Vaktiyle Bir Atsız Varmış
Atsız'ı tanımayan yoktur. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de çoktur. Atsız fikir adamlığının yanı sıra yaşadığı döneme ve sonrasındaki döneme damga vuran bir adamdır. Prof. Dr. İlber Ortaylı Atsız için ''Bu memleket sadece solcuları değli, sağcıları da harcadı'' demiştir.Bence hakkaniyetli bir laf  ile durumu özetlemiş İlber Hoca...Atsız, fikir adamlığını bir kenara bırakıp sadece edebi yönünü ortaya koysaydı belki şuan dünya edebiyat tarihine geçmiş bir adamdan bahsediyor olacaktık.Atsız, iyi bir romancı, iyi bir şairdir. Şiirlerini okuduğunuzda kalbinize değil, ruhunuzda bir yerlere tesir ettiğine şahit olursunuz.Geri Gelen Mektup şiiri... O nasıl bir aşk şiiridir, o nasıl bir sevgiliye methiyeler dizmedir.''Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;''Ya romanları, Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor... Okullarda tarih kitabı olarak okutulması gereken bir eserdir. Bu kitapları okuyan bir gencin aklından Eski Türk Tarihi çıkabilir mi?Bugün çocuklarımıza koyduğumuz birçok ismin de isim babası aslında Atsız'dır. Bir çok Türkçe ad türeterek çocuklarımıza isim babalığı yapmıştır.Atsız kimine göre faşist kimine göre milliyetçidir. Atsız kimine göre dinsiz, kimine göre GökTengri'cidir.Atsız'ı uzun uzadıya anlatacak değilim. Vaktiyle Bir Atsız Varmış kitabına dönelim. Kitabın adından başlayalım. Atsız'ı okuyanlar bilir ki, Vaktiyle bir Atsız Varmış'' sözü yabancı değildir zira Atsız bir dizesinde şöyle demektedir.''Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş;Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş!''Kitabın editoryal çalışma olduğunu vurgulamıştık. Bir çok genç yazar bir araya gelerek Atsız'ı anlatmışlar. Adınında Vaktiyle Bir Atsız Varmış olarak koyulması Atsız'a nazire edercesine, ''Vaktiyle bir Atsız Varmış, Var Olsun!'' demek içindir diye düşünmekteyim.Fırat Kargıoğlu'nun editörlüğünde hazırlanan kitabın diğer yazarlarının isimlerini de zikretmeden geçmeyelim.İkbal VurucuMete AksoyFırat KargıoğluM.Bahadır DinçaslanYunus Emre UyarEmre KoşakZülfükar Aytaç KişmanMehmet Burkay KılavuzZiya Kıvanç KıraçErkan ÇakıcıHalil İbrahim Koçİsa DadallıMustafa Onur TetikOğuz AtalayMurat Karataşlıİlkin Esen YıldırımFerit Salim SanlıMurat YılmazerAfşar ÇelikKitabın  Sunuş yazısını Atsız'ın küçük oğlu Buğra Atsız yazarken, Önsöz'ünü İskender Öksüz kaleme almış. Kitabın içerisinde bir tane kadın yazar olması hasebi ile bir erkek egomanyası görmek mümkündür. Atsız'a hayran olan ve Atsız hakkında yazacak elbette bir kaç kelamı olan bir çok kadın olduğunu biliyorum.Kitabı okurken aldığım notlar vardır. Bu notlar bana lazım olan kısımlar, beni etkileyen kısımlar ve ileride bazı çalışmalarımda kullanılacak kısımlardır. Bu kısımları sizlerle paylaşmak isterim.Atsız'ın çok tartışılan ve daha önce Yağmur Atsız'ın da açıklık getirdiği Kafatası Ölçme hadisesine bir de Sunuş Yazısında Buğra Atsız açıklık getirmiştir.''Atsız'ın kafatası ölçmeye varan yaklaşımı diye bir cümle sarf edilmiş. Atsız kafatası ölçecek kadar gayri ciddi birisi değildi. Kendisine kafatasçı yaftasını yapıştıranlarla dalga geçmek için bu işi yapmıştır. Teferruatı ağabeyim Yağmur Atsız'ın hâtırâtında mevcuttur.''(s.14)''Kahraman olunacaksa, Kürşad gibi olunmalıdır, sevielcekse ya Güntülü ya Almıla bulunmalıdır.Yok eğer saf ama mert kalınacaksa Yamtar bize gerektir.(s.21)vs.. vs.. vs..Kitabın en can alıcı noktasının en kuvvetli yazının, İlkin Esen Yıldırım'ın ''Bir Garip Adam: Atsız* Biyografik Deneme'' isimli bölümüdür. Bu bölümün biraz hayat hikayesi tadında olduğu için ruhumu okşamış olabilir. Atsız'ın hayatından kesitlerin, mektuplarından cümlelerin, davalarından/duruşmalarından söylemlerin yer aldığı bu bölüm belkide kanımdaki milli genleri harekete geçirdiği içindir.Bir başka nefeslik okuma bölümü ise Murat Yılmazer'in ''Atsız Bey ve Alparslan Türkeş'' kısmıdır. Bu kısımda Atsız ile Türkeş'in tanışması ve fikir ayrılığı çok güzel delillerle ele alınmıştır.Atsız gibi büyük bir fikir adamının, eşsiz bir romancının, harikulade bir şairin hakkında yazılmış nadir eserlerdendir.Atsız'ın fikriyatını benimseyen yada benimsemeyen her kesimin mutlaka okuması gereken bir çalışmadır.Vural Egemen SARIGÖZ
Madonna'nın 9 Acayip Sansasyonu
Madonna sadece 80'lere ait olmadığını kanıtlayalı yıllar oluyor. 90'larda da 2000'lerde de hep var oldu ve 2010'larda da hep var olacak. Burada sadece bazı büyük sansasyonlarını dünya gündemini meşgul eden acayip skandallarını bulacaksınız. Kaldı ki bunlar 100lercesinden sadece 9 tanesi...
David Zinn Tarafından Yapılan 30 Harika Sokak Çizimiyle Sluggo'nun Yeni Maceraları
Ann Arbor tarafından 2008 yılında yaratılan ''Sluggo'' isimli yeşil yaratığın farklı farklı çizimlerini görmüştük. Bu küçük adam sokaklardaki çatlaklarda ve şehirlerin duvarlarındaki gediklerde gelip geçenlere gülümsüyor. Bu sanatla ilgili herhangi bir eğitimi olmayan David Zinn sadece renkli tebeşirler kullanarak çok eğlenceli ''Sluggo'' çalışmalarına imza atmış. İşte bu çalışmanın bazı örnekleri...İyi eğlenceler dileriz...
Reklam
Atatürk'ün Biyografisini Yazan Andrew Mango Hayatını Kaybetti
ATATÜRK Biyografisi'nin yazarı ünlü İngiliz tarihçi-yazar 88 yaşındaki Andrew Mango, bugün hayatını kaybetti.Mango'nun Londra'daki evinde yatağında uyurken yaşamını yitirdiği belirtildi. Türkiye ile ilgili araştırmaları ve yazıları ile tanınan İstanbul doğumlu Mango, BBC Türkçe yayınlar servisinin yöneticiliğini de yapmıştı. Londra’daki School of Oriental Studies’de Farsça ve Arapça öğrenen Andrew Mango, Büyük İskender olayının İslamiyet içinde yer alan biçimleri üzerine yaptığı araştırmayla doktorasını verdi. 1947’de öğrenciyken katıldığı BBC’de 14 yıl boyunca Türkçe Yayınlar bölümünün yöneticiliğinde bulundu. Burada Güney Avrupa ve Fransızca Yayınlar Müdürüyken 1986’da emekliye ayrıldı. O günden bu yana, bütün çalışmalarını Türkiye ile ilgili konularda araştırmalara ayırdı. Andrew Mango’nun, sık ziyaret ettiği Türkiye ile ilgili ilk yazısı 1957 yılında Political Quarterly adlı dergide yayınlandı. Mango'nun, 'Modern Türkiye'nin Kurucusu Atatürk', 'Sultan'tan Atatürk'e Türkiye', 'Türkiye ve Türkler, Türkiye'nin Terörle Savaşı' ve 'Türkiye'nin Yeni Rolü' adlı kitapları bulunuyor. Gonca YAĞCI/LONDRA, (DHA)
Yeni Pink Floyd Albümü ”The Endless River”da Roger Waters Yok
Dün gelen yeni Pink Floyd albümü haberlerinin ardından en çok merak edilen konu, albümde Roger Waters’ın yer alıp almayacağıydı. Gün içinde yapılan açıklamalarla akıllardaki sorular cevaplarını bulmuş oldu. Waters, yeni Pink Floyd albümünde yer almıyor. Grubun 1994 yılında Division Bell albümünün kayıtları sırasında yapılan kayıtlar üzerine kurulan yeni albümde David Gilmour, Nick Mason ve Rick Wright’a ait kayıtlar bulunuyor. İngiliz gazete The Sun’ın haberine göre 1983 yılında gruptan ayrılan Roger Waters’ın yeni albümde yer alması fikri ekibin gündemine hiçbir zaman gelmemiş. Bir başka haber de grubun albümün ardından turne yapıp yapmayacağıyla ilgili. Pink Floyd, The Endless River albümünün ardından bir turneye çıkmayacak.Bant Mag
Reklam
Yeniden Pink Floyd
Evet; yılın, hatta son 20 yılın en büyük geri dönüşü diyebileceğimiz dönüş gerçekleşiyor. Efsanevi grup Pink Floyd, The Endless River isimli yeni albümünü Ekim ayında yayınlayacak. Çoğunlukla 1994 yılındaki The Division Bell döneminde kaydedilmiş ve yayınlanmamış şarkılardan oluşacak albüm, Pink Floyd'un 20 yıldan beri yayınladığı ilk stüdyo albümü olacak. David Gilmour’un eşi Polly Samson da bugün attığı tweet'le grubun yeni albüm üzerinde çalıştıklarını ve sonbaharda yeni albümlerini yayınlayacaklarını duyurdu. https://twitter.com/PollySamson/status/485411029573439488Play Tuşu
Can Tosun'dan Birbirinden Komik 14 Vine Remixi
Müzisyen Can Tosun, Vine hesabından oldukça eğlenceli 6 saniyelik mixler paylaşıyor. Biz de en iyilerini seçtik NOT: Vine'ların üstüne geldiğiniz zaman vine'ın sol üstündeki hoparlör tuşuna basarak sesi açmayı unutmayın! Vine profili için BURAYA
Reklam
Dünyanın En İyi ve En Kötü Ülkeleri Seçildi
etiket
BM’den Dünya Bankası’na kadar birçok örgütün belirlediği 35 gösterge üzerinden elde edilen puanlara göre bir liste hazırlandı. Ekonomiye, bilime, teknolojiye, kültüre, uluslararası barışa ve güvenliğe, dünya düzenine, gezegene ve iklime, eşitliğe ve sağlığa sunulan küresel katkıya göre hazırlanan ve 125 ülkenin değerlendirildiği listede, Türkiye 79. sırada yer alabildi. Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü ve UNESCO gibi organizasyonlardan yaklaşık 3 sene boyunca veri toplayarak oluşturulan araştırma kullanılan İyi Ülke Endeksi (The Good Country Index), her ülkeye bir denge cetveli atıyor ve insanlığa net fayda sağlayan, gezegene yük olan ya da bu iki değer arasında duran ülkeleri sıralıyor.
Reklam
Dünya Üzerindeki En Etkileyici Heykel ve Anıtlardan 25'i
Şehirlerimiz görkemli anıtlar, sanatsal ve tarihi heykellerle dolu. Yaşadığımız yerlerde pek dikkatimizi çekmeyen fakat aslında oraların simgesi olan heykellerdir. Boredpanda.com sitesi dünyanın dört bir yanından gelen 160 fotoğraftan en yüksek oyu alan 25 harika heykel sizlerle...Not : Buradaki sıralama oylama sıralamasını ifade etmemektedir.
Reklam
Vatandaş Gırtlağa Kadar Borç Batağında, Erdoğan Kapağı Çankaya'ya Atma Derdinde
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde Türk ekonomisinin iç-dış borcunun katlandığına ilişkin çeşitli verileri derlerken, 'Erdoğan döneminde kamu ve özel sektör borcu üç kat arttı o hala 'borç yiğidin kamçısıdır' diyor. Borç yiğidin kamçısı değil, ekonominin yumuşak karnıdır. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur” diye konuştu. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Umut Oran şunları kaydetti:   Cumhurbaşkanlığı’na kendi kendini aday gösteren Tayyip Erdoğan, üç dönemlik başbakanlığı süresindeki ekonomi politikalarıyla devleti, özel sektörü ve vatandaşları gırtlağına kadar borca soktu. Erdoğanlı yıllarda kamunun toplam borcu net 378,8 milyar lira artarak 257 milyar liradan 636 milyara yükseldi. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplam borç 2.5 katına çıktı.  Kamu ve özel sektörün 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, 386.8 milyar dolarla üçe katlandı. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Buna karşılık Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlandı, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. Sürekli borçlanmaya ve tüketmeye teşvik edilen vatandaşların kredi borçları 127 kat artışla 1.9 milyardan 253 milyara, kredi kartı borçları da 4.3 milyardan 77.7 milyara yükseldi. 2.5 milyon kişi borcunu ödeyemediği için kara listeye girmiş durumda. Erdoğan döneminde kârın yurt dışına aktarılması teşvik edildi. Aralık 2002-Nisan 2014 arasında dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklindeki toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Şimdi Köşk’e kapağı atıp ülkeyi oradan yönetmeye, kendi tek adam rejimini tahkim edip resmileştirmeye niyetlenen Erdoğan, dokunulmazlık zırhı sayesinde, yaptığı onlarca yolsuzluğun cezai sorumluluğundan da kurtulmayı planlıyor. Erdoğan’ın ekonomide bıraktığı saatli bombanın bedelini ise 77 milyon ödeyecektir. Bu enkazın ciddi siyasi ve sosyal sonuçları olacak, bu yük uzun yıllar halkın ve devletin sırtında kambur olmaya devam edecektir. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur. Erdoğan, üç dönem yaptığı başbakanlık görevinin ardından şimdi kendi kendini Cumhurbaşkanlığına aday göstererek Çankaya’ya kapağı atmaya hazırlanıyor. Başbakanlığı süresince içeride toplumu kutuplaştıran, ülkeyi bölünme noktasına getiren, dış politikası ile Türkiye’yi adeta tüm dünya ile düşman eden Erdoğan, ekonomide de izlediği sıcak paraya ve borçla tüketime dayalı politikaların sonucuolarak patlamaya hazır bir saatli bomba niteliğinde devasa bir borç batağı bırakıyor. 11.5 YILDA DEVLETİ NET 379 MİLYAR LİRA BORÇLANDIRDI Kamunun 2002 sonunda 155 milyar lira olan iç borç stoku 11.5 yılda 436,3 milyar liraya çıkarak üçe katlandı. Aralık 2002- Mart 2014 döneminde 102 milyar liradan 199.6 milyara çıkan dış borçla birlikte kamunun toplam borç yükü yaklaşık bir buçuk kat büyüyerek 257 milyar liradan 636 milyar liraya ulaştı. Buna göre toplam kamu borcu 2002-2014 döneminde net 378,8 milyar lira büyüdü. Başka deyişle ilk 80 yılın sonundaki borç bakiyesi 257 milyar lira olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son 11.5 yılda bunun yaklaşık bir buçuk katı kadar net borçlanmaya gitti, toplum kamu borç stoku 2.5 katına çıktı.  11.5 YILDA DIŞ BORÇ 3’E KATLANDI…Erdoğan’ın başbakanlığında Türkiye, dış borçlanma rekoru kırdı. Ülkenin 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan toplam dış borcu, Mart 2014 itibariyle 386.8 milyar dolara çıktı. AKP döneminde, Cumhuriyetin ilk 80 yılında oluşan stokun iki katı kadar net dış borçlanmaya gidildi. Başka deyişle 80 yılın sonundaki dış borç bakiyesi son 11.5 yılda üçe katlandı. 386.8 milyar dolarlık dış borcun yaklaşık 117 milyar doları kamuya, 4.9 milyar doları Merkez Bankası’na, 264.9 milyar dolarla en büyük bölümü ise özel sektöre ait bulunuyor. 11.5 yılda kamunun dış borcu yüzde 81 büyürken, özel sektörün dış borcundaki büyüme 515 kata ulaştı. AKP’nin işbaşına geldiğinde kamu finansmanını dış borç yerine ağırlıkla iç borçla döndürmeye ağırlık vermesi, kur garantisi vererek özel sektörü dışarıdan borçlanmaya teşvik etmesi bu kesimin dış borcunu patlattı. Bankalar başta özel sektör dışarıya, kamu ise daha çok içeriye borçlu hale geldi. VATANDAŞIN KREDİ BORCU 127 KAT, KART BORCU 17 KAT BÜYÜDÜ AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının sonunda 1.9 milyar lira dolayında bulunan toplam tüketici kredileri, aradan geçen sürede tam yüzde 12 bin 743 (127.4 kat) artarak bu yılın Nisan sonunda 253.4 milyar liraya ulaştı. Bunun 112.1 milyarını konut, 7.7 milyarını taşıt kredileri, yaklaşık 133.6 milyarını da diğer krediler oluşturuyor. AKP’nin, ekonominin lokomotifi olarak gördüğü ve aynı zamanda en büyük yolsuzluk alanlarının başında gelen inşaat sektörüne verdiği olağanüstü kamu desteğinin de etkisiyle, tüketici kredileri içinde en hızlı artış 420 katla konutta gerçekleşti. Aynı dönemde bireysel kredi kartı borçları da yüzde 1.692 oranında (16.9 kat) artarak 4.3 milyar liradan 77.7 milyara yükseldi. Böylece tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçlarının bileşimi olan toplam hane halkı borç yükü, 51.5 kat büyüyerek 6.3 milyar liradan 331.1 milyara yükseldi. Bu dönemde haneler 324.8 milyarlık net borçlanmaya gittiler. Halkın borçla tüketime şartlandırıldığı AKP döneminde kredi kartlarının sayısında adeta patlama yaşandı. 2002 sonunda 15 milyon 705 bin 370 adet olan dolaşımdaki toplam kredi kartı sayısı, yüzde 265 artışla Mayıs 2014 itibariyle 57 milyon 317 bin 236 adede ulaştı. Buna göre AKP döneminde vatandaşların cebine net 41 milyon 611 bin 866 adet yeni kredi kartı konuldu. Öte yandan Mayıs 2014 itibariyle tüketici kredisi ve/veya kredi kartı borcunu ödemediği için kara listeye alınan 2.5 milyon vatandaş bulunuyor. Kara listedekilerin sayısı son 4 yılda 5’e katlanmış durumda. BORÇ BATAĞI NASIL OLUŞTU?Erdoğan hükümetlerinin izlediği politikalarla Türkiye ekonomisi, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirildi. Tatlı kârı gören sıcak para geldikçe ekonomi çarkı döndü. Ekonomide canlılık, yoğun sıcak para girişleri ve bankaların yurt dışından borçlanıp bununla içeriyi fonlaması sayesinde sürdürüldü. Bu kadar dış kaynak bolluğuna rağmen 2003-2013 dönemindeki ortalama büyüme sadece yüzde 4.9’la vasat düzeyde kaldı. Kâğıt üzerinde kaydedilen büyümeler de istihdam yaratmadı, işsizlik sorunu çözülemedi. İşsizlik kronikleşti, reel ücretler geriledi, gelir dağılımı bozuldu, buna rağmen tüketici kredisi ve kredi kartları üzerinden henüz kazanılmamış gelirlerle, yani borçlanarak tüketen vatandaşlara, sanal bir refah ve zenginleşme algısı yaşatıldı ve bu da oya tahvil edildi. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından borçlanarak sağladığı kaynaklar özellikle inşaat gibi belli sektörler yanında en çok tüketiciye pompalandı. Bankacılık sektörünün kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık patladı. Kışkırtılan tüketim, tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaşlar bankalara; bankalar ve şirketler yurt dışı kreditörlere, devlet ise hem yurt içi hem yurt dışındaki borç verenlere gırtlağına kadar borçlu hale getirildi. 2002’de 3.896 TL olan kişi başına kamu borcu, Erdoğan’la 8.296 TL’ye, kişi başına 1.963 dolar olan dış borç ise 5.045 dolara çıktı. Açık tüketici kredisi bulunanların sayısı 2002-2014 döneminde 1.7 milyondan 14.7 milyona yükseldi. Erdoğanlı yıllarda ekmek fiyatı ikiye, benzin üçe katlanırken, asgari ücretin alım gücü yaklaşık 7 çeyrek altından 5’e düştü. GELİNEN NOKTA: GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE OECD 3’ÜNCÜLÜĞÜ Tayyip Erdoğan, siyaset ve ekonomide kendisine yöneltilen tüm eleştirilerde “ekonomideki başarımızı çekemiyorlar” yalanına sarıldı ve ortaya çıkan tüm başarısızlıklarını “faiz lobisinin komplosuna” bağladı. Oysa TÜSİAD tarafından yaptırılan gelir dağılımı araştırması, yaklaşık 12 yıldır Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen Türkiye’nin, OECD ülkeleri arasında Meksika ve Şili’den sonra gelirleri en eşitsiz dağılan 3. ülke olduğunu ortaya koyarken,  2007-2011 döneminde açık farkla gelirleri en fazla artanın, faiz geliri elde eden kesim olduğunu gösteriyor.  Araştırmaya göre ülkedeki tüm ekonomik kesimlerin toplam geliri söz konusu dönemde yüzde 2.4 arttı. Bu kesimler içinde işçi ve memurların oluşturduğu emek kesiminin gelirleri yüzde 3.7, tarım müteşebbislerinin gelirleri yüzde 8.5, diğer müteşebbis gelirleri yüzde 4.8, emekli gelirleri ise sadece yüzde 1.6 artarken, Erdoğan’ın “faiz lobisi” diye adlandırdığı kesiminin gelirlerinde tam yüzde 45.6 artış yaşandı. YURTDIŞINA KÂR AKTARILMASI TEŞVİK EDİLDİErdoğanlı yıllarda, yabancıların kârı yurt dışına aktarması teşvik edildi. 2002 sonundan bu yılın Nisan sonuna kadar olan dönemde dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye’deki doğrudan ve portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kârlar ve Türkiye’de çalışan yabancıların elde ettiği ücret ve primlerden aktarmalar şeklinde yapılan toplam kaynak transferi 170 milyar doları aştı. Bu dönemde; dış kredilere ödenen faiz 104.8 milyar, sıcak paracıların Borsa ve DİBS’teki portföy yatırımlarından kazanarak ülkesine yaptığı transferler 38.2 milyar, doğrudan yatırımlardan elde edilerek aktarılan kârlar yaklaşık 25.5 milyar ve maaş-primlerden yapılan aktarma 1.7 milyar dolara ulaştı. 13 Haziran 2014 itibariyle Türkiye’de Borsa, DİBS, eurobond ve mevduatta park etmiş 144 milyar dolarlık bir portföye sahip bulunan yabancılar parayla para kazanıp, kârını ülkelerine aktarmaya devam ediyor. BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI DEĞİL EKONOMİNİN YUMUŞAK KARNIDIR!Sonuç olarak Erdoğan’ın ekonomi politikaları Türkiye de her alanda EŞİTSİZLİĞİ ciddi oranda arttırdı. Gelir artışının %90’ı en yüksek gelire sahip %5’lik kesime gidiyor. Türkiye’de fırsat eşitsizliği ve gelir dağılımı eşitsizliği öncelikle ele alınması gereken en önemli konulardandır. Erdoğan’ın ekonomi politikaları sonucunda BORÇLANMA / DIŞ TİCARET AÇIĞI / CARİ AÇIK / İŞSİZLİK ve YOKSULLUK çok büyük artış kaydetmiş ve kronik sorun haline gelmiştir. Türkiye’nin sırasıyla eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, iş bulma ve fırsat eşitliğinde yeni bir sayfa açması gerekmektedir. Ayrıca her alanda eşitsizlik giderilerek yeni bir kalkınma hikâyesi yazılmalıdır. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda BORÇ KRİZİNE sürüklenmemesi ancak üretim eksenli yeni bir kalkınma paradigmasının inşasına ve tasarruf oranlarının arttırılmasına bağlı gözükmektedir. Bu yeni kalkınma stratejisi için bilim ve teknoloji politikalarının planlı bir şekilde hazırlanıp üretim yapısının dönüştürülmesiyle Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkmasında yararlı olacaktır. Bu bağlamda özellikle temel bilimlere yönelik eğitim yatırımlarının kamu tarafından planlı bir şekilde ele alınması yararlı olacaktır. Erdoğan “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü ezberlemiş, ama koca Türkiye “borç yiyen kesesinden yer”in canlı örneği haline geldi, bunu gizliyor. Borç yiğidin kamçısı değil Türk ekonomisinin yumuşak karnıdır! Kendisine bir de “Borç ağır bir yüktür” Hadis-i Şerifini de hatırlatalım belki üzerinde etkisi olur.
En Girişimci Üniversite ODTÜ
TÜBİTAK'ın bu yıl üçüncü kez hazırladığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi'nin sonuçları açıklandı. Listenin başında ODTÜ var. TÜBİTAK'ın ilk kez 2012 yılında hazırladığı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi'nin bu yılki sonuçları açıklandı. Endekste değerlendirmeye alınan üniversiteler arasında ilk 50 okulun ismi yer alıyor. 144 üniversitenin değerlendirildiği listede birinciliği Örtadoğu Teknik Üniversitesi alırken onu Sabancı Üniversitesi takip etti. Listede üçüncü sırada Boğaziçi Üniversitesi yer alırken dördüncü İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, beşinci ise Koç Üniversitesi oldu. İlk 10'a bakıldığında özel üniversitelerin de listede yer aldığı görülüyor. Ancak 50 okulun isminin yer aldığı listede ağırlık devlet üniversitelerinde. Üniversiteler 23 göstergeye göre sıralandı Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi ile üniversiteler, bilimsel ve teknolojik araştırma yetkinliği, fikri mülkiyet havuzu, işbirliği ve etkileşim, girişimcilik ve yenilikçilik kültürü ile ekonomik katkı ve ticarileşme boyutları altında 23 göstergeye göre sıralandı. 23 göstergeden oluşan endeks kapsamında yaklaşık 900 bin hücrelik veri seti 6 aylık yoğun bir çalışma sonunda toplandı ve çeşitli kontrollere tabi tutularak değerlendirmeye alındı. Bu sene üçüncüsü açıklanan endeks çalışmalarına, YÖK ve TÜİK’in yanı sıra Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TPE, Kalkınma Bakanlığı, TÜBA, TTGV, KOSGEB ve üniversiteler katkı sağladı. 144 üniversite değerlendirmeye alındı Endeks kapsamında 50 ve üzeri öğretim üyesi olan 144 üniversite hesaplamaya dahil edildi. Bu yıl, ilk 10’a bir yeni üniversite dâhil olurken, ilk 10’daki 8 üniversitenin yeri bir önceki döneme göre değişiklik gösterdi. Aynı şekilde ilk 20’ye 2; ilk 50’ye 4 yeni üniversite dâhil oldu. Listenin tamamı TÜBİTAK'ın internet sitesinde yer alıyor. Kaynak: TÜBİTAK
Reklam