İngiltere'de Sürücüsüz Araç Denemeleri Başlıyor
İngiltere'de sürücüsüz taşıtların trafiğe ve yol güvenliğine etkisinin araştırılması için 1 Ocak'tan itibaren dört bölgede test sürüşleri başlayacak. Sürüşler en az bir buçuk yıl sürecek. Bu süre üç yıla da çıkabilir.Proje, İngiltere Maliye Bakanı George Osborne'un bütçe hazırlıklarını anlattığı 'Sonbahar Raporu'nun açıklanmasının ardından, kamu sektöründe görev yapan sivil toplum kuruluşu Innovative UK tarafından duyuruldu.BBC Türkçe'de yer alan habere göre; Osborne, proje için Temmuz ayında ayrılan 10 milyon sterline ek olarak, 9 milyon sterlin daha fon sağlanacağını duyurdu.Sürücüsüz arabaların test sürüşleri Bristol, Coventry, Milton Keynes ve Londra'nın güneydoğundaki Greenwich bölgesinde başlayacak.Bristol'de oluşturulacak ve aralarında Axa sigorta şirketinin de bulunduğu konsorsiyum, arabaların trafiği azaltıp azaltmadığını ve yol güvenliğini artırıp artırmadığını araştıracak.Konsorsiyum ayrıca, halkın bu yeni teknolojiye tepkilerini, uygulamanın yasal sürecini inceleyecek ve sigorta değerlendirmesi yapacak.Sürücüsüz arabalar, Greenwich'te de yolcu taşıma amaçlı servis aracı ve vale park hizmetleri için denenecek.Halkın tepkisi incelenecekGreenwich'te projeyi hayata geçirecek Ulaşım Araştırma Laboratuvarı'nın üyeleri arasında General Motors, AA ve RAC sürücü kursları da bulunuyor.Proje kapsamında, otomatik sürüş özelliği bulunan bir araba simülatörü de incelenecek bölgenin üç boyutlu bir modelini çıkaracak, bu modelleme sayesinde de halkın bilgisayar aracılığıyla sürülen araca tepkileri gözlemlenecek.Ulaşım Araştırma Laboratuvarı Başkanı Rob Wallis, bu yöntemle halkın 'yenilikçi teknolojiyi kabullenebildiğini veya otomatik araçlara güvendiğini' gösterebileceklerini söyledi.Milton Keynes ve Coventry bölgelerindeki projenin uygulayıcıları arasında da Ford, Jaguar Land Rover ve mühendislik firması Arup da bulunuyor.Söz konusu bölgelerde de sürücüsüz araçlar hem karayollarında hem de yayalara ayrılan bölgelerde özel tasarlanan eğitim alanlarında test edilecek.Bu grup da, araçların navigasyonuna yardımcı olması için yollarda ve çevre bölgelerdeki alt yapıya gerekli teknolojilerin geliştirilmesi üzerinde çalışacak.t24
Kalp Acısı Öldürür mü?
Aşırı stres ve üzüntü gibi duygu yoğunluğunun ölüme yol açabileceği söyleniyor. Bu olgunun tıp literatürüne girmesi neden bu kadar uzun sürdü?1986’da 44 yaşındaki bir kadın Massachusetts Hastanesi’ne kaldırıldı. Gün boyunca bir şeyi yoktu; ama akşamüstü göğsünden sol koluna doğru yayılan yoğun bir ağrı hissetti. Bu kalp krizinin temel belirtilerinden biriydi; ama kadının ne herhangi bir kalp ve damar hastalığı, ne de kalbinin etrafındaki atardamarlarda pıhtı oluşması vardı.Dışarıdan kalp krizi gibi görünen şey aslında değildi. Bu olağandışı vakayı New England Tıp Dergisi ’nde kaleme alan doktor Thomas Ryan ve John Fallon, kalp kaslarındaki bu arızanın kaynağını fizyolojik değil duygusal nedenlere bağlıyordu. Kadın, hastalanmadan birkaç saat önce 17 yaşındaki oğlunun intihar haberini almıştı.Doktorlar yıllar boyunca psikoloji ile fizyoloji arasında bir bağ olduğu fikrini küçümsedi. Duyguların kalpte fiziksel izler bıraktığı düşüncesine prim vermediler. Gerçek kalp doktorları, kardiyologlar gözleriyle gördükleri gerçek sorunlar üzerinde yoğunlaşırdı: damar sertliği, damar tıkayan kan pıhtıları, parçalanmış atardamarlar gibi. Duygusallık ve hassaslık psikiyatristler içindi.Buna rağmen aşırı yoğun duyguların kalbi etkilediği düşüncesi onyıllar öncesine dayanıyor; fakat insanlardaki bir etkilenme değil söz konusu olan. Yabanıl hayat biyologları ve veterinerler aşırı duyguların vücut fizyolojisinde büyük sorunlara yol açtığını fark etmişti.20. yüzyıl ortalarına gelindiğinde, herhangi bir hayvanın ani hayati tehlike korkusu geçirdiğinde ilginç bir olayın ortaya çıktığını gözlediler. Bir hayvan yırıtıcı bir hayvanın pençesine düştüğünde kanındaki adrenalin miktarı öyle çok artıyordu ki neredeyse kanı zehirleyip, kalp de dahil hayvanın kaslarında hasara yol açıyordu. Buna “yakalanma miyopatisi/kas hastalığı” adı veriliyordu.Bu etki 1974’te veterinerler arasında artık öyle iyi biliniyordu ki Nature dergisine yazılan bir makalede konuyu açıklamaya gerek duymadan bu sorunu önlemek için alınabilecek önlemler tartışılıyordu. Hayvanların bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere yakalanması bu sonuca yol açıyor, bu yüzden genelde ölümle sonuçlanıyordu.Yani Massachusetts’teki hastanede doktorlar kadının kalp sorununu şaşkınlıkla karşılıyorken veterinerler birçok hayvanda stressten kaynaklı kardiyomiyopati olgusunu biliyordu.1990’lara gelindiğinde artık insanlarda da birçok vaka araştırması yapılmış, aşırı psikolojik stresin neden olduğu fizyolojik sorunlar yavaş yavaş tanınmaya başlanmıştı.1995’te üç araştırmacı doktor, İsraillilerin 18 Ocak 1991 tarihinde önceki ve sonraki iki ayda olduğundan çok daha fazla kalple ilintili bir sorun nedeniyle ölmüş olduklarını fark etti. Bu, Körfez Savaşı’nın başladığı tarihti. Irak’tan İsrail’e 18 adet füze atılmıştı. Fakat ölümlerin nedeni yaralanma değil, kalp-damar bağlantılı ölümlerdi ve çoğu hastanedeki tedavi dışı insanlarda meydana gelmişti.Araştırmacılar Amerikan Tıp Derneği Dergisi ’ne yazdıkları makalede sorunu hayati tehlike arz eden bir durum algısına bağlıyordu. İsrail hükümeti kimyasal saldırıya karşı vatandaşlarını uyarmış, her eve gaz maskeleri ve acil müdahale malzemeleri dağıtılmıştı. Herkes endişe içindeydi ve bu ölüm korkusu bazılarına fazla geliyordu.1996’da ise başka bir araştırma ekibi 17 Ocak 1994 tarihinde Los Angeles’ta meydana gelen ani kalp durması vakalarını inceledi. O tarihte bu bölgede daha önce görülmemiş büyüklükte, 6,8 şiddetinde bir deprem olmuştu. New England Tıp Dergisi’nde aktardıkları araştırma sonuçlarına göre o gün kardiyovasküler nedenli ölümlerde büyük bir artış kaydedilmişti. Ölenlerin çoğunun daha önce tümüyle sağlıklı olduğu söylenemez tabii ki.Stres kaynaklı kardiyomiyopati (kalp kasları hastalığı) ancak 2005’te tıp literatürüne girebildi. Bazı doktorlar buna Japonca adıyla ‘takatsubo’ ya da ‘acılı yürek sendromu’ da diyor.Yani bize fizyolojik olarak zarar veren şey doğrudan üzüntü ya da reddedilme duygusu değil, bu duyguların yol açtığı fizyolojik tepkilerdir. Bugün zihnimizin ve duygularımızın fiziksel olarak bedenlerimiz üzerinde doğrudan etkisi olduğu, bazen bu etkilerin felaketle sonuçlanabildiği konusunda pek şüphe yok.Fakat ne yazık ki veterinerlerin ve yabanıl hayat biyologlarının onyıllar önce farkında olduğu bir olgu daha birkaç yıl önce doktorlar tarafından kabul görüp tıp literatürüne girdi. Bu bize aslında hayvanlarla ortak özelliklerimizin ilk bakışta göründüğünden çok daha fazla olduğunu da gösteriyor.Jason G Goldman | BBC Future
Mars'ta Geçmişte Yaşam Olduğu İhtimali Güçlendi
Mars’tan gelen meteor üzerinde yapılan incelemeler, Mars’ta geçmişte hayat olabileceğine ihtimalini güçlendiriyor.EPFL’den ve uluslararası bilim insanlarından oluşan bir araştırma ekibi 18 Temmuz 2011’de birçok insanın gözleri önünde Fas’da bir çöle düşmüş olan meteorda yaptıkları incelemelerde yaşam izine rastladılar.Araştırmacılar, Journal Meteoritics and Planetary Sciences adlı dergide yayınladıkları araştırmalarında, Mars’ta yaşamın varlığının çok daha olası olduğunu belirttiler. Lozan Politeknik Üniversitesi (EPFL) Dünya ve Uzay Bilimleri Laboratuvarı’nın Philippe Gilet, “Şu an daha açıklayıcı bir teori yok” dedi. Tissint adı verilen meteordaki organik karbon kalıntılarını inceleyen ekip bu kalıntıların büyük olasılıkla biyolojik kaynaklı olduklarını söyledi. Alman, Çinli ve Japon araştırmacıları da kapsayan ekip, kayanın içindeki çatlaklara, meteor henüz Mars’da bir kaya parçası iken organik madde açısından zengin sıvının sızdığını düşünüyorlar.
Üniversite Laboratuvarından 100 Beyin Çalındı
Texas Üniversitesi, bilimsel çalışmalar için saklanan 100 insan beyninin kayıplara karıştığını açıkladı. Beyni kaybolanlar arasında, 50 yıl önce üniversite kampüsünde silahlı saldırı düzenleyen bir kişi de var.Texas Üniversitesi, psikoloji laboratuvarında saklanan 200 beyinden yarısının kaybolduğunu belirtti. Yerel bir gazetede yer alan habere göre, yaklaşık 30 yıl önce bölgedeki devlet hastanesinden getirilen beyinlerden 100 tanesi, yeterli yer olmadığı için bodrum katına kondu.Psikoloji Profesörü Austin American Statesman gazetesine yaptığı açıklamada, 'Bodrum katında folmaldeit kavanozları içinde beyinler bulunduğu duyanlar onları odalarına koymak ve Cadılar Bayramı şakası yapmak için almış olmalı' yorumunda bulundu.Üniversite yetkilileri, kaybolan beyinlerden birinin 1966 yılında üniversite kampüsünü basan ve 16 kişiyi öldüren Charles Whitman'a ait olabileceğini belirtti. Üniversitenin, bilimsel derslerde kullanılmak için aldığı beyinlerin kime ait olduğu bilgisini yok ettiği ifade edildi.Texas Üniversitesi kaybolan beyinler için başlatılan soruşturmanın devam ettiğini belirtti.Kaynak: Reuters ve Al Jazeera
Reklam
Haftanın Kitap Önerisi: Müzik ve Zihnin Gizemleri
Müzik yeteneği nasıl keşfedilip desteklenebilir?Müzikle beyin arasında nasıl bir ilişki var? Erken yaşta müzik eğitiminde nelere dikkat edilmelidir? Bach’ın dehasının sırları nelerdir? Tedavide müzikten nasıl yararlanılabilir? Müzikle resim arasında nasıl bir ilişki vardır? Pythagoras’tan Kepler’e, oradan da Galilei’ye kozmoloji şifresinin derinlerinde müziğin izleri nelerdir?
Reklam
Stephen Hawking: 'Yapay Zeka İnsanlığın Sonunu Getirebilir'
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, insan zekâsına yetişebilecek bir şey yaratmanın ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking, BBC'ye yaptığı açıklamada, düşünen makineler yapmak için harcanan çabaların insanın varlığına tehdit oluşturduğunu belirtti.Şimdiye kadar geliştirilen ilkel yapay zeka türlerinin son derece yararlı olduğuna işaret eden Hawking, 'Ancak insana yetişebilecek ya da insanın zekasını geçebilecek bir şey yaratmak, çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Yapay zeka, kendi kendini geliştirmeye devam edebilir ve hatta kendini yeniden biçimlendirebilir. Son derece yavaş bir biyolojik evrimle sınırlı olan insanlar, bu tür bir güçle yarışamaz. Yapay zeka, yeryüzünde insan ırkının sonunu getirebilir' dedi.Evrenin kökenleri ve kara deliklerle ilgili kitaplarıyla dünya çapında tanınan Hawking, insanların yaptığı bazı işlerin akıllı makinelere devredilmesinin de milyonlarca kişinin işsiz kalmasına yol açarak farklı bir krize yol açabileceğine de işaret etti.İnternetin tehlikelerine de değinen Hawking, internet şirketlerinin, ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması ilkelerinden ödün vermeden internetin oluşturduğu tehditleri ortadan kaldırmanın bir yolunu bulması gerektiğine dikkati çekti.Cambridge Üniversitesi'nde öğrenciyken yakalandığı motor nöron hastalığı Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) nedeniyle hareket edemeyen ve konuşamayan Hawking, iletişim kurabilmek için bilgisayar teknolojilerinden yararlanıyor.Hawking'in 'Zamanın Kısa Tarihi' adlı kitabı, dünya genelinde 10 milyondan fazla satmıştı.ALS, beyin ile omurilikte bulunan ve kasları kontrol eden sinir hücrelerine zarar veriyor. Henüz tedavisi bulunmayan ALS'ye yakalanan hastaların sadece çok küçük bir kısmı, 10 yıldan uzun süre yaşıyor.AA
Mutlu Filmleri Sevmeyenlere Özel, İç Karartıcılığıyla Sizi Çok Etkileyecek 32 Film
Başlığı görüp geldiğinize göre SPOİLER'ı göze alıyoruz belli ki. Filmin sonu kötü bitsin de spoiler yemeye razıyım diyorsanız buyrun başlayın. Yine de dikkat edin, pek çoğu adamı sigaraya başlatır.'En iyi filmler listesi' gözüyle bakılmamalı, farklı türlerden seçilen filmler yer alıyor. Yoksa sonu iç karartıcı olan yüzlerce film bulunmakta, mesela Leon bile listede yok.Sıralama -oy sayısı dikkate alınmadan- IMDb puanlarına göre yapılmıştır.  İyi seyirler.
Reklam
Soğuk Hava Vücudumuzu Nasıl Etkiliyor?
Aşırı soğuk hava vücudumuz üzerinde nasıl etkide bulunuyor?İnsan vücudunun yapısı aşırı soğuk iklim koşullarıyla baş etmeye uygun değildir. Çoğumuz, hava sıcaklığının sıfırın altına nadiren düştüğü ılık ve tropik iklimde yaşıyoruz. Kutuplardaki aşırı koşullara uyum sağlamış topluluklar da var: Kanada’nın Arktik bölgesindeki Eskimolar ya da Rusya’nın kuzeyindeki Nenetler gibi. İnsan zekâsı soğuğa dayanmasını sağlayacak giysiler üretmesini sağlamış olsa da, kutup ikliminde hayatta kalmanın yolu, zorunlu olmadıkça o korkunç soğuktan uzak durmaktan geçiyor.Üşüdüğümüzde ne olur? Vücudumuz üşüdüğünde ısısını artıracak çeşitli mekanizmalar devreye girer. Kaslarımız ve dişlerimiz titrer; atalarımızın tüylü geçmişini yansıtacak tarzda tüylerimiz dikilir. Beynimizde termostat işlevi gören hipotalamus bezi, bu tepkilerin gösterilmesini sağlayarak, en azından bizi ısıtacak bir barınak buluncaya dek, hayati organlarımızı sıcak tutmaya çalışır.Hipotalamusun görevi vücudumuzun merkezi sistemini ne pahasına olursa olsun sıcak tutmaktır. Gerekirse uçlardaki uzuvları gözden çıkararak, oralara kan akışını sınırlayarak yapar bunu. Aşırı soğukta el ve ayak parmaklarımızın karıncalanması hissi bundandır. Kan akışının sınırlanması bu bölgelerdeki dokunun donarak parçalanmasına bile neden olabilir.İnsanlar bu koşullarla baş edemezken diğer sıcakkanlı hayvanlar aşırı soğuk ortamlarda nasıl yaşayabiliyor? Kutuplarda yaşayan hayvanların ya sıcak havayı tutan kürkleri ya da geniş yağ tabakaları vardır. Yağ ısıyı iyi geçirmediği için vücut ısısının dışarı sızmasına engel olur. Çıplak derisi ve göreceli ince yağ tabakasıyla insan vücudu aşırı soğuk ortamlarda yaşamaya uygun değildir.Fakat insan da bu özellikleri taklit etme becerisini geliştirmiştir. Antarktika’daki araştırma merkezlerindeki bilim insanları, ısıyı yalıtan ve kürk işlevi gören bir yöntem olarak kat kat giyinme yoluyla ortama uyum sağlar.Fakat yakın zamanda ABD’de olduğu gibi aşırı soğuk dalgasının vurup geçtiği dönemlerde, insan yaşamının bağlı olduğu şeyler de etkilenerek yaşamı zorlaştırabilir. Kar ve buzun ağırlığı sonucu elektrik direklerinin devrilmesi, su borularının donup patlaması, taşıt araçlarının yakıtının donması gibi.Yakın tarihimizde de aşrı soğuk havanın olumsuz etkilerine dair örnekler var. Nazi orduları 1941’de Rusya’ya girdiğinde kıştı. Hitler’in ordusu savaşın uzun sürmeyeceği düşüncesiyle yazlık üniformalarıyla sefere çıkmış, binlerce asker donarak ölmüştü. Tank ve kamyon motorları da donmuş, altlarında ateş yakılarak eritilmeye çalışılmıştı. Tüfek ve tabancaların yağı donduğu için ateşlenemez hale gelmişti. Kaynamış su bir dakika içinde donuyordu. İtalyan gazeteci Curzio Malaparte ‘Kaputt’ adlı romanında Doğu Cephesi askerlerinin göz kapaklarının donduğunu anlatıyordu.Aynı şekilde Napolyon’un ordusu da 1812 Moskova Seferi’nde Rusya’nın ağır kış koşullarına dayanamadığı için büyük kayıp vermişti.Amerika’daki soğuk hava dalgası aynı zamanda ilginç bir deneyin halk arasında yapılmasını da sağladı. Mpemba etkisi deneyi. İlk olarak Tanzanyalı bir öğrenci tarafından gündeme getirildiği için onun adıyla anılıyor. Soğuk havada kaynar su soğuk sudan daha çabuk donuyor. Stephen Dowling | BBC Future
Sadece Wi-Fi Seslerini Duyabilen Adam, Frank Swain
Eğer internete 2000’li yıllar öncesinde bağlanmayı denediyseniz, muhtemelen dial-up modem tarafından yayılan o ( kulak tırmalayıcı ) sesi hatırlarsınız. Bugünlerde ise internete bağlanma aşamasında duyduğumuz tek ses, kablosuz bir ağa bağlanma aşamasında şifreyi yazarken klavyemizin tuşlarından çıkan ses. Frank Swain ise Wi-fi dalgalarının çıkardığı sesleri duyabiliyor .Nadir şekilde rastlanan herhangi genetik bir mutasyonu olmayan Swain bunu geliştirilmiş işitme cihazı ve kullandığı zeki bir yazılım sayesinde gerçekleştiriyor. İşitme yeteneğini 20 yaşından beri kaybettiği için 2 senedir işitme cihazı kullanan Frank farklı bir şey yapmak istemiş. Hiçbirimizin duyamadığı sesleri duyabilmek: Kablosuz iletişim .Bilim yazarı Swain, bu fikrini gerçekleştirebilmek için İngiltere’deki hayır kurumlarının yeni buluşlar için sağladığı ödeneklerden yararlanarak ses sanatçısı Daniel Jones ile birlikte çalışmış ve ikili sonunda “ Phantom Terrains ” adındaki Wi-fi seslerini duyulabilir hale getiren cihazı geliştirmiş. Yazılım ise kırılmış ( hacklenmiş ) bir iPhone üzerinde çalışıyor, dahili wi-fi sensörü kullanarak wi-fi alanlarını ayarlamaya çalışıyor. Gerekli işlem ve taramalar bittikten sonra yazılım, modem ismi, Wi-fi frekanslarının şifreleme algoritmaları ve cihazın modemden uzaklığı gibi bilgileri bulunabilir hale getiriyor.Swain’in New Scientist’de yayınlanan makalesine göre “Sinyalin gücü, yönü, adı ve bunların üzerindeki güvenlik derecesi arka ve ön plandan oluşan bir ses akışına çevriliyor. Uzak sinyaller geiger sayacındaki vuruşlar gibi tıklıyor ve beliren en güçlü sinyaller ağ ID’lerini tekrarlayan bir melodi olarak cızırdıyor. Ses düzenli olarak, bir çift duyma aparatından yayınlanıyor. Ekstra ses tabakası, aparatların normal çıkışıyla karıştırılarak basitçe oluşmuş ses ortamının bir parçası oluyor. Yani telefonumu yanımda taşıdığım sürece, her zaman Wi-fi seslerini duyabilecek durumdayım.”“Sound Cloud ses dosyası” https://soundcloud.com/alissa-walker/phantom-terrains-audio**Swain daha sonra Güney Londra’yı dolaşarak, gittiği her yerden bilgi topladı. Sonuçlar, tüm yönlendiricilerin nerede olduklarını, bant genişliklerini ve şifreleme seviyelerinigösteriyor. Bu bilgilerden yola çıkan Swain, iş merkezlerinden uzak muhitlerde bulunan yönlendiricilerin daha düşük güvenlik seviyelerine sahipken ticari bölgelerde bulunan yönlendiricilerin daha yüksek seviyelerde şifreleme standartlarına sahip yönlendiriciler ile dolu olduğunu gördüğünü belirtiyor. Bunu aşağıdaki resimde gözlemlemek mümkün:Swain’in işitme yeteneğini geri getirecek mevcut bir tedavi olmadığı halde bu yeni teknoloji ona kimsenin duyamadığı sesleri duyma imkanı veriyor ve Swain şimdiden duyulamayan başka diğer sesleri de işitsel repertuarına eklemeyi düşünüyor.Kablosuz iletişim, havada bilgi taşıyan sinyallerin belirli bir frekans kullanılarak hava aracılığı ile uçtan uca iletilmesidir. Bilginin taşınması elektromanyetik (EM) ışınım yoluyla gerçekleşir. Hava da tıpkı metal ve bakır gibi bir iletim ortamıdır. Havanın iletkenliği için verilebilecek en uygun örnek sesin bir uçtan diğer uca doğru taşınabilmesidir.Peki şifreleme algoritmaları- seviyeleri ne anlama gelir? Şifreleme algoritmaları nelerdir?3 farklı şifreleme algoritması vardır.1)WEP (Wired Equivalent Privacy)İlk şifreleme standardıdır.Kimlik doğrulama yöntemlerinin temel amacı kablosuz networkleri, kablolu networkler gibi güvenli hale getirmektir.IEEE Wep şifrelemesinin Data Link katmanında uygulanmasını sağlamıştır. Bu sayede aynı ağdan olmayan bir sistem paket içeriklerini göremez.WEP şifreleme yaparken RC4 adlı şifreleme algoritmasını kullanır. Çok fazla kusura sahip olan WEP, tercih edilmemesi gereken bir şifreleme yöntemidir.WEP istemci ve access point arasında şifreleme yaparken 24bitlik IV paketleri kullanır.2)WPA (Wi-fi Protected Access)WEP şifreleme yönteminin zayıflıklarını kapatmak için geliştirilmiş bir şifreleme yöntemidir. WEP’de kullanılan 24bitlik IV paketleri 48bite yükseltilmiştir.3)WPA2 (Wi-fi Protected Access 2)Günümüzde AES’in yerini almış en gelişmiş şifreleme algoritmasıdır.WPA ile WPA2 arasında en önemli fark şifreleme algoritması olarak AES adlı algoritmanın kullanılmasıdır.Amerika’da kablosuz ağların devlet kurumları tarafından kullanılabilmesi için FIPS (Federal Information Processing Standard) ile uyumlu olması gerekmektedir.WPA2 AES şifreleme algoritması ile bu standardın da gereksinimlerini karşılamaktadır. WPA’daki eksiklikleri gidermek için oluşturulmuş WPA2 günümüzdeki en gelişmiş şifreleme yöntemidir.Yani yazıda düşük güvenlik seviyesi derken WEP’i yüksek derken ise büyük olasılıkla WPA2’den bahsediyor.Yazının İngilizce OrjinaliYazar: Justin AlfordYeşil Gazete için çeviren: Berk Ergin Yeşil Gazete, iflscience.com
Reklam
Reklam
Dünyanın En Eski ‘Bilgisayarının’ Yaşı Değişti
Dünyanın en eski bilgisayarı (elbette analog olarak çalışan) araştırmacıların tahmin ettiğinden de eski olabilir. Yapılan yeni araştırmalar Antikythera Mechanism’in tarihinin önceki bulgulardan daha eski olduğunu ve milattan önce 205 yılına dayandığını ortaya koydu. Yeni tarih antik Yunanların güneş tutulmalarını ve gezegen konumlarını nasıl hesapladığına dair ışık tutuyor. Bilim adamları önceden sistemin trigonometri tabanlı olduğunu düşünüyorlardı ancak o tarihlerde trigonometri keşfedilmediği için şimdi sistemin Babil aritmetiğine dayandığı düşünülüyor. Antikythera Mechanism’in diğer parçaları için arama çalışmaları ise sürüyor.
OECD: En Uzun Çalışma Saatleri Türkiye'de
Regional Well-Being raporuna göre Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne üye 34 ülke arasında en uzun çalışma saatleri Türkiye'de. Söz konusu ev içi emek olduğundaysa erkekler OECD ortalamasının gerisinde kalırken kadınlar OECD ortalamasında çok daha fazla çalışıyor.Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) ”Bölgesel Selamet” (Regional Well-Being) raporuna göre Türkiye iş-yaşam dengesi söz konusu olduğunda 34 ülke arasında son sırada yer alıyor.Türkiye’de çalışanlar, listenin başında olan Danimarka’dakilere kıyasla yılda 309 saat daha fazla çalışıyor.BulgularRapora göre Türkiye;Hizmete erişim kategorisinde 34 OECD ülkesi arasında 32. Sırada, söz konusu hizmete erişimde OECD bölgeleri karşılaştırmasındaysa son sırada yer alıyor.Sivil toplum kategorisinde Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında 4. sırada yer alıyor.Eğitimdeyse hem OECD ülkeleri arasında, hem de eğitime erişimdeki eşitsizlik konusunda son sırada.İstihdamda 34 ülke arasında 32. sırada yer alan Türkiye çevre kategorisinde 31., gelirde ise 26. Sırada yer alıyor.Sağlıkta 34 ülkede 31. sırada yer alan Türkiye söz konusu sağlığa erişim olduğunda 21. sırada.Türkiye güvenlik ve barınma kategorilerindeyse 30 ve 32. sıralarda yer alıyor.DeğerlendirmeTürkiye için yapılan değerlendirmeler şöyle:Türkiye’de 15-64 yaş arası insanların yüzde 49’u bir iş sahibi. Bu arakam OECD ortalaması olan yüzde 65’in gerisinde. Çalışanlarınn yüzde 69’u erkek, yüzde 29’u ise kadın. İşsizlik oranı ise erkeklerde yüzde 1.8, kadınlarda yüzde 3.4.OECD ortalamasına göre bir yılda bir insanın çalışma saati 1765 saat olması gerekirken, Türkiye’de bu rakam 1855. Rapora göre en uzun çalışma saatlerinin olduğu ülke de Türkiye. Türkiye’yi Meksika, Kore ve İsrail izliyor.Söz konuş ev içi emek olduğunda Türkiye’de erkekler günde 116 dakika ev içi emek harcıyor, bu rakam OECD oratalaması olan 141 dakikanın gerisinde. Kadınlarda günde 377 dakika, yani yaklaşık 6 saat 30 dakikalarını ev içi emeğe harcıyorlar.25-64 yaş arası yetişkinlerin yüzde 32’si lise diplomasına sahipken, bu rakam yüzde 75 olan OECD ortalamasının çok altında. the OECD’s Programme for International Student Assessment’ın (PISA) okuma-yazma, matematik ve bilim testlerine göre ortalama bir öğrencinin puanı 462, ki bu rakamda OECD standartının altında. Kadınlarsa erkekleri 16 puanla arkada bırakıyor.Rapora göre ortalama yaşam süresi 75 yıl. Bu rakam kadınlar 77, erkelerde 72.Sivil topluma katılım oranı yüzde 79. Son seçimlerde hükümete güven ve vatandaş katılımı yüzde 88 oranıydı. Bu oran OECD standartlarına göreyse yüzde 72.Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Kaynak: Bianet Haber Merkezi
Gökyüzündeki ‘Renk Cümbüşü’ Görüntülendi
Şili'deki gelişmiş yer teleskoplarını kullanan bilim insanları, Güneş'ten 1300 ışık yılı uzaklıktaki (1 ışık yılı = yaklaşık 10 trilyon km) yıldız kümesinin göz kamaştıran görüntülerini elde etti.Atacama Çölü'ndeki Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) teleskopu tarafından görüntülenen ve Carina Takımyıldızı'nda yer alan 'NGC 3532 yıldız kümesi' büyüleyici görünüşü sebebiyle 'Dilek Kuyusu Kümesi' olarak da adlandırılıyor. İçindeki yıldızlar, bir dilek kuyusunun içinde parlayan madeni paralara benzetiliyor.'Dilek Kuyusu'nda yer alan 300 kadar parlak yıldızın yaklaşık 300 milyon yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Mavi renkli yıldızların orta büyüklükte oldukları, turuncu ve kırmızı renkli olanların kendi hidrojen yakıtlarını tükettikleri için bu renge büründükleri ve daha ağır oldukları belirtiliyor. NGC 3532 içinde bazı kırmızı devlerin de bulunduğu görülüyor.İlk kez Fransız gökbilimci Nicolas Louis de Lacaille tarafından 1752 yılında keşfedilen NGC 3532 yıldız kümesi, 1830'larda İngiliz bilim insanı John Herschel'in 'ikiz yıldız zengini küme' sınıflandırmasına dahil edilmişti. İkiz yıldızlar birbirlerine çok yakın olarak ortaya çıkıyor ve doğumlarından itibaren birbirlerinin yörüngesinde dönüyorlar.Zaman
Reklam