Güzel Şeyler de Oluyor: Ürdün’deki Mülteci Kampı Girişimcilik ve Teknoloji Üssüne Çevrildi

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Her ne kadar geçtiğimiz yılın odağında Avrupa eksenli konuşulmuş olsalar da, aslında tahmin ettiğiniz gibi Suriyeli mültecilerin çok büyük bir kısmı komşu ülkelere iltica etti; en başta da Ürdün, Lübnan ve tabii ki Türkiye’ye.

Dünya Ekonomi Forumu, Birleşmiş Milletler Küresel Girişimcilik Konseyi (GEC) üyeleri ile birlikte Ürdün’e bir ziyarette bulunmuş ve mültecilerin buradaki durumunu yerinde incelemiş.

BM Mülteci Ajansı’nın verilerine göre an itibariyle Ürdün’de 656.000 kadar Suriyeli mülteci yaşıyor.

Ürdün’ün yalnızca 8 milyon nüfuslu bir ülke olduğu düşünülürse bu ciddi bir rakam; ve kuşkusuz hem ülke ekonomisi hem de kamusal hizmetler anlamında Ürdün’ü zorlayacak nicelikte.

Üstelik Ürdün’deki bu mültecilerin büyük çoğunluğu kamplarda yaşamakta.

Bu kamplardan en büyük 2 tanesi, fotoğrafta da görülen 80.000 nüfuslu Za’atari (ki bu aynı zamanda Orta Doğu’nun da en kalabalık mülteci kampı); ve 54.000 nüfuslu Afraq.

Fakat bu kamplarda bizim pek de alışkın olmadığımız bir sistem işletilmekte.

Ürdün’de mültecileri yatırım ve iş kurma konusunda teşvik eden anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle, (tabii BM’nin de desteğiyle), bu kamplarda oldukça ilerici ve yenilikçi teknolojiler kullanılıyor; mültecilerin üretim aşamasına katkıları sağlanıyor; ve birçok yeni girişimin temelleri atılıyor.

Öncelikle, Za’atari mülteci kampında ileri teknoloji Biyometrik Kimlik Yönetimi Sistemi (BIMS) kullanılıyor.

Bu sistem kişinin iris ve parmak izini belgeleriyle, geçmişiyle ve banka hesabıyla eşleştiriyor. Böylelikle mülteciler buradaki ATM’lerden yalnızca iris tanıtarak para çekebiliyorlar.

Sistem ayrıca, mültecilerin kayıt ve yerleştirilme bilgilerini de bir arada tutuyor.

Bugüne kadar 335.000 mülteci bu sistem kullanılarak kamplar genelinde dağıtılmış.

Başka alışık olmadığımız uygulamalar da söz konusu.

Kampta insanların sıraya girdiği klasik bir yemek dağıtma uygulaması değil, her mültecinin kamptaki 2 süpermarketten alışveriş yapabilmesini sağlayan ve kamp dışında da pek çok yerde geçen, bizdeki “ticket” benzeri kartlar var. Bu şekilde, Ürdün için de bir nakit akışı sağlanmakta.

Peki mülteciler kendi para gelirlerini nereden sağlıyor?

İşte tam da bu noktada, kamplarda kalan mültecilerin diledikleri girişimi oluşturabilmelerine kanunen imkan tanınmış. Ve şimdiden sadece Za'atari kampında 3.000’den fazla “işletme” var.

Mülteciler ellerinden ne geliyorsa ya da paraya çevirebilecekleri hangi becerileri varsa satışını yaparak para kazanıyor.

El işleri, ekmek, falafel, vb şeyler üretebiliyorlar. Kontrol ve operasyon merkezlerinde, eğitimlerine göre işe alınıyorlar. Hatta mültecilerden bir kısmı, çocukların eğitimi, sanat vb alanlarda kampta öğretmenlik yapıyor.

Dükkan ihtiyacı olan mikro-işletmelere ise satış yapacakları mini dükkanlar BM tarafından sağlanmış.

Kampın yöneticisi Hovig Etyemezian, Ürdün’ün mülteci politikasının insanlık onuru ve vicdan kavramları ekseninde şekillendiğini belirtiyor.

Bu nedenle de mültecilerin yalnızca tüketen, ülke ekonomisine hiçbir katkı sağlayamadan barınan ve bu nedenle toplum tarafından dışlanan bireyler değil; üreten, kendilerini geçindiren, ekonomik döngü içerisinde aktif olarak yer alan bireyler olması için çalıştıklarından bahsediyor.

Kısacası Ürdün, mülteci krizini her iki taraf için de fırsata dönüştürmüş görünüyor.

Kendi kanunlarını uygun şekilde duruma adapte ederek, uluslararası kuruluşların mevcuttaki yardımlarını da akıllı ve verimli biçimde kullanarak, mültecilerin kendi ayakları üzerinde durabilmesinin önünü açıyor; ve bu şekilde onları, çok genel bir kanı olan “ülkenin sırtındaki kambur” olgusunun dışına çekmiş oluyor.

Bugün dünyada bir şekilde evlerinden sürülmek durumunda kalmış 65 milyondan fazla insan var.

Üstelik küresel ısınma boynumuza bıçağı yaklaştırmış, ensemizde solur vaziyette iken, bu sayının ilerleyen yıllarda artacağını tahmin etmek de zor değil.

Yani iş yalnızca kampları fonlamakla bitmiyor.

Gerek devletlerin, gerekse varlıklı iş insanlarının, mültecileri 'üreten' bireyler haline dönüştürmek, yetenek ve eğitimlerinden yararlanmak yönünde yeni strateji ve politikalar belirleyip uygulamaya koyması, önümüzdeki yıllarda dünyanın bu konuda daha az kriz yaşaması için şart görünüyor.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
cihanzkan35

kampın yöneticisi etyemezian =)

ugur-deniz-kutlu

Bu yüzden bizdeki 7 milyonu bunlara vermemiz çok doğru bir tercih olur hadi siktir olun gidin Arapların yanına sizi kimse istemiyor.

berkay34

Şöyle ordaki kadınlara bakıyorumda onlar bile kara çarşaf giymiyorlar ama bizde maşallah bolca var anlamadım gitti... Kur'an'ın kara çarşaf giyin diye bi emri de yok hayır ne bu arap özentiliği bizdeki delircem

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

Birleşmiş MilletlerLübnan
Görüş Bildir