MART
2 Kişinin Hayatını Kaybetttiği Otobüs Kazasında Şoför Serbest Kaldı
İstanbul Sarıyer'de dün, kontrolden çıkan belediye otobüsü caddedeki araçları biçerek, kaldırıma çıktı. Kazada otobüsün altında kalan 2 kişi ölmüş, 8 kişi de yaralanmıştı. Kazanın ardından gözaltına alınan otobüs şoförü Fikret Gülbahar, adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakıldı.Otobüs şoförü Gülbahar, kazanın gaz pedalının takılı kalması sonucu meydana geldiğini, kendisinin kusurunun bulunmadığını öne sürdü.Konuyla ilgili olarak Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan kaza raporunda, otobüsün gaz pedalının takıldığı iddialarının araştırılması için bilirkişi tarafından incelenmesi istendi.
Yüzde 90'ı Yanan Kadın Cesedinin Kimliği Tespit Edilemedi
Manisa'nın Akhisar İlçesi'nde, zeytinlik içindeki bir barakada bir kadına ait olduğu belirlenen yakılmış cesedin şu ana kadar kimliği belirlenemedi.Cesedin yüzde 90'ının yandığı, en önemli delilin üzerinde bulunan tayt parçası olduğu öğrenildi. Cinayet büro dedektiflerinin cinayeti aydınlatmak için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.Akhisar Cumhuriyet Mahallesi Su yolu Mezarlığı Mevkii'nde bulunan zeytinlik içindeki barakada, dün saat 11.00 sıralarında, yakılmış bir kadın cesedi bulundu. Cesedi bulan zeytinliğin sahibinin ihbarı üzerine cinayet bürosu dedektifleri ile olay yeri inceleme ekipleri, barakada ve çevresinde araştırma yaparak delil aradı. Cesedi bulan zeytinliğin sahibinin de ifadesine başvuruldu. Vücudunun tamamına yakınının yandığı belirtilen kadının ellerinin arkada birleşmiş halde olduğunun görüldüğü, bu nedenle ellerinin arkadan bağlanmış olabileceğinin sanıldığı kaydedildi. Yapılan olay yeri incelemesinin ardından ceset otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldı.ÖZEL EKİP KURULDUCinayeti aydınlatmak için Manisa İl Emniyet Müdürlüğü ile Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü cinayet büro dedektiflerinden oluşan özel ekip kurulduğu belirtildi. Dedektiflerin öncelikle kentte koruma altındaki kadınları kontrol ettiği kaydedildi. Koruma altındaki kadınlarının tamamıyla görüşüldüğü ve bu kişiler için herhangi bir olumsuzluğun söz konusu olmadığı ifade edildi.KAYIP BAŞVURUSU YOKBir sonraki aşamada ise İzmir- İstanbul Karayolu ile çevresindeki bar ve müzikhol gibi eğlence mekanlarında çalışan kadın çalışanların kontrol edildiği belirtildi. Ayrıca kentte, kayıp başvurusuyla aranan bir kadının bulunmadığı da ortaya çıktı. Çevre illerdeki kayıp başvurularının da değerlendirilmeye alınacağı bildirildi.TAYT PARÇASI AYDINLATIR MI?İzmir Adli Tıp Kurumu'nda yapılan incelemeye göre cesedin yüzde 90'ının yanması yüzünden ölen kişinin bıçak, silah ya da darp sonucu mu yaşamını yitirdiğinin belirlenemediği öğrenildi. Ayrıca yine aynı sebeple ölen kişinin tecavüze uğrayıp uğramadığı de tespit edilemediği kaydedildi. Yüzü tamamen yanmış kişinin 20 ila 49 yaşları arasında olabileceği öğrenildi. Cesetten alınan bir parçadan ölen kişinin DNA örneğinin belirleneceği, bu örneğinin de olası başvurularla karşılaştırılacağı kaydedildi. Ayrıca cesedin yanmamış bölümünde tayt parçası bulunduğu, önemli bir delil olan bu parçanın inceleme alındığı belirtildi.
Bakan Yılmaz: 'Ecdadımız Artık Yürüme Mesafesinde'
Milli Savunma Bakanı Yılmaz, Şah Fırat operasyonuyla ilgili bilgi verdi. Muhalefet, hükümetin PYD ile işbirliği yaptığını savundu. Süleyman Şah Türbesi'nin taşındığı yerin ülkemize yaya yürüme mesafesinde olduğunu söyleyen Yılmaz, 'Ecdadına bir Fatiha okumak isteyenleri türbeye davet ediyorum' ifadelerini kullandı.Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Şah Fırat operasyonuyla ilgili Meclis Genel Kurulu’na bilgi verdi. Muhalefet, hazırlıkları olmadığı için konuşmanın ertelenmesini istediyse de Meclis Başkanvekili Sadık Yakut, Bakan Yılmaz’ı kürsüye davet etti. Yılmaz muhalefet partilerinin tepkisi altında yaptığı konuşmasında şunları söyledi:“Bu bir milli davadır, her partinin ortak sorumluluğudur. Operasyona karşı çıkan dış güçlere bakıldığında ne kadar yerinde olduğu da görülecektir. Bu aziz millet bu yurdu kendisine vatan yapanları her zaman hayırla yad etmiştir. Özgürce yaşıyorsak ecdadımıza borçlu olduğumuzu biliyoruz. Ecdadımızın hatırasına sahip çıkmayı bir görev olarak görmekteyiz. Süleyman Şah Saygı Karakolu’na yönelik güvenlik riskinin arttığı açıkça belirtilerek, hükümete yetki için tezkere talebi olmuş ve bu tezkere Meclis’te kabul edilmiştir. Sonrasındaki huşular da hükümetimizin haklılığını ortaya koymuştur. Türkiye uluslararası koalisyonun bir parçası olduğunu söylemiş ve anlaşmayı da imzalamıştır.”Operasyonun detayları“ Suriye’de her geçen gün artan güvenlik sorunları ve askeri zaruretler de dikkate alınarak Süleyman Şah Karakolu’ndaki manevi değerleri geçici olarak Eşme Köyü’nde kalan bir yere taşınmasına hükümetimizce karar verilmiştir. 21 Şubat Cumartesi gecesi Şah Fırat operasyonu adı verilen bir harekâtla eş zamanlı iki operasyon başlatılmıştır. Birliklerimiz 21:02 itibariyle bayrağımızı bu toprak parçası üzerinde dalgalandırmıştır. Birliklerimiz 38 mehmetçiğimizi alarak 06:03 sıralarında ülkemize güven içinde gelmiştir. Operasyona 39 tank ve 57 zırhlı araçla katıldık. Her tür risk içeren bölgede çatışma dahi olmadan bu operasyonun gerçekleşmiş olması TSK’nın caydırıcılık gücünü ve savaşa hazırlıklı olduğunu göstermektedir. Operasyonun başlangıcında intikal sırasında bir personelimiz geçirdiği kaza sonucu şehit olmuştur. Bir kaza sonucu şehit olan askerimize de başsağlığı diliyorum.”Musul tecrübesini hatırlattı'Bu operasyon Mehmetçiğimizin can güvenliği gerekçesiyle gerçekleştirilmiştir. Mehmetçik rehin diye daha önce açıklama yapanlara Mehmetçiğin rehin olmadığı gösterilmiştir. Kaybedilen bir vatan toprağı yoktur. Türkiye egemenlik hakkından vazgeçmemiştir. Bu operasyon 24 saat boyunca İHA’larla da gözlemlenmekteydi. Hava şartları müsait olduğunda yapılabilmekteydi. Bu da mevcut riski artırmaktaydı. Bu tehdidin ne kadar süreceği de bilinmemekte. 5 yıl süren de var 30 yıl da. Bir saldırı halinde mukabelede bulununcaya kadar mehmetçiğimizin karşı karşıya kalacağı riskin gereği yoktur. Türkiye daha önce de DEAŞ rehinesi olan Musul Başkonsolosluk personelinin tecrübesini yaşamıştır. ​ DEAŞ terör örgütü tarafından Musul’da konsolosluk personeli rehin alındığında, ‘Neden burası boşaltılmadı?’ diyenlerin, şimdi bu operasyona karşı çıkmaya hakkı yoktur. Musul’da tedbir alınmadı diye gensoru verenlerin bugün söz hakkı yoktur. Bu millet, Dışişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Dışişleri Müsteşarı, Genelkurmay İkinci Başkanı arasında yapılan güvenlik toplantısının dinlenerek dış güçlere servis edilmesi üzerine yapılan tartışmaları da hatırlamaktadır. O gün ‘Devlet Süleyman Şah Karakolu’nu bahane ederek Suriye’de savaşa girecek’ diyenleri bu millet unutmamaktadır. O gün yapılan bu iddiaların bu gün boşa çıktığın bu millet görmektedir. Hükümetimiz her bir vatandaşımızın can güvenliğini koruyacak tedbirleri alır. Hiç kimse Türkiye’nin ülke topraklarının ve can güvenliğinin korunmasının kararlılığını test etmesin. 'Türbeye ziyaret daveti“Bu operasyon her türlü tedbiri almaktan çekinmeyeceğimizi göstermesi açısından önemlidir. Suriye Eşme'sindeki yeni türbe ülkemize yaya yürüme mesafesindedir. Ecdadına bir Fatiha okumak isteyenleri ziyaret etmeye davet ediyoruz. Orada da görülecektir ki bayrağımız dalgalanmaktadır. Orada da ecdadımıza sahip çıkılmaya devam edilecektir. Bize güvenin, bu güveni şimdiye kadar boşa çıkarmadık, bundan sonra da çıkarmayız.”HDP: YPG ve PYD onayıyla olduİsmet Yılmaz'dan sonra kürsüye Halkların Demokratik Partisi (HDP) adına söz alan Nazmi Gür çıktı. Gür, 'YPG ve PYD’nin onayı ve desteğiyle bu operasyon yapılmıştır. Aksi takdirde Türkiye’nin Kobani’den 35 – 40 km öteye götürmesi mümkün değildir. Olması gereken olmuştur' dedi.Türkiye’nin kendisine ait olan bir topraktaki türbeyi başka bir toprağa taşıyarak uluslararası hukukta fiili bir durum yarattığını söyleyen Nazmi Gür, 'Bundan sonrası kanton yönetimi ve Kürtler için son derece tarihi bir durumdur. “Mürşitpınar Kapısı artık resmi bir kapı olarak açılmalı. Kobani hükümetiyle resmi ilişkiler ve ticareti ilişkiler açılmalı. Bu bölgede yeni bir durum yaratacaktır. Hükümetin her üç kantonu da tanıması elbette ki Türkiye’nin yararına olacaktır. Bu yapı çözüm sürecine de olumlu katkıları olacaktır' diye konuştu.CHP: IŞİD’le de PYD ile de yapılan işbirliğiCHP Milletvekili Faruk Loğoğlu ise operasyonun Suriye’ye bir saldırı olduğunu savunurken, “Askeri kendi hatalarınıza alet edemezsiniz” dedi. Loğoğlu, “Mustafa Kemal Atatürk, bu konuya Lozan’da hassasiyet gösteren İsmet İnönü’nün kemikleri sızlamıştır. Öyle bir hükümet var ki, toprağını koruyamamıştır” dedi.CHP’li vekil, AK Parti’yi de IŞİD’e destek vermekle itham ederek, 'IŞİD’den hiç bahsetmeyen, IŞİD’e her türlü manevi desteği veren bir AKP hükümeti var karşımızda. AKP’nin fıtratında vatan için can vermek diye bir şey yok anlaşılan” ifadelerini kullandı.Musul’da 50’ye yakın konsolosluk çalışanının geçen haziran ayında IŞİD tarafından rehin alınmasını hatırlatan Loğoğlu, “Musul Başkonsolosluğumuzun zamanında tahliye edilmemesi ne kadar yanlış ise, Süleyman Şah’taki askerlerin korku içinde çekilmesi daha da yanlış olmuştur. IŞİD’le yapılan işbirliği, PYD ile yapılan işbirliği. 3 gün önce cumhurbaşkanınız gürlüyor, ‘Yok efendim PYD şöyledir, böyledir’ sonra da PYD ile işbirliği yapıldığı ortaya çıkıyor. Neden IŞİD’den hiç bahsedilmiyor?' diye sordu.MHP: Türkmenleri sahipsiz bıraktınızMHP’nin kurucusu Alparslan Türkeş’in oğlu ve MHP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş de operasyona tepki gösterip, 'Dışarıdaki Türk toprağını kaybettiniz, daha da önemlisi oradaki 14 Türkmen köyünü sahipsiz bıraktınız” dedi. Türkeş, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da katılımıyla Meclis görüşmesi çağrısı yaparken, “Toprak mı kaybettik, aldık bayrağımızı ve naaşlarımızı da Türkiye’ye getirdik. Bu da başarı ha? Bu HDP’li milletvekilleri de oradaki PYD ve YPG güçlerinin desteğiyle geçtiğinizi söylüyorlar. Bu konuda Meclis’te bir genel görüşme yapmak gerekiyor” diye konuştu.MHP’li Özcan Yeniçeri ise Şah Fırat operasyonuna, “Kobani düştü düşecek diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD havaya uçurmadan türbeyi proaktif olarak bizzat kendisi havaya uçurmuştur. Geri çekiliş büyük bir başarısızlık ve onur kırıcı bir yenilgi olmuştur” eleştirisini getirdi.Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından cumartesi gecesi yapılan ve Şah Fırat ismi verilen operasyonla, Süleyman Şah Saygı Karakolu'ndaki emanetler, Suriye topraklarında bulunan Suriye Eşmesi köyüne taşınmak üzere Türkiye'ye getirilmişti.Kaynak: Al Jazeera
‘Bu Raporlarla Ölen İşçiden Tazminat Bile İsterler...’
Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şube Sekreteri Zafer Güzey, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) olarak bundan sonra yaşanacak iş kazalarının ardından hazırlanacak bilirkişi raporlarının oluşturacakları bir kurulda ele alınacağını ve raporlardaki yanlış tarafların ortaya çıkartılacağını söyledi.Hürriyet'ten Eyüp Serbest'in haberine göre; Torun Center inşaatındaki asansör faciasının ardından tutuklanan 4 kişinin serbest bırakılmasıyla ilgili basın toplantısını düzenleyen Zafer Güzey şunları söyledi: TORUNLAR’IN AVUKATI ÇOK İYİ ANLATMIŞ“Torunlar faciası yaşandığında alandaydık. Savcılık da oradaydı. Hepimiz gibi orada olan bir kişi daha vardı. Torunlar’ın avukatı. Herkese, Torunlar’ın inşaat yapma yetkisine sahip bir firma olmadığını, yatırım ortaklığı olduğunu, Torunlar’ın bu işi başkalarına yaptırdığını ve sorumluluğun başkalarında olduğunu daha ilk günden söylediler. Herhalde çok iyi anlatılmış ki savcı da mütalaasını verirken Torunlar’ın bu konuda bir sorumluluğu olmadığını kabul etti.SİYASETEN İÇERİDE TUTULDULARTorunlar’da 4 kişi neden içerideydi? Neden diğer insanlar yargılanmadı bunu bilmemiz gerekiyor. Başlangıç noktamız bu olmalıdır. Bakın Torunlar’ı biz yargılamıyor değiliz. Torunlar’da yaşanan iş cinayetini yargılıyoruz mesajını verirken, sorumlulukları olsun olmasın insanları içeride 162 gün tutuyorsunuz, sonra serbest bırakıyorsunuz. Hangi teknik veriye dayanarak serbest bıraktınız siz bunları?İŞÇİDEN TAZMİNAT BİLE İSTERLERBilirkişi için 11 kişilik heyet oluşturuyorsunuz. Bilirkişilerden 5 tanesi üniversiteden, diğerleri meslek odalarından. Sizin bilirkişi heyetiniz diyor ki, Torunlar suçludur bu konuda. Siz bunun üzerine Torunlar hakkında bir mütalaa hazırlamadığınızda zaten kamu vicdanı açısından sorun yaratıyorsunuz. Sonradan alacağınız yetersiz, yetkin olmayan bilirkişi raporlarıyla bunu süslerseniz, bu dava işçi aileleri açısından baştan kaybedilmiş bir dava özelliği kazanmış olur. O işçinin tazminat ödemesine bile sebep olabilir. Benim projemin adını kirlettin diye dava bile açabilirler. Bu kadar aymaz bir sistemin içindeyiz biz.BİLİRKİŞİ RAPORLARINI İRDELEYECEĞİZ“TMMOB olarak üzerinde çalıştığımız bir konu var. Biliyoruz ki, bilirkişi raporları her zaman gerçeği yansıtmakta başarılı olamayabiliyor. Biz bundan sonra bilirkişi raporlarında kararsızlık varsa, tarafsız olarak bu mesleğin kurallarını bilen, yasal mevzuatta nasıl olmasını bilen bir meslek kuruluşu olarak çatımızı oluşturup yanlış taraflarını ortaya çıkartacağız. Temizlik işçisi kadın camdan düştükten sonra bilirkişi raporu şuydu: ‘Temizlik işçisi suçludur. Cama çıktığında aşağı düşeceğini biliyordu.’ Ona dışarıdan o camı temizlemesi gerektiğini söyleyen kişiyi değil de işçiyi suçlu bulan bir bilirkişi raporuyla karşı karşıya kaldık.Bu da gösteriyor ki, yarın öbür gün şunları da yaşayacağız. Madene giriyorsanız madenin çökme ihtimalini de biliyorsunuz. İnşaat sahasına giriyorsanız başınıza bir moloz düşmesi ihtimalini de biliyorsunuz. Bu şu demektir. Ölmeyi biliyorsunuz. Türkiye’nin fıtratında bu vardır. Bilirkişi raporu bile böyle geliyorsa artık bunun sessiz kalınacak bir konu olmadığı aşikardır. Hükümet de yasayı çıkartırken işçiyi göz önüne almamıştır. Yargı da yargılarken bağımsız olarak sorumluları yargılama gücünden uzaktır. Kamuyu tatmin etmemektedir. Bilirkişi raporları da artık bu çerçevede gerçekten uzak, bilimsellikten uzak, yandaş bir rapor oluşturabiliyorsa, bizim de yer alacağımız konu bu raporları tartışmak, bilimselliğini ortaya koymaktır.”
Sosyal Medyada Erkeklerin Kadınlara Verdikleri Tepkilere Dair 8 Deneysel Çalışma
Bir süredir Twitter adlı sitede kitlemle buluşma fırsatını yakalıyorum. Bu bana kendimi ifade etme fırsatı verdiği kadar Türk erkeği hakkındaki tezlerimi de gözlemleme fırsatı veriyor. Çok etkili bir şekilde kontrollü deneyler icra edebiliyorum. İşte sizler için yaptığım bir takım kontrollü deneylerin sonuçlarını bugün sizlerle paylaşıyorum.
Reklam
"Melo'nun Galatasaray'da Yeri Yok"
Galatasaray'ın eski futbolcularından Arif Erdem, Brezilyalı futbolcuyu sert bir şekilde eleştirdiGalatasaray'ın eski futbolcularından Arif Erdem, Spor Toto Süper Lig'de merakla beklenen Fenerbahçe Galatasaray maçı öncesinde Felipe Melo hakkında konuştu.TV Em'de yayınlanan Serbest Vuruş adlı programda, 'Derbi yaklaşıyor, ortam geriliyor. İşte Felipe Melo'nun vukuatları' başlığı altında değerlendirmeler yapılırken, Brezilyalı oyuncuya eleştiri geldi.Felipe Melo'nun, takım arkadaşları Albert Riera, Gökhan Zan ve TFF Başkanı Yıldırım Demirören ile yaşadıkları üzerine konuşan Arif Erdem sert ifadeler kullandı. İşte Arif Erdem'in sözleri:'Futbolculuğunu asla tartışmıyorum. Ama ben bu tarz oyuncuyu, arkadaşına karşı fiziksel anlamda yapmış olduğu tavırları sindiremiyorum. Sindiremediğim için de Galatasaray camiasında yerinin olmaması lazım. Bu benim görüşüm; isteyen darılsın, isteyen alınsın... 15 sene oynadım orada. Biz hiç mi tartışmadık, kavga etmedik? Soyunma odasına gidince 'Oğlum hadi birbirinizden özür dileyin, biz bir aileyiz' derdik.'Haber Türk
Merkez Bankası Faiz İndirimlerine Devam Edecek mi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetten 'faiz indirilmeli' çağrıları gelmeye devam ederken Merkez Bankası yarın para politikasının seyrini görüşmek üzere toplanıyor. Piyasadaki beklenti faizin indirileceği yönünde ancak enflasyon uyarıları da yapılıyor.Yarın Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı öncülüğünde toplanacak olan Para Politikası Kurulu, TSİ 14.00'te faiz kararını açıklayacak.Piyasada beklenti düşen petrol fiyatları paralelinde gerileyen enflasyonun faiz indirimi olarak değerlendirileceği yönünde.Yatırım bankası Goldman Sachs'ın yatırımcılara gönderdiği piyasa notunda politika faizi olan bir haftalık repo faizinin yarım puan düşürüleceğini ve yüzde 7,75'ten yüzde 7,25'e çekileceğini öngörüyor.TEB Yatırım/BNP Paribas'nın tahmini ise faiz indiriminin 0,75 puan olacağı yönündeyken HSBC Merkez Bankası'ndan yarım puanlık indirim bekliyor.Faiz indirim beklentilerinin artmasıyla birlikte bankalararası piyasada Dolar/TL kuru 2,48 seviyesinin üzerine çıktı.Siyasetten faiz yorumu gelecek mi?Faiz indiriminde tahminler farklılaşsa da ortak bir kaygı piyasa uzmanlarının değerlendirmelerinde yer alıyor: Merkez Bankası üzerindeki siyasi baskı.Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamalarda Merkez Bankası'nın faiz politikasını eleştirmiş ve enflasyonun düşmesi için önce faizin düşürülmesi gerektiğini savunmuştu.Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de bugün yaptığı açıklamalarda 'Merkez Bankası'ndan piyasayı cesaretlendiren, faiz oranlarını aşağı götüren bir adım bekliyoruz” dedi.Piyasa uzmanları ise kararın ardından siyasi cepheden gelebilecek yoğun faiz yorumlarının Merkez Bankası'na olan güveni zedeleyebileceği ve Türk Lirası üzerinde baskı yaratabileceği konusunda uyarıyor.TEB Yatırım/BNP Paribas stratejisti Işık Ökte, son günlerde siyasetten gelen faiz yorumlarının bir miktar azalmasıyla Türk Lirası'nın dengelenmeye başladığını ifade etti ve siyasi yorumların azaldığı dönemlerin piyasaya olumlu yansıdığını kaydetti.HSBC Türkiye stratejisti Fatih Keresteci ise Merkez Bankası'nın yarınki kararının siyasi cepheden sert eleştrilere maruz kalması durumunda piyasalarda dalgalanmalara yol açabileceği uyarısında bulundu.Faiz koridoruna ne olacak?
Reklam
YDG-H'tan Fırat Çakıroğlu Açıklaması: 'Arkadaşları Bıçakladı'
YDG-H, Ege Üniversitesi'nde çıkan olaylar sırasında bıçaklanan ve hayatını kaybeden Fırat Çakıroğlu ile ilgili yaptığı açıklamada 'Fırat adlı şahsı kendi arkadaşları bıçaklamış ve gelen ambulansa 45 dakika engel olan arkadaşları şahsın ölümüne sebep olmuştur' denildi. Kamuoyuna yapılan ve Twitter üzerinde paylaşılan açıklamada 'İnanmıyorsanız olayın doğruluğunu teyit etmek için ÖGB'den mobese görüntülerini isteyin' ifadeleri yer alıyor.
Karayılan: 'Süleyman Şah Türbesi Operasyonunda Başarı da Zafer de Yoktur'
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Türkiye’nin Şah Fırat operasyonunu değerlendirdi. Karayılan, Türkiye’nin askeri bir operasyon gerçekleştirmediğini, diplomatik ilişkilerle IŞİD’le anlaşılarak hamle yaptığını söyledi.Fırat Haber Ajansı’ndan Deniz Kendal’ın sorularını yanıtlayan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Süleyman Şah Türbesi’nin yerinin değiştirildiği Şah Fırat operasyonunun PYD ve YPG’nin bilgisi ve onayı ile gerçekleştirdiğini belirterek, “Tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur” dedi.Türkiye’nin IŞİD ile de anlaştığını, Süleyman Şah Türbesi’ne gidilirken IŞİD güçlerinin geri çekilerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmadığına dikkat çeken Karayılan, “Mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul’da IŞİD tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür” şeklinde konuştu.ANF’deki Karayılan söyleşisi şöyle:Öncelikle Süleyman Şah Operasyonu hangi temeller üzerinden gerçekleşti? Bu operasyonda Kürt güçlerinin rolü ne oldu?YPG Genel Komutanlığı’nın ve temsilcilerinin yaptığı açıklamalara göre, Türk devlet yetkilileri bu operasyonla ilgili olarak Kobani Kanton yöneticileri, yine YPG temsilcileri ve PYD Eşbaşkanlığı ile 5 kez görüşme yapmışlar ve Süleyman Şah’taki askerlerin kurtarılması operasyonu için kendilerinden izin ve destek istemişlerdir. PYD, YPG ve kanton yetkilileri de kendi aralarında yaptıkları uzun tartışmalar sonucu Türk devletinin bu yönlü teklifini uygun görmüşlerdir. Bence de bu durum her iki taraf için de yararlı olabilir. Eğer ilişkilenmek ve dostluk geliştirmek isterlerse, bu, iyi bir başlangıca vesile olabilir.Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Kobani’den Süleyman Şah’a 3 km yakınlaşana kadar olan tüm alan boyunca YPG güçleri tedbir alıyor, koridor açıyor, YPG araçlarının eskortluğunda Türk devlet güçleri oraya getiriliyor ve bu temelde bazı araçlar da yol boyu ilerleyerek Süleyman Şah Saygı Karakolu’na gidiyorlar.Tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur. Hatta anladığım kadarıyla Uluslararası Koalisyon’dan bir devletin de bu konuda güven arttırıcı katkılar sunduğu ve bu işbirliğinin yürümesi yönünde telkin edici girişimlerde bulunma durumu da söz konusudur. Demek ki Türk devleti oradan da destek istemiştir. Kısaca operasyon bu temel üzerinden gelişiyor.“IŞİD, SÜLEYMAN ŞAH’I KULLANIYORDU”Siz Türk devletinin YPG ve Uluslararası Koalisyon’la bir danışıklılık içinde bu operasyonun gerçekleştiğini belirtiyorsunuz. Ancak kimi yerlerde ve yapılan bazı açıklamalarda DAİŞ’le (IŞİD) de yapılan bir anlaşmanın olduğu belirtiliyor. Bu, gerçekliği ne kadar yansıtır?Normal olarak 3 km yaklaşılınca artık DAİŞ mıntıkası başlıyor. Cephe olduğu için DAİŞ ve YPG güçleri karşılıklı mevzilenmededir. Bu mevzilenmeyi aşıp karşı tarafa geçmenin normal olarak iki yolu vardır: Ya sessiz bir şekilde sızma yaparak gidilir, ya da saldırarak çatışa çatışa gidilir. Fakat burada Türk askeri bunların ikisini de yapmıyor. Açık yoldan hareket etmek suretiyle, doğrudan Süleyman Şah Karakolu’na gidiliyor. Bu gidiş esnasında yol üstünde bulunan DAİŞ güçleri kendilerini geri çekerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmuyorlar. Anlaşılıyor ki onların da haberi vardır. Buradan Türk devletinin sadece YPG’yle ortak bir operasyon için anlaşma yapmadığını, aynı zamanda DAİŞ’le de bir anlaşma yaptığı anlaşılıyor. Yani buradaki askerlerin ve türbenin alınması için DAİŞ’le de gerekli temas ve diyaloglar yapılmıştır. Bu böyle anlaşılıyor. Yoksa bir savaş cephesinde askerlerin çatışmasız bir şekilde gidip, saatlerce orada uğraşıp o askerleri ve türbeyi getirmeleri pek de mümkün değildir.Kaldı ki bahsi geçen yer, etrafı DAİŞ güçlerince tutulmuş olan bir alandır. DAİŞ güçlerinin, uluslararası koalisyon güçleri ve Suriye Devleti’nin hava saldırılarından korunmak için daha çok bu karakolun etrafında mevzilendiğini, hatta sorumlularının gelip karakolda istirahat ettiğini biliyoruz. Belki Türk askeri bunu çok isteyerek kabul etmiyordur ama orada böylesi de facto bir biçimde işleyen bir sistem söz konusu olmuştur. Yani bir iç içelik vardır ve bu iç içelik olmasına rağmen nasıl yoldan araçlarla karakolun önüne kadar gidiliyor ve oradan her şey alınıp getiriliyor? Buradan da anlaşılıyor ki DAİŞ’in de bilgisi vardır ve bu operasyonun yapılması için onlar da yol açıyorlar ve müdahale etmiyorlar.Peki madem böylesi bir durum söz konusu, o zaman Türk devleti neden bu kadar yoğun bir tank ve askeri gücü bölgeye getiriyor?Buradan da tarafların tam olarak birbirlerine güvenmedikleri ve bir de DAİŞ’le yapılmış olan anlaşmanın ilk gözle dışarıdan fark edilmemesi isteminin olduğu anlaşılıyor. ‘Ne olur, ne olmaz’ hesabı vardır. Zaten Türk devleti herhalde daha fazla askeri güç ve zırhlı araç getirmek istiyor ama YPG’yle yapılan anlaşma sonucu o askeri güç ve araçlarda bir azaltma yapılıyor. YPG, “biz varız, bu kadar fazla askere ve zırhlı araca gerek yok” diyerek sayının düşürülmesini istiyor, onlar da düşürüyorlar. Yani tedbir alınmış olunuyor. Yoksa mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul’da DAİŞ tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür.Gün boyunca hem devlet yetkililerinin açıklamaları ve hem de Türk basınının değişik çevrelerinin yorumlarında kimsenin DAİŞ elemanlarının niye müdahale etmediğine dönük değerlendirme yapmadığını gördük. Bunun yerine, ‘DAİŞ’le aramızda gerginlik vardı, ciddi güvenlik sorunları doğdu’ hatta bazıları daha da ileri götürerek, ‘Pêşmergeler için Kobani’ye dönük koridor açtığından dolayı Türk devleti ile DAİŞ arasında bir soğumanın ve gerginliğin başladığını’ iddia ederek bundan hareketle bir gerginliğin gelişmiş olduğunu söylüyorlar. Buna ne dersiniz?Bu tür değerlendirmeler tamamen bir çarpıtmayı ifade etmektedir. Bir kere Türk devleti, uluslararası ve ulusal düzeyde çok tazyikli bir biçimde Kobani’deki direnişçilere destek amaçlı bir koridorun açılması baskısını boşa almak için Pêşmegelere yol açmıştır. Bundan sonra ise tersine bir şekilde ne Pêşmergelerin rahat gidip gelmesine, ne de daha farklı bir şekilde bölgeye yardımların ulaşmasına izin vermemiştir. Yani Türk devleti Kobani’ye koridor moridor açmamıştır. Aslında bu anlamda yaptıkları bir anlamda DAİŞ’e hizmet olmuş oldu. Çünkü Kobani Kantonu’nun ve YPG’nin istediği koridor açma talebi bir yerde dünya kamuoyunun talebi haline gelmişti ve AKP Hükümeti böyle bir taktiksel çıkışla bu talepleri gündemden düşürdü. Bunu Türk devleti çok ustalıkla yaptı. Yani esas olarak bu tutumda DAİŞ’e dönük bir karşıtlık durumu söz konusu değildir.Hatta şimdi ABD’yle yapılan eğit-donat anlaşması da öyle direkt DAİŞ’e karşıtlık anlamında fiili bir anlaşma değildir. Zaten daha çok Türkmenlerin eğitileceği, bu kesimlerin hem rejime hem de DAİŞ’e karşı savaşabilecekleri varsayılarak bir eğitim verilecek. Türkiye’de birkaç yüz kişinin eğitilmesi, Türkiye’nin DAİŞ’e karşı ciddi bir çıkış yaptığı anlamına gelmiyor.Kısacası DAİŞ’le Türkiye arasında mevcut durumda herhangi bir gerginlik yoktur. Türkiye seçimler öncesi bir tedbir almıştır. Çünkü bazen DAİŞ’in sağı solu belli olmamaktadır. İlişki halinde olunmasına rağmen demek ki ‘ne olur ne olmaz’ kabilinde bir yaklaşım vardır. Ayrıca YPG güçlerinin de 3 km yaklaşmış olmasından zemin, çatışma ve savaş alanı haline dönüştü. Bu da risk arttırıcı bir durumdur. Alanın provokasyona açık hale gelmesi durumu var. Bu nedenlerle geri çekme kararını almışlardır. Zaten basına da yansıdığı kadarıyla Kasım ayına kadar Kobani’nin düşeceği varsayılarak değişimin yapılması için askerler Suruç’a getirilmiş; sonradan değişim değil de orayı transfer etme kararına dönüştürülmüş. Çünkü Kobani düşmedi, YPG’nin eline geçti, dolayısıyla orası bir savaş alanı haline geldi.Bütün bu durumlardan anlaşılıyor ki, Türkiye DAİŞ’le karşı karşıya gelmek istemiyor. Soruna yol açabilecek durumları gidermeye çalışıyor. Özellikle DAİŞ’in Ürdünlü pilotu cayır cayır yakması çok ciddi bir durum ve birçok kesimi ürküten bir ortam açığa çıkartmıştır. Örneğin Ürdün Ordusu’nda subay kademesi içerisinde kaçışlara, intiharlara ve daha farklı bir sürü duruma yol açtığı belirtiliyor. Dolayısıyla Türkiye de tedbirini almak durumunda. Bir de buna DAİŞ çetelerinin türbeye gitmesi, oraya konumlanması, yatması, ihtiyaçlarını karşılaması, kısacası kendilerini karakolun etrafında korumaya almaları da eklenince, belli ki Türkiye biraz bundan da rahatsız olmuş. Ama arasının DAİŞ’le bozulmasını da istemiyor. Bunun için karakolu buradan almayı istemiş ve DAİŞ de uygun görmüştür. Olan da budur. Şimdi bunu farklı bir biçimde yansıtma, farklı bir şekilde gösterme tamamen yanlış bir durumdur.“BELLİ Kİ YPG’DE BİR SAFLIK VAR”Yapılan açıklamalara baktığımızda, bu durum farklı bir şekilde gösterilmeye çalışıldığı gibi, bir de sanki YPG bu operasyonda hiç yer almamış gibi yansıtılıyor. Bu tavır ne anlama geliyor?Doğruları değil de, kendi istediği şeyi kamuoyuna açıklama ve onu kamuoyunda etkili bir görüş haline getirme yöntemi, AKP’de bir gelenek haline gelmiş durumda. Bu anlamda Türkiye toplumunun önemli bir kısmını etkisi altına alma becerisini de gösterebilmektedir. Tabii bu operasyon nedeniyle yapılan açıklamalarda da aynı şey açık görülmektedir. Davutoğlu, bizzat kendisi dün sabah basın açıklaması yaptı. İnsanın o açıklamayı dinleyince hayrete düşmemesi elde değildir. Çok egemenlikçi, kendi dışındaki herkesi küçümseyen bir üslupla tek yönlü yapılmış bir açıklamaydı. Belli ki YPG’de de bir saflık var; çünkü YPG’nin Kobani’deki bir komutanı, basına yaptığı açıklamada, “Biz teşekkür etmelerini bekliyorduk ama hiç bahsetmedi bile” diye bir ifade kullandı.Türk devleti farklı, egemenlikçi bir karaktere sahiptir. Mesela diyor ki, “Hiçbir merciden ne izin, ne de yardım talep edilmedi.” Peki sen hiçbir merciden yardım ve izin talep etmediysen, nasıl savaş sahası olan bir alana bu kadar güçle gittin ve bir de geri çıktın, geri geldin? Hem de bir tek mermi atılmadan. Bu nasıl mümkün olabildi? Ama o bunu neye bağlıyor? Diyor ki, “Türkiye’nin caydırıcı gücünden herkes haberdardı.” Yani, “Herkese dayattık, sopayı herkese gösterdik, herkes de korktu, sessiz kaldı; biz de gittik, askerlerimizi aldık, geldik” demek istiyor. Açıkça zorbalık yaptığını ifade etmek istiyor. “Zorla gittim, aldım” demeye getiriyor. Açık ki bu, kendi dışındaki hiçbir iradeye saygı duymayan, sadece kendini esas alan, egemenlikçi bir anlayışın dışa yansımasıdır. Aslında Türk devleti ve AKP Hükümeti, söz konusu Kürtler olduğu zaman hep böyle yapıyor. Yani orada bir irade var; Kobani Kantonu var. Sen Kobani şehir merkezinden geçmişsin, 33 km yol gitmişsin, onların güvenlik kuvvetleri sana eşlik etmiş, yol açmış, yardım sunmuş, elbette Kobani’deki komutanın dediği gibi hiç olmazsa insan onlara bir teşekkür eder. Hadi etmedin ama böyle küçümseyici, yok edici, hiçleştirici üslup niye? Neymiş, “Herkes Türkiye’nin caydırıcı gücünden haberdarmış!” Güzel de orada 6 aydır direnen bir irade var. DAİŞ de 60 tank eşliğinde Kobani’yi almak istedi. Hem de sizin desteğinizle almak istedi. Ama alabildi mi? Hayır. DAİŞ’e karşı o iradeyi gösteren güç, isterse seni de durdurabilir! Ama o bunu görmüyor; orada sarf edilen çabayı, emeği ve kolaylaştırıcı yaklaşımı hiçleştiriyor. Çünkü ona göre, sonuçta Kobani Kantonu Kürt’tür. Ve Kürtler güç olamaz, irade olamaz. Mesela gün boyu Türkiye basınını izledim, hepsi de buna yakın bir yaklaşım içerisinde. Bir algı oluşturulmuş. Bu algıya göre Kürtler güç ve irade olamaz; olmamalıdır.Bakın mesela aynı yaklaşımı Kuzey’deki çözüm süreciyle ilgili de yansıtıyorlar. Şimdi siz 2 yıldır İmralı’da görüşmeler yapıyorsunuz. Bu görüşmeler artık gelip müzakere aşamasına dayanmıştır. Ama “Müzakere falan yok; çözüm süreci var” diyor. Peki, çözüm süreci taraflar arasında müzakere yapılmadan nasıl gelişecek? Bu sorun, 100 yıllık bir sorundur ve tarafları vardır. Peki taraflar arasında kapsamlı bir müzakere olmadan nasıl çözülebilir? Ama burada Kürt iradesini hiçleştiren, onu hiçe sayan bir tutum vardır. Bu tutum Kuzey’de de vardır; bir kez daha görüldü ki Rojava’ya karşı da aynı tutum devam ediyor. Bu, deyim yerindeyse, çok ayranı kabarık, burnu havada, egemenlikçi ve herkesi küçümseyen bir yaklaşım. Oysa ki küçük bir topluluk da olsa, sonuçta bir iradeyse saygı göstermen gerekir. Ama o, “Herhangi bir müzakere yoktur. Taraflar yoktur” diyor. Taraf yoksa o zaman bu sorun nasıl çözülecek? İşte bu mantık Kuzey’deki süreci çıkmaza sokmuştur. Önder Apo’nun bütün çözümleyici, kolaylaştırıcı, açımlayıcı çabalarına rağmen, AKP’deki bu zihniyet her şeyi sıfırlıyor. Aynı şeyi bu konuda da, yani bu operasyon konusunda da görüyoruz. Günlerce görüşme yapmış, tartışma yapmış ama diyor ki, ‘hiç kimseden hiçbir şey talep edilmedi.’ Kendini bu kadar büyük gören ve üstten bakan bir anlayış, kesinlikle sorunların demokratik yöntemlerle çözümünü geliştirme becerisini gösteremez.Kısacası, orada tek taraflı bir biçimde, diğerini hiçleştirerek kendisi gidip almış gelmiş havası yaratması doğru değildir. Kuzey’deki tüm Kürtler de bunu bir kez daha görmüş oluyorlar. Çünkü, “Ne de olsa Kürt’tür ve her Kürt hiçleştirmeye müstahaktır” yaklaşımını buraya bir kez daha görmekteyiz.Aynı yaklaşımın türbenin yeniden yapılacağı Eşme Köyü’ne dönük de sergilendiği görülüyor. Bakan Çavuşoğlu yaptığı açıklamada, “Sınırımızın 100 metre ötesinde Türklerin yeni toprakları oldu” dedi. Bu konuya ilişkin ne dersiniz?Türk devlet yetkilileri, PYD ve Kobani Kanton yetkilileriyle Eşme’ye türbeyi yerleştirmeyi konuşmuşmuşlar mı konuşmamışlar mı bilemiyorum. Fakat kendilerine oranın uygun olduğunu söyleyenlerin, orayı verenlerin veya kendilerinin, o toprak sahiplerine bir şey danıştıklarını sanmıyorum. Orası Kürdistan halkına ait bir toprak parçasıdır. Süleyman Şah Türbesi’nin önceki yeri olan Karakozak’ı Suriye Devleti vermiştir. Daha önceki yeri olan Caber Kalesi ise daha aşağıdadır. Ama Eşme Köyü, Kobani Kantonu’nun bir parçasıdır. Hatta bazıları, “Orası YPG’nin elinde değil, öyle boş bir yer, biz gidip kendimize bulmuşuz” diyor. El İnsaf! Daha 10 gün önce YPG o sırtı çatışarak, kan dökerek kurtardı. Madem başkasının toprağına gelip tesis kuracaksın, o zaman biraz mütevazı yaklaşırsın. Ama bunu yapmıyor, “Orayı bıraktık, burayı tuttuk” diyor. Sanki babasının malı! Bir kere bunun özel mülkiyeti vardır; yaptığın uluslararası hukuka, özel mülkiyet hukukuna aykırı bir şeydir. Bu konuda Kobani’deki kanton yetkililerinin nasıl bir oluru olduğunu veya hangi temelde söz verdiklerini bilmiyoruz ama o arazinin sahiplerinin mağdur duruma düştükleri çok açıktır.Bu konuyla ilgili son söz olarak belirtecekleriniz nelerdir?Kısacası, gerçekleşen operasyona biz karşı değiliz. Ama bu operasyon nedeniyle ortaya çıkan gerçeklikleri de herkesin görmesi gerekir. DAİŞ ile AKP’nin ilişkisi burada bir kez daha açığa çıkmıştır. Umarım Türkiye değişik biçimlerde DAİŞ’i destekleme ve ortaklaşma politikalarına son verir ve artık bu politikayı sürdürmez. Yine Kobani Kantonu’nun yapmış olduğu bu önemli desteği unutmaz, nankörlük yapmaz, Kobani’ye dönük halen sürdürmekte olduğu ambargoyu kaldırır. Şimdi Kobani’ye bir koridor açmaktan ziyade, sınır kapısını ticarete açması gerekiyor. Çünkü mevcut durumda bir ambargo vardır. Diğer kapılarda böyle bir durum söz konusu değildir ama Kobani kapısı serbest gidiş gelişlere ve ticarete açık değildir. Nedeni ise Kürt olmasıdır. Umarız Kobani’deki Kürtlerin yapmış olduğu bu destekten sonra AKP de ona denk adımlar atar. Yeniden düşmanlık politikaları değil, iyi komşuluk politikaları temelinde bir yaklaşım geliştirir. Bu operasyona ilişkin söyleyeceklerim bunlardır. Kaynak: ANF
Reklam
Mobil İnternette Tüketici Lehine Düzenleme Geliyor
BTK, akıllı telefon kullanıcılarının istek dışı internet hizmeti ücretlendirmelerinin önüne geçecek düzenlemeyle ilgili kamuoyunun görüşünü alacak.BTK'nın internet sitesinde yer alan duyuruya göre, mobil telekomünikasyon hizmetlerinde teknolojinin gelişmesiyle yaygınlaşan akıllı telefon kullanımı nedeniyle aboneden habersiz internet hizmeti ücretlendirmesi yapılarak oluşabilecek tüketici mağduriyetinin engellenmesi amacıyla düzenleme planlanıyor.Buna göre, abonelik sözleşmelerinde hatların internet hizmetlerine kapatılması hususunda tüketicilerin tercihlerini belirtebilmesi, buna yönelik olarak abonelik sözleşmelerinde gerekli değişikliklerin yapılması, hattın açılmasını takiben hatların internete nasıl kapatılabileceği hususunda abonelerin SMS yoluyla bilgilendirilmesi ve internet hizmetlerinin online işlemler, müşteri hizmetleri, bayiler aracılığıyla ve SMS ile kapatılıp/açılabilmesi konularında mobil telekomünikasyon hizmeti işletmecilerinin sistemlerinde gerekli olabilecek çalışmaları 1 Temmuz'a kadar tamamlamalarına ilişkin kamuoyu görüşleri alınacak.Görüş ve öneriler, 23 Mart'a kadar yazılı olarak kuruma ve 'meulasanoglu@btk.gov.tr' e-posta adresine gönderilebilecek.Necip Fazıl Çelik, AA
Fenerbahçe'den Taraftarlarına Galatasaray Uyarısı
Fenerbahçe Kulübü , Akhisar Belediyespor maçı öncesinde taraftarlarına yönelik uyarı yaptı.Sarı-lacivertlilerin resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, 'Çirkin ve kötü tezahürat ve 'Saha olayları'nedeniyle ceza sınırında bulunan kulübümüz, bu cezaların herhangi birinin tekrarı durumunda muhtemel tribün kapatma cezasıyla karşı karşıya kalacaktır' denildi ve Galatasaray derbisi öncesinde ceza alınmaması için taraftarlarına ricada bulunuldu.İşte Fenerbahçe Kulübü'nün yaptığı açıklamanın tam metni...'Bugün sahamızda karşılaşacağımız Akhisar Belediyespor karşılaşmasında, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı tribünlerinde yer alacak olan taraftarlarımız, şüphesiz ki her zaman olduğu gibi takımımızın 12. Adamı olarak en önemli itici gücü olacaktır.20. şampiyonluğa doğru emin adımlarla ilerleyen takımımızı, bu yolda yalnız bırakmamak adına tüm taraftarlarımızdan ricamız, yapılması muhtemel tahriklerden özenle kaçınarak sadece ve sadece takımımıza destek vermek olacaktır.“Çirkin ve kötü tezahürat” ve “Saha olayları” nedeniyle ceza sınırında bulunan kulübümüz, bu cezaların herhangi birinin tekrarı durumunda muhtemel tribün kapatma cezasıyla karşı karşıya kalacaktır.Bu nedenle, taraftarlarımızı en ufak bir tahrike kapılmadan, çirkin ve kötü tezahüratlardan uzak durarak yalnızca takımımıza destek vermeye davet ediyoruz.'Sporx
Pozantı Mağduru Çocuklara Müebbet Hapis İstemi
Pozantı Cezaevi'nde 2012'de cezaevinde çocuklara taciz ve tecavüz eden görevlilerle ilgili davada takipsizlik kararı verildi. Buna karşın şikayetçi olan 4 mağdur çocuk hakkında müebbet hapisle yargılama başlatıldı.2012 yılında toplumsal olaylara karıştıkları ve taş attıkları gerekçesiyle Pozantı Çocuk Cezaevi’ne konulan çocuklara taciz ve tecavüz ettiği ortaya çıkan zanlılar hakkında açılan dava takipsizlik kararı verildi. Tecavüz zanlıları hakkında davacı olan 4 Pozantı mağduru 4 çocuk ise, davalı duruma getirilerek müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor.ANF'den Ferhat Aslan'ın haberine göre 3 yıl önce taş attıkları gerekçesiyle Pozantı Çocuk Cezaevi’ne konulan onlarca çocuğu taciz ve tecavüz eden devlet memurlarının yargılanması yerine taciz ve tecavüze maruz kalan çocuklar müebbet hapis cezası ile yargılanıyor. Onlarca çocuğu yüzlerce yıl hapis cezası verilirken, aileleri de para bir milyonu aşkın para cezalarıyla karşı karşıya bırakıldı.578 YIL HAPİS, BİR MİLYON TL PARA CEZASIPozantı Çocuk Cezaevi’nde taciz ve tecavüze maruz kalan Kürt çocukların teker teker cezaevine konulduğunu söyleyen İHD Mersin Şube Başkanı Ali Tanrıverdi, 18 yaşını dolduran çocukların büyük bir kısmının tutuklama ve para cezalarıyla sindirilmeye çalıştığına dikkat çekti. Tanrıverdi, “Son bir yılda derneğimize yapılan resmi başvuru kayıtlarına göre; bir yıl içerisinde, toplam 129 çocuk gözaltına alınmış, tutuklanmış ve çocuk mahkemeleri tarafından yargılanmıştır. Bunlardan 67 çocuk hakkındaki davalar sonuçlanmıştır. Sonuçlanan davalardan hiçbir beraat kararının çıkmaması çocukları sindirme politikalarının açık bir göstergesidir. Bu çocuklara Toplam: 578 yıl, 11 ay 6 gün hapis cezası ve 978.180.00 T.L. adli para cezası verilmiştir. Yine 2012 yılı içerisinde Mersin Valiliği tarafından Pozantı çıkışlı çocukların ailelerine toplam olarak 1.270.000.00 (Bir milyon iki yüz yetmiş bin) T.L. idari para cezası verilmiştir” dedi.Tanrıverdi, Pozantı Çocuk Cezaevi’nde çocuklara taciz ve tecavüz eden devlet memurları hakkında açılan davanın takipsizlikle sonuçlandığını belirtti.Davacı olan 4 çocuğun davalı duruma düştüğünü ve müebbet hapis cezasıyla yargılandığını ifade eden Tanrıverdi şunları söyledi: “Taciz ve tecavüz suçlamasıyla tespit edilen 20 zanlı hakkında açılan dava takipsizlikle sonuçlandı. Tecavüz zanlısı olan devlet memurların yerine davacı olan 4 Pozantı mağduru çocuğun ‘devlet malına zarar verdiği’ gerekçesiyle Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 302. Maddeden müebbet hapis cezasıyla yargılanıyorlar. Bugün çıkartılmak istenen İç Güvenlik Paketi zaten Mersin’de Kürt çocuklarına uygulanmaya başlanmış bile.”Pozantı mağduru çocukların büyük bir kısmının yaşı dolduğu andan itibaren Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ne konulduğunu dile getiren Tanrıverdi, çocuklara yaşatılan travmanın sürdüğünü altını çizdi.Tanrıverdi, “Bu çocuklara Pozantı Cezaevi’nde uygulanan insanlık dışı baskı uygulamaları, şimdi de farklı yöntemlerle Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde devam ettirilmektedir. Pozantı ve Sincan çocuk cezaevlerinden tahliye olan çocuklar, 18 yaşını bitirir bitirmez, düzmece fezleke ve iddianameler hazırlanarak yeniden tutuklanmaları sağlanmaktadır. Daha önce Kürkçüler Cezaevi’nde kalan siyasi tutsakların tümüne yakını Karadeniz bölgesindeki çeşitli illere sürgün edilerek boşaltıldı. Çeşitli cezaevlerindeki Pozantı kökenli bu çocuklar Kürkçüler Cezaevi’ne getirildi. Bu çocuklara uygulanan; keyfi tutuklamalar, yaşlarının katı kadar hapis cezaları, astronomik miktardaki para cezalarının üstüne, şimdi de Kürkçüler Cezaevi’nde insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kalmaktadırlar” diye konuştu.Mersin'de özellikle çocukların gözaltına alınması ve tutuklanmasına değinen Tanrıverdi, Pozantı’da yaşadıkları vahşetin yanında ailelerin de ekonomik zorluklar içerisinde kendilerini büyüttüğünü belirterek, “Devlet Kürt çocuklarına 'potansiyel terörist' gözüyle bakmaktadır. Mersin’de devletin çeşitli kurumların Kürt çocuklarına öç alınması gereken düşman gözüyle bakılmaktadır. Mersin 1990'lı yıllarda köyleri boşaltılan Kürtlerin yoğun olarak yerleştiğin metropollerden biri. Nüfusunun üçte birden fazlasının Kürtlerden oluştuğu kentte, özellikle çocuk ve genç nüfusu oldukça fazladır. Yıllardır yaşanan çatışmalı ortamın doğrudan mağduru olan çocuklar, hak ihlaline uğrayan kesimlerin başında geliyor. Zorunlu göç sonucu Mersin ve Adana başta olmak üzere Türkiye metropollerine göç etmek zorunda kalan aileler işsizlik, yoksulluk, ayrımcılık olmak üzere çok sayıda uygulamaya maruz kaldı. Bu ortamda büyüyen Mersin'deki çocuklar hem yaşam alanlarında hem de Pozantı Cezaevi'nde insanlık dışı uygulamalara tanıklık ederek büyüdü” diye konuştu.‘TAŞ ATMADIĞI HALDE KABUL ETTİRİLİYOR’İşkence ile çocukların ajanlaştırılmaya zorlandığını ifade eden Tanrıverdi şöyle devam etti: “Çocuklar karakolda işkenceye maruz kalıyor. Devamında ihbarcılığa, gizli tanıklığa itiliyor. Şu an Adana'daki özel yetkili mahkemelerdeki dosyaların tümünde meze misali delil gizli tanıktır. Gizli tanıkların çoğu çocuktur. Karakolda çocuklardan kendilerinin, ailelerinin zarar görmemesi, uzun yıllar hapis yatmaması, tutuksuz yargılanması ve karakoldan direkt serbest bırakılması için birilerinin ismini vermesi ya da önüne konulan listeye imza atması isteniyor. Ardından 'savcı amca' dedikleri kişiye 'bizim anlattığımız şekliyle konuşursan sen buradan serbest kalırsın' şeklinde ifade vermeye zorlanan birçok çocuk, hiç tanımadığı insanlar hakkında yorum yapmakta, bununla şunlarla eylem yaptım diyerekten başka insanları özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına sebep olmaktadır.”‘TECAVÜZ, HAPİS, PARA CEZASI’Gösterilere katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan çoğu çocuğun direkt tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilerek tutuklandığını söyleyen Tanrıverdi, adli kontrol hükmü büyükler için uygulanırken çocuklar için uygulanmamasını hukuk dışı olduğunu ifade etti.“Mersin Defterdarlığı'nın gösterilere katıldığı ileri sürülen çocuklar hakkında açtığı davalar devam ederken çocukların ailelerinden binlerce TL para istenmektedir” diyen Tanrıverdi, daha çocuğun yargılanması bile başlanmadan, çocuğun suçlu olup olmadığı bile belli olmadan, sadece bir iddia olmasına rağmen, çocukların ailelerinden kamu malına zarar verdiği gerekçesiyle para tahsil edildiğini de sözlerine ekledi. Tanrıverdi, usulde ve hakkaniyette uygun olmayan uygulamaların yapıldığını kaydetti.‘BU ÇOCUK CİN GİBİ HER ŞEY YAPAR’Tutuklanan Kürt çocukların tutuklu olduğu cezaevlerinde gelen raporlar doğrultusunda ceza verildiğini söyleyen Tanrıverdi, “Mahkemelerin çocukların ceza ehliyeti olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan istediği raporların yetersiz ve sağlıksızdır. Biz cezaevinde çocuklarla görüştüğümüzde kendilerini ifade edecek cümleler kuramazken bir rapor geliyor, 'bu çocuklar cin gibi her şeyi anlayabilir, yapabilir' raporu üzerinden çocuklara öyle ağır cezalar veriliyor ki. Çocuğun gençliğini bırakın yaşlılığını bitirecek kadar. Bir defada 44 yıl hapis cezası veriliyor. Adalet sisteminde insaf, vicdan ve hakkaniyet gerekiyor' diye konuştu‘AJANLAŞTIRMAYI KABUL ETMEYENLER KENTTEN SÜRÜLÜYOR’Pozantı mağduru ailelerin ajanlaştırmayı kabul etmediği takdirde Mersin’i terk etmek zorunda bırakıldıklarını söyleyen Tanrıverdi şunlara dikkat çekti: “Kürt mahallelerindeki çocuklar ve bu çocukların aile bireyleri, sürekli tehdit edilerek veya birtakım ekonomik olanaklar sağlanacağı söylenerek işbirliği adı altında itirafçılığa, ajanlığa zorlanmaktadırlar. Ajanlaşmayı kabul etmeyenler Mersin’i terk etmeye zorlanmaktadır. Kabul etmeyen çocuklar düzmece fezlekelerle cezaevlerine gönderilmektedir. Mersin Valiliği tarafından da çocukların ailelerine devlet malına zarar verildiği gerekçesiyle, astronomik rakamlara varan idari para cezaları verilmektedir. Tüm bu uygulamalar; 1996 yılında derin devletin ‘Mersin’i Kürtlerden temizleme operasyonun ısrarla sürdürüldüğünün göstergesidir” dedi.
Reklam
Napoli Taraftarı Trabzonspor'un 61. Dakika Şovunu Çok Sevdi
Trabzonspor'un 61. dakika şovunu örnek alan Napoli'de taraftarlar, bundan böyle aynı gösteriyi aynı dakikada kendi tribünlerinde gerçekleştirecekler.İtalya'nın Napoli takımı sürpriz bir kararın eşiğine geldi. UEFA Avrupa Ligi'nde hafta içerisinde Türkiye'de Trabzonspor ile karşılaşan Çizme ekibi, bordo-mavililerin 61. dakika şovuna hayran kaldı. Mavi-beyazlılar bundan böyle tıpkı Trabzonspor gibi bu dakikada gösteriler gerçekleştirecekler. İtalyan ekibinin taraftarları, tüm Napoli maçlarında 61. dakika geldiğinde tribünleri hareketlendirerek tezahüratlar ve görsel şovlarla statta ambiyansı yükseltmeyi planlıyor.Konuyu gündeme getiren, ülkenin güneyi için otonom bir yönetim modeli isteyen 'Neoborbonico Hareketi' oldu. İtalya bağımsızlık savaşında Napoli kenti ve civarı için önemli bir tarih olan 1861'i işaret eden 'güneyciler' yayınladıkları açıklamada şu ifadeleri kullandı:'61 rakamının bizim için de önemi sebebiyle tüm Napoli taraftar gruplarına, her maçın 61. dakikasında tıpkı Türkler'in yaptığı gibi tribün şovlarının yapılmasını öneriyoruz. Böylece bizler için önemli olan 1861'i her seferinde anmış olacağız'Napoli taraftar gruplarının da öneriyi olumlu karşıladığı, hayran kaldıkları Trabzonspor'un tribün şovunu gerçekleştirmek için harekete geçtikleri ifade edildi.Milliyet
Reklam
Motorola 'Heyecan Verici' Bir Duyuru Yapmaya Hazırlanıyor
Google bünyesinde başarılı işlere imza attıktan sonra Lenovo tarafından satın alınan ve bu şirketin de karını büyük ölçüde artırmayı başaran Motorola, önümüzdeki günlerde yeni bir cihaz duyurmaya hazırlanıyor.Etkinliği basın çalışanlarına mail atarak duyuran Motorola’nın 25 Şubat tarihinde duyurulacak cihazının ne olduğuyla ilgili henüz bilgi bulunmuyor. Fakat duyurunun kullanıcılar için “heyecan verici” olacağı söyleniyor. Motorola’nın duyurma ihtimali olan birkaç cihaz mevcut. Bunlardan ilki Lenovo ve Motorola iş birliğinde yeni bir akıllı telefon. Diğeri ise gerek tasarımı, gerekse donanımıyla sevilen akıllı saatlerden biri olan Moto 360’ın yeni bir sürümü. Bu seçeneklerin dışında Motorola’nın bizi şaşırtma ihtimali de bulunuyor. Belki de daha önce hiç üretmediği türde farklı bir cihazı piyasaya sürebilir. Tüm bu iddiaların gerçek olup olmadığını anlamak ve cihazın ne olduğunu öğrenmek için çarşamba gününe kadar beklememiz gerekiyor.LOG
Keman Çalabilen Çok Yetenekli Mekanizma
Seth Goldstein isimli adamın yarattığı mekanizma keman çalabiliyor. Öğrenilmesi ve çalınması en zor müzik aletlerinden olan kemanı çalabilen mekanizmanın daha da gelişip yaygınlaşması dileğiyle. Bu dinlendirici sesten kimse mahrum kalmasın...
Şehit Halit Avcı Toprağa Verildi
Şah Fırat Operasyonu sırasında kaza sonucu şehit olan Astsubay Başçavuş Halit Avcı, memleketi Trabzon'da son yolculuğuna uğurlandı.Suriye'ye yönelik düzenlenen Şah Fırat Operasyonu'nda zırhlı personel taşıyıcı askeri araçta kaza sonucu şehit olan Genelkurmay Genel Sekreterliği Fotofilm Merkezi'nde görevli Muhabere Astsubay Başçavuş Avcı'nın Türk bayrağına sarılı naaşı, babaevinde helallik alınmasının ardından Maçka ilçesi Gürgenağaç Mahallesi Merkez Camisi karşısındaki mezarlığa getirildi.
Reklam