Vivaldi’den Nefret Etmenin Yolları
Acil bir durumda, ulaşılması gereken bir kurum. Telefonun tuşlarına basıp kendini o korktuğun uzun denklemin içine sokuyorsun. Banka, vergi dairesi, internet servis sağlayıcısı — fark etmez, hepsi aynı kapıdan giriyor; önce karşı taraftan o robot ses ile yüzleşiyorsun: “Çağrınız bizim için önemlidir. Beklediğiniz için teşekkür ederiz.” Sonra Vivaldi çalmaya başlıyor. Dört Mevsim’in İlkbahar’ı. Kemanlar coşkuyla çalıyor, sanki dünya hâlâ tarladaki kuzular ve çiçeklerle dolu, sanki sen de bir kuzusun, sanki sıranın önünde otuz kişi yok, sanki, sanki ve sankiler…
Beş dakika. Hâlâ İlkbahar.
On beş dakika. Hâlâ İlkbahar.
Yarım saat sonra artık o kaçınılmaz sondasın: Vivaldi’den nefret etmeye başlıyorsun.
Adamcağız üç yüz yıl önce ölmüş, cüppesiyle Venedik’in bir yetimhanesinde keman çalan kızlara ders veriyormuş, hayatı boyunca borçtan kurtulamamış, sonunda Viyana’da sefil bir mezara gömülmüş. Şimdi onun ödülü ise bu; senin telefonunda, sıra bekleten bir kuyruğun fon müziği olmak. Hadi olur da bu kadar da haksızlık olur mu?
Bekleme müziğinin modern hayatın en garip türü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü dinlenmek için yapılmamıştır. Net bir şekilde; dinlememek için yapılmıştır hatta dinlemediğini fark etmemen için yapılmıştır. Bir yokluğu doldurma çabası oradadır fakat Operatör henüz orada değildir. Sessizlik panik yaratır ve o sessizlik insanı “kapatayım mı?” diye düşündürür. İşte tam o noktada müzik bu boşluğu yani eşikteki sabırsızlığı yumuşatır. Bir sanat asla değildir burada müzik, bir ses yastığıdır. Bekleme odasındaki halı, hastane koridorunun dümdüz beji, doktorun beyaz önlüğü gibi, ortada bir şey olsun yeter. Sadece bir “şey”.
Niçin Vivaldi peki?
Cevap çok açıktır, çünkü telifi yoktur. Bach, Mozart, Vivaldi — hepsi yüzyıllar önce ölmüş, eserleri defalarca tüketilmiş ve kanunlar bütün bu eserleri topluma mal etmiş; sonuç olarak da hepsinin müziği bedava olmuş. Bu senaryoda tablo son derece net; çağrı merkezi yazılımına klasik müzik paketi kurarsın, yıllarca aynı dosyayı döndürür durur. Bach’a “fügleriniz bir gün bir finans şirketinin sırasında, fatura itiraz eden insanlara çalacak” desen herhalde önce güler, sonra yazmaya devam ederdi. Düşünsenize, tarih ne kadar da ironik… Sanatın en yüce ve özel zannedilen anları en yüzeysel ve hatta sevimsiz anlarımızı kapatıyor şimdi geldiğimiz noktada.
Bu işin bir de politik yanı var tabi…
Bekleme müziği kulağına her saniye iki şey fısıldar: “Buradasın, ama henüz değil.” Bir yandan hattın açık olduğunu sana defalarca hissettirir ve kapatamazsın çünkü “birileri” bir yerde seni bekliyor olmalı, terk edilmedin. Öte yandan, seni bekleten kurumun görünmez ve isimsiz olduğunu da aynı anda hissettirir. Çalan Vivaldi ama… Vivaldi orada değil. Seninle ilgilenmesi gereken insan da orada değil. Sadece sen ve Vivaldi. Aradaki boşluğu dolduran üç yüzyıl öncesinin bir İtalyan rahibinin kemanları... Otorite kayıp ama müzik orada. Bu durum tam olarak modern bürokrasinin akustik ve sessel formülüdür.
Kim bekler peki? Açık konuşalım; VIP hattı olmayan bekler. Bankada özel müşteri kartı olmayan, internet aboneliğinde kurumsal indirim alamayan, vergi borcunu öğrenmek isteyen, faturasına itiraz eden bekler. Para verene sıra yoktur; parası olmayana Bach vardır. Bu çok ince ama çok belirgin bir sınıf çizgisidir. İşte karşınızda ses peyzajının sınıfsal hâli.
Bir de işin sinsi tarafına çekeyim sizi; bekleme müziği sabrı kurumsallaştırır.
“Önemlisiniz” diye fısıldayan o robot sesi sayesinde sinirlenmenin meşruiyetini elinizden alınır. Sinirlenirsen çağrı merkezi yazılımının deyimiyle, “agresif müşteri” olursun. Kapatırsan zaten kaybedersin ve geçen zaman boşa geçmiş olur, her şeye sil baştan başlarsın. Kapatmazsan ama hala sinirliysen, müşteri temsilcisinin bilgisayarındaki kırmızı bayrak sen olursun. Oysa hatırla ve odaklan; müzik çalıyor. Vivaldi çalıyor. Vivaldi’ye nasıl sinirlenebilirsin ki?
İşte tam bu noktada şunu hatırlayalım, bekleme müziği bize neoliberal zamanın gerçek karakterini gösterir. Zaman çalınır evet ama nazikçe çalınır. Beklemek bir şiddet biçimidir ama klasik müzik eşliğinde geldiği için ona şiddet diyemeyiz, daha soyuttur. Üstüne üstlük, sonradan bir “müşteri memnuniyeti anketi” gelir; beğenmediğini söylersen kişiselleştirirler — “Vivaldi mi rahatsız etti?” diye sormazlar.
Yirmi üç dakika sonra operatör hatta gelir ve nazikçe sorar: “Sizi bekletmedik umarım?”
Beklettiniz.
Ve Vivaldi’den nefret etmenin bir yolunu sanırım artık biliyorum.
Barış Erbil Onedio Yazio’2026
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

