onedio
Özgecan'ın Katil Zanlıları Yalan İfadede Anlaşmış...
Özgecan Arslan'ın halen aranmakta olduğu ilk gün, jandarmanın şüphe üzerine gözaltına aldığı katil zanlılarının minibüsteki kan izleri ve o gün neler yaptıkları konusunda ortak yalan ifade vermek için anlaştıkları görüldü.Radikal'den İsmail Saymaz'ın haberine göre; Mersin Tarsus’ta katledilen Özgecan Arslan’ın üç katil zanlısından biri olan Fatih Gökçe’nin jandarmada yarım bırakıp savcılıkta tamamladığı ifadesi gün yüzüne çıktı. Jandarmada alınan ifadesinde asli fail Suphi Altındöken’in kendisinden benzin ve bıçak istediğini, yanına gittiğinde Özgecan’ın ölmüş olduğunu iddia eden Gökçe, savcılıkta ise “Suphi, ‘Cesedi halı gibi bir şeyin içine saralım, evde dursun’ dedi. Sonra vazgeçtiler. Suphi arabaya bindi ve babasından bıçak istedi. Çıktığında, elinde kesmiş olduğu maktule ait elleri gördüm. Babasından poşet istedi. Elleri poşete koydu” diye ifade verdi. Gökçe ayrıca cesedin yakılması konusunda iki kişiyle konuşmadığını savunarak, “Onlara yer göstermedim. O gün ben bende değildim. Çok korktum, ne olduğunu hatırlamıyorum” dedi. Üç saldırgan alınan ilk ifadelerinde, “Mangaldan dönüyorduk” diye ortak yalan beyanda bulundu.Fatih Gökçe, savcılıkta devam eden ifadesinde, Suphi Altındöken’in kendisini aradığını, “Başım belada” dediğini ve 5 TL’lik benzin getirmesini istediğini söyledi. Benzin almadan yola çıktığını ifade eden Gökçe, otobüse binip Altındöken’in yanına oturduğunu anlattı. Yola giderken konuştuklarını kaydeden Gökçe, “Suphi’nin elinin yüzünün yaralı olduğunu gördüm. ‘Hayırdır’ diye sordum. ‘Geminin oradan bir cono aldım, beni soymaya çalıştı, yüzüme biber gazı sıktı, ben de araç konsolunda bulunan bıçağı salladım, biraz boğuştuk, arkada yatıyor” dediğini anlattı. Otobüsün içerisi karanlık olduğu için arkasına baktığı halde cesedi göremediğini savunan Gökçe, “Araçta yoğun kan kokusu vardı. Suphi’ye ‘Hastaneye götürelim’ dedim. ‘Öldü, götürmemize gerek yok’ dedi” diye konuştu. Altundöken’in, “Birisini ara, benzin iste” dediğini, bunun üzerine arkadaşı Osman’ı arayarak, benzin getirmesini istediğini söyleyen Gökçe ifadesine şöyle devam etti:“Osman benzini getirdi. Ben Suphi’nin aracından inerek, Osman’ın aracına bindim. Suphi’ye ‘Eve gidiyorum, seni ararım’ dedim. Biz Osman’la hareket ettikten sonra Suphi de aracıyla ayrıldı. Eve geldim, peşimden Suphi geldi. Benden bıçak istedi. ‘Bıçak yok, sen git eve’ dedim. Saat 21.30 sıralarında Suphi’nin babası Necmettin Altındöken aradı ve beni evlerine çağırdı.”‘KIZA NE YAPALIM’ DİYE KONUŞMAYA BAŞLADILAR“Çağırmaları üzerine aracımla Suphi’nin babasının evine gittim. İkisi aynı evin içinde oturmaktadır. Gittiğimde otobüs kapının önünde duruyordu. Babası ve Suphi evden çıktı. Üçümüz konuşurken ‘Kıza ne yapalım?’ diye konuşmaya başladılar. Suphi, ‘Cesedi halı gibi bir şeyin içine saralım, evde dursun’ dedi. Sonra vazgeçtiler. Suphi arabaya bindi ve babasından bıçak istedi. Arabanın içine bindi. Çıktığında, elinde kesmiş olduğu maktüle ait elleri gördüm. Suphi babasından poşet istedi. Elleri poşete koydu. Bana 40 TL verdi, ‘Git benzin al’ dedi. ‘Bana bidon verin’ dedim. Beyaz renkli bidonu getirdi. ‘Sen benzin al, üniversitenin alt tarafından buluşuruz’ dedi. Ben aracımla T. Petrol’den 20 TL’lik benzin aldım. Suphi ve babası otobüsle bahse konu yere geldiler. Ben önden gitmiştim, sonra onlar geldi. Alman mezarlığına doğru geldiğimizde inişte sol tarafta eski yol var, orayı işaret ettim.”‘BEN BENDE DEĞİLDİM’Gökçe, “Ben cesedin yakılması konusunda daha önce bir görüşme yapmadım. Onlara da yer göstermedim. O gün ben bende değildim. Çok korktum, ne olduğunu hatırlamıyorum” derken baba ve oğul Altındöken’in ifadelerini reddetti.Bu arada jandarma, Fatih Gökçe’nin T. Petrol adlı şirketten benzin aldığı anın görüntülerine ulaştı. Tutanakta, Gökçe’nin saat 22.07’de petrol istasyonuna girdiği, 22.08’de pompaların bulunduğu bölgeye ağzında sigara ve elinde beyaz bidonla geldiği, bidonun kapağını açıp pompacıya verdiği, parasını nakit ödediği benzini alarak 22.09’da istasyondan ayrıldığı saptandı.İLK İFADELERİ ORTAK: YEMEKTEN DÖNÜYORDUKBu arada olaydan hemen sonra jandarmanın araçtaki kan lekeleri nedeniyle şüphelenerek gözaltına aldığı Necmettin ve Suphi Altındöken ile Fatih Gökçe’nin buradaki ilk ifadelerinde de ortak bir yalan ifade üzerinde anlaştıkları görüldü.Suphi Altındöken, cinayetten saatler sonra, 12 Şubat günü saat 03.00’te verdiği ilk ifadesinde, akşam sekiz yolcuyla birlikte hareket ettiğini, Huzurkent’i geçtiğinde şoför mahallinin yanındaki koltukta oturan kişinin “Beni neden indirmedin” dediğini ve başına vurduğunu söyledi. Aracı durdurup bu kişiye vurduğunu ve kafa attığını, yolcunun burnundan kan geldiğini anlattı. Altındöken, “Bu sırada yanında oturan kız arkadaşı yüzümü cırmaladı. Kızın yüzüne yumruk attım. Kız dengesini kaybederek düşünce üç dört kez tekmeledim. Daha sonra bu iki şahsı araçtan indirip devam ettim” dedi.Aynı anda araçta iki yolcunun daha olduğunu söyleyen Altındöken, yolcuları bıraktıktan sonra babası Necmettin’i ve arkadaşı Fatih Gökçe’yi aradığını söyledi. Üç kişi Gökçe’nin evine giderek tavuk yediklerini, ardından evden çıktıklarını söyledi. Çıkarken, Gökçe’nin evindeki benzin bidonunu “dönüş beleşe gelsin diye” yanına aldığını anlatan Altındöken, “Araçta bulunan çuvalları, tavuk almak için almıştım. Amaç, arabayı kirletmesin diye... Bidon da mazot bidonuydu, yakıt kattığım bidon. Paspastaki kan lekeleri de kavga ettiğim şahıslara aitti, ancak kim olduğunu bilmiyorum” dedi.Baba Altındöken ise saat 03.45’te alınan ifadesinde, o sabah oğlu Suphi’nin kendisini arayarak, “Arkadaşıma yemek yemeye gideceğim, gelir misin” dediğini, Alibey Mahallesi’ne gittiklerini, seyir halindeyken oğlunun, “Yolcuyla kavga ettim” dediğini belirtti. Altındöken, “Aracın arkasına baktığımda herhangi bir şey görmedim. Oğlum da bana bir şey söylemedi” dedi. Yolda jandarma tarafından durdurulduklarını belirten Altındöken, “Aracın arka kapısını açtık. Arka paspasın üzerinde kanlar vardı. Kan izlerini ilk defa o zaman gördüm. Kan izlerinin ne olduğunu sordular, oğlum Suphi yolcuya ait olduğunu söyledi. Kan izleriyle ilgili en ufak bir görgüm ve bilgim yoktur. Ben de jandarmayla birlikte gördüm. Oğlum da bana hiç bahsetmedi” dedi.Gökçe de Alibey Mahallesi’ndeki evinde mangal yaptıklarını, evden çıkarken Suphi Altındöken’e dört litre kadar benzin verdiğini söyledi. Bu arada Altındöken’in herhangi bir kavga olayından söz etmediğini anlatan Gökçe, iki araç halinde yola çıktıktan sonra jandarma tarafından durdurulduklarını belirtti.
13 Yaşında Tecavüzcüsüyle Evlenen Kız Çocuğu 1 Ay Sonra Öldürüldü
Niğde Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu tarafından erken yaştaki evliliklerin değerlendirilmesi için geliştirilen ’Güçlü Kadınlar’ projesi kapsamında il genelinde evlilik yaşının 15-16 olduğu hatta bazı köylerde evlilik yaşının 12’ye kadar düştüğü belirlenen Niğde’de, bir çocuk gelin dramı daha ortaya çıktı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın Türkiye genelinde yaptığı erken yaşta annelik araştırmasında 19 yaş altı doğurganlıkta Türkiye birincisi çıkan Niğde’de daha 13’ünde nikahsız evlendirilen H.Ü'nün evliliğinin üzerinden 1 ay geçtikten sonra 21 Ekim 2014’te odasında göğsünden tabancayla vurulmuş halde bulundu. Daha 13 yaşında sevdiği adamın tecavüzüne uğradığı ortaya çıkan bu nedenle de babasından utandığı için evlenmek zorunda kaldığı belirtilen H.Ü'nün cenazesi otopsinin ardından İçmeler Köyü’nde toprağa verildi.SAVCI ŞÜPHELENDİOlayı soruşturan Cumhuriyet Savcısı, intihar iddiasından şüphelenince soruşturmasını derinleştirerek sürdürdü. H.Ü'nün geçen yaz Facebook’ta komşu köyde oturan fırın işçisi İ.A. ile tanışıp görüşmeye başladıkları, ardından da kaçarak nikahsız evlendikleri belirlendi. Cumhuriyet Savcısı’nın hazırladığı iddianamede, küçük gelinin tecavüze uğradığı, ardından da kaçmak zorunda kaldığı vurgulandı.TECAVÜZ UTANCIİddianameye göre, 1 aylık nikahsız kocasını aldattığı iddiasıyla H.Ü'yü ölüme götüren olay ise şöyle yaşandı:'İ.A., Eylül ayında H.Ü'ye tecavüz etti. Küçük kız daha sonra teyzesini arayarak, ’İ.A. bana tecavüz etti. Babamın yüzüne bakamam, evden kaçacağım’ dedikten sonra telefonu kapattı. Bunun üzerine teyzesi, H.Ü annesini arayarak durumu anlattı. Anne, kızı H.Ü'ye ’Teyzen sana tecavüz edildiğini söyledi, ben buna inanmadım. Yarın doktora gidelim’ dedi. H.Ü ise, teyzesinin anlattıklarının doğru olduğunu ve evden kaçacağını belirtip aynı gece İ.A. birlikte kaçtı. Daha sonra A.’nın babası Rahmi A., kızın babasını arayarak ’Düğün yapacağız’ dedi. Babanın bunu kabul etmesinin ardından aileler arasında yapılan düğün töreniyle İ.A. ile H.Ü nikahsız birlikte yaşamaya başladı.'’GELİN KENDİNİ VURDU’Gençlerin düğünün üzerinden yaklaşık 1 ay geçtikten sonra İ.A.’nın annesi 57 yaşındaki Aysel, 21 Ekim 2014’te karayoluna çıkarak yoldan geçen araçlardan yardım istedi. O sırada devriyede olan jandarma ekibi Aysel A.’ın yanına gitti. A.’nın ’Gelin kendini vurdu, yardım edin’ demesi üzerine jandarma eve gittiğinde balkonda ağlayan Rahmi A. ile karşılaştı. Rahmi A. da jandarmaya ’Gelin kendini vurdu’ dedi. Odaya giren ekipler, H.Ü'nün cesediyle karşılaştı. Yapılan ilk incelemede H.Ü'nün göğsüne isabet eden tek kurşunla öldüğü belirlendi. O sırada evde olmaya İ.A. ise yaklaşık 1 saat sonra eve geldi.’HİÇ OLMAZSA BİRİ YATSIN’Olayın ardından Rahmi A., Aysel A. ve İ.A.’nın Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alındı. Ağlayarak jandarmaya ’Gelin kendini vurdu’ diyen Rahmi A. ve eşi Aysel A., savcılıkta çelişkili ifadeler verdi. Rahmi A., silah sesi üzerine odanın kapısını açıp içeri girdiğinde H.Ü'yü sırt üstü yerde yatarken bulduğunu ve cesedi çevirmediğini söyledi. Aysel A. ise ses üzerine odaya girdiğinde H.Ü'nün dizlerinin üzerindeyken eşi Rahmi’nin gelinine sarıldığını söyledi. İ.A. ise, H.Ü ile kendi rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söyledi. İfadelerin ardından 3 şüpheliyi serbest bırakılırken, çelişkili ifadeleri nedeniyle H.Ü'nün cinayete kurban gitmiş olabileceğini değerlendirilerek 3’ünün telefonu dinelemeye alındı. Teknik takip sonucunda Rahmi A., olaydan sonra görüştüğü K.G.’ye, 'Kendini vurdu, vuruldu' dedi. Aynı K.G., telefonda Aysel A.’ya, 'İ.A. veya biri suçu üzerine alsın, ’Kazaen ben yaptım’ desin. Hiç olmazsa biri yatsın' dedi. Aysel A. ise 'Ya olmaz, sonradan ifade döner mi?’ diye cevap verdi.’İNTİHAR OLMASI MÜMKÜN DEĞİL’Soruşturma devam ederken ifadesi alınan Halil’in kız arkadaşı R.K., H.Ü İ.A. ile evliyken telefonda kendisiyle ’Aşkım, canım’ diyerek görüştüğünü söyledi. Bir diğer tanık P.B. ise, H.Ü'nün öldükten İ.A.’nın kendisine Facebook’tan ’Seni seviyorum’ diye mesaj yazdığını, ’H.Ü'yü sevmiyor muydun?’ diye sorması üzerine ise İ.A.’nın, 'Ben, H.Ü'yü mecbur kaldığım için kaçırdım. Çünkü H.Ü ile cinsel ilişkiye girdik' şeklinde cevap verdiğini söyledi. Soruşturma sırasında savcılığa jandarmanın olay yeri inceleme raporu da ulaştı. Raporda H.Ü'nün ’Uzak atış’ ile öldüğü, Rahmi A.’nın gömleğinde, Aysel A.’nın hırkasında ve olay sırasında ’Kapalı’ olduğunu söyledikleri kapıda atış artığının bulunduğu ve bu nedenle de olayın intihar olmasının mümkün olmadığı belirtildi. İddianamede; ifadeler, raporlar ve teknik takip sonucunda elde edilen deliller sonucunda olayla ilgili, 'Şüpheli Rahmi savunmasında, oturma odasının kapısının kapalı olduğunu beyan etmiş ise de kapıdan çıkan atış artıklarının kapının açık olduğunu ve muhtemelen Rahmi’nin kapı aralığından atış yaptığını gösterdiği, ifadesi alınan tanığın maktulün kendisine telefonda ’Aşkım, canım’ diye hitap ettiğini beyan ettiği, bu nedenle maktulün başka erkeklerle konuştuğu için Rahmi A. tarafından namus nedeniyle öldürülmüş olabileceği, Aysel’in ise olay esnasında eşinin yanında bulunduğu, çünkü el, yüz ve giysilerinde atış artığı tespit edildiği, eşine söz ve davranışlarıyla engel olmayarak destek vermek suretiyle eşinin kasten adam öldürme suçuna yardım eden olarak katıldığı kanaatine varıldığı' denildi.DAVA AÇILDIElde edilen deliller nedeniyle Rahmi A., eşi Aysel ile birlikte gözaltına alındı. Suçlamaları kabul etmeyen Rahmi A. 16 Aralık’ta katil zanlısı olarak tutuklanırken, eşi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.Soruşturma sonunda iddianamesini tamamlayan Cumhuriyet Savcısı, Rahmi A. hakkında ’çocuğa karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu, Aysel A. hakkında ’Öldürmeye yardım ve cinsel istismara yardım etmek’ suçlarından 36 yıla kadar hapis istemiyle Niğde Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı.Savcı, kızı kaçıran İ.A. hakkında başlattığı soruşturma sonunda Niğde Ağır Ceza Mahkemesi’nde açtığı ayrı bir davada ’çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçlarından 25 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi. Sanıklar, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.Uğur MART- Adnan ÇELEBİ/NİĞDE, (DHA)
WhatsApp Sesli Arama Özelliği iOS’ta Beta Aşamasında
Bir süredir Android ekosisteminde WhatsApp sesli arama rüzgarı esiyor. Android kullanıcılarından sonra söz konusu özelliği denemek için gün sayan iOS kullanıcıları, görünüşe bakılırsa kısa süre sonra istediklerine kavuşacak.Hindistan’da ortaya çıkan ekran görüntüleri, WhatsApp sesli arama özelliğinin iOS’ta beta aşamasına geldiğini gösteriyor. Bu da özelliğin çok yakında tüm kullanıcılara sunulacağı anlamına geliyor. Sesli arama özelliğinin Android platformundaki gibi davetiye yoluyla mı elde edileceği şimdilik bilinmiyor. Android kullanıcıları için hatırlatmak gerekirse; sesli aramaya kavuşmak için öncelikle Play Store’dan WhatsApp’ın son sürümünü indirmeniz gerekiyor. Sesli aramayı aktifleştirmek içinse bu özelliği kullanan başka bir kullanıcının aramasına cevap vermeniz yeterli.
Kütahya Çinisi 'UNESCO' Yolunda
Osmanlı döneminde 16'ncı yüzyılda zirvesine ulaşan Türk çiniciliğinin en önemli merkezlerinden Kütahya'daki bu mirasın uluslararası alana taşınması için çalışma başlatıldı.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahya Çiniciler Odası iş birliğinde, geleneksel el sanatları arasında yer alan ve yaklaşık 600 yıldır cami, saray, kervansaray gibi mekanları süsleyen Kütahya çinilerinin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine alınması amacıyla müracaat edildi.Kütahya Çiniciler Odası Başkanı Sadık Erilbaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile iki yıldır yürüttükleri çalışmada önemli bir aşamaya geldiklerini söyledi.Bakanlık ile UNESCO'ya başvurduklarını anlatan Erilbaylı, 'İnşallah gelecek yıl Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine Kütahya çiniciliği de eklenecek. Kütahya'da 600 yıllık bir el sanatını yaşatmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz' dedi.Erilbaylı Kütahya'da, bakanlıkça onaylanan 417 çini atölyesi ile bu alanda 53 sanatçı, 826 usta bulunduğu bilgisini verdi. Evlerinde uğraşanlarla yaklaşık 6 bin kişinin çinicilik sektöründe çalıştığını dile getiren Erilbaylı, şöyle konuştu:'Bütün dünyanın camilerini, mabetlerini ve saraylarını süslemeye devam ediyoruz. Bunların yanı sıra bazı sorunlarımız da bulunuyor. Ürettiğimiz çinileri gerçek değerinde satamıyoruz, bunları bir çatı altında toplayamıyoruz. Bununla ilgili de çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca enerji ve istihdam desteğinin verilmesini istiyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde el sanatlarında katma değer vergisi oranı yüzde 1, bizde ise yüzde 18. Bunun yüzde 5'e çekilmesiyle ilgili olarak Maliye Bakanlığımıza da müracaatımızı yaptık, son aşamasına kadar geldik. Allah'ın izniyle bundan da sonuç alacağımıza inanıyoruz.'Çin malı çini ürünlerinin Türkiye pazarında yoğun olarak görüldüğünü vurgulayan Erilbaylı, Kütahya çinisi satın almak isteyenlerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini belirtti.Kütahya çiniciliğinin 'yaşayan insan hazinesi'UNESCO'nun 2009 yılında 'yaşayan insan hazinesi' seçtiği çini sanatçısı Mehmet Gürsoy ise 40 yıldır bu işin içinde olduğunu bildirdi.Bu sanata, 16'ncı yüzyılda zirvede olan Türk çiniciliğinin 17'nci asrın başlarında devletin taleplerinin azalması gerekçesiyle gerilemeye başlamasından dolayı adım attığına değinen Gürsoy, 'Dünyada bütün müze, saray ve camileri eski ustaların yaptıkları eserler süslüyor. Maalesef günümüzde bu canım eserler üretilemiyordu. İşte bunların unutulmaması için bu sanata başladım. 2009 yılında da UNESCO ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, çalışmalarımın değerlendirilmesi sonucu beni miras taşıyıcı olarak kabul etti' ifadesini kullandı.AA
Suriyeliler Bir Günde Neler Yaşıyor?
Oyuncu Seda Çavdar, Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin neler yaşadıklarını anlatabilmek için bir günlüğüne Suriyeli oldu. Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı Fatih-Aksaray civarında bir gün geçirdi ve izlenimlerini yazdı.Seda Çavdar'ın bir günde yaşadıklarından dikkat çeken bölümler:- Suriyeli görünümüne kavuşmak için uzun bir makyaj evresinden geçtim. Önce cilt rengim koyulaştırıldı, ardından kaş şeklim değiştirildi. Kıyafetlerim sokaktan geçen bir mültecinin üstündekilerden farksızdı. Dışarı çıktığımda beni herhangi bir Suriyeli'nin yaşam koşulları bekliyordu.- İstisnasız önüme gelen her dükkâna girerek işçiye ihtiyaçları olup-olmadığını sordum. Ve tabii ki bulamadım. İşyerlerinde çalışan çoğu insan, aralarında anlaşmış gibi, 'Patron yok' dedi.
Reklam
Redhack'e Beraat
Redhack üyesi oldukları suçlamasıyla haklarında dava açılan 13 sanık yargılandıkları davada beraat etti.Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına faaliyet gösterdikleri iddiasıyla haklarında dava açılan 13 sanık için karar duruşması bugün Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.Hürriyet'ten Mesut Hasan Benli'nin haberine göre duruşmada savcı, sanıkların beraati yönünde mütalaa verdi. Mahkeme heyeti de 13 sanığın beraatine karar verdi.Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz, “Verilen kararla sanıkların Ankara Emniyet Müdürlüğü ve bazı devlet kurumlarının internet sitesini hackledileri iddiasının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı” dedi.
İşsizlik Son 4 Yılın Zirvesinde
İşsizlik Aralık'ta yüzde 10,9 ile son 4 yılın zirvesinde gerçekleşti.TÜİK tarafından yapılan açıklamaya göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2014 yılı Aralık döneminde 3 milyon 145 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise yüzde 10,9 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,2 kadınlarda ise yüzde 12,6 oldu. Aynı dönemde tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,9 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı yüzde 20,2 iken, 15-64 yaş grubunda bu oran yüzde 11,2 olarak gerçekleşti.İstihdam oranı yüzde 44,7 olduAralık 2014 döneminde 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin sayısı, 25 milyon 642 bin kişi, istihdam oranı ise yüzde 44,7 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 63,6, kadınlarda ise yüzde 26,2 olarak gerçekleşti.Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 5 milyon 10 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı ise 20 milyon 632 bin kişi olarak gerçekleşti. İstihdam edilenlerin yüzde 19,5’i tarım, yüzde 20,5’i sanayi, yüzde 7,1’i inşaat, yüzde 52,8’i ise hizmetler sektöründe yer aldı.İşgücüne katılma oranı yüzde 50,2 olarak gerçekleştiİşgücü 2014 yılı Aralık döneminde 28 milyon 787 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise yüzde 50,2 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,8, kadınlarda ise yüzde 30 oldu.Kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 33,2 olarak gerçekleştiHerhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı 2014 yılı Aralık döneminde yüzde 33,2 olarak gerçekleşti. Bu oran tarım sektöründe yüzde 81,2 iken, tarım dışı sektörlerde yüzde 21,6 oldu.Mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam arttı işsiz sayısı azaldıMevsim etkilerinden arındırılmış istihdam sayısı bir önceki döneme göre 100 bin kişi artarak 26 milyon 205 bin kişi olarak gerçekleşti.İstihdam oranı ise 0,2 puanlık artış ile yüzde 45,7 oldu.Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlerin sayısında 2014 yılı Aralık döneminde, bir önceki döneme göre 58 bin kişilik azalış gerçekleşti. İşsizlik oranı ise 0,2 puanlık azalış ile yüzde 10,4 oldu.Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme göre değişim göstermeyerek yüzde 51 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerde en fazla artış 67 bin kişi ile hizmet sektöründe gerçekleşti.Dünya
Reklam
20. Yüzyılın Okunması Gereken 50 Romanı
Edebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder. Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır. 1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu. 2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar. 3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır. 4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur. 5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır. 6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır. 7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır. 8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder. 9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir. 10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker. 11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır. 12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır. 13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor. 14. Yabancı (1942) – Albert Camus Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır. 15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur. 16. 1984 (1949) – George Orwell 1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır. 1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır. 18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir. 19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır. 20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler. 21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir. 22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir. 23. Gece (1958) – Elie Wiesel Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir. 24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir. 25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır. 26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir. 27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir. 28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır. 29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler. 30. Herzog (1964) – Saul Bellow Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar. 31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir. 32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır. 33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir. 34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır. 35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir. 36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer. 37. The Color Purple (1982) – Alice Walker Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor. 38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar. 39. Watchmen (1986) – Alan Moore Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır. 40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır. 41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin 1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır. 42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır. 43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür. 44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir. 45. Life After God (1994) – Douglas Coupland Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır. 46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar. 47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır 48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır. 49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir. 50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır. Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır. (Onlineaccredittedegrees) | Notosoloji
Reklam
Facebook, Kişiselleştirilmiş Alışveriş Arama Moturu TheFind'ı Satın Aldığını Duyurdu
Facebook, kişiselleştirilmiş alışveriş arama moturu TheFind'ı satın aldığını duyurduİhtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda Oculus VR gibi sanal gerçeklik üzerine çalışma gösteren bir fimayı dahi bünyesine katan sosyal medyanın en büyük ismi Facebook, bu sefer kişiselleştirilmiş alışveriş arama moturu TheFind'ı satın aldığını duyurdu.Kişilerin ticari satışı yapılan ürünleri araması, fiyat karşılaştırması yapması ve aradıkları ürün satın alabilecekleri noktaları belirlemesi için hazırlanan TheFind, bundan sonra geliştirici ekibiyle birlikte Facebook'un reklamlarını daha kişiye özel ve iyi hale getirmek için çalışma gösterecek. Facebook'un 1 milyarlık nüfusu ve sunduğu imkanların uzmanlıklarını büyüteceğini söyleyen TheFind ekibi, kendi geliştirdikleri teknolojileri sosyal ağa entegre etmek için de zorlu çalışmalar altına gireceklerini belirtti.Donanım Haber
Uçan Otomobil AeroMobil, 2017’de Müşterilerle Buluşacak
Bilim kurgu edebiyatında sıkça kullanılan uçan otomobil konsepti her zaman ilgi çekiciliğini korumayı başarıyor. Elektrikli kompakt otomobiller hayal olmaktan çıkıp Apple’ın da girmeyi planladığı bir reel sanayi haline gelirken, bunların uçan türlerine kafa patlatanlar da hızlı bir gelişim göstermekte.Bunlardan AeroMobil, ilk ‘kullanılabilir’ uçan otomobil modelini 2017’de müşteriye teslim etmeyi planlıyor. SXSW etkinliğinde konuşan şirketin CEO’su Juraj Vaculik şu anda ürünün güvenlik ekipmanları ve motoru üzerinde çalıştıklarını söyledi.2017 yılında süper lüks spor araçları kategorisinde satın alım yapan müşterileri hedefleyerek iki kişilik ve paraşütlü modeli çıkarmayı planlayan şirket ardından dört kişilik ve daha gelişmiş güvenlik ekipmanlarıyla donatılacak modeli genel müşterilere sunacak. Şirketin şu anda çalıştığı model yalnızca çim zemin üzerinden kalkabiliyor ve inebiliyor. Juraj Vaculik gelecekte benzin istasyonları ve belirli alanların bu çim şeritler ile kaplanacağını, uçan arabalar için bunun gerektiğini ve mümkün olduğunu da belirtmiş.Aracın fiyat beklentisi hakkında herhangi bir açıklama yapmayan Juraj Vaculik ayrıca aracın hem otomobil hem de giriş seviyesinde uçuş yapabilen araç kategorisinde yer alacağını ve kullanılması için pilotluk sertifikası gerektiğini belirtmiş. Araç için farklı motorlarda geliştiren şirketin 2017 yılında uçan otomobili ilk alıcılarıyla buluşturup buluşturamayacağını göreceğiz.Webrazzi
Eğilince Arkadaşının Açılan Belini Kapatan Kadınlar Hakkında Bilmeniz Gereken 14 Şey
Sokakta, arkadaş ortamında, kafede, barda, vs. beli açılmış bir kadın gördüğünde, hemen küçük adımlarla kadına sokulup, arkasından yaklaşarak sanki kadının kulağına bir şey dermiş gibi tişörtü açılmış belin üzerine çeken kadınlardır bunlar. Beli kapatılan kadın minnet ile gülümserken, bizim bel kapatıcı “üşüteceksin tatlım” diyerek sanki belini erkekler baktığı için değil de sağlığı için kapatıyormuş izlenimi yaratır.
Reklam
3. Köprü Güzergahındaki Ormanlarda ‘Üstü Gizlenmiş Rant'
Meclis’ten torba yasa içinde geçirilen bir maddeyle İstanbul’un akciğerleri olan Kuzey Ormanları’na yapılaşmaya izin verildiği ortaya çıktı. Düzenlemeyle, inşaatı süren 3’üncü köprünün bağlantı yollarına AVM ve otel gibi tesisler yapılabilecek.İstanbul Kuzey Ormanları’ndan geçen üçüncü köprünün bağlantı yollarına otel, restoran ve AVM yapılması için Torba Yasa ile TBMM’den geçen bir madde ortaya çıktı.Bugün Gazetesi'den Hasan Bozkurt'un haberine göre; 1 Mart 2014’te Resmi Gazete’de yayımlanan, Torba Yasa’da Orman Kanunu’nun Ek 9’uncu maddesine bir fıkra eklendi. Bu fıkraya göre, karayolları sınır çizgisi içindeki ormanlık alanlarda yap-işlet-devret modeliyle yapılan tesislerden herhangi bir bedel alınmayacak.PARA GETİREN TESİS YAPACAKLARMeclis Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, söz konusu düzenlemeyle ilgili şu bilgileri verdi: “Bu maddeyle, gelir getirici ve kalıcı olan bölgeleri yandaşlarına vermek için yol açacaklar. Ormanlar tahrip edilerek 3. Köprü ve Körfez geçişlerinde otel, benzin istasyonu, restoran gibi para getiren bu tür yapıları çokça göreceğiz” diye konuştu.Devlete alımlarda birçok kurum için Kamu İhale Kanunu’nun 100’ün üzerinde değişiklikle devreden çıkarıldığını kaydeden Demiröz, “Bu maddeyle, Körfez, 3. Havalimanı ve 3. Köprü yollarında yapılacak tesisler ihaleyi alan kişilere verilecek. Orman içine yapılan bu tesislere vatandaşlar da para ödeyerek girecekler. Hukuka saygı gösterilmeden kanunla yandaşlara yol açılıyor.”ÜSTÜ GİZLENMİŞ RANTOrman Mühendisleri Odası Başkanı Ali Küçükaydın Anayasa’nın 169. Maddesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı çıkarılan kanunlarla ormanların tahribine devam edildiğini söyledi.30 Mart 2014 mahalli seçimler ve tapelerin gölgesinde TBMM’den geçirilen Torba Yasa’nın rantın önünü açtığını dile getiren Küçükaydın, her hangi bir bedel alınmadan Anayasa’ya aykırı olarak kamu kurumu adı altında rantiyeye izin verilmesinin önünün açıldığına vurgu yaptı.Küçükaydın, “Bu yasal düzenlemeden İstanbul Kuzey Or-manları’ndan geçen 3’üncü Köprü, otoyol ve bağlantı yolları güzergâhı başta olmak üzere, Türkiye’nin en kıymetli orman alanları içinden geçen karayolları güzergâhlarındaki orman alanlarından bedelsiz olarak, üstü gizlenmiş biçimde rant uğruna üçüncü kişilere izinler verilebilmesine olanak sağlanmıştır” şeklinde konuştu.İŞTE O MADDE1 Mart 2014 tarihli ve 28928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun Ek 9’uncu maddesine eklenen fıkraya göre, karayolları sınır çizgisi içindeki ormanlık alanlarda “Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki ulaştırma yapıları ve müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerine, karayolu sınır çizgisi içinde kalmak kaydıyla izin verilir. Devlet idareleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan, işletilen, işlettirilen veya yap-işlet-devret modeli esas alınarak yaptırılan ve işlettirilen bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz.”
Fenerbahçe'den Silinen Tweet Açıklaması
Fenerbahçe Kulübü, Başkan Aziz Yıldırım'ın sözlerinin içerisinde bulunduğu mesajın kaldırılması ile ilgili açıklama yaptı.Açıklamada şu detaylara yer verildi:Teknik direktörümüz Sayın İsmail Kartal’ın Ağustos ayındaki imza töreni sırasında Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’ın yaptığı açıklamalar, dün Kulübümüzün Resmi Twitter hesabından sehven kaldırılmış bulunmaktadır.Sosyal medya departmanımızda görevli bir çalışanımızın kendi inisiyatifi doğrultusunda, amirlerine danışmadan yaptığı bu uygulama düzeltilmiş ve Başkanımızın sözlerini içeren mesaj, bugün tarihli olarak yeniden twitter hesabımızda yayınlanmıştır.Başkanımız Sn.Aziz Yıldırım aynı düşüncelerini bu vesileyle bugün de teyit etmektedir.Kamuoyuna duyurulurFENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
Reklam
Müşterinin Ödünü Patlatan Kuaförde Cinayet Şakası
Elinde telefonu ile bir güzel saçlarını kestiren ve normal şekilde saçlarını kestiren iki adam üzerinde uygulanan şakada,  içeri giren eli silahlı, yüzü maskeli adamı gören müşteriler inceden korkuyorlar. Biraz tartışmanın ardından işler çıkmaza girince müşteriler iyice korkuyor ve kuaförün de silahını çıkarıp silahlı adamı vurunca da müşteriler şok oluyor. Hatta bir tanesi ağlıyor. 😂😂😂
GTA, BBC'de TV Programı Oluyor
Oyun dünyasında her zaman uzun soluklu etki bırakan oyun serisi herhalde GTA olmuştur. Her çıktığı sene en çok satanlar arasına girerek adını uzun süre tepede tutan, bir sonraki çıkana kadar da sürekli olarak neredeyse top 10 içinde kalmayı başaran GTA serisi şimdi de TV’ye konuk olacak.İngiltere’nin devlet televizyonu olan BBC’de Rockstar Games firması ve GTA ile ilgili bir program hazırlığı başladı. Çok satan oyunla ilgili bir anlamda yapım aşamasını da gösterecek olan program, bir nevi canlandırma niteliğinde olacak.90 dakikalık GTA programının senaritlerinden olan eski Gamespot yazarı Guy Cocker, Twitter’dan yaptığı açıklamada GTA programının 90 dakikalık bir drama olacağını belirtti. 90 dakika normal bir film süresi olduğunu düşünürsek muhtemelen yapım aşamasını gösterecek olan bir biyografi filmi niteliğinde olacak.BBC Two kanalından yayımlanacak olan şovun ya dvd olarak ya da internetten BBC tarafından yayımlandığında izleme imkanına sahip olacağız. Bu arada projeye Rockstar firmasının dahil olmadığını belirtelim.Süper Karga
Reklam