Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ahmet Baran Yazio: Zordur Sanatın Gökkuşağında Bir Renk Olmak...

12PAYLAŞIM
Yazio Banner

Hiç tanışmadan hayatını paylaştığın,

Duygularını anlatmak için konuşmayı tercih etmeyen,

Deli desen değil ama aklı başında olduğunu da iddia edemeyeceğin,

Üstlendiği gönül yüküyle kendi yaşam ölçüsünde sürekli ritim kaçırsa da,

3 dakika kusursuz çalabilmek için, ömrünü harcayan profesyonel obsesife MÜZİSYEN denir.

Bir meslek grubunu ifade etmekle birlikte, aynı zamanda bir paye de olduğunun gözden kaçırılmaması, ucuzlatılmamasına özen gösterilmesi gereken kelime.

Birkaç bin sayfa notayı hatmetmiş, usul, solfej, entonasyon, tuşe, çalım tekniği geliştireyim diye kendini hebâ ederken, hiçbir zaman "önce müzik için müzik” yapmaktan vazgeçmemiş; ve fakat malum sebeplerden dolayı, kendini yüksek müzik otoritesi sanan mekan sahipleri tarafından, bütün gece satılmış bira kasalarını sayıp, bunun üzerinden başarısının değerlendirilmesine maruz kalmış müzik emekçisine verilen isim aynı zamanda.

Hal böyle değilmiş gibi toplumsal krizlerde ilk darbeyi yiyen insandır.

Uçlarda yaşadığı hassasiyetiyle gönül rızkının kesildiği yetmezmiş gibi ilk müzisyenin ekmeği kesilir.

Tüm meslek grupları zarar görse de bir şekilde devam eder ama tüm acılarda olayın failleri bırakılıp müzik yapan insana girişilir.

Hepimiz biliyoruz ki biraz çılgın, biraz hassas, oldukça kırılgandır sanatla uğraşan insanlar.

Nasıl olmasın ki? Bir insan full time hissiyatla uğraşabilir mi?

Dilerseniz müzisyen ruhunun penceresinden içeri başımızı uzatıp, kopan fırtınalara, küllenmemiş yangınlara, pek çok kez ölçekleri alt üst eden artçı depremlere bir göz atalım:

Çocuk yaşta kendini adadığın bir alan…

İsmi var oldukça sürecek bir çalışma temposu.

Enstrümanıyla, notalarla, bestecilerle kurduğu empati, gönül bağı, yol arkadaşlığı…

Kendi birikimlerini, duyarlılığını ve zevkini eserlere adapte etme süreci ve hiç bitmeyen mükemmele ulaşabilme arzusu…

Sulara türkü söylerken sanki yıllardır acısını çektiği, uzun zamandan beri umutlara, düşlere bıraktığı beklentilerin gerçekleşebilme umudu…

Ruhunu asla dinlenmeyen bir şelalenin azgın akıntılarına çoktan kaptırmış keyifle seyrederken acımasız ön yargıların salını devirip boğulmaya mahkûm bıraktığı yalnızca yüzmeyi becerebilenlerin eserlerini dinletip, izletebildiği bir azınlıktan söz ediyoruz.

Yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere zordur sanatın gökkuşağında bir renk olmak… Sanatçılığın meslek olarak icra edilmesi ise zaten anormal bir durum.

Ne olur her olumsuzlukta arkasındaki yüzlerce bileşeni düşünmeden önlem olarak sadece konserleri iptal ederken,

“Sen şimdi bütün enstrümanları çalabiliyor musun?” gibi beyin yakan sorularınızı yöneltirken

“İki tıngırdatıcan amma nazlandın” diye taciz ederken

“Ne kıyak işiniz var hem eğlenip hem parayı kırıyorsunuz valla” deyip pişkin pişkin sırıtırken,

Hele ki “Ben de küçükken kursa gittim ama ailem kötü yola mı düşücen diye göndermedi.” gibisinden acı tecrübelerinizi paylaşırken

Yukarıda yazdıklarım aklınıza gelsin.

Olumsuzluklar yaşanabilir ama sanatın güzelliğini hiçbir kötü duyguyla örtmeyelim.

Umudun dibini sıyırdığımız bu zor günlerde, dünden daha güzel yarınlar diliyorum hepimize…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir