2014 Yılının Kadın İç Giyim Modası
Her kadın, kendini şımartacak bir yolu her zaman bulur; çikolata, ayakkabı ve tabi ki iç çamaşırları. Çiçekli, dantelli, çılgın ve belki de sadece siyah. Her sene kendini yenileyerek devam eden iç çamaşırları bu yıl acaba ne gibi yenilikler getiriyor? Eğer sen de yeni bir şeyler denemek ve trendi yakalamak istiyorsan doğru yerdesin! İşte karşınızda 2014 yılının kadın iç giyim modası.Göz Alıyor!İç Giyim de Sarılar, maviler, parlak yeşiller hep birlikte. Çarpıcı olmak için özellikle seçilen bu renkler, bakan gözlerin anında ilgisini çekmeyi başarıyor. Dünyada kadınların en çok tercih ettiği markalardan biri olan Victoria’s Secret, yeni modellerinde pastel ve göz alıcı renkleri yan yana getiriyor. Stellam McCartney’in koleksiyonda da bu yıl neon pembe, maviler ve buna karşılık klasik renkler olan siyah, lacivert de yer alıyor.Kalınlaşan askılarBu sezon, eskiden olduğu gibi neredeyse kaybolan, kendini gizleyen askılar yok. Artık kendini gösterme zamanı. Özellikle ünlü markalarda kendini gösteren kalın askılar, bazen dantellerle, bazen de taşlarla süslenip şık bir görüntü oluşturuyor. Ayrıca farklı renklerde askı kullanımı da dikkat çeken detaylardan bir tanesi.Sırt Dekoltesi ÖnemliÇoğu erkek iç çamaşırlarının standart kalıpları olduğunu düşünür, kızlar ise öyle olmadığını bilirler! Bu yılda farklılaşan askı modelleri seksi bir sırt görüntüsü sağlıyor. Ayrıca bu tür askılar, sırt için destekleyici bir görev görüyor.Stil Değiştirme VaktiKim demiş iç çamaşırlarının seksi olmasının tek yolunun sadece kadınsılıktan geçtiğini? Yeni koleksiyonlarda spor tarzda iç çamaşırları göze çarpan en büyük yenilik. Çizgiler daha kalın ve bedeni daha çok sarıyor. Rahatlığın ön plana çıktığı bu stilde, tabi ki göz alıcılık arka planda bırakılmamış.Dantel, dantel, dantel…Her ne kadar spor stili bu yıl hakim olsa da, yüzyıllardır bir klasik olan dantel çeşitli renk ve desenlerle, iç giyimdeki yerini koruyor. Parlak renklerdeki danteller yeni iç çamaşırlarında oldukça fazla kullanılıyor. Dahası, spor stili ile birlikte kullanılması oldukça modern bir görüntü oluşturuyor.
Nike'ın Dünya Kupası İçin Hazırladığı Mükemmel Reklam
Ronaldo, Neymar Jr. ve Wayne Rooney’ın yanı sıra Zlatan Ibrahimovic, Eden Hazard, Andrea Pirlo, Gonzalo Higuain, Gerard Pique, Andrés Iniesta, Mario Gotze, Thiago Silva, Thibaut Courtois, Tim Howard ve David Luiz gibi ünlü futbolcular da yer aldı. Kobe Bryant, Jon Jones, Anderson Silva, Irina Shayk ve Yeşil Dev’in de aralarında bulunduğu diğer sporcular ve özel konukların da yer aldığı reklam filmi, iki takım arkadaşının bir parkta ‘Kazanan Kalır’ oyunundaki mücadelesi ile başlıyor.İster dünyanın en iyi oyuncusu olsun ister Brezilya’da sokaklarda oynayanlar olsun tüm futbolseverleri oyuna tutkuyla bağladıklarını söyleyen Nike Pazarlama Kurulu Başkanı Davide Grasso, ‘Kazanan Kalır’ın her genç oyuncunun arkadaşlarıyla arasındaki rekabeti öğrenmesini, kahramanı olan oyuncuyla oynama veya onun gibi olmaya çalışma deneyimlerini anlattığını belirtti. Davide Grasso, şöyle devam etti: “Korkusuz, heyecanlı ve eğlenceli oyuna inanıyoruz ve işte bu da bizim benimsemek istediğimiz bakış açısı. Nike oyuncuları uçlarda oynuyor; çünkü bir şeyi benzersiz ve sıra dışı kılmak için doğru zamanı biliyor. Biz oyunları bu dakikalar için izliyoruz, bunlar bize kendi oyunumuzu yaratmada ilham verici oluyor. İşte ‘Her Şeyi Ortaya Koy’ bu demek oluyor. Eğer o riskleri almaya hazırsan, ne yapabileceğinin söylenmesine ihtiyaç yoktur.”
Kate Upton Şaka Kurbanı Oldu!
'The Other Woman' adlı filmde rol alan Kate Upton, rol arkadaşları Cameron Diaz ve Leslie Mann'ın şakasının kurbanı oldu'The Other Woman' adlı filmde birlikte rol alan Cameron Diaz, Kate Upton ve Leslie Mann, filmlerinin tanıtımına hızla devam ediyor. Son olarak Seth Meyer’ın televizyon şovuna katılan Diaz ve Mann, Kate Upton’a yaptıkları şakanın fotoğrafını paylaştı. İki ünlü oyuncu, uçuşları sırasında uyuyan Upton’ın yüzüne bıyık çizdi ve bu anı fotoğrafla ölümsüzleştirdi. 42 yaşındaki Mann, “Kate uçağa biner binmez uyudu. Ben asla uçaklarda uyuyamam. Bu yüzden çok sinirlendim” sözleriyle şakayı açıklarken Diaz, Upton’ın bıyığı çizdiği sırada kesinlike uyanmadığnı ‘biri bebek gibi’ uyuduğunu belirtti. posta.com.tr
Bağış Parasıyla ABD'de Villa Almış
Kazandığı 500 bin TL'li ödülün yarısını işitme engelli çocuklara bağışlayacağını söyleyen Derya Büyükuncu'nun ABD'den villa aldığı ortaya çıktı.Survivor 2011 birincisi Derya Büyükuncu ortaya çıktı. Ünlü yüzücünün “işitme engelli çocuklara bağışlayacağım” dediği para ödülüyle ABD’den ev aldığı ileri sürüldü.ÖDÜLÜ ALIP ORTADAN KAYBOLDU2011 yılında Acunmedya tarafından düzenlenen “Survivor Ünlüler-Gönüllüler” yarışmasında türkücü Nihat Doğan’a karşı birinciliği elde eden ve 500 bin TL’lik para ödülü kazanan milli yüzücü Derya Büyükuncu, bir yıl kadar önce ortadan kaybolmuştu. Büyükuncu geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir AVM’de ortaya çıktı.BAĞIŞ PARASIYLA EV ALDIBüyükuncu, yarışmanın finalinde kazandığı 500 bin TL’lik ödülün yarısını işitme engelli çocuklara bağışlayacağını söylemişti. Ancak bu parayla ABD’de bir ev aldığı ileri sürüldü.Posta gazetesinden Müge Dağıstanlı'nın haberine göre yarışma sözleşmesinde de bu şekilde bir madde olduğu için Acun Medya’nın avukatları şimdi Büyükuncu’ya dava açmaya hazırlanıyor.
Fettah Can: Sahnede Tanrı Gibiyimdir!
Vardır mutlaka onun, dilinize dolanan bir şarkısı… Nasıl olmasın ki bugün Sezen Aksu’dan Hande Yener’e, Gülben Ergen’den Sibel Can’a, Levent Yüksel’den Murat Boz’a dek pek çok sanatçıya bestelerini veriyor ve her sene müzik sektörüne yeni yeni şarkılar kazandırıyor. Geçtiğimiz senelerde “Hazine” ismini verdiği ilk albüm çalışmasıyla “yorumcu” kimliğini de işin içerisine katan Fettah Can, bu kez hayranlarının karşısına “Yalanlar Cumhuriyeti” adını verdiği albümüyle çıkıyor. Alışılagelmiş “celebrity” imajından çok farklı bir görüntü sunan ve bu durumu da “Ben kompleksiz bir adamım” diyerek açıklayan Fettah Can ile bir araya geliyor hayatını, müzik kariyerini ve hedeflerini konuşuyoruz. İşte, şarkılarını evrenselleştirmek isteyen, ünlü olmayı kaygan bir zemin üzerinde yürümeye benzeten, aslolanın şarkı olduğuna inanan ve “Bir gün benim dönemim de bitecek” diyen bir adamın pek de bilmediğiniz hikâyesi… Öncelikle yeni albümünüz hayırlı olsun. Bize biraz bu albümün doğuşundan bahsedebilir misiniz? Her albüm aslında şöyle başlıyor; bir şarkı ana fikir oluyor. “Yalanlar Cumhuriyeti” de öyle bir şarkı. Bir önceki albümüm “Aklımda Kalanlar” idi ve aslında bu projenin devamını getirmeyi planlıyordum. Yani daha önceden seslendirilmiş şarkıları bir daha okumayı planlıyordum. Sonra beş şarkıyı, bitmesine rağmen çıkarttık, içinde yeni şarkıların da olduğu bir albüm yapmaya karar verdik. Böyle olunca da “Yalanlar Cumhuriyeti” hemen albüme girmiş oldu. Onun dışında yine yeni şarkı olarak “Kalp Ağrısı” diye bir şarkı yer aldı albümde… Onun dışındaki bütün şarkılar daha önce seslendirilmiş şarkılar. Genellikle ben kendi şarkılarımı okumayı tercih ediyorum ama bu albümde hem “Yalanlar Cumhuriyeti”ni hem de “Kalp Ağrısı”nı Cansu Kurtcu ile beraber yaptık. 10 şarkıdan oluşan, her şeyiyle canlı çalınan, müzisyenlerinin duygularının geçtiği sıcak bir albüm oldu. Yeni albümünüzün tanıtımını nasıl yapmayı planlıyorsunuz? Albüm lansmanları yapmayı tercih etmiyorum. Bunun yerine doğrudan seyirciyle buluşmayı tercih ediyorum ki zaten benim albüm çalışmalarım devam ederken konserlerim sürüyor. Sanatçıların çoğu albümlerini yaparken sahneye 5-6 ay ara verirler. Ben ara vermiyorum çünkü benim stüdyo zamanlarım çok uzun değil. Tüm albümü 15 günde tamamladım. Albüm çıktığı gibi ilk konserde de albümdeki tüm parçaları çalıyoruz. Yani ben lansmanı aslında dinleyiciye yapıyorum. Camiadan insanları toplayıp “Hadi böyle bir şey yaptık” demek yerine dinleyiciye sunuyorum şarkılarımı. Bunun çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bir de işin şu tarafı var, albüm lansmanlarında playback yapıyorlar ki ben mutlaka şarkıların canlı olarak söylenmesi taraftarıyım. Gerek konserlerinizle gerek sahne aldığınız mekânlarda gerekse sosyal medyada sürekli dinleyicilerinizle etkileşim halindesiniz. Onları rahatlıkla gözlemleyebiliyorsunuz. Peki, kimler dinliyor sizi, nasıl bir izleyici kitleniz var? Normalde popüler insanların, yakışıklı şarkıcıların yani benim dışında olan adamların belli bir yaş aralığı olabiliyor. Ben de öyle bir aralık yok. 7 yaşından 70 yaşına kadar herkes beni dinleyebiliyor. Bu benim için çok güzel ve çok özel bir durum ki zaten ben şarkıla¬rın belli bir yaş aralığına sıkışmasını sağlık¬lı bulmuyorum. Çünkü şarkı dediğiniz şeyi bu yıl çok seversiniz, dinlersiniz, iki yıl hiç dinlemezsiniz, ardından dinlediğinizde ise yine sizi etkiler. Şarkı sınırsızdır ve duygu anlamında sınırları yoktur şarkının… Biraz da müzik kariyerinizin nasıl başladığını anlatabilir misiniz? Bursa’da doğdum, büyüdüm, çalıştım. Ortaokul okurken, okuldan ayrılıp çalışmaya başladım. Bir ara babamın yoğun ısrarı üzerine konservatuara girdim. Konservatuara girince de her şeyi bırakıp sadece müzikle uğraşmaya başladım. Bu anlamda şanslı sayılırsınız. Aileler genellikle çocuklarının müzikle uğraşmasını istemezler. Babamın kendi gençliğinde yapmak isteyip yapamadığı her şeyin denemesiydim ben. Herhalde kendi dönemindeki bir takım sıkıntılardan yapamadığı her şeyi bende görmek istedi. Ben de onun bu isteğini geri çevirmedim ve bugüne kadar zevkle geldik. İyi ki de gelmişiz. Biliyorsunuz dünyada iş hayatı çok zor. Çoğu kimse işe giderken mutsuz oluyor. Şanslı insanlarız ki en sevdiğimiz işi yapıyoruz ve bu da çok özel bir şey… Hiç sevmediğiniz bir tarafı yok mu işinizin? Şöyle ki hep bir kaygan zemin üzerinde yürümek zorundasınız. Hep bir kontrol içinde olmak zorundasınız, özgürlüğünüz kısıtlanıyor. Kendim için söylemeyeyim de pek çok arkadaşım kaldırımda dahi oturamıyor. Ben ise daha normal yaşamaya çalışıyorum, daha sakin yerleri tercih ediyorum. Örneğin Alaçatı’ya giderseniz kendinizi magazin sayfalarında görürsünüz, ben ise Ayvalık’ı tercih ediyorum. Tekrar Bursa günlerinize dönelim. Konservatuar eğitimi aldınız. Sonra? Belediye Konservatuarı’nda okudum. Dördüncü sınıfta da bıraktım. Benim öyle bir durumum var. Ben hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Hep bir ucu açık kalması lazım… Yarın yeniden başlayabilirim. Var mı peki kısa vadede öyle bir plan? Aslında müzikle alakalı bir eğitim almak istiyorum, özellikle de işin daha çok mutfak kısmıyla ilgilenmek... Öğrenmenin yaşı da yok. Her gün yeni hücrelerle doğduğumuz için o yeni hücreler belki bizim yeni bir şeyler öğrenmemizi sağlıyor. Okuyorum, kendimi müzikal anlamda geliştirmek için bir takım programlar kullanıyorum. İstanbul’a gelişiniz nasıl oldu? Neler yaşadınız bu büyük şehirde? İTÜ’de okuyan bir arkadaşım vardı, şarkılarımı çok beğeniyordu ve İstanbul’da bunları değerlendirebileceğimizi söyledi. Biz de geldik İstanbul’a. Uzunca bir süre kaldım İstanbul’da ve bu süre zarfında da pek çok değerli müzisyenle tanıştım. Burada bir takım bar çalışmalarım oldu. Çok gereksizdi ama yaşamımı devam ettirebilmek için şarttı. Zor bir dönem oldu, çok şarkı verdim piyasaya. Ondan sonra da her şey yoluna girdi. Şu an geldiğiniz noktada olmayı hayal etmiş miydiniz? Ben hep hayal ettim. Burası benim daha yeni başladığım bir yer. Şarkılarımı evrenselleştirmeyi istiyorum. Yunanistan’da şarkılarım Yunanca okundu. Başka bir dilde okunması beni acayip mutlu etti. Bunu şimdi başka ülkelerde de denemek istiyorum. Peki, nasıl yazıyorsunuz? Var mı bunun bir sırrı? Yoksa ilham mı sadece? Yazmanın keşfedilmesi gereken bir cevher olduğuna inanıyorum. Ben bunu keşfettiğimde ”Evet, galiba ben bunu yazabiliyorum” dedim. Ama bu yazma işini geliştirmek bunun için de çok okumanız gerekiyor. Etrafa iyi bakmanız, baktığınız şeyi de görmeniz gerekiyor. Zaten hayatın kendisinden etkilenmemek mümkün değil. Her gün inanılmaz şeyler oluyor dünyada. Bir fotoğraf görüyorsunuz, içiniz parçalanıyor ve o sizde bir şeyler biriktiriyor. İlham denilen şey aslında biriktirdiğiniz birtakım şeylerin ışık patlaması gibi önünüze çıkması… Ben önüme çıkan şeyleri toplamasını biliyorum. Ayrıca bu tarz şeyleri yapan insanları özel insanlarmış gibi göstermenin de bir manası yok bence… Ben de gidip doktor olamam veya bir taksiyi sabahtan akşama kadar kullanamam. Şu an dünyada bir sistem var ve ben de bu sistemin bir parçasıyım. Beni bu sistemden çektiğinizde ne kadar bir boşluk olur bilmiyorum. Belki hiç boşluk olmaz. Bence önemli olan o boşlukları doldurabilecek dehaya sahip olmak… Umarım ileride boşluk yaratabilecek kadar büyük biri olurum. Müziğinizi nasıl tanımlarsınız? Benim müziğim aslında popüler dünya içinde eriyip giden bir müzik… 10 yıl boyunca şarkılarım dinlensin diyemem. Çünkü bunun kararını dinleyici verebilir sadece… Ben bu sistem içinde biliyorum kaybolup gideceğini ama gidene kadar güzel bir anlatım dili ve melodiyle gitmesini istiyorum. Şarkılarımın içinde her öğe var. Müziğin evrensel olduğuna inanıyorum ve bir kategori içerisine sınırlandırmayı sevmiyorum. Ben çalınabilir müzik yapıyorum aynı zamanda. Şarkılarımı bir gitarla her yerde çalabilirsiniz. Gençler de yeni başlayanlar da çalabilsin istiyorum. Müziğinizi eriyip giden bir müzik olarak tanımladınız. Bu fikir bir sanatçı olarak sizi rahatsız etmiyor mu? Bir takım şeyler dönemseldir ve benim de bir dönemim olacak. Bir gün ben de kaybolacağım. Bunu bilerek yaşayınca bir problem haline gelmiyor. Uzun yıllardır müziğin içerisinde olan biri olarak Türk popüler müziğini değerlendirmenizi istesek… Bir dönem Türk popüler müziği bir ajitasyon dönemi yaşadı. Sürekli ağlamaklı, insanları karamsarlaştıran şarkılar yapıldı. Şu anda ise dünyayı daha iyi tahlil eden şarkılar yapabiliyoruz. Son 10 yılı değerlendirdiğimde ise şu anda daha iyi şarkıların yapıldığına inanıyorum. İyi şarkıdan kastınız nedir? Bir cümle duyarsınız bir kulağınızdan girer öbüründen çıkar. Bununla birlikte bir cümle duyarsınız ve duymanızla birlikte de beyninizde şimşekler çakar. İşte ben öyle şarkılar istiyorum. Peki, yazdığınız şarkıların sizin için özel bir anlamı var mı? Hani kimi sanatçılar yazdıkları veya besteledikleri eserleri için “yavrularım” diyor ya… Yok, onlar benim yavrularım filan değil. İş yapıyoruz biz burada. Mesela bir masa yaptınız ve yaptığınız bu masayı “aman çok güzel yaptım” diye satmamazlık etmezsiniz. Sonuçta da şarkı dediğiniz şey paylaşılmalı… Ben çok güzel bir şarkı yazmışım ve sadece ben dinliyorum, bunun hiçbir anlamı yok bence… Önemli olan yaptığınız parçayı herkesin dinlemesi… Son olarak şunu sormak istiyorum: Sizin için “Fettah Can olmasa bugünün ünlüleri hangi şarkıyı bulup söyleyecekler” deniyor. Bu iddialı cümle hakkında ne düşünüyorsunuz? Yok, öyle demeyelim. Benim için böyle bir şey söylüyor olmaları çok güzel ama böyle bir şey imkânsız. Çünkü piyasada çok değerli besteci arkadaşlar var. Onlara ayıp etmiş oluruz. Sonuçta benim tek başıma sırtlanabileceğim bir şey değil bu ya da bir başkasının…
Reklam
Serdar Ortaç'ın Düğün Tarihi Belli Oldu
Serdar Ortaç ve İrlandalı manken Chloe Loughnan, düğün hazırlıklarına hız verdi. Geçtiğimiz yıl İrlanda’da nişanlanan ve önümüzdeki ay Türkiye’de nikâh masasına oturmayı planlayan çift, geçtiğimiz günlerde düğünün detaylarını konuşmak üzere İrlanda’ya, Loughnan’ın ailesinin yanına gitti…Daha sonra tatil için nişanlısıyla beraber Fransa’ya geçen Ortaç, “Önümüzdeki günlerde Türkiye’ye dönüp nikâh tarihini netleştireceğiz” dedi. Ünlü popçu, evlilik sözleşmesi yapıp yapmayacağı sorusuna da “Hayır, öyle bir şeyi aklımdan bile geçirmedim” yanıtını verdi.Habertürk
Reklam
Jenny Craig Diyetinin En Önemli Noktası
Ünlü şarkıcı Mariah Carey'nin 8 ayda 32 kilo vermesiyle ünlü olan Jenny Craig diyetinin en önemli noktası, hazır yiyeceklerden uzak durmak.Birçok ünlünün de uyguladığı Jenny Craig diyeti; vücudunuzdan su yerine yağları atarak formunuzu uzun süre koruma altına alacaktır. 3 seviyeden oluşan bu diyetin 1. seviyesi; az ve sık porsiyonlarla beslenmedir. 2. seviyesi, basit aktivitelerle enerjiyi artırmaktır. En önemli olanı ise 3. seviyedir ve kiloyu koruyup dengeli beslenmektir. Kahvaltı, öğle ve akşam yemeği yüzde 55 karbonhidrat, yüzde 25 protein ve yüzde 20 yağ içermelidir. Tavuklu makarna, sebze çorbaları, taze sebze-meyvelerle beslenmeyi alışkanlık haline getirmelisiniz. Diyetin olmazsa olmazı ise her gün mutlaka 1 kase yağsız yoğurt yemek. KAHVALTI: Yarım bardak yağsız süt 1 adet kepekli tost (yağsız peynirle ve 1 çay kaşığı margarinle yapılmış) ATIŞTIRMA: 1 küçük muz Yarım bardak yağsız süt ÖĞLEN YEMEĞİ: 2 kase salata (mevsim yeşillikleri ve 1 çay kaşığı zeytinyağı, limon suyu ile) ATIŞTIRMA: 1 kase meyve 1 kase yağsız yoğurt
Reklam
Nihat Doğan'ın İlk Kitabı: Memleketimin Koyunları
Bir süredir ortalarda görünmeyen şarkıcı Nihat Doğan, 'Memleketimin Koyunları' kitabıyla geri döndü. Twitter'da gündeme ilişkin çıkışlarıyla tanınan ünlü türkücü, kitabında Türkiye gündeminin ana maddelerini irdeledi. Osmanlı'dan barış sürecine, Gezi'den yeni anayasa tartışmalarına kadar birçok konuya kitabında cevap aradı. İlk kitabını deneme türünde yazan yazan Nihat Doğan'ın 'Memleketimin Koyunları', 384 sayfadan oluşuyor. -Memleketimizin koyunları nasıl farklı bakıyor? -Cumhuriyet elitistleri neden din düşmanlığı yapıyor? -Osmanlı'nın mirasını nasıl reddettik? -Barış süreci neden istenmiyor? -Türk - Kürt kardeşliği neden kurulamıyor? -1071 Türk ve Kürt halkları için neden önemli? -Gezi olaylarının büyük resminde neler var? -Sosyalizm ilkelerini ülkeye uygulayan sağ iktidarın sırrı ne? -Deniz Gezmiş’in davasını nasıl devam ettiriyor? -Yeni Türkiye'nin nasıl olması lazım? -Sivil anayasa nasıl oluşturulmalı? -Kardeşlik Destanı, Barış Destanı yazmak için ne yapmalıyız? -Gerçek dostlar kimlerdir, nasıl anlaşılır? 'Memleketimin Koyunları' ile ilk kitabını çıkaran Nihat Doğan, kitabına ilişkin yaptığı açıklamasında sık sık Türkiye'yi nasıl sevdiğini sık sık vurguladı. Kitabı neden yazdığını anlattı. “Benim ülkemin koyunları, bir mesajdır. Biz burada kendi ecdadımıza, kendi milletimize olan sevginin çıtasını yükselttik aslında bu mesaj ile… Biz bu ülkeye aşığız; doğusuna da, batısına da, kuzeyine de, güneyine de… Hatta ve hatta, bizim aşkımız öylesine büyüktür ki, bırakın insanını; havasına da aşığız, toprağına da aşığız, suyuna da aşığız, çiçeğine de, böceğine de aşığız.. Hatta bırakın, havasını, suyunu, gülünü, dikenini; biz bu ülkenin kedisine de aşığız, köpeğine de aşığız! Hatta ve hatta, biz bu ülkeye, bu ülkenin evlatlarına, ecdadımıza, toprağına, kedisine, köpeğine aşık olduğumuz kadar, vallahi de billahi de bu ülkenin koyunlarına bile aşığız!” “Elli sene sonra, yüz sene sonra insanlar beni çok daha iyi anlayacaklar. Artık düşünür mü derler, felsefeci mi derler, deli mi derler, veli mi derler bilemem... Ama bu toprakların bir insanı olarak haykırışlarımın açılımındaki sırrı keşfedecekler insanlar. Diyecekler ki: ‘Yıllar önce Nihat Doğan diye biri varmış ve gerçekleri olduğu gibi haykırmış, doğruları söylemiş! Bize demokrasiyi, özgürlüğü anlatmış, vesayete karşı çıkmış, halktan yana olmuş, ezilenlerin yanında olmuş, Türk’ü Kürt’ü kardeş yapmak için uğraşmış, şarkılar yapmış ve zulme dur demiş. Fildişi kulelerinde oturup halka zulmedenlere, zalimliklerine ‘Yeter!’ demiş. İşte böyle bir Nihat Doğan kompozisyonu çizmek adına bu kitabı yazdık.”ensonhaber.com
Üniversite Tercih Rehberi: Üniversite Seçimimi Nasıl Yapacağım?
Adayların üniversite seçimlerini yapmadan önce birçok kriteri göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Sen de üniversite tercihleri dönemine kadar, kendine en uygun üniversiteyi seçmek için kişisel ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz önüne alarak bir değerlendirme yapman gerektiğini unutmamalısın. Peki, üniversiteleri birbiriyle karşılaştırarak kendin için en uygun üniversiteyi bulmanı sağlayacak en iyi yöntem ne? Eğer nereden başlayacağına emin değilsen, aşağıda senin için hazırladığımız öneriler doğru bir seçim yapman konusunda sana yol gösterebilir:İsmin Ötesine Bak: Ünlü ve büyük üniversiteler her öğrenciye uygun olmayabilir. Eğer iki üniversite arasında kaldıysan, seçim yaparken üniversitenin ismi senin için önemli bir etken olmamalı. Ayrıca üniversite araştırması yaparken, ismi duyulmadığı için ya da küçük olduğu için üniversiteleri listenden çıkarmamalısın. Belki de sana en uygun olan üniversite onların arasındadır. Bu yüzden tüm seçenekleri göz önünde bulundurmanda fayda var.Sıralamalar: Üniversite sıralamalarını incelerken, hangi ölçütleri kullanıldığını ve hangi konuları değerlendirildiğini öğren. Çünkü bu sıralamalar, kendine en uygun üniversiteyi bulma sürecinde, kullanışlı olmayabilir. Sıralamaların yapılmasında kullanılan etkenler, senin akademik deneyimini geliştirmek konusunda bir etken olmayabilir. Ayrıca sıralamaların öznel birer değerlendirme olduğunu unutmamalısın.Önceliklerin Neler: Üniversite deneyiminden ne beklediğini ve bu konuda neye ihtiyacın olduğunu değerlendir. Bu şekilde kendi sıralamanı yapabilirsin. Bir üniversite listesi hazırladıktan sonra önceliklerin dahilinde üniversitelerin çeşitli özelliklerini puanlayarak kendi sıralamanı oluşturabilirsin. Bu kendin için en uygun üniversiteyi bulman konusunda diğer sıralamalardan daha güvenilir bir yöntem olabilir.Bölüme Odaklan: Bir üniversite sıralamalarda alt sıralarda yer alabilir ya da yer almayabilir; ancak bazı bölüm veya fakülteleri ile dikkat çekiyor olabilir. Hangi bölümü okuyacağına karar verdiysen, üniversiteleri genel özelliklerine göre değerlendirmek yerine okumak istediğin bölüme göre karşılaştırma yapmak daha doğru bir seçim yapmana yardımcı olabilir. Fakat henüz hangi bölümü tercih edeceğin konusunda kesin bir karar vermediysen; endişelenme, bu konuda yalnız değilsin. Bu durumda üniversite araştırmaların sırasında pek çok bölüm seçeneği olan üniversiteleri değerlendirebilirsin.Verileri İncele: Üniversitelerin kendi sayısal verilerini incelemek de faydalı olabilir. Mezun oranlarını, mezuniyet sonrası istihdam oranlarını ve öğrencilere verilen burs oranlarını değerlendirebilirsin. Fakat bu incelemeyi yaparken üniversitelerin tamamen dürüst olmama ihtimalini de unutmamalısın.Benzer Özellikleri Kıyasla: Eğer üniversitenin kütüphanesi senin için önemliyse, farklı üniversitelerin kütüphanelerini karşılaştırmak ya da araştırma fonları önemliyse, tüm seçenekleri gözden geçirmek daha kolay olacaktır. Çok sayıda konuyu birlikte ele alarak değerlendirme yapmak yerine, tek bir özelliği değerlendirmek seçim yapmanı kolaylaştıracaktır.Ücret: Hangi üniversitenin sana uygun olduğunu bulma sürecinde, eğitim ücretlerinden dolayı vakıf üniversitelerini göz ardı etme. Vakıf üniversitelerinde %100, %75 ve %50 gibi çeşitli oranlarda burs olanakları bulunmasının yanı sıra sporcu ve başarı bursu gibi çeşitli bursların da olduğunu unutmamalısın.Üniversitenin Konumu: Kariyer seçimine bağlı olarak iş olanaklarının daha yoğun olduğu, seçtiğin alanla ilgili çalışmaların yapıldığı, çevre kurabileceğin veya staj yapma olanağının olduğu bir şehirde bulunan üniversiteyi seçmek senin için daha uygun olabilir.Rahatlık: Üniversite seçimi yaparken kendini ne kadar rahat hissettiğini de değerlendirmelisin. Kendini evinde hissetmek isteyebilirsin; fakat o kadar rahat olmayabilirsin. Üniversite yeni deneyimler yaşamak ve yeni bir bakış açısı geliştirmek için bir şans. Tüm bunları birlikte değerlendirerek hem senin için en verimli deneyimleri yaşayabileceğin hem de çaresizce ev hasreti yaşamayacağın bir yer seçmeye dikkat etmelisin.Değerlendirme: Üniversiteler kendilerini tanıtma konusunda oldukça başarılıdırlar. Fakat tanıtım sırasında edindiğin bilgilerin ne kadarının doğru olduğunu ve ne kadarının reklam yapma amacını taşıdığını değerlendirmek için üniversite öğrencileriyle konuşmayı ve forumları okumayı deneyebilirsin.Akademik Olmayan İmkanlar: Üniversitenin yalnızca eğitim alacağın yer olmadığını unutmamalısın. Yeni insanlarla tanışacaksın, yurtdışına gidebileceksin, çeşitli kulüplere katılacaksın ve o toplulukta aktif olarak yer alacaksın. Üniversite seçim sürecinde, üniversitelerin eğitim dışında sahip olduğu olanakları da değerlendirmelisin. Sosyal hayatın nasıl olduğunu, etkinlikleri, öğrenci kulüplerini ve takımlarını öğrenmelisin.Kendi Düşüncelerini Oluştur: Bir arkadaşının ya da aile bireylerinden birinin yaşadığı olumlu ya da olumsuz deneyim seçeceğin üniversite ile ilgili düşüncelerin kolaylıkla değişmesini sağlayabilir. Fakat unutma ki hepimizin üniversiteden beklentisi aynı değil ve her birimiz farklı bir deneyim yaşıyoruz. Bu yüzden başkalarının hikayeleri, değerleri ve önyargılarının seni etkilemesine izin vermemelisin. Önemli olan senin düşüncelerin.Ziyaret Et: Üniversite seçeneklerini belirledikten sonra, üniversiteler ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek ve üniversite yaşamını görmek için bireysel olarak kampüs ziyareti yapabilir ya da kampüs turlarına katılabilirsin. Bunun yanı sıra her üniversiteye gidemeyebilirsin; bunun için üniversitelerin web sitelerinde yer alan kampüs turlarını inceleyebilirsin.Mezunlar: Üniversite deneyiminden çok sayıda kazanç elde edeceksin. Fakat bunun yanı sıra üniversiteyi geleceğin için bir yatırım olarak değerlendiriyorsan; üniversite mezunlarının şu anda ne yaptığını Linkedin gibi web sitelerden öğrenmeyi deneyebilirsin.Parlakbirgelecek.com: Tüm bu önerilerin yanı sıra parlakbirgelecek.com kendine en uygun olan üniversiteyi ve bölümü bulman konusunda sana yardımcı olabilir.Hangi üniversiteyi seçeceğin kadar hangi bölümü tercih edeceğin de üniversite deneyimini en verimli şekilde yaşaman ve doğru bir karar vermen için en önemli etkenlerden biri. Bu kararı vermeden önce Kişilik Testi’ni alarak sana en uygun olan ana dalları öğrenebilirsin. Hangi bölümü ve hangi üniversiteyi seçeceğine ilişkin doğru bir karar verebilmek için Hangi Üniversite ve Hangi Bölüm yazılarımızda yer alan öneriler senin için faydalı birer kaynak olacaktır.Üniversite seçim sürecinde sana en uygun olan üniversiteyi bulmak için kullanacağın kaynaklardan biri de kampüs ziyaretleri. Kampüsleri nasıl ziyaret edeceği, kampüs ziyaretlerinin ne zaman yapılmasının daha verimli olduğu ve kampüs ziyareti sırasında hangi soruları soracağına ilişkin bilgi edinmek için Kampüs Ziyaret Rehberi: Hazırlık, Kampüs Ziyaret Rehberi: Yapman Gerekenler ve Kampüs Ziyaret Rehberi: Dikkat Etmen Gerekenler yazılarımızı okumak sana yol gösterecektir. Bunun yanı sıra üniversite seçeneklerinden tümünü ziyaret etme imkanı bulamayabilirsin. Bunun için Kampüs Ziyareti Yapamazsan ve Üniversite Seçiminde İnternetten Yararlanma yazılarımızı okuyarak, üniversiteler ile ilgili daha fazla bilgi edinmene yardımcı olacak ipuçlarını bulabilirsin.Kendine en uygun üniversiteyi seçmen hem zengin deneyimler yaşaman hem de kendini rahat hissetmen açısından önemli bir etken. Bu yüzden üniversite araştırmasına başlamadan önce Üniversite Araştırmalarında Yapılan Hatalar yazımızı okuman, olası hataları yapmanı engelleyecektir. Ayrıca Sana En Uygun Üniversiteyi Ararken Nelere Dikkat Etmelisin ve Üniversite Seçimini Yapmadan Önce Kendine Sorman Gereken 4 Soru yazılarımız doğru bir seçim yapman konusunda sana yol gösterebilir.
Reklam
Pharrell’den Yeni Video: 'Marilyn Monroe'
Pharrell Williams’ın yeni albümü G I R L‘den “Marilyn Monroe” adlı şarkısına çektiği yeni klibi yayınlandı. Pharrell klipte yine ünlü büyük şapkası ile yer alıyor ama bu defa şapkayı farklı reklerde de görmek mümkün. Klipte çok sayıda güzel kızın yanında Kelly Osbourne’da oynuyor. Dipnot TV
Yüzüklerin Efendisi Serisinden Gollum'a Dönüşmüş 8 Yabancı Ünlü
Yüzüklerin Efendisi'nin asla modası geçmiyor. Çok eski bir yapım olmamasına rağmen bir kült halini aldı. Serinin öncesini konu alan The Hobbit serisi de yine izleyici rekorları kırmaya devam ediyor. Filmin en sevilen karakterlerinden Gollum da rahat durmamış ve ünlülerin kılıklarına girmiş.
Reklam
Onur Ünlü: "Sinema Yok Olacak"
Yönetmen Onur Ünlü ile artı 18 yaş sınırlaması ile gösterime giren yeni filmi 'İtirazım Var’ı konuştuk. Ünlü, 'İtirazım Var' ile yaşadığı süreci, Türk sinemasını, sinemanın geleceğini ve yeni projelerini Al Jazeera Türk’e anlattı. Onur Ünlü, son filmi ‘İtirazım Var’a yaş sınırı (+18) geldiği günün ertesinde İstanbul Film Festivali’nden ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazandı. Yaş sınırı her an +15’e düşürülebilir. Başrolde boks yapan, antropoloji okumuş, bağlama çalan bir imamı oynayan Serkan Keskin de aynı festivalde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü aldı. Denetleme Kurulu birkaç gün içerisinde yaş sınırını daha da düşürebilir ama bir yandan da hayat geçiyor. Filmin gösterim günü an be an geride kalıyor ve sinemacılar için her seans çok önemli. Çünkü onlar ve elbette Onur Ünlü de filmleri izlensin ve daha çok insanla buluşsun diye film yapıyorlar. Sence filme neden 18 yaş sınırı getirildi? Açıkçası ben anlayamıyorum ama genel olarak duruşuyla ilgili bir sorun olmalı. Ben bu kararın siyasi değil, ahlaki olduğunu düşünüyorum ve bence bu daha kötü. Biz yine de itiraz ettik, itirazımız değerlendiriliyor ve belki de geri döner. Filmin belli bir yaşın altındakilere yasaklanmasına sebep olacak bir şey var mı içerikte? Bu nokta önemli. Çünkü benim bundan sonra yapacağım filmim yasaklanabilir ya da bundan sonraki bir filmime gerçekten +18 de verilebilir. Ama o sınırlamanın geleceği film, bu film değil. Zaten mesele de buradan çıkıyor. Bu şekilde denetlenmek bir yönetmen olarak sana ne hissettiriyor? Ben ancak benden daha ahlaklı ya da daha onurlu birisi tarafından ahlakımla ilgili denetlenmeyi kabul edebilirim. Ama bizi denetleyen insanlar kim, hiç bilmiyoruz ve tanımıyoruz. Meslekten insanlar oldukları söyleniyor ama biz onların mesleki yetkinliklerini de bilmiyoruz. Mesleki olarak da yaptığım işle ilgili benden daha yetkin biri olmalı. Bu karar prensip olarak umurumda değil ancak benim ve benimle çalışan insanların ekmeğiyle oynanıyor. Çünkü bu karar benim hem televizyon hem de vizyon satışını olumsuz yönde etkiliyor. Ben şu anda bununla ilgileniyorum. Yoksa o kurul da, Kültür Bakanlığı da total olarak umurumda değil. Ama benim filmime böyle davranan bir zihniyet, tarihi eserlere ya da diğer kültürel değerlere nasıl davranıyordur diye düşünüyorum. Yani benim filmime bu yaş sınırlamasını getirmekle, tarihi bir mozaik üzerine alçı sıvamak aynı şey. Filme yaş sınırlaması geldiğinde Cem Yılmaz da ‘itiraz’ edenlerden, tepki verenlerden biri oldu... Tabii, sağolsun o da destek oldu bize. Film Festivali’nin ödül gecesinde arkadaşlarımın, meslektaşlarımın üzerinde ‘Artı 18’e itirazım var’ yazılı çıkartma ile salonda oturmaları, jüri başkanı Derviş Zaim dahil herkesin bu çıkartmaları yapıştırması beni çok etkiledi. O günden beri de konuşuyoruz, neler yapabiliriz diye çünkü bu sadece benim filmime yapılan bir yasaklama değil, genel olarak bundan sonraki filmleri de tehdit eden bir anlayış. Bizim bu ahlak bekçiliği anlayışına karşı bir müdahalede bulunmamız lazım. Bu tip sınırlamalar, otosansüre neden olur mu zamanla? Benim bundan sonra yapacağım iki film de muhtemelen yaş sınırı olmaksızın yasaklanacaktır. Ama benim anlamadığım, bu tip bir karar çıkararak benim ya da bir başkasının film yapmasını engelleyecekler mi ya da caydırma yöntemi olarak bu mu kullanılıyor? Benim ne yapacağımı devlet belirleyemez, belirlememeli de. Bakın, ülkenin en değerli beyinlerinin bir kısmı bu film işinin içinde. Sinema üzerinden insanların mutluluğuna katkı yapmak isteyen bu insanlarla neden uğraşırsınız? Hayata dair para kazanmak, sosyal güvence, gelecek kaygısı gibi her şeyi bir kenara bırakmış bu insanların tek derdi iyi bir film yapmak ve bunu izleyiciye izletmek. Onlar olmadığında yerine ne koyacaksınız? Entelektüel olarak yoksunuz. Ne olmasını istiyorsunuz o zaman? Bu sorular yanıtsız. Anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. İYİ FİLM NADİR BİR ŞEYDİR Sanat kurumları geçmişlerine dönüp baktığı bir döneme girdi. Sinema açısından sence nasıl bir noktadayız Türkiye’de? Türk balesinden daha ileride olduğumuzu düşünüyorum sinemacılar olarak. Türk balesi diye bir şeyi söylerken bile kulağa ters geliyor. Benim ilk filmim ‘Polis’ 2007 yılında çıktığında o yıl gösterime giren Türk filmi sayısı 16’ydı. Geçen yıl 83 film vizyon gördü ve görmeyenlerle birlikte 100’ü buluyor bu rakam. Mesela 16 filmin içinden çok iyi beş film çıkma olasılığı 100 filmin içinden beş iyi film çıkma olasılığından daha düşük. Neticede senede zaten en fazla beş iyi film yapılabilir ki iyi film zaten nadir bir şeydir. Dünyada da böyledir. Türk sineması diye bir şey var mı peki? Türk ya da Türkiye sineması diye bir şeyden şimdilik bahsedemeyiz. Çünkü ortak bir duygu, ortak bir hal ya da zamanın ruhu dediğimiz şey etrafında film yapılmıyor, yapmıyoruz. Herkes kafasına göre bir şeyler yapıyor ve bir hengame oluşuyor. Ben de o hengame kuşağının içerisindeyim. Ama bu bir zaman sonra geçecek. Daha seçilerek yapılacak işler. Bizim filmlerde güzel planlar oluyor ama bir bütünlük yok, bunun nedeni nedir? Bütünlük duygusunu yakalamak kolay değil. Bir insan uyumak dışında hiçbir şeyi 100 dakika boyunca yapamaz. Ama 100 dakika boyunca bir filmi izleyebilirsin. İnsanları kapalı bir yere koyup, 100 dakika boyunca bir şeye baktırtmaya devam etmen gerekiyor. Bu kolay sağlanabilecek bir şey de değil. Özellikle bugün senin de bildiğin gibi çok fragmantal bir düşünce yapısı var ve insanlar ‘anlık’ bir fikri meşrulaştırarak sanat eseri ürettiğini iddia ediyor. Epik anlatım biçimi yok olmak üzere. Bunun yerine anlık düşünceler iş yapar haline geldi. İzleyici de bir anda karşısındaki esere bakıp onu üç, beş saniye içinde tüketip sonraki esere geçiyor. Böyle bir zamanda bir filmi 100 dakika içinde bütünlüklü olarak anlatmak iyice zorlaşıyor. TEVHİD ÜZERİNE DÜŞÜNMEMİZ GEREKİR O bütünlük için ne yapmak lazım? Peki, şöyle anlatayım, mesela ‘Tevhid’ meselesi üzerine düşünmemiz gerekir. Birlik ve bütünlük duygusu, her şeyin bir yandan da parçalanamaz bir bütünü oluşturduğu fikrini unutmamalıyız bence. Bundan uzaklaşınca film de dağılıyor, akıllarımız da dağılıyor. Sen Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bütçe almıştın ve sonra geri verdin. O süreç nasıl gelişti? Ben bir film için para almıştım ve o filmi çekemedim. Çekmeyince de parayı götürüp geri verdim. Tabii ki tek seferde ödeyemedim ama 12 ay boyunca faiziyle birlikte aldığım parayı iade ettim. Bir daha da Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek filan istemedim. SİNEMA, İNSANLIK TARİHİNDE HOŞ SEDA OLARAK KALACAK Sence sinema Doğu kültürüne yabancı bir sanat dalı mı ? Ben sinemanın sadece Doğu kültürüne değil, Batı kültürüne de ait olmadığını düşünüyorum. Sinemanın insana ait olmadığını düşünüyorum. Önümüzdeki 50, en fazla 100 sene içerisinde yok olup gideceğine inanıyorum. Mesela geçenlerde bir yerde karşılaştım. Yanılmıyorsam Hititler döneminde yapılan ve üstün bir sanat tekniği, becerisi örneği olarak kabul edilen bir süsleme biçimi var. Şu anda kimsenin bununla ilgilendiği yok. Sinema da bunun gibi insanlık tarihinde hoş bir seda olarak kalacak. Zaten daha 100 yıllık bir mevzu ki koca insanlık tarihinde bir hiç ölçüsündedir. Sinema neye dönüşecek ? Evde kendi başımıza yaptığımız bir hale gelebilir mesela. Düşünsene Johannes Gutenberg 1450’de ilk kez modern matbaa tekniğini bulduğunda insanlığın kaderi değişmişti. Oysa şimdi evde internetten ya da kendi olanaklarımızla bir şeyler yazıp basabiliyoruz, büyük matbaa makinalarına ya da onları kullanacak insanlara ihtiyacımız yok. Sinema da belki böyle bireysel bir hale dönüşebilir. O zaman ‘Ben ne yapıyorum’ demiyor musun? Sürekli olarak diyorum. Ama mafya gibi oldu sinema benim için, girdim çıkamıyorum. Elimi verdim, kolumu alamıyorum. Bana yardım edin. TÜRKİYE’DEN İKİ ŞEY ÇIKMIYOR: SENARİST VE KALECİ Günlük yaşam politikası sanatçıları ne kadar etkiliyor ? Genel olarak sanat eserlerinin günlük politikayla kurduğu ilişkinin onu zedeleyeceğine dair yaygın bir kanı var ve ben de buna katılıyorum. Ancak bu aşılabilir aynı zamanda. Mesela ‘İtirazım Var’da bunu aşmaya çalıştık. Filmdeki göndermeler hem bugünün hem de 1400 sene evvelinin ve belki bundan sonrasının da sorunlarına dair ya da en azından izleyenlerin söylediği bu. Bir sanat eserinin yaşadığımız güne dair noktalara değinirken o noktaların cihanşümul olmasına da dikkat etmek gerekiyor. Sanatçı olsun olmasın insanlar çok fazla politize oldu. Politize olmayanlar günlük hayatın dışında mı tutuluyor? Politize olmak senin günlük hayatta işini kolaylaştırır, seni çok kolay bir şekilde konumlandırır ve günü kurtarmanı sağlar. Ama şunu unutma, Türkiye’den iki şey çıkmıyor: Bir senarist, iki kaleci. Çünkü herkes gol atmaya çalışır. Ya yönetmen olmak isterler ya da santrafor. Sinemaya sadece yazar olarak -ben dahil- destek vermek kimseyi kesmez. Bu bulunduğumuz yerin Ortadoğu olmasından ve sadece bize özgü olup, kimsenin anlayamayacağı o tatlı gerilimle yaşamamızdan kaynaklanır. Bu bir telaş yaratır, yarın ne olacağımızı hatta bir an sonra ne olacağımızı biz gerçekten de bilmiyoruz. HAKİKATLE ARAMIZDA 700 PERDE VAR Yine de sanatçıyla sanat yerine politika konuştuğumuz bir ortamdayız... Bu konumlandırma telaşı içinde meselenin özünden uzaklaşıyoruz işte. Mevlana, hakikatle aramızda 700 perde olduğundan bahseder. Günlük politika bence bu 700 perdeden biri sadece. Filmde, devletin din adamları Selman Bulut tarafından ister istemez dışlanıyor. Dinin mahrem ve kişiye özel tarafına neden vurgu yapmak istedin? Bir insanın dini inancını sormak ya da bunu araştırmak en temel nezaket kuralına aykırı en başta. Fakat şu an içinde bulunduğumuz iktidarla birlikte korkunç bir nezaketsizlik içerisindeyiz. İnanan ve inanmayan ayrımına gidildi ve bu inanan biri olarak beni çok rencide ediyor. Çünkü ben belirli bir iletişimde olduğum herhangi birinin dinini, milletini hiç düşünmedim. Fakat şu anda bu devletin bekasıyla doğrudan ilişkilendirilen bir şey gibi gösteriliyor. İdeolojilerinden emin olmadıkları için sürekli korkuyorlar ve korktukça daha fazla şey öğrenmeye çalışıyorlar. Çünkü kendi ideolojileriyle insanlar arasında sevgi, saygı, ruh birliği ve bağı olmadığının ve olamayacağının farkındalar.Bedia Ceylan Güzelce/Al Jazeera
Reklam