Gitti TC, Geldi Osmanlı Tuğrası
İSTANBUL Üniversitesi Beyazıt Kampüsü ana giriş kapısının restorasyon çalışmaları sona erdi.Restorasyon kapsamında kapının üzerindeki T.C ibaresi altında bulunan Sultan Abdülaziz’in Osmanlı tuğrası ortaya çıkarıldı. T.C ibaresi ise üniversitenin adının başına alındı. İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü Ana giriş kapısındaki restorasyon yaklaşık 10 ay süren çalışmaların ardından son buldu. Öğrenciler, üniversiteye ana kapıdan giriş çıkış yapmaya başladı. İstanbul Üniversitesi öğrencileri ve Ulusal Öğrenci Konseyi, T.C ibaresinin altında 1933 yılına kadar bulunan Sultan Abdülaziz tuğrasının yeniden gün yüzüne çıkarılması için sosyal medya aracılığıyla 'Tarihimi Geri Ver' kampanyası başlatmıştı. Süleyman KAYA-Çağatay KENARLI/İSTANBUL,(DHA)
YGS'de Sıfır Alan 40 Bin Kişi Öğretmenmiş!
YGS’de sıfır çeken 40 bin adayın tek testi cevapladığı için puanının hesaplanmadığı, bu kişilerin soruları görmek için sınava giren dershane öğretmenleri olduğu ortaya çıktı.Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) soruların bir kısmının açıklanması ve sıfır alanların sayısının arttığı iddiaları üzerine ÖSYM inceleme yaptı. Puanı hesaplanmayan ve böylece sıfır çeken adayların 50 bin kişi olduğu görüldü. Verilen bilgiye göre 50 bin adayın, 40 bini tek teste cevap verdi. Tek teste cevap verenlerin puanı hesaplanmadığı için de bu adaylar sıfırcılar arasında yer aldı. YGS kılavuzunda “Ağırlıklı YGS puanlarının hesaplanabilmesi için adayların testlerin en az ikisinden 0,5 ham puan almış olmaları gerekir” maddesi yer alıyor. Amaç soruları ezberlemek Bu 40 bin adayın ise soruları görmek için sınava giren dershane öğretmenleri olduğu öğrenildi. Edinilen bilgiye göre bu yıl soruların açıklanmayacağını önceden öğrenen dershane öğretmenleri YGS’ ye girerek soruları ezberleme yoluna gitti. Sadece alan sorularını cevapladıkları için tek teste cevap veren 40 bin adayın arasında yer aldı. Örneğin bir fizik öğretmeni sadece fen testini cevapladı ancak tüm soruları doğru cevaplasa bile sınavı değerlendirilmeye alınmadı. Öte yandan bu yıl YGS’de 140 ve 180 barajını geçenlerin sayısı arttı. 140 barajını geçenlerin sayısı 1 milyon 560 binden, 1 milyon 760 bine yükseldi Cumhuriyet
Game Of Thrones: İzlemeyeni Dövüyorlar!
Pazar gecesi ABD'de dördüncü sezon ilk bölümü yayınlanan 'Game of Thrones' en çok izlenen dizi ünvanını 'The Sopranos'dan teslim aldı Pazar gecesi ABD'de gösterilen ve önceki gece Türkiye'de izleyicisiyle buluşan fenomen dizi 'Game of Thrones' en çok izlenen dizi rekorunu kırdı. Pazar gecesi ekrana gelen 4. sezonun ilk bölümünü yaklaşık 6.6 milyon kişi seyretti. Dizi, 'Sopranos'un 2007 yılında ekrana gelen son bölümünün de rekorunu egale etmiş oldu. Ayrıca 'Game of Thrones' başlamadan önce gösterilen tekrar bölümleri ve özet bölümü ile izleyici sayısı toplamda 8.2 milyonu buldu. 'Game of Thrones'un 3. sezon finali de 5.5 milyon kişi tarafından seyredilmişti.Milliyet Sanat
Cinsel Saldırı 13 Yaşındaki Çocuğu Etkilememiş!
DİYARBAKIR'da 13 yaşındaki kız öğrencisine otomobilinde cinsel istismarda bulunurken polis tarafından yakalanan 39 yaşındaki öğretmen S.C.'nin yargılandığı mahkemeye Dicle Üniversitesi heyetince gönderilen raporda, mağdurun cinsel saldırı nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı belirtildi. Diyarbakır'da bir ilköğretim okulunda İngilizce öğretmeni olarak görev yapan S.C., geçen yıl 23 Nisan kutlamalarının yapıldığı gün, Nevruz Parkı yakınlarında, 5'nci sınıf öğrencisi S.T.'ye, kendi otomobilinde cinsel istismarda bulunurken polis tarafından yakalandı. Hakkında, 'çocuğun nitelikli cinsel istismarı' ve 'cinsel amaçlı çocuğu hürriyetinden yoksun kılma' suçundan 16 yıldan 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan 4 çocuk babası öğretmen S.C.'nin yargılanmasına Diyarbakır 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık S.C. ve taraf avukatları katıldı. 'RUH VE BEDEN SAĞLIĞI BOZULMADI' Duruşmada ilk olarak mağdurun beden ve ruh sağlığına ilişkin Dicle Üniversitesi'nden gönderilen rapor okundu. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beden ve Ruh Sağlığı Kurulu raporunda S.T. ile yapılan görüşmede, olayı nadiren hatırladığında üzüntü duyduğu, olaydan sonra okul ve evlerinin değiştiği belirtildi. Raporda, ruhsal muayenede mağdurun önceki psikiyatrik sorunlarının düzelmiş olduğu belirtilirken, cinsel istismardan kaynaklanmış ruh sağlığını bozacak derecede herhangi bir psikopatolojik araz tespit edilmediği ifade edildi. Raporda mağdurenin cinsel istismar nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmadığı görüşüne varıldığı belirtildi. AVUKATTAN RAPORA TEPKİ Duruşmada söz alan S.T.'nin avukatı Ruşen Seydaoğlu Ayyıldız, 'Mağdure, heyetle görüşme sırasında bile ağlama krizine girmiş . Bunun üzerine iki ay sonra getirilmek üzere süre verilmiştir. Bu nedenle Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasını talep ediyoruz. Olayda suçüstü hali vardır. 13 yaşındaki kız çocuğu çok ciddi şekilde mağdur olmuştur. Sanık tarafından 'çocuğun rızası var denilse bile' mağdur 13 yaşında kız çocuğudur. Sanık suçunu kabul etmiş ve toplum açısından zararlı bir kişiliktir. Rapor kendi ile çelişmektedir' dedi. SANIK: BU OLAYDAN DOLAYI BEN MAĞDURUM Duruşmada söz alan tutuklu sanık S.C. ise tahliyesini talep ederek, 'Bana en çok dokunan, toplumsal açıdan sanki bir tecavüzcü, bir caniymişim gibi davranılıyor. Benim geçmişime bakıldığında yüzlerce öğrenci yetiştirdiğim görülecektir. Bu olaydan dolayı mağdurum' dedi. Sanık avukatı da müvekkilinin cani, canavar gibi lanse edilmeye çalışıldığını ifade ederek, 'Bu müvekkilimi mağdur etmektedir. Tahliyesini talep ediyoruz' diye konuştu. MAHKEME RAPORU KABUL ETTİ Duruşmaya kısa bir ara veren mahkeme, sanık S.C.'nin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme, S.C.'yi araç içinde yakalayan polislerin zorla getirilmesine, getirilmemeleri durumunda yasal işlem yapılmasına da hükmetti. Mahkeme avukatların tepki gösterdiği raporun çocuk uzmanları tarafından usule uygun şekilde hazırlandığını gerekçe gösterip, mağdur hakkında yeniden rapor aldırılması talebini reddetti. Duruşma eksiklerin tamamlanması için ertelendi.Felat BOZARSLAN / DİYARBAKIR, (DHA)
Kayıp Uçağın Gizemi
Kuala Lumpur-Pekin seferini yaparken 239 kişi ile 8 Mart Cumartesi günü ortadan kaybolan Malezya Havayollarına ait MH370 sefer sayılı kayıp yolcu uçağı dün itibariyle ikinci ayına girdi. Güney Hint Okyanusu’nda devam eden arama çalışmalarına liderlik yapan eski Avustralya Hava Kuvvetleri Komutanı Angus Houston, Avustralya gemisi Okyanus Kalkanının 2 sinyal daha aldığını belirtti. Yeni gelişmeler doğrultusunda arama alanının sinyallerin alındığı bölgeye kaydırıldığını ifade eden Houston, arama çalışmalarının 75 bin metrekarelik alana düşürüldüğünü kaydetti. Kayıp Malezya uçağını doğru alanda aradıklarından emin olduğunu vurgulayan Houston, 'Doğru alanda aradığımızı düşünüyorum fakat birileri gözleriyle enkazı görene kadar hiçbir şeyi onaylamak için hazır değilim’’ dedi. Okyanus Kalkanı'nın daha fazla sinyal alması durumunda sinyalin kaynağını belirleyebileceğine dikkati çeken Houston, arama alanının daraltılmasının ardından birkaç gün içinde uçağa ilişkin gelişme yaşanabileceğini bildirdi. Arama çalışmalarının maliyeti Kayıp uçağı bulma ümitleri tükenirken, arama çalışmalarının maliyeti tırmanıyor. Uluslararası hava ve deniz filolarının arama-kurtarma çalışmalarını sürdürebilmeleri için her gün Hint Okyanusu’nda milyonlarca dolar harcama yapılıyor. Operasyonun büyük bir kısmında personel, ekipman ve uzmanlık kaynaklarını seferber ederek arama çalışmalarına katılan onlarca ülkenin her biri operasyonlarının maliyetini kendisi karşıladı ve bunların dökümünü yapmayı da reddetti. Yetkililer 239 yolcusuyla birlikte sırra kadem basan bir uçağın söz konusu olduğu bir durumda paradan konuşmanın “katı yüreklilik” olacağı konusunda ortak bir tavır sergileyerek maliyet konusunu geri plana ittiler. TRT Türk
Vefa'da Tarihi Vefasızlık
Kiliseden camiye çevrilen Molla Gürani Camii'nde tarih siliniyor. 800 yıllık yapıda papaz odası tuvalete çevrildi. Mozaiklerin üzeri badana ile örtüldü. Girişe prefabrik ev yapılıp kat çıkıldı İstanbul Vefa’daki Molla Gürani Camii’nde tarihi izler siliniyor. Agios Theodoros Kilisesi olarak anılan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası tarafından camiye çevrilerek ‘Molla Gürani’ adını alan yaklaşık 800 yıllık yapı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Süleymaniye Koruma Alanı içinde ancak kaderine terk edilmiş durumda. Vefa’da ‘Kilise Cami’ olarak da bilinen yapıda Bizans döneminde ‘papaz odası’ olarak kullanılan bölüm fayans döşenerek tuvalet haline getirilmiş, aynı döneme ait kapılar beton dökülerek kapatılmış. Sütunların büyük bölümü, detaylar ve bezemelerin üzerleri de sıva, boya, kaplama ve halıyla örtülü. Serdar Korucu'nun Radikal'de yer alan haberine göre, yapının içinde giriş bölümünde prefabrik bir ‘ev’ inşa edildi, tuvaletin hemen yanından çıkan merdivenlerle ulaşılan üst kata da bir başka ‘daire’ oluşturuldu. Ayrıca Molla Gürani Camii’nin kapalı tutulan bahçesine de ‘gecekondu’ inşa edildi. Yani eski kilisede üç ailenin yaşayabileceği alan meydana getirilmiş durumda. 2010 yılında basında yer alan haberlerin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kararı aldığını açıklayıp 2011 projelerine dahil ettiğini duyursa da aradan geçen üç senede hiçbir değişiklik yapılmadı. Halbuki Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “İlgili koruma kurulunun onayını müteakip onaylı restorasyon projeleri doğrultusunda gerekli restorasyon çalışmalarına başlanılacaktır” denilmişti. Uzmanlarsa eski Bizans kilisesi için yetkilileri uyarıyor. Müzeye çevrilmeli Prof. Dr. İlber Ortaylı / Tarihçi Bu yapı geç Paleologos dönemine aittir. O dönem İtalyan etkisiyle yapılan mozaiklerin bir kısmı açılmıştı. Hepsi de çıkartılmadı. Fakat çok önemli mozaikler bulunuyor. Çok harap vaziyette. Duvarlarına birtakım musluklar açılmış, usulsüz eklemeler yapılmış. Duvarlarındaki yonca süslemelerinin ise haç zannedilerek üstü harçla kapatılmış durumda. Binanın çevresi de çok kötü durumda. Acilen korumaya alınması gerekiyor. Zaten cemaati de çok fazla değil. Özellikle ön cephesindeki giriş bölümü yani narteksin restore müzeye çevrilmesi lazım. Örnek olarak Fethiye Camii’nin alınması gerekiyor. Eyice: Emniyet devreye girsin Prof. Dr. Semavi Eyice / Sanat tarihçisi 1- derece önemde bir tarihi eser. Avrupa ’daki ilk sanat tarihi kitaplarına ilk giren yapılardandır. Güya din adamı yetiştiren bir kesimin elinde. Mozaikleri de berbat ettiler. Üstelik resmedilenler Hıristiyan azizleri değil Tevrat peygamberleri. Yani İslam’ın da tanıdığı peygamberlerin kral betimi ile portreleri bulunuyordu. 40-50 sene önce ortaya çıkartılan bu eserlerin üstünü badana ile kapattılar. Bu konuda Emniyet teşkilatının devreye girmesi gerekiyor.T24
Reklam
Anlayabilmek İçin Üçüncü Bir Göze İhtiyacınız Olan 33 Fotoğraf Karesi
Türk geleneğidir, hısım akraba bir araya geldi mi aile albümleri dökülür ortaya görümceden, eltiye, kayınvalideden, enişteye kadar herkes yad edilir. Ancak bazı fotoğraflar vardır ki bakanı bir tarafa koy, çektirenin bile ne yaptığı konusunda bir fikri yoktur. İşte size anlayabilmek için başka bir boyutun kapısını açmanız gereken fotoğraflar.
Ukrayna'nın Seçimi: 'Lady Yu' Yeniden Sahnede
Ukrayna, çağdaş siyasi tarihinin en zor dönemini yaşıyor. Toprağının bir kısmı işgal edilmiş, önemli bir kısmı işgal tehdidi altında, sosyolojik-kültürel-dini farklılıkları bulunan nüfusu dış faktörlerin etkisiyle bölünmenin eşiğine gelmiş, ekonomik olarak darboğaza hapsedilmiş, siyaseten oldukça zor sorunlarla karşı-karşıya. Ve bu zor şartlar altında cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanıyor. Bu seçimin içinde bulunduğu zor durumdan çıkma yönünde bir dönüm noktası olacağına inanıyor… Kiev üzerindeki söz hakkını kaybetmeyi hiçbir türlü kabul etmeyen Rusya ise Ukrayna yönetimindeki mevcut siyasi güçlerin iktidarına meşruiyet kazandıracak 25 Mayıs seçimini engellemek için tüm yolları denemeyi sürdürüyor. Bir taraftan Kiev’i ekonomik olarak çaresiz durumda bırakmak için hamlelerini arttırırken, diğer taraftan da en önemli kozunu oynuyor – Ukrayna’nın doğusunda gerilimin fitilini ateşliyor. Bu şartlar altında seçim gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi, bilinmez, ancak şimdilik Ukrayna yönetimi bu önemli takvimi ertelememekte kararlı. Seçim takvimi işliyor, her ne kadar doğudaki olayların gölgesinde kalsa bile hazırlıklar sürüyor, ittifaklar kuruluyor… “Lady Yu” yeniden sahnede Seçimin en iddialı adaylarından birisi eski Başbakan Yuliya Timoşenko. Ukrayna’nın son 10-15 yıllık siyaset tarihinin en tartışmalı figürü olan Timoşenko, “hiç dostu olmayan, ancak iktidar sahibi olmak için her kesle ittifaka gidecek politikacı” olarak tanımlanıyor. Seçime Batkivşina Partisinin adayı olarak katılıyor. 1960 senesinde Dneprepetrovsk’da doğan Yuliya Timoşenko’nun (Grigyan) uzmanlık alanı ekonomi. Dneprepetrovsk Devlet Üniversitesi ekonomi bölümü mezunu olan Timoşenko siyasete ticaretten gelenlerden. 1988 senesinde eşiyle birlikte video salon ağı kurarak iş dünyasına atılan Timoşenko 1991 senesinde yakıt ve makine yağı ticaretiyle uğraşan Ukrainskiy Benzin şirketinin Genel Müdürü görevine geldi. 1995 senesinde Timoşenko artık takas anlaşmalarıyla para kazana Ukrayna Birleşik Enerji Sistemi Şirketinin Başkanıydı. Ağırlıklı olarak Rusya ile ticaret yapan şirket Ukrayna işletmelerinin ürünlerini enerji karşılığında satıyordu. Milyonlarca grivna cirosu olan şirket 1996 senesinde “siyasi” ve bunun devamı olarak ekonomik sorunlarla karşılaşmaya başlayınca Timoşenko ticaretten siyasete atılma kararı aldı. Ancak ticari kafasını siyasette hiç unutmadı - hep kullandı… 1997 senesinde Timoşenko Kirovogradşina’da seçimleri kazanarak milletvekili oldu. İddialara göre, bu politik hamle dönemin iddialı politikacılarından Pavel Lazarenko ile siyasi ve ticari işbirliği sayesinde gerçekleşti. Timoşenko’nun milletvekili seçilmesinden birkaç ay sonra Lazarenko Vatandaş Partisini kurdu. Yeni partinin Genel Başkan Yardımcısı tanıdık isimdi – Yuliya Timoşenko… 1998 senesinde Timoşenko ikinci kez milletvekili seçildi. 1999 senesinde ise Batkivşina Partisinin başına geçti, hemen ardından parlamentodan ayrılarak Viktor Yuşçenko hükümetinde yakıt-enerji alanından sorumlu Başbakan Yardımcısı görevine atandı. Ancak yükseliş kısa sürdü – dönemin politikacıları ve işadamları Timoşenko’dan memnun değillerdi. 2000’de Ukrayna Birleşik Enerji Sistemi şirketinde yönetici pozisyonunda olan eşi tutuklandı. Birkaç ay sonra – 15 Ocak 2001’da Başsavcılık Timoşenko hakkında kaçakçılık ve sahtecilik suçlamasıyla dava açtı. Timoşenko 4 gün sonra istifaya, 13 Şubat 2001’de ise cezaevine gönderildi. Bir aydan fazla cezaevinde kaldı ve çıkınca Leonid Kuçma rejimine karşı mücadeleye katıldı. Birkaç muhalif partinin oluşturduğu Ulusal Kurtuluş Forumunun lideri seçildi. Bir süre sonra bu forum Yuliya Timoşenko Bloğu adını aldı ve 2002 senesinde bu bloğun lideri olarak Timoşenko üçüncü kez milletvekili statüsü aldı. Aynı yıl “Kuçma’sız Ukrayna” eylemlerinin liderlerinden biri oldu. Yuliya Timoşenko dünya siyaset arenasına 2004 senesinde çıktı. Ukraynalı kadınların geleneksel saç modelini andıran taç gibi örgüsü ve cesur çıkışlarıyla dikkat çeken Yuliya Timoşenko, “turuncu devrim”in sembollerinden biri oldu. Viktor Yuşçenko’nun “Bizim Ukrayna” bloğu ile “Halkın Gücü” koalisyonunu oluşturan Timoşenko’nun o dönem zaten yüksek olan reytingi “turuncu devrim”le birlikte tavan yaptı. Yuşçenko’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Timoşenko “turuncu hükümet”in başına geçti. Ancak Başbakanlığı sadece 7 ay sürdü. Cumhurbaşkanının yakın çevresi ile, özellikle de şimdiki seçimde rakibi olan eski Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkanı Peter Poroşenko ile ciddi gerilim yaşayan Timoşenko, “turuncu devrim”in senesi dolmadan Yuşçenko ekibine muhalefetini ilan etti. Eski Cumhurbaşkanı Yuşçenko, “turuncu devrim”den yaklaşık 10 sene sonra Timoşenko ile ilgili hayal kırıklığını TRT Türk’e bu kelimelerle ifade edecekti: “2005 senesinde muhalefetini ilan etmesine rağmen 2009 senesinde ben onu Başbakan Yardımcısı atadım. Timoşenko’nun istihdam geçmişine bakarsanız, son ana kadar onun atamalarının altında benim imzam var. Bütün atamaları ben yapmışım. Çünkü ben inanmıştım. Ben ilişkilerimize inanıyordum. Ben onun Ukrayna için önemli olan görevleri yerine getirebileceğine inanıyordum. Ancak hayal kırıklığına uğradım. O benimle dürüst davranmadı”. 2006 genel seçimlerinde Timoşenko Bloku parlamentodaki 450 yerden 129’nu kazanarak Bölgeler Partisi’nden sonraki sıraya yerleşti. Amacı yeniden Başbakan olmaktı ve bunun için parlamentoda “turuncu çoğunluk” oluşturmayı denedi. Ancak “Bizim Ukrayna” Bloku ile anlaşamadı. Yuşçenko, Bölgeler Partisi Viktor Yanukoviç’i Başbakan atadı. Yanukoviç hükümetinde Bizim Ukrayna 7 bakanla temsil ediliyordu. Temsilciliği bulunmayan tek siyasi güç ise Yuliya Timoşenko Bloku idi. Ancak 2006’nın sonlarına doğru Bizim Ukrayna’lı bakanların tamamı hükümetten uzaklaştırılınca, yeni siyasi kriz patlak verdi. 2007 senesinde Yuşçenko erken genel seçim kararı aldı. 30 Eylül 2007 seçimlerinde Timoşenko’nun grubu parlamentodaki kürsü sayısını arttırdı. Bu kez parlamentoda Timoşenko grubunun 156 yeri vardı. 29 Ocak’ta Yuliya Timoşenko Bloku ile Yuşçenko’yı destekleyen Bizim Ukrayna arasında demokratik koalisyon anlaşması imzalandı. Yuşçenko ekibinin büyük bir kısmı karara karşıydı, ancak Cumhurbaşkanı, ülkenin içine düştüğü çıkmazı aşmanın başka yolu olmadığını düşünüyordu. Bu koalisyon anlaşması sonucu Yuliya Timoşenko Bloku’nu temsil eden Değişim Cephesi Partisi lideri Arseni Yatsenyuk parlamento başkanı oldu, Timoşenko ise ikinci oylamanın ardından yeniden Başbakan görevine geldi. Ancak “Lady Yu”nun bununla yetinmeyeceği belliydi. Nitekim 2010 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu ve ikinci turda seçimi kaybetti. Viktor Yanukoviç’İn %3,48 oyla üstünlük sağladığı seçimlerin ardından parlamentoda da güç dengesi değişti. 1 Mart 2010’da Timoşenko hükümetine güven oyu talep etti. Oylama sonucu Timoşenko hükümeti düşürüldü. Timoşenko, ikinci kez başbakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. 5 Ağustos 2011’de yeniden tutuklandı. Yine siyasi-ticari suçlamalarla. 2009 senesinde Rusya’dan 10 yıl süreyle doğalgaz alınması anlaşmasını yasalara aykırı şekilde onayladığı iddia edilen Timoşenko, görevi kötüye kullanma suçlamasıyla yargılandı. 11 Ekim 2011’de görevi kötüye kullandığına ve Rusya ile yaptığı anlaşma sonucu Ukrayna’yı 188 milyon dolar zarara uğrattığına hükmedilen Timoşenko 7 sene hapis cezasına çarptırıldı. Bu dava sürerken Timoşenko’nun Ukrayna Birleşik Enerji Sistemleri’ni yönettiği dönemde zimmetine para geçirdiğine ilişkin soruşturma başlatıldı. 2013 senesinde ise dönemin Başsavcısı Viktor Pşonka, Timoşenko’yu 1996 senesinde kendisine rakip olan işadamı, milletvekili Yevgeni Şerban’ın öldürülmesi olayında yer almakla suçladı. Cezaevinde olduğu dönemde Ukrayna siyasi gündeminden hiç düşmeyen Timoşenko iki kez açlık grevi yaptı, cezaevinde dövüldüğünü iddia etti. Batı’nın tüm ısrarlarına rağmen Yanukoviç Timoşenko’nun serbest bırakılması talebini kabul etmedi. “Yuli volyu, ale ne vladu” Ukrayna’da yaşanan kanlı çatışmaların ardından 21 Şubat 2014’te Yanukoviç rejimi devrildi. 22 Şubat’ta ise Ukrayna parlamentosu Timoşenko’nun serbest bırakılmasına karar verdi. Aynı gün Harkov’da hastanede olan Timoşenko serbest bırakıldı ve Kiev’e dönerek Bağımsızlık Meydanında sahneye çıktı. Bu çıkışın verdiği mesaj belliydi – Timoşenko o gün Bağımsızlık Meydanında cumhurbaşkanı adaylığını ilan ediyordu. Ancak cezaevinden çıkışının ardından ilk şoku o sahneden inerken yaşadı “Lady Yu”. Konuşmasını yapıp sahneden indiğinde önünü kesen göstericiler “Devrimi kimin yaptığını biliyorsun, değil mi” diye Timoşenko’ya meydanın sahibi olmadığını anlattı. Kasım 2013’de başlayan gösteriler sırasında meydanı süsleyen Timoşenko posterlerinin altına “hoş geldin” yazıları yazılmaya başladı: “Yuli volyu, ale ne vladu”, yani “Yuliya'ya özgürlük, ama iktidar değil”. Yanukoviç rejimini devirmek için birleşen çeşitli siyasi güçler bu kez Timoşenko’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı gizli bir ittifak oluşturmaya başladı. Ancak özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz maruz kaldığı bu “soğuk duş”tan etkilenmedi. Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu, kendisinden şansı daha yüksek olan ünlü “Roshen” çikolata fabrikalarının sahibi Peter Poroşenko’yu desteklemesini isteyenlerle “Ben ve ailem her gün Roshen çikolatalarını alarak ona destek veriyoruz” diye dalga geçti ve tanıdık retoriği ile seçim kampanyasındaki yerini aldı. Ancak Timoşenko’nun bu seçime katılması kendisi için büyük risk. Çünkü seçimi kazanmazsa, kendi siyasi kariyeri açısından büyük darbe alacağı gibi hem de Batkivşina Partisi ile bu parti etrafında kurmuş olduğu ittifak ciddi bozguna uğrayacak. Seçimi kazanamama olasılığı ise, Ukrayna halkı bugünkü şartlarda oylamaya girebilirse, yüksek. Gerek kendi partisi içerisinde, gerek toplumda, gerekse de Batı’da Timoşenko’nun adaylığı ile ilgili görüş birliği mevcut değil. Özellikle Arseni Yatsenyuk liderliğindeki Değişim Cephesi ile birleşmenin ardından Batkivşina, eskiden olduğu gibi Timoşenko’ya kayıtsız-şartsız şartsız biat edenlerin partisi değil. Bölgelerde parti yönetimine gelen insanların büyük bir kısmı Timoşenko’yu birebir tanımıyor ve kendisini siyasi anlamda ona borçlu olarak görmüyor. Tam tersi, partinin en az yarısı Timoşenko’yu kendisine borçlu olarak görüyor. Timoşenko’nun Yatsenyuk’la ve eskiden en çok güvendiği isimlerden olan Geçici Cumhurbaşkanı Aleksandr Turçinov’la da sorunlar yaşadığı bildiriliyor. Ukrayna basınında yer alan iddialara göre, Turçinov ve Yatsenyuk, Timoşenko’nun talimatları doğrultusunda hareket etmeyi reddediyor. Hatta Turçinov’un Timoşenko’nun da katıldığı Ulusal Güvenlik Konseyi zirvesinde eski Başbakan’a görüşlerini kendisine saklamayı tavsiye ettiği bildiriliyor. Yatsenyuk’a gelince, Ukrayna basını Timoşenko’nun seçimi kazanacağına inanmayan Başbakan’ın yakın arkadaşı, eski Yuşçenko ekibinin kilit isimlerinden olan Nikolay Martınenko aracılığıyla Poroşenko ile görüşmeler yaptığı iddia ediliyor. Timoşenko’nun parti lideri olmasına rağmen mevcut hükümette ve kotalarda söz sahibi olmadığı da iddialar arasında… Sorun sadece bu da değil. Batkivşina’da hiç de her kes Timoşenko’nun zafer kazanacağına inanmıyor. Partinin mart ayında yaptırdığı ve sonuçlarını kamuoyuna açıklamadığı anketin basına sızan detaylarına bakılırsa, soru sorulan vatandaşların %50’si Timoşenko’nun aday olmamasını ve siyasetten gitmesini istiyor. %20’lik bir kesim Timoşenko’nun seçime katılmadan siyasette kalmasından yana. Yalnız %18,5’lik bir kesim “Lady Yu”nın seçime katılmasını destekliyor. Bağımsızlık Meydanında cumhurbaşkanlığı seçimini bekleyen halk ise Timoşenko’yu da Yuşçenko ve Yanukoviç gibi “geçmiş” olarak görüyor. Bugün meydanda bulunan insanlar, özellikle gençler için Timoşenko tamamen başka bir dönemi sembolize ediyor. Öte yandan, Timoşenko’nun Başbakan olduğu dönemlerin sonuçları kendisine seçim kampanyasında kullanabileceği bir malzeme sunmuyor. Tam tersi, Ukrayna’da insanlar Timoşenko’nun Başbakan olduğu zamanları iktidar içi çatışmalar, perde arkasında Rusya ile oynanan oyunlar ve Ukrayna’nın ekonomik olarak ciddi sıkıntılara düştüğü dönemler olarak hatırlıyor. Timoşenko’nun belki Yanukoviç’le bir seçime katılması durumda şansı olabilirdi – çünkü bu ikili arasında kişisel bir düşmanlık vardı ve “Lady Yu” bu tür durumları çok iyi kullanabilen bir politikacı. Ancak Yanukoviç’in ortadan kaybolmasıyla birlikte bu koz elden çıktı. TRT Türk
Reklam
Hayatınızdaki Kahramanlara En Süper Hediyeler
Gerçek bir süper kahraman gibi gördüğünüz ya da Superman hayranı sevdiklerinize çok özel bir hediye ile teşekkür etmek ister misiniz? Lisanslı olan bu Superman hediyeleri üzerine istediğiniz ismi yazdırabilirsiniz. Kişiye özel olan hediyeler sayesinde sevdikleriniz kendini gerçek bir Superman gibi hissedecek! Superman baskılı saat, madalyon ve kupa gibi hediyeler ile en süper hediye sizinki olsun!
Reklam
Bir Bebeğin Hayata Tutunuşu
Görüntü yapımcısı Alexander Tsiaras, döllenmeden doğuma kadar geçen sürede insan gelişimini gösteren medikal bir görseli sosyal medyada paylaştı.Döllenmeden doğuma kadar geçen zamanda anne karnında neler oluyor? Döllenmeden hayata tutunuşa kadar yani doğuma kadar geçen zaman içinde insan gelişimini ancak bu kadar net bir şekilde anlatılabilirdi.
Reklam
'Başını Kapatan Kadınla Playboy'a Soyunan Kadın Arasında Fark Göremiyorum'
CNN Türk'te Enver Aysever'in konuğu olan romancı, başörtülü kadınlarla Playboy'a soyunan kadınlar arasında fark görmediğini söyledi. CNN Türk'te Enver Aysever'in sunduğu Aykırı Sorular'a konuk olan romancı Pınar Kür, başörtülü kadınlarla Playboy'a soyunan kadınlar arasında fark görmedğini söyledi. 'PLAYBOY'A SOYUNAN KADINLA BAŞINI KAPATAN KADIN AYNI' Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın eşlerinin kapalı olmalarını gericilik olarak nitelendiren Pınar Kür, 'Başını kapatan kadınla Playboy'a soyunan kadın arasında fark göremiyorum. İkisi de kendini nesne olarak sunuyor. Özne olarak sunmuyor. Biri azdırmamak için kapanıyor, diğeri de azdırmak için açılıyor' dedi. 'GÜL'ÜN EŞİ KAPALI DİYE KÖŞKE GİTMEDİM' Pınar Kür, 29 Ekim'de Çankaya Köşkü'ne davet edilenler arasında olmasına rağmen katılmadığını söyleyerek nedenini açıkladı: 'Cumhurbaşkanı'nın ve Başbakan'ın eşinin kapalı olmalarını, bu kadar geri olmalarını kabul edemedim.. Başörtülü olmayı gericilik olarak görüyorum.. Eskiden ben de başörtüsü bağlardım, çok da güzel bağlardım. Ama din için değil, moda için..' 'BUGÜNÜN SORUMLUSU 'YETMEZ AMA EVET' DİYENLER' 'Bugün olup bitenlerin ve AKP'nin buralara gelmesinde en büyük sorumluları 'yetmez ama evet'çilerdir' diyen Pınar Kür şöyle konuştu: 'Adam belediye seçimlerinde açık açık söyledi. 'Bale belden aşağı sanattır' dedi herkes bu adama inanmaya devam etti. AKP ısrarla 'demokrasi bir tramvaydır, yeri geldiğinde inersin' dediler. Mehmet Altan, Hasan Cemal hayır onlar 'demokrat insanlar' dedi. Bugünlere gelindiği zaman, bu adamların bu kadar otoriterleşmesinin ve bu kadar pervasız olmasında o yazarların çok büyük katkısı var.Ama ilk olarak o yazarlar Başbakan Erdoğan'ı eleştirdiğinde gazetelerinden kovuldular. 'ENTELEKTÜEL DÜŞMANLIĞI VAR' Bugün toplumu eleştirdiğinizde halkı küçük görmekle suçlanıyorsunuz. Aslında bunun tam tersi ve daha tehlikeli bir durum var. Toplumda entelektüellere ve okumuş kesime karşı müthiş bir düşmanlık gelişti. '3 kitap okumuş kendisini bir şey zannediyor'anlayışı yerleşti. Fransa'da okurken para kazanmak için Türkiye'den gelen turistlere rehberlik yapıyordum. Orada Türkiye'den gelen bir işadamı ne yaptığımı sordu. Ben de 'Sarbonne'da okuyorum' dedim. Türkiye'ye dönünce ne yapacağımı sorunca 'Üniversitede çalışmayı düşünüyorum' dedim. Bana ne dedi biliyor musunuz? 'Üniversitede hoca olunca kaç para maaş alacaksın? Ben şoförüme daha fazla maaş veriyorum' dedi. Türkiye'de bu şekilde düşünen çok büyük bir orta alt sınıf var.' sondakika.com
Sinirden Ağlatan Testere Şakası
Arkadaşının içeceğine uyku ilacı atan genç onu boş bir odada elleri bağlı hale getirdi Şehir dışından gelen arkadaşının içeceğine uyku ilacı atıp onu boş ve soğuk bir odaya taşıyan ve ayak bileklerini zincirleyen acımasız şakacı, arkadaşını ağlatmayı başardı.
Reklam
Katalonya Bağımsızlık Referandumu Reddedildi
İspanyol meclisi, Katalonya Özerk Yönetimi'nin 9 Kasım'da bağımsızlık yanlısı yasal bir referandum yapma talebini büyük çoğunlukla reddetti.İspanya'nın son dönemlerdeki en ciddi iç sorunlarından biri olan Katalonya, bugün İspanyol meclisinde tartışıldı.Katalonya Özerk Yönetimi'nin geçen aralık ayında yerel parlamentosunda kabul ettiği, 9 Kasım tarihinde referandum yapılması için İspanyol meclisinden yasal müsaade istenmesine yönelik talep, beklendiği gibi büyük çoğunlukla reddedildi. Yaklaşık 7 saat süren genel kuruldaki oturumdan sonra yapılan oylamada, iktidardaki Halk Partisi (PP) ve ana muhalefetteki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) başta olmak üzere İspanyol meclisinin yaklaşık yüzde 86'sına denk gelen çoğunluk, Katalonya'da referandum yapılmasına 'hayır' dedi. Katalonya'nın referandum talebine İspanyol meclisinde 347 milletvekili oy kullanırken, 299 'hayır', 47 'evet', 1 'çekimser' oy çıktı. Başbakan Marino Rajoy, yaklaşık 50 dakika süren konuşmasında, sürekli olarak, İspanya'nın 17 özerk yönetim olarak siyasi oluşumunu sağlayan 1978 yılında kabul edilen anayasaya vurgu yaptı. Referandumu savunan Katalan milliyetçisi siyasi partilere seslenen Rajoy, 'Beyler üzgünüm ama yasal sebeplerden dolayı gerekçelerinizi kabul edemem' dedi. İspanya Başbakanı, şöyle devam etti: 'Katalonya parlamentosunun bizden isteğine cevap vermemiz mümkün değil çünkü Anayasa buna müsaade etmiyor. Kendi geleceğine karar verme hakkı İspanyolların tamamına aittir. Buna ne ben ne hükümet ne İspanyol meclisi ne de Katalan parlamentosu karar verebilir. İstesem bile bunu yapamam. İspanya'nın egemenliği tüm İspanyollara aittir. Biz burada sadece Katalonya'yı konuşmuyoruz. İspanya'nın tamamını, İspanya'nın ulusal çıkarlarını, geleceğini konuşuyoruz. Anayasa ile bağdaşmayan bu husus değiştirilebilir bir şey değildir. Bu bir yasa, hukuk meselesidir. Artur Mas (Katalonya Özerk Yönetimi başkanı) ile bir kahve içerek çözülecek bir şey değildir. 500 kahve de içsek başarısızlıkla sonuçlanacaktır.' 'Katalonya'nın tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmesi halinde tüm uluslararası anlaşmaların dışında kalacağını, Avrupa Merkez Bankası, BM, AB ve avronun dışında olacağını ve bu gerçeğin Katalan halkına anlatılmadığını' vurgulayan İspanya Başbakanı, referandum talebinde ısrarcı olan siyasi partilere 'Katalonya'yı, Robinson Crusoe'nun adasına dönüştürmek istiyorsunuz' diye seslendi. Katalonya'da savunulan 'Bize tahammül edilemeyecek bir baskı uyguluyorlar', 'Katalanca dilini engelliyorlar', 'Diğer özerk yönetimlerin yanında negatif ayrımcılık yapıyorlar' şeklindeki söylemlerin doğru olmadığını dile getiren Rajoy, İskoçya örneğini verenlere 'Bana İskoçya'dan bahsetmeyin. Oranın tarihi çok farklı. Ayrıca İskoçya, Katalonya'nın rekabet gücünün yarısına sahip olsa kendini bu kadar rahatsız hissetmez' cevabını verdi. Referandumu 'parçalama projesi' olarak nitelendiren Başbakan Rajoy, her şeye rağmen, Katalan hükümetine diyalog ve uzlaşma sağlanması halinde anayasal reform çağrısında bulunarak, 'Katalonyasız bir İspanya ve İspanyasız bir Katalonya olamaz. Ayrı olmaktan daha çok birlikte olduğumuzda kendimizi daha iyi hissediyoruz. Çünkü başkalarına nazaran birbirimizi çok daha iyi anlıyoruz. Çünkü geçmişi, alışkanlıklarımızın büyük kısmını, neredeyse kanlarımızı paylaşıyoruz. Ben Katalonya'ya sizden daha çok inanıyorum. Katalonya'yı seviyorum' dedi. Bu arada Katalonya sorunu ile ilgili bu zamana kadar sürekli diyalog çağrısı yapan ve özerklik haklarının anayasal reform ile federal bir yapıya genişletilebileceğini savunan ana muhalefetteki PSOE lideri Alfredo Perez Rubalcaba, 'Bizi, Katalanlar ile İspanyollar arasında seçim yapmaya zorlayan süreçler hoşumuza gitmiyor. Bir sorun olduğunun farkındayız ve bunu anayasal bir reformla çözmek istiyoruz. Biz sosyalistler olarak Avrupa'da sınırların kaldırılmasını savunuyoruz. Bağımsızlıktan yana değiliz. Birlikte yaşamak ve birlikte karar vermek istiyoruz' diye konuştu. Öte yandan İspanyol meclisine referandum talebinin sunumunu, Katalonya'da iktidardaki Yönelim ve Birlik Koalisyonu (CIU), özerk hükümete dışarıdan destek veren Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) ve muhalefetteki Yeşiller (ICV) partilerinin temsilcileri yaptı. Katalan milliyetçiliğini savunan bu siyasi partilerin temsilcileri, İspanyol hükümetine 'İspanya'yı parçalamak isteyenler karar verme hakkını tanımayanlardır. Hükümet ile bir anlaşmaya varmak istiyoruz. Gözümüze bakın ve tartışın. Tek çözüm oy kullanmaktır. Bırakın referandumda herkes oyunu kullansın. Katalanların ne istediğini sadece oy kullanarak öğrenebileceğiz' çağrısını yaptı. Katalonya Özerk Yönetim Başkanı Artur Mas ise meclisteki oturum başlamadan önce basına yaptığı değerlendirmede, referandumu yapacaklarını söyledi. Artur Mas, Madrid'e gelmeden İspanyol meclisindeki tartışmaları Barcelona'daki ofisinde televizyondan izlemeyi tercih etti. Barcelona'da şehir merkezinde bazı alanlara kurulan dev ekranlardan meclisteki tartışmanın canlı olarak sunulması da dikkati çekti. Referandumda Katalanlara 'Katalonya'nın devlet olmasını ister misiniz?' ve evet yanıtını verenlere 'Bağımsız bir devlet olmasını ister misiniz?' sorusunun yöneltilmesi öngörülüyor. İspanya'nın diğer ayrılıkçı bölgelerden Bask bölgesinde de 2005 yılında benzer bir ayrılıkçı proje İspanyol meclisine sunulmuş, dönemin Bask özerk yönetim başkanının adıyla (İbarretxe planı) anılan girişim, İspanyol meclisi tarafından reddedilerek, tarihe karışmıştı. Şenhan Bolelli/AA
Meral Okay, İki Yıl Önce Bugün Hayata Veda Etti
Aktris, senarist ve şarkı sözü yazarı Meral Okay, iki yıl önce bugün hayata veda etti. Sanatçıyı, 42 yaşındayken kaybettiği aktör eşi Yaman Okay'la hayatını anlattığı yazı eşliğinde saygıyla anıyoruz'Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir... Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın. Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü... Sezen’i Yaman’dan dolayı tanıdım. O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman'dan sonra işlerimin önemli bir bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı. Birlikte yazdığımız ilk şarkı; ’Masum Değiliz.’ ’Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna’ diye...' Bu satırlar; Meral Okay 'ın, henüz 41 yaşında kaybettiği aktör eşi Yaman Okay 'ı, aslında nasıl hiç kaybetmediğini anlatan unutulmaz yazısından. Aktris, senarist ve şarkı sözü yazarı Meral Okay, o sözlerini yazdığı şarkıdaki gibi 'yalnızlığın koynuna sevgili gibi boylu boyunca uzanalı' tam iki yıl oldu. Asmalı Konak, Yasemince, Bir Bulut Olsam, Muhteşem Yüzyıl gibi televizyonda yayınlandığı dönemlerde izlenme rekorları kıran dizilerin de senaristi olan Okay, kanser tedavisi gördükten sonra çekildiği evinde 9 Nisan 2012 sabahı hayata veda etti. “Hem kemoterapi, hem de radyoterapi görüyorum. Sağlık durumum iyi. Endişelenecek bir şey yok. ‘Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosunu kimi zaman yorularak yazsam da, şikâyetçi değilim...' Okay, akciğer kanseri tedavisi gördüğü sırada sağlığıyla ilgili yöneltilen sorulara bu cevabı vermişti. Aktör eşi Yaman Okay'ı, 1993 yılında, pankreas kanserine yakalandığını öğrendikten sadece 1,5 ay sonra, henüz 41 yaşındayken kaybeden Meral Okay, hayatının son günlerine kadar senaryo yazmayı sürdürdü. Hayatı... Meral Okay, 20 Eylül 1959 tarihinde Türkan ve Ata Katı çiftinin ikinci çocuğu olarak Ankara'da doğdu. Ankara Anıttepe Lisesi'ni bitirdi. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin dünya Bankası projeleri ve TBMM'nin Atatürk'ün 100. yaşı kutlamaları için oluşturalan komisyonda görev aldığı beş yıl boyunca devlet memurluğu yaptı. 12 Eylül öncesinde Türkiye İşçi Partisi üyeliği ve işyeri temsilciliğinde bulundu. 1984 yılında sinema ve tiyatro oyuncusu Yaman Okay'la evlendi. Pankreas kanserine yakalanan Yaman Okay, 1993 yılında, 41 yaşındayken hayatını kaybetti. İstanbul'da Günaydın gazetesinde çalışmaya başladı. Dergicilik, yayıncılık, yapımcılık ve Sezen Aksu ile birlikte sahne çalışmaları yaptı, şarkı sözleri yazdı Yayınlandığı dönemde bir fenomen olan, başrollerini Türkân Şoray ile Şener Şen'in paylaştığı İkinci Bahar dizisindeki 'Kasap Melahat' rolüyle adını kitlelere duyurdu. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) 40. kuruluş yıldönümü kutlamalarında sahne aldı, 10 Aralık Hareketi'nin Politika Geliştirme Kurulu üyesi oldu. Petrol-İş Sendikası'nın 'Sendikalı Ol' kampanya filminde rol aldı. Senaryosunu yazdığı Muhteşem Yüzyıl dizisi devam ederken, akciğer kanseri tedavisi gördükten sonra çekildiği evinde, 9 Nisan 2012 sabahı hayata veda etti. Sözlü vasiyetini gerçekleştiren arkadaşları 'Meral Okay Matematik Köyü'nde Doğuyor' adlı bir yardım organizasyonuyla Aziz Nesin Vakfı'na maddi destek sağladı. Oyuncu olarak Bir Bulut Olsam, Alia, Beynelmilel, O Şimdi Asker, Hiçbiryerde, Koltuk Sevdası, Yeditepe İstanbul, İkinci Bahar, Seni Seviyorum Rosa adlı film ve dizilerde rol aldı. Yasemince, Asmalı Konak, Fedai, Bir Bulut Olsam ve Muhteşem Yüzyıl dizilerinin senaryosunu yazdı. 'Lunapark gibi bir sevdalık yaşadık...' 1993 yılında kaybettiği eşi Yaman Okay'ı anarken 'Hayatta en zor şey bir ölüye aşık olmak' demişti. Meral Okay, yıllar sonra Yaman Okay, onunla ve onsuz hayatı konusunda şunları yazmıştı: 'Yaman benim eski arkadaşımdı... O, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncuydu, ben de Ankara’da yaşayan bir öğrenciydim. O zamanların Ankara’sı, herkesin birbirini tanıdığı ve belirli yerlerde toplandığı bir yerdi. 70’li yıllardı ve kültür tüketicileri birbirlerini bir şekilde sıkça görürlerdi. Bizim müşterek arkadaşlarımız vardı, bunların başında Rutkay Aziz gelir. Rutkay’la siyaseten de bir aradaydım, Türkiye İşçi Partili’ydim ben. O yılların derli toplu Ankara’sında sık sık görüşme şansımız olurdu. Yaman’la tanışmamız o yıllardır; fakat aşık olmamız daha sonraya rastlar. O sinemaya 'Sürü' filmi ile geçince İstanbul’a gelmişti, ben de daha sonra İstanbul’a geldim. O eski bir Ankaralı olarak bana sahip çıkmaya kalktı; Ankaralıların böyle bir derdi de vardır. Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir. Ben Ankara’dan örselenmiş ve kırılmış bir kalple gelmiştim. Yaman çok tutkulu ve sabırlı bir adamdı, bir de baktım kalp ağrımdan eser kalmamış. Yani taş düşmüştü ama adını koymamız için bir mevsim geçmesi gerekti. Yaman, o kadar temiz bir adamdı ki, ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben Yaman’ı hep bir lunaparka benzetirim. Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi. Üstelik ben bir Ankaralı olduğum, üstüne üstlük bir subay kızı olduğum için, bir yanımla derli toplu, diğer yanımla despot falan bir kızdım. Yaman bir gün bana, benim taklidimi yaptı; her şeyi net olarak alt alta sıralamamı, emir kipiyle konuşmamı, ’canımın içi’ derken bile bazen tonlamamdan dolayı ’Hadi canım!’ anlamı çıkabileceğini falan gördüm. Bu, bir oyuncuyla birlikte olmanın hem avantajı, hem dezavantajıydı. Bunu Yaman’ın aynasında görünce, ’Aaa çok fena bir şeymişim!’ dedim. Ee bu aynayı tutan eğer pırıltılı ve doğru bir adamsa, dönüştürücü de oluyor. ’Benimle o garnizon sesiyle konuşma’ derdi. Yaman, çok renkli ve heyecanlı bir adamdı. Ben derdim ki; ’Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!’ diye. Meğer acelesi varmış... Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve çoşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Her şeyi hızlı yaşardı, hızlı yemek yerdi, hızlı içki içerdi, bir proje söz konusu olduğunda hızına yetişemezdiniz. Bir gece arkadaşlarla yemekteyken sabah kahvaltısını Bodrum Türkbükü’ndeki evimizde yapmaya karar vermesiyle kendimizi yollarda bulmamız bir olurdu. Bazen düşününce dehşete kapılıyorum, demek ki acelesi varmış diyorum. Kısa bir ömre, birkaç kişilik bir hayat sığdırdı. Bizim Yaman’la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı. O, kalbini insanlara açarken de, onlara güvenirken de çok hızlıydı ve kırılması da doğal olarak aynı hızla olabiliyordu. Aktörlerin kalbi camdandır. Çok çocuk, çok bebektirler. Belki de bunu çok yakından gördüğüm için ben daha dikkatli davranırdım. Belki de tek sürtüşmemiz onu kıranlara karşı olan tutumumdan olmuştur. Ben köşeleri çok olan bir insandım; Yaman beni eğitti. O hüzünleri ironik bir neşeye çevirebilme ustasıydı. Bu yönüyle de bakınca gam kasavetten çok çabuk çıkabilirdik. Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ’biz’ olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz. Biz birbirimize karşı çok saygılıydık; mesleklerimiz ve bunun gerektirdiği fedakârlık hallerinde hele daha da çok saygılı ve yol açıcı davrandık hep. Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik. Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi. Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir. Şunu çok açıkyüreklilikle söyleyebilirim; o benden daha iyi bir insandı. O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz... Ben Yaman’la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın. O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Hastalığının son bir ayında, ki hastalığın çıkmasıyla kaybetmemiz 1.5 ay sürdü. Tıp hastalığının süratine yetişemedi. Hep şunu düşündüm; hayata, sanatına ve bize dair bir sürü düşüncesi, projesi vardı ve hepsi sanki hızla arka arkaya gerçekleşmeye başlamıştı. Neden şimdi, neden bu adam, diye çok düşündüm. Orada bile hızlıydı. Komaya girene kadar Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu ile birlikte senaryo çalıştılar. Onlar her gün geldiler ve bu oyunun gönüllü yoldaşı oldular. Sonra o film çekildi; Yeşim’in ilk uzun metraj filmidir 'İz' filmi ve Yaman’a adadılar. Yaman’ın rolünü Aytaç Arman oynamıştı. Bunlardan bahsetmişken o sürecin acısını hafifleten bir yığın katıksız dostluklar yaşadık. Gerçi o sürecin acısı hafiflemiyor. Ben de harlı ateş şeklinde yanma hâli tam 10 yıl sürdü. Asmalı Konak’ın son dört bölümünü yazarken o acıyla yeniden yüzleştim ve ancak o zaman birazcık küllendi diyelim. Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın. Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü... Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır. Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz’ı turlardık. Sezen’i anmamak olmaz: Sezen, Yaman’ın çok yakın arkadaşıydı. Ben Yaman’dan dolayı tanıdım. Sezen, insanın hayatına çok hafif dahil olur. Sızar ve siz bunu anlamazsınız. O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman’dan sonra işlerimin önemli bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı. Birlikte yazdığımız ilk şarkı; ’Masum Değiliz’. ’Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna’ diye... Yaman’dan iki ay sonra yazdık. Daha sonra bu ısrar otuz küsur şarkı sözü üretti. O dönem Sezen bana sadece 3-5 saat uyumaya yetecek kadar boşluk bırakıyordu. Stüdyolar, kayıtlar, konserler vb. çok yoğun bir rehabilitasyon oldu benim için. Sezen’in o toplumsal düzeydeki rehabiliterliği benim için özel bir muamele seçkinliğinde oldu. O benim kardeşimdir, canımdır. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz. Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir. Emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez. Öyle olursa akraba olursunuz. Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde. Bu hem maddi hem manevi bir şeydir. Gelir, böyle adamı aşkta da emniyet arayan birine dönüştürüverir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha adil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk. Şimdi bu duyguların esamesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya, biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara. Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın. Ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki, hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir. Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi, ’Aşk bir kör atlayıştır.’ İnsanların birbirleri için ’sağlama’ yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın. Son bir aydır, ’Ben aslında duyguları olan iyi bir insanım’ mesajını, ben şu cümleyle alıyorum. Babam ve Oğlum’u gördün mü? Hee gördüm Ağladın mı? Sana ne? Yani ben de duyarlıyım ve iyi bir insanım. Bu arada, ben de filmi seyrettim. Yeri gelmişken ve sabah seansında katılarak ağladım ama bu soruları soran insanlarla o kadar ayrı şeylere ağladık ki. Benim o filmde yandığım, bu ülkenin o temiz çocuk yürekli insanlarının, bu ülke tarafından nasıl da kırıldığını, nasıl da örselendiklerini, onurlarıyla ekmekleriyle nasıl da oynandığını gördüğüm için bu uğurda yiten, onulmaz acılar çeken insanlarımızı hatırlayarak ağladım. Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı... 'T24
Reklam