Yangın Ve Afetlerde Kaybedilen Orman Varlığının Yeniden Kazanılması İçin Tdv'den Kampanya
ANKARA (AA) - Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) başta Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Trabzon olmak üzere yurt içinde özellikle yangın ve afetler sonucu kaybedilen orman varlığının yeniden kazanılabilmesi için '1 İyilik 1 Fidan' sloganıyla kampanya başlattı. TDV Mütevelli Heyeti 2. Başkanı İhsan Açık, yaptığı yazılı açıklamada, ülkelerin en önemli yer üstü zenginlikleri arasında yer alan ve bütün canlıların nefes kaynağı olan ormanların korunması gerektiğini vurguladı.Ormanları geliştirerek geleceğe daha yeşil bir Türkiye bırakmak için '1 İyilik 1 Fidan' sloganıyla kampanya başlattıklarını belirten Açık, ormanları korumanın her ferdin asli görevi olduğuna dikkati çekti.Türkiye'de ve dünyanın dört bir yanında eğitim, sosyal hizmetler gibi hayata dokunan birçok alanda faaliyet yürüttüklerini dile getiren Açık, şunları kaydetti:'Çevreye, yeşile yönelik çalışmalar da gerçekleştiriyoruz. 'Sizden herhangi biriniz kıyamet kopuyor olsa dahi elindeki fidanı diksin.' diye buyuran bir Peygamber'in ümmeti olarak bu konuda hassasiyet göstererek başlatmış olduğumuz kampanyamız toplumun her kesiminden büyük ilgi görüyor. Toprağa emanet edilmiş bir ağaç, mahalleye, semte, şehre hatta topluma ve bütün insanlığa emanet edilmiş bir değerdir. Ecdattan aldığımız mirası en iyi şekilde geleceğe aktarabilmek için gayret gösteriyoruz.' Kampanyayla ilk etapta yangınlardan zarar gören Hatay, Osmaniye, Trabzon ve Kahramanmaraş'ta orman varlığının yeniden kazanılmasını hedeflediklerini belirten Açık, 'Vatandaşlarımız, iyilik seferberliğimizin katlanarak büyümesi ve ağaç sevgisinin milli bir seferberlik haline dönüşmesi, bütün canlıların nefes kaynağı, ülkemizin ciğerleri ormanlarımızın yeniden hayat bulması, geleceğe daha yeşil bir Türkiye bırakmak için 'BAĞIŞ' yazıp 5601'e göndererek 10 lira bağışta bulunabilir ya da 'bagis.tdv.org' adresimiz ile mobil uygulamamızdan online bağış yapabilirler.' bilgisini verdi.
Halk Sağlığı Uzmanından "El Yıkandığında Bulaşıcı Hastalıkların Üçte Birini Önlemek Mümkün" Uyarısı
EDİRNE (AA) - Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, doğru el yıkamayla bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemenin mümkün olduğunu belirtti.Yorulmaz, 'Dünya El Yıkama Günü' dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgınla birlikte el yıkamanın öneminin daha fazla anlaşıldığını söyledi. Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de el yıkama konusunda sorunlar bulunduğunu dile getiren Yorulmaz, el yıkamanın bulaşıcı hastalıklardan korunmada son derece önemli olduğunu ifade etti.Gün içerisinde farkına varmadan dokunulan her yerin mikroplarla dolu olduğuna dikkati çeken Yorulmaz, 'Dokunduğumuz her yerden ellerimize çok sayıda mikrop bulaşıyor. Bu mikropları da günde ortalama 25 defa dokunarak yüzümüze, oradan da vücudumuza bulaştırıyoruz. Dokunduğumuz yerdeki kimyasal maddeler gibi başka kirleticiler de sağlımızı etkiliyor.' dedi.Yorulmaz, el yıkamada temel olarak su ve sabun kullanılması gerektiğini aktardı.'Hava yoluyla bulaşan hastalıkların da yaygınlaşacağı bir dönem'Yapılan çalışmaların, su ve sabunun etkisini el dezenfektanıyla elde etmenin mümkün olmadığını gösterdiğini vurgulayan Yorulmaz, şöyle devam etti:'Eğer erişebiliyorsak mutlaka su ve sabunla el yıkamamız doğru olacaktır. El yıkamak bütün bulaşıcı hastalıklardan korunmada önemli. El dezenfeksiyonu, ellerin yıkanması koronavirüsten korunmada da son derece önemli. Koronavirüs hastalığının girmekte olduğumuz mevsimle birlikte başımıza daha çok dert açacağını biliyoruz.Hava yoluyla bulaşan hastalıkların da yaygınlaşacağı bir dönem. El yıkama bu tür hastalıkların tümü için koruma sağlıyor. Bunun dışında gıdalarla bulaşan hastalıklar, sindirim sistemiyle bulaşan ishal gibi hastalıklardan da korunmada el yıkama son derece önemli. Bulaşıcı hastalıkların azalmasında yapılan çalışmalara göre ilaçlardan çok daha etkili el yıkama. El yıkandığında bulaşıcı hastalıkların en az üçte birini önlemek mümkün. 'Yorulmaz, tuvalete girmeden, diş fırçalamadan ve yemek hazırlamadan önce de ellerin yıkanması gerektiğine işaret etti. Kovid-19 el yıkama sıklığını değiştirdiVatandaşlardan Serpil Şinikçi de koronavirüs salgınıyla birlikte el yıkama alışkanlığının da değiştiğini söyledi.Salgın döneminde el yıkamanın ne kadar önemli olduğunu anladıklarının altını çizen Şinikçi, 'Bizler gerek mesleğimiz gerekse ailemiz ve kendimiz için ellerimizi sık sık sabunla yıkıyoruz. El yıkamanın da tabii ki bazı püf noktalarını öğrendik. Uzmanların verdiği tavsiyeler doğrultusunda ellerimi sık sık yıkıyorum.' diye konuştu.Levent Yaçi de Türk halkı olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini, her zamankinden daha çok hijyen ve temizliğe önem verdiklerini anlattı.Yaçi, koronavirüsle birlikte günlük el yıkama sayısının arttığını belirterek, 'Eskiden bir veya iki kez elimizi yıkıyorsak şimdi en az 10 defa yıkıyoruz. Lütfen kurallara uyalım. Koronavirüsten kurtulmak istiyorsak temizliğimize dikkat edelim.' ifadelerini kullandı.Yuşa Yılmaz ise pandemi döneminde hijyenin ne kadar önemli olduğunu gördüklerini, temizliğin de el yıkama ile başladığını vurguladı.
Arakanlı Müslüman Mültecilere Destek İçin Uluslararası Donörler Konferansı Düzenlenecek
CENEVRE (AA) - Arakanlı Müslüman (Rohingya) mültecilere acil insani destek sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde 22 Ekim'de uluslararası donörler konferansı gerçekleştirilecek.Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Avrupa Birliği (AB), ABD ve İngiltere'nin iş birliğinde düzenlenecek konferansa ilişkin ortak yazılı açıklama yapıldı.Organizasyon, 22 Ekim'de video konferans yöntemiyle gerçekleştirilecek.Bu yıl Arakanlı Müslümanlar için talep edilen uluslararası bağış miktarının yarısının dahi toplanamadığı vurgulanan açıklamada, '(Konferansın) ortak ev sahipleri, Arakanlı Müslümanlar, ev sahibi topluluklar ve Myanmar'da ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin acil ihtiyaç duyduğu finansmanı tedarik etmek için uluslararası topluma çağrıda bulunacak.' ifadesi yer aldı.Açıklamada, BM'nin bu yıl Bangladeş'teki Arakanlı Müslüman mültecilerin insani ihtiyaçlarını karşılamak için 1 milyar dolardan fazla tutar için yardım çağrısında bulunduğu fakat bu miktarın yarısının dahi toplanılamadığına işaret edildi. Ayrıca yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının bölgede insani durumu daha da kötüleştirdiğine dikkat çekildi.Açıklamada, uluslararası donörler konferansının Arakanlı Müslümanların evlerine veya seçtikleri başka bir bölgeye 'gönüllü, güvenli, onurlu ve sürdürülebilir' şekilde geri dönmeleri çağrısını yinelemek için bir fırsat olacağına vurgu yapıldı.'Rohingya halkı korkunç bir vahşete maruz kaldı'ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Stephen Biegun, ülkesinin Arakanlı Müslüman mülteciler, diğer yerinden edilmiş kişilerlerle bunlara ev sahipliği yapan ülkelere destek olmak amacıyla AB, BMMYK ve İngiltere ile birlikte uluslararası yardım çağrısında bulunmasından gurur duyduğunu belirtti.İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab ise 'Rohingya halkı korkunç bir vahşete maruz kaldı ve akla gelebilecek en kötü koşullarda evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. Yaptırımlar da dahil olmak üzere bu sistematik şiddetin mimarlarına karşı önlemler aldık ve sorumlulardan hesap sormaya devam edeceğiz.' ifadesini kullandı.AB Komisyonunun Kriz Yönetiminden Sorumlu Üyesi Janez Lenarcic de 'Arakanlı Müslümanların geçtiği bu kritik zamanda' AB olarak tam destek sağlamaya devam edeceklerini vurguladı.BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi ise 'Rohingya halkıyla dayanışma, temel ihtiyaçlarını karşılamaktan daha fazlası anlamına gelir. Mülteciler de herkes gibi onurlu bir yaşam hakkına, güvenli ve istikrarlı bir gelecek inşa etme hakkına sahiptir.' değerlendirmesinde bulundu.Arakanlı Müslümanlara etnik temizlikMyanmar'da 1982'de kabul edilen yasayla vatandaşlık haklarını kaybeden Arakanlı Müslümanlar, 'devletsiz' sayılıyor.Halihazırda 135 ayrı etnik grubun resmi olarak tanındığı Myanmar'da, radikal milliyetçi Budistler, Arakanlı Müslümanların tanınmasına karşı çıkıyor.Myanmar'ın Arakan eyaletinde 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmış, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi katledilmiş, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verilmişti.Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemleri başlatmıştı.BM'ye göre, Ağustos 2017'den sonra Arakan'daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 900 bine ulaştı.BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti 'etnik temizlik' ya da 'soykırım' olarak adlandırıyor.
Kırklareli'nde Koronavirüsle Mücadelede Yeni Aşamaya Geçildi
KIRKLARELİ (AA) - Kırklareli Valisi Osman Bilgin'in, 'kentte yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarının nisan ayına göre 3 kat arttığını' açıklamasının ardından il genelinde Kovid-19 tedbirleri seferberliği başlatıldı.Vali Bilgin, dün Kovid-19'a karşı yeni bir seferberlik başlattıklarını belirterek, 'Bundan sonra sokak, cadde, ev, köy ve mahalle karantinaları yapacağız. Polis ve jandarmamızın da çalışma düzenini değiştiriyoruz. Gerekirse çalışma saatlerini de değiştireceğiz.' açıklamasında bulunmuştu.Bilgin'in talimatıyla salgınla mücadelede yeni aşamaya geçildi. Kolluk kuvvetleri, maske ve sosyal mesafe kuralına uyulup uyulmadığına ilişkin denetimlerine ağırlık verdi.Diğer müdürlükler ve belediyeler de sorumluluk alanlarıyla ilgili çalışmalarını artırdı.Vatandaşlar kural ihlali yapanların affedilmemesini istiyorGerçekleştirilen denetimler ile kentte maske takma oranının önceki güne göre arttığı gözlemlendi. Denetimlerde çok az sayıda kişinin maskesini koluna veya çenesine taktığı görüldü.Vatandaşlardan Mevlüt Tunç, AA muhabirine, sokakta maskesiz dolaşanları gördüğünde şaşırdığını söyledi.Bazılarını maske takmaları konusunda uyardıklarını ancak zaman zaman tepkiyle karşılaştıklarını anlatan Tunç, 'Maske takmayanlar sorumsuz kişilerdir. Bunun şakası yok herkes, dikkatli olmalı.' dedi.Vali Bilgin'in, kentte vakaların 3 kat arttığı açıklamasını duyunca endişelendiklerini ifade eden Tunç, herkesten kurallara uyma noktasında daha fazla hassasiyet beklediklerini belirtti.Hüseyin Kahya da salgından topyekun mücadele ile kurtulunabileceğine dikkati çekti.Aksi halde bu salgının bitmesinin mümkün olmadığına işaret eden Kahya, 'Vali beyi tebrik ederim. Artırdılar denetimi, daha da artırsınlar. Maske takmayanlar cezalandırılsın, affedilmesin. Bu salgından herkesin kurallara uyması sonucu kurtulabiliriz, yoksa herkes uysa bir kişi uymasa bu yine geçmez.' diye konuştu.
Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Yıldırım: "Kazakistan'da Önemli İş Birliği Potansiyeli Görüyoruz"
NUR SULTAN (AA) - Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Serdar Hüseyin Yıldırım, Kazakistan ile uzay sanayisi konusunda önemli iş birliği potansiyeli gördüklerini söyledi.Yıldırım, Kazakistan temasları kapsamında yaptıkları görüşmelerin sonuçlarını gazetecilere değerlendirdi.Kazakistan'da Baykonur Uzay Üssü'nün bulunduğunu ve uzay sanayisinin geliştiğine dikkati çeken Yıldırım, 'Kazakistan'da önemli iş birliği potansiyeli görüyoruz.' dedi. Yıldırım, Türkiye ile Kazakistan'ın uzay sanayisindeki potansiyelinin bir iş birliği içerisinde çalışılması halinde daha güzel sonuçlara hızlı şekilde ulaşabileceklerini vurguladı.Ziyaret kapsamında Kazakistan Uzay ve Havacılık Komitesiyle iş birliği mutabakat zaptı imzaladıklarına işaret eden Yıldırım, 'Bu, iki ülkenin imkanlarını birlikte daha iyi değerlendirme fırsatı sağlayacak. Zaten bunu iki taraf da arzu ediyor. Çünkü bizim Türkiye olarak geliştirdiğimiz uydu imalatında özellikle önemli altyapılar var. Burada da belli kabiliyet ve kapasiteler var. Bunların birleşmesi halinde dünya ile daha rahat rekabet edebilir hale gelebiliriz.' diye konuştu.Yıldırım, mutabakat zaptına istinaden gelecek ay iki taraftan uzmanların katılacağı bir teknik komite oluşturacaklarını, daha sonra iki ülkenin kabiliyetlerine göre geliştirdikleri projeleri değerlendireceklerini dile getirdi. Kazakistan ile uzayla ilgili fırlatma teknolojileri, yerden yapılan gözlem gibi sahada birçok iş birliği imkanı olduğuna dikkati çeken Yıldırım, başka ülkelerin de Kazakistan ile yapacakları projelere katılabileceklerini aktardı.Yıldırım, 'Türkçe konuşan milletler topluluğu var. Neden daha yaygınlaştırmayalım, daha çok devletlerle bir araya gelip daha büyük güç oluşturup dünya ile rekabet edecek hale gelmeyelim. Bu manada projeleri ciddi olarak inceleyerek hem iki ülkenin menfaatleri açısından hem de diğer ülkelerin de katılımını sağlayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.Kazakistan'ın haberleşme uydu sistemi için bir Türk firmasının teklif verdiğini ve ihalenin bu ay sonuçlanabileceğini belirten Yıldırım, 'Bunun sonucuna göre Türkiye'deki şirketimiz bu ihaleyi kazanırsa inşallah Kazakistan'ın uydusunu da bizim yapma fırsatımız olacak.' ifadesini kullandı.
Reklam
Tekirdağ'da 4 Bin Sentetik Uyuşturucu Hap Ele Geçirildi
TEKİRDAĞ (AA) - Tekirdağ'da bir araçta, 4 bin sentetik uyuşturucu hap ele geçirildi.İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, TOKİ kavşağında 59 ABP 031 plakalı aracı durdurdu. Araçta yapılan aramada 4 bin sentetik hap bulundu.Gözaltına alınan S.S'nin emniyetteki işlemleri devam ediyor.
Reklam
Reklam
Dikey Bahçeler Havadaki Kirleticileri Filtreliyor, Sera Gazı Salınımını Azaltıyor
İSTANBUL (AA) - ZEYNEP RAKİPOĞLU - Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dikey bahçe sistemlerinin havadaki kirleticileri filtre ettiğini belirterek, 'Aynı zamanda karbondioksit dediğimiz sera gazı salınımının azalmasına neden oluyor. Ayrıca bulunduğu bölgenin iklimini pozitif etkiliyor.' değerlendirmesini yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) şehir genelinde kara yolu kenarındaki duvarlarda bulunan dikey bahçeleri kaldırarak, yerine 'Konuşan Duvarlar Projesi' kapsamında grafiti çalışması başlatması tartışmalara yol açtı. Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarlığı ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Çevre Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcılığı, İBB Çevre Koruma ve Geliştirme Daire Başkanlığı görevlerinde bulunan Çevre Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dikey bahçelerin kaldırılmasına ilişkin, AA muhabirine değerlendirmede bulundu. İstanbul'da kişi başına düşen yeşil alanın kent genelinde yaklaşık 5 metrekare olduğunu, Avrupa ülkelerinde kişi başına 15 ile 50 metrekare arasında yeşil alan düştüğünü dile getiren Öztürk, Dünya Sağlık Örgütü'nün şehirlerde kişi başına düşen yeşil alanın asgari 9 metrekare olmasını istediğini aktardı. Yaklaşık 15 milyonu barındıran İstanbul'un yeşil alan fakiri bir şehir olduğunu, bunun insan sağlığı ve ekolojik denge üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiğini ifade eden Öztürk, kentteki yeşil alan miktarının artırılması için Millet Bahçeleri gibi yeni park alanları yapılması, dere yataklarının ve yolların yeşil koridorlara dönüştürülmesi, sahillerin ağaçlandırılması ve yeşil olmayan dokuları yeşil alana dönüştürücü planların uygulamaya konulması gerektiğini belirtti. Bu önemli projelerden birinin de Avrupa ve Amerika'nın birçok şehri ile dünyadaki pek çek ülkede yaygın olarak uygulanan dikey bahçe ve yaşanabilir duvar sistemi olduğuna işaret eden Öztürk, çoğu şehirde ekolojik hayatı yaşatmak ve kişi başına düşen yeşil alanı artırmak için dikey bahçeler yapıldığını anlattı. İstanbul'da bugüne kadar yapılan yeşil duvarların 45 bin metrekare, Berlin'de ise bu değerin yaklaşık 250 bin metrekare olduğunu kaydeden Öztürk, şöyle konuştu:'Dikey bahçelerde amaç, şehrin havasını kaliteli hale getirmek, egzozdan çıkan kirlilikleri azaltmak. Egzozdan çıkan kirleticiler insan sağlığı ve çevre için çok zararlı. Buradan da en fazla çıkan kirleticilerden bir tanesi azot oksitler, diğeri de PM2.5 ve PM10 dediğimiz ince partikül maddeler. Bu partiküller solunum yoluyla ciğerlere kadar ulaşıyor ve sağlık üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler meydana getiriyor. Hava kirliliği ölçümünün insan sağlığı üzerindeki bağlantısını kurarken 2 kirleticiye bakarız. Birincisi azat oksit, ikincisi de PM2.5 kirleticileri. Bu iki kirletici artarsa o şehirde ölüm ve hastalık oranları da artar. Bu kirleticileri durdurmak için yeşil koridorlar, yeni park alanları ve yeşil duvarlar yapılmalı.''60 metrekarelik dikey bahçe yılda 40 ton hava kirleticisini filtreliyor' Dikey bahçelerin sadece Türkiye'de değil, dünyanın değişik ülkelerinde de uygulanan bir metot olduğunu dile getiren Öztürk, 'Bu gelecekte ülkelerin daha fazla yayınlaştıracağı ve uygulayacağı bir teknoloji. Türkiye de bu teknolojiye uzak kalmamalı. Yıkarak değil de yaparak, daha kaliteli hale getirerek, şebeke suyu yerine yağmur suyunu kullanarak ve sistemi iyileştirerek bu yapı daha iyi noktaya taşınabilir.' değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Öztürk, dikey bahçe sistemlerinin sağladığı yararlara ilişkin şu bilgileri verdi:'Bu yapılar havadaki kirleticileri filtre ediyor. Aynı zamanda karbondioksit dediğimiz sera gazı salınımının azalmasına neden oluyor. Ayrıca, bulunduğu bölgenin iklimini pozitif etkiliyor. Mesela, 60 metrekarelik bir alandaki dikey bahçe uygulaması, bulunduğu ortamda yılda 40 ton hava kirleticisini filtre ediyor. Egzozlardan çıkan ağır metalleri önemli oranda filtre ediyor. Yani 60 metrekare bir alanda 15 kilogram ağır metali filtre edebiliyor. Ağır metaller de solunum yoluyla ciğerlere kadar ulaştığında kanser etkisi yapıyor. Öte yandan, 1 metrekare alanda 2,3 kilogram karbondioksiti yutuyor, yani emiyor. Yerine de yine 1 metrekarede 1,7 kilogram oksijen yani taze hava salımlıyor. Böylece bulunduğu yerde denge sağlanıyor.' 'İnsanların yoğun olduğu yerlerde canlıyı kaldırıp da cansıza dönülmez'Dikey bahçeler konusunda İBB'nin çözüm odaklı davranması, sistemi ekonomik olarak işletecek modeli araştırarak, iyileştirme yapması gerektiğini dile getiren Öztürk, 'Bir yerde can var, hava kirliliğini ve sera gazını azaltıyor, yeşil alanı artırıyor. İnsanların daha mutlu ve huzurlu olmasına katkı sağlıyor, stresini ve asabiyetini azaltıyor, moralini düzeltiyor. Böyle olumlu ve pozitif etkisi var. Siz bunların hepsini kaldırıyorsunuz. Çevre profesörü olarak diyorum ki bunu iyileştirseydiniz, canlandırsaydınız, cansız bir şeye yönelmeseydiniz. İnsanların yoğun olarak geçtiği yerlerde cansız bir yapı yapılmaz, canlıyı kaldırıp da cansıza dönülmez. İtirazım buna. Zaten İstanbul beton yığını, beton yığınının içinde yine bir beton yapıyı göze alıp bu şekle dönülmez. Park ve Bahçeler Daire Başkanı da bunu savunamaz. O da bir profesör, orada öyle bir fotoğraf veremez. Çünkü o, şehrini canlandırmak ve yaşatmak için uğraşmalı, betonlaşmak için uğraşmamalı.' ifadelerini kullandı. Öztürk, beton üzerine grafiti uygulamalarının yağış rejiminden etkilenmeyen, tren ve metroların geçtiği yer altlarındaki galerilere yapılabileceğini söyledi. Dikey bahçe sistemlerinin insan trafiğinin yoğun olduğu, ağaçla, çalı ve bitkilerin olmadığı, toprağın minimum seviyede olduğu ya da hiç olmadığı cadde, yol ve meydanlarda uygulanabileceğini belirten Öztürk, şunları kaydetti:'Dikey bahçe sistemi 2 şekilde uygulanabilir. Birincisi, etrafında hiç toprak olmayan duvarların yeşil alana dönüştürülmesi. Duvarda yeşilliklerin yerleştirilmesi için alt yapı hazırlanıyor. Sonra çeşitli bitki türleri saksılarla yerleştiriliyor ve bu alanlar canlı hale getiriliyor. İkincisi de üst kısmı toprak olan duvarların yeşillendirilmesi. Bu konuda İBB'deyken sarmaşık türünü çok önemsedik ve yoğunlaştırdık. Üst kısmında toprak olan duvarlara sarmaşıklar ektik ve onu yola saldık. Böylece yoldaki o çirkin görüntüyü yok edip, sarmaşıklarla bu doğal örtüyü korumak mümkün.''Keşke yeşil alandan değil de başka alanlardan tasarruf edilse'Prof. Dr. Öztürk, dikey bahçelerin ve yeşil koridorların artırılmasının önemini vurgulayarak, 'Yurt dışındaki örnek incelenmeli ve geliştirilmeli. İstanbul'da yeşil alan bakımından yapılacak birçok iş var. Yıkarak değil, yaparak geliştirmek gerek. 'Tasarruf edeceğiz.' deniliyor. Keşke yeşil alandan değil de başka alanlardan tasarruf edilse. Pahalılığa devam edilmesini de kesinlikle kabul etmiyorum. Bunun ekonomik hale getirilerek, geliştirilmesini öneriyorum. Betonları boyayarak İstanbullunun havasına nefes verilmez. İstanbul'un yeşil alana ihtiyacı var.' diye konuştu. Meksika'da dikey bahçe ve yeşil koridor uygulamalarında şebeke suyu yerine yağmur suyu kullanıldığını, akıllı sulama, gübreleme ve ilaçlama tekniğiyle bitkilere can verildiğini anlatan Öztürk, dikey bahçelerde bulunulan yerin iklim şartlarına uygun bitki ekiminin önemine dikkati çekti. 'Yeşil alan candır, kelebektir, kuştur, arıdır, börtü böcektir.' diyen Öztürk, yeşil alanların sadece insanlar değil bütün canlılar için gerekli olduğunu sözlerine ekledi.
İsedak Sermaye Piyasası Düzenleyicileri Forumu Yıllık Toplantısı Gerçekleştirildi
İSTANBUL (AA) - İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) tarafından düzenlenen Sermaye Piyasası Düzenleyicileri Forumu'nun 9'uncu yıllık toplantısı 13-14 Ekim'de çevrimiçi olarak gerçekleştirildi.Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) açıklamasına göre, İSEDAK'a üye ülkelerin sermaye piyasası kurumlarına yönelik düzenlenen foruma Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, İran, Kuveyt, Lübnan, Malezya, Maldivler, Pakistan, Tunus, Türkiye ve Ürdün'den yetkili otoritelerin temsilcileri katıldı. Öte yandan Arap Sermaye Piyasası Düzenleyici Otoriteleri Birliği, Batı Afrika Ülkeleri Merkez Bankası, İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik, Sosyal Araştırma Eğitim Merkezi (SESRIC) ve İSEDAK Koordinasyon Bürosu da foruma katılım sağladı. Forumun bu yılki toplantısında, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında ülkelerin sermaye piyasası otoritelerinin finansal piyasalarının işleyişine ilişkin aldığı tedbirler, Kovid-19 sonrası sürdürülebilirlik ve finansal teknolojiler (FinTech) alanında beklenen değişimler, İSEDAK Gayrimenkul Değerler İşlem Linki (Crescent Link), İslami Finans-FinTech çalışmaları, Azerbaycan Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından gerçekleştirilen teknik iş birliği çalışmaları değerlendirildi.Temel amacı 'İİT'ye üye ülkelerde sermaye piyasası alanındaki düzenleyici otoritelerin idari kapasitelerinin artırılması, sermaye piyasaları ve muhtemel iş birliğinin geliştirilmesi' olan foruma ve toplantıya ilişkin bilgilere 'http://www.comceccmr.org' bağlantısından ulaşılabiliyor.
Peugeot, Yeni Ürünlerini "Peugeot Show" İle Tanıtacak
İSTANBUL (AA) - Peugeot, yeni amiral gemisi ürünlerini 'Peugeot Show' ile sanal ve canlı ortamda tanıtacak. Peugeot'dan yapılan açıklamaya göre, yenilikçi çözümler sunan Peugeot, bu ay hem sanal hem de canlı ortamda çok özel bir etkinlik düzenliyor. Marka, bu kapsamda düzenlediği 'Peugeot Show'da yeni amiral gemisi ürünlerini etkileyici bir 3D fuar ile tanıtacak. Buna bağlı olarak stant ziyaretinden sipariş aşamasına kadar tüm müşteri yolculuğu dijitalleşecek.Paris Otomobil Fuarı'nın (Mondial de l'Auto) yokluğunda, Peugeot Store'un tanıtımı ile müşterilerin yeni araçlarını satın almalarına ve finansman koşulu seçimlerine, eski araçlarına takas desteği verilmesine ve yeni araçlarının ücretsiz olarak teslim edilmesine olanak tanıyan tamamen çevrim içi ilk satış sitesi, yenilikçi bir çözüm ile müşterilerine ve potansiyel müşterilerine yeni modelleri keşfetme fırsatı sunuyor.'Peugeot Fuar' operasyonu iki bölümden oluşacak, 14-31 Ekim'de, özel olarak hazırlanmış bir site üzerinden internet kullanıcıları, Peugeot'nun yeni ürünlerini sanal bir fuar ortamında (Peugeot standı bir internet platformunda 3D olarak yeniden yapılandırılıyor) yakından inceleme fırsatı buluyor. Sanal Peugeot standı, markanın yeni ürünlerini akıllı telefon, tablet veya PC üzerinden keşfetmek için site içinde 360 derece gezinme fırsatı tanıyor.Sanal Peugeot standında kullanıcılara sunulan 3 farklı evren ise şu şekilde:'Yepyeni Peugeot 508 Sport Engineered ile neo performans,Elektrikliye geçiş: Peugeot 208 ve Peugeot SUV 2008’in elektrikli versiyonları, yeni Peugeot SUV 3008 ve Peugeot 508'in hibrit versiyonları, Yeni modeller : Yeni Peugeot SUV 3008 ve Peugeot SUV 5008.'Öte yandan, 15-25 Ekim'de, yeni Peugeot SUV 3008 ve SUV 5008 de dahil olmak üzere tüm yeni ürünler fiziksel bir stantta, canlı bir fuar üzerinden sergilenecek. Ürün uzmanları, canlı sunumlar yapacak ve e-satıcılar, müşterilerin satın alma sürecini fuara özel avantajlarla uzaktan sonuçlandıracak.Canlı showroom, 15-25 Ekim'de 09.00 -19.00 saatleri arasında kesintisiz olarak, 16 Ekim ve 23 Ekim'de saat 21.00'e kadar iki gece seansı ile açık olacak.Ziyaretçiler, Sanal Peugeot standına ve canlı shrowrooma 'salon.peugeot.fr' adresi üzerinden ulaşabilecek.
Reklam
Adalet Bakanı Gül, "Lekelenmeme Hakkı Çalıştayı"Nda Konuştu:
ANKARA (AA) - Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, lekelenmeme hakkı kapsamında, 2017 eylülden bugüne kadar 261 bin 843 kişi hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiğini, böylece asılsız ihbarlarla vatandaşların lekelenmediğini belirtti.Gül, Ankara Hakimevi'nde düzenlenen 'Ceza Muhakemesinde Lekelenmeme Hakkı Çalıştayı'nda, adaletin, insanlığın temel gereksinimlerinden olduğunu söyledi.'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' sözünü şiar edindiklerini ifade eden Gül, bu yolda yürümeye devam ettiklerini bildirdi.Hukukun merkezine insan onurunun konulması gerektiğine işaret eden Bakan Gül, 18 yılda hukuk alanında önemli reformların hayata geçirildiğini aktardı.İnsan onurunu ve saygınlığını koruyan önemli bir prensibin, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda güvenceye kavuşan lekelenmeme hakkı olduğunu bildiren Gül, 'Kimse lekelenemez' diyen kanunun, 'Soyut, genel, mesnetsiz şikayet ve ihbarlarda kimse şüpheli olamaz' hükmünü içerdiğini vurguladı.Gül, dünya görüşü, etnik kökeni, inancı, kıyafeti, düşüncesi ne olursa olsun lekelenmeme hakkının istisnası bulunmadığını, bu hakkın 83 milyon için geçerli olduğunu dile getirdi.Suçludan hesap sormak kadar, suç teşkil eden eylemlerle ilgisi bulunmayan vatandaşın rahatsız edilmemesinin, adli takibe uğramamasının da hukuk devletinin gerekleri arasında bulunduğuna dikkati çeken Gül, geçmiş dönemlerde resmi ideolojinin çizdiği insan tipine uymayanların makbul vatandaş sayılmadığını belirtti.Gül, ötekileştirmenin bir yönetim tarzı olduğu dönemlerde masum vatandaşların hukuk önünde bazen kıyafetiyle, fikriyle, yaşam tarzıyla suçlandığını, lekelendiğini kaydetti.'Biz, ülkemizi yeniden o karanlık, ayrıştırıcı, lekeleyici anlayışa döndürmemek için gayretlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.' diyen Gül, amaçlarının, daha geniş özgürlükler, daha güçlü demokrasi ve daha yüksek standartlarda insan hakkı olduğunu aktardı.'Yenilenmiş ideallerimizi adım adım hayata geçiriyoruz'Adalet Bakanı Gül, şöyle devam etti:'Hepimizin, 83 milyonun beklentisi, kaygıları ve umutları ortaktır.Reformlarımızı, özgür birey, güçlü toplum, 83 milyondan bir kişinin bile kendisini kenarda köşede hissetmediği daha demokratik, daha kalkınmış bir Türkiye için yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Güven veren ve erişilebilir adalet sistemi hedefiyle yenilenmiş ideallerimizi adım adım hayata geçiriyoruz.İnsan haklarının koruması demokratik sistemlerin temelidir. Bu konudaki duyarlılık demokrasinin derinliğinin ölçüsüdür.Varlığı topluma güven veren ne varsa bunları tahkim etmek, yokluğu topluma endişe veren ne varsa bunları da temin etmek temel çabamızdır.Toplumsal barış ve huzuru ortadan kaldıran, tehdit eden ne varsa bunu da ortadan kaldırmak görevimizdir.Hukukun, adaletin ve özgürlüklerin çıtasını hep daha yükseğe taşımanın ödevimiz olduğunun farkındayız.'Ceza Muhakemesi Kanunu'nda 2017'de yapılan düzenlemeyle lekelenmeme hakkının getirildiğini hatırlatan Gül, masumiyet karinesini tamamlayan lekelenmeme hakkının, haksız ve yersiz suç isnatlarına, amaç dışı takibatlara karşı kişilerin onur ve saygınlığının korunmasını içerdiğini anlattı.Abdulhamit Gül, soyut, dayanaksız ya da konusu suç oluşturmayan ihbar ve şikayetlerin lekelenmeme hakkı kapsamında ayıklandığını, soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verildiğini bildirdi.Haksız, yersiz biçimde kişilere şüpheli sıfatı verilmesinin, gereksiz biçimde soruşturma işlemlerine muhatap olunmasının önüne geçildiğini belirten Gül, şöyle konuştu:'Artık her ihbar için soruşturma başlatılmıyor, asılsız bir ihbar karşısında vatandaşlarımız da şüpheli duruma düşmüyor. 1 Ocak 2020-30 Eylül 2020 arasında 143 bin 726 ihbar yapılmış, bu dosyalardan 99 bin 805'inde soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin karar yargı mensuplarınca, savcılıklarca verilmiştir. Toplamda baktığımızda, kanunun yürürlüğe girdiği 2017 eylülden bugüne kadar 261 bin 843 kişi hakkında soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verilmiş, asılsız ihbarlarla vatandaşımız lekelenmemiştir.''Tek süper güç hukuktur, hukukun üstünlüğüdür'Yargının da lekelenmemesi gerektiğine işaret eden Gül, vatandaşın adliyenin önünden 'bu adliyede hukuku, anayasayı en iyi şekilde uygulayan hakim ve savcılar var' duygusuyla geçmesinin önemli olduğunu dile getirdi.Bakan Gül, yargının da lekelenmemesi için yargı mensuplarının, soruşturmadan kovuşturmaya kadar her aşamada milletin beklediği adalet duygusunu tesis etme sorumluluğu bulunduğuna dikkati çekti.Geçmiş dönemlerde sanıktan delile giden uygulamaların, kumpas davalarının, asılsız ihbarların yaşandığını anlatan Gül, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) bu yöntemleriyle de mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.Adalet Bakanı Gül, şunları kaydetti:'Türkiye'de yargı mensupları kararlarıyla konuşur. Yargı, ihtilafları bitiren, sona erdiren hakem kurumdur, 'Adalet tecelli etti, yerini buldu' dedirtecek kararları gerekçeleriyle ortaya koymalıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulu hassas davranıyor, bir cümle bile gerekçe yazmamış hakim karar vermişse HSK bunu inceliyor, disiplin anlamında gereğini yapıyor. Milletimizin adalet beklentisini, haklı talebini hiç kimse ihmal edemez. Adil kararın makul sürede verilmesi hepimizin ortak beklentisidir. Verilen kararın hukuki gerekçeleri de tarafları ve milletimizi tatmin etmeli, vicdanları rahatlatmalıdır. Milletimizin yargıdan beklentisi de budur. Geçmiş dönem yöntemleriyle, anayasa, vicdan yerine kişiselleştirilerek, farklı düşüncelerle, özensizlikle asla karar verilemez. Yargı mensubunu bağlayan tek ölçü, anayasadır, vicdandır, hukuktur. Demokraside, hukuk devletinde 'süper mahkeme, süper savcı' yoktur. Tek süper güç hukuktur, hukukun üstünlüğüdür.'FETÖ ile etkin mücadelenin sürdüğünü ifade eden Gül, bu mücadelenin sonuna kadar devam edeceğini belirtti. Abdulhamit Gül, bu konuda HSK'nin de çalışma yürüttüğünü sözlerine ekledi. Çalıştaya, Adalet Bakan Yardımcıları, HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, yargı mensupları ve akademisyenler katıldı.
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov Görevinden İstifa Etti
BİŞKEK (AA) - Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov görevinden istifa etme kararı aldığını bildirdi.Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Ceenbekov, kendisi için her şeyden önce Kırgızistan'da barış, ülkenin bütünlüğü, halkın birliği ve toplumdaki huzurun önemli olduğunu vurguladı.Ceenbekov, başkent Bişkek'teki sosyo politik durumun gerginliğini koruduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:'Dün yeni Bakanlar Kurulunu onayladım ancak bu gerilimi azaltmadı. Derhal istifam için talepler devam ediyor. Mevcut durum iki taraflı bir çatışmaya yakın. Bir tarafta göstericiler öteki tarafta güvenlik güçleri. Asker ve güvenlik güçleri Cumhurbaşkanlığı Konutlarını korumak için silah kullanmak zorundadır. Benim için her bir yurttaşımın hayatından daha değerli hiçbir şey yoktur. Tarihte halkının kanını döktüren cumhurbaşkanı olarak anılmak istemiyorum. Bu nedenle görevimden istifa etme kararı aldım.' Yeni Başbakan Sadır Caparov ve diğer politikacılara taraftarlarını Bişkek'ten çıkarmaları ve kent sakinlerine huzurlu bir yaşam sunmaları çağrısında bulunan Ceenbekov, 'Hiçbir iktidar ülkemizin bütünlüğüne ve toplumdaki barışa değmez. Yüce Allah hepimizi korusun, toprağımızda huzur ve sükunet olsun.' ifadesini kullandı.Başbakanlık koltuğuna dün oturan Caparov ve diğer politikacıların taraftarları düzenledikleri gösteride Ceenbekov'un istifasını talep etmişti.
Reklam
Beşiktaş Belediyesi, İlçe Sakinleri İçin Saha Çözüm Ekibi Kurdu
İSTANBUL (AA) - Beşiktaş Belediyesi, ilçe sakinlerinin talep, öneri ve sorunlarını yerinde dinleyip çözmek için Saha Çözüm Ekibi kurdu. Belediyeden yapılan yazılı açıklamaya göre, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat tarafından başlatılan Saha Çözüm Hareketi ekipleri çalışmalarına başladı. Alanında uzman gençlerden oluşturulan ve vatandaşların sorunlarını bizzat yerinde dinleyen ekipler Beşiktaş’ta her eve ulaşacak. Sosyal mesafeye dikkat edilerek iki kişilik gruplar halinde tüm hane ve iş yerlerinin kapısını çalan ekipler, vatandaşların talep ve önerilerini kayıt altına alıyor. Ekipler, Beşiktaş Belediyesi’nin son 18 ayda yaptığı tüm çalışmaları içeren ve her mahalle için özel hazırlanan broşürlerin yanı sıra dezenfektan, maske ve Beşiktaş’ın kent kültürünü yansıtan dergisi B+’nın da bulunduğu çantaları vatandaşlara ulaştırıyor. Vişnezade Mahallesi’nden çalışmalara katılan Akpolat, esnafı ziyaret ederek sorun ve talepleri doğrudan dinledi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, sahada kapsamlı bir çalışma başlattıklarını belirtti. Yaptıkları çalışma ile kapılara sadece ihtiyaç çantası bırakmadıklarını vurgulayan Akpolat, şunları kaydetti:'Alanında uzman, genç ve dinamik arkadaşlarımızdan oluşan Saha Çözüm Ekibimiz, tüm mahallelerimizde komşularımızın hizmetinde olacak. Ekibimiz, içinde maske, dezenfektan gibi hijyen malzemeleri ile icraat ve projelerimizi anlatan broşürlerimizin, kent kültürü dergimizin bulunduğu paketleri komşularımıza iletmeye başladı. Ayrıca kapısını çaldığımız her bir komşumuzla anket çalışmaları da yapıyoruz. Beşiktaş’ta sorunların tespiti ve çözümü yolunda komşularımızın bu anketleri doldurmasını çok önemsiyoruz. Saha Çözüm Ekibimiz sayesinde artık komşularımızla iletişimimizi bir adım ileri taşıyarak sorunlara yerinde, hızlı ve kalıcı çözümler getirebileceğiz.'
Yıldırım-13 Bestler Dereler Operasyonu Başlatıldı
ANKARA (AA) - İçişleri Bakanlığınca Şırnak, Siirt, Van ve Hakkari'de 2 bin 512 personelin katılımıyla Yıldırım-13 Bestler Dereler Operasyonu başlatıldı.Bakanlıktan yapılan açıklamada, bölücü teröre örgütünün kış öncesi hareket kabiliyeti ve barınma arayışını bertaraf etmek, ülke içinde iletişimi ortadan kalkan örgütün bu kabiliyetini bir daha elde edememesini sağlamak ve ülke içindeki terörist varlığını tamamen bitirmeye yönelik Şırnak-Siirt-Van-Hakkari'de 'Yıldırım-13 Bestler Dereler' Operasyonunun başlatıldığı kaydedildi.Açıklamada, operasyonda Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı sevk ve idaresinde, Jandarma Komando, Jandarma Özel Harekat (JÖH), Polis Özel Harekat (PÖH) ve Güvenlik Koruculardan oluşan 161 operasyonel timde 2 bin 512 personelin görev yaptığı belirtildi.Yıldırım operasyonlarının bilançosuYurt içinde terörün tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik 13 Temmuz 2020'de başlatılan Yıldırım Operasyonları kapsamında bugüne kadar 124 teröristin etkisiz hale getirildiği ifade edilen açıklamada, 53 iş birlikçinin yakalandığı, 190 mağara, sığınak ve deponun imha edildiği ve çok sayıda silah-mühimmat, gıda ve yaşam malzemelerinin ele geçirildiği kaydedildi.Açıklamada, Yıldırım Operasyonlarının vatandaşların desteği ile inançlı ve kararlı bir şekilde başarı ile devam ettiği vurgulandı.
Analiz - Bae Askeri Doktrini: Sahne Ve Rol Arasında Bir Tercih Matrisi
İSTANBUL (AA) -FURKAN HALİT YOLCU- Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) askeri doktrini bir Shakespeare oyunu analojisi ile açıklanırsa, bu ülke Romeo’su belli olan bir kast içinde sahip olabileceği en iyi rol olan Juliet için çabalayan bir aktör olarak tanımlanabilir. Bu resimde Orta Doğu güvenlik kompleksinin Romeo’su olarak ilk akla gelen ise İsrail. Nitekim geçtiğimiz yüzyıl boyunca büyük ölçüde ABD’nin dış politikası dahilinde gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmediği eylemlerce şekillenen Orta Doğu güç dengesinde elbette değişmez ve ana aktörlerin en belirgini İsrail olmuştur. Uluslararası İlişkiler literatüründe de geniş ölçüde benimsenmiş bu ön kabuller çerçevesinde BAE’nin bir Shakespeare sahnesinde ne gibi fırsatlar ve tehditleri dikkate alarak sahne ve rol arasında nasıl bir tercih yaptığını veya yapacağını öngörmek pratik ve anlamlı bir yaklaşım olacaktır.Bu bağlam aslında BAE’nin hem günümüzde sahip olduğu fırsatları ve karşı karşıya olduğu tehditleri hem de güncel ve gelecek tercihlerini kavrama fırsatı sunmaktadır. ABD dış politikasında “küçük Sparta” olarak betimlenen bir ülke pek tabii gelecekte Sparta’nın kendisi olmayı veya öyle addedilmeyi stratejik olarak kazançlı görebilir. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Bretton Woods sisteminde birçok vaka ile tespit olunduğu üzere yükselen güçler hegemon güçlerin tepkisine maruz kalır. Bu tepki Japonya, Avusturalya ve Güney Kore örneklerinde olduğu gibi olumlu durumda kalkınmada hızlandırıcı bir etkiye sahipken, Türkiye, Brezilya ve Çin vakalarında olduğu gibi baskılayıcı nitelikte de olmaktadır. Dolayısıyla BAE’nin kendisine biçilen rolü takdir etmeyip kendisine “ekstra” manevra alanı açması adına yapacağı bir tercih 50 senelik bir birikimin kısa bir sürede buharlaşmasına da sebebiyet verebilir.Mahpus ikilemi strateji oyunu bazında temelde 4 sonuç ortaya çıkaracak bu tercihin muhtemel sonuçları aşağıdaki gibi görselleştirilebilir: ggg.gnz2.vz,ü9RolSahneİyi SenaryoHegemon’un bölge stratejisinde zamanla verilen rolün büyümesiBAE’nin yayılmacı stratejisinin Hegemon tarafından onaylanıp bu ülkeye alan açılmasıKötü SenaryoHegemon’un bölge stratejisinde verilen rolün aynı kalması veya küçülmesiBAE’nin yayılmacı stratejisinin Hegemon tarafından reddedilip bu ülkenin cezalandırılmasıBAE’nin son dönemde takip ettiği askeri strateji ve ülke yöneticilerinin açıklamaları doğrultusunda yapılan bir inceleme bu ülkenin günümüz itibarıyla hangi noktada olduğunu gösterebilir. Bir önceki BAE Devlet Başkanı Şeyh Zayid bin Sultan en-Nahyan’ın temelini attığı askeri doktrin temel anlamda üç ayaklı bir strateji olarak tanımlanmıştır. Bunlardan ilki, BAE’nin en nihayetinde barış için çabalayan bir orduya sahip olmasıdır. Bu strateji bir ülkenin yayılmacı politikalar takip etmeyeceğini ve diğer ülkelere karşı yaptırımlarını daha liberal seçeneklerle gerçekleştireceğini taahhüt eder. İkinci ayak komşu ülkelerin haklarına duyulan saygıyla ve Arap yarımadasının en büyük problemi olan sınır sorunlarıyla ilgilidir. Bu da BAE ordusunun halihazırda çizilmiş olan siyasi sınırlara vefa göstereceğini taahhüt eden bir stratejidir. Üçüncü ve son ayak ise dostların çıkarlarını önemseme prensibidir. Bu prensip temelde Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi hatta son zamanlarda daha da görünür hale geldiği şekliyle ABD-İsrail çıkarlarının bölgede korunacağını taahhüt eder. Nahyan’ın tanımladığı bu üç temel prensip Orta Doğu sahnesinde en önemli aktör olmaktan ziyade barışçıl ve rolünü kabullenen bir BAE ordusu tasvir etmektedir. Ancak 2004 yılındaki devlet başkanlığı değişikliğiyle etkinliği giderek artan Veliaht Muhammed bin Zayid en-Nahyan’ın bu tanımlamayı belli ölçüde reddettiği gözlemlenebilmektedir.2004 sonrası dönemde Afganistan, Libya ve Yemen’e gerçekleştirdiği sınır ötesi askeri konuşlandırmalar, önceki BAE askeri doktrininin ilk iki ayağına aykırı bir şekilde savaşçı, sınırları görmezden gelen ancak dost ülkelerin çıkarlarına uygun aksiyonlardır. Bu anlamda 2004 yılında yaşanan değişimle ve Arap Baharı’nın etkisiyle BAE askeri doktrininde savunma-saldırma dengesinin değiştiği ve ülke ordusunun farklı bir doktrine sahip olduğu iddia edilebilir. Bu hamleler zaman zaman desteklenirken bazı vakalarda da bastırılmaktadır. Örneğin, BAE’ye ait F-16 Block 60’lar Afganistan’da yalnızca Avusturalya’ya verilen yakın uçuş hava desteği rolünü üstlenebilirken, 2015’te gerçekleştirdiği Aden operasyonunda asker ve teçhizat transferi talebi ABD tarafından reddedilmiştir. ABD yetkililerinin bu kararı açıklarken kurduğu “BAE kendi boyunu aşıp daha derine inmemelidir” cümlesi tam olarak BAE’ye verilen rolün ve bu ülkenin sahnedeki talebinin pratik bir örneğidir. Bu baskılama BAE’nin Aden operasyonunu yavaşlatıp onu alternatif bir tedarik sürecine zorlamış ve hızlı bir şekilde temin edilen korunaksız amfibi çıkartma gemisi 2016 yılında Husiler tarafından imha edilmiştir.Bu vakalar özelinde BAE ordusunun edindiği tecrübeler kısa ve uzun vadedeki eğilimlerin de habercisi niteliğindedir. Aden operasyonu ile denizlerdeki zafiyet anlaşılmış ve BAE ordusu bu anlamda bir modernizasyon sürecine girmiştir. Ancak BAE askeri doktrininin ilk iki ayağını gerçek anlamda değiştirmek için askeri ekipmanların yeterli olmayacağı da tartışılmaz bir gerçektir. Bu anlamda bölgede aktif bir rolden liderliğe doğru bir momentum kazanmak aynı zamanda ordu personelinin en az dört katına çıkması ve askeri harcamaların en az iki katına çıkması anlamına gelecektir. Yaklaşık 45 milyar dolar nominal askeri harcama ve 250 bin kişilik bir ordu ise BAE gibi bir askeri organizasyona ve nüfus yapısına sahip bir devlet için olası bir senaryo değildir. Bu konuda verilecek bazı örnekler BAE askeri doktrininin ideolojik anlamda değişime uğrasa dahi bunun pratiğe dönüşmesinin ne denli zaman alacağını ortaya koyacaktır. Örneğin, Yemen operasyonunda BAE Kraliyet Muhafızları Ordusu’nun da bir kısmını komuta eden kişinin Avusturalyalı general Mike Hindmarsh olması önemli donelerden biridir. Yine BAE’nin adı birçok işkence ve yargısız infaz olayına karışan paralı asker şirketi Blackwater tarafından oluşturulan 800 kişilik küçük bir Kolombiya (bu ülkenin vatandaşlarından oluşan) ordusu kurduğu ve bu askerleri Yemen’de öncü kuvvetler olarak kullandığı önemli detaylarla birlikte tespit edilmiştir. BAE’nin Libya’daki operasyonlar için Çad’dan 700 kişilik ve Sudan’dan 500 kişilik grupları da saha operasyonlarında kullandığı BM raporlarınca tespit edilmiştir.Bu gelişmeler ışığında BAE’nin 2004 sonrası dönemde daha yayılmacı veya saldırgan bir görünüme sahip olduğu birçok araştırmacı tarafından iddia edilmiştir. Ancak uluslararası ilişkiler disiplinin farklı bir yaklaşımı olan neo-realizm/savunmacı realizmin ana prensipleri çerçevesinde BAE’nin bölgedeki statükoyu korumak adına savunmacı davrandığı da iddia edilebilir. BAE ordusunun sınır dışı askeri operasyonları incelendiğinde bölgede ittifak kurduğu halk yönetimlerini öne çıkaran ve kendine de zarar verecek gelişmelere karşı birer önlem mahiyetinde müdahalelerde bulunduğu gözlemlenebilir. Bu da BAE’nin aslında sahnede daha büyük rol almak yerine sahip olduğu rolü kalıcılaştırmak istediği olarak yorumlanabilir. En nihayetinde gerçeklik böyle olmayıp bu varsayım hatalı bile olsa BAE ordusu adına yapılabilecek en optimum ve rasyonel tercihin bu olduğunun altı çizilmeli.Diğer bir önemli husus ise BAE ordusundaki değişimlerin İran’dan algılanan tehditlerle olan ilişkisidir. 1971 yılında BAE bağımsız olmadan saatler önce üç adanın İran tarafından ilhak edilmesi o günden bugüne devam eden bir tehdit algısı meydana getirmiştir. İran 2003 sonrası dönemde nükleer araştırmalarını hızlandırıp, balistik füzeler, tanklar ve hava savunma sistemleriyle askeri kabiliyetlerini arttırırken BAE de bu artan tehditlere bir cevap olarak bu gelişmeyi kat etmiş olabilir. Burada yapılacak bir yanlış ilişkilendirme bölgedeki İran gerçeğini tamamen görmezden gelme hatasını doğuracağından BAE askeri yapılanması ve orduya dair her araştırmada İran’dan algılanan tehdit önemli bir değişken olarak denkleme dahil edilmelidir.[Orta Doğu'da silahlanma ve güvenlik konularında çalışan Furkan Halit Yolcu Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde (ORMER) araştırmacı olarak görev yapmaktadır]
Tahran'ın Kenar Mahallelerinde Yaşayanlar Kovid-19 Ve Yoksullukla Aynı Anda Savaşıyor
TAHRAN (AA) - MUHAMMET KURŞUN - İran'ın başkenti Tahran'ın kenar mahallelerinde yaşayan yoksul halk, hem yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını hem ekonomik sorunlara karşı çetin bir yaşam mücadelesi veriyor. Başkentin güneyindeki Nimetabad'daki gecekondu ve derme çatma yapılarda elektriksiz, susuz ve doğal gazsız yaşam mücadelesi veren halk, bir yandan da koronavirüs salgınına karşı korunmaya çalışıyor. Önceleri tuğla ocağı olarak kullanılan alanda yaptıkları gecekondu ve baraka evlerde yaşayanlar, hükümetin ihtiyaç sahibi ailelere sübvanse olarak verdiği kişi başı 45 bin tümen (yaklaşık 11 Türk lirası) gelir ve hayırseverlerin yardımlarıyla geçiniyor. Hem geçim sıkıntısı hem koronavirüsle mücadeleCumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin açıklamalarında 'ağır şartlarda' olduğunu ifade ettiği Tahranlı ev hanımlarından biri olan Zeyneb Gonabi, koronavirüse karşı da mücadele ettiklerini ancak önceliklerinin geçim sıkıntısı olduğunu söyledi. Ağır şartlarda yaşam mücadelesi verdiklerini ve diğer yandan da kız kardeşinin 2 defa koronavirüse yakalandığını anlatan Gonabi, 'Kız kardeşim birkaç ay önce koronaya yakalanmıştı ancak kısa sürede iyileşti. Bu yakınlarda tekrar hastalandı ve durumu çok kötü. Hastanelerde yer kalmadığı için kabul edemediler, şimdi evde tedavi oluyor.' dedi.Ekonomik kriz nedeniyle de her şeyin zamlandığını ve halkın durumunun kötüleştiğini dile getiren Gonabi, şunları söyledi:'Bu pahalılık nereye kadar devam edecek? Hükümet halka verdiği aylık 45 bin tümen (11 TL) desteği artırmalı, çünkü çok zor durumdalar. Kişi başı 45 bin tümen yerine 200 bin tümen (50 TL) destek vermeliler.''Hayırseverlerin dağıttığı yemekleri almak için bekliyoruz'Kızının koronavirüse yakalandığını ve 9 gün hastanede yattıktan sonra iyileştiğini söyleyen Tebriz asıllı ev hanımı Rukiye Esfencani de hükümet ve belediyelerin dağıttığı dezenfeksiyon malzemeleri ile kendilerini koronaya karşı korumaya çalıştıklarını dile getirdi.Ekonomik durumlarının da iyi olmadığını ifade eden Esfencani, 'Burada hayırseverlerin dağıttığı yemekleri almak için bekliyoruz. Olsaydı gelmezdik fakat muhtaç olduğumuz için mecburen duruyoruz. Hükümet de gücü yettiği kadar ulaşmaya çalışıyor, yetişmediği yere ne yapsın?' ifadelerini kullandı.Matematik öğretmeni Hüseyin Ahmedi, şubatta eşi ve çocuğuyla Kovid-19'a yakalandığını, 1 hafta boyunca öksürdüğünü ve hastaneye yatmadan evde tedavi olduğunu söyledi. Ahmedi, şu an da salgından kaynaklı nefes darlığı sorunu yaşadığını aktararak, 'Daha sonra tekrar hastaneye korona testi yaptırmaya gittim, bana belirtin var eve git 14 gün evden çıkma dediler. Hastaneye yatırmadılar.' dedi.Tahranlı işsiz Behmen Tevekkuli ise sokak çocukları gibi bir hayat sürdürdüklerini ve içinde bulundukları şartlardan razı olmadıklarını kaydederek, şunları anlattı:'Sürekli hayırseverlerin gelip bize iyilik yapmasını bekliyoruz. Yetkililere sesleniyoruz, bizi bu durumdan kurtarsınlar. Su, elektrik ve doğal gaz yok. 18 yıldır bu şartlarda yaşam mücadelesi veriyoruz, böyle hayat olmaz.''Su yokken temizliğe nasıl dikkat edebilirim?'Elinden geldiği kadar sağlık kurallarına riayet etmeye çalıştığını söyleyen Tevekkuli, temizlik ve hijyenle ilgili olarak da 'İçme suyu ve temiz su olmayınca nasıl temizliğe riayet edebilirim? Öncelikli sorunumuz sudur. Su olmayınca elimizi nasıl yıkayacağız? Bütün şartları hazır etsinler çadırda da yaşamaya razıyız.' ifadelerini kullandı.Kasım Muradi de kimseyle görüşmediğini ve kalabalık ortamlarda bulunmadığını o nedenle maske takmadığını savunarak, yasakla ilgili şunları söyledi: 'Maske takmadığım için ceza verirlerse versinler. Vermedikleri tek ceza kaldı. İmkanlarım olursa sağlık kurallarına riayet ederim. Su ve imkanlar yoksa nasıl sağlık kurallarına riayet edebilirim?'
Reklam