onedio
O Haberi Okumadan Yapmamanız Gereken 23 Şey
Yaa gençler!! Bu haberi okumadan birşeyler yapabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Siz siz olun bu haberi okumadan facebook'a gireyim demeyin sakın. Mark Zuckerberg'den aldığımız istihbarata göre facebook'a girerken kullanıcı ad-şifrenin yanında bir de bu haberi okuyup okumadığınız sorulacak. Okumadığınız ortaya çıkarsa ve bunu üç kez yaparsanız hesabınız dondurulacak
Stephen Hawking: 'Dünya'nın Sonu Yakın'
Amerika'dan gelen konuklarına Londra Bilim Müzesi'ni gezdiren Stephen Hawking'e basın mensupları da eşlik etti. Ünlü fizikçi, 'İnsanlığı kurtarmak için başka gezegenlerde koloniler kurmalıyız' dedi.Yaşayan bilim insanları arasında dünyada en çok tanınan isimlerden Stephen Hawking, müze gezisi esnasında, 'İnsanlığı kurtarmak için başka gezegenlerde koloniler kurmak zorundayız' dedi.Hawking, 'Bu saldırganlık, medeniyetin ve insanlığın sonunu getirebilir. Ancak uzayda yolculuk bizi başka bir yöne götürebilir. Bu insanoğlunun geleceği için gerekli. Başka bir gezegende koloni kurma olasılığını, canlılar için bir tür 'hayat sigortası' olarak algılamalıyız' dedi.Londra Bilim Müzesi'ni gezen Amerikalı konuklardan Adaeze Uyanwah, insanlığın sonunun nasıl geleceğini sorunca Hawking şunları söyledi:'İnsanoğlunun saldırganlığı nükleer savaşlara yol açabilir. Böylece medeniyet sona erer ve insanlık biter. Hiçbir problemimizin çözümü Dünya'da yok. Ama Dünya bize başka bir perspektif sunuyor. İnsanoğlunun geleceğinin uzayda olduğuna inanıyorum. İnsanlar başka gezegenlerde koloni kurarak soylarını devam ettirebilirler.'Hawking ayrıca 'yapay zeka'nın da insanlığın sonunu getirebileceğini söyledi.CNN Türk
Kelimeler Nasıl Tat Hissi Yaratır?
Bilgisayar uzmanı James Wannerton sinestezi (duyum ikiliği) durumundan muzdarip. Kelimeler dikkatini dağıtıyor. Çünkü sesli harfler onda çeşitli tatları hatırlatıyor.Örneğin ‘kolej’ kelimesi sosis tadı, ‘Karen’ ismi yoğurt tadı, ‘most’ (çoğu) kelimesi az yağ sürülmüş kızartılmış soğuk ekmek tadı yaratıyor. Londra’nın metro istasyonlarının adı ise tam bir tatlar karmaşasına neden oluyor. Oldukça yorucu ve dikkat dağıtıcı bir deneyim olabiliyor bu.İnsanların duyumsal deneyimleri oldukça şahsi ve başkalarına anlatması zor bir şeydir. Bazılarının sevdiği tatlar ya da kokular diğerlerinde tiksinti uyandırabilir. Biyolojik ve kişilik farklılıkları yol açar buna. Fakat sinestezi vakaları için durum tümüyle farklıdır ve yıllarca bunun farkına varmayabilirler.Tavuk batar mı?Michael Watson vakasını ele alalım. Nörolog Richard Cytowic, Şubat 1980’de Watson’un da katıldığı bir yemekte konuk iken onun, yemekteki tavuğun kendisinde yarattığı hissi anlatmasına şahit oldu. Watson yoğun bir lezzetin kolundan eline doğru inen bir ağırlık, şekil, ısı ve dokunma hissi yarattığını, tavuğun da sivri ve batan bir his oluşturmasından söz ediyordu. Cytowic bu sözlere çok şaşırmış ve o andan itibaren duyum ikiliği olarak da adlandırılan sinestezi durumunu araştırmaya karar vermişti.
‘Bilişim Vadisi'nin Temeli Nisan Ayında Atılacak’
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Bilişim Vadisi'nin temel atma törenini Nisan ayında yapmayı hedeflediklerini belirtti.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Bilişim Vadisi'nin temel atma törenini nisan ayında yapmayı hedeflediklerini belirterek, 'Bilişim Vadisi hayata geçirildiğinde, Türkiye bilişim teknolojileri noktasında bölgenin en önemli ülkelerinden biri olacak' dedi.Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Işık, Bilişim Vadisi'ne ilişkin gelişmeleri değerlendirdi.Işık, Gebze'de 3 milyon metrekareden fazla alana inşa edilecek Bilişim Vadisi'ni kurma kararının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı ve kendisinden önceki Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün döneminde alındığını hatırlattı.Bakanlık görevini devraldıktan sonra Bilişim Vadisi kurulma sürecini hızlandırdığını belirten Işık, şu anda alt yapı çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Dünyanın en hızlı büyüyen ve katma değeri en yüksek sektörün bilişim olduğunu vurgulayan Işık, şöyle konuştu:'Bilişim konusuna odaklanmak, yüksek teknolojiyi yakalamak açısından olmazsa olmaz. Hedefimiz, şubat ayı içinde üst yapı ihalesinin 1. etabının ihalesini yapmak ve aksilik olmazsa nisan ayında Bilişim Vadisi'nin temel atma törenini yapmak. Bunun anlamı şu; yıl sonuna doğru veya en geç önümüzdeki yılın başında Körfez Geçiş Köprüsü ile birlikte Bilişim Vadisi'nin de en azından 1. etabının hizmete giriyor olması. İnanıyorum ki Bilişim Vadisi hayata geçirildiğinde Türkiye bilişim teknolojileri noktasında bölgenin en önemli ülkelerinden biri olacak.''Vadide yer alacak firmalar değerlendiriliyor'Işık, Bilişim Vadisi'nde uygulanacak çalışma konseptini de anlattı. Bilişim alanındaki dünyanın çok güçlü bazı lider firmaları ile Türkiye'nin orta ve küçük ölçekli firmalarını buluşturmayı amaçladıklarını kaydeden Işık, vadide bilişim, Ar-Ge ve inovasyon ekosistemi oluşturmayı istediklerini dile getirdi. Işık, inkübatör (kuluçkalık) ve startup (yeni açılan) firma gibi unsurları vadideki ekosisteme yerleştirerek, bilişim noktasında Türkiye'nin teknoloji gelişimini ve yeni firmaların sektöre, sisteme girişini sağlayacaklarını ifade etti.Alt ve üst yapı yatırımlarının devam ettiğine değinen Işık, diğer taraftan global ve yerel ölçekli firmaların Bilişim Vadisi'nde yer alması konusunu değerlendirdiklerini söyledi.'Çip fabrikasında optimizasyon çok önemli'Işık, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı önderliğinde kurulacak, Türkiye'nin ilk silisyum tabanlı çip fabrikası hakkındaki detayların sorulması üzerine, çip üretiminin önemine işaret etti.Ticari çip üretiminde, Uzakdoğu'da çok ciddi kapasite olduğunu belirten Işık, 'Savunma sanayi ve milli güvenlik konularıyla ilgili tasarımının ve üretiminin mutlaka sizde olması gereken bir alan var' diye konuştu. Bu alanın gözardı edilebilecek bir alan olmadığını vurgulayan Işık, savunma sanayi ile bir çalışma yürüttüklerini ve Türkiye'de milli mikro çip üretiminin gerekli olduğuna karar verdiklerini anlattı.Işık, çip üretiminin Türkiye'de yapılmasıyla ilgili çalışmayı başlattıklarını kaydederek, şunları söyledi:'Malezya seyahatimizde, oradaki çip üretim tesislerini ve Ar-Ge merkezlerini ziyaret etme imkanımız oldu. Şu anda Bilkent Üniversitesi ile savunma sanayimiz galyum nitrat tabanlı çip üretim tesisini hayata geçiriyorlar. Şimdi de arkadaşlarımız, hangi ölçekte silisyum tabanlı üretim tesisi kurulacağı konusunda çalışıyorlar. Bu konuda Türkiye'nin en önemli birikimi, TÜBİTAK'ın Türkiye ve Yarıiletken Teknolojileri (YITAL) merkezinde, birlikte silisyum tabanlı çip üretim tesisini kuracağız. Optimizasyon bizim için çok önemli, çok büyük kapasiteler kurup verimliliği yakalayamazsak ülkemize yük getirebiliriz, bunun hassasiyeti içindeyiz. Çalışmalar sonunda silisyum tabanlı çip üretim tesisini Türkiye'ye kazandırmış olacağız.''Çipli kimlik kartında son durum'Işık, çipli kimlikler konusundaki son gelişmelere değindi. Konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün ihaleye çıkacağını anlatan Işık, çipli kimlik kartlarının çipini ve işletim sistemini TÜBİTAK'ın tasarladığını ve bunun çok önemli bir gelişme olduğunu ifade etti.İhalede TÜBİTAK'ın misyonunun, teknik danışmanlık olduğuna işaret eden Işık, teknik problem çıkmaması ve rekabetin engellenmemesi gibi noktalarda teknik şartnamenin hazırlanmasında İçişleri Bakanlığına tam destek verdiklerini vurguladı. Işık, şartnamenin teknik detaylarının TÜBİTAK mühendislerince çalışıldığını ancak kurum olarak ihaleye girmediklerinin altını çizdi.Işık, yakında İçişleri Bakanlığı'nın 2. aşama ihalesine çıkacağını, daha sonra da akıllı kimlik kartlarının dağıtılmaya başlanacağını kaydetti.Mehtap Yılmaz, Necip Fazıl Çelik - AA
Beynimizin Sadece Yüzde 10’unu mu Kullanıyoruz?
Beyinle ilgili birçok yanlış inanış var. Bunlardan biri de beynimizin sadece yüzde 10’unu kullandığımıza dair algıdır.Herkesin hoşuna gider buna inanmak. Çünkü geri kalan yüzde 90’ı da kullanmayı öğrendiğimizde daha zeki, başarılı ve yaratıcı olabileceğimiz umudunu barındırır. Ama ne yazık ki doğru değildir.Her şeyden önce neyin yüzde 10’u sorusunu sormak gerekir. Eğer söz konusu olan beyin bölgelerinin yüzde 10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denen teknikle, insan bir şey düşünürken ya da yaparken beynin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.Yumruğumuzu sıkıp gevşetmek gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin yüzde 10’undan daha büyük bir bölümünün harekete geçmesini gerektiriyor. Hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız anda bile beynimiz oldukça meşguldür; nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da yapılacak işler listesini hafızaya alıyordur.
3D Yazıcılar Yaygınlaşıyor
Üç boyutlu malzemelerin basılmasını sağlayan 3D yazıcılar, organ basımından yemek üretmeye kadar birçok alanda kullanılmaya başlanıyor. Üç boyutlu baskı alabilen yazıcıların geçmişi 1980'li yıllara kadar dayanıyor. Önceleri büyük, pahalı ve ağır olan bu cihazların temel görevi genelde plastik benzeri malzemeler kullanarak çeşitli araçlar üretmekti. Temel mantığı kağıt üzerine baskı yapan yazıcılarla aynı olan 3D yazıcılarda mürekkep yerine farklı materyaller kullanılıyor. Kağıt basan sürümlerine göre bir diğer fark ise baskıların 3 boyutlu yapılabilmesi. Zamanla ve teknolojinin yardımı ile küçülen, fiyatları ucuzlayan ve tabana yayılan bu cihazlar günümüzde yurtdışında birçok alanda kullanılıyor. Halen az sayıda üretilmesi gereken endüstriyel parçalar için kullanılsa da 3D yazıcıların geleceği parlak görünüyor. Üretim anlamında devrim getirecek özellikleri bulunan 3D yazıcılar birçok anlamda endüstriyel üretim tekniklerini değiştirebilecek potansiyele de sahip. Şimdilik ağırlıklı olarak polikarbon ve türevlerinde malzemeler kullanan yazıcılar ağırlıklı olarak üretiliyor olsada, çikolata basabilen, canlı dokuları baskı malzemesi olarak kullanan henüz geliştirme aşamasında olan yazıcılar da var.Fiyatlar değişkenGünümüzde 300-500 dolardan başlayıp birkaç bin dolara kadar satılan 3D yazıcılar bulunuyor. Yazıcıların fiyatı baskı teknikleri, kullandıkları malzeme ve karmaşıklıklarına göre değişiyor. Yazıcıların büyük bir çoğunluğu yurtdışında üretiliyor. Birkaç örnek de olsa Türkiye'de 3D yazıcı üretimi yapan firmalar var. Ancak bunların çoğu endüstriyel alanda kullanılan ürünler. Tabaka mantığı ile çalışan yazıcılarda baskı alınabilmesi için basılacak şeklin 3 boyutlu halinin dijital sürümünün hazırlanması gerekiyor. Bu tarz 3 boyutlu dökümanların büyük bir kısmı internette bulunabiliyor. Ancak spesifik bir parça baskısı almak için bu parçanın üç boyutlu halinin bulunması gerekiyor. Birçok alet ve parça üretilebiliyorÖzellikle büyük bir makineye ait tek bir parçanın üretilmesinin maliyetli ya da mümkün olmadığı durumlarda 3D yazıcılar kullanılıyor. Ağırlıklı olarak polikarbon malzeme kullanan bu yazıcılarda geçtiğimiz günlerde ön ayakları olmayan bir köpek için protez bacak üretilmişti. Benzer şekilde insanlar için de protez uzuv, aparat ya da benzeri parçalar üretilebiliyor.Karmaşık üretim yapılamıyor3D yazıcılar üretim tekniği olarak katman mantığına sahip olduğu için içinde elektronik, mekanik ya da benzeri farklı materyallerin bulunduğu nesneleri basamıyor. Bilim insanları ve mühendisler bu konu üzerinde çalışıyor olsa da henüz karmaşık ve farklı malzemelerden üretilen nesneler basabilen yazıcılar bulunmuyor.Organların basımı gündemdeBilim insanlarının 3D yazıcıları organ basma amaçlı kullanmak üzere yaptığı çalışmalar devam ediyor. Japonya'da yapılan çalışmanın sonuçlarına göre önümüzdeki 3 yıl içinde canlı hücreler 3D yazıcılarda basılıp organ haline getirilecek. Tokyo Hastanesi Üniversitesi'nde yapılan çalışmalar sonuç verirse kulak ve benzeri nisbeten basit yapıya sahip organlar yazıcılardan basılabilecek.Yiyecek baskısı3D yazıcıların bir diğer kullanım alanı ise yiyecek basmak. Üzerinde çalışılan konulardan biri olan olan yiyecek baskısı ile ilgili bazı adımlar da atıldı. Örneğin pizza yapabilen ve çikolata basabilen yazıcılar bulunuyor. Bunları bir adım öteye taşıyıp farklı içerikleri bir araya getirebilecek yazıcılar üzerinde de çalışmalar yapılıyor.Silah da basılabiliyor3D yazıcılar zaman zaman kötü amaçlar için de kullanılabiliyor. Geçtiğimiz aylarda dünyanın farklı yerlerinde bu yazıcıları tabanca tüfek gibi silahların üretimi için kullananlar oldu. Bu konuda firmalar ve devletler çeşitli önlemler almaya çalışsa da bu tarz üretimlerin önüne geçmek zor görünüyor. Türkiye'deki durumDünyanın tersine Türkiye 3D konusuna biraz mesafeli duruyor. Yazıcı fiyatlarının dövize endeksli olması, malzemelerin pahalı olması ve nispeten teknik bir özellik taşıması bu ürünlerin Türkiye'deki gelişimini olumsuz etkiledi. 3D yazıcılar konusunda çalışmaları bulunan 3Dörtgen firmasının Genel Müdürü Furkan Bakır, Türkiye'nin bu cihazlarla geç tanıştığını düşünüyor. 'Türkiye birçok teknolojide olduğu gibi 3D yazıcılarla da kısmen geç tanıştı. Ancak bu gecikmeyi avantaja dönüştürmeye oldukça yakınız' diyen Bakır sözlerine şöyle devam etti:Yurtdışındaki uygulamaları ve deneyimleri iyi okumak ve edinimleri kullanarak hızlı ilerleyebilirsek hem 3D Yazıcı teknolojisinin sahiplenilmesi konusunda hem de yenilikçi uygulamaları hayata sokma konusunda lider olmamız mümkün.Özellikle geçen yılın üçüncü çeyreğinden itibaren eğitim sektöründe yoğun bir talep var. Üniversiteler yeni yıl bütçelerine 3D yazıcıyı kesinlikle ekliyorlar. Fiyatların ucuzlamasıyla erişilebilir duruma gelen cihazlar, eğitim sektöründe de yeni olanaklar sağlıyor. Kasım ayında gerçekleşen Türkiye’nin ilk Maker Faire’inde 3D Yazıcılar en çok ilgiyi gören cihazlar oldular. Bu cihazların “yeni nesil üretim hareketi” olan Maker Hareketi bünyesinde Türkiyede de ilgi görmesi çok umut verici.Furkan Bakır'a göre sektörün en önemli sorunu bilinirlik. Bakır bu cihazların sadece bir makine olmadığının anlaşılması gerektiğinin altını çiziyor ve kanun yapıcıların da bu cihazları düzgün tanımadığını belirtiyor:Sektörün en büyük sorunu doğru bilinirlik. Her ne kadar hakkında onlarca haber de yapılsa, konu hala oldukça yeni. Bu da insanların bu teknolojiye devrim olarak bakmasını geciktiriyor. 3D yazıcının sadece bir makine değil, üretimde bir devrim olduğunun anlaşılması gerekiyor. Üretici ve tüketici kavramlarının saydamlaşıp birbirine girdiği bir durumla karşı karşıyayız. Böyle bir durum ise sosyal, politik ve ekonomik en temel yapılarda bile değişikliğe sebebiyet verebilir. Gelir, emek ve mülkiyet sahipliği gibi konular yeniden tartışılacak. Bu nedenle 3D Yazıcılara sadece bir makine diye bakmamak gerekli.3D Yazıcılar kanunu yapıcılar tarafından da düzgün tanınmıyor. Güvenlik ve mülkiyet hakları konusunda yeni yasa veya regülasyonlar çıkarılmalı.Türkiye'de faaliyet gösteren bir diğer 3D baskı teknolojileri firması olan İKİZİN Genel Müdürü Birkan Şahi bu ürünlerin ağırlıklı olarak prototip üretme amacıyla kullanıldığını ifade ediyor:3D yazıcılar özellikle prototip üretme konusunda yoğun ilgi görmektedir. Güçlü olduğumuz sağlık sektöründe de kullanımı başlanmış olup bu alanda kendine büyük bir pazar payı bulacağı ortadadır. Aynı zamanda çikolata üreten 3D yazıcının da ortaya çıkışı ile birlikte gıda sektöründe de büyük değişimlere yol açacağını ön görmekteyim. Özellikle üretim yapan fabrikaların otomasyon süreçlerinde bu tip yazıcıların olanaklarından yararlanarak daha az iş gücü ile yalın üretim için denemelere başladıklarını da duymaktayız.Şahi, yazıcıların yurtdışından ithal edilmesini ve işgücünün olmamasını önemli bir sorun olarak görüyor:3D yazıcıların ülkemize ithal ediliyor konumda olması maalesef bu sektörün de birkaç yıl boyunca teknoloji sektörü gibi yurtdışına bağımlı kalacağını göstermektedir. Yerli 3D yazıcı üretimi ile ilgili birçok firma araştırma geliştirme faaliyetine geçmiştir ancak henüz sanayi tipi baskı yapabilecek düzeyde makinelerin ortaya çıkmadığı aşikardır. Aynı şekilde 3D yazıcıyı kullanmayı bilen iş gücünün olmaması yine sektörün hızla gelişmesine bir engel teşkil etmektedir.Al Jazeera Turk
Reklam
Uzayda Üretilen İlk Nesneler Test Edilecek
NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) 3D yazıcıyla üretilen nesnelerin Dünya'ya ulaştığını açıkladı. Nesneler kontrol edilerek yerçekimsiz ortamdaki yazıcının performansı kontrol edilecek.NASA, Dragon kapsülünün UUİ'den getirdiği kargoda yer alan ilk uzay üretimi eşyaların incelenmesine başlandığını belirtti. Dragon, bir ay bağlı kaldığı UUİ'den 10 Şubat günü ayrılmış ve uzay istasyonunda tamamlanan bilimsel deneylerle beraber 3D yazıcıda üretilen eşyaları da getirmişti.Uzaydaki ilk 3D yazıcı Kasım 2014'te kullanılmaya başlanmış ve astronotlar deneme amaçlı olarak küçük parçalar ve el eşyaları üretmeye başlamıştı. 3D yazıcı programının başında yer alan Niki Werkheiser, '3D yazıcının göstereceği performansın Mars yolculuğu için büyük önem taşıdığını' söyledi.Made in Space firması tarafından yerçekimsiz ortamda kullanılabilmesi için özel olarak üretilen 3D yazıcı, düşük ısıda üretilen plastik iplikler kullanıyor. Astronotlar, aynı zamanda Dragon'un en son ulaştırdığı kargoda yer alan, ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tarafından üretilen 3D yazıcıyı da kullanıyor. Her kenarı 25 cm uzunluğunda olan küp şeklindeki yazıcı, uzaydaki eşya üretimini geliştirmek için çalışmaları destekliyor.NASA, ilk aşamada İngiliz anahtarı, çekiç ve tornavida gibi aletleri üretmenin bile Mars'a uzanan yolculuk için büyük önem taşıdığını belirtiyor. Bu kapsamda en iyi 3D yazıcının geliştirilmesi amaçlanıyor.UUİ'den gönderilen bilimsel donanımın yanı sıra, ilaç geliştirilmesi ve bitki yetiştirilmesini kapsayan deneyler de Dünya'ya ulaştı. Uzayda bitkilerin yetiştirilebilmesi, uzun yolculuklar için gıda ihtiyacını çözümleyecek.Kaynak: Al Jazeera
Reklam
Vücudumuzun Bir Günde Aldığı Enerjiyle Yapılabilecek 12 Şey
Yetişkin bir erkeğin günlük ihtiyaç duyduğu enerji miktarı yaklaşık 2500 kcal. Basit bir matematik hesabıyla bu enerjinin 10 milyon joule ettiğini söyleyebiliriz. Peki 10 milyon joule enerji ne kadar büyük bir enerji, bu enerjiyle neler yapılabilir?İşte Vücudumuzun Günlük Enerji İhtiyacına Denk Olan 12 Şey!
İşte Devlet Yönetiminin Yeni Telefonu
Bakan Işık, eski kriptolu telefonlarda korsan yazılım tespit edildiğini ve bunun temizlendiğini söyledi. Bakan yeni telefonların dinlenemeyeceğini belirtti.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda yeni kriptolu telefonu tanıttı.Bakan Işık, yeni kriptolu telefonların dinlenememesi için bütün yazılımlarının değiştirildiğini söyledi. Dünyada en gelişmiş kripto çözücü cihazların çözme kabiliyetinin 3 katı kadar güvenlik sisteminden söz eden Bakan Işık, “Kripto çözücü cihazlarla bu kriptolu telefonun dinlenebileceğine inanmıyorum' dedi.17 ve 25 Aralık operasyonlarının ardından başta Başbakan olmak üzere devletin tepe yönetiminin kullandığı kriptolu telefonların da dinlendiği ortaya çıktı. Bunun üzerine telefonların kullanımı bırakıldı ve TÜBİTAK’ta yeni kriptolu telefon üretildi. Bir süre önce Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan telefon için onay alındı. Telefonların kimler tarafından kullanılacağı Milli Güvenlik Genel Sekreterliği ile belirlenecek.Yeni telefonun özellikleriIşık'ın verdiği bilgiye göre yeni donanımda kriptosuz görüşme seçeneği iptal edildi:'Paralel yapı, kripto yazılımında bazı korsan satırlar koymuş. Şifrelerin depolandığı ve daha sonra çözülmesi amacıyla saklandığı bazı satırlar koymuş. Zaten o sayede kriptoların çözülmesi mümkün olmuş. Onların tamamını temizledik, ayıkladık, hepsini sıfırdan ele aldık. Şu anda güvenliği çok yüksek kriptolu telefonu hazır hale getirdik'Telefonun bir yıllık bir süre içinde hazırlandığını kaydeden Işık, 'Aciliyet dolayısıyla donanım ve tasarımına fazla zaman ayıramadık ama bundan sonraki yapacağımız çalışmada donanım, görünüm ve tasarım da akıllı telefon modunda olacak' diye konuştu.Yeni telefonu, yazılımını hazırlayanların bile tek bir merkezden dinleyemeyeceklerini söyledi:' TİB'de ve Emniyet'te bir örgüt olmadıktan sonra bu telefonun dinlenmesi bize göre mümkün değildir. Onun için hiçbir şekilde devlet içerisinde bu ve bunun gibi yapıların oluşmasına müsaade etmemek en temel önceliğimiz. Sadece paralel yapı için söylemiyorum. Hiçbir bir paralel yapıya devlet içinde müsaade edilemez'AA
Reklam
Tüm Zamanların En İyi 18 Felsefi Filmi
Film yapımının bir sanat türü olup olmamasına dair tartışmalar bir yana, yönetmenler ve senaristler filmleri hikâyelerini anlattıkları görsel bir araç olarak görürler. İdeolojiler, teoriler seyircinin mesajı almaları umuduyla bu görsellerle şifrelenirler. Hikâyesi olan güzel bir filmin sırrı ise vaaz vermekten kaçınmasından geçiyor.Mel Gibson’dan Federico Fellini’ye, Ridley Scott’tan tabi ki Alfred Hitchcock’a mesaj kaygısı taşıyan yönetmenler sembolik anlatımlardan, zekice hazırlanmış alt metinli diyaloglara kadar birçok yönteme başvuruyorlar. Bu liste işte o filmlerden bazılarını size sunuyor. Aklınızda bulunsun, filmler kronolojik sıraya göre listelenmiştir. Karşınızda tüm zamanların en iyi 18 felsefi filmi:
Google'ın Doodle'ı Ünlü Fizikçi Alessandro Volta
Google'ın özel günlerde hazırladığı Doodle logoları uzun bir süredir klasik olmuş durumda. Artık birçok özel gün ve olayın yıldönümü öncesi 'Acaba Google nasıl bir Doodle hazırlayacak?' sorusu soruluyor.Dünyanın en büyük arama motoru da bu istekleri karşılıksız bırakmayarak ilginç çalışmalarla internet dünyasını renklendiriyor.Google'ın bu gece yarısı yayına giren yeni Doodle'ı ise pilin mucidi olaran ün salan İtalyan fizikçi Alessandro Volta için. Google, pilin mucidinin 270. doğum gününü unutmadı ve bunu için bir Doodle yayınladı.Google'ın Alessandro Volta için yayınladığı özel Doodle'da pile vurgu yapılmış durumda. Pilin dolmasıyla birlikte yanan Google logosu ile firma Alessandro Volta'yı anmış oluyor.Doodle'a tıkladığınızda ise Alessandro Volta'nın Google'daki arama sonuçlarına erişebiliyorsunuz.Alessandro Volta Kimdir?İtalyan bir fizikçi olan Volta, 1774 yılında dünyaya geldi. İlk olarak statik elektrik üretebilen elektroforu icat eden Alessandro Volta, 1776 ve 1778 yılları arasında gazlarım kimyası ile çalıştı.Metanı keşfeden ünlü fizikçi 1778 yılında metan tecrit etmeye başladı ve daha sonra elektrik potansiyelini ve yükünü ayrı ayrı inceledikten sonra birbirlerinin bağlantılı olduğunu keşfetti. Bu Volta'nın kapasitans yasası olarak adlandırıldı. Elektrik potansiyelinin birimi ise Volt olarak isimlendirildi.1779 yılında deneysel fizik profesörü olan Volta, bu mevkisini kırk yıl korudu. 1800'de, Galvani ile yaşadığı profesyonel anlaşmazlık sonucu, ilk elektrik pili olan, devamlı olarak elektrik akımı yaratan Voltaik pili icat etti. Volta denemeleri sonucunda, en etkili metal çiftinin çinko bakır ikilisi olduğunu tespit etti.ShiftDelete.Net
Penguenler Balıkları Tat Almadan Yutuyor
Bilim insanları genetik araştırmaları sonucunda, evrim geçiren penguenlerin beş temel tatlardan üçünü kaybettiklerini, yalnızca ekşi ve tuzlu gıdaların tadını alabildiklerini söyledi.Çin ve ABD'deki araştırmacılar, çoğu hayvanın hayatta kalabilmeleri için tat almanın kritik öneme sahip olduğunu fakat balıkları bütün olarak yutan penguenler için bu durumun diğer hayvanlar kadar önemli olmadığını belirtiyor.Diğer kuş türlerinin de çoğu tatlı gıdaların tadını alamıyor fakat acı ve umami (et) tatları tespit edebiliyor.Araştırmacılar bu bulguya, penguenlerin gen haritalarında yaptıkları inceleme sonucunda bazı tat genlerinin kaybolduğunu fark etmeleriyle vardı.Penguenlerin DNA'larında yapılan incelemelerde, tüm türlerde tatlı, umami ve acı tat alan genlerin işlevini yitirdiği görüldü.Michigan Üniversitesi ve Çin'deki Wuhan Üniversitesi araştırma görevlisi Prof. Jianzhi Zhang, BBC'ye yaptığı açıklamada 'Genetik verilere göre penguenler ekşi ve tuzlu tatları alabiliyor ama tatlı, umami ve acı tatları kaybetmişler' dedi.Buz tabakasının etkisiEtoburlarda umami tadın kaybolması olağandışı bir durum olarak görülüyor.Prof. Zhang, 'Penguenlerin balıkları bütün olarak yutma alışkanlıkları ve dillerinin yapısı ile işlevi, tat alma algısına ihtiyaç duymadıklarını gösteriyor' dedi.Prof Zhang, Current Biology adlı dergide yayımlanan bulguların şaşırtıcı olduğu görüşünde.Tat kaybının buz tabakasından kaynaklanıyor olabileceği belirtiliyor.Tatlı, umami ve acı tat alıcılar, çok düşük ısılarda beyne sinyal gönderemiyor.Araştırmacılara göre penguenlerdeki tat kaybı da bundan kaynaklanıyor.BBC
Reklam
‘Şiddet Bir Sonuçtur, Kaynağına İnilmezse Tedbirler Pansuman Kalacaktır’
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, konuşmasına Mersin'in Tarsus İlçesi'nde vahşice öldürülen Özgecan Aslan'ı anarak başladı. Toplumsal şiddetin arttığına dikkat çeken Bahçeli, 'şiddet bir sonuçtur, nedenleri gün yüzüne çıkarılmadıktan sonra uygulanacak tedbirler pansuman işlemi görecektir' dedi.Bahçeli, konuşmasında şunları söyledi:ÖZGECAN ASLAN'IN KATİLLERİ EN AĞIR DÜZEYDE CEZALANDIRILSINSosyal ve ekonomik çalkantı devamlı körüklenmektedir. Türkiye hepimizi endişeye sürükleyen bir şiddet döngüsüne kilitlenmek üzeredir. Tarsus’ta akıl almaz yöntemlerle katledilen Özgecan kızımız nasıl bir cinnetle karşı karşıya kaldığımızı göstermiştir. Öncelikle Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesinin acısını yürekten paylaşıyor, katillerin en ağır düzeyde cezalandırılmasını temenni ediyorum.KADINA ŞİDDET NEDEN BU KADAR YAYGINLAŞTIKadına yönelen şiddet dalgasının masum canlara kast eden saldırıların niçin bu kadar yaygınlaştığını mutlaka araştırmak zorundayız. Toplumsal huzurumuza musallat olan bu kanlı tablonun arkasındaki perde aralanmadıkça maalesef Özgecan’ların katledilmesini engellememiz mümkün değildir. Şiddet bir sonuçtur, tedavi edilmedikçe vicdanları kanatmaya devam edecektir.MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYORDün işsizlik verileri açıklanmıştır. 2014 yılı Şubat ayı itibariyle işsizlik oranını hesaplamada yeni bir yönteme geçildiğinden işsiz sayısının çerçevesi kurnazca daraltılmıştır. AKP bayat numaralarla işsizliğin üzerini örtmektedir. Yine de mızrak çuvala sığmamaktadır. Kim ne söylerse söylesin toplam işsiz sayısı 6 milyona yaklaşmakta her evi haneyi ateş gibi sarmaktadır. Sosyal ve ekonomik istikrarsızlığı besleyen sayıları 2 milyonu aşan Suriyeli sığınmacılar ise işsizliği kemikleştirmektedir.AKP TAM BİR BAŞARISIZLIK MARKASIİşsizlik sorununu çözmeyen, niyeti de bulunmayan AKP hükümeti tam bir başarısızlık markasıdır. Kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 33,9’dur. Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanların oranı yüzde 35’e yaklaşmıştır.İşin bir başka düşündürücü tarafı da çalışma çağındaki nüfusumuzun sadece 25 milyon 874 bininin istihdam ediliyor olmasıdır.AKP’nin ekonomi politikaları duvara toslamakla kalmamış, milyonlarca vatandaşımızı işsiz bırakmıştır. AKP yalana, toz pembe hayal tacirliğine devam etmektedir. Davutoğlu hala istihdam oluşturduk hikayelerinden medet ummaya devam etmektedir.TEKİRDAĞLI KAAN İŞSİZSE VEBALİ HARAM YİYEN AKP ZİHNİYETİNİN SIRTINDAGelişmiş ülkelerde de işsizlik var ne yapalım diyen 17-25 Aralık failleri çoktan günaha batmışlardır. Trabzonlu Dursun, İzmirli Filiz, Tekirdağlı Kaan işsiz kalmışsa bunun vebali haram yiyen AKP zihniyetinin sırtındadır. Birkaç kişinin istihdam edileceği işlere binlerce insanımız müracaat ediyorsa suçlu bellidir. AKP yakın, yandaş, hısım, dünür ve akrabalara iş bulma, bunları işe sokma, yağmadan pay verme hususunda beceriklidir. AKP kul hakkını yemede, insan şerefini çiğnemede, hazine kaynaklarını dağıtmada rakipsizdir. Yolsuzluk yoksulluk ve rüşvet mekanizmasının mimarı AKP’dir. Bize göre işsizlik bir kader değildir. MHP işsizliği yenecek kuvvet ve azme sahiptir.ZENGİNDEN FAKİRE GELİR TRANSFERİ SAĞLAYACAĞIZAç ve açıkta kim varsa elinden tutacağız. Elimizi uzatıp gönlümüzü açacağız. Orta sınıfa soluk aldıracağız. Zenginden fakire gelir transferi sağlayacağız. İşsizlik ödeneğinden yararlanma şartlarını esnetmeyi, 4/C'lilere kadro vermeyi, taşeron işçileri kadrolu yapmayı, emeklilikle yaşa takılanlarla ilgili biriken sıkıntıları gidermeyi, ihtiyaç sahibi her aileden en az bir kardeşimize iş imkanı sağlamayı, kamuda boş kadrolara atama yapmayı, üniversiteyi bitirmiş evlatlarımızın yüzünü güldürmeyi mutlaka başaracağız, yapacağız.ADALETLİ BÖLÜŞÜM BİZİM İŞİMİZBizde atalet yoktur, buna karşılık adaletli bölüşüm bizim işimizdir. Külfet ve minnette, nimette ortaklık kurmak bizimle tecelli edecektir. Biz mazeret üretmeyeceğiz. Çözüm üreten ekonomi, nihayetinde de yaralara merhem olan ekonomi yöntemini tesis ve temin edeceğiz. İnanıyoruz ki bir söz ağızdan bir kere çıkacaktır. Dürüstlük her baba yiğidin harcı olmayacaktır. Yapacağımız şeyleri söyler, başaracağımızın garantisini veririz. Türk siyasetinin 46 yıllık çınarına, Türkiye sevdasının simgeleşmiş burcuna başka türlüsü de yakışmayacaktır.NÜFUSUMUZUN YARIYA YAKINI MUTSUZGeçtiğimiz hafta 2014 yılına ait yaşam memnuniyeti araştırması TÜİK tarafından açıklanmıştır. Mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı 2013’de yüzde 59 iken, 2014’de yüzde 56’ya gerilemiştir. Nüfusumuzun yarıya yakını mutsuz, huzursuzdur. Türkiye’nin mutluluk konusunda da kutuplaşması hayra alamet görülmeyecektir. Makas günden güne açılmaktadır.NÜFUSUMUZUN YÜZDE 64'ÜNÜN TAKSİT VE BORCU VARSürekli yoksulluk riski altında bulunan 10 milyon vatandaşımız bulunmaktadır. Nüfusumuzun yüzde 39,7 sızdıran çatı çürümüş penceresi olan konutta oturmaktadır. Nüfusumuzun  yüzde 42,2’si ısınamamakta, yüzde 64’ünün de taksit ve borcu bulunmaktadır. Sayıları 58 milyonu aşan vatandaşımız yıpranmış mobilyalarını yenilemekten mahrumdur. Asgari ücretle geçinen kardeşimiz ekonomik krizin pençesindedir. İki milyon taşeron işçimiz zulüm altında inlemektedir. Taşeron uygulaması AKP iktidarı döneminde günden güne azmıştır. Kısaca özetlediğim bu Türkiye resminin neresinde zenginlik, refah ve gelişme vardır? Milyonlarca insanımız sefalet şartlarında yaşarken, kaçak ve karanlık saraya sessiz kalmak mümkün müdür? Ayakkabı alamayan, palto bile giyemeyen fakir fukaranın hakkına göz dikmek hangi ahlaka sığacaktır? İşine gelmeyince dünyada yalnızlığı umursamadığını söyleyen, işi gelince de fıldır fıldır dünyayı dolaştığını iddia eden Erdoğan’ın haram ve hizmeti nereye kadar sürecektir?ERDOĞAN, LATİN AMERİKA'NIN SICAĞINDA BOL BOL TERLEMİŞTİRTerlemek isteyen Erdoğan, Latin Amerika’nın sıcağını bulunca bol bol terlemiştir. Çocuğunu okuturken saçlarına ak düşmüş kardeşim, akşam eve gelirken marketi uzaktan seyreden vatandaşım bu haksız ve ahlaksız yönetimi daha ne kadar görmezden geleceksiniz? Erdoğan ve Davutoğlu milletimizin sırtından geçiniyor. Helal kazançları aşırıyor. Hala görmeyecek miyiz? Cumhurbaşkanı sarayıyla, gezmediği, görmediği gitmediği konaklamadığı yer bırakmamıştır. Erdoğan dünya turu atmakta, gökyüzünden yere bir türlü inmemekte, kıtalararası seyahat acentesi gibi çalışmaktadır. Erdoğan göçmen kuşlar gibi uçmuştur da hangi başarıyı elde etmiş, milletimizin hangi ihtiyacını karşılamıştır? İşsizlik mi yavaşlamış, ülkemizin gücü mü artmıştır? Ukrayna kriziyle ilgili arabulucu ülkelerden birisi mi olduk? Ortadoğu'da, Balkanlar'da sözümüzü mü dinlettik?EĞER HIRSIZLIK BİR MİSYONSA BÖYLE BİR VİZYONUMUZ YOKErdoğan dünkü bir konuşmasında bizi de hedef koyarak, “Proje desen proje yok. Vizyon desen yok, hayal desen yok” diyerek sanki aktif siyasetin içindeki siyasi şahsiyet gibi zırvalamıştır.Eğer villada soygun paralarını eritmek, yolsuzluk havuzlarında milyon dolarla ıslanmak bir projeyse bizim böyle bir projemiz ne görülmüş, ne görülecek. Eğer hırsızlık bir vizyon, ihanet misyonsa, biliniz ki ne böyle bir vizyonumuz nede böyle bir misyonumuz vardır. Biz bu hayasızlığı tepeleyecek Türk milletinin eğilmeyecek koluyuz.Erdoğan çalışmadan ziyade aynanın karşısına geçip çalanlardan bahsederse daha samimi olacaktır. Erdoğan 2023’ün değil de 17-25’in şifrelerini anlatırsa doğru bir iş yapmış sayılacaktır. Türkiye hırsıza, uğursuza, kanun kaçaklarına, yolsuzluk çetelerine bırakılmayacak kadar değerli ve azizdir. İnanıyorum ki Allah'ın yüce kitabında yasakladığı ne kadar kötülük varsa tarafı olanları millet vicdanı affetmeyecektir. 7 Haziran’da bu iş kökten ve tümden bitecektir.TOPLUMSAL ŞİDDET ARTIYORToplumsal şiddet tesirini artırmaktadır. Şiddet bir sonuçtur, nedenleri gün yüzüne çıkarılmadıktan sonra uygulanacak tedbirler pansuman işlemi görecektir. Tarsus’ta 20 yaşındaki Özgecan kızımızın hunharca katledilişi hepimizi hüzne boğmuştur. Soğukkanlı katiller burada anlatamayacağım vahşetle Özgecan’ın canını almışlardır. Bu cinayete yurt çapında büyük bir tepki gösterilmiş, milletimiz haklı bir infialle, caniyi, suç ortaklarını protesto etmiştir. Yediden yetmişe herkes Özgecan’a üzülmüştür. Bu kahredici cinayetten sonra sormamız gereken çok şey olduğu açıktır. Kadına, kıza, küçücük kıza olan şiddet niçin böyle yaygınlaşmıştır? Kimse katil olarak doğmayacağına göre, masum bir bebekten azılı canavara dönüşmenin sırrı nedir? Sorun yetişme şartlarında mıdır? Eksik bırakılan yerine getirilmeyen unutulan hangi terbiye ödevlerdir? Konunun uzmanları, akademisyenler ve bilim insanları bugün düşünmeyecek de ne zaman dile geleceklerdir?İdam cezası getirilse de şiddet durmayacaktır. 2008’de İtalyan sanatçının tecavüz edilerek öldürülmesi insanlıkla bağdaşmakta mıdır? Erdoğan’ın Münevver Karabulut cinayetinde kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya ifadeleri bugünkü duruşuyla uyumlu mudur? 2013’de Nevşehir’de Japon turistin öldürülmesi ve Fatih’te tecavüz edilerek canı alınan ABD’li kadın aklımızdan çıkmamıştır.SON 10 YILDA 7122 KADIN KATLEDİLMİŞKadına şiddet facia ve felaket ötesidir. Son 10 yılda 7122 kadın katletilmiş, 5 bine yakın kadın da tecavüze uğramıştır. 2008’den bu tarafa kadın cinayetleri yüzde 1400 çoğalmıştır. Bu rakamlar sözün bittiğini apaçık işarettir. 2014’te 294, sadece bu yılın ocak ayında 20 kadın hayata veda etmiştir. Şunu bilmenizi temenni ediyorum ki dökülen kadın kanı medeni toplum iddialarını çürütmektedir.Şimdiye kadar kanun çıkarılmış ancak netice doğurmamıştır. Kampanyalar tertip edilmiş, toplantılar, organizasyonlar düzenlenmiş, raporlar hazırlanmış, bir faydası dokunmamıştır. Yine taciz, tecavüz, ölüm saldırı vakaları almış başını yürümüştür. Kadına uzanan ellerin kırılmasını söyledik. Başbakan da dillendirmiş, her kesim bu kararlılıkta olmuştur. Peki vahşet ve şiddet dili niçin bu kadar hakimdir? Kusur kimse? Yanlış nerededir? Şunu kabul edelim ki toplumlar için büyük tehlike dengeyi kaybetmektir. İddiali değişim sloganları tecrübeyle desteklenmediği zamanlarda anlam bunalımı, ahlaki çöküşler ortaya çıkmaktadır. Hukuk askıda adalet kenarda ise suçlu sayısı patlamaktadır. Toplumsal adalet duygusu göçtüğü anda, yaptırım sistemi alabora olduğu takdirde şiddet egemen olmalıdır.MADEM İDAM CEZASINA İHTİYAÇ VAR...Şimdi herkes idam cezasının getirilmesiyle ilgili yorum yapmakta. AKP idam tartışmalarının önünü açmaktadır. Burada ciddi bir samimiyet noksanlığı olduğu açıktır. Madem idam cezasına ihtiyaç vardır, o zaman AKP’nin elini tutan da olmayacaktır. Başbakan ve partisine sesleniyorum. Hadi buyrun, idam cezasıyla ilgili düzenlemeyi hemen hazırlayın, harekete geçin de ne kadar dürüst olduğunuzu görelim. Yürürlükteki hukuk mevzuatında insan öldürenlere, en bayağı mide bulandırıcı suçları işleyenlere gerekli ağır cezalar ön görülmüştür. Mesele hukuku vicdanlara uygun tatbik etmektir. Eğer ana kaynak kurutulmazsa, istediğiniz kadar dar ağacı kurun, ceza yağdırın ne yazık ki acı verici vakalardan kurtulma şansınız olmayacaktır.AKP HÜKÜMETİ SİYASAL DENGEYİ BOZMUŞTURBugün yaşadığımız travmalar düne benzemektedir. Bir yanda kadına ikinci sınıf insan muamelesi yapmak… Mahkemeleri darbeci milli irade düşmanı gibi göstermek, adalete güveni sekteye uğratmaktadır. Hırsızlık yapan, hainlik eden arkasını iktidara dayamış kişi dışarıda gezmekte, sıradan suçlu ise cezaevini boylamaktadır. Sosyal değişme nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz arayışının niçin nasıl sorularıyla genişletilmesidir. AKP hükümeti siyasal dengeyi bozmuştur. Bu itibarla toplum şiddete teslim olmuştur. Erdoğan’ın kavgacı tutumu, suçları, bir süre sonra ters tepmiş ortaya çıkan sosyal fatura iyice kabarmıştır.OBAMA'YA SESLENEN CUMHURBAŞKANI'NA 'NEREYE KADAR SÜRECEK BU ZULMÜN' DİYE SORMAK HAKKIMIZMeksika’da cinayete kurban giden üç kardeşimiz için haklı olarak Obama’ya seslenen cumhurbaşkanına, bizim de nereye kadar sürecek bu zulmün Erdoğan diye sormak bizim hakkımızdır. Özünde zalim olanların, zulmü felsefe haline getirenlerin insani davranmaları, dün mahkum olmayacaktır yarın da olmayacaktır. Yeni Özgecan'ların olmaması için herkes sorumluluk bilinciyle hareket etmeli, ayrımcı dilini acilen kesmelidir. Toplumun içinde bulunduğu şiddetli dalgalanmanın cinnet hali önlenemezse, Türkiye üçüncü dünya ülkeleri klasmanına düşecektir. Bu durumda demokrasi yaşayamaz, ülkemiz ayakta ve bağımsız kalamaz.PKK'NIN SİLAH BIRAKMASI TEK BİR ŞARTLA MÜMKÜNDÜR. O DA...İktidar, İmralı ve Kandil gelgitinde siyasi namus tapusunu düşürmüştür. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre cani başı, PKK’dan 21 Mart Nevruz günü bir silahsızlanma kongresinin toplanmasını istemiştir. Sonrasında da müzakerelere geçileceği, pazarlıkların resmiyete döküleceği söylenmiştir. Siyasi bölücüler ortak açıklamadan bahsetmektedir. Başbakan'dan bakanlara kadar hükümet cenahı iyi şeylerin olacağını, Türkiye’nin bir bahar havası yaşayacağını söylemektedirler. En son iyi şeyler olacak denildiği zaman milletimizin nasıl bir kabus yaşadığı ortadadır. Bu ne kepazeliktir, bu ne utanmazlıktır. İmralı canisinin iki yıl önce PKK’ya silah bırakma ve sınır dışına çekilme çağrısı ne sonuç vermiştir de bu sefer ki verecektir? PKK’nın silaj bırakması tek bir şartla mümkündür, o da Türkiye’nin çatır çatır bölünmesidir. PKK bugünkü durumuna kan dökerek, pusu kurarak, bedenlere mermi doldurarak gelmiş, AKP’nin zaaflarından da sonuna kadar istifade etmiştir.HDP'NİN SEÇİMLERE GİRMESİ PAZARLIKLARA GÖRE ŞEKİL ALACAKAKP-PKK koalisyonu seçimden önce her şey güllük gülistanlık olmuş gibi bir hava uyandıracak, milletimizin umutlarıyla oynayacaktır. HDP’nin seçimlere girmesi ise pazarlıklara göre şekil alacaktır. AKP ile PKK anayasayı değiştirip, milli devleti parçalama konusunda hem fikirdir. AKP ve PKK Öcalan’ın önce ev hapsi, sonra planlanan eyalet yasalarıyla serbest bırakılması bağlamında da hemen hemen aynı görüştedir. Yani AKP PKK’laşmış, PKK da AKP maskesi takmıştır.MİT Müsteşarı'nın siyasete taşınması ise İmralı - Kandil ortak yapımı ve talebidir. Türkiye’nin illegal bir terör örgütüyle ruhen özdeşleşmesi olur şey değildir. Anayasayı açalım, yasaları okuyalım, millete soralım. Bunun tek karşılığı çıkacaktır o da Türkiye’ye kapkara ihanettir. Gerçekte ne silah bırakan görülecek ne terörden vazgeçen bulunacak ne de hain emelleri terk eden olacaktır.ERDOĞAN VE ÖCALAN BAŞKANLIK SİSTEMİNDE SÖZ KESMİŞErdoğan ve Öcalan başkanlık sisteminde söz kesmiştir. Türkiye çözülmekte, haince çembere alınmaktadır. Erdoğan’ın silah bırakma çağrısının kısa sürede yapılacağını söylemesi, iki yıl öncesine dönülmesi aynı ezber ve senaryoların yaşanması demektedir. Süreç ihanetiyle kızışan pazarlıklar, PKK’ya göz yummak, İmralı’ya göz kırpmak, federasyona davetiye çıkarmaktadır. Devletin düştüğü duruma bakınız ki İmralı canisinin yakalanışının 16’ncı yılında bölücüler polisler eşliğinde gösteri yapmakta, molotofla her yeri savaş alanına çevirenler, AKP’nin güvencesiyle tahammülleri aşmıştır.GARANTÖR MHPDavutoğlu kıvraklıklar göstermekte, Erdoğan ise uçan sarayıyla gezmektedir. Çok şükür Türk milleti teröre dur diyecek kuvveti kendi bağrından çıkarmıştır. Bu millet bölünmeyecektir, teminatı Milliyetçi Hareket Partisi'dir. İmralı izbeliğinde hazırlanan ihanet taslakları yanıp kül olacaktır, garantör MHP’dir. Ankara’nın tarihi emanetleri yaşayacak milli mücadelenin kutlu hatıraları meşale gibi önümüzü aydınlatacaktır. Şehit ile caniyi aynı kefeye koyan, katil ile maktulü bir gören siyasi akbabalar kaybedecek Türk milleti 7 Haziran’da zafere uyanacaktır.İÇ GÜVENLİK PAKETİİç güvenlik paketinin tüm karşı çıkışımıza rağmen Meclis Genel Kurulu'nda görüşülmesine başlanacaktır. 21 yasada değişiklik ön gören tasarısının güvenlik kaygısıyla hazırlanmadığı ortadadır. Maskeli veya kravatlı molotoflu veya havai fişekli, mayınlı teröristler AKP ile al tekke ver külah ilişkisi içindedir. İç güvenlik kisvesi altında Meclis’e getirilen bu tasarının kanunsuzluğa makyaj olduğu malumunuzdur. Hakim ve savcılara ait yetkilerin vali kaymakam ve polislere verilmesi güvenlikle nasıl ilişkilendirilmektedir? Telefon dinlemelerinde polise ilk 48 saat için dinleme yetkisi neden verilmektedir? Valilere her türlü yasak ve el koyma yetkisiyle birlikte, yürüyüşlerde polislere toplu gözaltına alma ruhsatı vermek nasıl izah edilecektir?HDP İLE YAN YANA GELMEMİZ KIYAMETLE OLMAYACAK BİRŞEYDİRBaşbakan sahiden de molotof atanı dert ediyorsan, maske takıp terör estirenleri mesele yapıyorsa TCK’ya bakması yeterlidir. Davutoğlu iç güvenlik paketine itirazımızdan dolayı bizi HDP ile aynı kareye koymuş ve ismimin başına da molotof ve bonzai çirkin sıfatlarını iliştirmiştir. Sayın Başbakan kendini fazla zorlama, fazla yorulma. Kimin HDP’nin kuyruğu uyruğu PKK’nın uşağı olduğunu aziz milletimiz gayet iyi bilmektedir. Bizim HDP ile yanyana gelmemiz kıyametle olmayacak bir şeydir. Ama siz ve saraydaki haminiz, HDP’nin çanağında tıka basa yiyeli çok seneler olmuştur. Sayın Davutoğlu, sağ gözün İmralı canisi ise, sol gözün 17-25 Aralık'tır.YA HAPLANDIN YA KULLANDINMolotof ve bonzai laflarına gelince… Ya haplandın da kullandın, ya da tehditle söyledin. Biz senin gibi Serok Ahmet’i, saraya vitrin süsü olmuş Ahmet’i ilk kez görüyor, ilk kez şahit oluyoruz. Sayın Davutoğlu var git işine, bize ilişme. Sen Saray etrafında dönmeyi dene bizimle aşık atamazsın. Kalite ve kalibrenle bil ki tozumuza bile yetişemezsin.Ajanslar
Suudi İmam Şeyh Bender El Hayberi'den Bilim Dünyasını Şaşkınlığa Uğratan 12 Nefis Tespit
etiket
Dün gündemimize girdi Suudi imam Şeyh Bender El Hayberi, 'Eğer dünya dönüyorsa bir uçak havada durduğunda Çin'in uçağa doğru gelmesi gerekmez miydi?' sorusuyla bilim dünyasının açığını çok pis yakalayan Hayberi duracağa benzemiyor. Bugüne kadar sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz gerçekleri bir bir çökertmeye ant içmiş olan bu ulema kişi, bilim dünyasını önümüzdeki günlerde çok yoracağa benziyor. İşte kendisinin bilim dünyasına meydan okuduğu 12 şahane bilimsel tespiti.
Reklam
Sanat Nedir, Sanatçı Kimdir, Aydın Kime Denir ve Diğerleri
Kariyerinin büyük bir bölümünü öğle kuşağı programlarında, mini giyen ünlü kadınların etekleri dibinde dolaşarak geçiren bir adamın Özgecan'ın vahşice öldürülmesi ardından suçun laik eğitimde -yani laik cumhuriyette- olduğunu iddia eden bir tweet atması, tüm toplumu etkisi altına alan bir çarpıklığı, ilkelliği gözler önüne sermesi bakımından düşündürücüdür. Dahası, tecavüzcüye omuz verecek, tecavüzü haklı çıkaracak kadar alçalan bir insanın adının başına 'sanatçı' bazen de 'aydın, düşünür' sıfatlarının eklemesi, bu ülkede kamu adına yayıncılık yapan herkesin ivedilikle kendini sorgulaması gerektiğinin bir göstergesidir.
Erkek Egemen Bir Toplumda Kadın Olmanın Zorlukları
etiket
Yıllardır bu ülkenin kadınları seslerini duyurmaya çalışıyor. Her gün öldürülen, şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan kadınlar kendilerini anlatacak mecra arıyorlar. Ancak maalesef toplumun vicdanını kanatan bir vahşet yaşanmadıkça hiçbiri derdini yeterince anlatamıyor. Üzülerek söylüyorum ki Özgecan'ın vahşice katli gibi bir olay yaşanmadığında, tecavüzler, cinayetleri, dayaklar klasik bir üçüncü sayfa haberi olarak okunup geçiliyor. Bu konularda ciddi hiçbir adım atılmıyor. Ciddi adım atılmasını beklediğiniz noktada da işler idam cezasına gelip takılıyor. Mesele tecavüz edeni öldürmek değil, tecavüz olayının ortadan kalkmasını sağlamaksa idamın bir çare olacağını düşünmüyorum. Mesele çok daha fazla katmanlı ve uzun soluklu çalışmaları, araştırmaları, bilim insanları, STK'lar ile koordineli olarak çalışmayı gerektiriyor. Ülke idaresinde yer alan kişilerin daha dikkatli bir dil kullanmalarını gerektiriyor. Siz 'örtüsüz kadın ya kiralıktır ya da satılıktır' dedikten sonra tecavüz olayları için çareyi idamda ararsanız bunun hiçbir anlamı olmadığını görmeniz gerekiyor. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey bir zihniyet değişimidir. Açık söylüyorum bunun Ak Parti hükümetiyle gerçekleşmesi mümkün değildir. Uyuşturucudan, tecavüze, hırsızlıktan, gaspa kadar her suçun çözümünü imanlı bir nesil yetiştirmekte gören, tecavüz olaylarında erkekten çok kadında suç arayan bir kafanın Türkiye'de kadın erkek eşitliği açısından bir adım atması, köklü bir zihniyet değişikliğine gitmesini beklemek hayal gücünü bile zorlayan bir durumdur. Kadına şiddeti araştırma komisyonu kurup, tüm üyelerini erkek yapan, hiçbir kadın kuruluşunu bu komisyona dahil etmeyi aklından bile geçirmeyen, kadın için en iyisini erkekler bilir anlayışındaki bir zihniyetten ne bekleyebiliriz ki? Kadınların erkek egemen bir toplumda yaşamasının zorluklarını erkek bilemez. Onu ancak yaşayanlar bilir. Yaşayan biri olarak işte size erkek egemen bir toplumda yaşamanın kadın açısından zorlukları.
Orhan Pamuk'a Aydın Doğan Ödülü
Orhan Pamuk, 19. Aydın Doğan Ödülleri'nde 'Roman' dalında ödüle layık görüldü.Doğan Hızlan Başkanlığında, Prof. Dr. İnci Enginün, Prof. Dr. Nüket Esen, Semih Gümüş, Prof. Dr. Handan İnci, Prof. Dr. Turan Karataş, Prof. Dr. Jale Parla, Ömer Türkeş ve Metin Celal Zeynioğlu'dan oluşan Seçici Kurul 6 Şubat 2015 Cuma günü, yaptığı toplantıda; Eserleri ile Türk edebiyatına romanın farklı türlerini getirdiği ve bu farklı türlerle kendisini izleyen genç romancılara yeni uygulama ufukları açtığı; burası ve ötesi, dünyevi ve uhrevi, Doğu ve Batı kutuplarını ustalıkla bir araya getirdiği; Türk romanını dünyada temsil eden ustalarımız arasında yer aldığından 2015 Aydın Doğan Ödülü'nün “Roman' dalında Orhan Pamuk'a verilmesine oy birliği ile karar verdi.Türk insanının kültür ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla veriliyorAydın Doğan Ödülü, ülkemizde kültür, sanat, edebiyat ve bilim eserlerini yaratıcılarının kişiliğinde, çeşitli dallar için verilen uğraşları, özveriyi, kaliteyi ve mükemmelliğinin yanı sıra emek verenlerin çalışma ve birikimleri ile ulusal ve uluslararası platformda övgü kazananları, mesleklerine başladıkları günden bugüne kadar gösterdikleri başarılar doğrultusunda ödüllendirerek, Türk insanının kültürünü ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla veriliyor.Orhan Pamuk'un özgeçmişiOrhan Pamuk 1952'de İstanbul'da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede, Nişantaşı'nda büyüdü. Otobiyografik kitabı İstanbul'da anlattığı gibi çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul'daki Amerikan lisesi Robert Kolej'de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bıraktı ve İstanbul Üniversitesi'nde gazetecilik okudu. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı.İlk romanı 'Cevdet Bey ve Oğulları' 1982'de yayımlandı ve Orhan Kemal Roman Armağanı'nı ve Milliyet Roman Ödülü'nü aldı. Pamuk ertesi yıl 'Sessiz Ev' adlı romanını yayımladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991'de Prix de la Découverte Européenne'i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), pek çok dile çevrilerek Pamuk'a uluslararası ününü sağlayan ilk romanı oldu. Aynı yıl karısıyla Amerika'ya gitti ve 1985-88 arasında New York'ta Columbia Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. İstanbul'un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan 'Kara Kitap'ı 1990'da yayımladı. Fransızca çevirisiyle France Culture Ödülü'nü kazanan bu roman, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk'un ününü hem Türkiye'de hem de yurtdışında genişletti. 1991'de, Pamuk'un Rüya adını verdiği bir kızı oldu. 1994'te, esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye ettiği 'Yeni Hayat' adlı şiirsel romanı yayımlandı.Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği 'Benim Adım Kırmızı' adlı romanı 1998'de yayımlandı. Bu kitapla Fransa'da Prix du Meilleur livre étranger (2002), İtalya'da Grinzane Cavour (2002) ve İrlanda'da International Impac-Dublin (2003) ödüllerini kazandı. 1990'ların ortasından itibaren Pamuk, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türkiye devletine karşı eleştirel bir tavır takındı. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilere yazdığı edebi, kültürel makalelerden oluşturduğu geniş bir seçmeyi 1999 yılında 'Öteki Renkler' adıyla yayımladı.“İlk ve son siyasi romanım' dediği 'Kar' adlı kitabını 2002'de yayımladı. Kars şehrinde, siyasal İslamcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi. Pamuk'un 2003 yılında yayımladığı 'İstanbul', yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir.Kitapları 62 dile çevrilmiş, bütün dünyada on iki milyon satmış olan Pamuk, pek çok üniversiteden şeref doktorası aldı. Alman Kitapçılar Birliği tarafından 1950 yılından beri verilmekte olan, Almanya'nın kültür alanındaki en seçkin ödülü olarak kabul edilen Barış Ödülü, 2005'te Orhan Pamuk'a verildi. Ayrıca 'Kar' Fransa'da her yıl en iyi yabancı romana verilen Le Prix Médicis étranger ödülünü aldı. Aynı yıl Prospect dergisi tarafından dünyanın 100 entelektüeli arasında gösterildi ve 2006 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. American Academy of Arts and Letters'ın ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi'nin şeref üyesi olan Pamuk, senede bir dönem Columbia Üniversitesi'nde ders veriyor.Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk TürkOrhan Pamuk 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alarak bu ödülü kazanan ilk Türk oldu. Pamuk 2008'de aşk, evlilik, dostluk, mutluluk gibi konuları bireysel ve toplumsal boyutlarıyla işlediği 'Masumiyet Müzesi' adlı romanını; 2010 yılında ise çocukluğundan başlayarak hayatını ve edebiyatla ilişkisini eksen alan yazı ve röportajlarından oluşan 'Manzaradan Parçalar'ı yayımladı. Pamuk, 2009'da Harvard Üniversitesi'nde verdiği Norton derslerini 2011 yılında Saf ve Düşünceli Romancı adıyla kitaplaştırdı. 2012'de İstanbul'da Masumiyet Müzesi'ni açtı ve müzenin kataloğu 'Şeylerin Masumiyeti'ni yayımladı.Aynı yıl Avrupa kültürüne olağanüstü katkılarından dolayı Danimarka'da Sonning Ödülü'nü aldı. 2013'te ise kitaplarından seçtiği en güzel parçalardan oluşan 'Ben Bir Ağacım' ı yayımladı. Masumiyet Müzesi, Avrupa Müzeler Forumu tarafından 2014 yılında Avrupa'nın en iyi müzesi seçildi.Geçmişten bugüne Aydın Doğan ödülleri1) 1997 Aydın Doğan Ödülü: Roman / Adalet Ağaoğlu2) 1998 Aydın Doğan Ödülü: Soysal ve Beşeri Bilimler / Prof. Dr. Doğan Kuban ve Prof. Dr. Emre Kongar3) 1999 Aydın Doğan Ödülü: Görsel Sanatlar/ Ara Güler4) 2000 Aydın Doğan Ödülü: Şiir/ Melih Cevdet Anday5) 2001 Aydın Doğan Ödülü: Tarih/ İlber Ortaylı6) 2002 Aydın Doğan Ödülü: Klasik Batı Müziği Ankara Devlet Konservatuarı7) 2003 Aydın Doğan Ödülü: Arkeoloji/ Ord. Prof. Dr. Sedat Alp ve Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu, Hizmet Ödülü: Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü ve Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araşt. Enstitüsü8) 2004 Aydın Doğan Ödülü: Türk Halk Müziği/ Yücel Paşmakçı, Hizmet Ödülü: İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı ile Folklor Kurumu9) 2005 Aydın Doğan Ödülü: Kent Mimarisi, Kent Dokusu/ İzmir Konak Meydanı Düzenlemesi ve Kastamonu Tarihi Kent Dokusu İyileştirme Projeleri10) 2006 Aydın Doğan Ödülü: Resim / Adnan Varınca11) 2007 Aydın Doğan Ödülü: Moda Tasarımı /Özlem Süer ve Ümit Ünal12) 2008 Aydın Doğan Ödülü: Heykel /Seyhun Topuz13) 2009 Aydın Doğan Ödülü: Tiyatro/ Genco Erkal14) 2010 Aydın Doğan Ödülü: Sinema/ Nuri Bilge Ceylan15) 2011 Aydın Doğan Ödülü: Türk Halk Müziği/ Mehmet Özbek Hizmet Ödülü: Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuarı16) 2012 Aydın Doğan Ödülü: Öykü/ Selim İleri17) 2013 Aydın Doğan Ödülü: Türk Müziği/ Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Türk Musikisi Vakfı18) 2014 Aydın Doğan Ödülü: Fotoğraf / Ozan Sağdıç, Hizmet Ödülü: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf BölümüAA
Reklam