Müziğin tarihi binlerce yıl geriye uzansa da o dönemlerden sözleri ve notalarıyla birlikte eksiksiz ulaşan bir eser bulmak neredeyse imkansız. Bu açıdan bilinen en eski örnek ise Anadolu'dan, Aydın'daki antik Tralleis kentinden çıktı.
'listenary' isimli içerik üreticisi, Seikilos Mezar Yazıtı'nın hikayesini anlatıp üzerindeki 2 bin yıllık melodiyi seslendirdiği videoyu paylaştı.
Taşın üzerindeki şarkı "yaşadığın sürece parla" öğüdüyle başlıyor
Milattan sonra 1. ya da 2. yüzyıla tarihlenen mermer sütun, 1883 yılında Aydın'da Osmanlı demiryolu inşaatı sırasında gün yüzüne çıktı. Taşı bulan, hattın yapımında çalışan İrlandalı mühendis Edward Purser'dı. Yazıtı aynı yıl arkeolog William Ramsay bilim dünyasına tanıttı.
Sütunun üzerinde Seikilos adında birinin adı geçiyor. Yazıt çoğunlukla 'Seikilos'tan Euterpe'ye' diye okunuyor ve Euterpe'nin onun eşi olduğu düşünülüyor. Bazı araştırmacılar ise ismin lirik şiirin ilham perisi Euterpe'ye bir gönderme olabileceğini söylüyor.
Taşı sıradan bir mezar anıtından ayıran şey, Antik Yunanca sözlerin her hecesinin üzerine işlenen nota işaretleri. Bu işaretler sayesinde melodi, yaklaşık 2 bin yıl sonra yeniden çalınabiliyor. Şarkının sözleri ise bugün de pek çok kişiye tanıdık gelecek bir öğüt veriyor: 'Yaşadığın sürece parla, hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme. Hayat kısacık, zaman mutlaka kendi hakkını isteyecek.'
Daha eski müzik kayıtları da var. Suriye'deki antik Ugarit kentinde bulunan Hurri ilahileri ya da Delfi ilahileri gibi eserler daha eskiye dayanıyor ama günümüze yalnızca parça parça ulaştı. Seikilos'un şarkısı ise kısa olsa da baştan sona eksiksiz. Bu yüzden notalarıyla birlikte tamamı korunan en eski beste olarak kabul ediliyor.
Saksı altlığı yapılan taş bugün Kopenhag'daki bir müzede sergileniyor
Taşın bulunduktan sonraki hikayesi de en az kendisi kadar ilginç. Sütunun alt kısmı hasarlı olduğu için Purser, taşın tabanını düzlettirdi ve eşi onu bir süre saksı altlığı olarak kullandı. Bu kesim sırasında yazıtın bir satırı yok oldu. Kaybolan satır bugün yalnızca daha önce alınmış bir kopyası sayesinde biliniyor.
Eser uzun yıllar İzmir'de kaldı. 1922'de İzmir'deki Hollanda konsolosu, taşı İstanbul ve Stockholm üzerinden Lahey'e götürdü. Uzun süre kayıp sanılan yazıt, 1966'da Kopenhag'daki Danimarka Ulusal Müzesi'nin koleksiyonuna katıldı ve o günden bu yana orada sergileniyor.
Aydın'dan zaman zaman taşın memleketine dönmesi için çağrılar yapılıyor. Videonun sonunda da Türkiye'nin eserin iade süreçlerini yakından takip etmeye devam ettiği hatırlatılıyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın