshopper), Lucas Ontivero (Centro Atletico Fenix), Veysel Sarı (Eskişehirspor), Guillermo Burdisso (Boca Juniors-kiralık). GİDENLER: (7): Engin Baytar (Çaykur Rizespor-kiralık), Nordin Amrabat (Malaga-kiralık), Bruma (Gaziantepspor-kiralık), Sercan Yıldırım (Bursaspor-kiralık), Dany Nounkeu (Beşiktaş-kiralık), Albert Riera (Serbest), Yiğit Gökoğlan (Kayseri Erciyesspor-kiralık). BEŞİKTAŞ GELENLER: (2): Jermaine Jones (Schalke 04-kiralık), Dany Nounkeu (Galatasaray-kiralık) GİDENLER: (4): Günay Güvenç (Adanaspor-kiralık), Bruno Dentinho (Shakhtar Donetsk), Michael Eneramo (Kardemir Karabükspor-kiralık), Mehmet Akgün (Kayseri Erciyesspor) SİVASSPOR GELENLER: (5): Pedro Henrique Oldoni do Nascimento (Esporte Clube Vitoria), Ahmet Şahbaz (Silivrispor), Fatih Kıran (FC Ismaning), Aykut Öztürk (RW Erfurt), Mahmut Bezgin (Mersin İdmanyurdu) GİDENLER: (7): Kamil Grosicki (Stade Rennais), Rafik Djebbour (Nottingham Forest), Murat Akça (Kardemir Karabükspor), Abdulkadir Özgen (Manisaspor-kiralık), Timur Bayram Özgöz (Adana Demirspor-kiralık), Deniz Öksüz (Anadolu Üsküdar 1908-kiralık), Milan Borjan GELENLER: (2): Tunay Torun (Stuttgart), Alpaslan Öztürk (Standard Liege-kiralık) GİDENLER: (2): Şahin Aygüneş, Özer Hurmacı (Trabzonspor) ESKİŞEHİRSPOR GELENLER: (3): Deniz Topçu (Aschaffenburg), Kamil Çörekçi (Kayserispor), Raheem Lawal (Mersin İdman Yurdu) GİDENLER: (6): Goran Causic (Manisaspor), Alfred N'diaye (Real Betis), Rodrigo Tello (Sanica Boru Elazığspor), Veysel Sarı (Galatasaray), Ufuk Budak (Gaziantep Büyükşehir Belediyespor), Mahmut Boz (Gaziantep Büyükşehir Belediyespor) KARABÜKSPOR GELENLER: (4): Michael Eneramo (Beşiktaş), Musa Çağıran (Bursaspor), Murat Akça (Sivasspor), Jones Da Silva Lopes (Deportivo Maldonado) GİDENLER: (2): Lomana Tresor Lulua (Rizespor), Joseph Akpala (Werder Bremen) TRABZONSPOR GELENLER: (5): Şahin Aygüneş (Kasımpaşa), Alexandru Bourceanu (Steaua Bükreş), Mustafa Akbaş (1461 Trabzon), Gökhan Alsan (1461 Trabzon), Özer Hurmacı (Kasımpaşa) GİDENLER: (4): Aykut Akgün (Çaykur Rizespor-kiralık), Volkan Şen (Bursaspor), Alanzinho (Serbest), Batuhan Karadeniz (Elazığspor-kiralık) AKHİSAR BELEDİYESPOR GELENLER: (2): Guirlain Desire Wato Kuate (Manchester City), Bahattin Köse (Mons) GİDENLER: (4): Luciano Guaycochea (TKİ Tavşanlı Linyitspor-kiralık), Özgür Can Özcan (TKİ Tavşanlı Linyitspor-kiralık), Mustafa Aşan (Şanlıurfaspor-kiralık), Bekir Öztürk (Tokatspor-kiralık) BURSASPOR GELENLER: (9): Fernandao (Atletico Paranaense), Volkan Şen (Trabzonspor), Sercan Yıldırım (Galatasaray-kiralık), Bekir Yılmaz (Manisaspor), Taşkın Çalış (Gaziantepspor), Onurcan Piri (Giresunspor), Renato Caja (Guangzhou Evergrande-kiralık), Ethem Ercan Pülgir (Kartalspor), Oğuzhan Aynaoğlu (FC Nordsjaelland) GİDENLER: (6): Musa Çağıran (Karabükspor), Hakan Aslantaş (Gençlerbirliği), Murat Yıldırım (Kayseri Erciyesspor), Okan Deniz (Balıkesirspor-kiralık), Süheyl Çetin (Kahramanmaraşspor-kiralık), Emre Pehlivan (Kızılcahamamspor-kiralık) GAZİANTEPSPOR GELENLER: (6): Marek Sapara, Sercan Hacıoğlu (Şanlıurfaspor), Muhammed İldiz (Nunberg), Birol Hikmet (Adana Demirspor), Armido Bruma (Galatasaray-kiralık), Oğulcan Çağlayan (Bursaspor) GİDENLER: (7): Özden Öngün (Futbolu bıraktı), Semir Stilic (Wisla Krakow), Darvydas Sernas (Perth Glory-kiralık), Artem Milevskiy (Boşta), Ivan Kecojevic (FC Zürih), Taşkın Çalış (Bursaspor), Uğur Kavuk (Göztepe) GENÇLERBİRLİĞİ GELENLER: (3): Johan Dahlin (Malmö), Artem Radkov (BATE Borisov), Hakan Aslantaş (Bursaspor) GİDENLER: (3): Atabey Çiçek (Boluspor-kiralık), İlkay Durmuş (Medical Park Antalyaspor), Serkan Yanık (Mersin İdmanyurdu) TORKU KONYASPOR GELENLER: (2): Alexander Hleb (BATE Borisov), Jagos Vukovic (Vojvodina) GİDENLER: (7): Şenol Akın (Şanlıurfaspor), Abdülkerim Bardakçı (Anadolu Selçukluspor-kiralık), Muhammet Yürükuslu (Anadolu Selçukluspor-kiralık), İsmail Güven (Anadolu Selçukluspor-kiralık), Atilla Yıldırım (Şanlıurfaspor-kiralık), N'Douassel, Cristovao Da Silva Ramos MEDICAL PARK ANTALYASPOR GELENLER: (10): Giray Kaçar (Trabzonspor), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Köksal Yedek (Elazığspor), Ozan Evrim Özenc (Denizlispor), Eyong Enoh (Ajax), İlkay Durmuş (Gençlerbirliği), Ramazan Çevik (Standart Liege), Sedddar Karaman, Joseph Boum, Abdurrahman Kuyucu GİDENLER: (7): Nikola Zizic (Fethiyespor), Emre Torun (1461 Trabzon), Petr Janda (Denizlispor), Ömer Arslan (Beşiktaş A2), Deniz Barış, Milan Baros, Polat Keser ÇAYKUR RİZESPOR GELENLER: (9): Deniz Kadah (Hannover 96 ), Mehmet Gürkan Öztürk (Aydınspor 1923), Ahmet Görkem Görk (Elazığspor), Lomana Lualua (Kardemir Karabükspor), Ali Liban Abdi (Academica), Martin Mutumba (AIK Stockholm), Ümit Korkmaz (Ingolstadt 04), Aykut Akgün (Trabzonspor), Engin Baytar (Galatasaray) GİDENLER: (11): Cenk Ahmet Alkılıç (Kayseri Erciyesspor), Maiusz Pawelek (Adana Demirspor), Uche Kalu (Adanaspor), Oğuzhan Berber (Adana Demirspor-kiralık), Cenk Güvenç (Karşıyaka), Ozan Papaker (Ofspor-kiralık), Mesut Yılmaz (Nazilli Belediyespor-kiralık), Şahinali Terzi (Yeni Malatyaspor-kiralık), Nevzat Bilen (Kırıkhanspor-kiralık), Mehmetcan Kasap (Çıksalınspor), David Alberto Depetris SANICA BORU ELAZIĞSPOR GELENLER: (6): Ognjen Vranjes (Alaniya Vladikavkaz-kiralık), Franco Dario Cangele (Boca Juniors-kiralık), Tanju Kayhan (Beşiktaş-kiralık), Rodrigo Tello (Eskişehirspor), Ali Gökdemir (Hannover 96-kiralık), Batuhan Karadeniz (Trabzonspor-kiralık) GİDENLER: (10): Köksal Yedek (Medical Park Antalyaspor), Ahmet Görkem Görk (Çaykur Rizespor), Adem Alkaşi (Boluspor), Alper Kalemci (Göztepe), Oktay Pop (Tekden Denizlispor), Volkan Yılmaz (Ankaragücü), Caner Bulut (Hatayspor), Hakan Söyler, Luke Moore, Yusuf Hacı KAYSERİSPOR GELENLER: (4): Alexandros Tziolis (PAOK-kiralık), Levent Gülen (Grasshopper Club Zürich-kiralık), Ondrej Vanek ( FK Jablonec), Sinan Bolat (Porto-kiralık) GİDENLER: (7): Jaja, Bilal Gülden (Adana Demirspor-kiralık), Cem Sultan, Cleyton, Gökhan Değirmenci (Kayseri Erciyesspor-kiralık), Salih Dursun (Galatasaray), Samed Ali Kaya (Tarsus İdman Yurdu-kiralık) KAYSERİ ERCİYESSPOR GELENLER: (9): Cen Ahmet Alkılıç (Çaykur Rizespor-kiralık), Hüseyin Kala (Kasımpaşa), Josef Çınar (Chemnitzer FC), Mehmet Akgün (Beşiktaş), Murat Yıldırım (Bursaspor), Yakup Ramazan Zorlu (Giresunspor), Yiğit Gökoğlan (Galatasaray-kiralık), Gökhan Değirmenci (Kayserispor-Kiralık), Pape Diakhate (Granada-kiralık)GİDENLER: (11): Bilal Kılıç (Batman Petrolspor-kiralık), Uğur Demirkol (Şanlıurfaspor-Kiralık), Volkan Okumak (Şanlıurfaspor-kiralık), Ramazan Övüç (Bafraspor-kiralık) Ferhat Çapa, Emre Dönmez, Erhan Güven, Ovares, Murat Akın, Serkan Atak, Sinan KaloğluCumhuriyet
Reklam
Okan Yılmaz'ın Akıllara Durgunluk Veren Hikayesi
Türk futbolunun 'Gol Kralı' unvanlı eski yıldızlarından Okan Yılmaz, Marsilya transferinin ardındaki akıllara durgunluk veren hikayeyi ilk kez anlattı.Yılmaz, 100’ler kulübüne girdikten sonra Marsilya'nın dikkatini çekti. Bonservisi elinde bulunan Okan Yılmaz, Fransız devi ile sözleşme imzaladı. Ancak daha sonra bu transferden vazgeçmek isteyen Okan, 1 yıllık ceza veya 500 bin dolar tazminat seçeneklerinin arasında kaldı. İşte, bir dönemin Gol Kralı, şimdinin teknik direktörü Okan Yılmaz, Marsilya'ya gerçekleşmeyen transferinin ilginç öyküsünü ve “ya ceza ya tazminat” kıskacından kurtuluşunun akıl almaz hikayesini NTV Spor’a anlattı. PARA DİYE GAZETE KAĞITI VERMİŞ! Yaşananlar gerçekten de insanı hayrete düşürecek türden. Marsilya yetkilisi 500 bin dolar karşılığında sözleşmeyi feshetmek için İstanbul'a geliyor. Ama Okan Yılmaz, Fransız yetkiliye 500 bin dolar diye içine gazete kağıtları doldurduğu bir el çantası veriyor. Fransız yetkili daha ne olduğunu anlamadan, elindeki sözleşme fesihnamesini kapıp koşarak kaçıyorlar! İşte Okan Yılmaz'ın ağzından Türk futbol tarihinin en sıra dışı transfer öykülerinden biri: '3 BÜYÜKLER DE BENİ İSTEDİ' '2000-2001 yıllarında ilk gol krallığım döneminde, Kennet Andersson, Pascal Nouma, Mario Jardel, Hakan Şükür gibi üst düzey oyuncular vardı. 22 yaşlarındaydım, daha yeni yeni oynamaya başlıyordum. O sene beni Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş istedi.' 'MARSİLYA'DA MENAJERLER ARASINDA KAVGA ÇIKTI' 'Beni en son Marsilya'dan bir menajer aradı, bu kişi aynı zamanda Mondragon'un menajeriydi. Konuştuk, o zaman tecrübesiz olduğum için bazı şeyleri sağlıklı düşünemiyordum ve kabul ettim. Menajerimle birlikte Marsilya'ya gittik. İstanbul’da havaalanına gittiğimde, 4 tane menajer çıktı. Biz oraya 5 kişi gittik ve orada 2 menajer daha çıktı, 7 kişi olduk. Kulübe gittik ve anlaştık. O arada menajerler kendi aralarında komisyon yüzünden tartışma yaşadı. Orada gördüğüm senaryodan korktum. Herşey bitmişti ve 3 yıllığına 5 milyon dolar alacaktım. Bonservisim de elimdeydi ve beni Okan yapan Bursaspor'dur, eğer beni almak istiyorsanız cüzi bir miktar da olsa kulübüme para kazandırmak istiyorum diye direttim.' 'ÇİRKİN OLAYLARI GÖRÜNCE BURSA'YA DÖNMEK İSTEDİM' 'Tabii ki oradaki çirkin olayları görünce, senaryoyu görünce ve Bursa'da bana ve aileme baskı oldu. Ben orada kalmak istemedim, bunu kabul etmediğimi söyledim ama bunu söylememe rağmen imza atmıştım. Türkiye'ye döndüm ve kulüp başkanımızla görüştüm. Orada yaşadığım durumları anlattım ve oraya gitmek istemediğimi söyledim. Bursaspor'a da imza attım. Aradan 10-15 gün geçtikten sonra tebligat geldi. 2 imza attığım için 1 sene futbol oynamama sıkıntısı çıktı. '500 BİN DOLAR TAZMİNAT İSTEDİLER' 'Genel kaptanımıza bu konuyu açtım. 1 sene top oynamayacağım ve Bursa'da kalmak istiyorum dedim. Adamlar benden 500 bin dolar tazminat istediler. Genel kaptanımızla beraber adamlarla buluşmak için İstanbul'a gittik.'EL ÇANTASINA GAZETE KAĞITLARINI DOLDURDUM...' 'Ama biz hep senaryo kurduk. El çantası aldım ve içine gazete kağıtları doldurdum, para diye verip elinden evrakları alıp kaçacaktık. İstanbul'da buluştuk önce parayı istediler ama biz de önce evrakları istedik. Yönetici abimiz çantayı verirken elinden evrakları aldı ve kaçtı. Havaalanı Şube Müdürü de Bursalı, bir şey de yapamadı, beni de tanıyor. Adamlar hırsız var diye bağırıken bizimkiler evrakları aldı kaçtı ve olay da kapandı”Skorer
SuperBowl Finalinde Bruno Mars ve RHCP Şovu
ABD’nin merakla her yıl deli gibi beklediği NFL Super Bowl 2014′e Bruno Mars ve Red Hot Chili Peppers’ın sahne şovu damga vurdu. Seattle Seahawks ve Denver Broncos arasında geçen Amerikan futbolu final maçını Seahawks takımı kazanarak Superbowl’un sahibi oldu. Reklamlarına kadar olay yaratan Superbowl gecesine ise ilkyarının sonunda Bruno Mars ve RHCP tarafından sergilenen sahne şovu tam anlamıyla damgasını vurdu. Bruno Mars’ın seyircileri adeta Mars’a uçurduğu dans ve bateri şovu eşliğinde Red Hot Chili Peppers ise sonradan dahil olduğu düetiyle sahneye renk kattı.
Reklam
Kolay Yoldan Üçgen Vücut Yapmak
Son yıllarda özellikle mesleki başarının genç ve dinamik bir görünümle özdeşleşmesinin erkeklerde de estetik uygulamaların artmasına neden olduğu bildirildi. Plastik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Cengiz Bozkurt, son yıllarda kadınlar kadar erkeklerin de vücutlarında beğenmedikleri, kusurlu buldukları noktaları değiştirmek için estetik yöntemlerden faydalandıklarını söyledi. Özelikle son yıllarda erkeklerin de en az kadınlar kadar dış görünüşlerine önem verdiklerini belirten Opr. Dr. Bozkurt, 40′lı ve 50′li yaşlarda alttan gelen genç bir ekip tarafından rekabete zorlanan bir grup erkek için, kariyerlerine destek verebileceklerine inandıkları yenilenme sürecinden geçmenin fena bir fikir değilmiş gibi göründüğünü kaydetti. Bozkurt, bugün estetik sorunların artık erkekler tarafından da ciddi şekilde önemsendiğini ifade ederek, “Artık erkekler de yağ aldırıp memelerini küçültüyor, yüzlerini gerdiriyor, ince bacaklarına yağ enjeksiyonu yaptırıyor” dedi. Erkek hastaların tercih ettiği yöntemlerin başında burun estetiğinin (rinoplasti) geldiğini, bunu vakumla yağ alınmasının (liposuction) takip ettiğini belirten Bozkurt, özellikle karın, ense ve sırt bölgesindeki yağ birikintilerinin giderilmesinin dinç bir görünüm sağlamaya yönelik sıkça uygulanan estetik girişimlerden olduğunu söyledi. Cengiz Bozkurt, meme büyümesinin kişiyi dinç ve erkeksi bir vücuttan uzaklaştırdığını ve kişinin kendine güvenini azaltarak sosyal ve iş yaşantısında çekimserliklere neden olduğunu, bu nedenle meme küçültme operasyonlarının da erkekler tarafından sıkça tercih edildiğini belirterek, şöyle konuştu: “Meme büyümesi, kişiyi dinç ve erkeksi bir vücuttan uzaklaştırıyor ve kişinin kendine güvenini azaltarak sosyal yaşam ve iş yaşantısında çekimserliklere neden oluyor. Meme küçültme operasyonlarının birçoğu yağ emme yöntemiyle hiçbir iz bırakılmadan gerçekleştirilebilirken gençlik döneminde meme dokusunun artışına bağlı büyümelere yönelik operasyonlar meme başı etrafında yapılan ve ilerleyen dönemlerde kaybolarak fark edilmiş hale gelen küçük kesilerle yapılabilmektedir.” Opr. Dr. Bozkurt, spor salonlarında aylarca ter dökülerek elde edilmeye çalışılan “fit görünüm”ün de plastik cerrahi mucizesiyle yaratılabildiğini ifade ederek, erkeklerin göğüs-baldır protezleri kullanarak atletik görünüme kavuşabildiğini söyledi. Erkekler arasında yüz gerdirme ve botoks işlemlerinin de hızla arttığına dikkati çeken Bozkurt, yaşla birlikte yüzde de birtakım değişiklikler olduğunu, eriyerek yaşlı bir görünüme neden olan yağları yine vücuttan yağ dokusu alarak tamamlamak suretiyle erkeklerin yüz bölgesinde de gençleşme sağlamanın mümkün olduğunu kaydetti. Bozkurt, ayrıca, göz ve ağız çevresindeki kırışıklıklar ile göz kapaklarındaki düşme ve torbalanmaların yaş henüz ilerlemeden basit müdahalelerle düzeltilebildiğini belirtti. Erkekler arasında botoksun da giderek yaygınlaştığına değinen Bozkurt, erkeklerin botoksu göz kenarı, kaş arası (sinirlilik ifadesi veren bölge) ve alın bölgesi kırışıklıklarını yumuşatma veya giderme amacıyla yaptırdığını sözlerine ekledi.
''Barış Bir Yerlerden Bu Sevgiyi Hissediyordur''
15 yıldır aramızda olmadığı halde şarkıları hâlâ ezbere söylenen, parklara, duraklara adı verilen Barış Manço'yu çok sevdiği Moda'daki stüdyosunda eşi Lale Manço Ahıskalı ile andık: 'Barış bir fenomendi, unutulması mümkün değil'15 yıl olmuş. Uzun saçlarına, yüzüklerine, insanı hipnotize eden el kol hareketlerine, inandığı fikirleri şarkılarıyla paylaşmasına, çocukla çocuk, yaşlıyla yaşlı oluşuna o kadar alışmıştık ki aniden gidişine bunca yıldır alışamadık. Bugün aramızda olmasa da Kadıköy'de yaşayanlar bilir, Moda'nın her köşesi biraz da Barış Manço'dur. Sadece müze olarak korunabilmeyi başaran evi de değil, kültür merkezinden duraklara, sokak isimlerinden parklara adı yaşatılır. 15 yıl önce bugün kaybettiğimiz Barış Manço'yu, o hayattayken hep geri planda kalmayı tercih ettiği için ancak ölümünden sonra çıkan mali sorunlarla Don Kişot vari mücadele ederken tanıdığımız eşi Lale Manço Ahıskalı ile anarken, aslında ona duyulan sevgiden hiçbir şey eksilmediğini fark ediyoruz. Eşinin ölümünden sonra hayatını Serdar Ahıskalı ile birleştiren ve bir yandan da Barış Manço'nun adını yaşatmaya çalışan Lale Manço Ahıskalı 'Barış Manço geçen yüzyıldan bu yüzyıla taşınan en önemli karakterlerden biri' diyor.Bunca yıl sonra bile her yerde şarkıları çalıyor, gençler şarkılarını söylüyor. Alışılmadık bir sevgi değil mi bu? - 15 yıl önce Barış'ın cenazesinin olduğu gün, köprünün üstünde binlerce kişi yürüdü. Küpeli bir oğlanla türbanlı bir kız sarılıp ağlaşıyordu. İnsan, şehrin üstünde o sevgi bulutunu hissediyor. O dönem Türkiye'nin kötü yıllarıydı, terör yükselmişti, kavgalar artmıştı. Bunu görünce 'Bir sevgiyle düşmanlıklar, farklılıklar unutuluyor' dedim ve 3 Şubat'ın sevgi ve barış günü olmasını istedim. Birkaç kez bakanlarla konuştum, sonuç çıkmadı. Onun için derneğimizin adı Sevgi ve Barış Derneği oldu. Çünkü onun adıyla gelişen bir misyon var. İnsanın ismiyle misyonu bazen çok örtüşüyor. İsimlerin, insanın kaderi olduğuna inanır mısınız? - Evet, Barış'ın misyonu da doğuştan yüklenmiş. 1943'te 2. Dünya Savaşı'nın ortasında doğuyor. Babası 'Artık savaş bitsin, barış gelsin' diye adını Barış koyuyor. Türkiye'deki ilk Barış. O güne kadar bir erkeğe Barış ismi verilmemiş.**O bitip tükenmeyen enerjisinin kaynağı da bu misyon muydu?- Ben hayatta Barış kadar durmasını bilmeyen çok az insan gördüm. Beyni devamlı meşguldü. Bir gün eve geldim buzdolabını temizliyordu. 'Ne yapayım, canım sıkıldı' demişti.Japonlar da ona hayrandı. Bugün hâlâ orada da dinleniyor mu acaba? - Birkaç yıl önce gittiğimde inanılmaz karşıladılar. Tokyo yakınlarındaki Soko Üniversitesi'nin kurucusu Daisaku İkeda, ruhu yaşasın diye onun adına bir sakura ağacı yetiştiriyor. Büyük bir müzik şirketinin merkezine gittik, içeride Türk-Japon bayrakları asmışlar. Bütün çalışanlar bizi alkışlayınca gözlerimiz yaşardı. Bu Barış'a duyulan sevginin ifadesi. 15 yıl sonra böyle bir ilgiyle karşılaşmak bir insanın gelebileceği en önemli mertebedir. Bence bir yerlerden mutlaka bunları hissediyor. İnsanın hayatını bir şeylere adaması ve karşılığını alması çok mutluluk verici.Kadıköy'de iki durağa, kültür merkezine adının verilmesi de alışılmamış bir olay değil mi? - Doğru mu, değil mi bilmiyorum ama bir teorimiz var: Türkiye'de Atatürk'ten sonra en fazla adı verilen kişi.Bir gün unutulur mu? - İlkokul çocukları onu tanıyorsa, bazı okulların müfredatında bile varsa, yolumuz açık, daha çok gideriz. Çünkü Barış Manço herkesin bildiği ve reel olarak var olmuş bir Evliya Çelebi, bir Nasrettin Hoca, Karacaoğlan, Keloğlan. Bütün bu kişilikleri bünyesinde taşıyor. Toplumların sevdikleri karakterlere ihtiyacı var. Yüreklere, evlere girmiş, söyledikleri motta haline gelmişti. 15 yıldır bu derece korunan bir de Uğur Mumcu'yu gördüm. Barış geçen yüzyıldan bu yüzyıla taşınan en önemli karakterlerden biri.SayfaDepresyonu grip zannetmiştimÖlümünden sonra verdiğiniz maddi savaşları düşününce 'O gücü nereden bulmuşum?' diyor musunuz? - Ben bile şaşırıyordum. Bir dönem bir sürü haksızlık oldu, gerçekten soydular bizi. O dönemde belki benimle ilgili bir haber vardır diye televizyonu bile açmaya korkuyordum. Bazen eski gazetelere bakıyorum 'Normalde LapeHastanesi'ni yatmam ve hâlâ da orada olmam gerekiyordu' diyorum. Zaten bir ölüm şoku yaşarken, üstüne o olaylar geldi, yasımı bile tutamadım. Borçlar, harçlar, hacizler, laflar... Bir cehennemin içindeydim. Bir taraftan da çocukları korumalıydım. Biri 14, diğeri 17 yaşındaydı. Düzen bozulacaktı. Bu sistem Barış'ın emeğine dayalı bir sistem. O varken her şey var. Bizim fabrika oydu, o çalışınca fabrika dönüyordu.Siz de bunları atlatabilme gücünü fabrikanın çalışmasını sağlama zorunluluğundan mı aldınız? - Hayatta kalma mücadelesi bir reflekstir, insan 'Yaşar mıyım, yaşamaz mıyım?' diye düşünmez. Barış hayattayken bir gece eve hırsız girmişti. Barış'la beraber yatıyoruz, ben adamı yatağın ucunda gördüm ve bağırarak fırladım, sokağa kadar kovaladım. Polis sonra bana 'Aman Lale hanım bir daha böyle bir şey olursa sakın kıpırdamayın, ölü numarası yapın' dedi. Adamın üstüne atlamak istemedim ki, bu bir refleks. Vücut, beyin depresyon, içine kapanma, her şeyi reddetme gibi başka korunma mekanizmaları da yaratıyor. Bunlar da olabilirdi, bende öbürü oldu. Depresyona girmedim mi? Girdim ama anlayamadım. Kendimi grip zannediyordum, ilaç alıyordum. Sonunda biri bana 'Senin bu hastalığın grip değil, depresyon olabilir' dedi. Doktora gittim. Bu arada Barış'ın birinci seneyi devriyesine hazırlanıyordum. Doktora 'Bu depresyon olabilir ama hiç vaktim yok, beni 15 gün içinde iyileştirin, sonra düşünürüm' dedim.'Ben yaşlanmam' derdiYaşasaydı 71 yaşında olacaktı. Hâlâ şarkı söyler miydi? - Çok fazla bir şey değişmezdi. Sahnede olur muydu, bilmiyorum. Türkiye'nin zevklerinde, kültüründe ciddi bir erozyon var. Bizim kuşak daha eğitimliydi.Yaşlanmaktan korkar mıydı? - Hayır. 'Ben yaşlanmam, yaşlananlar düşünsün' derdi. Fiziki yaşlanmaya da aldırmazdı. Mesela kilo aldı, saçları azaldı ama dert etmedi.Kostümlerini, takılarını siz hazırlıyordunuz. Nasıl yetişiyordunuz bu tempoya? - Bu bir görev anlayışı, yapılacak, yap. Askerlik gibi. Programda dekor, kostümle başladım sonra Barış'ın kliplerini çektim, yönetmen masasına oturdum. Barış Manço bir müesseseydi. Barış ile ben de çalışanlarıydık. Üstelik 70'li yıllarda bir karakter çıkıyor, saçı uzun, parmağında yüzükler var ve kendini dinletiyor. Bu bence fenomen. O çok özel, seçilmiş insanlardan biri...Oğullarınız da şarkı söylemeye başlamıştı, devam ediyorlar mı? - Hayır. Bizim ailenin Barış hariç diğer tarafı felaket. 'Armut dibine düşer' diyorlar ama 'İyi de burada bir armut daha var' diyorum. Çocuklar benim dibime düşmüş. Doğukan DJ'lik yapıyor. Çok akıllıca bir şey yaparak Survivor'a katıldı ve 'Barış Manço'nun oğlu Doğukan Manço' sıfatını değiştirdi. Batıkan da şarkılarımızın edisyonunu yapan bir şirkette çalışıyor.İ **kinci eşiniz Serdar Ahıskalı'nın da iki oğlu var. Bu kadar erkeğin arasında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?- Eskiden bir de Kurtalan Ekspresi vardı, bize provaya gelirlerdi. Halbuki bir kızım olmasını çok istedim. Şimdi güzel bir aileyiz. Çocukların arasında 10'ar yaş var ama birbirlerini kardeş olarak benimsediler. Benim oğullarım ilk günden itibaren 'Onlar bizim kardeşimiz' dedi, oğlanlar da onlara ağabeyleri diye bakıyor.Boğaz'da anılacakBu akşam Barış Manço'nun anısına Kozyatağı Kültür Merkezi'nde 24 Ayar grubu konser verecek. Yarın da yine 10 yıldır geleneksel hale gelen vapur etkinliği düzenlenecek. Sabah 10.30'da Kadıköy'deki Beşiktaş iskelesinden kalkacak Barış Manço vapuru, 11.00'de Kabataş'a uğrayacak, oradan da Kanlıca'ya gidilerek mezarı ziyaret edilecek. 9 Mart'ta da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda birçok sanatçı Barış Manço'nun şarkılarını seslendirecek.Sayfa
Norwich City ile Arsenal U21 Maçında Hakemin 2 Oyuncuyu Sakatlaması
İngiltere'de Norwich city ile Arsenal U21 takımları arasında oynanan maçın hakemi 1 dakika içinde 2 futbolcuyu sakatladı. Hakem Sannerude ile çarpışan Thomas Eisfeld yerde kalarak sakatlık geçirdi. Hemen 1 dakika sonrasında ise bu kez hakemin gazabına uğrayan Norwich Cityli Harvey Hodd oldu.
Reklam
Barış Manço'suz 16 Yıl...
Türkiye'de 7'den 77'ye herkesin kalbinde taht kurmuş sanatçı Barış Manço 16 yıl önce bugün, 1 Şubat 1999 yılında aramızdan ayrıldı. Kendisini sevgi ve özlem ile anıyoruz...
İstanbul'un Hüzün Akan Çeşmeleri
Osmanlı su kültürünün nadide bir meyvesi sokak çeşmeleri, hem vatandaş hem yetkililer eliyle tahrip ediliyor. Kitabesi kırılan, musluğu çalınan, asfalta gömülü, depoya çevrilmiş, hatta baz istasyonu monte edilen çeşmelerin hali içler acısı. İncele incele narin bir kalıp şeklini alan ve bu kalıptan çıkmış onlarca sanat eseriyle mamur hale gelen medeniyet başkentimiz eski günlerini mumla aratıyor. Her geçen gün artan kalabalığın arasında sıkışıp kalmış ata yadigârı çeşmeler, bilinçsiz yapılaşma ve vandalizmin en büyük kurbanı. Sokak ve imar çalışmaları sırasında zeminin yükseltilmesinden dolayı yarıya kadar asfalta gömülü, dükkâna hatta baz istasyonuna çevrilmiş, kitabesi kazınmış veya çalınmış, muslukları sökülmüş, kurnası çöp tenekesine dönüştürülmüş, üzerine yapıştırılmış reklam afişlerinden zar zor seçilen tarihi çeşmelerin sayısı yüzleri buluyor. Hatırlanacağı üzere, son yüzyılda yapılan devasa imar faaliyetleri birçok çeşmenin yok olup gitmesine sebep olmuştu. Bununla beraber, günümüzdeki bazı iyi niyetli restorasyon çalışmaları devam etse de yakın tarihte yürürlüğe konan kentsel dönüşümün de bu konuda hassas kriterler içerdiği söylenemez. Denilebilir ki, yol zeminin altında kalan çeşmeleri ihya ederek kurtarabilme şöyle dursun, var olanı koruyabilmek bile büyük bir zanaat. Kaldı ki halkın da tarihî yapıları koruyup kollamak adına bir bilinç sahibi olduğundan bahsetmek pek kabil değil. İşte duyarsızlık ve cahilce tasarruflara kurban edilen çeşmeler ve acı hikâyeleri... Gülhane Parkı belki de İstanbul’un en önemli turistik mekânı. Ama her yaz bir insan akınına uğrayan bu önemli merkez, türlü yağmadan yakasını kurtaramıyor. Duvara bir sedef gibi hakkedilen çeşmelerin bugün suları akmıyor. Zira çeşmeler hırsızların mütemadiyen devam eden yağmasına maruz kalıyor. Yaz aylarında çekilen bu fotoğrafta da farklı bir tahribata şahit oluyoruz. Kitabesinde Sultan II. Abdülhamid’in hayratı olduğu yazan çeşmenin kurnası yenmiş mısır koçanları ve pet şişelerle doluyor. Beşiktaş’ta Şenlikdede Mescidi karşısındaki set üstünde yer alan çeşme, kelimenin tam anlamıyla karalama tahtasına çevrilmiş. Kısa bir zaman önce üzeri temizlenen tarihî Ramiz Ağa Çeşmesi, sprey boyalarla kirletiliyor. Üzerindeki kitabede suya dair ayet ve hadislerin bulunduğu çeşme en son 45 sene önce akıyormuş. İlginç yanı alınlığın tam ortasından çıkan incir ağacı. Çevredekiler incir mevsimi gelince önünde gölgelik yaptığını ve çok lezzetli incirler verdiğini söylüyor. Beşiktaş, Asariye Caddesi başında kendinden emin bir tavırla zamana ve insanlara direnen Sultan Abdülhamid Çeşmesi’nin yakın bir zaman önce kurnası kırılmış. Aynalığındaki izlerde üzerine defalarca ilan ve afiş asıldığı belli oluyor. Musluğu da çalınan çeşmenin 8 cm kalınlığındaki mermer kurnası da kırılmış. Önü ve arkasına arabaların park ettiği çeşmenin de bu yüzden kırılmış olabileceği tahmin ediliyor. Sıradaki hikâye, Vatan ve Millet caddelerini birleştiren Muratpaşa Sokağı’ndan. Yakınlardaki Muratpaşa’nın hayratı olarak çevre ahaliyi sulayan bu çeşme çarpık yapılaşmanın kurbanı. Tam arkasına yapılan bina yüzünden statiği kaymış ve yola doğru çökmüş. Kitabesi de ciddi derecede zarar gören çeşmenin süslü aynalığı da toprak altında kalmış. Karaköy Yeni Cami Çeşme Sokağı’ndaki tarihî çeşmenin kitâbesini okumanın imkânı yok. Bundan dolayı herhangi bir malumat edinmek de çok zor. Acilen espampajının alınması gerekiyor. Hırdavatçı dükkânlarının arasında kalan tarihi çeşme, egzoz dumanından dolayı da karardıkça kararmış. Yolun altında kalmak talihli çeşmelerimizden birisi de, Yeni Cami Çeşmesi. Yahya Kemal’in o muhteşem mısralarıyla tasvir ettiği Süleymaniye Camii, maalesef günümüzde hırdavattan deriye, kırtasiyeden hac malzemesine kadar onlarca izbe imalathane ve salaş dükkânla kuşatılmış. Burada dolaşırken yalağına beton dökülerek merdivene çevrilen Firuze Sokak’taki çeşmenin görüntüsü can yakıyor. Hemen yanındaki baskülde tartılacak karton kutuların konulduğu yalağı çoktan yok olmuş. Kitabesindeki tarihe göre Sultan I. Abdülhamit devrinde Kaim-makamı Melek Muhammed Paşa kethüdası sahib-ul hayrati ve-l-hasenati Hacı Huseyn Ağa’nın hayratı olarak yaptırılmış. (1771/1772) 100 sene sonra bir yangın geçirmiş. Kim tarafından yeniden ihya ettirildiği bile satır satır yazıyor. Üsküdar’da restorasyon çalışmaları henüz tamamlanmış Sadrazam Halil Paşa sebiline yapılanlar görenleri çıldırtacak türden. Aziz Hüdai Sokağı ile Yeni Çeşme Sokağı köşesindeki bu çeşme köhne halinden henüz çıkmıştı ki yeni bir çirkinliğe daha uğradı. 1626 yılında Sultan Ahmet Camii’nin de mimarı olan Sedefkar Mehmet Ağa tarafından yapılmış bu klasik Türk mimarisi ürünü çeşme, yeşil renkte Allah ve ay yıldız çizilerek mahvedilmiş. Anlaşılıyor ki bu tahribi yapanlar, Allah adını çeşmenin üzerine yazmakla kim veya ne adına hareket ettiklerinin bile farkında değil. Şişhane Metro İstasyonu Kasımpaşa’ya bakan çakışındaki Mehmed Ağa Çeşmesi, benzeri görülmemiş bir vandalizme maruz şu sıralar. Çeşmenin lüleli musluklarıyla şırıl şırıl aktığını görenler yok denecek kadar az. Önce hemen yanında bulunan ahşap bina üzerine yıkılmış ve ahşap enkaz iki yıla yakın üzerinde kalmış. Çevredekilerin uyarıları ve ikazları ile güç bela korunmaya çalışan çeşmenin duvarına baz istasyonu kurulmuş. Tarihî yapının duvarı delinerek yapılan kıyım bir tarafa başka yer yokmuş gibi bitişiğinde yeni bir inşaat daha yükseliyor. Kasımpaşa Küçük Piyale Mahallesi sınırları içinde, Kulaksız Caddesi üzerinde yer alan çeşme, ‘Uyan ey gözlerim uyan’ diyen Sultan III. Murat’ın çeşmesi. Sultan tarafından 1585 tarihinde kesme küfeki taştan inşa edilen çeşme de diğerleri gibi beton zemine saplanıp kalmış. Nişin üzerinde on iki mısradan oluşan kitabedeki şiir ise Prizenli Şair Nihadi Çelebi’ye ait. Çeşme bugün alelade bir musluk takılarak, bu kadarlık da olsa iade-i itibar görüyor. Galata’da Perşembe Pazarı yakınlarındaki çeşme tam anlamıyla bir şark kurnazlığı eseri. Yanıkkapı Sokağı ile Tenha Sokak’ın kesiştiği noktada bulunan tarihî Sokollu Mehmet Paşa Çeşmesi, beline kadar asfaltta kalmış olmasının yanında akıllara zarar bir soygunun abideleştiği bir anıt. Bundan birkaç sene evvel, yan tarafındaki hazne duvarı delinerek dükkana çevrilmiş. Bu da yetmemiş, tarihî çeşmenin üzerine bir kat çıkılarak elektronik malzeme toptancısına kiralanmış. Elmayı yiyen bir kurt gibi içi boşaltılan çeşmenin dört sene önce çekilmiş bir fotoğrafında kitabesi de yerli yerinde duruyordu. Şimdi sökülen kitabesi ve çeşme nişi boş. Galata’nın en eski Osmanlı çeşmesi (1568-69) bugün ticarethane ve arabaların arasında sıkışmış durumda. Aksaray Selçuk Sultan Camii Sokak içinde yer alan sokak çeşmesinin hali içler acısı. Zaten yolun yükselmesinden dolayı kaybolan mermer çeşmenin önüne elektrik trafoları konularak hayattan tamamen koparılmış. Üzerinde herhangi bir yazı veya kitabe bulunmasa da ince sanatlarla süslenmiş bir sokak çeşmesi olduğu hemen göze çarpıyor. Ancak ne bir zamanlar onun suyundan içenler, ne yetkililer mevcut durumdan şikayetçi. ERKAM EMRE - İSTANBUL
"Amk Ne Anlama Gelir?"
Galatasaray yönetim kurulu üyesi Sedat Doğan, GSTV'ye ilginç açıklamalarda bulundu.Galatasaray yönetim kurulu üyesi Sedat Doğan GS TV'de açıklamalarda bulundu. Doğan, TFF'nin kötü tezahürat konusunda son yaptığı değişikliğe değinerek şu sözleri söyledi: 'Küfür, aciz insanların yaptığı bir şeydir. Bizim toplumumuzda ise dile yerleşmiştir. Bu ülkede örneğin AMK diye bir gazete var. Soruyorum. Türkiye'de AMK ne anlama gelir? Söylersem şimdi televizyonu kapatırlar. Sokaktaki çocuk bile AMK'nın anlamını bilir. AMK'nın at yarışı eki mesela. KOŞ AMK diye bir eki var. Veliefendi'de insanlar böyle bağırıyor. Bizde o üç harfli şey bağlaç olarak kullanılıyor. Bizim kültürümüze yerleşmiş vaziyette. 'Bu olay okuldaki öğretmen, bakkal Mustafa amca, aileden başlıyor. Bakkal boşver onu diyeceğine başka kelimeler kullanıyor. 72 milyonun içinde bir olayı, futbol kulüpleri üzerinden cezalandıracaksınız. Milli Eğitim Bakanı, bakkal, öğretmen onları önce cezalandıracaksınız, yapabiliyorsanız.' Şampiy10
Reklam
Ernst-Nouma Karışımı!
Nokta transfer, hatta daha ötesi... Mevkisel açıdan Ernst katkısı, hatta daha fazlasını verebilecek olan Jones, isyankar ve savaşçı ruhuyla da Pascal Nouma’nın daha kurnazı. ALİ ECE - GÜNÜN ANALİZİ Sezonun ikinci yarısına Atiba sağ bekte başladı. Serdar Kurtuluş’un ilk yarıda sağ bekte yarattığı hayal kırıklığından sonra bu kaçınılmaz. Şartlar devre arasında iyi bir sağ beki transfer etmeye yetmeyince Trabzon maçında da görüldüğü gibi Beşiktaş Atiba’nın ön liberoda bıraktığı boşluğu doldurmak zorundaydı. Bu açıdan Jermaine Jones transferi mevkisel olarak nokta atışı. Ama son tahlilde bundan daha da fazlası. Daha çok genç oyunculardan kurulu ve bu yüzden maç içinde fazlasıyla kırılgan hale gelebilen Beşiktaş’ın aynı zamanda yeni model bir Ernst’e, maç içinde hem isyan edecek hem de genç oyunculara liderlik edecek bir kayaya ihtiyacı büyüktü. HEM HAVADA HEM KARADA 1 NUMARA Jones, Schalke’de bu sezon 3’ü Şampiyonlar Ligi’nde olmak üzere 12 maçta ilk 11’de başladı. Sezon başında dizinden ameliyat olmayacağını ve 2014 Dünya Kupası’nda Amerika ilk 11’inde olmayı hedef bellediğini açıkladı. Sezonun ilk yarısında Schalke’nin maç başına en çok hava topu mücadelesi kazanan oyuncusu olan 32 yaşındaki Jones, Werder Bremen ve Stuttgart galibiyetlerinde takımının en başarılı oyuncularından birisiydi. Frankfurt ve Stuttgart maçlarında takımı adına en fazla top çalan oyuncu olan Jones sezonun ilk yarısını 1 gol 1 asistle tamamladı. PAS METRAJI 20 METRE'NİN ÜSTÜNDE Geçen sezon Schalke’nin forvetleri dışında en çok şut atan oyuncusu olan Amerikalı orta saha, 26 anahtar pasla orta sahanın ortasından hücuma en fazla verimli destek sağlayan Schalke futbolcusuydu. Özellikle uzun paslarıyla meşhur olan oyuncunun geçen sezonki pas metrajı ortalaması 20 metrenin üzerinde. Bu sezon maç başına ortalama 3 top çalmayla oynayan Jones geçen sezon da girdiği 2’li mücadelelerin % 81’ini kazanmıştı. KONTROLLÜ, SADECE 1 KIRMIZI GÖRDÜ Bundesliga’da fark yaratan tüm bu özellikleriyle Türkiye Ligi’nde ekstra katkı yapabilecek profilde olan 32 yaşındaki orta saha oyuncusunun sol kolundaki dövme de Beşiktaş taraftarına yabancı değil. “Sadece Tanrı beni yargılayabilir” yazan sol kolundaki dövmenin yanı sıra savaşçı, sert oyununa rağmen sadece 1 doğrudan kırmızı kart görmesi, Jones’un Nouma isyankarlığını oyununa daha akıllıca yansıtan bir karakterde olduğunun önemli bir göstergesi. 3 SAATLİK BİR TOPLANTIDA DOĞDU! Evli ve 5 çocuklu olan Jones, boşanmış bir anne babanın çocuğu olmanın ve Frankfurt’un varoşlarında yetişmiş olmasının etkisiyle gençliğinde gece hayatı ve disiplinsiz yaşam tarzı nedeniyle çok eleştirilmiş bir oyuncuydu. Ta ki Köln’de bir kafede Frankfurt Teknik Direktörü Funkel’le 3 saatlik bir “hayat toplantısı” yapana kadar. Jones’un “Hayatımdaki en önemli toplantıydı” diye nitelendirdiği o günden sonra ise önce ümit milli seviyesinde oynadığı Almanya A milli formasını giymek için oynadı. Ancak sadece hazırlık maçlarında A milli olabilince babasının ülkesi Amerika’yı tercih etti. BEŞİKTAŞ DA ONA KAZANDIRACAK Şimdiki hedefi de 2014 yazında Amerika formasıyla Dünya Kupası’nda oynamak. Yani Jones, Beşiktaş’a ne kadar kazandıracaksa, Beşiktaş da Jones’a kazandıracak. Sezon sonu bonservisi elinde olacak oyuncu Ernst-Melo karışımı bir etki yapabilecek potansiyelde. Jones de hocası Bilic gibi müziğe yatkınlığıyla tanınıyor. Akşam/Ali ECe
Çocuğunun Adını Alex Koydu
Eskişehir'de fanatik bir Fenerbahçe taraftarı, yeni doğan bebeğine, hayranı olduğu futbolcu Alex'in adını verdiÖzel bir firmada muhasebecilik yapan Ramiz Şengül (29) ve ev hanımı Didem Ersoy Şengül (27) çifti, 22 Ocak'ta doğan bebeklerinin ikinci adını, 2004-2012 yılları arasında Fenerbahçe'de forma giyen ve halen futbola başladığı kulüp, Coritiba'da oynayan futbolcu Alex de Souza'nın ilk adı olan 'Alex' koydu. Nüfus kağıdında tam adı 'Engincan Alex Şengül' olan bebekleriyle ilgili AA muhabirine açıklama yapan baba Ramiz Şengül, eşiyle iş yerinde tanıştıklarını ve geçen yıl evlendiklerini belirterek, 'Fenerbahçe, hayatımın her zaman içindeydi, evliliğimin de içine girdi. Asla bırakmadım takımımı. Eşim bu takımı tutmasaydı yine evlendikten sonra Fenerbahçe taraftarı olurdu' dedi. Düğün davetiyesi, fotoğrafları, gelin arabası, evdeki çeşitli objeler ve kıyafetlerinde de Fenerbahçe hayranlığını gözler önüne seren Şengül, 'Benim fanatikliğim doğuştan, belli bir seçenek yok. Sanki kanınıza işlemiş gibi bir duydu. Ben başka takım tuttuğumu hatırlamıyorum. Eskişehirliyim. Eskişehirli olanlar Eskişehirspor dışında başka takım tutmak istemezler ama benimki tamamen bambaşka bir duygu' diye konuştu. Fenerbahçe'ye Alex'in gelmesi ve oynadığı maçlarda attığı her golün ardından, 'Oğlum olursa adını Alex koyacağım' diyerek, bu kararı verdiğini dile getiren Şengül, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Her FB'linin hayalidir bu tarz şeyler. Oğlumun adını 'Alex' koymayı hep çok istedim ama hep kafamda soru işareti, 'x'i nasıl koyabileğimize dair. Bu yıl öğrendik ki kanunla 'x,q' gibi harfleri kullanabiliyoruz. Sonuçta isteğim yerine geldi, çok mutluyum. Umarım o da benim gibi futbolu sever. Futbolu ve Fenerbahçe'yi de kendi hayatıyla bütünleştirir. Umarım onu da bir gün yeşil sahalarda Alex gibi izlemeyi Allah bize nasip eder. İnşallah o tekniği, hırsı ve isteği olur içinde.' Oğlunu en kısa zamanda maçlara götüreceğini söyleyen Şengül, 'Bu hafta Fenerbahçe, Eskişehir'e geliyor. İnşallah bir fırsat doğar ve oğlum da onlarla tanışır. Aslında Alex'le tanışması en büyük hayalimiz. İnşallah oğlum bir gün onunla tanışır. Bebeğimiz yeni doğduğu için henüz göbek bağı düşmedi. Düştüğü zaman saklayıp, Alex'e, Coritiba'ya göndermeyi düşünüyorum, Brezilya'ya gömsünler. En büyük hayalim bu. Oğlumun huyu, suyu, futbol anlayışı, bütün yapısı tamamen Alex'e benzesin istiyorum' ifadelerini kullandı. Alex'ten minik adaşına 'hoşgeldin' mesajı Hastane odasının kapısına 'Aramıza hoşgeldin Engincan Alex' yazılı bir poster astıklarını ve arkadaşlarının bunu sosyal paylaşım ağları Instagram ve Twitter aracılığıyla Alex'in şahsi hesabına gönderdiklerine dikkati çeken Şengül, 'Doğumundan bir gün sonra Alex, sosyal medyada şahsi Twitter ve Instagram hesabından, Türkçe olarak, 'Hoş geldin yeni Alex çok mutluyum' diyerek, o fotoğrafı paylaşmış. Şu an 6 bin 643 beğeni var. Bunu gördüğümde çok şaşırdım ama hala Alex'e ulaşamıyorum. İnşallah en kısa zamanda o da bize geri dönüş yapmış olur' diye konuştu.Bebeğin annesi Didem Şengül ise eşinin bu tutkusundan zaman zaman sıkıldığını dile getirerek, 'İstanbul'a gittiğimizde eşim beni bırakıp, Fenerbahçe-Lazio maçına gitti. Ben tek başıma kaldım. Tabii hoşgörüyle karşılamak zorundayım. Eşim bebeğimize 'Alex' adının verilmesini de çok istiyordu, o kararına da saygı duydum' dedi.Cumhuriyet
Reklam
Galatasaray 5 Oyuncuyu KAP'a Bildirdi
Galatasaray, Amrabat ve Bruma'nın kiralandığını, Riera'nın sözleşmesinin feshedildiğini, Koray Günter ve Ontivero'nun transferi için de görüşmelere başlandığını KAP'a bildirdi. Galatasaray transfer çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Sarı kırmızılılar, Borussia Dortmund'un genç stoperi Koray Günter ve 'Uruguaylı Messi' lakaplı Ontivero'nun transferi için resmi görüşmelere başladı. Cimbom, yabancı kontenjanında yer açmak için Amrabat'ı Malaga'ya, Bruma'yı da Gaziantepspor'a kiraladı. Aslan, İspanyol orta sahası Albert Riera ile olan sözleşmesini de karşılıklı olarak feshetti. İşte G.Saray'dan KAP'a yapılan açıklamalar Profesyonel futbolcularımızdan Noureddine Amrabat'ın 2013-2014 futbol sezonu sonuna kadar Malaga Club de Futbol S.A.D'a geçici transferi konusunda 300.000 Euro bedelle anlaşmaya varılmıştır. Oyuncunun bu sezon içerisindeki sabit transfer ücretleri Şirketimiz tarafından ödenecektir. Profesyonel futbolcularımızdan Armindo Tue Na Bagna 'Bruma'nın 2013-2014 futbol sezonu sonuna kadar Gaziantepspor Kulübü' geçici transferi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Oyuncunun bu sezon içerisindeki sabit transfer ücretleri Şirketimiz tarafından ödenecektir. Profesyonel futbolcularımızdan Albert Riera Ortega'nın sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiştir. Oyuncuya 2013-14 sezonu sonuna kadar sözleşmesindeki hakedişlerinin dışında herhangi bir ödeme yapılmayacaktır. Radikal
İlk Osmanlı Seçimleri ve Parlamentosu
Giriş Osmanlı Devleti XIX. yüzyılın sonuna doğru Batılı devletler karşısında oldukça zayıf bir durumda iken, 1856 Paris Antlaşması görüşmeleri sırasında ilan ettiği Islahat Fermanı ile azınlıklara yeni haklar vermek durumunda kalmıştır. Balkanlardaki milletler ise bağımsızlık düşüncesiyle devlete isyan ederken Batılı büyük devletlerin desteğini aramaktan da geri durmamışlardır. Osmanlı Devleti, Balkanlardaki isyanları bastırmaya çalışırken sık sık Batılı devletlerin baskısıyla karşılaşmıştır. Batlı devletler de Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki milletlere karşı tutumunu sert bulmuşlar, kendi aralarında düzenledikleri toplantılarda aldıkları kararları Osmanlı Devleti'ne bildirerek uyulmasını istemişlerdir. Bu süreçte Osmanlı Devleti içerisinde, Batılı büyük devletlerin idare şekli olan 'meşrutiyet' idaresini talep eden ideolojik bir grup ortaya çıkmıştı. 'Yeni Osmanlılar' olarak bilinen bu grup Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi gazeteci, yazar ve düşünürlerle Mustafa Fazıl Paşa ve Mithat Paşa gibi devlet adamlarının fikirleri etrafında örgütlenmişti. Bunlara Veliaht Murat Efendi (V. Murat) da katılmıştı. Yeni Osmanlılara göre; memleket Avrupa'daki gibi anayasalı ve meclisli bir idare tarafından idare edilirse işler daha iyiye gidecek, Avrupalıların baskıları sona erecek ve Osmanlı Devleti eskiden olduğu gibi güçlü bir devlet haline gelecekti. Meşrutiyet idaresini istemeyen Sultan Abdülaziz 1876 yılında taht-tan indirilerek yerine V. Murat padişah yapılmıştır. Ancak yeni sultanın akıl sağlığının bozulması sonucu saltanatta yeniden değişiklik yapma zorunluluğu ortaya çıkmış ve üç ay sonra II. Abdülhamit saltanat tahtına getirilmiştir. Bu sırada Balkanlardaki isyanları ve yapılacak ıslahatı görüşmek üzere Rusya, İngiltere ve Fransa elçilerinin öncülük ettiği İstanbul Konferansı'nın hazırlık-ları yapılmaktaydı. Mithat Paşa ve çevresindekilere göre; padişahın atayacağı kişilerle Müslüman ve Gayrimüslim halktan seçilerek meydana gelecek federal bir meclis Osmanlı için kurtarıcı olabilirdi. Toplanacak olan devletlerarası konferansa böyle bir meclis ve anayasa ile çıkmak, üç devletin diplomasisinin amacını boşa çıkarmak olacaktı. Mithat Paşa bu nedenle Kanun-i Esasi'nin bir an önce hazırlanması için acele etmekteydi (Berkes, 2005, s. 312). Yeni Padişah II. Abdülhamit de vakit geçirmeden anayasanın hazırlanması ve meşrutiyetin ilanı için çalışmaları başlatmıştır. Osmanlı Devleti'nin ilk ana-yasası olan Kanun-i Esasi'yi hazırlamak üzere Mithat Paşa'nın başkanlığında, on altı mülkiye memuru, ilmiyeden on zat, askeriyeden iki ferik ve üç Hıristiyan müsteşardan oluşan özel bir komisyon kurulmuştur. İlk toplantısını 24 Eylül 1876 tarihinde yapan komisyon bir taraftan Kanun-i Esasi'yi hazırlamaya çalışırken diğer taraftan toplanacak parlamento için de yasa taslakları hazırlamıştır (Toprak, 2001, s. 18). Seçim Yasası ile Seçim Usul ve Esaslarının Belirlenmesi Kanun-i Esasi'yi hazırlamakla görevlendirilen komisyonun üzerinde çalıştığı konulardan biri de seçimlerin yapılarak Meclis-i Umumî'nin toplanmasını sağlamak olmuştur. Komisyon, meclisi oluşturacak üyelerin atamayla mı yoksa seçimle mi belirlenmesi konusu üzerinde titizlikle durmuştur. Âyan Meclisi üyelerinin tespiti tamamen padişahın takdirine bırakılmış, Mebusan Meclisi üyelerinin seçilmesi için de alt komisyonların görüşüne müracaat edilmiştir. Bu amaçla kurulan komisyonlar, kararlarını oy pusulalarıyla birlikte Kanun-i Esasi Tetkik Komisyonu'na vermişlerdir. Oy pusulalarında 'üyelerin seçimle belirlenmesi gerektiği' yönündeki görüşün çoğunluk tarafından benimsendiği görülmüştür (BOA, YEE, No:71/42; Baykal, 1960, s. 615-616). Kanun-i Esa-si'nin hazırlanarak ilan edilmesi uzun zaman alacağından ilk önce seçimlerin yapılması yoluna gidilmiştir. Dolayısıyla, Osmanlı tarihindeki ilk siyasi seçim olan Mebusan Meclisi seçimlerinin, henüz bir seçim kanunu yokken yapılması zorunlu hale gelmiştir. Seçimlerin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi, usul ve esaslarının belirlenmesini gerektirdiğinden, bugün 'kanun hükmünde kararname' olarak adlandırabilece-ğimiz geçici bir yasa hazırlanmıştır. Anayasanın ilanından önce ve ilk seçimler için geçerli olmak üzere, 'Talimât-ı Muvakkate' adıyla hazırlanan geçici yasa teklifi hükümet kararı haline getirilerek, Sultan II. Abdülhamit'in de onayı alınmış ve 28 Ekim 1876/10 Şevval 1293 tarihinde yürürlüğe konulmuştur (Mahmud Celaleddin Paşa, 1983, s. 178-179; Baykal, 1960, s. 609-612). Ta-limât-ı Muvakkate'nin eyaletler için uygulanması kararlaştırıldığından İstanbul ve çevresi (İzmit dâhil) ayrı bir seçim bölgesi olarak belirlenmiş ve bu bölgedeki seçim usullerini tespit etmek amacıyla 1 Ocak 1877/16 Zilhicce 1293 tarihinde 'Beyannâme' ismiyle ayrı bir kanun hükmünde kararname ve seçilecek mebusların vilayetlere göre dağılımını gösteren bir 'Cetvel' çıkarılmıştır (Başgil, 1946, s. 24-25; Armağan, 1978, s. 160; Tanör, 2002, s. 152). Bu şekilde, bir taraftan komisyon Kanun-i Esasi lâyihaları üzerinde çalışır-ken, bir taraftan da seçimler yapılarak meclisin açılması sağlanacaktı. Meclisin açılmasıyla devletin yönetim biçimi değişeceğinden farklı din ve milletlere mensup Osmanlı tebaası yönetimde söz sahibi olacak ve böylece yabancıların müdahalesinin önüne geçilecek ve parçalanma engellenecekti. Seçim Usul ve Esasları ile Mebus Adaylığı İçin Gerekli Şartlar Seçimlerle ilgili kanun hükmündeki kararnameler (Talimât-ı Muvakkate, Beyannâme ve mebus sayılarını tespit eden Cetvel) hazırlanıp ilan edildikten sonra sıra seçimlerin yapılarak meclisin toplanmasına gelmişti. Kanun-i Esa-si'nin 66. ve 119. maddelerine göre mebusların seçimi; gizli oy esasına göre ve yalnız ilk defa toplanacak meclis için olmak üzere Talimât-ı Muvakkate'ye göre yapılacaktı (Kili, 1982, s. 18, 25; Kili ve Gözübüyük, 1985, s. 38, 44). Anayasanın hazırlık çalışmaları devam ettiğinden seçimlerin daha önce yapılması gerekmekteydi. Komisyonun hazırlayarak neşrettiği 4 Kasım 1876/17 Şevval 1293 tarihli Talimât-ı Muvakkate'ye göre ülke çapında 80'i Müslüman 50'si Gayrimüslim olmak üzere toplam 130 mebus (milletvekili) seçilecekti. Geçici seçim talimatnamesi, milletvekili olabilme şartlarını belirleyerek her vilayetten kaç milletvekili seçileceğini de karara bağlamıştır. Vilâyetlerin çıkaracağı mebus sayısı, vilayetin genişliğine ve önemine göre tespit edilmiştir. Talimât-ı Muvakkate'ye göre mebus olabilme şartları anahatlarıyla şu esaslar üzerine belirlenmiştir: •Osmanlı Devleti vatandaşı olmak. •Her yönüyle emin ve itimada layık olmak, bunun için de ahlakının ve gidişinin temizliği ve dürüstlüğü ile tanınmış olmak. •25 yaşından aşağı olmamak. •Devletin resmi dili olan Türkçe'yi bilmek. •Seçildiği vilayetin halkından olmak. •Adli veya siyasi bir cinayet ve suç ile mahkûm olmamak. •Memleketinde az çok emlâk sahibi olmak. •Seçilecek kişi devlet memuru ise memurluktan ayrılmış olmak. Seçilecek mebus sayıları ve şartları tespit edildikten sonra, seçimin iki dereceli olması kararlaştırılmıştır. Meclis-i Umumî'nin toplanması için gereken zaman az olduğundan İstanbul dışındaki vilâyetlerde, daha önce halk tarafından seçilmiş olan İdare Meclisi üyeleri 'ikinci seçmen' kabul edilmişlerdir. Vilâyetlerdeki mebusları, İdare Meclisi üyeleri ikinci seçmen olarak seçmişlerdir. Talimât-ı Muvakkate'nin sonuna eklenen bir cetvelde Meclis-i Mebusan için cetveldeki vilâyetlere göre mebus sayıları ekte tablo halinde gösterilmiştir (Baykal, 1960; s. 613–614; Armağan, 1978, s. 157-159). Talimât-ı Muvakkate'ye Göre Osmanlı Seçim Sistemi Talimât-ı Muvakkate toplantı senesi için hazırlanmış geçici bir hukuk metnidir. Mebus sayısı 130 olarak belirlenmiştir. Talimât-ı Muvakkate'nin sonuna eklenen cetvelden anlaşıldığına göre mebusların 80'i Müslüman 50'si Gayrimüslim ahaliden seçilecektir. Taşra için uygulanacak olan Talimât-ı Muvakkate hükümlerine göre seçim iki dereceli olacaktır. Mebuslar vilâyet, livâ ve kazâlardaki İdare Meclisleri âzaları tarafından seçilecektir. Tüm ülkede yeniden seçimlerin yapılmasına yeterli zaman olmadığından vilâyet, livâ ve kazâların İdare Meclisleri âzaları daha önce yörelerinin halkı tarafından seçildiklerinden ikinci seçmen olarak kabul edilmişlerdir. İkinci seçmenlerin belirleyeceği mebuslar dolaylı olarak halk tarafından seçilmiş kabul edileceklerdir. Talimât-ı Muvakkate, Kanun-i Esasi'den farklı olarak bazı hükümler de içermektedir: •Kanun-i Esasi her elli bin erkek nüfusun bir mebus seçeceğini belirttiği halde Talimât-ı Muzakkate tüm ülke için 130 mebus seçilmesi hükmünü getirmiştir. •Kanun-i Esasi'de seçimlerin bir veya iki dereceli olmasıyla ilgili bir hüküm bulunmazken, Talimât-ı Muvakkate iki dereceli seçim sistemini benimsemiştir. •Kanun-i Esasi'de seçilme yaşı 30 iken Talimât-ı Muvakkate'de 25 olarak tespit edilmiştir. •Kanun-i Esasi seçilebilmek için emlâk sahibi olmayı şart koşmazken Talimât-ı Muvakkate emlâk sahibi olma şartını getirmiştir (Armağan, 1978, s. 155-156). Talimât-ı Muvakkate seçim esaslarını tespit ederken 'İstanbul ve Mülhakâtı' tabirini kullanmıştır. Daha sonra neşredilen 'Beyannâme' isimli belge ile İs-tanbul ve çevresinin nerelerden ibaret olduğu belirlenmiştir. Beyannâme'nin metni Bekir Sıtkı Baykal tarafından Belleten'de yayımlanmıştır (Baykal, 1960, s. 616-623). Talimât-ı Muvakkate'ye göre İstanbul ve çevresi 20 seçim dai-resine bölünmüş olup her daireden iki kişi ikinci seçmen olarak seçilecektir. İkinci seçmenleri seçebilmek için seçmenlerde bulunması gereken vasıflar da belirlenmiştir. Bu sisteme göre ikinci seçmen olabilmek için gerekli şartlar şunlardır: •Seçim yapılan dairenin ahalisinden olmak. •Osmanlı vatandaşı olmak. •Emlak sahibi olmak. •25 yaşından büyük olmak (Armağan, 1978, s. 156). İstanbul ve civarı için çıkarılan Beyannâme de, seçimlerle ilgili bazı hükümler ihtiva etmektedir: •İstanbul için 5'i Müslüman ve 5'i Gayrimüslim olmak üzere toplam 10 mebus seçilecektir. •İstanbul ve çevresi 20 seçim dairesine ayrılmış olup bunlardan 18'i İstanbul içinde, 19. daire Kazâ-i Erbaa dâhil oldukları halde Makarrı Köyü ve Ayaste-fanos, 20. daire ise İzmit Sancağı ve civarıdır. •Seçmenler için her mahallenin muhtarı bir defter düzenleyecektir. Bu defterlere kayıt olabilmek için en az bir seneden beri İstanbul'da ikamet etmiş olmak şarttır (Armağan, 1978, s. 160). Seçimlerin Yapılması ve Parlamentonun Toplanması İlk Mebusan Meclisi seçimlerinin yapıldığı dönemde, Osmanlı Devleti'nde henüz siyasi partiler yoktur. İdeolojik bir hareket olarak düşünülebilecek Yeni Osmanlılar Cemiyeti de bir siyasi parti şeklinde teşkilatlanmamıştır. Dolayısıyla Osmanlı Tarini'nin ilk parlamento seçimlerine siyasi partiler katılmamıştır. Bu seçimlerle ilgili hukuki belgelerde partilerden bahsedilmediği gibi o tarihte mem-leketimizde faaliyette olan siyasi parti de yoktur (Armağan, 1960, s. 160-163). İstanbul ve civarındaki 20 seçim bölgesinden seçmenler toplam 40 ikinci seçmen belirleyecek, bu şekilde tayin olunan 40 kişilik ikinci seçmenler 10 kişiyi yukarıdaki esaslara göre mebus seçecektir (Aldıkaçtı, 1982, s. 61-62; Başgil, 1946, s. 25). Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme esaslarına göre seçimler yapılarak taşrada; İdare Meclisleri âzaları (ikinci seçmenler), Talimât-ı Muvakkate'de belirlenen seçilme şartlarını taşıyan kendi vilayetleri halkından, o vilayet için istenilen sayı kadar ismi bir kâğıda yazarak altına imza ve mühür koyduktan sonra kazada kaymakama, livâda mutasarrıfa teslim etmişlerdir. Kazâ ve livâlarda hazırlanan kapalı zarflar valilere teslim edilmiştir. Vilâyet İdare Meclisleri'nin de onayı alındıktan sonra on beş kişiden oluşan bir komisyon huzurunda zarflar açılarak oylar sayılmış ve en çok oy alanlar, o vilayetin mebusu olarak belirlenmiş ve evrakları vali tarafından Şurâ-yı Devlet'e gönderilmiştir. İstanbul için ise oy verme süresi beş gün olarak ilan edilmiştir. Türkiye'de yapılan ilk seçimlerin ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir tarih ortaya koymak oldukça güçtür. Taşrada ilk Meclis-i Mebusan üyelerinin tespiti için seçim yapılmayıp, İdare Meclisleri üyeleri ikinci seçmen olarak kabul edilmişlerdir. Dolayısıyla ilk seçimler İstanbul ve çevresinde yapılmıştır. İstan-bul ve çevresindeki seçim esaslarını belirleyen Beyannâme 16 Zilhicce 1293'te çıkarılmış olup bu tarih Miladi takvimde 1 Ocak 1877'dir. Ancak o dönemde kullanılan Rumi takvime göre yılbaşı Mart'ta olduğundan seçimlerin 1876 yılı içinde yapıldığı söylenebilir (Armağan, 1978, s. 160). İstanbul ve çevresinin de seçimleri yapıldıktan sonra seçilen mebuslar İstan-bul'a gelmeye başlamışlardır. Ülke genelinde seçilerek İstanbul'a gelen mebusların sayısı 69'u Müslüman ve 46'sı Gayrimüslim olmak üzere 115'tir. İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 19 Mart 1877 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayında Padişah II. Abdülhamit tarafından açılmıştır. Mebusan Meclisi'nin ilk reisi padişah tarafından atanan Ahmet Vefik Paşa'dır (Armağan, 1978). Talimât-ı Muvakkate gereği Meclis-i Umûmî'nin Rumi takvime göre 1 Mart 1293 Salı günü açılması gerekmekteydi. Ancak mebusların çoğu henüz İstanbul'a ulaşamadığından meclisin açılış töreninin 7 Mart 1293 gününe ertelendiği gazetelere ilan verilerek duyurulmuştur. İlk Osmanlı Meclisi, Ethem Paşa'nın sadrazamlığında, Rumi tarihle 7 Mart 1293 Pazartesi günü1 Dolmabahçe Sarayı'nın Muayede Salonu'nda padişahın nutkuyla başlayan görkemli bir törenle açılmıştır. Resmi müzakereler ise Ayasofya Camii yakınındaki Darülfünun binasında yapılmıştır. (Ahmed Saib, 1326, s. 112-114; Ahmed Saib, 1982-1983, s. 73-76; Abdurrahman Şeref, 1985, s. 162).2 Bu bina İstanbul Adalet Sarayı olarak kullanılmakta iken 1933 yılında çıkan bir yangında yanmıştır. Tören için İran'dan gelme altın taht Topkapı Sarayı'ndan getirilerek Mua-yede Salonu'na kurulmuştu. Tahtın sağ yanında sadrazam ve vükelâ, Osmanlı Gayrimüslim milletlerinin ruhani reisleri, Şurâ-yı Devlet ve adliye erkânı, solunda şeyhülislâm, kazaskerler, ilmiye erkânı ve yüksek mahkemelerin re-isleriyle askeri erkân yer almıştı. Bu iki sıranın ön tarafında ise sağda Âyan üyeleri, solda Mebusan üyeleri yerini almıştı. Törende yabancı devlet elçileri ve temsilcileri de bulunmaktaydı. Padişah salona yanında Veliaht Reşat Efendi ve Şehzade Kemalettin Efendi olduğu halde Teşrifatçı Kamil Bey'in eşliğinde geldi. Sadrazam Ethem Paşa, Padişahın kendisine uzattığı nutku okuması için Mabeyn Başkâtibi Sait Paşa'ya verdi. Sait Paşa'nın açılış nutkunu okumayı bitirmesiyle tören sona ermiş, şehrin çeşitli yerlerinden atılan toplarla meclisin açılışı kutlanmıştı (Us, 1940, s. 4-7; BOA, YEE, No. 71/5). Padişah nutkunda, meclisi açmaktan duyduğu memnuniyeti belirttikten sonra devlet idaresinin esasının adalet olduğunu, Osmanlı tebaâsının din ve mezhep hürriyetini altı yüz seneden beri korumasının adalet sayesinde mümkün olduğunu ifade etmiştir. İmparatorluğun çöküşünü engellemek maksadıyla Avrupa medeniyetine girmek gerektiğini, bunun için ilk teşebbüsü II. Mah-mut'un gerçekleştirdiğini, Abdülmecit'in de onun izinde yürüyerek Tanzimat-ı Hayriye'yi ilan ettiğini belirtmiş ve sözlerini şu cümlelerle sürdürmüştür: Kavânîn-i memleketin ârâ-yı umûmîyeye istinâdını elzem gördüm ve Kānûn-i Esâsî'yi ilân eyledim. Kānûn-i Esâsî'yi te'sîsden maksadımız; ahâlîyi rü'yet-i mesâlih-i umûmîyede hazır olmağa davet etmekden ibâ-ret olmayup, belki memâlikimizin ıslâh-ı idâresine ve sû-i isti'mâlât ile kā'ide-i istibdâdın imhâsına bu usûlün vesile-i müstakille olacağı cezm-i yakīnindeyim. Kānûn-i Esâsî fevâid-i asliyyesinden başkaca beyne'l-ak-vâm husûl-ı ittihâd-ı uhuvvet esâsını temhîd ve halkça bir ömr-i saadet ve ireb te'sîs eylemek maksadını dahi câmi'dir (BOA, YEE, No: 71/25; Arı, 2011, s. 290; krş. Us, 1940, s. 10-11). Açılış töreninden sonra Âyan ve Mebusan Meclisleri resmi müzakerelerin yapılacağı Ayasofya civarındaki eski Darülfünun binasında çalışmaya başladılar. Bu bina İstanbul Adalet Sarayı olarak kullanılmakta iken 1933 yılında çıkan bir yangında yanmıştır. Padişah tarafından tayin edilen Âyan Meclisi'nin toplantıları gizli olarak yapılmaktaydı. Âyan Meclisi Reisliğine padişah tarafından Server Paşa atanmıştı. Halkın seçtiği Mebusan Meclisi'nin toplantıları ise açık olarak yapılmaktaydı (Us, 1940, s. 13). İlk Osmanlı Mebusan Meclisi'ne seçilen mebuslar genellikle vilayetlerin İdare Meclisleri üyeleri arasından seçildiklerinden memleketin eşrafını temsil etmekteydiler. Mahalli problemleri olduğu kadar devletin genel sorunlarını da kavramış bulunmaktaydılar. Kanun-i Esasi'ye içten inanan mebuslar, meclis-teki hal ve hareketleriyle tarihin en büyük demokratik tecrübelerinden birini gerçekleştirmişlerdir (Karal, 1995, s. 233). Meclis-i Mebusan'ın İlk Dönem İcraatları Osmanlı İmparatorluğu'nda, ilk defa üç kıtada Yanya'dan Basra'ya, Van'dan Trablusgarp'a kadar uzanan topraklar üzerinde yaşayan çeşitli ırklara, dinlere ve mezheplere bağlı insanların temsilcileri bir araya gelerek Meclis-i Mebusan'ı oluşturmuşlardı. Tarihte eşine az rastlanacak türde olacak bu meclis 'Birleşik Osmanlı Milletleri'ni temsil etmekteydi (Karal, 1995, s. 233-234). Meclis-i Umumî çalışmalarına başlamadan önce 20 Mart 1877 tarihinde Mebusan ve Âyan üyeleri şu şekilde yemin etmişlerdir: 'Zât-ı Hazret-i Padişahîye ve vatanıma sadakat ve Kanun-i Esasi ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riâyetle hilafından mücanebet eyliyeceğime kasem ederim' (Us, 1940, s. 22). İlk meclisin çalışma dönemi içerisindeki toplantılarında üzerinde çalıştığı ve müzâkere ettiği konular ile görüştüğü kanun taslakları Hakkı Tarık Us'un Meclis-i Mebusan isimli eserinde topladığı zabıt ceridelerinden aşağıya çıkarıl-mıştır (Us, 1940). 21 Mart 1877 tarihli toplantıda Meclis-i Mebusan'ın ikinci reis ve kâtiple-rinin seçimi ile dâhili nizamnâme üzerinde görüşmeler yapılmıştır. 23 Mart'ta dâhili nizamnâme üzerinde görüşmeler devam etmiş, Kudüs Mebusu Yusuf Ziya Efendi ikinci reislerin seçimiyle ilgili dikkate değer bir konuşma yapmıştır. Kudüs Mebusu yaptığı konuşmayla, Tanzimat'la ortaya çıkan nesiller arası fikir çatışmasının Meclis'teki yansımasını aşağıdaki ifadelerle ortaya koymuştur: 'Bizde ihtiyarların ekserisi riyâset hizmetini îfâ edemez. Gençlerimiz mektep gördüklerinden her şeyi bilirler. Mebusu olduğum Kudüs San-cağı'nda yüz yirmi bin nüfus vardır. Görmüşüm ki ekser erbâb-ı istidâd gençlerdendir. Bunun için en müsinni (en yaşlısı) yerine dirayetlisi yazılmalı.' 24 Mart'taki oturumda meclisin tatil günlerinin Cuma ve Pazar olduğu tespit edilerek dâhili nizamnâmenin görüşülmesine devam edilmiştir. 26 Mart tarihli oturumda bazı evraklar ilgili şubelere havale edildikten sonra padişahın nutkuna verilecek teşekkür mahiyetindeki cevap okunarak, gerekli görülen yerler tashih edilmiştir. 27-28 Mart tarihli oturumlarda padişahın nutkuna verilecek teşekkür mahiyetindeki cevap üzerinde görüşmelere devam edilmiştir. 29-31 Mart 1877 tarihleri arasında gizli oturumlar yapılarak Karadağ'ın toprak istekleri görüşülmüştür. Hariciye Nazırı Saffet Paşa meclise konuyla ilgili bilgi vermiş, Karadağ'la anlaşma yoluna gidilmesini, gerekirse Bugana isimli yerin Karadağ'a terk edilmesini, aksi taktirde Rusya ile savaş tehlikesinin söz konusu olacağından bahsetmiştir. Yapılan oylama sonucunda Karadağ'ın isteklerinin reddine ve hükümetin Karadağ'la haberleşmeyi kesmesine karar verilmiştir. Oylamada yalnız on sekiz Rum ve Ermeni kökenli mebus Karadağ'ın toprak isteklerinin kabul edilmesi yönünde oy kullanmıştır (Ahmed Saib, 1982-1983, s. 79-83; Us, 1940, s. 48-49). Daha önce görüşülmeye başlanan dâhili nizamnâme üzerinde 14 ve 16 Nisan günü müzâkereler devam etmiştir. Meclis 1, 7 ve 12 Nisan tarihli toplantılarda vilayet kanunu, 31 Mart, 14, 17, 18, 24 Nisan ve 3 Mayıs tarihli toplantılarda ise vilayet nizamnâmesi üzerinde müzâkerelerde bulunarak vilayetlerle ilgili düzenlemeleri tamamlayıp Âyan Meclisi'ne göndermiştir. 16 Nisan 1877 tarihli oturumda belediye nizamnâmesi görüşülmeye başlanmıştır. 21 Nisan'daki müzâkerelerde belediye nizamnâmesi üzerindeki gö-rüşmelere devam edilirken, bir taraftan da bütçe müzakerelerine başlayabilmek için bazı konuların müzâkerelerinde acele edilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı gün matbuat nizamnâmesi ve memurların unvan ve maaşlarının düzenlenme-siyle ilgili kanun görüşülmeye başlanmıştır. 25 Nisan 1877 tarihli oturumda matbuat nizamnâmesi üzerinde görüşmeler yapılmış, 27 Nisan'da ise belediye nizamnâmesinin görüşülmesine devam edilmiştir. 21 Nisan'daki oturumda İstanbul Mebusu Hasan Fehmi Efendi söz alarak; mebusların padişahın davetiyle Büyükdere'deki donanmayı ziyaret ettiklerini ve memnuniyetlerinden dolayı meclisin bir teşekkürnâme göndermesini teklif etmiştir. Bu isteğin meclis tarafından uygun görüldüğü zabıtlardan anlaşılmak-tadır. Mebuslar ayrıca 4 Mayıs 1877 Cuma günü Tersane-i Amire'yi ziyaret etmişlerdir. 25 Nisan 1877 tarihli oturumda, Petersburg Sefareti'nden gelen ve Rusya'nın savaş ilan ettiğini bildiren telgraf okunmuş, mebuslar Rusların savaş ilanıyla ilgili fikirlerini söylemişlerdir. O günkü oturum uzun sürmüş, mecliste bulu-nan bütün Hristiyan Rum ve Ermeni mebuslar Rusya'yı kınayarak, Rusların Hristiyanları koruma iddiasının boş olduğunu, bu iddiaların arkasında başka amaçların yattığını ve sonuna kadar Osmanlı Devleti ile beraber Rusya'ya karşı mücadele edeceklerini ifade etmişlerdir. Bazı mebuslar, Dahiliye Nazırı Cev-det Paşa ve Meclis Reisi Ahmet Vefik Paşa duyarlılıklarından dolayı Hristiyan mebuslara teşekkür etmişlerdir. Meclis 26 Nisan'da Rusya ile savaş durumunu görüşmeye devam etmiştir. Padişahın, ordu komutanlarıyla donanma komutanlarına hitaben yazdığı, Rusya'nın savaş ilan ettiğini bildiren telgrafları okunduktan sonra mebuslar 'Allah muvaffak etsin' diyerek hayır duada bulunmuşlardır. Suriye Mebusu Nakkaş Efendi, bütün Osmanlılara savaş ilan eden Rusya'nın uyanık bir düşman olduğunu, Hristiyanların oturduğu yerlerde ihtilal çıkarabileceğini belirttikten sonra dikkatli olunması gerektiğini, Rusya ile savaşabilmek için para gerektiğini ve bunun için lüzûm görülürse dış borç alınmasını tavsiye etmiştir. Nakkaş Efendi bütün vatandaşların fedakârlık göstermesini, yardım kampanyaları başlatılma-sını, vekillere varıncaya kadar bütün memurların maaşlarının yarısını almaması gerektiğini, vatandaşların iki-üç yıllık vergilerini peşin vermelerini, ancak bu şekilde Rusya ile mücadele edilebileceğini ifade etmiştir. 7 (Pazartesi), 8, 9, 10, 12 ve 14 Mayıs 1877 günlerindeki oturumlarda Mat-buat Nizamnamesi üzerindeki görüşmelere devam edip kabul edilen kanunu Âyan Meclisi'ne gönderen Mebusan Meclisi ayrıca İntihâb-ı Mebusan Nizam-namesini (Seçim Kanunu) görüşmeye başlamıştır. İntihâb-ı Mebusan Kanunu 10, 14, 15, 24, 28 Mayıs ve 2, 14, 19 Haziran 1877 tarihlerinde görüşülerek kabul edilmiş ve Âyan Meclisi'nin onayına sunulmuştur. Âyan Meclisi'nin kabul etmeyerek geri gönderdiği Seçim Kanunu, Mebusan Meclisi tarafından tekrar Âyan Meclisi'ne gönderilmiştir. Fakat bu kanun padişah tarafından tasdik edilmediği için yürürlüğe girememiştir (Armağan, 1960, s. 164). 12 Mayıs 1877 tarihli oturumda İngiltere elçisine verilecek olan mektup okunarak düzeltilmiş ve ikinci reisler tarafından İngiltere Elçiliği'ne verilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı gün ağnam rüsumunun artırılması ve memur maaşlarının eksiltilmesiyle ilgili iki kanun teklifi görüşülmüştür. 14 Mayıs 1877 tarihli oturumda, devlet gelir ve giderleriyle ilgili neler yapıldığının maliyeden sorulması üzerine Meclis Reisi ile bazı vekiller arasında konuşmalar olmuş ve konunun görüşülmesi sonraya bırakılmıştır. 15 Mayıs tarihli toplantıda ise meclis için gelecek çalışma dönemine yetiştirilmek üzere bir hizmet binasının yapılmasına karar verilmiştir. 19 Mayıs 1877 Cumartesi günü meclis, Belediye Nizamnamesi ve İdare-i Örfiye Kanunu'nu gündemine almıştır. 21 Mayısta ise Kavâim-i Nakdiye (kâğıt para, banknot) Kanunu ile Padişah'a gazilik unvanının verilmesinin tebrikiyle ilgili bir arizayı görüşmüştür. 22 Mayısta meclis; Hersek'e yardım teklifi, Vilâyât Belediye Kanunu ve Mahmut Nedim Paşa'nın dönemindeki icraatlarıyla memleketi zarara uğrat-masıyla ilgili yarım kalan mahkemesinin bitirilmesi gibi konuları gündemine almıştır. Vilayet Belediyeleriyle İlgili Kanun meclisin 23, 28, 29, 30 ve 31 Mayıs 1877 tarihli toplantılarında görüşülmüş, 49. maddeye kadar olan kısım kabul edilmiştir. Ancak 31 Mayıs 1877 tarihli toplantının ikinci celsesinin tutanakları bulunamadığından kanunun kesinlik kazanıp kazanmadığı bilinmemektedir. Dersaadet (İstanbul) belediye kanunuyla ilgili bir değişiklik kararı 14 Haziran 1877 tarihli toplantıda alınmıştır. 23 Mayıstaki toplantıda Rusların saldırıları sonucu Ardahan'ın kaybedilmesiyle ilgili komutanlardan bilgi istenmesine karar verilmiştir. 2 Haziran 1877 tarihli oturumda muvazene-i maliye (bütçe) ve Gayrimüs-limlerin askerliği konuları görüşülmüştür. Müslüman olmayan vatandaşların askere alınıp alınmaması üzerinde bazı tartışmalar yapılmış, kesin bir karara varılamamıştır. Muvazene-i maliye kanunu 4, 6, 7, 11, 13 ve 16 Haziran 1877 tarihlerindeki toplantılarda görüşülerek kabul edilmiştir. 7 Haziran 1877 tarihli oturumda Rus Harbi dolayısıyla hükümetin iç borç isteği görüşülmüştür. Görüşmeler sırasında mebuslar, hükümeti beceriksizlikle ve işleri iyi yürütememekle suçlayarak ağır ithamlarda bulunmuşlardır. Meclis gereken kredi meselesini araştırmak için bir komisyonun kurulmasına karar vermiştir. 9, 14 ve 19 Haziran 1877 tarihlerindeki meclis oturumlarında, savaş dolayısıyla iç borçlanmanın nasıl yapılacağı konusunu görüşülerek, tüm sivil memurlar ve binbaşı rütbesinden daha üst rütbedeki subayların maaşlarının yüzde onunun mecburi borç olarak kesilmesi karara bağlanmıştır. Ayrıca Mösyö Kaistiro ismindeki avukatın, kaynağını açıklamadan hükümete yaptığı varidat teklifi de reddedilmiştir. Mösyö Kaistiro teklifinin uygulanması durumunda elde edilecek gelirden yüzde iki komisyon ücreti de talep etmiştir. 18 Hazirandaki toplantıda memurlardan da temettü vergisi alınmasına karar verilmiştir. 19 Haziran tarihindeki oturumda meclisin çalışma süresinin on gün uzatılması kararı alınmıştır. 28 Haziran 1877 tarihli oturumda Karadağ meselesi, Mekteb-i Sultani (bugünkü Galatasaray Lisesi) hukuk dersleri ve beraat ettiği halde on dokuz yıldır hapiste yatan bir adamın tahliyesi gibi konular üzerinde durulmuştur. 28 Haziran 1877'de ilk Meclis-i Mebusan son toplantısını yaparak birinci dönem çalışmalarını bitirmiş ve tatile girmiştir. Sonuç Yerine: İlk Osmanlı Parlamento Seçimleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme Türkiye'de yapılan ilk seçimlerin yasal dayanağı olan Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme adlı belgelere bakıldığında ilk seçimlerin şu özellikleri taşıdığı görülmektedir: •Seçimler anayasaya ve onun çıkarılacağını belirttiği kanuna göre yapıl-mamıştır. Seçimlerin yapıldığı tarihte seçim kanununu çıkaracak olan meclis henüz oluşturulmamıştır. •Seçimler Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme adlı geçici belgelere dayanılarak yapılmıştır. •Seçimler genele açık değildir. Seçimlere kadınlar katılmamıştır. Seçme ve seçilme hakkı sadece erkeklere verilmiştir. •Seçimlere tüm erkek vatandaşların katılımı da sağlanmamıştır. Taşrada sadece İdare Meclisleri âzaları 'ikinci seçmen' olarak seçimlere katıl-mışlardır. İstanbul ve civarında ise 25 yaşını bitirmiş bütün vatandaşlar seçmen olarak kabul edilmemişlerdir. Seçmen olabilmek için 'emlâke mutasarrıf olmak' yani mülk sahibi olma şartı aranmıştır. Mülk sahibi olmayanlar seçimlere katılamamışlardır. •Seçimlerin tek veya çift dereceli olduğu konusu tartışmalıdır. Taşra için çıkarılan Talimât-ı Muvakkate, İdare Meclisleri âzalarını ikinci seçmen saymıştır. Oysa ikinci seçmenlerin halk tarafından seçilmesi gerekmek-teydi. İstanbul ve çevresinde ise ikinci seçmenler halk tarafından seçilerek seçim kurallarına daha çok uyulmuştur. •Seçimler basit çoğunluk esasına göre uygulanmıştır. Yani en çok oy alan adaylar kazanmıştır. Oyların eşit olması durumunda ise kur'a çekilmiştir. •Seçimlere siyasi partiler katılmamıştır. DİPNOTLAR 1 Rumî 7 Mart 1877 tarihinin Miladi karşılığı 19 Mart 1877 Pazartesi gününe tesadüf etmek-tedir. Nitekim II. Abdülhamid'in meclisi açış nutkunun sonunda yer alan Hicri 4 Rebîülevvel 1294 ve Rumi 7 Mart 1293 tarihleri de aynı günü işaret etmektedir(Bkz: BOA, YEE, No: 71/25. Karal ise Meclis'in açılış tarihini 20 Mart 1877 olarak göstermektedir (Karal, 1995, s. 232). 2 Ahmed Saib, Meclis'in açılış töreni ile ilgili geniş bilgi vermektedir. KAYNAKÇA Abdurrahman Şeref Efendi. (1985). Tarih musahabeleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Ahmet Saib. (1326). Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı. Mısır. Ahmet Saib. (1982-1983). Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı. Turfan, R. (Sadeleşti-ren). İstanbul, 1982-1983. Aldıkaçtı, O. (1982). Anayasa hukukumuzun gelişimi ve 1961 anayasası. (4. bs). İstanbul: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları. Arı, B. (2011). Meclis-i Mebusan'ın açılış töreni ve II. Abdülhamid'in açılış nutku / The opening ceremony of Meclis-i Mebusan and the address of Abdülhamid II. II. Abdülhamid –Modernleşme sürecinde İstanbul / Istanbul during the modernization process– içinde (s. 283–296). Coşkun Yılmaz (Ed.). İstanbul: İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. Armağan, S. (1978). Memleketimizde ilk parlamento seçimleri. Kanun-u Esasî'nin 100. Yılı Armağanı içinde, s. 147-168, Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Esas Evrakı. No: 71/5, 25, 42. 188Sosyoloji Dergisi, 2013/1, 3. Dizi, 26. Sayı Başgil, A. F. (1946). Hukukun ana mesele ve müesseseleri. İstanbul: İsmail Akgün Matbaası. Baykal, B. S. (1960). Birinci Meşrutiyete dair belgeler. Belleten, 24 (96), 601–636. Berkes, N. (2005). Türkiye'de çağdaşlaşma. (7. bs.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Karal, E. Z. (1995). Osmanlı Tarihi, VIII. (4. bs.). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. Kaya, S. K. (1991). 1876 Kanun-i Esasi'sinin hazırlanması ve Meclis-i Mebusan'ın toplanması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Kili, S. (1982). Türk anayasaları. İstanbul: Tekin Yayınları. Kili, S. ve Gözübüyük, Ş. (1985). Türk anayasa metinleri: Sened-i İttifaktan günü-müze. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları. Mahmud Celaleddin Paşa. (1983). Mir'ât-ı hakîkat: Tarihi gerçeklerin aynası I-III. İ. Miroğlu (Haz.). İstanbul: Berekat Yayınları. (Orijinal çalışmanın basım tarihi: 1326). Tanör, B. (2002). Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri, (8. bs.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Toprak, S. V. (2001). Birinci Meşrutiyetin ilanı meselesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. Us, H. T. (1940). Meclis-i Mebusan: 1293/1877. İstanbul: Vakit Gazetesi Matbaası. Seydi Vakkas Toprak Yrd. Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, seyditoprak@ gmail.com **http://www.journals.istanbul.edu.tr/** Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 26. Sayı, 2013/1, 171-192
Ronaldinho'dan Dünya Kupası İçin Şarkı
Beşiktaş'ın transferi için uzun uğraşlar verdiği Ronaldimho, ülkesinde oldukça keyifli günler geçirmeye devam ediyor. Beşiktaş’ın uzun süre peşinden koştuğu ancak kadrosuna katamadığı Ronaldinho’nun keyfi oldukça yerinde. Siyah beyazlı takımla geçtiğimiz yaz transfer sezonundan bu yana görüşen R10, takımı Atletico Mineiro ile sözleşme imzalamıştı. Ardından ülkesinde tatile çıkan ünlü futbolcu, paylaştığı fotoğraflarla oldukça konuşulmuştu. Brezilyalı yıldız bu sefer de müziğe el attı. Ronaldinho, ülkesinin önemli müzik figürlerinden EDCITY ile düet yaparak sesinin de standartların üzerinde olduğunu gösterdi. Mikrofon başına geçen Ronaldinho, futbolda olduğu kadar rahattı. Ayrıca klibi çekilen şarkının sosyal paylaşım sitelerindeki izlenme oranlarında gün geçtikçe artıyor. Brezilya Milli Takımı’nda 97 maça çıkan ve 33 gol atan Ronaldinho, 2014 Dünya Kupası’yla formasına da veda etmeye hazırlanıyor. Ronaldinho eğer kadroya çağrılırsa son kez Brezilya Milli Takımı forması giyecek. Bu arada şarkının anlamı da Brezilya'ya özgü. Haziran ayında düzenlenecek olan Dünya Kupası öncesi sokak dansı ve sokak futbolu kültürünün kendilerine yol göstermesini isteyen Brezilyalılar, yazdıkları şarkılarla milli heyecana şimdiden girmiş durumdalar.Eurosport
Reklam