Fukuşima'da Yine Sızıntı...
Japonya'da Mart 2011'de yaşanan yıkıcı depremde ağır hasan gören Fukuşima nükleer santralinin, okyanusa radyasyon sızdırdığı tespit edildi. Santraldeki radyasyon oranı ise normalin 70 kat üzerinde.Fukuşima Daiichi nükleer santralini işleten Tokyo Electric Power (TEPCO) firması, nükleer santraldeki radyasyon seviyesinin çok tehlikeli bir boyuta ulaştığı uyarısında bulundu. Santralde yer alan ve denize yeraltı ve yağmur suyu karışan bir oluğa yerleştirilen alıcılarla yapılan ölçümler, denize normalin 50 ila 70 katı radyasyon karıştığını ortaya koydu.TEPCO, santraldeki nükleer atık depolayan tanklarda bir tehlike tespit edilmediğini, oluğun ise kapatılarak Pasifik Okyanusu'na radyasyon sızıntısının engellendiğini açıkladı. TEPCO, Pazar günü yapılan ölçümlerde radyasyon sızıntısına işaret eden ölçümlerin hızla azaldığını ancak gün sonunda normalin 10 ila 20 katı arasında sonuç verdiğini belirtti.AFP'de yer alan bilgiye göre ani azalmanın nedeni bilinmiyor. TEPCO nükleer atık depolarında sızıntı olmadığını belirtirken, okyanusa su sızdıran oluğun ise kapatılarak ölçümlere devam edildiği ifade edildi.9 Mart 2011'de yaşanan depremins oluşturduğu tsunami, Fukuşima santralinin güvenlik duvarını yıkmış ve ortaya çıkan ağır hasar çekirdek erimesine neden olmuştu. TEPCO, nükleer reaktörü soğutmak için kullanılan radyasyonlu su ile eriyen yakıt çubuklarını halen tam olarak temizleyebilmiş değil.Dağlardan gelen yeraltı suyunun nükleer santralin altında geçerek Pasifik Okyanusu'na akması, Japon yetkililerin en kısa zamanda önüne geçmesi gereken sorun olarak beliriyor.Kaynak: Al Jazeera
Bin Yıllık Heykelde Mumya Bulundu
Bilim insanları bin yıl öncesinden kalma bir Buda heykelini bilgisayarlı tomografi (CT) taramasından geçirince heykelin içinde mumya olduğunu ortaya çıkardı. Mumyanın iç organlarının yerinde kağıtlar bulundu.Hollanda'daki Drents Müzesi'nde bulunan M.S. 1100 yılına ait Buda heykelinin içinde, heykelin pozisyonunu almış halde duran mumya olduğu ortaya çıkarıldı. Heykeli incelemeye karar veren bilim insanları, Amersfoort kentindeki Meander Medikal Merkezi'ne CT taraması gerçekleştirdi. Tarama, heykelin içinde bir Buda rahibi olduğunu ortaya çıkardı.Buda sanatı uzmanı Erik Brujin'in kontrolünde yapılan analizlerde, ibadet halindeki pozisyonda bulunan mumyadan endoskopi ile numune alındı. Araştırmacılar, içinde Buda ustası bulunan ilk heykeli keşfettiklerini belirtirken, mumyanın Çin Meditasyon Okulu ustalarından Liuquan'a ait olduğu tahmin ediliyor.Organ değil antik yazılar çıktıAraştırmacılar yapılan analizlerde mumyanın üzerinde şaşırtıcı keşifler yaptı. Liuquan'ın göğüs ve karnınndan alınan numunelerde halen ne olduğu bilinmeyen bir materyale rastlanırken, organların bulunması gereken boşluklarda çizimler içeren kağıtlar bulundu.Sci-Tech sitesinde yer alan bilgiye göre, kağıtlar antik Çin karakterlerine ait çizimler içeriyor. Bilim insanları bulunan heykelin 'yaşayan Buda' inanışını temsil ettiğine inanıyor. Eski zamanlarda bazı Çinliler mumyalanmanın ölüm değil ancak ileri bir ruhsal seviyeye erişmek olduğuna inanırken, bazıları da daha fazla aydınlanmanın yolu olarak kabul ediyordu.
Genlerinizin Dış Görünüşünüzü Sandığınızdan Çok Daha Fazla Etkilediğinin Kanıtı Olan 26 Fotoğraf
Hepimiz ailede birilerine az ya da çok benzeriz, onların genlerini taşıyoruz sonuçta. Genler dış görünüşümüzü fazlasıyla etkiliyor. Annemizden göz rengimizi, babamızdan burun şeklimizi bir başkasından diğer fiziksel özelliklerimizi alıyoruz. Bazılarımız ise yakın akrabalarımıza neredeyse tıpatıp benziyoruz. Akrabalarının kopyası olan insanların, benzedikleri aile büyükleriyle aynı yaşta çekilmiş fotoğraflarını derledik!
Lise Bilgilerini Ne Kadar İyi Hatırlıyorsun?
Lise hayatımız boyunca birçok şey öğrendik, bazılarımız hala öğrenmeye devam ediyor. Kimimiz sözel derslerde iyiydi, kimimizde sayısal kafası vardı. Peki öğrendiğimiz bunca bilginin ne kadarını hatırlıyoruz? Öğrenmek için testi çözmelisin! İyi eğlenceler!
Arkeologların Ortaya Çıkardığı, Aşırı Rahatsız Edici 10 Şey
Arkeolojinin bazen ürkütücü bir meslek olduğunu hiç düşündüğünüz mü? İnsan ırkının oldukça şiddet dolu bir tarihi mevcut. Eski uygarlıklar üzerinde çalışan çoğu arkeolog, insanlık tarihinin en rahatsız edici ve en kötü olaylarına rastlayabiliyor. Sizin için derlediğimiz o rahatsız edici bulgular.
Yeryüzündeki Birbirinden Tehlikeli 10 Zehir
Her gün hayatımıza giren milyonlarca farklı kimyasal var. Ancak içlerinde bazıları var ki diğerlerine nazaran oldukça tehlikeli. İlaç olarak kullanıp şifa aradığımız, ya da evimizin temizliğinde kullandığımız bu kimyasallardan en tehlikeli olanlarından 10'unu derledik.Başlamadan önce bir not: Ne proteinler (botillium toxini gibi) ne de radioaktif elementler (polonium 210 vb) bu listeye dahil edilmemiştir.
Dünyadaki En Sağlam Doğal Madde Salyangoz Dişi
Dünya üzerindeki en sağlam doğal maddenin örümcek ağı değil bir deniz salyangoz türünün dişi olduğu ortaya çıktı.İngiltere'deki Portsmouth Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması, karındanbacaklı familyasından limpet olarak da bilinen deniz salyangozunun dişlerinin 6 bin 500 megapascala kadar basınca dayanabildiğini gösterdi.Kayalara yapışık duran koni biçiminde kabuğa sahip bu küçük deniz canlısının 1 milimetreden kısa dişlerinin yapısını mikroskop yardımıyla inceleyen bilim adamlarından Ana Barber, bugüne dek örümcek ağının dünyanın en sağlam doğal malzemesi olduğunun sanıldığını ancak ağın sadece 2 bin megapascal basınca dayanabildiğini vurguladı.Barber, daha kolay anlaşılabilmesi için deniz hayvanının dişlerinin gücünü bir adet çubuk makarnayla 3 bin şeker çuvalını (yaklaşık 1,5 ton) taşımaya benzetti.Ancak grafen gibi birkaç yapay maddenin limpetin dişlerinin direncinin ötesine geçebildiğine dikkati çeken bilim adamları, bu hayvanın dişlerinin dayanıklılığın sırrını da çözdü. Limpetin dişlerinin son derece sert olan bir tür demir oksit ve kitin adı verilen bir molekülün liflerinden meydana geldiğini belirten bilim adamları, bu ikilinin karışımının sağlam ve dirençli bir maddenin ortaya çıkmasını sağladığını açıkladı.Bu deniz hayvanının dişlerinin araba, uçak ya da gemi yapımında kullanılmak üzere daha dayanıklı malzemelerin üretilmesine ışık tutabileceği kaydedildi. Araştırmanın sonuçları İngiliz 'Royal Society Interface' dergisinde yayımlandı.Daha önceki araştırmalar dünyanın en sağlam doğal maddesinin örümcek ağı olduğunu göstermişti. Çelikten daha sağlam olduğu belirlenen örümcek ağının yapısından savaş ortamında askerlerin korunması için bazı araçların üretilmesinde yararlanılabileceği belirtilmişti.AA
O Haberi Okumadan Yapmamanız Gereken 23 Şey
Yaa gençler!! Bu haberi okumadan birşeyler yapabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Siz siz olun bu haberi okumadan facebook'a gireyim demeyin sakın. Mark Zuckerberg'den aldığımız istihbarata göre facebook'a girerken kullanıcı ad-şifrenin yanında bir de bu haberi okuyup okumadığınız sorulacak. Okumadığınız ortaya çıkarsa ve bunu üç kez yaparsanız hesabınız dondurulacak
Stephen Hawking: 'Dünya'nın Sonu Yakın'
Amerika'dan gelen konuklarına Londra Bilim Müzesi'ni gezdiren Stephen Hawking'e basın mensupları da eşlik etti. Ünlü fizikçi, 'İnsanlığı kurtarmak için başka gezegenlerde koloniler kurmalıyız' dedi.Yaşayan bilim insanları arasında dünyada en çok tanınan isimlerden Stephen Hawking, müze gezisi esnasında, 'İnsanlığı kurtarmak için başka gezegenlerde koloniler kurmak zorundayız' dedi.Hawking, 'Bu saldırganlık, medeniyetin ve insanlığın sonunu getirebilir. Ancak uzayda yolculuk bizi başka bir yöne götürebilir. Bu insanoğlunun geleceği için gerekli. Başka bir gezegende koloni kurma olasılığını, canlılar için bir tür 'hayat sigortası' olarak algılamalıyız' dedi.Londra Bilim Müzesi'ni gezen Amerikalı konuklardan Adaeze Uyanwah, insanlığın sonunun nasıl geleceğini sorunca Hawking şunları söyledi:'İnsanoğlunun saldırganlığı nükleer savaşlara yol açabilir. Böylece medeniyet sona erer ve insanlık biter. Hiçbir problemimizin çözümü Dünya'da yok. Ama Dünya bize başka bir perspektif sunuyor. İnsanoğlunun geleceğinin uzayda olduğuna inanıyorum. İnsanlar başka gezegenlerde koloni kurarak soylarını devam ettirebilirler.'Hawking ayrıca 'yapay zeka'nın da insanlığın sonunu getirebileceğini söyledi.CNN Türk
Kelimeler Nasıl Tat Hissi Yaratır?
Bilgisayar uzmanı James Wannerton sinestezi (duyum ikiliği) durumundan muzdarip. Kelimeler dikkatini dağıtıyor. Çünkü sesli harfler onda çeşitli tatları hatırlatıyor.Örneğin ‘kolej’ kelimesi sosis tadı, ‘Karen’ ismi yoğurt tadı, ‘most’ (çoğu) kelimesi az yağ sürülmüş kızartılmış soğuk ekmek tadı yaratıyor. Londra’nın metro istasyonlarının adı ise tam bir tatlar karmaşasına neden oluyor. Oldukça yorucu ve dikkat dağıtıcı bir deneyim olabiliyor bu.İnsanların duyumsal deneyimleri oldukça şahsi ve başkalarına anlatması zor bir şeydir. Bazılarının sevdiği tatlar ya da kokular diğerlerinde tiksinti uyandırabilir. Biyolojik ve kişilik farklılıkları yol açar buna. Fakat sinestezi vakaları için durum tümüyle farklıdır ve yıllarca bunun farkına varmayabilirler.Tavuk batar mı?Michael Watson vakasını ele alalım. Nörolog Richard Cytowic, Şubat 1980’de Watson’un da katıldığı bir yemekte konuk iken onun, yemekteki tavuğun kendisinde yarattığı hissi anlatmasına şahit oldu. Watson yoğun bir lezzetin kolundan eline doğru inen bir ağırlık, şekil, ısı ve dokunma hissi yarattığını, tavuğun da sivri ve batan bir his oluşturmasından söz ediyordu. Cytowic bu sözlere çok şaşırmış ve o andan itibaren duyum ikiliği olarak da adlandırılan sinestezi durumunu araştırmaya karar vermişti.
‘Bilişim Vadisi'nin Temeli Nisan Ayında Atılacak’
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Bilişim Vadisi'nin temel atma törenini Nisan ayında yapmayı hedeflediklerini belirtti.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Bilişim Vadisi'nin temel atma törenini nisan ayında yapmayı hedeflediklerini belirterek, 'Bilişim Vadisi hayata geçirildiğinde, Türkiye bilişim teknolojileri noktasında bölgenin en önemli ülkelerinden biri olacak' dedi.Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Işık, Bilişim Vadisi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi.Işık, Gebze'de 3 milyon metrekareden fazla alana inşa edilecek Bilişim Vadisi'ni kurma kararının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı ve kendisinden önceki Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün döneminde alındığını hatırlattı.Bakanlık görevini devraldıktan sonra Bilişim Vadisi kurulma sürecini hızlandırdığını belirten Işık, şu anda alt yapı çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Dünyanın en hızlı büyüyen ve katma değeri en yüksek sektörün bilişim olduğunu vurgulayan Işık, şöyle konuştu:'Bilişim konusuna odaklanmak, yüksek teknolojiyi yakalamak açısından olmazsa olmaz. Hedefimiz, şubat ayı içinde üst yapı ihalesinin 1. etabının ihalesini yapmak ve aksilik olmazsa nisan ayında Bilişim Vadisi'nin temel atma törenini yapmak. Bunun anlamı şu; yıl sonuna doğru veya en geç önümüzdeki yılın başında Körfez Geçiş Köprüsü ile birlikte Bilişim Vadisi'nin de en azından 1. etabının hizmete giriyor olması. İnanıyorum ki Bilişim Vadisi hayata geçirildiğinde Türkiye bilişim teknolojileri noktasında bölgenin en önemli ülkelerinden biri olacak.''Vadide yer alacak firmalar değerlendiriliyor'Işık, Bilişim Vadisi'nde uygulanacak çalışma konseptini de anlattı. Bilişim alanındaki dünyanın çok güçlü bazı lider firmaları ile Türkiye'nin orta ve küçük ölçekli firmalarını buluşturmayı amaçladıklarını kaydeden Işık, vadide bilişim, Ar-Ge ve inovasyon ekosistemi oluşturmayı istediklerini dile getirdi. Işık, inkübatör (kuluçkalık) ve startup (yeni açılan) firma gibi unsurları vadideki ekosisteme yerleştirerek, bilişim noktasında Türkiye'nin teknoloji gelişimini ve yeni firmaların sektöre, sisteme girişini sağlayacaklarını ifade etti.Alt ve üst yapı yatırımlarının devam ettiğine değinen Işık, diğer taraftan global ve yerel ölçekli firmaların Bilişim Vadisi'nde yer alması konusunu değerlendirdiklerini söyledi.'Çip fabrikasında optimizasyon çok önemli'Işık, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı önderliğinde kurulacak, Türkiye'nin ilk silisyum tabanlı çip fabrikası hakkındaki detayların sorulması üzerine, çip üretiminin önemine işaret etti.Ticari çip üretiminde, Uzakdoğu'da çok ciddi kapasite olduğunu belirten Işık, 'Savunma sanayi ve milli güvenlik konularıyla ilgili tasarımının ve üretiminin mutlaka sizde olması gereken bir alan var' diye konuştu. Bu alanın gözardı edilebilecek bir alan olmadığını vurgulayan Işık, savunma sanayi ile bir çalışma yürüttüklerini ve Türkiye'de milli mikro çip üretiminin gerekli olduğuna karar verdiklerini anlattı.Işık, çip üretiminin Türkiye'de yapılmasıyla ilgili çalışmayı başlattıklarını kaydederek, şunları söyledi:'Malezya seyahatimizde, oradaki çip üretim tesislerini ve Ar-Ge merkezlerini ziyaret etme imkanımız oldu. Şu anda Bilkent Üniversitesi ile savunma sanayimiz galyum nitrat tabanlı çip üretim tesisini hayata geçiriyorlar. Şimdi de arkadaşlarımız, hangi ölçekte silisyum tabanlı üretim tesisi kurulacağı konusunda çalışıyorlar. Bu konuda Türkiye'nin en önemli birikimi, TÜBİTAK'ın Türkiye ve Yarıiletken Teknolojileri (YITAL) merkezinde, birlikte silisyum tabanlı çip üretim tesisini kuracağız. Optimizasyon bizim için çok önemli, çok büyük kapasiteler kurup verimliliği yakalayamazsak ülkemize yük getirebiliriz, bunun hassasiyeti içindeyiz. Çalışmalar sonunda silisyum tabanlı çip üretim tesisini Türkiye'ye kazandırmış olacağız.''Çipli kimlik kartında son durum'Işık, çipli kimlikler konusundaki son gelişmelere değindi. Konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün ihaleye çıkacağını anlatan Işık, çipli kimlik kartlarının çipini ve işletim sistemini TÜBİTAK'ın tasarladığını ve bunun çok önemli bir gelişme olduğunu ifade etti.İhalede TÜBİTAK'ın misyonunun, teknik danışmanlık olduğuna işaret eden Işık, teknik problem çıkmaması ve rekabetin engellenmemesi gibi noktalarda teknik şartnamenin hazırlanmasında İçişleri Bakanlığına tam destek verdiklerini vurguladı. Işık, şartnamenin teknik detaylarının TÜBİTAK mühendislerince çalışıldığını ancak kurum olarak ihaleye girmediklerinin altını çizdi.Işık, yakında İçişleri Bakanlığı'nın 2. aşama ihalesine çıkacağını, daha sonra da akıllı kimlik kartlarının dağıtılmaya başlanacağını kaydetti.Mehtap Yılmaz, Necip Fazıl Çelik - AA
Beynimizin Sadece Yüzde 10’unu mu Kullanıyoruz?
Beyinle ilgili birçok yanlış inanış var. Bunlardan biri de beynimizin sadece yüzde 10’unu kullandığımıza dair algıdır.Herkesin hoşuna gider buna inanmak. Çünkü geri kalan yüzde 90’ı da kullanmayı öğrendiğimizde daha zeki, başarılı ve yaratıcı olabileceğimiz umudunu barındırır. Ama ne yazık ki doğru değildir.Her şeyden önce neyin yüzde 10’u sorusunu sormak gerekir. Eğer söz konusu olan beyin bölgelerinin yüzde 10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denen teknikle, insan bir şey düşünürken ya da yaparken beynin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.Yumruğumuzu sıkıp gevşetmek gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin yüzde 10’undan daha büyük bir bölümünün harekete geçmesini gerektiriyor. Hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız anda bile beynimiz oldukça meşguldür; nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da yapılacak işler listesini hafızaya alıyordur.
3D Yazıcılar Yaygınlaşıyor
Üç boyutlu malzemelerin basılmasını sağlayan 3D yazıcılar, organ basımından yemek üretmeye kadar birçok alanda kullanılmaya başlanıyor. Üç boyutlu baskı alabilen yazıcıların geçmişi 1980'li yıllara kadar dayanıyor. Önceleri büyük, pahalı ve ağır olan bu cihazların temel görevi genelde plastik benzeri malzemeler kullanarak çeşitli araçlar üretmekti. Temel mantığı kağıt üzerine baskı yapan yazıcılarla aynı olan 3D yazıcılarda mürekkep yerine farklı materyaller kullanılıyor. Kağıt basan sürümlerine göre bir diğer fark ise baskıların 3 boyutlu yapılabilmesi. Zamanla ve teknolojinin yardımı ile küçülen, fiyatları ucuzlayan ve tabana yayılan bu cihazlar günümüzde yurtdışında birçok alanda kullanılıyor. Halen az sayıda üretilmesi gereken endüstriyel parçalar için kullanılsa da 3D yazıcıların geleceği parlak görünüyor. Üretim anlamında devrim getirecek özellikleri bulunan 3D yazıcılar birçok anlamda endüstriyel üretim tekniklerini değiştirebilecek potansiyele de sahip. Şimdilik ağırlıklı olarak polikarbon ve türevlerinde malzemeler kullanan yazıcılar ağırlıklı olarak üretiliyor olsada, çikolata basabilen, canlı dokuları baskı malzemesi olarak kullanan henüz geliştirme aşamasında olan yazıcılar da var.Fiyatlar değişkenGünümüzde 300-500 dolardan başlayıp birkaç bin dolara kadar satılan 3D yazıcılar bulunuyor. Yazıcıların fiyatı baskı teknikleri, kullandıkları malzeme ve karmaşıklıklarına göre değişiyor. Yazıcıların büyük bir çoğunluğu yurtdışında üretiliyor. Birkaç örnek de olsa Türkiye'de 3D yazıcı üretimi yapan firmalar var. Ancak bunların çoğu endüstriyel alanda kullanılan ürünler. Tabaka mantığı ile çalışan yazıcılarda baskı alınabilmesi için basılacak şeklin 3 boyutlu halinin dijital sürümünün hazırlanması gerekiyor. Bu tarz 3 boyutlu dökümanların büyük bir kısmı internette bulunabiliyor. Ancak spesifik bir parça baskısı almak için bu parçanın üç boyutlu halinin bulunması gerekiyor. Birçok alet ve parça üretilebiliyorÖzellikle büyük bir makineye ait tek bir parçanın üretilmesinin maliyetli ya da mümkün olmadığı durumlarda 3D yazıcılar kullanılıyor. Ağırlıklı olarak polikarbon malzeme kullanan bu yazıcılarda geçtiğimiz günlerde ön ayakları olmayan bir köpek için protez bacak üretilmişti. Benzer şekilde insanlar için de protez uzuv, aparat ya da benzeri parçalar üretilebiliyor.Karmaşık üretim yapılamıyor3D yazıcılar üretim tekniği olarak katman mantığına sahip olduğu için içinde elektronik, mekanik ya da benzeri farklı materyallerin bulunduğu nesneleri basamıyor. Bilim insanları ve mühendisler bu konu üzerinde çalışıyor olsa da henüz karmaşık ve farklı malzemelerden üretilen nesneler basabilen yazıcılar bulunmuyor.Organların basımı gündemdeBilim insanlarının 3D yazıcıları organ basma amaçlı kullanmak üzere yaptığı çalışmalar devam ediyor. Japonya'da yapılan çalışmanın sonuçlarına göre önümüzdeki 3 yıl içinde canlı hücreler 3D yazıcılarda basılıp organ haline getirilecek. Tokyo Hastanesi Üniversitesi'nde yapılan çalışmalar sonuç verirse kulak ve benzeri nisbeten basit yapıya sahip organlar yazıcılardan basılabilecek.Yiyecek baskısı3D yazıcıların bir diğer kullanım alanı ise yiyecek basmak. Üzerinde çalışılan konulardan biri olan olan yiyecek baskısı ile ilgili bazı adımlar da atıldı. Örneğin pizza yapabilen ve çikolata basabilen yazıcılar bulunuyor. Bunları bir adım öteye taşıyıp farklı içerikleri bir araya getirebilecek yazıcılar üzerinde de çalışmalar yapılıyor.Silah da basılabiliyor3D yazıcılar zaman zaman kötü amaçlar için de kullanılabiliyor. Geçtiğimiz aylarda dünyanın farklı yerlerinde bu yazıcıları tabanca tüfek gibi silahların üretimi için kullananlar oldu. Bu konuda firmalar ve devletler çeşitli önlemler almaya çalışsa da bu tarz üretimlerin önüne geçmek zor görünüyor. Türkiye'deki durumDünyanın tersine Türkiye 3D konusuna biraz mesafeli duruyor. Yazıcı fiyatlarının dövize endeksli olması, malzemelerin pahalı olması ve nispeten teknik bir özellik taşıması bu ürünlerin Türkiye'deki gelişimini olumsuz etkiledi. 3D yazıcılar konusunda çalışmaları bulunan 3Dörtgen firmasının Genel Müdürü Furkan Bakır, Türkiye'nin bu cihazlarla geç tanıştığını düşünüyor. 'Türkiye birçok teknolojide olduğu gibi 3D yazıcılarla da kısmen geç tanıştı. Ancak bu gecikmeyi avantaja dönüştürmeye oldukça yakınız' diyen Bakır sözlerine şöyle devam etti:Yurtdışındaki uygulamaları ve deneyimleri iyi okumak ve edinimleri kullanarak hızlı ilerleyebilirsek hem 3D Yazıcı teknolojisinin sahiplenilmesi konusunda hem de yenilikçi uygulamaları hayata sokma konusunda lider olmamız mümkün.Özellikle geçen yılın üçüncü çeyreğinden itibaren eğitim sektöründe yoğun bir talep var. Üniversiteler yeni yıl bütçelerine 3D yazıcıyı kesinlikle ekliyorlar. Fiyatların ucuzlamasıyla erişilebilir duruma gelen cihazlar, eğitim sektöründe de yeni olanaklar sağlıyor. Kasım ayında gerçekleşen Türkiye’nin ilk Maker Faire’inde 3D Yazıcılar en çok ilgiyi gören cihazlar oldular. Bu cihazların “yeni nesil üretim hareketi” olan Maker Hareketi bünyesinde Türkiyede de ilgi görmesi çok umut verici.Furkan Bakır'a göre sektörün en önemli sorunu bilinirlik. Bakır bu cihazların sadece bir makine olmadığının anlaşılması gerektiğinin altını çiziyor ve kanun yapıcıların da bu cihazları düzgün tanımadığını belirtiyor:Sektörün en büyük sorunu doğru bilinirlik. Her ne kadar hakkında onlarca haber de yapılsa, konu hala oldukça yeni. Bu da insanların bu teknolojiye devrim olarak bakmasını geciktiriyor. 3D yazıcının sadece bir makine değil, üretimde bir devrim olduğunun anlaşılması gerekiyor. Üretici ve tüketici kavramlarının saydamlaşıp birbirine girdiği bir durumla karşı karşıyayız. Böyle bir durum ise sosyal, politik ve ekonomik en temel yapılarda bile değişikliğe sebebiyet verebilir. Gelir, emek ve mülkiyet sahipliği gibi konular yeniden tartışılacak. Bu nedenle 3D Yazıcılara sadece bir makine diye bakmamak gerekli.3D Yazıcılar kanunu yapıcılar tarafından da düzgün tanınmıyor. Güvenlik ve mülkiyet hakları konusunda yeni yasa veya regülasyonlar çıkarılmalı.Türkiye'de faaliyet gösteren bir diğer 3D baskı teknolojileri firması olan İKİZİN Genel Müdürü Birkan Şahi bu ürünlerin ağırlıklı olarak prototip üretme amacıyla kullanıldığını ifade ediyor:3D yazıcılar özellikle prototip üretme konusunda yoğun ilgi görmektedir. Güçlü olduğumuz sağlık sektöründe de kullanımı başlanmış olup bu alanda kendine büyük bir pazar payı bulacağı ortadadır. Aynı zamanda çikolata üreten 3D yazıcının da ortaya çıkışı ile birlikte gıda sektöründe de büyük değişimlere yol açacağını ön görmekteyim. Özellikle üretim yapan fabrikaların otomasyon süreçlerinde bu tip yazıcıların olanaklarından yararlanarak daha az iş gücü ile yalın üretim için denemelere başladıklarını da duymaktayız.Şahi, yazıcıların yurtdışından ithal edilmesini ve işgücünün olmamasını önemli bir sorun olarak görüyor:3D yazıcıların ülkemize ithal ediliyor konumda olması maalesef bu sektörün de birkaç yıl boyunca teknoloji sektörü gibi yurtdışına bağımlı kalacağını göstermektedir. Yerli 3D yazıcı üretimi ile ilgili birçok firma araştırma geliştirme faaliyetine geçmiştir ancak henüz sanayi tipi baskı yapabilecek düzeyde makinelerin ortaya çıkmadığı aşikardır. Aynı şekilde 3D yazıcıyı kullanmayı bilen iş gücünün olmaması yine sektörün hızla gelişmesine bir engel teşkil etmektedir.Al Jazeera Turk
Uzayda Üretilen İlk Nesneler Test Edilecek
NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) 3D yazıcıyla üretilen nesnelerin Dünya'ya ulaştığını açıkladı. Nesneler kontrol edilerek yerçekimsiz ortamdaki yazıcının performansı kontrol edilecek.NASA, Dragon kapsülünün UUİ'den getirdiği kargoda yer alan ilk uzay üretimi eşyaların incelenmesine başlandığını belirtti. Dragon, bir ay bağlı kaldığı UUİ'den 10 Şubat günü ayrılmış ve uzay istasyonunda tamamlanan bilimsel deneylerle beraber 3D yazıcıda üretilen eşyaları da getirmişti.Uzaydaki ilk 3D yazıcı Kasım 2014'te kullanılmaya başlanmış ve astronotlar deneme amaçlı olarak küçük parçalar ve el eşyaları üretmeye başlamıştı. 3D yazıcı programının başında yer alan Niki Werkheiser, '3D yazıcının göstereceği performansın Mars yolculuğu için büyük önem taşıdığını' söyledi.Made in Space firması tarafından yerçekimsiz ortamda kullanılabilmesi için özel olarak üretilen 3D yazıcı, düşük ısıda üretilen plastik iplikler kullanıyor. Astronotlar, aynı zamanda Dragon'un en son ulaştırdığı kargoda yer alan, ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tarafından üretilen 3D yazıcıyı da kullanıyor. Her kenarı 25 cm uzunluğunda olan küp şeklindeki yazıcı, uzaydaki eşya üretimini geliştirmek için çalışmaları destekliyor.NASA, ilk aşamada İngiliz anahtarı, çekiç ve tornavida gibi aletleri üretmenin bile Mars'a uzanan yolculuk için büyük önem taşıdığını belirtiyor. Bu kapsamda en iyi 3D yazıcının geliştirilmesi amaçlanıyor.UUİ'den gönderilen bilimsel donanımın yanı sıra, ilaç geliştirilmesi ve bitki yetiştirilmesini kapsayan deneyler de Dünya'ya ulaştı. Uzayda bitkilerin yetiştirilebilmesi, uzun yolculuklar için gıda ihtiyacını çözümleyecek.Kaynak: Al Jazeera