onedio
Sokak Röportajları: Erkekler Ne İster?
Sadece kariyer, iş ve güzel kadınlar mı istedikleri yoksa huzur, mutluluk ve gerçek aşkı da arıyorlar mı? SokakRoportajlari.com iftiharla sunar; 'Erkekler ne ister?'
Türkiye'de Google Glass ile Ameliyat Çekimi Yapıldı
Google Glass’ın sokakta kullanımı her ne kadar sert tepkilere sebep olsa da, belli alanlarda ürünün faydaları bulunmakta. Bu alanlardan biri de sağlık. Geçtiğimiz aylarda yurtdışında yapılan bir ameliyat, doktorun gözünden eş zamanlı olarak yayınlanmıştı. Ülkemizde de Liv Hospital ve Memorial Hospital bu akıma uydular ve birkaç hafta arayla Google Glass ile yaptıkları ameliyatı eş zamanlı olarak aktardılar.Google Glass ile yayın yapan ilk hastane Memorial Ankara Hastanesi olduProf. Dr. Ali Oto’nun kullandığı Google Glass ile yapılan ameliyat eş zamanlı olarak konferans salonundaki hekimlere aktarıldı ve Türkiye’de Google Glass’ın hastanede kullanıldığı ilk vaka oldu. Dr. Ali Oto, Google Glass kullanımının faydalarını şu şekilde aktardı:Bilim- Kurgu dizilerinde gördüğümüz şeyler şimdi gerçek oldu. Bu gözlükle ben neyi görüyorsam bunu internet üzerinden her hangi bir yere ulaştırmak mümkün. İşlemi yapan kişinin gözünden gördüklerimi izleyicilere aktarmak böylece mümkün olabiliyor. Türkiye’de şuanda 7’nci gözlük bu ve ilk kez bu amaçla Google Glass kullanılacak. Bugün bir deneme olarak konferans salonumuzdaki hekimlere aktarılacak ve onlarla tartışacağız. Gözlük ses komutu da alıyor. Bilimsel olarak ne ölçüde bize eğitim amaçlı göstermesi bakımından çok önemli.Liv Hospital Japonya’ya Eş Zamanlı Yayın yaptıLiv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu’nun taktığı Google Glass ile yayın, Japonya’da bulunan kardiyoloji hekimlerine ve İstanbul’da konferans salonundaki izleyici hekimlere aktarıldı. Alp Burak Çatakoğlu yapılan yayın için şu sözleri aktardı:Google Glass ile yapılan eş zamanlı yayın ile iki avantajımız olacak. Benimle aynı noktadan işlemi yapıyormuş gibi benim bakış açımla görecekler işlemi. Fotoğraf ve video olarak Japonya’ya aktaracağız. Onlar da bu aşamaları tek tek Türkiye’deymiş gibi izleyecekler. Japonya’dan çok kıymetli bir meslektaşım bu görüntülere yorum yaparak bize kendi tecrübelerini aktaracak. Çok uzak coğrafyalardaki iki hekimin birlikte sanki yan yanaymış gibi çalışmasını sağlayacağız. Bu çok değişik teknoloji, ufkumuzu açacak teknoloji. Uzakten eğitim tele tıp dediğimiz bu hadiseyi gelecekte daha fazla yaşıyor olacağız. El el üstündür. Herkesin tecrübesi farklı. Farklı hekimlerin farklı tecrübeleri bir araya geldiğinde çıkacak sonuçlar daha başarılı olacaktır. Yaptığımız işlemin başarı açısından, bu tür teknolojilerin uzun dönemde ciddi şeyler vadettiğini hissedebiliyorum.Google Glass'ın kamerası özellikle bakış açısı görüntülerini kaydetmek için gayet faydalı. Görüntüyü alıp, eş zamanlı yayın yapan ender cihazlardan ve özellikle doktorlar ve gazeteciler için bu özelliği çok kullanışlı. Her ne kadar sokakta kullanılacak bir ürün olmasa da, bu alanlarda çalışan kişilerde Google Glass’ı görebiliriz. Sitemizde de yer verdiğimiz Glass Medya adlı sitenin de bunun üzerine çalışması olmuş ve bir otelin tanıtım filmini Google Glass ile çekmişlerdi. Aşağıdaki videodan çalışmalarına ulaşabilirsiniz.Teknolo
2014'te Onedio'da En Çok Okunan 30 İçerik
2014 Onedio'nun patlama yılı oldu desek yanlış konuşmuş olmayız diye düşünüyorum. 2013'e göre trafiğini ciddi şekilde arttırıp, Türkiye'nin en çok ziyaret edilen 20 sitesinden biri haline gelen Onedio, gündeme damga vuran içerikleriyle sosyal medyada en çok konuşulan içerik sitesi haline geldi. Biz de geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da en çok konuşulan içeriklerimizi ayrı bir içerik haline getirdik.  Kaçırdığınız olmasın! Not: İçerikleri ziyaret etmek için başlığa veya imaja tıklayabilirsiniz. Testler ve Videolar için de sizi şöyle alalım;2014 Yılında Paylaşım Rekoru Kıran 14 Onedio Testi, 2014'te Onedio'da En Çok İzlenen 14 Video
2014’te Yaşanan En Önemli 10 Sağlık Olayı
2014 yılında sağlıkta birçok dönüm noktası yaşandı. Sosyal medyada farkındalık kampanyaları düzenlendi, daha uzun yaşamın kapıları aralandı, tüm diyetleri unutturan yeni diyet çeşitleri ve hayatımızı kolaylaştıracak yepyeni buluşlar ortaya çıktı. 2014 yılı sağlık açısından oldukça hareketli ve umut verici bir yıl oldu. İşte 2014'te sağlıkta yaşanan en önemli 10 olay:
7 Maddede Süper Kahramanların Seks Hayatı Nasıl Olurdu?
Onlar hakkında her şeyi bildiğimizi ve konuştuğumuzu düşünürüz. Ama süper kahramanlarla ilgili sohbetlerde pek sık konuşulmayan bir konu daha vardır. Aslında herkes konuşmak ister ama karşılarındakilerin onlara tuhaf bir gözle bakmasından çekinirler. Ama biz çekinmedik! İşte 7 maddede 'Süper kahramanların seks hayatları nasıl olurdu?' sorusunun yanıtları
Reklam
Yandex.Navigasyon'un Yeni Sürümünde Şehirlerin Haritaları İndirilebiliyor
Yandex.Navigasyon’un yeni sürümü istediğiniz şehrin haritasını cihazınıza indirebilmenizi sağlayarak 3G üzerinden veri kullanımını azaltıp daha hızlı bir navigasyon deneyimi sunuyor. Türkiye’nin tüm yollarında detaylı ve ücretsiz navigasyon hizmeti sunan Yandex.Navigasyon yeni sürümüyle kullanıcılarına daha hızlı ve daha rahat bir deneyim sunuyor. Yandex.Navigasyon’un yeni sürümü, kullanıcıların istedikleri şehirlerin haritalarını cihazlarına indirebilmesine olanak tanıyor.Kullanıcılar, Yandex.Navigasyon’un yeni sürümüyle yaşadıkları yerin veya ziyaret etmek istedikleri bir şehrin haritasını 3G veya WiFi vasıtasıyla cihazlarına önceden indirip minimum düzeyde veri kullanımı yaparak uygulamadan faydalanabiliyor. Bu özellik sayesinde kullanıcılar aylık mobil veri harcamalarından tasarruf ederken, uygulama içinde de gönül rahatlığıyla daha fazla vakit geçirebiliyor.İndirilebilir haritaların sağladığı faydalar sadece mobil veri kullanımında tasarruf etmesiyle sınırlı değil. Cihazların pilini daha ekonomik kullanma konusunda da büyük avantajlar sunan yeni sürüm, önceden yüklenmiş olan haritaları da kullanarak daha hızlı çalışıyor.Yandex.Navigasyon’un indirilebilir haritalar özelliği, Android ve iOS sürümleri tarafından destekleniyor.Yeni Şafak
Binali Yıldırım, 'Erdoğan Kabinesi' İçin Tarih Verdi
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın siyasi danışmanlığını da yürüten Binali Yıldırım, 5 Ocak'taki Bakanlar Kurulu toplantısını Erdoğan'ın yöneteceğini söyledi.Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda oluşturulan çalışma gruplarının, ‘gölge kabine’ olarak değerlendirilmesiyle ilgili, “Cumhurbaşkanı’nın hükümeti yönlendirme görevi zaten var. ‘Gölge kabine’ değerlendirilmesi, haksızlık olur” dedi. Hürriyet gazetesinden Nuray Babacan'ın haberine göre, Erdoğan’ın 5 Ocak’taki Bakanlar Kurulu’na başkanlık edeceğini ve bunun 2 aylık periyotlar halinde süreceğini de açıklayan Yıldırım, TBMM’deki sohbetinde şunları söyledi:FİİLEN YARI BAŞKANLIK“Anayasa’daki cumhurbaşkanlığı sistemi, aslında fiilen bir yarı başkanlık sistemidir. Fransa gibi yarı başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerden tek farkı, cumhurbaşkanının parlamentoyu fesih yetkisidir. Bizde direkt olarak fesih yetkisi yok, 45 günde hükümet kurulamazsa bu fesih gündeme geliyor. Şu andaki fiili durum yarı başkanlık sistemidir. Fesih yetkisi dışındaki yetkiler yarı başkanlık sistemindeki gibidir.Böyle olunca, Türkiye’de 20 milyon seçmeninin desteği ile yüzde 52 oy alarak gelen Cumhurbaşkanı ‘Ben bir şeye karışmıyorum’ diyemez. Tayyip Bey’in yerinde başka biri de olsa, beğensek de beğenmesek de Anayasa’daki yetkileri kullanacaktır. Bunları kullanmamak kendi tercihleri olur. Ama Anayasa bu yetkiyi vermiştir. Örneğin Ahmet Necdet Sezer yetkilerini kullanmamıştır. Cumhurbaşkanının, hükümeti yönlendirme görevi vardır. Bu görevi yaparken belli bilgilere sahip olmalıdır. Örneğin Çözüm Süreci ile ilgili, bazı konular beklendiği gibi gitmiyor ya da hızlı ilerlemiyor, bunları hükümetle, başbakanla, bakanlar kurulu ile paylaşması normaldir. Bunu müdahale olarak değerlendirmek doğru değildir. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında çatışma beklentisi içinde olanlar var ama ben buna ihtimal vermiyorum.Yeni Türkiye’nin hedefleri ve vizyonu doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı ofisi yeniden yapılandırılıyor. Türkiye’nin önemli konularıyla ilgili kurullar oluşturulması doğaldır. Mesela Çözüm Süreci ile ilgili bir uzmanlar kurulunun oluşturulmasından daha doğal ne olabilir? Yatırımlarla ilgili ya da ekonomi ile ilgili birimlerin kurulması da aynı çerçevededir. Bu hükümete karşı bir alternatif değildir. ‘Gölge kabine’ olarak değerlendirilmesi, haksızlık olur.” Kaynak: Nuray Babacan | Hürriyet
Reklam
7 Maddede 'Taraftar Neden Kaçtı?'
Taraftar maça gitmiyor, tribünler büyük oranda boş. Peki bunun tek sebebi Passolig mi? Spor yazarı Uğur Meleke, taraftarın tribünden kaçışını yedi maddede sıraladı.Süper Lig’de ilk 13 hafta itibariyle en önemli problemlerden biri taraftarın azlığı. Arada istisnalar olsa da, Konya-Bursa-Eskişehir gibi futbolsever kentler düzeni bozmaya çalışsa da problem baki... Tribünlerin boş olması görüntüyü de, eğlenceyi de, futbolu da çok olumsuz etkiliyor. Herkes problemin “passolig” olduğunu söylüyor, peki gerçekten tek problem bu mu?1)PassoligEvet şüphesiz seyircinin kaçmasının temel nedenlerinden biri passolig, yani elektronik bilet uygulaması... Ben 10 yıldır statlarda elektronik bilet uygulamasına geçilmesini savunan bir sporsever olarak şüphesiz ki hareketi tümden çöpe atamam. Türkiye’de spor sahaları, salonları uzun yıllardır güvensiz. Ölümleri, yaralanmaları kanıksama noktasına geldik ve artık bu konuda radikal adımlar atılması şarttı. Statlara birtakım terörist gruplar giriyor ve onlar gerçek sporseverden ayrılmadan Türkiye’de statların, salonların güvenli olması mümkün değildi.Spor sahalarına/salonlarına patlayıcı madde, bıçak, balta sokan adamı yanındaki masumdan ayırmanın yolu belli. Kamera ile tespit etmek ve bir daha stada sokmamak. Onu ayrıştırmanın yolu da e-bilet uygulamasından ve statların kamera donanımlarını kusursuzlaştırmaktan geçiyor. Yani temelde e-bilet uygulaması gerekli, hatta geç bile kalınmış bir adım...Lâkin birçok konuda olduğu gibi maalesef e-bilet konusunda da Türkiye’de adımları sağlıklı atamadık, detaylarda yapılan hatalarla uygulamanın ölü doğmasına neden olduk. Nisan’da apar topar bu uygulamaya geçildi, birtakım statların kapıları elektronik aksam konusunda eksik olduğu için sıkıntılar yaşandı. Ve bu sıkıntıları tv’den gören insanlar daha da çekindi bu uygulamadan.E-bilete tek bir banka üstünden geçiş yapıldı, zaten çalıştıkları bankaların bitmek tükenmek bilmeyen telefon/sms tacizinden yılan sporsever, ikinci bir bankanın müşterisi olmaktan imtina etti. Yeni bir kart almak istemedi. Halbuki bu uygulamaya bir biçimde bütün bankalar iştirak etse idi, herkes müşterisi olduğu banka, sahip olduğu kart üstünden e-bilet sahibi olsaydı; geçiş çok daha yumuşak olacaktı.Kulüplerin bu karttan bile para kazanma isteği de başka bir faşizan tavır. Kart bedelinin bazı kulüpler için 7, bazıları için 17 lirası kulüplere gidiyor ve insanlar kart fiyatına da tepkili. Oysa kulüplerin 60 bin kart satıp elde edecekleri toplam gelir, bir puan karşılığı havuzdan aldıkları paranın bile altında. Sosyal sorumluluk projesi olarak görülmesi gereken bu karttan bile kulüplerin gelir elde etmeye kalkması, tam anlamıyla açgözlülük.Proses yanlış işleyince, geçiş sağlıksız olunca, uygulama da ölü doğmuş gibi gözüküyor şu anda.2) Cezaların caydırıcı olmamasıAslında en az e-bilet kadar önemli bir problem de şu: Siz stattaki teröristi kameralar ve e-bilet uygulaması sayesinde ayıklasanız dahi maalesef layıkıyla cezalandırmıyorsunuz. Geçen sene Burak’ın yüzünü çakıyla yaralayan teröristle Fernandes’e tekme atan teröriste verilen cezalar çok komik: Maçları 1 yıl evden izleme lütfu!Oysa siz Burak’ın yüzünü sokakta çakıyla yaralasanız ya da sokakta Fernandes’e tekme atsanız sonucu aynı mı olurdu? Bu adamlar mahkemeye gitmezler miydi? Eğer milyon dolarlar kazanan, kulüplerin gözü gibi koruduğu sporcuların bile stat içinde can güvenliği sağlanamıyorsa, tribündeki masum vatandaş can güvenliğinin olduğuna nasıl itimat edebilir ki?“Hemen hemen bütün antrenörler sahaya “yenemiyorsan yenilme” mottosuyla çıkıyor; “iyi mücadele ettik ama şanssızdık”la veda ediyor! İngilizce bilen, dünyayı takip eden antrenör yok denecek kadar az. Gençlere şans veren, bir hedefi olan antrenör yok denecek kadar az.”Üstelik geçen yıl Burak’ı-Fernandes’i yaralayan adamların birkaç ay sonra tekrar statlarda olacağını biliyorsanız...3) Statların fiziki koşullarıStatların tek sorunu da güvenliği değil maalesef... Bugün Anadolu’da birçok stada giriş ayrı, çıkış ayrı eziyet. İstanbul’da da trafik, otopark gibi ekstra problemler var. Bu şartlarda insanları hafta sonları evlerinden çıkarıp futbol sahalarına yönlendirmek ne kadar olası sizce?Cumartesi sabahı yataktan kalktınız. Eşinize, çoluğunuza çocuğunuza, sevgilinize futbol maçına gitmeyi teklif ettiniz. Hadi diyelim ki her birinizin passolig kartı var; yine de trafiği göze alacaklar, otopark bulamayacaklar, tuvalete gidemeyecekler, saatlerce erken gittikleri statlarda aç kalacaklar ya da bir sosisliye 20 lira verecekler! Çıkışta ayrı eziyet, ayrı trafik, yorgunluk.Şimdi futbolu sevmeyen bir kadın olsanız, ya da çocuk olsanız; hafta sonu bir stadyuma mı yoksa bir alışveriş merkezine mi gitmeyi tercih edersiniz? Artık spor alanları yaparken rakiplerinizin alışveriş merkezleri olduğunu da göz önüne almanız lazım.4) Yeni statlarTürkiye’nin her yerine yeni statlar inşa ediliyor. Sanırım halihazırda 25 stat inşaatı var dört bir yanda. Acaba bunlar inşa edilirken kamera donanımları sağlıklı kuruluyor mu? Giriş-çıkışları, otoparkları, yeme-içme alanları, tuvaletleri insani koşullarda oluşturuluyor mu? Yoksa bütün mesele 50 bin kişilik stat yapmak mı?Kayseri’ye 32 bin kişilik stat inşa edildi, ortalama 15-16 bin seyirci geliyor ama stat boş gözüküyor! Oysa Kayseri koşullarında bu sayı, gayet iyi bir sayı. Daha küçük kapasiteli, daha kompakt bir stat yapılsa, kalan alanlar alışveriş merkezi gibi, yemek alanları gibi kullanılsa, maçlara gitmek bir hafta sonu eğlencesine dönüşse keşke diye düşünmeden edemiyor insan...5) İstanbul büyükleri hegemonyasıTabii Anadolu’da çok önemli bir sorun da, çocukların/gençlerin kent takımlarını değil, İstanbul büyüklerini tutması. Bugün Trabzon, Eskişehir, Bursa, Adana gibi birkaç ekstrem örnek dışında Anadolu’da kent takımı taraftarlığı son derece zayıf.Tabii 7-8 yaşında, takım seçme aşamasında bir çocuğu nasıl o kent takımının taraftarı yaparsınız, ona kafa yormak lazım biraz.Takımınız başarılı mı?İşte, hedefiniz her sene ilk 10!Antrenörünüz uzun süredir çalışan, aidiyet hissedilebilecek bir hoca mı?Hayır, onun da mottosu; yenemiyorsan yenilme.Futbolcularınız istikrarlı mı, ufak bir çocuğun formasını alabileceği bir sembol oyuncunuz var mı?Hayır, çünkü sizde transfer asla bitmez!Renkleriniz özel mi?Hayır, sizin takımın renklerinde Süper Lig’de 5 takım daha var.Şarkınız özel mi?Hayır, İstanbul takımlarının tezahüratlarından çıkar Fener’i koy Antep’i, çıkar CimBom’u koy Samsun’u! Kendine özgü bir tezahüratın bile yok denecek kadar az.Allah aşkına, 7-8 yaşında bir çocuk bu takımın nesine aşık olup tutacak, hangi farkını benimseyip taraftar olacak? Değişmeyen tek şeyin başkanın. Onu da tutacak hali yok!6) Futbolun kalitesizleşmesiTabii ki Anadolu takımlarının bu planlı plansızlığı, bütün halinde ülke futbolunu da kalitesizleştirdi. Hemen hemen bütün antrenörler sahaya “yenemiyorsan yenilme” mottosuyla çıkıyor; “iyi mücadele ettik ama şanssızdık”la veda ediyor! İngilizce bilen, dünyayı takip eden antrenör yok denecek kadar az. Gençlere şans veren, bir hedefi olan antrenör yok denecek kadar az. Lig temas ligi, göğüs göğüse, kemik kemiğe oynanıyor, kimse kalite istemiyor, herkes mücadeleden bahsediyor.Kumandada bir üstte Almanya, bir altta İngiltere Ligi var. Sahalar yemyeşil, tribünler dolu, futbol tempolu. Kumandalara nasıl ambargo koyabilirsiniz ki bu koşullarda?7) Ülke futbolundaki güven duygusunun zarar görmesiTabii ki İngiltere’nin Almanya’nın futbolunun daha güzel olması, Türkiye’nin izlenmeyeceği anlamına gelmiyor. Sonuçta kendi ülkemizin topu, kendi toprağımızın çocuğu oynuyor orada. Bizim kentimizdeki stattaki maç, her zaman daha yakın, her zaman daha sıcak.Ama son yıllarda ülke futboluna olan güvenin zedelenmesi, sonucun saha içinde değil, saha dışında belirlendiğine olan inanç, en büyük darbeyi vurdu aslında oyuna. Mafyatik kulüp başkanları sazı ellerine aldılar ve futbolcular değil onların oynadığına inandırdılar bizi. Oysa biz futbolu 60 yaşındaki zengin holiganlar değil, 20 yaşındaki gençler oynadığı için sevmiştik.Futbolun bir gün tekrar 60’lık holiganlar değil, 20’lik masumlar tarafından oynanması umuduyla.Uğur Meleke,  Aljazeera
MİT TIR'ları ile İlgili Yeni Dava
MİT TIR'larının Adana ve Hatay’ da durdurulmasıyla ilgili 19 kişi hakkında yeni bir dava daha açıldı. Daha önce aynı konuda 13 asker hakkında dava açılmıştı.19 Ocak’ta, MİT’e ait TIR’ların durdurulmasıyla ilgili yürütülen soruşturma sonucu aralarında yarbay, yüzbaşı, üsteğmen, astsubay ve uzman çavuşların bulunduğu şüpheli askerler E.T. (40), H.G. (32), Ö.K. (31), G.M. (32), H.K. (30), B.K. (30), H.Ö. (30), H.İ.K. (28), A.Y. (40), M.Ö. (30), C.K. (40), H.Ü. (29) ve S.Y. (35) hakkında ’Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama’ suçlarından birer kez ömür boyu ve 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle Adana 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. DHA
Reklam
Skype, Simültane Tercüme Aracı Skype Translator'ı Görücüye Çıkardı
Geçtiğimiz Mayıs ayında Microsoft CEO’su Satya Nadella, katıldığı bir konferansta Skype’ın simültane tercüme özelliği üstünde çalıştığının sinyallerini vermişti. Skype yaptığı açıklamayla birlikte, Skype Translator adını verdiği servisin ilk versiyonunu duyurdu.Skype Translator, bir Skype konuşması esnasında anlık olarak çeviri yapabilme yeteneğine sahip olacak. Kısacası farklı dillerdeki sesleri algılıyor ve karşınızdaki kişiye sizin sesinizin çevirisini yaparak dinleyicinin kendi dilinde aktarıyor.Skype Translator’ın 40’tan fazla dili desteklemesi bekleniyor. Ancak program ilk etapta sadece İngilizce ve İspanyolca dilleri arasında çeviri ile başladı. Aslında bir beta süreci olarak nitelendirilebileceğimiz bu süreç, Skype Translator’ın ne kadar başarılı olduğunu da gösterecek. Eğer Skype Translator için işler iyi giderse, Skype dünyada “sınırları kaldıran” bir işi de ortaya koymuş olacak.Teknoloji sayesinde artık karşıdaki kullanıcının dili ne olursa olsun, onunla bir Skype toplantısı yapmak mümkün olacak, dil bilme zorunluluğu ortadan kalkacak. Bununla birlikte, simültane tercümanların da yakın gelecekte iş bulmakta zorlanacakları bir dönem bizi bekliyor olabilir!Skype, bu yeni teknolojiyi denemek için iki okula gitmiş ve onlardan Skype Translator’ı denemelerini istemiş. Skype’ın bu noktada okulları seçmesi elbette önemli, çünkü eğitim açısından da Skype Translator oldukça büyük değer taşıyor. Yapılan demo videoda, birisi ABD’nin Tacoma eyaletinde olan Stafford ilköğretim okulu birisi de Meksika’da Mexico City’de bulunan Peterson ilköğretim okulu öğrencileri Skype bağlantısı gerçekleştirerek konuşuyor. Meksika’daki öğrenci İspanyolca konuşurken, karşısındaki öğrenci İngilizce konuşuyor. Bu noktada Skype anlık çeviri ile birbirlerinin dilini bilmeyen bu iki çocuğu birbiriyle anlaşır hale getiriyor.Webrazzi
Gazetelerde Bugün | 16 Aralık Salı
Hürriyet: Erdoğan: AB işine baksınMilliyet: ‘Kumpas’ şikâyeti ‘2. isim’den geldi Sabah: Tahşiyeci kumpasını bozan 3 olayVatan: Balyoz çürüyor: Delil makineyle yazılmış!Akşam: ZAMAN tersine işledi Birgün: Üzerini örtemeyeceğiniz gerçek: Hırsız ve katilsinizStar: Mesele basın özgürlüğü değil Taraf: Erdoğan AB'siz Türkiye'yi ilan etti Cumhuriyet: 'AB derdimiz yok' Zaman: Ahmet Şahin Hoca'ya, savcıdan komik sorular
Reklam
Guardian: 'Erdoğan'ın Türkiye'si Hâlâ Güvenilir Bir Batı Müttefiki mi?'
İngiliz Guardian gazetesinde yer alan Simon Tisdall imzalı analizde Türkiye'nin izlediği iç ve dış politikaların Batı ilkeleri ve çıkarlarıyla ne derece örtüştüğü sorusuna yanıt aranıyor.'Recep Tayyip Erdoğan'ın paranoya siyaseti çirkin bir safhaya daha girdi. Aralarında gazetecilerin, medya çalışanlarının, eski emniyet müdürlerinin de bulunduğu 30'dan fazla kişi gözaltına alındı.' ifadesiyle başlayan yazıda 14 Aralık operasyonu kapasamında kişilere yöneltilen suçlamalar için 'dayanaksız komplo iddiaları' deniyor.'İstanbul'da operasyon emrini Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın verdiği konusunda kimsenin şüphesi yok' denen yazı şöyle devam ediyor:'Türkiye Cumhurbaşkanı'nın bu son darbesi Avrupa Birliği (AB) ve ABD için daha büyük ve garip bir soruyu ortaya çıkardı: Erdoğan yönetimi altındaki Türkiye güvenilir, demokratik bir Batı müttefiki olarak görülebilir mi?'
Arınç: 'Soruşturma Siyasi Değil Hukuki Bir Süreçtir'
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç, İstanbul merkezli 'paralel yapı' soruşturmasına ilişkin 'Bu siyasi bir süreç değil, hukuki bir yargı sürecidir' dedi.Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, İstanbul merkezli 'paralel yapı' soruşturmasına ilişkin, 'Bu siyasi bir süreç değil, hukuki bir yargı sürecidir, hukuki bir süreçtir. Hepinizin bildiği gibi yargı sürecidir. Burada kolluk kuvvetlerinin bir şekilde kullanılmış olması, esasen bu sürecin gereğidir. Soruşturmayı savcılar yapar, mahkemeler değerlendirir' dedi.Başbakan Yardımcısı Arınç, Başbakanlık Merkez Bina'da, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.Arınç, 5 gün önce Filistin’de bakan statüsünde kabul edilen, Yahudi Yerleşim Birimi ve Ayrım Duvarıyla Mücadele Komisyonu Başkanı Ziyad Ebu Ayn'ın, İsrail güçlerinin göstericilere müdahalesi sırasında hayatını kaybettiğini, bundan derin bir üzüntü duyduklarını belirterek, merhuma Allah’tan rahmet ve ailesine başsağlığı dileğinde bulundu.Filistin halkı ile dayanışma içinde olduklarını, acılarını yürekten paylaştıklarını dile getiren Arınç, “Bu üzüntü verici olay, İsrail'in Filistin topraklarında süregiden işgalinin bir sonucudur. İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarında sürdürdüğü, yasa dışı yerleşim faaliyetleri ve insanlık dışı uygulamalarıyla Filistin halkının temel hak ve özgürlüklerini ağır bir şekilde ihlal etmektedir. Bu son yaşadığımız acı olay da bu davranışlarının sonucudur” diye konuştu.Bu haftanın Hazreti Mevlana’nın vuslatının 741. yıl dönümünü anma haftası olduğunu belirten Arınç, vuslatın, Çarşamba, Konya’da dualarla kutlanacağını ve bu toplantıya, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bazı bakanların bizzat katılacağını söyledi.Arınç, 'Bize birlik beraberliği, kardeşliği, dostluğu ve aşkı tavsiye eden Hazreti Mevlana’yı, vefatının 741. yılında, bir kez daha rahmetle minnetle ve şükranla yad ediyoruz' dedi.Başbakan Yardımcısı Arınç, TBMM’de bütçe görüşmelerinin devam ettiğini belirterek, bu görüşmeler dolayısıyla 3 bakanın toplantıya katılamadığını bildirdi. Geçen hafta, Başbakan Davutoğlu'nun da Polonya seyahati dolayısıyla Bakanlar Kurulu yapılamadığını hatırlatan Arınç, 'Toplantıda, hem Polonya seyahati ve onun öncesi ve sonrasında yaptığı dış temaslar hakkında, Sayın Başbakanımız bilgi verdi. Türkiye’yi de İngiltere ve İtalya Başbakanları ziyaret etmişlerdi. Yine hafta sonu, 4 il kongremize katıldılar. Bu kongreler sırasında Sayın Başbakanımızın halkla temasları oldu. Sayın Bakanlarımız da görevlendirildikleri kongrelere katılmış oldular' şeklinde konuştu.11 Aralık'ta, Uyuşturucuyla Mücadele Şurası’nda alınan kararlar kapsamında, uyuşturucuyla mücadelede iyi eğitilmiş narkotimlerin faaliyete başladığını, bin narkotim polisinin pilot olarak seçilen 11 ilde görevlerine başladığını ifade eden Arınç, 'Henüz bir iki gün geçmişti, çok büyük bir uyuşturucu operasyonuyla takriben 500 kilo civarında, morfin, bazmorfin ele geçirilmiş oldu' dedi.Toplantıda, Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın kendi bakanlık çalışmaları, Brüksel ve fasıllarla ilgili konularda, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin, gümrüklerle ilgili genel bir bilgi sunduğunu anlatan Arınç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in de bakanlığın bazı çalışmalarına ilişkin bilgi verdiğini kaydetti.Arınç, Türkiye’de yaşanan iç ve dış gelişmelerin de Bakanlar Kurulunda ele alındığını ifade etti.'Paralel yapıya' yönelik operasyonGazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtlayan Arınç, İstanbul merkezli 13 ilde yürütülen operasyon kapsamında 'Fethullah Gülen'in de gözaltı listesindeki 32. isim olduğu' iddialarıyla ilgili soru üzerine, şunları söyledi:'Bildiğiniz gibi, bu kişiler ve yapılan operasyonla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Halis Salihoğlu imzasıyla 14 Aralık günü bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada belli bir dosya numarası var, basına da dağıtıldı. Soruşturma dosyası kapsamında bir kısım medya mensupları ve emniyet görevlilerinin sahte delil üreterek sözde 'Tahşiye' suç örgütü hakkında soruşturma yaptıklarının tespiti üzerine, bu soruşturma kapsamında 31 isimden müteşekkil, bunlara yönelik olarak silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, üyesi olmak, örgüt kapsamında sahtecilik, iftira suçlarından ifadeleri alınmak üzere şüpheli sıfatıyla gözaltına alınma talimatı verilmiştir. Burada bir 32. isim yok.'Bu konuyla ilgili değerlendirmeleri de olduğunu belirten Arınç, 'operasyonun kamuoyunda büyük bir ilgi uyandırmış olabileceğini, birtakım eleştiriler gelmiş olabileceğini' anlattı.Arınç, 'İsmi geçen şahısları kamuoyu yakından tanıdığı için buna yönelik bazı endişelerini ifade etmiş olabilir. Ancak biz hükümetiz, yürütme organıyız ve Türkiye'de bildiğiniz gibi Anayasa çerçevesinde erkler ayrılığı veya güçler ayrılığı prensibi var. Bir tarafta yasama organı, bir tarafta yürütme bir tarafta da yargı var' değerlendirmesini yaptı.'Siyasi bir süreç değil, hukuki bir yargı sürecidir'Arınç, şunları belirtti:'Bu siyasi bir süreç değil, hukuki bir yargı sürecidir, hukuki bir süreçtir. Hepinizin bildiği gibi yargı sürecidir. Burada kolluk kuvvetlerinin bir şekilde kullanılmış olması, esasen bu sürecin gereğidir. Soruşturmayı savcılar yapar, mahkemeler değerlendirir, savcı ve hakimlerin talimatıyla da emniyet güçleri veya kolluk kuvvetleri kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. Yani gazete binasına polisin gitmiş olması, bu sürecin yürütmeyle ilgili olduğunu değil bir yargı süreci olduğunu gösterir.''Sonucunu hep beraber bekleyeceğiz'Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, İstanbul merkezli paralel yapı operasyonu ile ilgili, 'Şu anda esasen sadece şüpheli konumunda bulunan kişilere yönelik bir soruşturma yapılıyor. Sonucunu hep beraber bekleyeceğiz. Bunun için bir infial duymaya gerek yok. Türkiye bu süreçlerden ilk defa geçmedi. Umarız ki bu son olsun. Bunu da hepimizin sabırla sükunetle karşılamamız lazım' dedi.Aanslarda yer alan haberlere göre Mehmet Turan isimli bir şahsın şikayetçi olduğuna değinen Arınç, olayla ilgili şu açıklamalarda bulundu:'Tahşiyeciler operasyonu ile ilgili bizdeki bilgiler şudur: Geçmişte Mehmet Doğan isimli bugün için çok yaşlı hatta gözlerinin de görmediği ifade edilen bir şahıs, Risale-i Nur eğitimi içerisinde, Elazığ'da çok yakından tanınan Albay Hacı Hulusi Yahyagil'in talebesi olarak Risale-i Nur ile tanışmış, yorumlamış, kendisine inanan güvenen pek çok insanla da eğitimine devam etmiş. Fakat bu çalışmaları sırasında da Fethullah Gülen'e ve onun yaptıklarına yönelik bazı eleştiriler getirmiş. Bunun üzerine, iki topluluk arasında birbirlerine karşı itham edici ya da yaptıklarını izah edici bir takım açıklamalar olmuş.'Emniyet istihbaratının bu sürecin ardından bazı soruşturmalar yaparak, Tahşiyeci örgütünü esas alarak bazı dinlemelerde bulunduğunu ancak herhangi bir sonuç almadığını aktaran Arınç, bu gruba yönelik El Kaide başta olmak üzere bazı radikal terör örgütleriyle bağlantılı oldukları iddialarının da ortaya atıldığını belirtti.Bu sırada, gruba yönelik adli makamlardan alınan karara istinaden, 2009 ve 2010 yıllarında, çok sayıda ilde gruba operasyon düzenlendiğini ifade eden Arınç, bu operasyon sonucunda arasında Mehmet Doğan'ın da bulunduğu 122 kişinin gözaltına alındığını, 27'sinin tutuklandığını ve 17 ay cezaevinde kaldıklarını söyledi.Arınç, grubun dershane olarak kullandığı yerde çeşitli silah ve el bombasının ele geçirildiğini, el bombalarının üzerinde yapılan incelemelerde, sanıkların parmak izine rastlanmazken, aramaya katılan polis memurlarının parmak izinin bulunduğuna dikkati çekti.Mehmet Turan'ın AA'ya yaptığı açıklamaya göre 2010-2011 yıllarında yaptığı şikayetlerin 'hasır altı edildiğini' belirten Arınç, daha sonra tahliyesini müteakip dilekçesi üzerine kendisinin aranarak şikayetinin olup olmadığının sorulduğunu kaydetti.Arınç, 'Bu operasyonda ele geçirilen ve seri numarası okunabilen tek el bombasının seri numarasının, İstanbul Kartal İlçe Emniyet Müdürlüğü TEM Büro Amirliğindeki denetleme sırasında bulunan el bombalarının seri numarasıyla benzer olduğunun anlaşıldığını' bildirdi.Başbakan Yardımcısı Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bunlarla bağlantılı olarak yani bir suç delilleri üretildiği, bunların sadece bir terör örgütü olarak hedef alındığı, bunun delillerini uydurmak için de bizzat aramayı yapanların, dershane diye bilinen yerde bu şekilde birkaç el bombası ile silahın konulduğu anlaşılmıştır. Bunun üzerine esasen yargılama sırasında hemen hemen hepsi tahliye edilmiş, yargılama tutuksuz olarak devam ediyor. Bu sırada da böyle bir operasyon var. Şüphesiz buralarda pek çok insanın ismi geçtiği için bunların bir şekilde irtibatta olacakları düşünülebilmiş. Ancak gazeteci sıfatıyla gözaltına alınanlar yanında bazı dizilerde senarist veyahutta yapımcı olan kişilerin de gözaltına alınmak istendiğini biliyoruz. 'Bunlarla bu işin ne irtibatı olabilir, ne ilgisi olabilir' denildiğinde, yine Tahşiyeciler ile Fethullah Gülen arasında Herkul.org'tan yayımlanan bazı konuşmaların bu diziler içerisinde de bir şekilde yerleştirildiği ve bazı bölümlerinde özellikle o gruba dahil suçlayıcı ifadelerin yer aldığı, hatta aramalarda bazı ele geçirilen silahlardaki seri numarasının emniyetteki silahlarla benzerlik taşımasının da 'şunlar da olabilir, bunlar da yapılabilir' şeklinde bir yol gösterme olarak da kabul edilebileceği öngörülmüş.''Türkiye bu süreçlerden ilk defa geçmedi'Sürecin, yargı süreci olduğunu vurgulayan Arınç, 'Bu sürece hiçbir siyasi etki dahil edilmemiştir. Yani bizim, hükümet olarak veya herhangi bir bakanımızın imzasıyla veya talimatıyla böyle bir süreç başlamamıştır' ifadesini kullandı.Söz konusu cemaatin başındaki Mehmet Doğan'ın şikayette bulunması, sonrasında ise Mehmet Turan'ın bu şikayeti delillendirmesi ve verdiği bilgiler doğrultusunda bu sürecin başladığını ifade eden Arınç, şunları söyledi:'Dolayısıyla yargı süreçlerine, bugüne kadar hep ısrarla söylediğimiz aynı şeyi söyleyeceğiz: yargı sürecini takip edeceğiz. Soruşturmanın gizliliği esastır. Eldeki deliller dava açılmasına imkan verirse bağımsız ve tarafsız yargı ümit ediyoruz ki iddianame yazıp dava açacaktır. Delil ve emareler yeterli olmazsa yine inanıyoruz ki yine bağımsız savcı ve yargıçlar takipsizlik kararı verecektir. Dolayısıyla olayın bütününe bakmak ve yargı sürecini dikkatle takip etmek ama soruşturmanın gizliliği esasına da hep beraber uymak mecburiyetindeyiz. Sürecin henüz başındayız. Bu sürecin ne ile sonuçlanacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Ümit ederiz ki adil, adaletli, hakkaniyetli bir soruşturma yürütülsün ve sonunda masum insanlar bu meselenin dışında kalsınlar ve onlar hiçbir zaman yıpranmamış, lekelenmemiş birer kişi, yurttaşımız olarak halkımızın içerisinde kamuoyunda tekrar eski saygınlığıyla belli bir noktaya gelsinler. Şu anda da esasen sadece şüpheli konumunda bulunan kişilere yönelik bir soruşturma yapılıyor. Sonucunu da hep beraber bekleyeceğiz. Bunun için bir infial duymaya gerek yok. Türkiye bu süreçlerden ilk defa geçmedi. Umarız ki bu son olsun. Bunu da hepimizin sabırla sükunetle karşılamamız lazım.''Böyle bir sürecin içinde veya müdahili değiliz'Başsavcılığın iddialarının kendilerinin de dikkatini çektiğini dile getiren Arınç, 'Silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, üyesi olmak, örgüt kapsamında sahtecilik, iftira suçlarıdır. Bunların içerisinde gazetecilik faaliyeti olarak sayabileceğimiz, basın özgürlüğü kapsamında düşünebileceğimiz bir suç yoktur. İddia edilen suçlar adi suçlardır bir kısmı belki de terörle bağlantılı sayılabilecek suçlardır' dedi. Başbakan Yardımcısı Arınç, şöyle devam etti:'Böyle bir ithamın içerisinde insanlara biçilen rol nedir, hangi delillerle itham ediliyorlar onu yargı sürecini takip etmek suretiyle öğrenebileceğiz. Bu iddialara karşılık, 'Bunlar gazetecidir, basın özgürlüğü vardır' diyenlere, ben de şunu söyleyebilirim. Geçmişte bunu Ergenekon, Balyoz'da da başka davalarda söylediğim için, kendime olan saygımdan tekrarlayabilirim: Hiç kimsenin Türkiye'de suç işleme imtiyazı yok. Yani 'falan meslekten olursa güle güle işleyebilir', 'falan meslekten olursa hemen gözaltına alın ve hesabını görün.' Böyle bir mantık 5. dünya ülkelerinde olur ama hukuk devleti olan Türkiye'de buna kimse rıza göstermez. Biz hukuk devletiyiz. Bu hukuk devletinde de mağdurun veya şikayetçinin haklarının da mutlaka korunması gerekecektir. Madem ki olaydan mağdur olduğunu iddia eden kişiler vardır, onların kendilerine göre delilleri de bulunmaktadır. Bir hukuk devletinde bütün bu iddiaların bir süreç içerisinde değerlendirilmesi fevkalade isabetli olacaktır. Bu herkesin dikkatini çeken konu yargı sürecinin henüz yeni başlamış olmasıdır. Bazı kişiler hemen ifadelerinden sonra serbest bırakıldığına göre umarım diğerleri hakkında da adil bir karar verilecektir. Belki eldeki deliller yeterli olmayabilecek belki de aksine bütün bu delillerle bir dava açılması mümkün olacaktır. Hükümet olarak, siyaset kurumu olarak, yürütme olarak böyle bir sürecin içinde veya müdahili değiliz.''Yaptığı işin, söylediği sözlerin bir ağırlığının olması gerekir'CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç'un istisnai atamalarla ilgili iddialarına ilişkin değerlendirmesi sorulan Arınç, TBMM'de yaptığı bir konuşmada bu konuya kısmen değindiğini kaydederek, şunları söyledi:'Zannettim ki bir siyasetçi kendi siyasi partisinden milletvekillerinin de alkışla destek verdiği bu konuşma üzerine tekrar bu saçmalıkları yapmaz. Neden yapmaz? Şunun için: Haluk Koç Bey genel başkanlığa aday olmuş bir siyasetçidir, daha baştan kaybetmiştir. Şimdi de partisinin milletvekili ve parti sözcüsüdür. Yaptığı işin, söylediği sözlerin bir ağırlığının olması gerekir. Bir de objektif olması gerekir. Ben, kendilerine misaller vererek geçmişte, CHP'li tarafla neler yaşadığımızı, o akşamki konuşmamızda ifade ettim.'Koç'un, şikayetlerle ilgili internet sitesi kurulduğuna yönelik açıklamasını 'Çok çirkin bir şey, bunu kabul etmek mümkün değil' sözleriyle değerlendiren Arınç, 'Bu konuşmasını yaparken benim hakkımda çok galiz ifadeler kullanıyor. Bunları kendisine iade ederim. Beni de millet tanıyor, parlamento tanıyor, seni de çok iyi tanıyor ve biliyor. 'İyi polismiş, kötü polismiş, çift kimlik taşıyormuş'... Bunlar bana yakışmaz, senin üstünde kalır. Burada hükümet sözcüsü sıfatıyla bir açıklama yapıyorum ama o insana karşı da söyleyecek bir sözüm olmalı' değerlendirmesini yaptı.Haluk Koç'un oğlunun nikahında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, gelin ve damada evlilik cüzdanını 'Sizler çapulcusunuz, sizden çapulcu evlatlar bekliyorum' sözleriyle verdiğini anımsatan Arınç, bunu hazmedemediğini belirtti. Arınç, şöyle konuştu:'O günlerde Gezi olaylarının etkisinde kalmış sanki Sayın Kılıçdaroğlu, Haluk Koç'un oğluna ve gelinine 'çapulcu' diye hitap etti. Evliliğinin ilk gününde, en mesut gecesinde, onlar ne kadar benimsedi bilmiyorum ama bir gelin ve damada 'çapulcu' ile hitap edilmesi ve doğacak çocukların da 'çapulcu olmasını istemesi' bana çok garip geldi ve Kılıçdaroğlu'nu eleştirdim, Haluk Koç'a da geçmiş olsun dedim. Ama Haluk Koç, bundan çok memnun olmuş anlaşılan. Keşke onu korumasaydım, keşke Kılıçdaroğlu'nu eleştirmeseydim.''Mecbur ederlerse çocuklarıyla baldızlarıyla bunları yüzlerine vururuz''İstisnai kadro'nun Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bu yana var olduğuna dikkati çeken Arınç, 'Memuriyetteki süresine bakılmaksızın, mezuniyet önemlidir, KPSS veya buna benzer bir sınava dahil edilmeksizin bazı işler için nitelikli eleman istihdamına imkan veren ama adı da üstünde, hem atama usulleri hem de sayı bakımından istisnai kadrolar bulunur' bilgisini verdi.Bu kadroların, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, TBMM Başkanlığı, bakanlıklar, belediyelerin de arasında olduğu bazı kurumlarda bulunduğunu, istisnai kadroları kurumun başındaki kişilerin kullandığını dile getiren Arınç, bunun bir gelenek olduğunu söyledi.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından kendisine bir istatistik geldiğini kaydeden Arınç, sözlerine şöyle devam etti:'1993 ile 2002 yılları arasında yani AK Parti'nin iktidar olmadığı dönemlerde istisnai kadrodan atananların sayısı, 2002'den bu yana 13 yıllık iktidarımız döneminde atananların iki mislidir. Bu hükümetler DYP hükümetidir, CHP hükümetidir, SHP hükümetidir veya o zamanlar Anavatan Partisi hükümetidir, bütün bunların hepsini topluyorsunuz, bizim 13 yılda, tek başımıza iktidar olduğumuz dönemde atadıklarımızın iki mislidir. İnsan biraz sıkılır, bu bir.İkincisi: Meclis'te ataması yapılmış istisnai kadrolardan, ben kendisine de ifade ettim o gece, sizin sadece çocuğu, oğlu değil, gelini de Meclis'te olanlar var. Şimdi ben bunları teşhir mi edeyim? Bunları teşhir etmemek için zamanında Önder Sav'a da Sayın Baykal'a da rica etmiştim, 'Beni mecbur etmeyin' diye. Çünkü onların bir kabahati yok varsa babalarının etik bir noksanlığı var. TRT'de buna benzer atamalar olduğunu yüzlerine karşı söyledim. Buradaki sayı CHP'liye, ANAP'lıya, DYP'liye, SHP'liye bakarsak diyelim ki Refah Partisi, Fazilet Partisi, diyelim ki AK Parti dönemlerindekinin 10 mislidir. Mecbur ederlerse çocuklarıyla baldızlarıyla eşleriyle birlikte bunları yüzlerine vururuz. O zaman Sayın Koç, bu partide yoktu. Ama şimdi o partinin sözcüsüdür. Genel Başkanına danışsın, 'O dönemlerde de atanmış ne kadar CHP'li varsa ismini açıklayın' desinler, bunlar açıklanır ama bu neyi halleder, neyi çözer? Herkesin kanunen yapabileceği bir şeyi, etik açıdan eleştirebilirsiniz ama bunun kanunsuz ve usulsüz bir tarafı yok ki.Bir tanesine cevap verdim, birincisinde, ismini de unuttum, bilmem ne Gündoğan'dı galiba. Adamı rüyamda görmedim, ismini duymadım ama Meclis'te çalışmış deyince, Meclis'teki dosyasından baktırdım, nerede çalışmış diye. Adam Mamak Belediyesinde, Aile Sosyal Politikalar'da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında, Kültür ve Turizm Bakanlığında çalışmış, Bolu'da il müdür yardımcılığı yapmış vesaire. 16 yıl sonra da Meclis'e bir proje kapsamında geçici görevle gelmiş. Bunun benimle ne ilgisi var.''Suçlamalar ve ithamlardan gündem değiştirme gayreti içinde'Koç'un dün yaptığı açıklamada, yeğeninin BOTAŞ Genel Müdür Yardımcısı olduğunu söylediğini aktaran Arınç, yeğeninin İngiltere'de doktora yaptığını, Türkiye'de 'Enerji üzerine 10 kişi sayın' denilse ilk beşin içine gireceğini ifade etti. BOTAŞ Genel Müdür Yardımcısı olmadan önce de, yaklaşık 7 yıl boyunca Abdullah Gül'ün enerji danışmanı olarak çalıştığını dile getiren Arınç, 'Üç yabancı dil bilen, enerji konusunda bu kadar iyi yetişmiş bir insan neden genel müdür olmadı diye şikayet edeceğine genel müdür yardımcılığından şikayet ediyor' ifadesini kullandı.Haluk Koç'un kendisine gündem yaratmaya çalıştığını söyleyen Arınç, şöyle devam etti:'CHP'nin baş başa bulunduğu karşılıklı suçlamalar ve ithamlardan gündem değiştirme gayreti içerisinde. Bir taraftan birisini ihraç ediyorlar, adam 'Bütün MYK'yı mahkemeye vereceğim' diyor, öbür tarafta Birgül Ayman Güler, 'CHP cemaatle işbirliği yaptı' diyor. Beriki bir başka şey söylüyor. Bunlardan sıkılmış, bunalmış, eskimiş bazı şeyleri yeni gündeme getirme gayreti içinde. Çok ayıp ve çok çirkin. Hele bir site yapıp da 'Şikayeti olanlar buraya müracaat etsin' demesi, çok çirkin bir şey. Bunu yakıştıramıyorum, bundan vazgeçmesini diliyorum. Elinde bir taşla camları kırmaya kalkarsa CHP genel merkezinde cam kalmaz, kapı bile kalmaz.''Islak tülbent kuruyuncaya kadar geçecek'Bir konuşmasında, 'Türkiye'nin hem Körfez ülkeleri hem de Mısır ve Suriye ile soğukluklarının giderilmeye başladığı'na yönelik ifadeler kullandığı belirtilerek, bu konuya açıklık getirmesinin istenmesi üzerine de Arınç, İstanbul'daki 5. Boğaziçi Zirvesi'ne Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve o bölgeden gelenlerle Avrupa, ABD ve Uzakdoğu'dan yatırımcıların katıldığını anımsattı.Zirvenin kapanışında yaptığı konuşmada, ekonomik gelişmeleri izah ettiğini ancak daha çok Türkiye'deki siyasi istikrar, 2015'teki seçimler ve yatırım ortamının nasıl olacağının merak edildiğini dile getiren Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:'Hepsi milyar dolarları portföylerinde taşıyan yatırımcılar. Onlara çok merak ettikleri bir konuda da birkaç cümle söyledim, o da şudur: Bizim özellikle Ortadoğu bölgesinde, bazı ülkelerle Suriye ve Irak meselesinden veya Mısır konusundan dolayı ilişkilerimizin biraz yavaşlamış olduğunu veya limonileştiğini söyleyenler var. Bunda doğruluk payı olabilir. Suriye'deki tavrımız bellidir. Irak'ta özellikle geçmiş dönemde, Maliki döneminde sıkıntılarımız bellidir. Yine Mısır'da darbeye karşı tavrımız da bellidir. Bundan dolayı bazı ülkeler, Türkiye ile aynı görüşleri paylaşmıyor olabilirler. Yatırımcıların benden ricası şu oldu: 'Bu daha ne kadar devam edebilir.' Çünkü siyasi noktadaki bu sıkıntı, yatırımları engelleyebilecek duruma gelebilir. Ben de onlara rahatlıkla şunu söyledim: 'Türkiye ile bazı ülkeler arasındaki bu görüş farklılığından doğan gelişmeler süratle giderilecektir. Biz aynı coğrafyanın kardeş yaptığı insanlarız. Birbirimize kader birliği yapıyoruz, kaldı ki bölgemizdeki sıkıntılı konular da bir an önce sonuçlanacak. Türkiye ile geçmişte bu ülkelerin nasıl dostluğu ve kader beraberliği varsa bundan sonra da devam edecek.' Onlara Türkiye'de bir atasözünü 'Islak tülbent kuruyuncaya kadar geçecek. Bundan emin olun, gelecek bugünkünden çok daha iyi olacak' dedim. Kabul gördü, bazı yabancı yayın organları da bunu ifade ettiler.'Muhabir: Gamze Güher Rastgeldi, Kurbani Geyik, Sarp Özer, A. Eda Ünlü Özen | AA
Reklam
Tahşiyeciler Davası Nedir?
Medya ve polise yönelik Cemaat operasyonunun temelini oluşturan Tahşiyeciler grubuna yönelik davanın dosyasına Al Jazeera ulaştı. Teknik-fiziki takip kararları ve aramalar en büyük tartışma konusu.Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın da gözaltına alındığı soruşturmada, şüpheliler 2009-2010 yıllarında yürütülen ‘Tahşiyeciler grubuna yönelik’ soruşturmada ‘sahte delil üretmekle’ suçlanıyor.2009- 2010 yılında yürütülen '’Taşhiyeciler'' soruşturması kapsamında grubun önde gelen ismi ''Molla Muhammet'' adıyla bilinen emekli imam Mehmet Doğan'ın aralarında bulunduğu bazı isimlere dava açıldı. Halen devam eden davada Doğan ile birlikte 5 sanık 17 ay tutuklu yargılandı. Sanıklar Mayıs 2011'de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi.İsimsiz ihbar ile gönderilen CDSoruşturma Mehmet Doğan’ın da ses kaydının bulunduğu bir CD’nin Emniyet'e isimsiz ihbar ile gönderilmesiyle başladı. İhbarın ardından bir süre teknik ve fiziki takibe alınan şüphelilere operasyon düzenlendi.Ancak sanıklar ve avukatları operasyonun hukuka aykırı olduğunu ilk duruşmadan itibaren ısrarla vurguladı.Teknik ve fiziki takip kararlarına itirazİtiraz noktalarından biri teknik ve fiziki takip kararları. İddianamede sanıklar, terör örgütü kurmak ve üye olmak ile suçlanırken, alınan dinleme ve izleme kararları terör örgütü iddiasıyla alınmamış. Avukatlar ve sanıklar, duruşmalarda teknik ve fiziki takip kararlarının yasaya aykırı olduğunu, bu yolla toplanan delillerin geçersiz sayılmasını istedi.Evrakta sahtecilik iddiasıİkinci bir itiraz ise evrakta sahtecilik yapıldığı iddiası. Bu itirazın gerekçesi ise aramalarda polisler tarafından tutulan tutanaklar. Duruşmada tanık olarak dinlenen polislerden bazıları aramalardan 10.30 gibi ayrıldıklarını belirtti. Ancak dava dosyasında 11.00 ‘den sonra tutulan tutanaklar var. Avukatlar ve sanıklar, bu arama tutanaklarının sahte olarak hazırlandığını ve imzalandığını iddia ediyor.Bombaların bulunmasına ilişkin görüntü olmamasıDavanın en kritik konusu ise aramalarda elde edilen bombalar. Bombalar davanın sanıklarından Turgut Yıldırım'ın Bahçelievler'deki evinde bulundu. Bulunan el bombalarına ilişkin ‘polis kamerası görüntülerinin eksik olması (bombanın bulunduğu anın olmaması) ve bombaların üzerinde sanıkların değil polislerin parmak izinin çıkması tartışma konusu oldu.Bombalar üzerindeki parmak izleriDuruşmada tanık olarak dinlenen polislere bu iki konuda sorular yöneltildi. Polisler, bombada parmak izlerinin bulunmasını ‘eldivenlerin yıpranmış olması ve yıpranma nedeniyle çıkarmış olmalarına’ bağladı.Polisler, bombaların bulunduğu aramalarda da görüntü kaydının yapıldığını ancak bu kaydın ne zamandan itibaren başladığını bilmediklerini söylediler.Tanık polisler aramalara evin sahibi ve apartman yöneticisinin de eşlik ettiğini iddia etti.Polislerden çelişkili ifadeAncak tanık polislerin ifadelerinde de çelişkiler yaşandı. Tanık polis C. A, aramalarda bombanın aramaya başladıktan 1 -2 saat sonra bulunduğunu ancak tam zamanı hatırlamadığını ifade etti.Diğer tanık polis K.G ise aramalara başladıktan 15-20 dakika sonra bombaların bulunduğunu açıkladı.Kameraman: Ben geldiğimde arama başlamıştıAramalarda bombaların bulunma görüntülerinin olmamasını ise en net olarak kamera kaydını yapan polis A.K açıkladı. A.K aramaların kendisi gitmeden önce başladığını, daireye girdiğinde bulunan bombaların çekyatın üzerinde durduğunu söyledi. Tanık polis, bulunma anının görüntülerde olmadığını açıkladı.Apartman yöneticisi: Ben geldiğimde bombalar bulunmuştuApartman yöneticisi Nimettin Tosun da tanık olarak dinlendi. Tosun, polisler geldiğinde üstünü giyinmek için evine gittiğini, geri döndüğünde kapının açık olduğunu söyledi. Tosun, ‘Ben daireye girdikten sonra polislerden biri bomba bulduğunu söyleyerek dolaptan bir poşet çıkardı’ dedi. Apartman yöneticisi Tosun, aramalar bitmeden işi olduğu için ayrıldığını ve tutanağı okumadan imzaladığını belirtti.Tanık yönetici Tosun, evin sahibi Turgut Yıldırım’ın da bir ara namaz kılmak için abdest almaya gittiğini, geldiği sırada bomba ve mermilerin bulunduğunu söyledi.Avukatlar ve sanıklar, arama işlemlerinin hukuka aykırı, bombaların bulunma şeklinin ise şaibeli olduğunu iddia ediyor.Bu tartışmaların yaşandığı davanın operasyonunu yapan polisler şu anda gözaltında.Tahşiyeciler davası ise halen devam ediyor. Özel yetkili mahkemelerin kapanmasının ardından, dava suç yeri nedeniyle Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. 2015’in Mart ayında sanıklar hakim karşısına çıkacak.Selahattin Günday | Al Jazeera
Reklam