Hatay'ın Arsuz İlçesinde Çıkan Yangın Kontrol Altına Alındı
HATAY (AA) - Hatay'ın Arsuz ilçesinde çıkan yangın kısa sürede kontrol altına alındı.Beyköy Mahallesi'ndeki ormanlık alanda dumanların çıktığını görenler, durumu yetkililere bildirdi. Olay yerine gelen itfaiye, orman ekipleri ve vatandaşların da müdahalesi sonucu yangın büyümeden kontrol altına alındı.Soğutma çalışmaları sürüyor.
Prof Dr. Aksun: "Bir Kadeh Sahte İçki Bile Zehirleyerek Öldürebilir"
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalında Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Aksun, 'Metil alkolden yapılan bir kadeh sahte içki bile insanları zehirleyerek ölümüne neden olabilir.' dedi.Aksun, İzmir ve Kırıkkale'de metil alkol zehirlenmesi nedeniyle yaşanan ölümlerle ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, metil alkolün daha çok sanayide boya inceltici, cam temizleyici, antifriz ve parfüm yapımında, kolay elde edilmesi ve ucuz olması nedeniyle de kaçak içki üretiminde kullanıldığını ifade etti.İzmir'de 2,5 yıl önce yine metil alkol zehirlenmelerinin yaşandığını hatırlatan Aksun, metil alkol zehirlenmesinin hemen fark edilemediğini, tablonun normal alkol alımına bağlı olarak gelişen sarhoşluk belirtileriyle karıştırıldığını ifade etti.Belirtilerin genellikle 10 ila 24 saat arasında kendisini hissettirdiğini anlatan Aksun, '10 saat sonra etil alkolün etkileri kaybolmaya başlarken metil alkolde bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, koma, görme bozukluğu, özellikle de çift görme gibi rahatsızlıklar yaşanıyor. Bu yüzden bu tür belirtiler ortaya çıktığında kişilerin her zamankinden farklı bir sarhoşluk yaşadığını fark edip hemen acil servise başvurması gerekir.' dedi. Aksun, metil alkol zehirlenmesinde vücudun tüm organları ve dokularının zarar gördüğünü, zamanında müdahale edilmezse körlük ve ölümün yaşanabileceğini belirtti.Etil alkolde olduğu gibi metil alkolün de kana karıştığını anlatan Aksun, 'Kan yoluyla karaciğere gelen metil alkol, formaldehite ve sonra da formik aside dönüşmekte. Bu dönüşüm etil alkola göre 5 kez daha yavaş meydana geliyor. Bu yavaş yıkım, metil alkolün organizmada birikimine neden oluyor.' diye konuştu.Tedavide en önemli etkenin hastaneye başvuru zamanı ve alınan doz olduğunu dile getiren Aksun, sözlerini şöyle sürdürdü:'Metil alkolden yapılan bir kadeh sahte içki bile insanları zehirleyerek ölümüne neden olabilir. 4-15 mililitre gibi çok düşük dozları bile zehirlenmeye neden olabilir, görme kaybı oluşturabilir. Tedavinin bir an önce başlaması son derece önemlidir. Biz o süreçten sonra zamanla yarışıyoruz. Metil alkolün vücuttaki olumsuz etkisini gidermek için antidot olarak damardan etil alkol serumları uyguluyoruz. Ayrıca bu hastaları hemen diyaliz tedavisine de alarak zararlı metabolitlerin vücuttan atılmasını sağlıyoruz.'Aksun, hastanenin yoğun bakım ünitesinde metil alkol zehirlenmesi rahatsızlığıyla 3 hastanın bulunduğunu, birinde görme bozukluğu ve bilinç bulanıklığı olduğunu, bilinçleri tam kapalı 2 hastaya ise diyaliz tedavisi uygulandığını sözlerine ekledi.
Bm Dünya Gıda Programı Temsilcisi Grede, Nobel Barış Ödülü İle İlgili Değerlendirmede Bulundu:
ANKARA (AA) - MURAT ÖZGÜR GÜVENDİK - Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Temsilcisi ve Türkiye Ülke Direktörü Nils Grede, WFP'nin 2020 Nobel Barış Ödülü'nün sahibi olmasının önemine değinerek, 'Türkiye’de yaşayan sığınmacılara yönelik çabalarımızın bu ödülün alınmasında önemli katkısı olmuştur.' dedi.AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Grede, bu ödülün dünyadaki açlık sorununa dikkati çekmesi açısından çok anlamlı olduğunu belirtti.Grede, çatışmalar, krizler ve salgınların dünyayı gittikçe yaşanması zor bir yer haline getirdiğini vurgulayarak, 'Bu şartlarda mücadele etmek için ise hem BM'nin hem de WFP'nin faaliyetleri çok uluslu yardımlara doğrudan bağlı. Her geçen yıl daha çok kaynağa ihtiyaç duyulurken, yaşanan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının ekonomik etkileri nedeniyle, bu çok uluslu yardımlarda kesintiler yaşanabiliyor. Faaliyetlerimizin önemine dikkat çekmesi açısından bu ödülü çok kıymetli buluyoruz ve önümüzdeki süreçte yolumuzu aydınlatmasını umuyoruz.'' ifadelerini kullandı.Dünya genelinde yaşanan çatışmaların özellikle kadınlar, çocuklar ve yaşlılar gibi savunmasız grupları etkilediğini kaydeden Grede, bunun insanları açlık tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını hatırlattı.Grede, tarihten bu yana çatışan tarafların sıklıkla sivil halkın temel ihtiyaçlarını göz ardı ederek karşı tarafın kaynaklarına saldırdığına dikkati çekerek, 'Oysa biz insanları, sadece bir ülkenin yanlış tarafında yaşıyorlar diye açlığa terk edemeyiz, onların temel ihtiyaçlarını karşılamak zorundayız çünkü her bir insanın hayatı eşit derecede kıymetlidir. 2020 yılında hala sivilleri hedef alan bu tür şeylerin yaşanması kabul edilemez bir durum.' diye konuştu.Dünyada açlık oranı artarken, açlıkla mücadele için ayrılan kaynaklar azalıyorGrede, 2015 yılında dünya açlık oranının yüzde 10 olduğuna ve bu oranın her geçen yıl daha da arttığına dikkati çekerek, koronavirüs salgınının da etkisiyle bu yıl durumun daha da kötü bir hal aldığını kaydetti.Grede, programın ana sponsor ülkeleri ABD, AB ülkeleri, Kanada ve Norveç'in ekonomilerinin de yaşanan salgın süreci nedeniyle zor bir dönemden geçtiğine değinerek, ''Umut ediyoruz ki bu ödül, salgınının ülke ekonomileri üzerindeki etkileri nedeniyle insani yardımlara ayrılan kaynakların kesintiye uğramasının önüne geçip bu alana daha çok yatırım yapılmasına vesile olur.'' ifadelerini kullandı.WFP'nin Türkiye'deki faaliyetlerinin Nobel Barış Ödülü'ne etkisiProgramın, Türk hükümeti ile yakın iş birliği içinde Suriyeli sığınmacılara yönelik yürüttüğü faaliyetlerin, Nobel Barış Ödülü'nün alınmasına önemli katkısı olduğunu vurgulayan Grede, şunları kaydetti:'Türkiye birçok ülkenin aksine en başından itibaren sığınmacılara karşı büyük bir misafirperverlik örneği gösterdi. Biz de bu süreçte Türk hükümeti ile koordineli şekilde sığınmacıların ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunduk. Türk Kızılay ile tarihin en büyük nakit transfer programlarından biri olan 'Sosyal Uyum Programı'nı hayata geçirerek 1,7 milyon sığınmacıya nakdi destek sağladık. Bunun dışında 'Mutfakta Umut Var' gibi meslek edindirme projelerine imza attık. Tabii ki ekip olarak Dünya Gıda Programının küçük bir parçasıyız, ancak Türkiye’de yaşayan sığınmacılara yönelik çabalarımızın bu ödülün alınmasında önemli bir katkısı olmuştur diye düşünüyorum.'BM tarafından 1961 yılında kurulan WFP, acil durumlarda gıda yardımı sağlanmaktan, hayat kurtarma ve beslenmeyi iyileştirmeye kadar özellikle kriz dönemlerinde pek çok alanda yaptığı liderlikle öne çıkan uluslararası insani yardım kuruluşu olma özelliği taşıyor.Merkezi Roma'da bulunan ve 36 üyeli icra kurulu tarafından yönetilen WFP, açlığın bir çatışma ve savaş aracı olarak kullanılmasının önlenmesine karşı yürüttüğü çabalardan ötürü 2020 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.Halihazırda 5 bin 600 kamyon, 30 gemi ve yaklaşık 100 uçaklık lojistik filosuyla dünyada en çok gıdaya ihtiyaç duyan yerlerine yiyecek ve yardım ulaştıran BM Dünya Gıda Programı, 2019 itibarıyla 88 ülkede 97 milyon insana yardım ulaştırmış durumda.
Karacadağ Pirincinin Tarladan Sofraya Zorlu Yolculuğu
ŞANLIURFA (AA) - Güneydoğu'nun vazgeçilmez tatlarının başında gelen ve ismini, yetiştiği Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki volkanik dağdan alan Karacadağ pirinci, zahmetli bir sürecin ardından sofralara ulaşıyor.Karacadağ eteklerinde kar sularının bahar aylarında erimesiyle dereler ve suyun toplandığı göletlerden sulanan pirincin zorlu hasadı başladı. Çoğunlukla taşlık arazilere ekilen pirinç, düz arazilerde biçerdöver, eğimli ve taşlık alanlarda ise işçiler tarafından orakla toplanıyor.Bölgenin pirinç ihtiyacının büyük kısmını karşılayan Karacadağ'ın eteklerindeki tarlalara erken saatlerde giden işçilerin topladığı çeltik halindeki Karacadağ pirinci, boş arazilere serilerek güneş altında kurutulmaya bırakılıyor. Bir süre açık arazideki sergilerde güneş altında kurutulmaya bırakılan çeltikler, daha sonra götürüldükleri fabrikalarda işlenerek kabukları soyuluyor. Rengini, aromasını ve lezzetini Karacadağ'ın volkanik yapısından alan ve bölge halkının vazgeçilmezlerinden olan Karacadağ pirinci, uzun ve zahmetli yolculuğunun ardından sofralarla buluşuyor. Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillenen Karacadağ pirinci bölge halkı tarafından büyük rağbet görüyor. 'Üç kuşaktan bu yana Karacadağ pirinci yetiştiriyoruz' Çiftçi Faruk Satıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dedelerinden öğrendikleri bu mesleği sürdürdüklerini ve Karacadağ pirincini tamamen organik bir şekilde ürettiklerini söyledi.Ürünün yöre halkı tarafından büyük rağbet gördüğünü anlatan Satıcı, şunları kaydetti:'Tamamen doğal yetişen ve bölge halkının yoğun talep gösterdiği bir üründür. Tüketenlerin tat ve lezzet olarak çok memnun kaldığı bir üründür, çünkü herhangi bir katkı maddesi yok. Başka tür pirinçlerle karıştırılması mümkün olmayan bir tadı var ki kendine has rengi ve tadı var, bu da ilk görüşte hemen ortaya çıkar. Biz üç kuşaktan bu yana tarlamızda Karacadağ pirinci yetiştiriyoruz. Şu anda hasat mevsimi ve yeni başladık. Bu yıl verim de çok iyi, memnunuz. Bölgede yaklaşık olarak 50 ila 60 bin dönüm arasında üretim yapılıyor. Sadece biz yaklaşık bin 500 dönüm arazide ekim yapıyoruz. 'Satıcı, ektikleri çeltikleri bölgeye yağan kar suyuyla suladıklarını aktararak, büyükşehirlere göç eden yöre insanın bu lezzetten vazgeçmediğini belirterek bu lezzetle tanışan kişilerin ondan vazgeçemediğini ifade etti. Karacadağ eteklerindeki kırsal Damlıca Mahallesi'nde yaklaşık 600 dönümlük arazisinde pirinç üretimi yapan Hikmet Kıran da arazisinin eğimli ve taşlık olması nedeniyle yetiştirdiği ürünlerin elle toplandığını söyledi. Tüm zorluklara rağmen rekolteden memnun olduğun dile getiren Kıran, bölgede yaklaşık 15 bin ile 20 bin ton arasında pirinç üretildiğini kaydetti.
İdlib'de Yaralanan Uzman Çavuş: Tedavim Biter Bitmez Görevime Dönmek İstiyorum
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Suriye'nin İdlib bölgesinde 27 Mayıs günü icra ettiği yol kontrol devriyesi sırasında, arama bölgesinin 250 metre güneyinde meydana gelen patlama sonucu yaralanan Piyade Uzman Çavuş Cafer Altınsoy (29), tedavisinin ardından memleketi Aksaray'a döndü. Altınsoy, ''Tedavim biter bitmez mesleğime dönmek istiyorum. Ben keskin nişancı tim komutanıyım, yine bu görevde aktif bir şekilde ülkeme hizmet vermek istiyorum'' dedi.
İkaz Sesini Engelleyen 'Toka' Ölüme Davetiye Çıkarıyor
Emniyet kemeri takmak istemeyen birçok kişi, araçtan gelen ikaz sesini engellemek amacıyla 'ölüm tokası' olarak da adlandırılan 'susturucu' aparatı kullanıyor. Olası bir kazada hayat kurtaran emniyet kemerinin kullanılmaması, ölüme davetiye çıkarıyor.  
Reklam
Bitlisliler Kovid-19 Sürecinde Online Sanat Eğitimleriyle Stres Atıyor
BİTLİS (AA) - AHMET OKUR - Bitlis'te yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle evden çıkmayan vatandaşlar, online sanat eğitimi alarak boş zamanlarını değerlendiriyor. Sosyal izolasyonu sağlamak amacıyla zamanlarının büyük bölümünü evde geçiren kent sakinleri, bu süreçte yaşadıkları stresi en aza indirebilmek için sanata yöneldi.Bulaş riskinden korunmak için evde izole olan vatandaşlar, salgın sürecinin yarattığı olumsuzlukları aşmak için internet üzerinden müzik, rölyef, resim, oyma ve filografi gibi 30 dalda açılan kurslara kayıt yaptırdı. Online eğitimlere katılarak yeni bilgiler öğrenen kursiyerler, bu sayede birbirinden güzel eserler yaparak evde kalmanın olumsuz etkilerinden kurtuldu. 'İnsanlar sanatla uğraşarak rahatlıyor'Bitlis Asarı Sanat Koruma Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Şazime Hancı, AA muhabirine, salgın sürecinde devlet büyüklerinin çağrıları doğrultusunda kendilerini izole ettiklerini söyledi.Evde kalan insanların boş zamanlarını değerlendirmelerini ve sürecin olumsuz etkilerinden kurtulmalarını sağlamak amacıyla online sanat eğitimlerini başlattıklarını anlatan Hancı, kısa sürede çok sayıda kişinin kursa ilgi gösterdiğini belirtti.Hancı, koronavirüs sürecinde hem devlete hem de insanlara katkı sunmak istediklerini dile getirerek, şöyle konuştu:'Psikolojik açıdan ciddi anlamda sıkıntı çeken insanlara ulaşıp bir nevi sanatla terapi etmek istedik. Çok fazla katılan oldu. Bu rağbet ve olumlu dönüşler sonucunda herkese ulaşmaya çalıştık. Bu süreci çok güzel bir şekilde onlarla atlattığımıza inanıyorum. Psikolojinin önemli olduğunu biliyoruz. Bu süreci inşallah devletimiz ve milletimizle atlatmayı başaracağız. Sanatın aynı zamanda insan psikolojisi üzerinde büyük etkisi var. Kişilere hitap ederken hangi sanat dallarının iyi geldiğini önceden belirledikten sonra o eğitimi veriyoruz. Bitlis'in yanı sıra birçok ilden kursiyerimiz eğitimlere katılıyor.''Evde geçirdiğimiz günler sanatla güzelleşti'Öğretmen Salih Uludağ ise evde kaldığı dönemlerde sanata ilgisinin arttığını ifade ederek, 'Kurs sayesinde öğrendiğim filografi sanatının çok büyük katkısını gördüm. Pandemi sürecinde '3 T' dediğimiz televizyon, tablet ve telefondan uzaklaştım ve psikolojik açıdan da çok iyi geldi. Çocuklarımla çok mutlu ve güzel günler geçirdik. Bu noktada emeği herkese çok teşekkür ederim.' dedi. Öğretim görevlisi Dr. Nurcan Bulut da uzaktan eğitimle ders vermelerine rağmen evde sıkıldığını ve farklı şeyler yapmak istediğini anlattı. İnternet üzerinden rölyef eğitimi almaya başladıktan sonra hayatında önemli değişiklikler olduğunu dile getiren Bulut, şunları söyledi:'Günlük işlerimi yaparken bile motive olmaya başladım. Daha önce sanatla alakam yoktu. Şu ana kadar 8 tablo yaptım. Daha sonra kabak oyma sanatı yaptım. Sanat eğitimleri bana terapi gibi geldi. Evde kalırken sanatla uğraşmasaydım bu süreci daha kötü atlatabilirdim. Hatta kendi öğrencilerime de derslere motive olamadıkları için sanatla uğraşmaları gerektiğini söylüyorum.'Evinin kiler bölümünü resim atölyesine çevirerek eğitim veren Burhan Gündoğdu, zor bir süreç yaşadıklarını ifade ederek, 'Virüsten kendimizi uzaklaştırmak adına evlerimize kapandık. Bu süre içinde atölyelerimiz kapandı. Uzaktan eğitimler vermeye başladım. Dışarda olmamamız gereken bir süreç. İzole olurken kendi işimi yapmaya devam ettim. Sanattan uzak kalamadım. İnşallah bu sürecin sonunda güzel günlere kavuşacağız.' diye konuştu.
Van'da 52 Kilo 182 Gram Uyuşturucu Ele Geçirildi
VAN (AA) - Van'da bir otomobilde 42 kilo 500 gram eroin ile 9 kilo 682 gram sentetik uyuşturucu ele geçirildi.İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, kent genelinde uyuşturucu ticareti, nakli veya depolanması faaliyetlerini planlayanlara yönelik çalışmalar sürüyor.Bu kapsamda, Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Gevaş ilçesinde seyir halindeki otomobili şüphe üzerine durdurdu.Narkotik köpeği 'Şila'nın da kullanıldığı aramada, otomobilin koltuklarının altında narkotik köpeğinin koku almasını engellemek için kahveyle gizlenmiş 76 pakette 42 kilo 500 gram eroin, 9 pakette 9 kilo 682 gram sentetik uyuşturucu, bir miktar avro, Türk Lirası ve Sudi Arabistan Riyali bulundu.Gözaltına alınan sürücü R.G'nin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Reklam
Körfez'in 1400 Yıllık Kalesi Turizme Kazandırılıyor
KOCAELİ (AA) - İBRAHİM AKTAŞ - Körfez ilçesinde yer alan ve Doğu Roma İmparatorluğu döneminde 640'lı yıllarda yapıldığı tahmin edilen Hereke Kalesi, turizme hizmet edecek.Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde de bahsedilen ve İzmit Körfezi'ni gören manzarasıyla turistleri ağırlaması planlanan kaledeki restorasyon çalışmaları tamamlandı.İzmit Körfezi'ni gören tepe noktadaki bölgede yer alan, yaklaşık 1400 yıllık tarihi kale, her mevsim yerli ve yabancı misafirlerini ağırlayacağı günleri bekliyor.D-100 kara yolu ile Anadolu Otoyolu'ndan ulaşılabilen ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kale, hem tarihi dokusu hem de İzmit Körfezi manzarasıyla misafirlerin ilgisini çekecek. Bölgenin tanıtımına da katkı sunacak kaleye gelen ziyaretçi sayısıyla, ilçedeki tarihi Hereke Halısı'na olan ilginin artmasına katkı sağlanması da amaçlanıyor.'Hereke'nin tarihi değerlerini su yüzüne çıkarmamız gerekiyor'Körfez Belediye Başkanı Şener Söğüt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hereke'nin, Körfez ilçesi için çok önemli bir bölge olduğuna işaret ederek, bu önemini tarihi zenginliğinden aldığını kaydetti.Hereke'nin özellikle halısıyla önemli bir marka olduğunu belirten Söğüt, şöyle konuştu:'Hereke Halısı'nı, ticaretin yoğun olduğu günlere tekrar getirebilmek için ne yapmamız gerekiyor sorusunun cevabını ararken, Hereke'nin tarihi değerlerinden faydalanalım istedik. Hereke Kalesi Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılmış ama bundan 4-5 yıl öncesine kadar, sadece temellerinin olduğu, onların da gözükmediği ve bazı vatandaşlar tarafından da işgal edildiği, üzerinde evler olan bir noktadaydı. Hereke'nin tarihi değerlerini su yüzüne çıkarmamız gerekiyor ki Hereke tekrar o eski günlerine kavuşsun.' Söğüt, dünyaca meşhur Hereke Halısı'nın tanıtımı noktasında çalışmalar yapıldığını anlatarak, böylece Hereke Kalesi'nin tekrar ayağa kaldırılmasının istenildiğini söyledi.Tarihi yapının restore edilip, ilçedeki diğer tarihi değerlerle tarih koridoru oluşturulmasının amaçlandığını dile getiren Söğüt, 'Tekrar turizmle birlikte halımızın canlanması için bu adımlar atıldı. Kültür Bakanlığımızın da katkılarıyla o dönemin Belediye Başkanı Yunus Pehlivan döneminde başlıyor, geçen dönem İsmail Baran başkanımızın döneminde devam ediyor ve bir kısmı da bizim dönemimizde tamamlandı.' diye konuştu.'Önümüzdeki yılın yaz döneminde kaleyi ziyarete açmayı hedefliyoruz'Başkan Söğüt, bölgede başka tarihi yapıların olduğunu anlatarak, yapılacak çalışmalarla bölgenin, turizmde önemli bir merkez olmasını istediklerini söyledi.Kaledeki restorasyonun tamamlandığını, sadece iç peyzaj çalışmasının devam ettiğini anlatan Söğüt, 'Toplamda kalenin iç alanı 4,5 dönüm, 350 metre sur uzunluğu, 4 metre ve 15 metre sur ve burç yükseklikleri var. Kalenin aslı Kanuni Sultan Süleyman döneminde, matrakçı diye anılan kişi tarafından çiziliyor. Onun çizmiş olduğu o resimlerden aslına uygun olarak restore edilmeye çalışılıyor. İnşallah önümüzdeki günlerde iç peyzajı da bittikten sonra burada açık hava sinema gösterileri, açık hava tiyatro gösterileri ile konserler verilecek. Hereke Halısı ile ilgili müze çalışmasıyla birlikte burayı zenginleştirerek yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açmış olacağız. Önümüzdeki yılın yaz döneminde kaleyi ziyarete açmayı hedefliyoruz.' diye konuştu.Söğüt, kalenin D-100 kara yolu ile Anadolu Otoyolu'nun kenarında bulunduğunu, böylece ulaşımın rahat bir şekilde yapıldığını dile getirdi.Kalenin, İzmit Körfezi manzarasıyla da kendisini ziyaret edeceklere eşsiz bir görsel sunduğuna işaret eden Söğüt, yapılacak led aydınlatmalarıyla gece de güzel bir görsel oluşturacağını kaydetti.Söğüt, ilçedeki tarihi yapılarla Hereke Kalesi'ni tur programlarına dahil etmek istediklerini anlatarak, kültür ve turizm alanında bölgede çalışmalar yapmak istediklerini de sözlerine ekledi.
Titreyen Elleriyle Kanser Hastası Yaşıtlarına İlmek İlmek "Umut İşliyor"
İZMİR (AA) - EFSUN ERBALABAN YILMAZ - İzmir'de, yakalandığı amansız hastalıktan, verdiği büyük mücadeleyle kurtulan 16 yaşındaki Ceylin Kubalı, titreyen elleriyle kanser tedavisi gören çocuklar için el işi ürünler hazırlıyor. Ortaokul öğrencisi Ceylin Kubalı, 2017 yılının ocak ayında yaşadığı bazı sağlık sorunları nedeniyle hastaneye başvurdu. Tetkiklerin ardından beyninde tümöre rastlanan Kubalı'ya kanser teşhisi konuldu. İzmir'deki bir hastanede ameliyat edilen Ceylin Kubalı, ışın tedavisi için ABD'nin Memphis kentindeki bir araştırma hastanesine gitti. Yaklaşık 1,5 yıl burada tedavi gören Kubalı, 2 ay komada kaldı ancak hastalığa karşı pes etmedi. Bir dönem konuşma güçlüğü çeken, yürüyemeyen ancak kansere karşı hiçbir zaman pes etmeyen Ceylin Kubalı, kemoterapi ve radyoterapi sürecinin ardından hastalıktan kurtuldu.Tedavi gördüğü hastanedeki gönüllülerden etkilenen Ceylin, Türkiye'ye döndüğünde kanserle mücadele eden dar gelirli ailelerin çocukları için çalışma yapmaya karar verdi. Henüz iyileşme evresinde olduğu için hareket kabiliyeti normalin biraz altında olan Ceylin, buna rağmen titreyen ellerine aldırmadan çanta, bileklik ve el işi ürünleri hazırlıyor. Ceylin, tüm bu üretimini 'ceylins_handmade' adlı sosyal medya hesabında tanıtmaya başladı. Ceylin'in sattığı el işi ürünlerden elde ettiği gelir, İzmir Hasta Çocuk Evleri'nin destek verdiği ailelerin kanser hastası çocukları için harcanıyor. 'Onlar da iyileşince başkalarına yardım etsinler'Ceylin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalık sürecini çok iyi hatırlamadığını ancak hastanedeki gönüllülerin olumlu yaklaşımını hiç unutmadığını söyledi. Boş zamanlarında hastaneye gelen gönüllülerin kendisine kitap okuduğunu, parmağına oje sürdüğünü ve moral verdiğini anlatan Ceylin, şöyle konuştu:'O insanlar bana yardım etmeseydi, umut vermeseydi büyük ihtimalle ölürdüm. Ben de başkalarına yardım edeyim ki onlar da iyileşince başkalarına yardım etsinler. Pandemi sürecinde evde kalınca çanta dikmeyi öğrendim. Sosyal medyada bir adresim var. Orada, yaptığım çantaları satıyorum. Belli bir fiyatı yok. Önemli olan bağış yapabilmemiz.' Ceylin, sosyal medyadaki kampanyasına katılan ve çantalarını satın alanlara teşekkür etti. Kanserle mücadelesi süren çocuklara seslenen Ceylin, 'Hastayken pozitif olmak çok zor biliyorum ama tek başına kanser değil aslında, umutsuzluk öldürüyor. O nedenle her zaman umudu korumak gerekiyor.' diye konuştu.'Ceylin hikayesini kendi yazdı'Ceylin'in annesi İdiz Hacımüezzin Kubalı ise çok zor bir süreçten geçtiklerini ama doktorların kendilerine çizdiği olumsuz tabloyu hafızasından sildiğini, kızının gücüyle hayata yeniden başladıklarını ifade etti. Hastanelerdeki gönüllülerin desteğinden çok etkilendiklerini kaydeden Kubalı, 'Ceylin çok güçlü bir kız. O güçlüyken biz de güçlü oluyoruz. Kitap okuyan, sohbet eden gönüllülerin verdiği moralin de verdiği destekle Ceylin büyük bir mücadele kazandı, hikayesini kendi yazdı. Ben de ona yarenlik yaptım.' dedi. Anne Kubalı, Ceylin'in salgın döneminde evdeki malzemeleri kullanarak el işi ürünler yapmaya başlamasından ve hasta çocuklar yararına satışa çıkarmasından gurur duyduğunu sözlerine ekledi.İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sevil Ozan ise Ceylin'in bağışının manevi açıdan büyük değer taşıdığını ifade etti.Kanser hastası bir çocuğun verdiği mücadelenin örnek teşkil ettiğini de kaydeden Ozan, amansız hastalıkla mücadele eden çocuklar ve ailelerinin, Ceylin'in başlattığı kampanya ile moral bulduğunu sözlerine ekledi.
Harran Ovası'nda İlk Kez Üretilen Yer Fıstığı Hasat Edildi
ŞANLIURFA (AA) - Türkiye'nin önemli tarımsal üretim merkezlerinden Şanlıurfa'daki Harran Ovası'nda, ilk kez ekilen yer fıstığının hasadı yapıldı.Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında yürütülen sulama yatırımları sayesinde Şanlıurfa'da başta, pamuk ve mısır olmak üzere buğday, arpa ve kırmızı mercimek gibi ürünlerin ekim alanları artarken yöre çiftçisi alternatif ürünlere de ilgi gösteriyor. Harran Ziraat Odasının yönlendirmesiyle ilçedeki 5 çiftçi, alternatif ürün olarak yaklaşık bin 200 dönüm araziye yer fıstığı ekti. Çiftçiler, yeni ürünün hasadını törenle yaptı.Harran Ziraat Odası Başkanı Mahmut Özyavuz, hasatta yaptığı konuşmada, çiftçilerin bereketli bir sezon geçirmelerini diledi.Harran Ovası'nın bereketli topraklara sahip olduğunu aktaran Özyavuz, 'Sadece mısır, pamuk veya buğday ile sınırlı değil yer fıstığının da yetiştirildiğini görüyoruz. Çiftçilerimize teşekkür ediyorum bu konuda öncü oldukları için bölgede yeni olan yer fıstığını İnşallah gelecek yıllarda alternatif ürün olarak yer fıstığını Harran Ovası'nda göreceğiz.' dedi.Yer fıstığı üreticilerinden Ali Çiçek ise pamuğu iki yıl üst üste ektiğini ve zarar ettiği için yer fıstığına yöneldiğini söyledi.Fıstığın ekonomik değerinin yüksek olduğunu belirten Çiçek, 'Daha önce cesaret edip de yer fıstığını eken hiç olmadı, biz çiftçi arkadaşlarla bir araya gelerek bu konuyu konuştuk, istişare ettik. Şu an Harran Ovası'nda 1200 dönüm kadar ekilmiş ve bugün hasadına başladık. Kalite olarak ve fiyat olarak çok iyi.' diye konuştu.AK Parti Şanlıurfa İl Başkanı Bahattin Yıldız ile bölgedeki bazı muhtar ve çiftçiler de hasat törenine katıldı.
Reklam
Teknoloji İle Sanatı Buluşturarak Ürettiği Eserleri Dünyaya İhraç Ediyor
YALOVA (AA) - SITKI YILDIZ - Yalova'da 3 boyutlu (3D) yazıcı kullanarak plastik kalıplar oluşturan genç girişimci Serdar Erol, teknolojiyi 5 bin yıllık yöntemle bir araya getirerek ürettiği birbirinden ilginç bronz heykelleri ihraç ediyor.Yalova-Bursa kara yolunda bulunan Efes Bronz Heykel Döküm Şirketine ait tesisin ilk katında sanal ortamda heykel tasarımları ve 3D yazıcılarda kalıp üretimi yapılıyor. Firmada, üretim katında da geleneksel yöntemle bronz dökümü gerçekleştiriliyor.Bu teknoloji sayesinde istedikleri ölçeklendirmeyi yapan veya daha detaylı müdahalelerde bulunan firma, kısa sürede dünyanın birçok farklı noktasından gelen siparişlerle önemli aşama kaydetti.'Cihazlar üretime önemli hız kazandırdı'Babası Memduh Erol'un kurduğu firmada işleri yürüten Serdar Erol, AA muhabirine, teknoloji ile sanatı bir araya getirdiği süreci anlattı.NASA'dan ayrılan 7 mühendisin kurduğu firmadan ilk 3D yazıcıyı aldığını belirten Erol, şöyle konuştu:'Sıfır tecrübe ve deneme yanılma yoluyla, ilk aldığım cihazı kurdum. İlk dönemde bizi çok zorlasa da geçmiş 6 yılda çok ciddi mesafe kaydettiğimizi görebiliyorum. Şu an bir arada çalışan 8 cihazımız var. Bu cihazlarımız, atölyedeki işlemleri daha kısa sürede tamamlamamızı sağlıyor. Cihazlar üretime önemli netlik ve doğruluk kazandırdı. Hata oranını önemli ölçüde azaltmamızı sağladı. Geleneksel yöntemlerle de heykel sanatı burada yapılabiliyor. Ancak dijital ortamda yapılan tasarımların bu cihazlar aracılığıyla hayata geçmesi, silikon kalıbının ortaya çıkması neredeyse iki kat hızlı oluyor. Artı bu cihazlar sayesinde yeniden ölçeklemeyi daha sağlıklı yapabiliyoruz. Geleneksel yöntemde ölçekleme söz konusu olduğunda sanatçı tekrar elle heykeli baştan yapmak zorunda. O yüzden bu teknolojinin çok büyük katkısını görüyoruz.'Erol, dünyanın teknoloji ile sanatın buluştuğu bu yeni düzene aşamalı olarak hızla adapte olduğunu dile getirdi.Sanat ile teknolojinin bir araya gelmesiyle ilgili farklı görüşler bulunduğunu, az da olsa eleştiriler yapıldığını belirten Erol, 'Yaptığınız çalışmalara teknolojik destek alıyor, iş bitiminde eser ile aranızdaki bağı koruyorsanız, yani bu durum size heyecan ve keyif vermeye devam ediyorsa, muhataplarınız sizi ilgiyle takip ediyorsa endişeniz olmasın, bu hala sanattır. Bana çok ciddi anlamda keyif veriyor. Bir eseri yaparken hala çocuk gibi seviniyorum. Hatta yapıp teslim ettiğimiz bazı çalışmalarımızı özlüyorum.' dedi.Erol, 1996'dan beri ana pazarlarının Avrupa olduğunu anlatarak, 'Dijital dönüşümden sonra artık Kore, Amerika, Kanada, Japonya, Libya, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, Fransa, Gürcistan, Almanya gibi birçok ülkeyle çalışıyoruz. Şu an Almanya, Katar, Kanada ve Amerika'daki muhattaplarımızın özel projelerine hazırlanıyoruz.' bilgisini verdi.Berlusconi ve Kaddafi de müşterileri olduDünya genelinde birçok önemli kişiye ürün hazırladıklarını dile getiren Erol, şunları kaydetti:'İlk ilgi çekici referansımız eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi idi. Kataloğumuzdan beğendiği 4-5 parçayı kendilerine göndermiştik. 2008'de Türkiye'deki bir mühendislik firması aracılığıyla eski Libya lideri Kaddafi'ye 130 büyük saksı yapmıştık. O zaman buradan uçakla sevk edilmişti. Bunun dışında beni çok heyecanlandıran Ertuğrul Firkateyni heykeli projesi oldu. Dışişleri Bakanlığının Japonya'ya hediyesi olan çalışmaydı. Onun dışında Galatasaray Spor Kulübü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi birçok belediye, kurum, sanatçı referanslarımız var.'-'Sanatın en kalıcı hali bronzdur''Sanatın en kalıcı halinin bronz döküm olduğunu' vurgulayan Erol, 'Suda bekleyen dökülmüş bir bronz parçası 1200 yıl sonra ufak ufak erimeye başlıyor. Dışarıda kendi halinde duruyorsa ortam şartlarına çok daha uzun zaman dayanabiliyor. Bu teknikle sanat eserleri de silah ve aletler de yapılmış. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki müzelerde 3 bin yılı aşan çok sayıda bronz kalıntılar var. Biz de aynı tekniği kullanıyoruz. Bu sebeple heykel sanatında bronz malzemenin kullanımının ana amacı kalıcılıktır. Bakım gerektirmemesidir.' diye konuştu.Firmada üretim tekniklerinden sorumlu Ömer Erol ise İtalya ile ortak çalışmalara başladıkları dönemde bu ülkenin, yüzyıllardan gelen heykel anlayışını bir noktada bıraktığına şahit olduğuna değinerek, 'İtalyanlara işin teknolojik kısmında biz önayak olduk diyebilirim. Bizim 30 yıl önce önce işi öğrenmeye çalıştığımız kişiler şimdi bizden bazı teknikleri öğrenmeye çalışıyor. Türkiye'de bu konuda öncüyüz.' ifadelerini kullandı.
Pandemide Toplumun Yaşadıklarını "Ameliyat Arası" Çizdiği Karikatürlerle Yorumladı
İSTANBUL (AA) - ANDAÇ HONGUR - İki ameliyat arasında çizdiği karikatürlerini 'Ameliyat Arası' kitabında paylaşan genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem, dünyayı etkileyen yeni tip koronavürüs (Kovid-19) pandemisi sürecinde Türkiye'de tıp dünyasında ve toplumda yaşananları 'Ameliyat Arası'nın ikinci kitabı 'Covid-19'da karikatürle anlattı.Prof. Dr. Metin Ertem, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, küçük yaşta çizgiye merakı olduğunu, çizgi romanları takip ettiğini ve o dönem amatör çizgilerinin küçük karikatür dergilerinde yayımlandığını dile getirerek, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeyken de düzenli çıkartılan Cerrahi Bülteni gazetesine ameliyatlarla ilgili karikatürler çizdiğini kaydetti.Çizmeyi sürdüren, 2013'te ilk karikatür kitabı 84'ü, ardından 2017'de Ameliyat Arası'nın ilk kitabını yayımlayan Ertem, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Kalemle kağıda çiziyor, silgiyle yanlışları ortadan kaldırıyordum. Bunlar oyalayıcı süreçlerdi. Bilgisayarda, tablette kalemle karikatür çizer hale gelmek, hataları daha çabuk telafi etmeyi sağladı ve çok daha çabuk çizer hale geldim. Önemli olan fikir. Fikir aklıma geldiğinde küçük notlar alıyorum, daha sonra bunları tablete döküyorum. İki ameliyat arasında bir süreç vardır, ikinci hastanın ameliyata alınmasına kadar geçen sterilizasyonun yapıldığı süre. O arada da çizgileri tablette karikatüre dönüştürüyorum. Her mesleğin kendi içerisinde esprileri yakalama şansı daha fazla. Ben de kendi branşım ve hekimlik mesleği içerindeki esprileri yakalamaya çalışıyorum. İkinci kitabımın adını da karikatürler iki ameliyat arasında çizildiği için 'Ameliyat Arası' koydum.'Geliri eğitim için kullanılacakErtem, Kovid-19 pandemisi sürecinde ameliyat olan hasta sayısının azalmasının kendisine daha fazla düşünme, gözleme ve izleme olanağı sağladığını ifade ederek, şunları söyledi: 'Türkiye'de Kovid-19 vakasının görülmesinden itibaren tıbba yansıyanların yanı sıra toplumun da tıbbın içine giriyor olması bana bu süreci izleme fırsatı verdi. Kronolojik bir sıra içerisinde Türkiye'de virüsün görüldüğü mart ayından ekim ayına kadar geldik. Bu süreçte hastanelerde ve toplumsal olarak yaşadığımız sürecin komik yanlarını yakalayarak bir şeyler üretmeye çalıştım. Maske nasıl kullanılacak? Mesafe ne kadar olacak? Sinema ve tiyatrolar kapandı. Önce 15 yaş altı, sonra 65 yaş üstüne sokağa çıkma kısıtlamaları geldi. Daha sonra normalleşmeye geçildi. Kronolojik sırayı da takip ederek, bunları çizmeye çalıştım. Kitaptan elde edilecek gelir Adatepe Taş Mektep'teki eğitim faaliyetleri için kullanılacak.'Kitapta pandeminin ve koronavirüsün ne olduğu, Kovid-19 adının nereden geldiği ve aşının konuşulmaya başlamasıyla aşıların üretilme safhalarına ilişkin küçük tıbbi bilgilerin de yer aldığını aktaran Ertem, kitabı 'Ekim 2020. Henüz tedavisi yok. Lütfen sosyal mesafe, maske, el temizliği.' notuyla tamamladığını söyledi.Ertem, kitapta yer alan karikatürlerin bir kısmının Acıbadem Kozyatağı Hastanesi'nde sergilendiğini dile getirerek, 'Mart-Ekim arasında bir çok şey yaşadık, bazıları unutuldu. Koridordan geçen hastalarımız karikatürlere bakarak, yaşadıkları süreci hatırlar hale geliyor.' dedi. 'Hekimlerimizi, sağlık sektöründe çalışanları çok iyi yetiştiriyoruz'Prof. Dr. Metin Ertem, Kovid-19 sürecinin bir şokla başladığını ve sağlık sektörünün bocalama yaşadığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:'Tüm dünyada olduğu gibi biz de bu şoku yaşadık. Diğer ülkelere bakınca daha güzel ve hızlı atlattık, onu görebiliyoruz. Bir eğitmen olarak şunu söyleyebilirim ki hekimlerimizi, sağlık sektöründe çalışanları çok iyi yetiştiriyoruz, dünya standartlarının çok çok üzerinde hekimlerimiz var. Bunu ülkemize gelen öğrenci değişimlerinden biliyorum. Bir Türk tıp öğrencisiyle Avrupa'nın bir ülkesinden gelmiş öğrencinin bilgilerini de mukayese edebiliyorum. Biz çok iyi bir konumdayız. Bu şoku daha hızlı atlatabildik. Türk milleti olarak daha pratiğiz, bunun yansımasını da bu süreçte gördük. Lütfen maskeyi çok ciddiye alalım ve sadece kendimizi korumak için değil tüm insanlığı korumak adına takalım. Hastalığı taşıyor olabiliriz ama karşımızdaki insanlara bulaştırmayalım, bu bencilliği yapmayalım.'
Kanserde Erken Teşhis Farkındalığı İçin İstanbul Sokaklarında Koşuyor
İSTANBUL (AA) - HÜSEYİN KULAOĞLU - Meme kanserini yenen iyileşen biyolog Müge Daştan, 'Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı' kapsamında, erken teşhise dikkat çekmek için ekim ayı boyunca İstanbul'un her gün farklı bir ilçesinde yaklaşık 10 kilometre koşuyor.'Kanserin 1 adım önündeyiz' sloganını yazdırdığı pembe renkli tişörtüyle İstanbul sokaklarında koşan Daştan, spor yapmanın ve aktif olmanın önemini gösteriyor.Bugüne kadar Kağıthane, Sultanbeyli ve Adalar başta olmak üzere birçok ilçede koşan Daştan, ay sonuna kadar İstanbul'un 39 ilçesini bitirmeyi hedefliyor.1 çocuk annesi Daştan, kanser hastalığına yakalandıktan sonra da koşmaya devam ederek katıldığı yarışlarda, genel kategoride birincilik derecesi de aldı.Koştuğu ilçeleri de tanıtan ve sosyal medya hesaplarından da koşularını paylaşan Daştan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koşmanın yemek ve uyumak gibi hayatının bir parçası olduğunu söyledi.Hayatında mutlaka hemen hemen her gün bir spor aktivitesi olduğunu ve bu aktivitelerin büyük çoğunluğunu koşunun oluşturduğunu ifade eden Daştan, şöyle konuştu:'Çocukken babamla koşmaya başladım, asıl o koşardı. Sonra 7 yıldan beri aktif antrenmanlı koşuyorum, son 6 yıldır da yarışlara katılıyorum. Hastalığım koşarken başladı. 35 yaşında kendim bir kontrole gittikten sonra 6 aylık bir takip verdi doktor. Ondan sonra 36 yaşındayken 2016'da teşhis kondu. Ameliyat oldum, kemoterapi, radyoterapi gördüm. 9 ay sürdü. Sonra tekrardan ameliyat oldum. Yaklaşık 2 sene sürdü bu süreç. Şimdi de tekrardan kanserin tekrarlamaması için hormon tedavisine devam ediyorum.' Erken teşhisin önemine dikkat çeken Daştan, meme kanseri için belli yaşlardaki kadınların yılda bir kere mamografi çektirmesini, genç olanların ise ultrason çekimi yaptırması gerektiğini belirtti.Meme cerrahı veya bir cerraha muayene olması gerektiğini de hatırlatan Daştan, bu kontrollerin yılda bir kere yaptırılması gerektiğini önemine değindi.Bu kontrollerde hastalığın tespit edilmesi halinde erken bir dönemde müdahale imkanı olduğunu kaydeden Daştan, bu şekilde olursa hastaların belki hiç kemoterapi almadan hastalığı atlatabileceğini, belki de basit bir ameliyatla iyileşebileceğini vurguladı.Hastalık teşhisi konulduktan sonra ilk çocuğunu düşündüğünü anlatan Daştan, 'Şok oldum, çok inanamadım, çok konduramadım kendime. Doktoru dinledim, 'muhtemelen kanser, biyopsi yapmamız, ameliyat etmemiz gerekiyor' derken bir şoka girdim diyebilirim. Üzüldüm tabii. Çıkıp koştum o gün, çok iyi gelmişti. Kendimi kötü hissedince mutlaka böyle bir spor aktivitesine kayıyor insan. Tabii insan mecbur kabul ediyor, çünkü sonraki süreç çok hızlı gelişiyor. Hemen biyopsi, hemen ameliyat sonra hemen kemoterapi böyle çok da düşünecek bir vakit kalmıyor. Sonra insan alışıyor, bir şekilde kabul ediyor.' diye konuştu.Hastalandığında kafasındaki tek sorunun 'Ne zaman koşabilirim?' olduğunu ifade eden Daştan, bu durumun kendisini sağlıklı ve iyi hissettirme yöntemi olduğunu belirtti.Doktorunun kendisini ilk gördüğü zaman spor yapmaya devam etmesini tavsiye ettiğini anlatan Daştan, 'Doktorum 'Bu kaslarını koru, spor yapmış olmak çok avantajlı, hem tedavinin başarısı için hem yan etkilerini daha az yaşaman için o yüzden mutlaka spor yapmanı istiyorum' dedi. Bende hastayken daha yavaş ve daha az mesafeler koştum. Mümkün olduğunca yapabildiğim her gün yaptım.' dedi. Bir gün koşarken aklına, 'Ekim Ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı' kapsamında, İstanbul'un 39 ilçesinde de koşma fikrinin geldiğini kaydeden Daştan, 'Kanserin 1 adım önündeyiz' sloganıyla şu ana kadar Kağıthane, Sultanbeyli ve Adalar başta olmak üzere birçok ilçede günde yaklaşık 10 kilometre koştuğunu ve ay sonuna kadar bütün ilçeleri tamamlayacağını söyledi.'Oğlum benden daha fazla kaygılıydı'13 yaşında bir oğlu olduğunu ifade eden Daştan, hastalandığında oğlunun kendisinden daha fazla kaygılahdığını söyledi. İyileştikten sonra doktorundan izin aldığını ve yarışlara katıldığını belirten Daştan, katıldığı yarışlarda genelde birincilik ve üçüncülük gibi dereceler aldığını ve oğlunun bu dereceleri gördükten sonra kendisinin iyileştiğini gördüğünü kaydetti.Daştan, 'Hedefim insanlara spor yapılabilirliği göstermek. Kanser tedavisi sırasında, sonrasında spor yapmak çok önemli. Ne derece yaparsanız. Bu bazen bir fizik tedavi düzeyinde olabilir. Bazen dans, yüzme, koşma olabilir. Hiç farketmez ama hareket edip kasları korumak, kemikleri korumak, vücudu aktif tutmak, yan etkiyi atmak, kan dolaşım sistemini, kalp sağlığını korumak, hepsi çok önemli. Benim amacım bunu gösterebilmek ve insanlara bu konuda ulaşabilmek. Aynı zamanda kendi örneğimde olduğu gibi hasta olmadan önce kontrollere gidip teşhisi ne kadar erken alabiliyorsak o kadar erken almak. O yüzden yılda bir kere doktora gidip oradaki tetkikleri yaptırıp muayene oldurma konusunda da insanları teşvik etmek, amacım bu.' Kadınların kendilerini ihmal etmemesi gerektiğini değinen Daştan, şunları kaydetti:'Kadınlar, her zaman kendisini geri plana koyup 'çocuğum için yapıyorum, çocuğu doktora götürdüm ama bana vakit kalmadı, çocuğuma aldım, kendime alamadım. Çocuğumu spora götürdüm, kendim spor yapacak vakit bulamadım' diyor. Bunu yapmasın kimse. Siz varsanız çocuğunuz mutlu, siz varsanız çocuğunuzun geleceği var. Annesiz bir gelecek veya annesi hasta olan bir çocuğun geleceği çok daha üzücü. O yüzden kendinize iyi bakın, kendinizi önemseyin, çocuğunuz için de önemseyin. Siz de spor yapın, siz de muayene olun, siz de kendinize iyi bakın. Bu sadece yiyeceklerle olmuyor, doktora düzenli gidip aynı zamanda aktif kalmak.' Hastalığı ve koşuları sırasında yaşadığı deneyimlerini, üzüntülerini ve sevinçlerini blog sitesinde yazan Daştan, insanlardan olumlu tepkiler alığını ve ilerde blog yazılarını kitap haline getirmeyi düşündüğünü söyledi.
Reklam
"Diyarbakır'ın Kalbi"Nde 1800 Yıllık Kalorifer Sistemi Bulundu
DİYARBAKIR (AA) - ÖMER YASİN ERGİN - 'Diyarbakır'ın kalbi' olarak nitelendirilen tarihi Sur ilçesindeki Amida Höyük'teki arkeolojik kazı çalışmalarında, 1800 yıllık olduğu değerlendirilen su kanalları ve kalorifer sistemi bulundu.Hurri-Mitanniler, Urartular, Persler, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular ve Artukluların da aralarında yer aldığı birçok medeniyete ev sahipliği yapan Amida Höyük'te, Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Dicle Üniversitesi (DÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Yıldız başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları devam ediyor. Ünlü İslam alimi El Cezeri'nin bilimsel çalışmalarını yürüttüğü alanda 12 kişilik daimi ve 10 kişilik gönüllü ekiple sürdürülen kazıda, 1800 yıllık olduğu değerlendirilen su kanalları ve kalorifer sistemi tespit edildi.Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Amida Höyük'ün hem Diyarbakır hem de Mezopotamya'nın kalbi olduğunu söyledi.'Amida Höyük' denildiği zaman Diyarbakır'ın en önemli yerleşim yerinin akıllara geldiğini ifade eden Yıldız, höyüğün hem şehrin hem de bölgenin yönetildiği bir yer olduğunu belirtti.Kültür ve Turizm Bakanlığının kararıyla 2018 yılında kazı çalışmalarına başladıklarını belirten Yıldız, bu yıl Türk Tarih Kurumunun verdiği proje desteğiyle bölgenin 12 ay kesintisiz devam edecek kazı grubuna dahil edildiğini aktardı.Prof. Dr. Yıldız, kazı çalışmalarında çok güzel verilerin ortaya çıktığına işaret ederek 'Öncelikle 2018 yılında Diyarbakır'da hep efsanelerde anlatılan gizli tünel ve kaçış tüneli dediğimiz tüneli tespit ettik. 2019 yılında bu tüneli kazı çalışmalarını yapıp askıya aldık. 2019 yılındaki çalışmalarda Evliya Çelebi'nin anlatarak bitiremediği meşhur divanhane ortaya çıkartıldı. Akabinde kabul salonu ortaya çıkartıldı.' dedi.'O dönemin kalorifer sistemi diyebiliriz'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından dolayı az kişiyle çalıştıklarını anlatan Yıldız, bu yılki çalışmalarda özellikle divanhanenin doğu tarafında bulunan açmada güzel verilerin ortaya çıktığını kaydetti.'Normalde Diyarbakır Amida Höyük içerisindeki gizli tünel hem kaçış tünelidir hem de su kaynağına açılan tüneldir. İçkale su kaynağı, Romalılar döneminde künklerle (pişmiş toprak veya betondan imal edilen dairesel kesitli su borusu) tünelin içerisine alınmış. İşte o tünelin içerisindeki su hem Romalılar döneminde hem de daha sonra El Cezeri'nin geliştirdiği sistemle yukarı atılmış.' diyen Yıldız, yukarı atılan suyun havuza gidişini ve mekanlara dağıtımını sağlayan, Romalılar döneminde Milattan Sonra 200 yıllarında yapılan taş kanalların tespit edildiğini belirtti.Yıldız, 1961-1962 yıllarında yapılan kazılarda hamam ortaya çıkartıldığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:'İşte o hamamdaki sıcak su ile mekanların ısıtıldığına dair kanallar ortaya çıktı. Isı kaybını engellemek için bu sıcak su kanallarının kenarlarında tuğlalar kullanılmıştır. Diğer yerlere baktığımız zaman hamamdaki bu sıcak su pörenk (ağaç ya da topraktan yapılmış su borusu) dediğimiz pişmiş toprak borularla mekanlara dağıtılırken Romalılar burada farklı bir düzeni uygulamışlar. Direkt kanallar vasıtasıyla mekanlara dağıtmışlar. Bu çıkan sistem için o dönemin kalorifer sistemi diyebiliriz. Bölgede şimdiye kadar tespit edilen en erken tarihli ısıtma sistemidir.'Kazıldıkça tarih çıkıyor Artuklu sarayının Roma sarayının üzerine inşa edildiğini belirten Yıldız, Artuklu döneminde sarayın mekanlarının kalker taşıyla döşendiğini, Roma döneminde ise tuğla ile zeminin döşendiğini ifade etti.Yıldız, 'Tespit ettiğimiz hem ısıtma sistemi hem de temiz su kanalı tahminen 1800 yıllık. Günümüzden 1800 yıl önce Romalıların o günkü adıyla Amida olan Diyarbakır'a ve bölgeye hakim olunca hem bu sarayı hem de bu sistemi yaptıklarını düşünüyoruz.' diye konuştu.Bölgenin Romalılar döneminde Mezopotamya, İslami dönemde ise Diyarbekir adıyla anıldığını anlatan Yıldız, Amida şehrinin bu eyaletin yönetim merkezi olduğunu, tüm bölgenin buradan yönetildiğini ifade etti.Yıldız, kazı çalışmaları devam ettikçe tarihin ortaya çıktığına işaret ederek şöyle devam etti:'Hem Mezopotamya bölgesi hem de daha sonraki adıyla Diyarbekir bölgesi, kurulduğu günden günümüze kesintisiz olarak yerleşimin devam ettiği dünyadaki ender kentlerden biri. Amida Höyük, günümüzden 8 bin yıl önce yönetim merkezi olarak kurulan ve kesintisiz olarak günümüze kadar yönetim merkezinin devam ettiği yerdir. Burası kazıldıkça çok daha yeni verilerin, hem Diyarbakır'ın hem de bölgenin tarihini değiştirecek verilerin ortaya çıkacağını düşünüyoruz.'Kazılar bittikten sonra Amida Höyük ve Artuklu Sarayı'nın, Diyarbakır’ın ve bölgenin önemli turizm merkezlerden biri olacağını belirten Yıldız, buranın aynı zamanda İçkale bölgesini izlemek için bir seyir terası konumunda olacağını söyledi.Prof. Dr. Yıldız, kazı çalışmalarına destek veren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dicle Üniversitesi Rektörlüğü, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı, Diyarbakır Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, İş-Kur İl Müdürlüğü ve Sur Kaymakamlığına teşekkür ederek verilen desteklerin artması halinde kazıların beklenen tarihten daha erken bitmesinin sağlanacağını sözlerine ekledi.
Fetö'nün "Altın Çocuklarını" Bylock Şifreleri Ele Verdi
ANKARA (AA) - TANJU ÖZKAYA - Saklandıkları hücre evinde yakalanan eski emniyet müdürleri Cemil Ceylan ve Hüsrev Salmaner'in, kullandıklarını inkar ettikleri ByLock programı için isim ve soyadlarının yanı sıra memleketlerinin plaka koduyla işe başlangıç tarihlerini 'kullanıcı adı' ve 'şifre' yaptıkları ortaya çıktıAA muhabirinin edindiği bilgiye göre Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'altın nesil' olarak nitelendirdiği isimlerden Ceylan ve Salmaner, hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017'de 'anayasal düzeni ihlale teşebbüs' ve 'silahlı terör örgütü yöneticisi olmak' suçlarında soruşturma başlatıldı.O tarihlerde adreslerinde bulunamayan FETÖ firarileri, emniyetin fiziki ve teknik takip sonucu 3 yılın ardından 8 Ekim'de Etimesgut'taki hücre evinde yakalandı.İki şüpheli, emniyet ve savcılık ifadelerinde, FETÖ üyesi olmadıklarını, ByLock başta olmak üzere örgüte ait haberleşme programlarını kullanmadıklarını iddia etti.Ancak soruşturma dosyasında yer alan ByLock analiz raporu, eski birinci sınıf emniyet müdürlerini yalanladı.Rapora göre Ceylan ve Salmaner, ByLock kullanıcı adı ve şifresi için kendi isim, soyadları ile memleketlerinin plaka kodu, işe başlangıç tarihi ve görev yerlerinin adlarını tercih etti.Şüpheli Ceylan, 160454 ID ByLock hesabını 26 Ağustos 2014'te aktifleştirdi.Kullanıcı adını, memleketi Afyonkarahisar ve plaka kodundan esinlenerek 'karahisar03' olarak belirleyen Ceylan, o tarihte ikamet ettiği Ankara'nın İncek semtinin ismini kullanarak 'incek2014' şifresini oluşturdu.HTS baz istasyonu ve internet trafik verilerine göre Ceylan'ın, ByLock kullandığı iller arasında Ankara'nın yanı sıra Afyonkarahisar ve Denizli de yer aldı. Ceylan'ın telefonun baz verdiği 8-17 Ekim 2014'te senelik iznini kullanmak için memleketi Afyonkarahisar'da olduğu, ayrıca eşinin ailesinin bulunduğu Denizli'ye de gittiği tespit edildi.Ceylan'ın ByLock yazışma grubunda, FETÖ'den hakkında işlem yapılan eski emniyet müdürleri Cihangir Çelik, Lokman Kırcılı, Halit Turgut Yıldız, Kadir Ay, Ertan Yavaş, Selçuk Kızılay, İsmail Baş, Çetin Çelik ve Fazlı Öcal yer aldı.İfadesinde söz konusu isimlerle ByLock üzerinden haberleşmediğini iddia eden Ceylan, 'Bu görüşmeler tamamen normal telefon araması ile yapılan görüşmelerdir.' dedi.İşe giriş yılı şifresi oldu Şüpheli Hüsrev Salmaner de örgüt üyeleriyle irtibat için '119021' ve '122730' İD numaralı iki ByLock hesabı kullandı.'husrev87' kullanıcı adını tercih eden Salmaner, yine isminin baş harfi ve işe giriş yılı olan 1987'den yararlanarak 'h878787@' şifresini oluşturdu.İfadesinde söz konusu programı kullanmadığını iddia eden Salmaner, 'Hiçbir zaman ByLock kullanmadım. Kullanıcı adı bana ait değildir. Programı kullanmış olsam karışık bir şifre kullanırdım. Muhtemelen ismim her yerde geçmesi nedeniyle teknolojiden faydalanan birilerinin yapmış olduğunu düşünüyorum.' savunmasını yaptı.Darbe girişiminden önce emekli edildilerCemil Ceylan, Kilis ve Edirne İl Emniyet Müdürlüğü yaptıktan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü Strateji Geliştirme Daire Başkanlığına atandı. Hüsrev Salmaner de 2011-2014 yılları arasında Artvin İl Emniyet Müdürü olarak görev yaptı. İki şüpheli, 2015'te çıkarılan KHK ile resen emekli edilen 1776 emniyet müdürü arasında yer aldı. Darbe girişiminden sonra Ceylan ve Salmaner'in rütbeleri geri alındı.FETÖ'nün emniyet mahrem yapılanmasına yönelik soruşturmada ele geçirilen dijital belgelerde, Ceylan ve Salmaner'in 'A5' olarak kodlandıkları, bunun da örgüte sadakat ve bağlılığı en üst seviyede olan kişiler için kullanıldığı ortaya çıkmıştı.
Reklam
Ankara Şehir Hastanesi Başhekimi Surel, Salgınla Mücadelede Son Durumu Anlattı:
ANKARA (AA) - DUYGU YENER - Ankara Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Aziz Ahmet Surel, filyasyon uygulamasının, bulaşıcı hastalıkların tedavi ve kontrolünde ana unsur olarak kullanıldığını belirterek, Ankara'da da bu uygulamanın etkinliğinin çok üst seviyede görüldüğünü söyledi.Surel, koronavirüs salgınıyla yürütülen mücadeleye ilişkin, AA muhabirine açıklamada bulundu. Koronavirüsün bulaşıcı bir hastalık olduğunu, hastalığı taşıyan kişinin toplumdan izole edilmesi ve başkalarına bulaştırmasının önüne geçmenin, tedavideki ana unsurlar arasında yer aldığını vurguladı.En kaliteli ve en konforlu izole ortamın, hastanın kendi evi olduğunu ifade eden Surel, 'Ülkemizin son Başbakanı Binali Yıldırım ve eşi hanımefendiyi de evinde takip ettik, izole ettik.' dedi.Filyasyon yönteminin önemine değinen Surel, bu yöntemle pozitif saptanan vakaların temaslılarının takip edildiğine işaret ederek, şu bilgileri verdi: 'Laboratuvar sistemimize bir hastanın pcr testinin pozitif olduğuna dair veri düştüğü andan itibaren 3-4 saat içerisinde filyasyon ekiplerimiz evlerine geliyor. Muayene ediyor, ilaçlarına başlıyor. Hastaneye gelme ihtiyacı gösteren bir durum varsa, 112 vasıtasıyla hastaneye getiriliyor, temaslı bilgileri alınıyor. Temaslı olduğu bildirilen kişilere de filyasyon ekipleri bölgelerine göre gidiyorlar.'Ankara Şehir Hastanesinde Kovid-19 hastalarının izole edileceği servis, yoğun bakım, acil servis ve poliklinik alanları için özel geniş alanlar oluşturduklarını anlatan Surel, 'Ankara'nın tedavi hizmetlerinde ana merkez, Ankara Şehir Hastanesi. Kalp, tansiyon, çocuk, doğum ve onkolojik hasta gruplarının tedavileri de bu süreçte aksatılmadan devam ettirildi. Koronavirüs ile irtibatlı olanları, ayrı fiziki alanlarda yürütme gayretinde olduk.' dedi.Surel, şehir hastanelerinin geniş fiziki alanlar, son teknoloji ile donatılmış teknik imkanlara sahip olması nedeniyle koronavirüsle mücadelede, sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde büyük kolaylık sağladığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:'Hastanemizde yeterince kapasitemiz her zaman vardı. Kapasitemizi de anlık olarak kontrol ederek yeni gelecek dalgalara da her zaman hazır olmaya gayret ettik. Filyasyonla hastalarımızın tedavilerine hem çok hızlı şekilde, bir an önce başlandı hem de hastaneye ihtiyaç duyanlar, süratle hastaneye getirilerek tedavi hizmetlerinin verilmesi noktasında çok süratli ve etkin hareket edildi.Şu anda hastane içinde hiçbir alanda bir izdiham ya da fazla bir başvuru yok. İnşallah hep böyle gider. Biz tedbirli olacağız, yerimizi ayıracağız, yine poliklinik alanları olacak ama bu alanlar da hep boş kalacak umudumuz da bu.'Surel, hasta sayısının yoğun olduğu dönemde de her zaman tedbirli olduklarını ve sağlık hizmeti yürütmeleri sebebiyle hazırlıklarını en kötü ihtimale ve senaryoya karşı yaptıklarını söyledi.Hastanede yatan ve tedavi verilerinin, hasta sayısının şeffaf bir şekilde belli olduğuna, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın da verileri paylaştığına vurgu yapan Surel, ne kadar hastanın tedavi edildiğin, tedavi altındakilerin ne kadarının hayatını kaybettiğinin anlık olarak paylaşıldığını kaydetti.Filyasyon uygulamasının, bulaşıcı hastalıkların tedavi ve kontrolünde ana unsur olarak kullanıldığının altını çizen Surel, şunları kaydetti:'Türkiye'de pandemide kullanıldı. Ankara'da da etkinliğini çok üst seviyede gördük. Özellikle, insanların akın akın 'Bende korona var mı? İş yerindeki arkadaşımda korona çıkmış bana bulaştı mı? Eşimde çocuğumda var mı?' gibi endişelerle sağlık merkezlerine gelip, buranın bir buluşma ve bulaş noktası haline gelmesinin önüne geçiliyor. Bu dünyanın başka bölgesinde hayal edilecek bir şey mi? Bizzat hekim ve sağlık personeli evine gidiyor, evinde sorguluyor, değerlendiriyor, tedavisini veriyor ve günlük arayıp kontrol ediyor. Herhangi bir durumunda kötüye gitme varsa hemen alıyor, hastaneye getiriliyor.''Yoğun bakımlarda yerli ventilatörümüzü kullanıyoruz'Ankara Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Surel, hastanedeki yoğun bakım hizmetlerine ilişkin de bilgi verdi.Yoğun bakımların negatif basınçlı olduğuna dikkati çeken Surel, şunları söyledi:'Hastanın nefes alıp vererek, ortama bıraktığı viral partiküllerin de bulunduğu hava ortamdan emiliyor. Özel filtrelerden havalandırma sisteminden geçiliyor. İçeriye yüzde yüz temiz hava veriliyor. Çin'de ya da dünyanın çeşitli yerlerinde gördüğünüz kat kat tulumlar giyen sağlık çalışanları görüntülerini bizim hastanemizde göremezsiniz. Ben burada nasıl çalışıyorsam, arkadaşlarımız da yoğun bakımlarda aynı şekilde, negatif basınçlı, yüzde yüz temiz hava verilen yoğun bakımlarda çalışıyorlar. Hastanın yakınında, temasında bulunacağı odasına girerken de koruyucu ekipmanlarını giyerek hastaya gereken iş ve işlemlerini yerine getiriyor.Burada önemli parametrelerden biri ventilatördü. Solunum yetmezliği yaşayan hastalarımıza ventilatörle solunum desteği vermek gerekiyor. Yerli ventilatörümüzün üretilmesi bizi çok mutlu etti. Yıllardır sağlık alanında çalışıyoruz. Yerli ve milli ventilatörümüzün elimize ulaşması, hastalarımızda kullanmak bizi çok mutlu etti. Performansından da yoğun bakım ekiplerimiz çok memnun. Aynı sürecin aşı ile ilgili gerçeklemesini bekliyoruz.'
İran'da Eğitim Uçağı Düştü: 1 Yaralı
ANKARA (AA) - İran'ın Çahar Mahal-Bahtiyari eyaletinde tek kişilik bir eğitim uçağının düşmesi sonucu 1 kişi yaralandı.İran'ın yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberine göre, Çahar Mahal-Bahtiyari eyaletinde yer alan Şehrekord ilçesi yakınlarında tek kişilik bir eğitim uçağı şehirdeki havaalanı yakınlarında düştü.Kazanın nedeni açıklanmazken, pilotun yaralı kurtulduğu ve en yakın hastaneye sevk edildiği açıklandı.Elburz eyaletinde yer alan Nazarabad ilçesinde de 25 Eylül'de bir eğitim uçağı düşmüş, 2 kişi yaralanmıştı.
Osmaniye'deki Orman Yangınında Soğutma Çalışmaları Sürüyor
OSMANİYE (AA) - Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde dün başlayan ve akşam saatlerinde kontrol altına alınan orman yangınında soğutma çalışmaları sürüyor.İlçeye bağlı Yukarıçiyanlı köyündeki ormanlık alanda başlayan yangın, iki yangın söndürme helikopteri, 23 arazöz, 8 su tankı, 5 iş makinesi ve 150 personelin katıldığı söndürme çalışması sonucu dün akşam saatlerinde kontrol altına alındı.Tedbir amaçlı evlerinden tahliye edilen vatandaşlar evlerine dönerken, bölgede itfaiye ve Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri soğutma çalışmalarını sürdürüyor.Yangın nedeniyle zarar gören orman alanları drone ile havadan görüntülendi. Dün sabah saatlerinde Yukarıçiyanlı köyündeki ormanlık alanda çıkan yangın nedeniyle çevredeki bazı evler tahliye edilmişti. Havadan ve karadan yapılan müdahale sonucu yangın akşam saatlerinde kontrol altına alınmıştı.
Gönlü Zengin Şehit Annesi Bağışlarıyla Duygulandırıyor
BURDUR (AA) - BİLAL ALTIOK - Burdur'da biriktirdiği 3 bin lirayı kurban kesip askerlere dağıtması için İl Jandarma Komutanı Albay Hakan Başaklıgil'e teslim eden şehit annesi Ayşe Zengin, bağlanan şehitlik maaşını da hayır işlerinde kullanarak rahatlıyor.Merkeze bağlı Güneyyayla köyünde, şehit oğullarının hatıralarıyla dolu, mutfağı ve salonu prefabrik olan evlerinde mütevazi bir hayat süren Zengin çiftinin, 1991'de çift yumurta ikizleri dünyaya geldi.Hikmet ve Emine verdikleri çocuklarını tarlalarda çalışarak zorluklar içinde büyüten çiftin, asker olduğu için büyük onur ve gurur duydukları oğulları Jandarma Uzman Onbaşı Hikmet Zengin, 2017'de Mardin'de teröristlerle çıkan çatışmada şehit oldu. Bu süreçte yaşadığı acıyla gözündeki rahatsızlık daha da ilerleyen 56 yaşındaki Ayşe Zengin, yüzde 95 oranında görme kaybı yaşadı.O günden sonra şehit oğullarıyla daha fazla gurur duyan çift, acılarını yüreklerine gömüp, kendilerini hayır işlerine adadı. Kızları Emine'yi de evlendirdikten sonra köyde yalnız kalan ve emeklilik maaşıyla geçinen Zengin çifti, şehit oğullarından kalan maaşa hiç dokunmuyor. Köyde ihtiyacı olanlara, Kur'an kurslarına, öğrencilere, camilere ve Mehmetçik Vakfına yardımda bulunan çift, hayır yaptıkça acılarının azaldığını düşünüyor. Valilikçe düzenlenen Devlet Övünç Madalyası Töreni'nde, biriktirdiği 3 bin lirayı, iki kurbanlık kesip askerlere dağıtması için İl Jandarma Komutanı Albay Hakan Başaklıgil'e teslim eden Ayşe Zengin'in isteği yerine getirildi.Komutanın iade ettiği kurbanlık parasını Kur'an kursuna verecekAnne Ayşe Zengin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, saygılı, uysal, yumuşak huylu biri olan oğlunun yaklaşık bir yıl görev yaptıktan sonra şehit olduğunu söyledi. Oğlu göreve başladığında, yedi yıl kurban kestireceğini belirttiğini aktaran Zengin, evladı Hikmet şehit olduktan sonra da sözünü yerine getirdiğini dile getirdi.Askerleri getirip, evinin önünde kurban kestirdiğini anlatan Zengin, 'Bütün askercikler yesin, güç kuvvet olsun. Komutan verdiğimiz parayı kullanmayıp, kendileri kurban kestirmiş. Parayı da kocama geri vermişler. Biz de o parayı Kur'an kursuna vereceğiz.''Hayır yaptıkça içimiz rahatlıyor, sakinleşiyoruz'Zengin, oğlu askere giderken evleri inşaat halinde olduğundan eline kına bile yakamadığını belirterek, şöyle devam etti:'Hepsi içimde kaldı, oğlumun da hayalleri yarım kaldı. Ben de oğlumun parasını yavrumun niyetine ihtiyacı olan yerlere dağıtıyorum. Bütün şehitlerin ruhuna varsın. Çocuklar okusun diye, şehidimin parasını okullara, Kur'an kurslarına, camilere veriyorum ama ne yapsak da içimiz hep buruk. Yavrumun hayaliyle yaşıyorum, her gün gelip kapıdan bana bakıp bakıp gidiyor. Unutulacak bir şey değil, acısı içimizden hiç çıkmıyor, ancak hayır yaptıkça içimiz rahatlıyor, sakinleşiyoruz. Vatan bölünmesin. Askerlerimize rabbim güç kuvvet versin. Devletimize, milletimize zeval gelmesin.'Zengin, gözünün iyileşmesi için doktorlara gittiğini ancak bir sonuç alamadığını, iyi bir doktorda göz muayenesi olmak için destek istediğini ifade etti.'Kendilerinin ihtiyacı olmasına rağmen daha çok ihtiyacı olanlara yardım ediyorlar'Baba Ali Yaver Zengin de şerefli ve gururlu olduğunu, oğlunun en yüksek mertebeye ulaştığını söyledi. Oğlunu çok özlediğini vurgulayan Zengin, 'Her annenin, babanın evladı şehit olmuyor, vatan sağ olsun. Mesleğe başladığında, 'Oğlum evlenme zamanın geldi.' dediğimde, 'Ben sana bir aya kadar haber vereceğim.' karşılığını vermişti. Haber veremeden gitti. Sonradan öğrendim bir sevdiği varmış. Oğlum şehit olduktan sonra sevdiği kızın anne babası, her sene ziyaretimize geldi. Kızlarını evlendireceklerinde bize de danıştılar.' dedi. Türkiye Muharip Gaziler Derneği Burdur Şubesi Başkanı Hasan Okyar da ailenin altın gibi bir kalbi olduğunu, oğullarından kalan şehitlik maaşını, kendilerinin ihtiyacı olmasına rağmen daha çok ihtiyacı olanlara vererek huzur bulduklarını belirtti.
Reklam