Einstein'ın Hepimiz Gibi Sıradan Olan Yönleri
Hayat her zaman kolay değil, özellikle de bir dâhiyseniz… Mesela Albert Einstein’la ne gibi benzer özellikleriniz var dersiniz?Princeton Üniversitesi geçtiğimiz aylarda ünlü fizikçilerin çalışmalarını yayınladı. Çevrilmiş, kopyalanmış ve tarihi verilerden yola çıkılarak notlarla açıklanmış “Dijital Einstein” projesi, ünlü dâhinin ilk gençlik yıllarına da derinlemesine mercek tutuyor.
Dr. Mehmet Öz 'ün Önerileri Bilimsel Değil mi?
Ünlü Türk hekim Doktor Mehmet Öz’ün 3 milyon izleyicisi bulunan TV programında verdiği sağlık tavsiyelerinin neredeyse yarısının gerçeğe dayanmadığı öne sürüldü. Ünlü ekonomi dergisi Forbes tarafından 2013 yılında ‘Dünyanın en etkili 100 ismi’ sıralamasında 6’ncı sıraya yerleşen Türk Doktor Mehmet Öz, defalarca Emmy alan Dr. Oz Show isimli sağlık programıyla milyonların gönlünde taht kurdu. Sağlık adına tüyolar veren 50 yaşındaki hekimin, programının geçen sezondan rastgele seçilen 40 bölümünü inceleyen British Medical Journal uzmanları, Öz’ün bu programlarda 479 sağlık tavsiyesi yaptığını belirledi. Ancak bunların sadece %46’sının bilimsel dayanağı olduğu tespit edildi.  Öz kendini savunduDergi için araştırmayı yapan uzmanlar, önerilerin yüzde 15’inin ise bilimsel gerçeklerle çeliştiğini belirledi. Öz’ün ‘ Kadınlar yumurtalık kanserini yenmek istiyorsa hindiba, kırmızı soğan ve levrek tüketsin riskleri yüzde 75 azalır’ tavsiyesini yerden yere vurdu. Aynı şekilde kahve çekirdekleri bazlı zayıflama haplarının da Öz tarafından programda tavsiye edildiği, ancak daha sonra bu ürünün reklamlarının geri çekildiği vurgulandı. New Yorker dergisi ise ABD’de en çok izlenen 5 talk show programından birisi olan ‘Dr Oz Show’un başarısının altında yatan sebepleri analiz etti.Eski mantıkDoktor Eric Rose, “Sıkıcı sağlık programlarından ayrışarak eğlenceli bir program yöneten ve şovmen haline gelen Öz’ün, tuhaf fikirlerle geldiğini görüyoruz” dedi. Doktor Öz ise, kendisini ezber bozan bir ikon olarak gördüğünü belirterek “Çoğu ilaç eski mantığa dayalı. İnsanları hasta olmaya ikna etmek istemiyorum. Programda sunduğum çözümler bu konudaki tek çözümler değil, ve söz konusu ilaçlar da tek geçerli ilaçlar değil” dedi. Tıp camiasınca başarılı bir ‘pazarlamacı’ olarak görülen Öz, New Yorker dergisine verdiği röportajda “Kanser bizim için Angelina Jolie gibi. Her gün bu hastalıktan bahsedebiliriz” demişti.‘Aileme de bunları tavsiye ediyorum’Bilimsel otoritelerce faydası kanıtlanmayan ancak Dr Öz’ün programında defalarca ‘mucize’ ve ‘sihirli’ kelimeleriyle promosyonunu yaptığı ‘yeşil kahve çekirdeği ’ diyet ürünü sebebiyle haziran ayında ABD Senatosu Alt Komisyonu karşısında ifade vermişti. Senatör Claire McCaskill’in “Bütün bilim topluluğu sizin mucize dediğiniz bu ürünlerin yararlığından şüpheli. Satın alınabilir bir ürüne mucizevi dediğinizde bu insanları boş yere umutlandırıyor. Bunu neden yapmanız gerektiğini anlamıyorum“ sözleri karşısında “Ben bu ürünlerin işe yaradığına inanıyorum, hepsini tutkuyla inceliyorum ve araştırıyorum. Bahsettiğim bir sürü maddenin etkilerinin bilimsel olarak kanıtlayamadığımın farkındayım, fakat bu tavsiyeleri aileme verdiğim gibi seyircilere de veriyorum” savunmasını yapmıştı.Kaynak : Medikal Akademi ve Gerçek Bilim
Konut Fiyat Artışları'nda Balon Oluşturma
Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO)'nun Gayrimenkul ve Konut Sektörüne Bakış adlı raporunda, ülke genelinde yaşanan konut fiyat artışlarının balon oluşturmaktan uzak olduğu, artışın özel durumlardan kaynaklandığı vurgulandı. Türkiye ekonomisinin olası dış dalgalanmalardan kendisini korumak için 2013'ten itibaren önlemler almaya başladığı hatırlatılan raporda, bu önlemlerle cari açık ve döviz kırılganlığının aşılmaya çalışıldığı aktarıldı. Zamanında alınan önlemlerin Varlık fiyatları, özellikle de konut üzerine pozitif etkileri olduğu dile getirilen raporda, 2014 yılının son çeyreğinde küresel ekonomide emtia fiyatları ile ilgili önemli gelişmelerin yaşandığı, ana Enerji ve üretim girdisi olan petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert gerilemelerin görüldüğünün altı çizildi.Emlak Konut GYO uyarıda bulunduRaporda, Türkiye ekonomisinin bu fiyat düşüşünden yaklaşık 5 milyar dolarlık bir fon kazandığı vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: Ancak emtia fiyatlarındaki bu düşüşün uluslararası fon hareketleri ile Varlık fiyatlarına negatif etkileri olabileceği unutulmamalıdır. Varlık fiyatları ekonominin en çok tartışılan konularından olmuştur. Bir pozitif Bilim teorisi gibi tek bir çözümü de bulunmamaktadır. Her varlık için her zaman geçerli bir teorik fiyat bulunması da mümkün olmamaktadır. Konut fiyatlarındaki gelişmeler de buna en güzel örneklerden birisidir.Yılda 600 bin konut gerekliTürk konut piyasasında balon olmadığı, son verilere göre fiyat artışının makul bir eğilimde devam ettiği ve hesaplamalarda balonlaşma ihtimali olan tek bir yöreye rastlandığı aktarılan Emlak Konut GYO'nun raporunda şunlar kaydedildi: Söz konusu olan Gaziantep, Kilis ve Adıyaman yöremizde de fiyat artışları reel anlamda yüzde 53,9'luk bir düzeydedir. Gaziantep, Kilis ve Adıyaman bölgesindeki fiyat artışının temel nedeni ise Suriye ve Irak gibi ülkelerden gelen göçmenlerin yoğun talebi olarak gösterilebilir. Dolayısıyla fiyat atışı özel bir durumdan kaynaklanmakta olup, bölgeseldir. Öte yandan reel olarak konut fiyatlarının azaldığı bölgelerimiz de mevcuttur. Örneğin ocak 2010 - kasım 2014 arası Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu ve Trabzon bölgesinde fiyatlar ortalama yüzde 3,93 gerilemiştir. Benzer bir durum Van, Bitlis ve Hakkari bölgesi için de geçerli olup, fiyatlar bu yöremizde ise yüzde 5,02 gerilemiştir. Fiyatın düşmesine neden olan faktörler ise demografik etmenler, göç, yabancı Yatırım azlığı ve gelir etkisi gibi ifade edilebilir. Raporda, Türkiye'de konut arzı ile talebin yavaş yavaş daha stabil bir hal almaya başlandığı, yıllık ortalama 1 milyon konutun el değiştirdiği ve 600 bin konut ihtiyacının da sürdüğü belirtildi.Orta ve alt gelir grubunun ihtiyacı sürüyorRaporda, Türk konut sektöründe orta ve orta alt gelir grubuna ait konut ihtiyacının yoğun olarak sürdüğü bildirildi. Orta üst ve lüks segmentte ise talebin orta alt segmente göre biraz yavaşladığının söylenebileceği aktarılan raporda, Türk İnşaat ve konut sektörünün büyüyen Türkiye'nin lokomotif sektörlerinden biri olmaya devam edeceği dile getirildi. Ekonomik gelişmeler göz önüne alındığında ve dünya ile kıyaslandığında sektörün daha çok potansiyel içerdiğinin görüleceği bildirilen raporda, şu ifadelere de yer verildi: Ancak fiyatlar konusunda zaman zaman yaşanabilecek dalgalanmalar, 'çöküş' veya 'balon' olarak adlandırılmamalıdır. Hangi tip varlık olursa olsun ne daima fiyatı artacak ne de daima düşecektir. Gerek ülkemiz ile ilgili gerekse sektörle ilgili istikrar ve Dinamik Yapı devam ettikçe orta vadede eğilim büyüme yolunda olacaktır. 2013 yılı sonu ile başlayan konut talebi zayıflığı (Faiz, kur artışı, seçimler ve dış değişimlerden kaynaklı) bir önceki raporda da öngörüldüğü gibi, 2014 ağustos ayından itibaren yerini oldukça güçlü bir talebe bırakarak 2013 yılı toplamını yakalayacak bir trend oluşturdu. Ocak-kasım 2014 arası Türkiye'de günde 3 binin üzerinde, saatte 130, dakikada ise 2'in üzerinde konut el değiştirdi.Türkiye en risksiz ülkeDeutsche Bank mayıs 2014'de, küresel konut fiyatlarını ve bunlarla ilgili trendleri incelediği Emlak Konut GYO'nun raporunda, Tük konut sektöründe balon olup olmadığına yönelik olarak; incelenen ülkelerde kişi başına düşen oda sayısı baz alınarak yapılan değerlendirmede Kanada kişi başına düşen 2,6 oda sayısı ile en faza balon riski barındıran ülke konumundayken, Türkiye kişi başına düşen 0,8 oda ile 'en risksiz ülke' olarak görülmektedir denildi.
Akıllı Telefonlar Uyku Düzenini Bozuyor
Norveç'te yapılan araştırma, yatağa cep telefonuyla giren gençlerin düzenli uyku uyuyamadığını ortaya koydu. Uykuyu kaçıran ana etken ise LED ekrandan yayılan ışınlar olarak belirtildi.Norveç'te yaşları 16 ile 19 arasında değişen 9 bin 846 genç üzerinde yapılan araştırma, uyumak yerine akıllı telefonla zaman geçirmenin sağlığı olumsuz etkilediğini gösterdi.BMJ Open dergisinde yayımlanan araştırmada, ankete katılan gençler uyuma düzenlerini ve gece yatmadan önce ne yaptıklarına ilişkin soruları yanıtladı. Sonuçlar, gençlerin mobil cihazları kullanma sıklığı arttıkça, uyku sorunun da kadar arttığına işaret etti.Araştırmada, gençlerin tümünün yatağa gitmeden önce en az bir elektronik cihazla vakit harcadığı ve bu durumun uykuya geçiş süresini kısalttığı belirtti. Dahası, ağırlıklı olarak sosyal medya kullandıkları için uyku saatinde akıllı telefonlarını elinden bırakmayan gençlerin uyku süresinin azaldığı ifade edildi.Uyku vaktinde sosyal medya kullanımı yetersiz uykuya neden olurken, LED ekranlardan yayılan ışınların da uyku hormonu melatonin salgılanmasını azalttığı belirtildi. Işığa duyarlı hücrelerle bağlantılı hormonun azalması, uykuya geçiş süresini de doğrudan etkiliyor.Elektromanyetik radyasyon tehdidiMobil cihazların neden olduğu uyku sorununu aşmak için son zamanlarda ekran parlaklığını güneşin hareketine göre belirleyen uygulamalar belirdi. Araştırmacılar ise bu tür uygulamaların uyku sorununa çözüm olamayacağı görüşünde.Mashable sitesinde yer alan habere göre uyku sorununun bir nedeni de elektromanyetik rasyasyon olabilir. Dahası, ekrana bakmak için çok fazla eğik durma pozisyonuna girmek baş ve kas ağrılarına neden oluyor.Bilim insanları, mobil cihazların uyku sorunu ile arasındaki bağlantıyı açıklamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtirken, yatmadan önce kitap okunmasını tavsiye ediyor. Basılı kitabın yanı sıra, ekranları okuma için özel tasarlanan e-kitap okuyucuların sağlığa zarar vermediği ve uykuya daha rahat geçiş sağladığı belirtildi.Mobil cihaz bağımlılığı hakkında geçtiğimiz yıl yapılan bir diğer araştırmada, yolda yürürken mesaj yazanların kendilerini riske attıkları gibi sağlıklarını bozabileceği ifade edilmişti.Mashable, Al Jazeera Turk
2 Milyar Yıldır Evrime Direnen Organizma
Uluslararası bir araştırma ekibi tarafından keşfedilen derin denizlere özgü bir mikro-organizmanın 2 milyar yıldır evrim geçirmediği tespit edildi. Araştırmacılar, elde edilen bulgunun aksine mikro-organizmanın evrim teorisini desteklediğini belirtti.Batı Avustralya'nın açıklarındaki kayalardan elde edilen numunelerde gözlemlenen sülfür bakterilerinin, en az 1.8 milyar yıldır evrim geçirmediği ortaya çıkarıldı. Gözle görülemeyen mikro-organizmaları en son teknoloji mikroskoplarla inceleyen bilim insanları, 2.3 milyar yıl öncesine uzanan bakterilerin Şili kıyılarında yaşayan modern sülfür bakterileriyle tamamen aynı olduğunu tespit etti.Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmaya yer alan William Schopf, 'Dünya'nın yaşının neredeyse yarısına denk gelen sürede bir canlının evrim geçirmemesi inanılmaz' ifadesini kullandı. Araştırmacılar, buna rağmen evrim karşıtı mikro-organizmanın Charles Darwin tarafından öne sürülen evrim teorisini desteklediğini belirtti.Schopf, 'Biyolojinin kuralı fiziksel ve biyolojik ortam değişmeden evrimi öngörmez. Bu da Darwin'in teorisiyle uyuşuyor' ifadesini kullandı. University of California Los Angeles'da profesör olan Schopf, sülfür bakterisinin değişim göstermediği ortamın 3 milyar yıldır aynı olduğuna dikkat çekti.Schopf, 'incelenen mikro-organizmaların oldukça basit ve değişmeyen fiziksel ile biyolojik ortama adapte olduklarını' belirtirken, 'evrim geçirmiş olmaları halinde Darwin'in teorisiyle çelişeceklerini' ifade etti.Oksijen seviyesini artırdılarScienceDaily sitesinde yer alan habere göre, bilim insanlarının sülfür bakterilerini elde ettiği antik kayaların, 2.2 ile 2.4 milyar yıl önce atmosferdeki oksijen oranını belirgin ölçüde artırdığına inanılıyor.Bilimde 'Büyük Oksidasyon Olayı' olarak da bilinen süreçte, çamurlu deniz suyunda yaşayan bakterilerin hayatta kalması için gerekli olan sülfat ve nitratın da arttığı tahmin ediliyor.Milyarlarca yıl önce besin kaynaklarının artmasıyla çoğalan antik mikro-organizmalar, dünyanın diğer ucunda yaşayan modern versiyonlarıyla halen aynı özellikleri saklıyor.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Galaksimizdeki İlk Gezegenler Bulundu
NASA, Güneş Sistemi'nden çok daha yaşlı olan, yeni bir yıldız sistemi keşfettiğini duyurdu!Astrophysical Journal'ın son sayısında yer alan, Avrupa, Avustralya ve ABD'li bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma ekibinin NASA ile birlikte gerçekleştirdiği açıklamada, galaksimizde yer alan ve neredeyse evrenin kendisi kadar yaşlı olabilecek bir yıldız sistemi (bizim Güneş Sistemimiz'e benzer bir sistem) keşfedildiği belirtildi. 11.6 milyar yaşında olduğu tahmin edilen bu sistem, 13.8 milyar yaşında olduğunu tahmin ettiğimiz evrenimizde yer alan ve dünyasal boyutlara sahip gezegenleri barındıran, bilinen en yaşlı sistem olarak karşımıza çıkıyor.Kepler-444 olarak adlandırılan ve Lyre Constellation'da yer alan bu sistem, 4 yıllık bir süredir Kepler aracı tarafından incelenmekteydi. Sistemde, Merkür ile Venüs arasında boyutlara sahip beş gezegen keşfedildi. Bu gezegenler, yıldızlarının çevresinde 10 günden kısa bir süre içerisinde tamamlanan bir yörünge ile dolaşmaktalar ve yıldızlarından, Dünya'nın Güneş'e uzaklığının 1/10'u gibi bir uzaklıkta bulunmaktalar.Kepler araştırma uydusu, NASA'nın en başarılı çabalarından biri olarak görülüyor ve 2006 yılında fırlatılmasından bu yana, uzak yıldız sistemlerinde bulunan, yüzlerce yaşam ihtimali bulunan gezegenin keşfinden sorumlu...Chip
Kadıköy Kent Dayanışması: 'Moda Sahiline Dolgu ile Yat Limanı Yapılacak'
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından geçen yıl iki etap şeklinde düşünülen Kadıköy Meydan Projesi'ne 3. etap eklenerek Moda sahili'nin olduğu bölgeye de 'dolgu alan' yapılacağı açıklandı.İBB Başkanı Kadir Topbaş tarafından geçen yıl Mart ayında açıklanan proje, 230 bin metrekarelik bir alan üzerinde yapılacaktı. Yeni Kadıköy Meydanı çalışması; Kadıköy Sahili, Metro İstasyonu, Haldun Taner Tiyatrosu, Vapur İskeleleri, Rıhtım Caddesi ve Haydarpaşa arasındaki 60 bin metrekarelik yayalaştırılmış alanı kapsıyordu.BirGün'den Nazlı Avşaroğlu'na konuşan Kadıköy Kent Dayanışması, projenin bu alanla sınırlı kalmadığını ve 3 etaba çevrildiğini belirterek şunları söyledi:
Reklam
''Yapay Zekanın Bugünü ve Yarını'' Konulu Röportaj
6 Ocak 2015 tarihinde Evrim Ağacı olarak yayınladığımız 'Sadece YouTube Videoları İzleyerek Yemek Yapmayı Öğrenen Robot!' başlıklı haberimiz üzerine T24 Bağımsız İnternet Gazetesi'nden Işıl Öz, Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusu olan, ABD'de evrimsel robotik ve yapay zeka alanlarında doktorasını yapmakta olan Çağrı Mert Bakırcı ile yapay zekanın bugünü ve geleceği konusunda bir röportaj yapmak istedi. Biz de memnuniyetle kabul ettik ve ortaya eğlenceli ve öğretici olduğunu düşündüğümüz bir röportaj çıktı. Umarız faydalı olacaktır. Bu noktadan sonra, T24 gazetesinin yayını alıntılıyoruz:
-195 Derecede Donmamak “Leidenfrost Etkisi”
195 derece ile vücudumuzun herhangi bir noktası temas etmesi halinde karşılaşacağımız tablo kuvvetle muhtemel, temasın gerçekleştiği noktanın donarak, birkaç saniye içerisinde kemikten kırılıp tuzla buz olması olacaktır. Bunu sıvı azota elinizi sokarak deneyebilirsiniz Ancak aşağıdaki videoda sıvı azota elini sokup çıkaran ve hiçbir zarar görmeyen bir adam var, yukarıdaki söylediğimle ters düşen bir durum. Bunun sebebini açıklamadan önce Azot hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Azot -195.79 santigrat derecede kaynamaya başlar bu diğer bir deyişle sıvı azottur. Eğer bir cismi sıvı azotun içerisine atarsanız saniyeler içersinde donar. Peki bu adam elini sıvı azota sokup çıkarmasına rağmen neden bir zarar görmüyor?
Öğrendiğiniz Herşeyi Kolayca Hatırlayabilmek İçin Uygulamanız Gereken 4 Strateji
Eğer bir şey öğrenmek istiyorsanız, bilmeniz gereken iki şey var: Biri öğrendiğiniz konu, diğeri ise ''öğrenmenin'' nasıl işlediğidir. Maalesef eğitim sistemimiz bunu atlamakta. Bu çok iyi bir durum değil ve  geleceğin başarılı insanlarının yeteneklerinin ortaya çıkmasını engellemek demek. ''Aileler ve eğitimciler, öğrenmenin ilk aşamasının açığa çıkarılmasında oldukça başarılı.'' diyen yazar Annie Murphy Paul ayrıca, '' isimler, tarihler, numaralar ve olaylar gibi somut kavramlarda rahatça konuşabiliyoruz. Fakat öğrenmenin bilişötesi özelliğini içeren, öğrenmenin kendisi olan kısım dahat çok kaybolan kısım oluyor.'' Yapılan yeni bir araştırmaya göre, daha az başarılı öğrencilerin, insanların daha iyi öğrenmesini sağlayan kavramsal stratejileri anlamakta önemli eksiklikleri olduğu ortaya çıkmış. Paul'a göre bunun sebeplerinden biri, öğrencilerin öğrenme olgusunun nasıl işlediğini bilmemesiymiş. Psikologlara göre öğrendiğimiz şeyler teori, ilim ve önsezinin karışımı. İşte sizin için hazırladığımız faydalı 4 öğrenme taktiği.
Reklam
İngiltere 3 Ebeveynli Bebek Teknolojisini Oyluyor
İngiltere parlamentosu bugün üç kişiden alınan DNA ile anneden bebeğe geçen ölümcül genetik hastalıkları önleyebilecek şekilde tüp bebek imkanı sağlanması için oylama yapıyor.Kiliseden tepki çeken ve etik tartışması başlatan bu teknolojiyle ölümcül sonuçları olan mitokondriya hastalıklarına çare bulunabileceği söyleniyor.Meclis yasayı kabul ederse, İngiltere 3 DNA'lı bebekleri onaylayan ilk ülke olacak ve bu bebekler önümüzdeki yıl doğabilecek.Mitokondriya bozukluklarında, beyin hasarı, kas atrofisi, kalp yetmezliği ve körlük oluşabiliyor ve bu bozukluklar sadece anneden bebeğe geçiyor. Mitokondriya neredeyse her hücrede bulunan ve gıdayı enerjiye çeviren küçük bir yapı.Mitokondria içindeki DNA, dış görünüş gibi özellikleri belirlemiyor.Newcastle'da geliştirilen teknoloji, tüp bebek yöntemi ile anne ve babadan alınan DNA'yı başka bir kadından alınan sağlıklı mitokondriya ile birleştiriyor.Bu şekilde doğan bebeklerin yüzde 0,1'lik DNA'sı donörden geliyor ve bu değişiklik diğer nesillere aktarılan kalıcı bir değişiklik oluyor.Parlamentoda bugün TSİ 17'de başlaması beklenen 45 dakikalık bir oturum olacak.Uygulamaya karşı çıkanlardan bir kısmı, bu tekniğin ileride çocuklardaki başka genetik modifikasyonların önünü açacağını öne sürüyor.Uygulamanın yeterince güvenli olmadığını düşünen bilim insanları da var.Teyzesini mitokondriya hasarından kaybeden Rachel Kean ise, 'evet' oyunun 'en zalim ve en yıkıcı bazı hastalıkları sadece gelecek nesiller için değil daha da ilerideki nesiller için de önleyeceğini' söylüyor.Kean uygulama ile genetiği değiştirilmiş tasarım bebeklerin önünün açılacağı endişesi ile ilgili de çok fazla yanlış bilgi olduğunu söylüyor.'Çekirdek DNA'yı değiştirmekten bahsetmiyoruz, özel olarak hastalıkları önlemek için yapılıyor' diyor.BBC Türkçe
Meclis'e ‘Bekâr Erkeğe Cinsel İhtiyaç Ödeneği Verilsin’ Dilekçesi
Avukat Yavuz Balkan, TBMM’ye dilekçe vererek kadına yönelik şiddetin ve cinsel saldırıların önlenebilmesi için bekâr erkeklere cinsel ihtiyaçlarını karşılamak üzere ödenek ayrılmasını istedi. Balkan, haftalık en fazla 75 TL verilmesini önerdi.HaberTürk'ten Saliha Çolak'ın haberine göre; TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvuruda bulunan Avukat Yavuz Balkan, kadına yönelik şiddetin ve cinsel saldırıların önlenebilmesi için bekâr erkeklere cinsel ihtiyaçlarını karşılamak üzere ödenek ayrılmasını istedi. Balkan, haftalık en fazla 75 TL ödenek ayrılmasını önerdi.TBMM Dilekçe Komisyonu, dilekçeyi inceledi.Komusyon, bu tür ‘yasal düzenleme’ alanına giren bir konuda, komisyonun yapacağı herhangi bir işlemin olmadığını belirterek, dilekçeyi milletvekillerinin dikkatine sundu. HaberTürk, dilekçenin sahibi 25 yıllık avukat Yavuz Balkan’a ulaştı. Balkan’ın görüşleri şöyle:“Benim bu zamana kadarki gözlemlerime göre kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin yüzde 80’i toplumda erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının giderilmemesinden kaynaklanıyor. Yüzde 10’u da kocaların evden uzaklaştırılması kararından kaynaklanıyor. Kocalar evden uzaklaştırma kararını kendilerine yediremiyor. Artık bunlara tırnak içinde ‘erkek’ demek gerekiyor. Erkekliklerine yediremiyorlar.Âşık Veysel’in ‘Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa’ sözüne bakın. Yani, insanları âşık eden, hormonları. İnsanoğlunu kadın olsun, erkek olsun, tabiri caiz ise ‘çıldırtan’ hormonal faaliyetleri. Bir noktada bu hormonlardan kaynaklı ihtiyaçların giderilmesi gerekiyor. Bu ihtiyaç giderilmezse bu durumda ya kadına tecavüz ediyor ya elle sarkıntılık ediyor ya katlediyor.”TBMM Dilekçe Komisyonu’na başvuruda bulunan Avukat Yavuz Balkan, “Erkekler cinsel ihtiyaçlarını karşılayabilse kadın cinayetlerinin yüzde 99’u önlenir. Bu konuda iddialıyım” dedi.‘Seksoloji ana bilim dalı kurulmalı’Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Adana Şube Başkanı Uzman Doktor Taner Canatar: Bekâr erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanması için ödenek ayrılması, kadına yönelik cinsel şiddet sorununu çözmez. Toplumda cinsel eğitim eksikliği var. Sorunlar bundan kaynaklanıyor. Cinsel eğitim eksikliğinin giderilmesi gerekir. Anaokulundan başlayarak eğitim verilmeli. Daha sonra da ergenlik dönemi, sonrasında evlilik öncesi eğitim, anne-baba eğitimi. Üniversitelerde de seksoloji ana bilim dalı kurulmalı. Bunları yapabilirsek ödenek ayırmaya gerek kalmaz. Cinsellik toplumda yasaklı ve tabu olduğu için bastırılıyor. Ben tıp fakültesini bitirdim, 31 yaşıma gelene kadar cinsel eğitimle karşılaşmadım. Cinsellikle seks farklıdır. Cinsellik, duygusal paylaşımı da içerir. Doğuştan gelen özelliktir. İnsanın kendini özgürce yaşamasıdır. Kadının kadınlığını, erkeğin erkekliğini yaşamasıdır. Cinselliğin bastırılması, sindirilmesi insanların kendini ifade edememesi sorunlara neden oluyor. Kısaca, güneş balçıkla sıvanamaz. Ödenekle olmaz, temellerine inmek lazım.‘Saygı duymayı öğrenecek’Cinsellik Uzmanı Doktor Haydar Dümen: Bu olayın nedenleri çok derin. Erkeklere kadın bulunmasıyla çözülecek bir sorun değil. Öncelikle töre var. Dini inançlardan kaynaklanan töreler var. Namusun kanla temizlenmesi gibi töreler var. Konunun duygusal boyutu var. Kişiler sorunlarını çözemeyince bir noktada irade bitiyor, gözü dönüyor. Yani sorun kadın temin edilerek bitmez. Eğitim çok önemli. Birbirlerine saygı duymayı, birbirlerinin insan olduğunu öğrenecekler.‘Evli erkek de yapıyor’AK Parti Ağrı Milletvekili, TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu Kâtip Üyesi Mehmet Kerim Yıldız: Hükümetin evliliği teşvik eden uygulamaları var. Ancak şiddet sadece bekâr erkekten gelmiyor, evli erkeklerden de geliyor. Bekârlara ödenek vermek çare olmaz. Buna bir temel insan hakkı olarak bakmak gerekir. Aileyi korumaya yönelik çok sayıda yasal düzenleme yapıldı. Bunların sonuç vermesi için eğitim ve zihinsel dönüşümün gerçekleşmesi gerekiyor.‘Fiziksel bakmak doğru değil’CHP Balıkesir Milletvekili TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ve Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu Üyesi, Ayşe Nedret Akova: Bu sorunun sosyolojik, ekonomik nedenleri de var. Sadece erkeğin cinsel ihtiyaçlarının giderilememesinden kaynaklanan bir sorunla karşı karşıya değiliz. Sorunun tüm boyutlarıyla ele alınması lazım ki çözümünde etkili yöntemler geliştirilebilsin. O nedenle fiziksel ihtiyaç noktasında bakmak yeterli olmayacaktır.
Reklam
Europa'da Olası Yaşam
Jüpiter'in uydusu Europa'nın buz kabuğu altındaki okyanusta olası bir yaşam nasıl mümkün olabilir?Görselde, gel-gitler yoluyla okyanusun yükselip yüzeye taştığı çatlakların böylesi bir yaşamı nasıl etkileyebileceği gösterilmiş. Europa'nın yüzeyi bu çatlaklarla doludur ve çoğunun boyu onlarca, yüzlerce kilometreyi aşabilir: Kuyruklu yıldızlar ve meteorlar yoluyla yüzeye yağan madde, bu çatlaklardan okyanusa sızabilir. Sızıntının olduğu bölgeler aynı zamanda güneş ışığı da alabileceğinden, fotosentez yapan bitkiler bu maddeleri besin olarak değerlendirebilirler. Daha derinlerde yer alan sıcak okyanusta yaşayan canlılar ise, yükselen gel-git yoluyla çatlakların üst kısımlarına ulaşıp, bu bitkilerden faydalanabilir. Böylelikle hayatın devamı için bir besin zinciri oluşabilir.
Google'dan Kanseri 'Bitirecek' Bileklik
Arama motoru olmaktan öte geliştirdiği pek çok teknolojiyle dikkat çeken internet devi Google, kanser teşhisi koyabilecek akıllı hapın ardından bu kez de kanser, kalp krizi gibi rahatsızlıklara teşhis koyabilen bileklik üretiyor.California’da Google X laboratuvarlarında yürütülen çalışmanın henüz erken aşamada olduğu ve araştırma esnasında yapay insan derisinin kullanıldığı açıklandı.İnsan koluna en yakın bir yapay deri ve kol üretilmesinin nedeni ise, şirketin deneylerde doğruluk payını artırmak istemesi olarak açıklandı. Erken teşhisin hayati derecede önemli olduğu kanser ve kalp krizi gibi rahatsızlıkların, Google’ın ürettiği bileklik ile erken teşhis edilecebileceği umuluyor. Çalışmayı yürüten bilim insanı Andrew Conrad, bilekliğin nanopartiküller yardımıyla vücutta hastalık taraması yapacağını ve erken teşhis imkanı sağlayabileceğini öne sürdü.Google’ın nanoteknoloji içeren ve yutulduktan sonra giyilebilir bir cihaz ile birlikte çalışarak vücutta bulunan kanserli hücreleri tespit edebilen bir hap geliştirmekte olduğu da biliniyor.T24
Reklam
Bir İngiliz'e "Aslında Sizi Krallık Yönetiyor" Dediğinizde Alacağınız 19 Yanıt
'Feodal Avrupa, Ortaçağ’ın yoksul, baskıcı, bilim aleyhtarı cehalet döneminden hemen sonra, nasıl oldu da; demokrasi devrimleri ile endüstri devrimini gerçekleştirerek gelişti?' sorusuna verilebilecek yanıtların birçoğu İngiliz tarihinde aranmalıdır.Günümüzde Kral veya Kraliçenin sadece sembolik bir değeri olduğu İngiltere, bakalım bugünlere gelene kadar hangi süreçlerden geçmiş..
TÜBİTAK'taki Sahte Diplomalı Damat 2 Yılda 423 Bin TL Almış
YASADIŞI dinlemeler soruşturmasında ‘Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık’ suçlamasıyla tutuklanan, eski Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün kardeşinin damadı Kamu Sertifikasyon Yöneticisi Hasan Başaran’ın TÜBİTAK’taki 2 yıllık görev süresi boyunca kurumdan 423 bin lira aldığı bildirildi.Askerlik şubesi de Başaran’dan sahte diploma ile kısa dönem askerlik yapması konusunda savunma istedi.HARCAMALARI DA İNCELEMEDETÜBİTAK’taki Cemaat yapılanması iddialarıyla ilgili sürdürülen soruşturmada Başaran, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği ve yüksek lisans diplomalarının sahte olduğunun anlaşılması üzerine 16 Ocak 2014’de tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Soruşturmayı yürüten Savcı Serdar Coşkun, Başaran’ın sahte diplomasını kullanarak kendisine ne kadar ödeme yapıldığını TÜBİTAK’a sormuştu. Hürriyet'ten Mesut Hasan Benli'nin haberine göre TÜBİTAK, savcılığa gönderdiği yanıtta Başaran’a görev yaptığı 2 yıllık süre boyunca yaklaşık 423 bin TL ödeme yapıldığını bildirdi. Savcılık kaynakları, Başaran’ın yaklaşık 7 yıl Kocaeli Belediyesi’nin şirketi KENT KONT’ta müdürlük yaptığı döneme ilişkin ücret bilgilerinin de gelmesi ile kendisine devlet tarafından yapılan ödeme miktarının artacağına dikkat çekti. Savcılığın, MASAK aracılığıyla, Başaran’ın aldığı paraları nerelere harcadığını da incelettiği öğrenildi.
Kuito Krizi: 'Gemideki Radyoaktivite Normalden 5 Kat Küksek'
ANGOLA açıklarında uzun yıllar ham petrol işleyen ve görev süresini tamamlanmasının ardından söküm için İzmir'in Aliağa İlçesi'ne getirilmekte olan 'Kuito' adlı gemide radyoaktif atık yüklü olduğunu ileri süren TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri önünde basın açıklaması yaptı. Geminin İzmir'de karaya çıkması durumunda Angola'ya gönderilmesinin çok zor olduğuna değinen Bozoğlu, açıkta bekletilip ilgili yetkililer tarafından incelemelerin yapılması gerektiğini, tehlikeli bir durumda da gönderilmesini savundu.TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, odanın İzmir Şubesi Başkanı Helil İnay Kınay ve oda yetkilileri, Angola'dan söküm için İzmir'in Aliağa İlçesi'ne getirilmekte olan ve radyoaktif atık yüklü olduğu ileri sürülen 'Kuito' adlı gemiyle ilgili Aliağa Gemi Geri Dönüşüm Tesisi önünde basın açıklaması yaptı. 'Uranüs' adlı römorkör tarafından çekilen gemide, tehlikeli atıkla radyoaktiviteye dair ciddi bulgular olduğunu savunan Bozoğlu, gemideki radyoaktivitenin normalden 5 kat yüksek olduğunu belirtti.“DAHA DETAYLI İNCELEME YAPILMALI'Bazı çevrecilerin de destek verdiği Bozoğlu, “Angola'da rafineri görevi yapan bir gemi şu anda Türkiye'ye geliyor. Gemi 2-3 gün boyunca Girit Adası çevresinde 8 çizen bir rotada bekledi. Bu lodos veya başka konular nedeniyle olabilir. Dün akşam saatlerinde 'Kuito' adlı gemi tekrar Türkiye'ye doğru yola çıktı. Bu gemi içinde tehlikeli atıkların, asbestin olduğunu ve radyoaktivitesinin çok yüksek olduğuna dair raporlar var elimizde. Texcom adlı firma tarafından hazırlanan raporun içinde, sınır değeri ve doğal olan radyoaktiften 5 kat yüksek radyoaktivitenin olduğu tespit edilmiş durumda. Ayrıca daha detaylı inceleme yapılması gerektiği vurgulanmış. Bunun yanında, rafineri görevi gören gemilerde, doğal radyoaktivitenin yüksek olacağının net bir şekilde vurgulandığını biliyoruz' diye konuştu.2 MİLYON METRE BORU SİSTEMİYıllardır ham petrolün işlendiği gemide tahminlerine göre yaklaşık 2 milyon metre uzunluğunda boru hattı olduğunu ve bu boruların içinin de petrol atığıyla kaplı olduğunu dile getiren Bozoğlu, “Bu geminin 1979 yılında denize çıktığını biliyoruz. Yıllardır petrolü işleyen geminin içinde, tahminimize göre 2 milyon metre uzunluğunda boru sistemi olduğunu ve bunun içinde de petrol atıklarının olduğunu biliyoruz. Bu bilgiler ışığında biz daha önce yetkililerden bu konuda önlem almalarıyla ilgili uyarıda bulunmuştuk. Ancak şu ana kadar ilgili kurumlardan hiçbir açıklama yapılmadı. Biraz önce Aliağa'da Liman Başkanlığı'nı ziyaret ettik ve bilgi almaya çalıştık. Fakat kendilerinde de geminin detaylarına, içinde ne olduğuna dair bilgilerinin bulunmadığını, geminin buraya gelmesinin ardından inceleme yapılacağını ifade ettiler. Bu, Türkiye'nin en büyük problemidir. Türkiye'nin havasını, suyunu, toprağını risk altına alan bir geminin Türkiye'ye yanaşmasına dair, yöneticisinin, bakanının, il müdürünün bu konuda hiçbir bilgisinin olmadığını net bir şekilde göstermektedir. 'Gemi bizim karasularımıza girdikten sonra bu gemide inceleme yapacağız' demek bilim dışıdır. O yüzden bu gemi buraya gelmeden önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı'nın detaylı bilgisinin olması gerekirdi. Gemiyle ilgili 3 kurumdan yazı alındığı söylendi, bunlardan biri şu anda Aliağa'da görev yapan işletmelerden oluşan bir derneğin paydaşıdır, yani 'Al gülüm ver gülüm' olayıyla karşı karşıyayız. Bu raporu hazırladığı iddia edilen ki ortaya henüz rapor konmuş değil, bu kurumda buradaki derneğin partneridir. Bunun yanında Angola'daki ilgili bakanlıktan tehlikeli atıkla radyoaktiviteye dair yazı aldıklarını söylüyorlar, Angola devletinin radyoaktivite ve tehlikeli atıklara dair nasıl bir bilgi birikimi olduğu konusunda bizim şüphelerimiz var. Elimizde, bu geminin ihalesine yönelik bir sözleşme var' dedi.ÇIKAN RADYOAKTİVİTE ANGOLA'YA GÖNDERİLECEKTürkiye'deki yetkililerle Angola hükümet yetkilileri arasında bir sözleşme yapıldığından söz edildiğini aktaran Bozoğlu, “Bu sözleşmenin 8. maddesinde net bir şekilde şu söyleniyor, doğal yollarla oluşmuş radyoaktivitenin yüksek olabilme ihtimalinden bahsediyor. Angola hükümeti ile Türkiye'deki yetkililer arasında, bir anlaşma yapılarak bu çıkan radyoaktivitenin Angola'ya gönderileceğine dair, sözleşmede belirtmişler' diye konuştu.TONU 250 DOLARA ALINMIŞSöküm aşamasına gelen bir geminin normalde tonunun 500 dolardan alındığını ancak bu geminin tonunun 250 dolardan alındığını belirten Bozoğlu şunları kaydetti;“Normalde Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerde, gemi söküm işlemleri gerçekleştiriliyor. Bu ülkeler gemiyi alırken, gemi sahibine, tonuna yaklaşık 500 dolar veriyor. Türkiye'ye gelen bu geminin tonuna yaklaşık 250 dolar verilmiş. Siz bir gemi satıcısı olarak, Hindistan'a bu gemiyi satmak varken, daha fazla para kazanmak varken, neden Türkiye'ye daha ucuz bir şekilde sattınız? Bizim derdimiz, Türkiye'nin suyu, toprağı ve işçi kardeşlerimizin sağlığıdır. Gemi içindeki atıklar, parlayıcı ve yanıcı etkiye sahip, buradaki işçi kardeşlerimiz çalışma yaparken ölüm riskiyle karşı karşıya kalabilirler. Bu endişelerimizden dolayı, apar topar açıklama yapılıp konunun üzerinin örtülmesini doğru bulmuyoruz. Biz Aliağa'da tiyatro oynattırmayacağız. Aliağa'ya gelen geminin temizlenmiş belirli noktalarının üzerine çıkıp, 'Burada bir problem yok' açıklaması bizi tatmin etmeyecek. 'Otopan' adlı gemi, Türkiye'nin önemli bir örneğidir. Türkiye'nin sularında batırılan gemiler, önemli örneklerdir. Umarız, bizim söylediklerimiz doğru çıkmaz, umarız atık yoktur ve radyoaktivite oranı yüksek değildir. Ama bunu bir şekilde ispatlamak adına yapılacak şeyler var. Gemi zaten Türkiye'ye gelmeden önce bu bilginin gelmiş olması gerekiyordu. Gemi, limana yanaşmadan, uzak bir noktada, durdurulup, bağımsız kurumlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yetkilileri tarafından inceleme yapılması, numune alınması gerekiyor. Mobil cihazlarla yapılan ölçüm bizi tatmin etmez. Bu süre de bir iki saat sürmez, ortalama 60 gün boyunca incelemelerin sürmesi gerekiyor. Gemi karaya çıktıktan sonra geri gönderilmesi biraz daha zorlaşıyor. Çünkü artık atık oluyor. Aslında şu an bile bu bir atık, bunu çeken Uranüs adında bir gemi var. Buraya bıraktıktan sonra gidecek. Gemide tehlikeli bir durum çıkarsa Angola'ya gönderecekleri yönünde söz veriyorlar. Biz de bu sözü güvenmek istiyoruz. Gemide inceleme yapmak için talebimiz olacak, eğer verilmezse hukuki süreç devam edecek.'
İsveç'te Çipli İnsan Dönemi Başladı
İsveçli bir şirket tarafından geliştirilen yeni teknolojiyle birlikte 'çipli insan' devri başladı. Artık şirket çalışanları vücutlarında bulunan çiplerle işe giriş çıkış yapacak ve birçok işini bu çipler sayesinde halledecekİsveç'te bir teknoloji şirketi çipli insan dönemini başlattı. Şirket geliştirdiği elektronikçipi insanın derisinin altına yerleştiriyor. Deri altına yerleştirilen çiple birlikte kişi birçok işini halledebiliyor. Ancak çipin yakılmasından sonra kişinin tüm hareketleri takip edilebiliyor. Şirket müşteri bulmaya da başladı.
Reklam