onedio
Dünyanın En Eski ‘Bilgisayarının’ Yaşı Değişti
Dünyanın en eski bilgisayarı (elbette analog olarak çalışan) araştırmacıların tahmin ettiğinden de eski olabilir. Yapılan yeni araştırmalar Antikythera Mechanism’in tarihinin önceki bulgulardan daha eski olduğunu ve milattan önce 205 yılına dayandığını ortaya koydu. Yeni tarih antik Yunanların güneş tutulmalarını ve gezegen konumlarını nasıl hesapladığına dair ışık tutuyor. Bilim adamları önceden sistemin trigonometri tabanlı olduğunu düşünüyorlardı ancak o tarihlerde trigonometri keşfedilmediği için şimdi sistemin Babil aritmetiğine dayandığı düşünülüyor. Antikythera Mechanism’in diğer parçaları için arama çalışmaları ise sürüyor.
OECD: En Uzun Çalışma Saatleri Türkiye'de
Regional Well-Being raporuna göre Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne üye 34 ülke arasında en uzun çalışma saatleri Türkiye'de. Söz konusu ev içi emek olduğundaysa erkekler OECD ortalamasının gerisinde kalırken kadınlar OECD ortalamasında çok daha fazla çalışıyor.Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) ”Bölgesel Selamet” (Regional Well-Being) raporuna göre Türkiye iş-yaşam dengesi söz konusu olduğunda 34 ülke arasında son sırada yer alıyor.Türkiye’de çalışanlar, listenin başında olan Danimarka’dakilere kıyasla yılda 309 saat daha fazla çalışıyor.BulgularRapora göre Türkiye;Hizmete erişim kategorisinde 34 OECD ülkesi arasında 32. Sırada, söz konusu hizmete erişimde OECD bölgeleri karşılaştırmasındaysa son sırada yer alıyor.Sivil toplum kategorisinde Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında 4. sırada yer alıyor.Eğitimdeyse hem OECD ülkeleri arasında, hem de eğitime erişimdeki eşitsizlik konusunda son sırada.İstihdamda 34 ülke arasında 32. sırada yer alan Türkiye çevre kategorisinde 31., gelirde ise 26. Sırada yer alıyor.Sağlıkta 34 ülkede 31. sırada yer alan Türkiye söz konusu sağlığa erişim olduğunda 21. sırada.Türkiye güvenlik ve barınma kategorilerindeyse 30 ve 32. sıralarda yer alıyor.DeğerlendirmeTürkiye için yapılan değerlendirmeler şöyle:Türkiye’de 15-64 yaş arası insanların yüzde 49’u bir iş sahibi. Bu arakam OECD ortalaması olan yüzde 65’in gerisinde. Çalışanlarınn yüzde 69’u erkek, yüzde 29’u ise kadın. İşsizlik oranı ise erkeklerde yüzde 1.8, kadınlarda yüzde 3.4.OECD ortalamasına göre bir yılda bir insanın çalışma saati 1765 saat olması gerekirken, Türkiye’de bu rakam 1855. Rapora göre en uzun çalışma saatlerinin olduğu ülke de Türkiye. Türkiye’yi Meksika, Kore ve İsrail izliyor.Söz konuş ev içi emek olduğunda Türkiye’de erkekler günde 116 dakika ev içi emek harcıyor, bu rakam OECD oratalaması olan 141 dakikanın gerisinde. Kadınlarda günde 377 dakika, yani yaklaşık 6 saat 30 dakikalarını ev içi emeğe harcıyorlar.25-64 yaş arası yetişkinlerin yüzde 32’si lise diplomasına sahipken, bu rakam yüzde 75 olan OECD ortalamasının çok altında. the OECD’s Programme for International Student Assessment’ın (PISA) okuma-yazma, matematik ve bilim testlerine göre ortalama bir öğrencinin puanı 462, ki bu rakamda OECD standartının altında. Kadınlarsa erkekleri 16 puanla arkada bırakıyor.Rapora göre ortalama yaşam süresi 75 yıl. Bu rakam kadınlar 77, erkelerde 72.Sivil topluma katılım oranı yüzde 79. Son seçimlerde hükümete güven ve vatandaş katılımı yüzde 88 oranıydı. Bu oran OECD standartlarına göreyse yüzde 72.Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Kaynak: Bianet Haber Merkezi
Gökyüzündeki ‘Renk Cümbüşü’ Görüntülendi
Şili'deki gelişmiş yer teleskoplarını kullanan bilim insanları, Güneş'ten 1300 ışık yılı uzaklıktaki (1 ışık yılı = yaklaşık 10 trilyon km) yıldız kümesinin göz kamaştıran görüntülerini elde etti.Atacama Çölü'ndeki Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) teleskopu tarafından görüntülenen ve Carina Takımyıldızı'nda yer alan 'NGC 3532 yıldız kümesi' büyüleyici görünüşü sebebiyle 'Dilek Kuyusu Kümesi' olarak da adlandırılıyor. İçindeki yıldızlar, bir dilek kuyusunun içinde parlayan madeni paralara benzetiliyor.'Dilek Kuyusu'nda yer alan 300 kadar parlak yıldızın yaklaşık 300 milyon yıl önce oluştuğu düşünülüyor. Mavi renkli yıldızların orta büyüklükte oldukları, turuncu ve kırmızı renkli olanların kendi hidrojen yakıtlarını tükettikleri için bu renge büründükleri ve daha ağır oldukları belirtiliyor. NGC 3532 içinde bazı kırmızı devlerin de bulunduğu görülüyor.İlk kez Fransız gökbilimci Nicolas Louis de Lacaille tarafından 1752 yılında keşfedilen NGC 3532 yıldız kümesi, 1830'larda İngiliz bilim insanı John Herschel'in 'ikiz yıldız zengini küme' sınıflandırmasına dahil edilmişti. İkiz yıldızlar birbirlerine çok yakın olarak ortaya çıkıyor ve doğumlarından itibaren birbirlerinin yörüngesinde dönüyorlar.Zaman
Reklam
Hava Koşullarına Müdahale Edilebilir mi?
İnsanlar tarih boyunca yağmur yağdırmaya çalışmış. Bugün de bilim insanları lazerle şimşekleri, okyanusta petrol sızıntılarıyla kasırgaları dizginlemeyi hedefliyor.2000 davulcu, 15000 dansçı ve tonlarca havai fişekle Pekin Olimpiyatları’nın açılışı görülmeye değerdi. Yağmur sezonunda yapılan bu etkinlikte yağmur yağmaması ise ayrı bir şanstı. Ama bunu sağlamak için yetkililer gökyüzüne 1100 roket fırlatarak bulutlar kente ulaşmadan önce yağmur yağdırmayı başarmıştı.Törenin yapıldığı gece, yakındaki Baoding kentine 10 cm yağış düşmüş, ama Pekin’de hiç yağmamıştı. Bazıları bunu, insanın hava koşullarını denetim altına alabileceğinin kanıtı olarak gördü. Peki, böyle bir şey gerçekten mümkün mü?Doğaya bu şekilde müdahale çabası yeni değil. 70 yıl kadar önce Amerikalı bilim insanları bulut oluşturma yoluyla yağmur yağdırmayı deniyordu. Califronia eyaletinde bu teknik 50 yıldır kullanılıyor.‘Bulut ekme’ olarak ifade edilen bu olgu için çeşitli yöntemlere başvuruluyor. Bulutlara gümüş iyodür kristalleri ekleniyor ve bunların etrafında buharın sıvılaşarak yağmur damlasına dönüşmesi sağlanıyor. Bu kristaller genellikle uçaktan bırakılıyor. Ama Çin’de olduğu gibi roket de kullanılabiliyor.2010’da Cenevre Üniversitesi’nden Jerome Kasparian lazer yoluyla yağmur bulutları toplama yöntemini önerdi. Kasparian, laboratuvar ortamında havayı oluşturan atomlardan elektronları arındırma ve böylece pozitif yüklü parçacıklar etrafında buz ya da yağmur damlası olarak gelişebilecek “tohumlar” oluşturma konusunda başarı kaydedildiğini belirtiyor. Fakat bazı uzmanlar, laboratuvarda başarılı olan bir deneyi belirsiz hava koşullarında tekrarlamanın zorluklarına dikkat çekiyor.Bu alandaki yatırımlar bugün daha çok, su stoklarını koruma amacı güden yetkili kurumlar tarafından yapılıyor. (Vietnam Savaşı sırasında da Amerikan ordu stratejisinin bir parçası olarak, muson yağmurları döneminin uzatılması için ‘bulut ekme’ yöntemine başvurulduğu belirtiliyor.) ABD’nin batısında birçok havaalanında sis bulutlarını dağıtmak için de bu yöntem kullanılıyor.Havaalanlarının ayrıca lazer yoluyla şimşek engelleme yöntemini de kullanılabileceği belirtiliyor. 2004’te Kasparian ve ekibi fırtına bulutlarına lazer ışınları göndererek şimşekleri emmeye çalışmış, ama başarılı olamamıştı. Kasparian şimşeği tetiklemek için daha güçlü bir lazer ışını kullanmak gerektiğini söylemişti. Fakat 2012’de başka bir ekip laboratuvarda bunu başardı. Yapay yoldan oluşturulan şimşeğin yönü lazerle değiştirilebildi.Peki, hortum ve kasırga gibi tehlikeli hava koşullarını önleyebilir miyiz? Philadephia’daki Temple Üniversitesi’nden Rongjia Tao, bunun yüksek duvarlarla mümkün olabileceğini söylüyor.Amerika’nın orta batısı hortumlarıyla ünlü. Hortum, güneyden gelen sıcak hava ile kuzeyden gelen soğuk havanın karşılaşması sonucu oluşuyor. Tao, Teksas’tan Nebraska’ya kadar uzanan ve kasırga vadisi olarak bilinen bu geniş ovada kurulacak üç adet 300 metre yüksekliğinde duvarın ovadaki hava akışını yavaşlatarak hortum oluşumunu engelleyeceğini iddia ediyor.Fakat bazı meteorologlar doğal dağ engellerine rağmen hortumların Çin’de oluşmaya devam ettiğini söylüyor. Tao ise bu itiraza cevaben, 2013’te Çin’de meydana gelen üç hortuma karşılık ABD’deki sayının 811’i bulduğunu belirtiyor.Hortumun yanı sıra kasırgaları kontrol altına alma çabaları da devam ediyor. 2000’lerde kasırga üstüne uçakla binlerce ton su emici polimer serpilerek fırtına durdurulmaya çalışılmış, ama başarı kaydedilmemişti.Bazı uzmanlar ise zehirsiz petrol sızıntısı yoluyla okyanus yüzeyini sakinleştirme ve kasırga oluşumunu engelleme önerisinde bulunuyor. Bu yıl başlarında da Amerikalı araştırmacılar rüzgâr türbinleri yoluyla kasırganın hızının kesilebileceğini söylüyor.Florida Uluslararası Üniversitesi’nden Hugh Willoughby ise kasırgaları terbiye etme girişimlerini “tam bir saçmalık” olarak görüyor. Kasırgalar tahmin ettiğimizden çok daha güçlü. Willoughby, kasırgaların “20 dakikada bir 10 megaton gücünde nükleer bomba patlatmaya eşdeğer” enerji saldığını söylüyor. Okyanus yüzeyine petrol sızdırarak kasırga henüz oluşmadan önlemini alma yöntemine de sıcak bakmayan Willoughby, okyanusta görülen çok sayıdaki hareketlenmenin hangisinin kasırgaya evrileceğini tahmin etmenin mümkün olmadığını belirtiyor.Hava koşullarını denetim altına almamız hiç mümkün olacak mı sorusuna, bazıları yıllardır zaten bu denetimin bir şekilde uygulandığı cevabını verirken bazıları da bu işin daha uzun yıllar alacağını söylüyor. Yani tartışmanın her iki cephesindekiler orta noktada buluşuncaya kadar daha çok fırtına kopacak gibi görünüyor.Colin Barras | BBC Future
Yeni Nesil Zırhlar Grafenle Güçlenecek
Dünyanın en ince ve sağlam maddesi grafen üzerinde yapılan yeni araştırmalar, grafen ile üretilecek zırhların kurşunları çok iyi yavaşlatabileceğine işaret etti.ABD'nin Rice ve Massachusetts üniversiteleri tarafından yapılan araştırmada, grafen ile üretilecek yeleklerin mermileri durdurma konusunda çelik veya Kevlar'dan daha başarılı olacağı ifade edildi.Massachusetts Üniversitesi Mekanik ve Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden JHae-Hwang'ın başını çektiği araştırmada, silika kürelerinden oluşan mermiler, ince ve neredeyse şeffaf saf karbon levhalara ateşlendi. Gerçekleştirilen küçük ölçekli balistik denemeler, grafenin mermileri yavaşlatma konusunda çelik ve Kevlar zırhlara kıyasla daha başarılı olacağına işaret etti.BBC'de yer alan habere göre, deneyde kullanılan yüzeyler petek şeklinde dizilen tek atomlardan meydana geliyor. İnce, dayanıklı esnek olan materyal, aynı zamanda ısıyı ve elektriği etkin bir şekilde iletiyor. Lee ve ekibi, deneylerde lazerler kullanarak 'mikro mermilerin' kalınlığı 10 ila 100 birim arasınde değişen levhalardan geçişini izledi ve ortaya çıkan kinetik enerjileri karşılaştırdı.Yeni nesil zırhlar üretilebilirDeneyde, grafenin mermilerin çarpmasının ardından koni şeklini aldığı ve enerjiyi birçok yönde dağıttığı ifade edildi. Lee, çeliğe oranla grafenin enerjiyi 8-10 kat daha iyi emdiğini ancak etki alanının daha fazla olduğunu belirtti.Science yayımlanan araştırmada, mikro ölçekli mermilerin kullanıldığı deneyde silah namlusu veya barut yer alamayacağı için lazer yöntemine başvuruldu. Silika mermiler, lazer atışlarıyla oluşturulan gazların etkisiyle saatte 3500 km'yi aşan hızlarla grafen levhalara ateşlendi.Trambolin gibi bir şekil alarak merminin etkisini ters yöne dağıtan grafen, çeliğin yaklaşık 10, mevcut kurşun geçirmez yeleklerde kullanılan Kevlar'ın ise 2 katı daha iyi direnç gösterdi. Grafenin bu özelliği, materyalin aşırı sert ve aynı zamanda son derece düşük kütleli olmasından kaynaklanıyor. Grafen bu sayede çok hızlı hareket ederek mermi kadar süratli bir nesnenin enerjisini bile yayabiliyor.Bilim insanları, araştırmaların devamında düşük maliyete çok daha güçlü zırhlar üretilebileceğini belirtti.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
'Meyve Suyu İçmeyin'
'Süpermarket tipi beslenme bağırsaklardaki yararlı bakterileri azaltıyor, doğal beslenmeye önem verilmeli'Türk Gastroenteroloji Derneği(TGD) tarafından düzenlenen Uluslararası katılımlı 31. Ulusal Gastroenteroloji Kongresi, Antalya Belek’te gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, süpermarket tipi beslenmenin bağırsaklardaki bakterileri azalttığına dikkat çekerek, doğal beslenmeye önem verilmesini istedi ve ' meyve suyu içmeyin, meyve yiyin' önerisinde bulundu.'Kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması gerek'Cumhuriyet'te yer alan habere göre, Prof. Dr. Şentürk, sık sık gündeme gelen ve kafa karıştıran diyetlerden uzak durulması önerisinde bulunarak, son zamanlarda sıkça gündeme gelen diyetlerin spekülatif olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şentürk, 'Onu yemeyin, bunu yiyin. Bunların sonu gelmez. Acıkınca yiyorsanız, karnınız doyduğu zaman sofradan kalkıyorsanız ve hep hareket halindeyseniz sorun yok ama bunları yapmıyorsanız Karatay ya da başka diyet önerilerinin eline düşeceksiniz” diye konuştu.'Çok lezzetli gıdadan uzak durun'Kilo alımında en büyük etkenin hareketsiz yaşam olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şentürk, 'Organizmanın şişmanlığa karşı koruyucu bir önlemi yok. Elini uzattığınız her yerde kalorili gıda bulacağınız yer var. Acıkınca yemiyoruz. Masaya oturduğumuz zamana iyi yiyoruz. Beslenme ile  ilgili sorunu kilolu insanlar yapıyor. Beslenme ilgili çok çeşitli reçeteler, çok spekülatif reçetelerdir. Ekmek yemeyin, zeytinyağı yiyin, tereyağı yemeyin türü benzer spekülasyonların sonunun gelmesi mümkün değil. Günümüzde tereyağı yemek doğru değil. Çünkü günümüzde çok oturuyoruz. Yani aslında bir eski deyim var. ‘Kendinizin doktoru olun.’ Eğer acıkınca yemek yiyorsanız sıkıntı yok, fakat gözünüz doyuncaya kadar yiyorsanız sıkıntı vardır.  İnsanı algılama organları kendisini yanıltabiliyor. Doğal bir sebze ve meyve için bunu söyleyemeyiz tabi ama onun haricinde aldığınız gıda çok lezzetliyse zararlı demektir. Aldığınız gıdanın şekeri, tuzu az derseniz o sağlıklıdır. Çok lezzetli gıdadan uzak durun' şeklinde konuştu.'Ya doğal yiyeceğiz, ya hacmi küçülteceğiz'Gıdalara konulan katkı maddeleriyle ilgili de önemli bir açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Şentürk, 'Ben meyve suyu içmem, meyve yerim örneğin. Herkese her şeyin doğalını öneririm, ancak günümüz beslenme sisteminde doğal gıda alabilmek pek mümkün değil. Aldığımız birçok gıdada katkı maddesi var maalesef. Bunlardan kaçamayacağımıza göre hacmini azaltacağız. Çok fazla tüketmeyeceğiz. Örneğin her gün yarım kilo yemek zorunda değiliz. Her şeyi ölçüsüyle tükettiğiniz sürece içinde kanserojen madde bile olsa size çok fazla zararı olmaz' dedi.'Vücudumuzda kilolarca bakteri var'TGD İkinci Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Şentürk, dünyada toplumsal refah arttıkça gastrointestinal sistem hastalıkların (reflü, irritabl barsak hastalığı) da arttığını, yeme alışkanlıklarının değişmesi, artan stres, kanserojenlerle temasın çoğalmasının irritabl barsak hastalığı gibi fonksiyonel, pankreas, kolon tümörü gibi organik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığını söyledi. Prof.Dr. Şentürk, Türkiye'de, dünyada uygulanan tüm minimal endoskopik tedavilerin uygulanabilir hale geldiğini de vurguladı.Barsaklarda kilolarca bakteri bulunduğunu ifade eden Prof.Dr. Şentürk, 'Bunların sayıları ve çeşitliliği vücudumuzdaki hücrelerden kat kat fazla. Artık insan kendi hücreleri ve bağırsaklarında bulunan bakterilerle birlikte bir süper organizma olarak kabul ediliyor ve barsak bakterilerinin vücudumuz  kadar önemli olduğu kabul ediliyor. Bağırsak bakterileri çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişmesinde önemli bir faktör olduğu gibi erişkinde de, şişmanlık ve şeker hastalığı gibi metabolik olaylarda önemli bir rol oynuyor. Aynı zamanda bağırsak bakterileri, hassas barsak sendromu ve iltihabi barsak hastalıkları gelişiminde de etkili olabiliyor. Süpermarket tipi beslenme sonucunda bağırsak bakterilerinin çeşitliliğinin azalması çeşitli hastalıklara yol açabiliyor' dedi.'Karaciğer yağlanmasının temel nedeni aşırı beslenme ve egzersiz azlığı'Karaciğer dokusu içindeki yağ oranının sağlıklı koşullarda yüzde 5’ten az olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Şentürk, '9-10 kişiden birinde karaciğer yağlanmasını görüyoruz. Bu oran, yağlanmanın derecesine bağlı olarak yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Karaciğer yağlanmasının temel nedeni, çoğunlukla, aşırı beslenme ve egzersiz azlığı, seyrek olarak da yüksek derecede alkol alımı ve genetik hastalıklardır. Alınan yağlar ve şeker yakılarak tüketilmedikleri taktirde karaciğerde yağ birikmesine yol açmaktadırlar. Karaciğerde yağ birikmesinin uzun süre devam etmesi, sertleşme ve sonuçta siroz, karaciğer yetersizliği ve kansere yol açabilmektedir. Toplumda karaciğer yağlanma oranı, son zamanlarda, toplumdaki global şişmanlamanın sonucu olarak, yüzde 15’lere kadar yükselmiştir. Karaciğer yağlanması olan hastalarda, şeker hastalığı, damar sertliği, pankreas ve meme kanseri oranı, yağlanma olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir. Karaciğer yağlanması, toplumda en sık rastlanan karaciğer hastalığının ötesinde, en sık rastlanan hastalıklardan birisi haline gelmiştir. Çoğu zaman sessizdir. Bazen halsizlik, yorgunluk, ve karın sağ üst kısmında şişkinlik, dolgunluk gibi bulgular verebilir' diye konuştu.'Hepatit B ve C virüsü bulaşma yollarına dikkat' Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Örmeci ise, Hepatit B-C virüsü (HCV) dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü (yaklaşık 170 milyon kişi) hepatit B’nin 400 milyon insanı efekte ettiğini belirtti. Prof. Dr. Örmeci, 'Hastalığın en temel bulaş yolu hasta bireylerin kan ve kan ürünlerinin sağlıklı bireylere verilmesidir. Aile içi bulaş özellikle tıraş bıçaklarının, diş fırçalarının yanlışlıkla kullanımına bağlı olarak ortaya çıkar. İyi dezenfekte edilmeyen cihazların tanı veya tedavi amacıyla insanlarda kullanılması bulaşa yol açabilir. Cinsel yolla bulaş yüzde 1’in altındadır. Bağımlılık yapan ilaçların damardan veya kalçadan kullanımı, vücuda uygulanan dövmeler, eşcinsellik, berberler bulaşı kolaylaştıran faktörler olarak bilinir' ifadelerini kullandı.'Çölyak'ın teşhisi geç oluyor'İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Emrah Alper de ince bağırsakların gıdaları emen bağırsak kısımlarında vücudun kendi kendine oluşturduğu hasara bağlı olarak gıdaların yeterince emilmemesine 'Çölyak' hastalığı dendiğini belirterek, buğday, yulaf ve arpa içeren gıdaların içindeki gliadın adlı proteinin bağırsakta oluşturduğu alerji olduğunu söyledi. Doç. Dr. Alper, 'Çölyak hastalığı ileri hastaların bağırsaklarında emici yüzeylerde oluşan hasara bağlı olarak emilim kusuru oluştuğunda hastalar kansızdır, belirgin zayıftır, adetleri düzensizdir, geç adet görmeye başlamıştır, bağırsak rahatsızlık hissi mevcuttur. Ancak çölyak hastalarının çoğunda bu kadar ileri düzeyde şikayet olmadığı için teşhis konulamamakta ya da geç aşamada teşhis konulmaktadır. Uzun yıllar kansızlık çeken hastaların bir kısmında aslında çölyak hastalığı nedeniyle oluşan demir emilim eksikliğine bağlı kansızlık mevcuttur. Uzun süredir adet düzensizliği olan kadınların bir kısmında aslında çölyak hastalığı mevcuttur. Büyüme, gelişme geriliği ile beraber yaşından daha geç zamanlarda adet görmeye başlayan ya da adet göremeyen kızlarda mutlaka çölyak hastalığı da akla gelmelidir' dedi.'Buğday ve türevlerinden uzak durmalılar'Çölyak hastalarının hayatları boyunca buğday, arpa, yulaf ve bunlardan üretilen ya da bunlarla temas eden gıdalardan uzak durması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Alper, 'Eğer diyete sıkı uyarsanız şikayetleriniz 1 ayda düzelmeye başlayacaktır. Ancak diyetinizi 1 gün bile bozarsanız tekrar başa dönme riskiniz yüksektir. Ülkemizde artık çölyak hastaları için diyet ürünleri ve gıdalar mevcut. Sağlık Bakanlığı, belediyeler ve çeşitli dernekler bu konuda size gereken yardımı yapabiliyor' şeklinde konuştu.'Akşam yatmadan önce yenilen yemek reflüyü tetikler'Dr. Alper, reflüyü yemek borusunun yanması olarak tanımlayarak, şunları kaydetti: 'Hemen hemen her gün göğüs kafesinizde yanma ve ağrı hissediyorsanız, siz muhtemel reflü (mide asidinin yemek borusuna geri kaçması) hastasısınız. Muhtemelen eskiden beri benzer şikayetleriniz var ve önemsemiyorsunuz. Unutmayın ki mide asidinin yemek borusuna kaçması ve bazen de yemek borusunun alt kısımlarında hasar oluşturması olarak tanımlanan reflü hastalığı yemek borusu kanserine de neden olabiliyor. Sigara kullanmanın, fazla alkol tüketmenin, akşam yatmadan önce yemek yemenin reflüye neden olabildiğini biliyoruz. Hayat standardınızda değişiklikler yaparak, şikayetlerinizde azalma olup olmadığı anlanabilir.''Üç kişiden biri hazımsızlık çekiyor'Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Halil Bahçecioğlu da hazımsızlığı, 'Üst karın orta bölgesinde hissedilen, yemeklerden sonra oluşan ve rahatsız edici dolgunluk hissi, erken doygunluk, ağrı ve yanma hissi yakınmaların olmasıdır. 3 kişiden birinde bu yakınma var. Hazımsızlık nedeni çoğunlukla organik ve yapısal bir bozukluğa bağlı olmaz. Çoğu zaman endoskopi dahil yapılan incelemelerde çok ciddi bir patolojik bulguya rastlanmaz. Mideden beyine gelen uyarıların algılamasında ve yönetilmesinde değişiklik olması, psikososyal faktörler ve midedeki helikobakter pylori enfeksiyonu buna neden olur. Müzmin seyredebilir. Hastalığın selim karakterli olduğu hastaya ifade edilmelidir. Özellikle yağlı gıdalar, çok fazla yemek, çok çeşit yemekte yakınmaların artmasına neden olur' diye konuştu. Hazımsızlık karşısında yapılması gerekenleri ise Prof. Dr. Bahçecioğlu şöyle sıraladı:'Yağlı gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Mide asit salgısını inhibe eden ilaçlar, bazı hastalarda düşük doz antidepressan ilaçlar fayda ediyor. Hazımsızlık nadiren daha ciddi hastalıklara bağlı olabilir. İleri yaşlarda birden bire başlayıp ve devam ediyorsa, açıklanmayan kilo kaybı varsa, ilerleyici yutma güçlüğü varsa, demir eksikliğine bağlı kansızlık varsa, kusma varsa, ailede kanser öyküsü varsa mutlaka tetkik edilmelidir.''Karaciğer olimpiyatları Türkiye'de olacak'Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastoenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve 24. Asya Pasifik Karaciğer Kongresi(APASL 2015) Başkanı Prof. Dr. A. Kadir Dökmeci,  12-15 Mart 2015 tarihleri arasında İstanbul’da, HEBIPA-Hepato Bilio Pankreatoloji Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilecek kongrenin Türkiye’de bugüne kadar karaciğer hastalıkları alanında düzenlenen en büyük bilimsel etkinlik olacağını ve bir ‘olimpiyat’ niteliğinde etkinlik olduğunu kaydetti. Asya Pasifik Karaciğer Derneği’nin (APASL) 3,5 milyardan fazla insanı ilgilendirdiğini dile getiren  Prof. Dr. Dökmeci, 'APASL tarihinde ilk defa, Avrupa’ya köprü olan İstanbul gibi bir merkezde kongresinin düzenlenmesi, sadece Asya-Pasifik bölgesine değil, Avrupa, hatta Amerika kıtasına hitap eden bir etkinlik haline gelmesine imkan vermektedir. Kongre düzenleme kurulu ve bilimsel program kurulu da bu doğrultuda, her 3 kıtayı kucaklayan bir program hazırlamıştır' diye konuştu.T24
Legolu Star Wars Fragmanını Bir Milyon Kişi İzledi
Sinema tarihinin en önemli bilim kurgu serilerinden Yıldız Savaşları’nın (Star Wars) son filmi ‘Güç Uyanıyor’ un fragmanının legolu versiyonu Youtube’da 1 milyon kişi tarafından izlendi.Oyalanmak için yapmıştıSnooperKing adlı Youtube kullanıcısı, kendi ifadesiyle ‘yapacak hiçbir şeyi olmadığı’ için iki gün önce yayınlanan fragmanı lego oyuncaklarıyla yeniden canlandırdı. Fragmanın birebir canlandırıldığı videoyu bir gün içinde 1 milyondan fazla kişi izledi.Lego versiyonuyla ‘Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor’ un fragmanı şöyle:Filmin orjinal fragmanı ise şöyle:JJ Abrams’ın yönetmenliğini yaptığı filmde Harrison Ford, Carrie Fisher ve Mark Hamill gibi daha önce seride oynamış isimlerle birlikte yeni oyuncular Oscar Isaac, Adam Driver ve Daisy Ridley gibi oyuncular da rol aldı.
Reklam
"Bilim için Memeler"
‘Tette per la Scienza’ ya da bizim dilimizde 'Bilim için Memeler', duyarlı İtalyan kadınların bilimin ayağına dolanıp duran yaygın mitleri deşifre etmek için kendi memelerini deşifre ettikleri bir resimli blog.Bloğun yaratıcısı Lara Tait, 'Aklın durduğu yerde, memelerin bir şansı olabilir.' mottosuyla yola çıkmış. Fikir, memeleri gerçek olmayan ama bilime atfedilen mitlere dikkat çekmek üzere kullanmak. Bu kıvrımlı İtalyan kadınları, 'Dünya düzdür' ya da 'çocuğunuzu aşılatmak onları hasta edebilir' gibi mitlerin yanlışlığını deşifre ediyorlar.Sizin için bir kaçını tercüme edip fotoğraflarını paylaşıyoruz.
Mirzabeyoğlu: 'Uzaktan Zihin Kontrolüyle Beni Etkilemeye Çalışıyorlar'
Cezaevinde geçirdiği 15 yılın ardından temmuz ayında tahliye olan İBDA-C lideri Salih İzzet Erdiş, İstanbul'da bir konferansa katıldı.İzleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği konferansta Erdiş'in, 'Şu anda uzaktan zihin kontrolüyle beni etkilemeye çalışıyorlar, ağzımdan fevri bir söz çıkarsa bilin ki o söz benim değil' demesi dikkat çekti.Cezaevinde geçirdiği 15 yılın ardından geçtiğimiz ayında tahliye olan ve kamuoyunda ‘'Salih Mirzabeyoğlu'’ olarak tanınan İBDA-C örgütünün lideri Salih izzet Erdiş, İstanbul ’da 'Adalet Mutlak'a' adlı bir konferansta konuştu. Erdiş'in katıldığı konferansa yoğun katılım dikkat çekti.Radikal'in haberine göre, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen konferansta, yoğun ilgi nedeniyle merdivenler dahi hınca hınç doldu. Bazı vatandaşlar konferansı ayakta dinlemek zorunda kalırken, salona giremeyen çok sayıda kişi ise Erdiş'i salon dışına kurulan ekranlardan izledi.''Yaşasın kumandan Mirzabeyoğlu''''Herkes için Adalet Platformu'' ve ''Yeni Devir Hukukçular Derneği'' tarafından düzenlenen konferans öncesinde, salona asılan Erdiş ve Necip Fazıl Kısakürek'in resimleri ile 'İstikbal İslamındır' yazılı pankartlar dikkat çekti. İsminin anons edilmesiyle birlikte salondakilerin alkışları ve ''Yaşasın kumandan Mirzabeyoğlu'', ''Kumandan nerede biz oradayız'' sloganları eşliğinde sahneye gelen Erdiş, kendisini uzun süre ayakta alkışlayan salondakilere elini sallayarak karşılık verdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüMirzabeyoğlu’nun konferansını izleyenlerden biri de Cumhuriyet gazetesi yazarı Aydın Engin’di. Engin, bugünkü köşesinde toplantıya ilişkin çok ilginç detaylar aktardı. Toplantı başlamadan önce gazetecilerin “Mirzabeyoğlu’nun tanışmak ve teşekkür etmek üzere geleceği” özel bir bölüme alındığını aktaran Aydın Engin öyle devam etti: “Bir süre sonra ise Mirzabeyoğlu’nun biraz gecikeceği, çünkü şu anda, Haliç Kongre Merkezi’ndeki çalışma odasında bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmekte olduğu açıklandı. Görüşme talebinin cumhurbaşkanının isteği üzerine gerçekleştiği de bilgi olarak gazetecilere aktarıldı.” Uzaktan zihin kontrolü Aydın Engin’in aktardığına göre Mirzabeyoğlu, konuşmasının hemen başlarında, daha önce de medyaya yansımış olan şikâyetini yineledi ve “Şu anda sizlere hitap ederken telegram metoduyla beni etkilemeye çalışıyorlar. Telegram biliyorsunuz uzaktan zihin kontrolü demektir. Konuşmam sırasında ağzımdan fevri bir söz çıkarsa bilin ki o söz benim değil, zihnimi uzaktan yönetmek için saldıran telegramcıların sözüdür” dedi. Bu sözler salondan güçlü bir “yuh” protestosu ile karşılandı. Ancak salonun “Telegramcılar”a yönelttiği bu protestoyu Mirzabeyoğlu bir el hareketi ile durdurdu ve “Bana bırakın, ben onlarla mücadele ederim” dedi.3 saat konuştuTürkiye 'nin yakın tarihinde meydana gelen olaylara değinen Erdiş, konuşmasında adalet, demokrasi, islam, sosyalizm, felsefe bilim ve teknoloji gibi kavramlar üzerinde durdu. Erdiş'in, konferansta yaptığı konuşma yaklaşık 3 saat sürdü. Konuşmanın sonunda ise görevliler, salondakilerin Erdiş'in yanına yaklaşmaması için el ele tutuşarak bir koridor oluşturdu.Kamuoyunda 'Salih Mirzabeyoğlu' olarak tanınan ve ''Anayasal düzeni silah zoru ile değiştirmeye teşebbüs etmek'' suçundan idam cezasına çarptırılan ve daha sonra yapılan yasa değişikliği nedeniyle cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen İBDA/C örgütünün lideri Salih İzzet Erdiş, yeniden yargılanma talebi mahkeme tarafından kabule değer görüldüğü için hakkında tahliye kararı çıktı. Mirzabeyoğlu, 22 Temmuz'da Bolu F Tipi Cezaevi'nden tahliye edilmişti.Vatan
'Uçaklarda Neden Koridor Tarafında Oturmamalıyız' Sorusuna Bilimsel Cevap
Uçak yolculuklarının bitmeyen tartışması “Koridor tarafında oturmak mı daha iyidir, pencere tarafında mı?” konusuna Amerikalı bilim insanları açıklık getirdiler.Genelde sık sık ayağa kalkmak veya uzun bacaklarını koridora uzatmak isteyen yolcular koridor tarafını tercih ederler. Ancak Amerikalı araştırmacılar bunun çok tehlikeli olduğunu iddia ediyorlar.Tuscon’daki Arizona Üniversitesi Mikrobiyoloji bölümünden Charles Gerba, bilim bloğu “io9.com”’a yaptığı açıklamada koridor tarafının yolcular için hastalık rizikosu oluşturduğunu iddia etti. Koridor tarafında oturan yolcuların daha sık koridordan geçmekte olan diğer yolcular tarafından dokunulduğu ve daha fazla bakteri ve mikroba maruz kaldığı belirlendi. Kabindeki hava akımının yukarıdan aşağıya doğru olduğuna dikkati çeken Mikrobiyolog Gerba, temiz hava sirkülasyonun tüm kabine dağılmadığını ve böylece yolcuların yanından oturan diğer yolcunun nefesini de içine çektiğini söyledi.Uçaklardaki “Novovirüs”’ün özellikle koridor bölgesinde yayıldığına dikkati çeken uzman, örnek olarak 2008 yılında Boston’dan Los Angeles’a gitmekte olan uçakta çok sayıda yolcunun aynı anda “Novovirüs” kapmasını gösterdi. Bu yolculukta çok sayıda yolcuda kusma ve ishal belirtileri görülünce kaptan uçağı zorunlu olarak Şikago’ya indirmiş ve yolcular acilen hastanelere götürülmüştü. Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın araştırmasında da genelde koridor tarafına oturan yolcuların, hasta yolcuların dokunmasıyla bulaşıcı hastalıklara yakalandıkları saptanmıştı. Gerba, tuvaletlerdeki, koltuklardaki kol dayama yerlerinde, kemerlerde ve koltuk masalarındaki virüs ve bakterilere dikkat edilmesi gerektiğini de belirtti. DHA
Reklam
Reklam
İslam Dünyası'nın Bilim İnsanları
İslam dünyası, Moğol İstilası'na kadar bilime büyük ölçüde katkıda bulundu ve hayatı kolaylaştıracak pek çok buluş geliştirdi. Işte bunlardan bazıları;
Deniz Canlılarını İsimlendirirken Çok Hoyrat Davranıldığının 10 Bariz Kanıtı
Deniz fili, deniz atı, deniz kestanesi, deniz ineği, deniz yıldızı, deniz kaplumbağası, vs. Neden deniz canlıları isimlendirilirken onların karada yaşayan benzerlerinin başına 'deniz' kelimesi getirilerek isimlendirilir? Bu kolaycılık neden? Tamam kaplumbağayı falan anlıyorum da, deniz fili, deniz atı, deniz kestanesi falan nedir? Mesela neden hiç kara hamsisi, hava ıstakozu gibi hayvan isimleri yok? Neden deniz canlıları ikinci sınıf muamele görüyor? Bu vurdumduymazlık, bu hoyratlık düpedüz haksızlıktır. Baktın hayvan iri o zaman adı deniz fili olsun, bu mudur bilim? Bu mudur sınıflama? Gerçekten bilim insanları çok ayıp ediyorlar, buna derhal bir son versinler ve deniz canlılarına daha akıllıca isim bulsunlar. Olmuyor mu o zaman kara midyesi, ağaç istavriti gibi isimler de kullansınlar.
Uzaya Ateşlenen DNA Hayatta Kaldı
Bilim insanları, canlıların temel yapı taşı DNA'nın uzayda hayatta kalıp kalamadığını görmek için bir roketin yüzeyine DNA koyarak ateşledi. DNA, ateşleme sonrasında hayatta kaldı.Hayatın uzaydan gelip gelmediği sorusundan yola çıkarak birçok soruyu yanıtlamaya çalışan bilim insanları, bu kapsamda ilginç bir deneye imza attı. Biyomoleküllerin ve tüm organizmaların uzayda hayatta kalıp kalamayacağını merak eden araştırmacılar, yüzeyine DNA yerleştirdikleri bir roketi uzaya gönderdi. DNA'nın hayatta kalmayı başarması, Dünya'daki yaşamın uzaydan mnı geldiği yoksa gezegenimizde mi oluştuğu sorusuna yeni bilgiler sunacak.Uluslararası bir araştırma ekibinin gerçekleştirdiği deneyde, Brezilya'da üretilen VSB-30 iki aşamalı katı yakıt kullanan roket kullanıldı. Bilim insanları, 29 Mart 2011'de İsveç'in Kiruna kentindeki ESRANGE Uzay Merkezi'nde yapılan ateşmele öncesinde, roketin yüzeyine, talıma yükünü koruyan kısmın dışına ve aynı bölümün altına DNA yerleştirdi. Ateşleme toplam 780 saniye sürerken, roket 378 saniye yerçekimsiz ortamda kaldı.Biri bakterilere karşı antibiyotik sağlayan, diğeri de spesifik bir proteinin şifreleme özelliğine sahip iki geni taşıyan roket, 268 kilometre irtifaya ulaştı ve 13 dakika sonra Dünya'ya döndü. Yüzeyindeki sıcaklık ortalama 1000 dereceye ulaşan roketin yüzeyi özel bir solüsyonla temizlendikten sonra, DNA'nın halen var olduğu görüldü.Düşünüldüğünden daha dayanıklıPLOS ONE dergisinde 26 Kasım'da yayımlanan araştırmaya göre, antibiyotik özelliği sunan gen, bağışıklık sağladığı bakteriye nakledildiğinde bu özelliğini ortaya koymayı başardı. Yeşil floresan protein geni ise laboratuvar ortamında yetiştirilen insan hücrelerine aktarıldığında yeşil renk ortaya çıkardı.Sonuçlar, DNA'nın düşünüldüğünden daha dayanıklı bir molekül olduğunu gösterirken, donanımlar üzerinden temzilenmesi için özel olarak steril edilmesi gerekildiğini ortaya koydu. Bilim insanları, roketlerin DNA deneyleri için kullanılması için ideal olduğuna dikkat çekerken, atmosfden çıkış ve giriş esnasında hayatta kalabilen DNA üzerinde yeni deneyler yapılacağını belirtti.Kaynak: Al Jazeera
Bartholomeos ve Papa'dan Ortak Bildiri
Fener Rum Patriği Bartholomeos ve Papa Franciscus İstanbul'da ortak bir bildiriye imza attı. Ziyaret İtalyan basınında da geniş yer aldı. Haber kapsamında yapılan yorumda, Papa'nın Patrik önünde eğilerek kendisini ve Roma Katolik Kilisesi'ni takdis etmesini istemesinin, bunun karşılığında Patrik Bartholomeos'un da Papa'yı takkesinden öpmesinin Papa-Patrik ilişkilerinde daha önce hiç görülmediği, 'buluş' olarak nitelenen iki hareketin kiliseler arasındaki üstünlük iddialarını da alt-üst eden bir jest olduğu ifade edildi.Patrikhane'de gerçekleşen imza töreninin ardından bildiri metni basına dağıtıldı. 'Ortak niyetleri ve kaygıları teyit' amacıyla kaleme alındığı belirtilen bildiride, başta Katolik ve Ortodokslar olmak üzere bütün Hristiyanların birliğine yönelik gayretlerini yoğunlaştırma yönündeki kararlılıkları ifade edildi.Irak, Suriye ve bütün Ortadoğu'daki bugünkü durumla ilgili ortak kaygılarının altı çizilen bildiride, 'Barış ve istikrar arzumuzda, çatışmaların diyalog ve uzlaşmayla çözülmesini teşvik irademizde birlik içindeyiz' denildi.'Halkların kaderiyle ilgili sorumluluk taşıyan herkesi, acı çeken topluluklar için gayretlerini derinleştirmeye ve Hristiyanlar dahil bölgedeki toplulukların anavatanlarında kalmalarına yardım etmeye çağırıyoruz' ifadeleri kullanılan bildiride, 'Hristiyanların olmadığı bir Ortadoğu'ya razı olamayız' görüşü dile getirildi.'Pek çok biraderimiz ve hemşiremiz baskıya maruz kaldı ve evlerini terk etmeye zorlandı. İnsan hayatının değerinin de kaybolduğu görülüyor, insanlar artık önemsenmiyor ve başka çıkarlara feda edilebiliyor. Trajiktir ki bu birçokları da buna aldırmıyor' ifadeleri kullanılan bildiride, 'Ortadoğu'da acı çekenlerin ve Hristiyanların korkunç durumu sadece bizden sürekli dua beklemiyor, aynı zamanda uluslararası toplumdan da uygun bir cevap bekliyor' denildi.Hristiyan-Müslüman diyaloguHristiyanların ve Müslümanların diyalog ve işbirliğinin gereğine de işaret edilen bildiride şunlar kaydedildi:'Dünyanın bugün karşı karşıya olduğu vahim sorunlar iyi niyet taşıyan bütün insanların dayanışmasını gerektiriyor, biz de İslam ile karşılıklı saygı ve dostluğa dayanan yapıcı bir diyaloğu teşvik etmenin önemini görüyoruz. Ortak değerlerden mülhem ve halis kardeşçe duygularla güçlendirilmiş olarak, Müslümanların ve Hristiyanların adalet, barış ve her insanın onuruna ve haklarına saygı gösterilmesi için birlikte çalışması gerekir. Bu, özellikle de yüzyıllarca barışçıl bir şekilde birlikte var oldukları ama şimdi savaşın dehşetini birlikte yaşadıkları bölgelerde özellikle böyledir.'Bildiride, 'Biz Hristiyan liderler olarak bütün dini liderlere dinler arası diyaloğu sürdürme, güçlendirme, insanlar ve halklar arasında bir barış ve dayanışma kültürü inşa etmek için her türlü gayreti gösterme çağrısında bulunuyoruz' denildi.Bildiride, Ukrayna'daki duruma da değinilerek, bu ülkedeki çatışmanın taraflarına diyalog ve uluslararası hukuka saygı çağrısı yapıldı.PAPA, NİJERYA'DAKİ CAMİ SALDIRISINI KINADI'..Şiddetin her türlüsüne göz yummak Tanrı karşısında çok ağır bir günahtır'Katolik aleminin ruhani lideri Papa Francesco, Fener Rum Patrikhanesi'nde katıldığı Aziz Andreas Yortusu ayininde yaptığı konuşmada, Nijerya'nın Kano kentindeki bir camiye düzenlenen saldırıya da değindi. Kurbanlarını derin bir üzüntüyle andığını söylediği saldırıyı kınayan, bunun insanlık dışı olduğunu söyleyen Papa, “Bir halkın huzurunu bozmak ve savunmasız, zayıf insanlara karşı şiddetin her türlüsüne göz yummak Tanrı karşısında çok ağır bir günahtır' ifadelerini kullandı.BU HİÇ OLMAMIŞTI, 'BULUŞ' DEDİLERKatolik aleminin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus'un Türkiye ziyaretinin İstanbul ayağında yaptığı jestler, İtalyan basınında geniş yankı buldu.Ülkenin yüksek tirajlı gazetelerinden Corriere della Sera, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Papa Franciscus'u takkesinden öptüğü tarihi anın fotoğrafına ilk sayfadan yer vererek 'Papa'dan Patriğe tarihi eğilme' başlığını attı.Haber kapsamında yapılan yorumda, Papa'nın Patrik önünde eğilerek kendisini ve Roma Katolik Kilisesi'ni takdis etmesini istemesinin, bunun karşılığında Patrik Bartholomeos'un da Papa'yı takkesinden öpmesinin Papa-Patrik ilişkilerinde daha önce hiç görülmediği, 'buluş' olarak nitelenen iki hareketin kiliseler arasındaki üstünlük iddialarını da alt-üst eden bir jest olduğu ifade edildi.La Repubblica gazetesi de Papa'nın önce Sultanahmet Camisi'nde ayakkabısız yürüdüğüne, ardından da Patrik Bartholomeos'un önünde eğilerek takdis edilmeyi istemesiyle iki tarihi hareket yaptığını yazdı. Gazete, Papa'yı yakından tanıyan Rahip Antonio Spadaro'nun 'Sürprizdi. Bebek gibiydi. Mistik bir hassasiyetin yaşandığı an oldu' yorumuna yer verdi.İSTANBUL'U 'FETHETTİ' DENİLDİLa Stampa gazetesi de birinci sayfasında, Patrik Bartholomeos'un Papa'yı takkesinden öptüğü anının fotoğrafını kullanarak 'Franciscus'tan Patrik önünde tarihi eğilme' başlığını attı.Gazetenin iç sayfalarındaki haberde, Papa'nın jestleriyle İstanbul'un kalbini fethettiği yorumu da yapıldı.Vatikan'a yakınlığıyla bilinen Avvenire gazetesi de Papa ile Patrik arasındaki tarihi jestlere manşetinden 'Birliğin hediyesi' başlığıyla verdi.Haberde, Papa Franciscus ve Patrik Bartholomeos arasındaki dünkü jestlerin, iki kilise arasında karşılıklı aforozun yaşandığı 1054 yılındaki bölünmeden sonra 1964'te Kudüs'te dönemin Papası 6. Paulus ve Patrik Athenagoras'ın ilk kez kucaklaşmasıyla açılan birliktelik yolunda atılan bir başka adım olduğu ifadeleri yer aldı.Vatikan gazetesi olarak bilinen L'Osservatore Romano da manşetinde Papa'nın inananları radikalizme karşı bir olmaya çağıran sözüne yer vererek fotoğraf olarak Papa Franciscus'un, İstanbul Müftüsü Rahmi Yaran ile Sultanahmet Camisi'nde ayakkabısız yürürken çekilmiş fotoğraf karesine yer verdi.Milliyet
Reklam