İnsanlardan nefret etmenin bilimsal adı 'misantropi' olarak biliniyor. Eminiz ki siz veya çevrenizdeki herhangi biri misantrop olarak nitelendirilebilir. Bu insanların eline sulu bir limon verseniz, ilk yapacakları iş bu limonu gördüğü her insanın yüzüne sıkmak olurdu heralde. Sık sık elleri ceplerinde gökyüzüne bakarak yürüyen ve telefonu çaldığında yüzü ekşiyen bu insanların yaşadığı durumları aşağıda sıraladık. Bakalım siz de bir misantrop musunuz?
Haklı olduğunuzu düşündüğünüz bir konuda karşınızdaki insanın fikrini nasıl değiştirebilirsiniz?Psikolojik araştırmalar, genellikle başvurduğumuz yolun doğru olmadığını gösteriyor.Korkarım yanılıyorsunuz. Tuttuğunuz yol mantıklı değil. Beni bir dinleyin; size benim haklı sizin haksız olduğunuzu gösterecek birçok nedeni anlatmaktan memnuniyet duyacağım. İkna olmaya hazır mısınız?Konu ister iklim değişikliği, ister Orta Doğu ya da bu yılki tatil planları olsun, birçoğumuz karşımızdakinin fikrini değiştirmek için bu yolu seçeriz. Oysa bu tutum genellikle karşımızdaki insanın fikrinin daha da sabitleşmesine neden olur. Ne var ki araştırmalar daha iyi bir yolun olduğunu söylüyor; daha fazla dinlemeyi ve karşınızdakini teslim olması için daha az zorlamayı içeren bir yol.On yıldan biraz daha uzun bir süre önce Yale Üniversitesi’nden Leonid Rozenblit ve Frank Keil, insanların bir şeyin işleyişini bildiklerini sandıkları birçok durumda aslında bu bilginin iyimser bir tabirle yüzeysel olduğunu ifade etmişti. Bu olguya “açıklayıcı derinlik yanılsaması” adını verdiler.Araştırmaya katılan kişilere tuvalet sifonu, araba hız göstergesi, dikiş makinesi gibi eşyanın nasıl çalıştığı konusunda ne kadar iyi bilgiye sahip olduklarını düşündüklerini sorup derecelendirmelerini, daha sonra da bildiklerini anlatmalarını ve konuyla ilgili soruları yanıtlamalarını istediler. Ortaya çıkan sonuç şuydu: Deneye katılan kişiler asıl teste tabi tutulduktan sonra, ortalama olarak bu konulardaki bilgilerine daha kötü bir derece verdiler.Bu deneyden yola çıkarak araştırmacılar şu sonuca vardı: Bu eşyaya aşinalığımız ile onların nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olmayı birbirine karıştırıyoruz. Psikologlar, insanların karar verirken veya değerlendirme yaparken zihni kestirmelere başvurması eğilimine “bilişsel cimrilik” teorisi adını veriyor.Etrafımızdaki eşyanın nasıl çalıştığını gerçekten anlamak için o kadar çaba göstermeye ne gerek var? İlginç olan şu ki, aslında bilgimizin ne kadar yüzeysel olduğunu kendimizden saklamayı becerebiliyoruz.Bir konuyu öğretme girişiminde bulunan herkesin aşina olduğu bir olgudur bu. Genellikle bir konuyu açıklamak için ne söyleyeceğinizin denemesini yaparken ya da o konuda bir soru sorulduğunda farkına varırsınız ki aslında konuyla ilgili tam bilgi sahibi değilsiniz. Dünyanın her yerinde öğretmenlerin tekrarladığı şeydir bu: “Öğretmeye başladığım ana kadar anlamamıştım bunu aslında.” Ya da araştırmacı ve mucit Mark Changizi’nin ifade ettiği gibi “Ne kadar kötü öğretsem de hep yeni bir şey öğreniyorum.”Bu algı yanılsaması konusunda geçen yıl yayımlanan bir araştırma, bu durumun başkalarını haksız oldukları konusunda ikna etmede kullanılabileceğini gösteriyor. Colorado Üniversitesi’nden Philip Fernbach’ın başkanlık ettiği araştırma ekibi, bu olgunun, tuvaletin işleyişi gibi basit konuların yanı sıra siyasi bilgi ve algı konusunda da geçerli olduğunu vurguluyor. Katı siyasi görüşlere sahip kişilere, savundukları görüşlerin tam olarak ne tür bir değişiklik getireceğini açıklamaları istendiğinde belki de diğer görüşlere daha açık hale geleceklerdir.İnternet üzerinden bir grup Amerikalı üzerinde bir anket yapılarak sağlık, karbon salınımı, İran’a uygulanan yaptırımlar gibi tartışmalı bazı konularda ABD’nin politikaları konusundaki görüşleri soruldu. Bir gruba bu konulardaki düşünceleri ve neden böyle düşündükleri soruldu. Yani kendi görüşlerini açıklama olanağı verildi.İkinci grup ise daha farklı bir uygulamaya tabi tutuldu. Bu görüşleri savunma nedenlerinden ziyade, savundukları politikaların nasıl işleyeceğini neden-sonuç ilişkileriyle adım adım açıklamaları istendi.Sonuç netti: Görüşü savunma nedenleri sorulan gruptakiler bu görüşleri konusunda deneyden önceki kadar ısrarcıydılar. Ama açıklama istenen gruptakilerde yumuşama olmuş ve bu konulardaki bilgilerini derecelendirmelerinde çok daha büyük bir düşüş kaydedilmişti.Yani bir dahaki sefere bir arkadaşınızı nükleer santrallerin gerekliliği, kapitalizmin yıkılışının kaçınılmazlığı ya da dinozorların 10 bin yıl öncesine kadar insanlarla birlikte yaşadığı konusunda ikna etmek istiyorsanız bu bilgiyi göz önünde bulundurmanızda fayda var. Ama neden haklı olduğunuzu açıklamanız gerekebileceğini de unutmayın. Aksi halde sonunda görüş değiştiren siz olabilirsiniz.Tom Stafford__Sheffield Üniversitesi | BBC Türkçe
Kadın hakları için savaşmak son zamanlarda 'erkek düşmanlığı'yla fazla karıştırılır oldu. Bildiğim bir şey varsa, o da bunun bir an önce durması gerektiğidir.
Ev arkadaşınla aranda diğer ilişkilerinden farklı, özel bir bağ vardır. Ondan başka kimse seni 7/24 her halinle görmez. Kendinizi rahat hissettiğiniz ve kendiniz olabildiğiniz o özel yeri, evi paylaşırsınız. O seni yargılamaz çünkü evdesin! Orada rahat edemeyeceksen başka nerede rahat edeceksin.Dibe vurduğunda o yetişir. Bütün tuhaflıklarını bilir ve seni gerçekten olduğun kişi olarak sever. 'Sana bir şey söylicem ama beni yargılama...' , 'Garip olduğunu biliyorum ama...' yla başlayan cümlelerin çoğunu onla kurarsın. Kendini rahat hisset ve aklından geçeni söyle! Zaten günün sonunda yine birbirinize kalacaksınız.İşte sadece ev arkadaşınızın anlayacağı ve sizi yargılamayacağı 27 iğrençliğiniz!
Gönül ister ki her ilişki, her iki taraf için de mutlu sonla bitsin. Ama maalesef gerçekte durum hiç de bu kadar umutlu değil. Hepimiz biten ilişkilerin içinden geçerek olgunlaşıyor, denize akan nehirler gibi toplana toplana birikiyor sonunda denize kavuşuyoruz. Size akıl verecek değiliz, ancak şu işaretler belirmeye başladığında daha fazla üzülmemek için radikal bir adım atmayı düşünebilirsiniz. Biraz cesaret...
Erkekleri Tavlama Sanatı…Araştırmlara göre uzun zamandır hoşlandığınız kişiyle bir şekilde tanışma fırsatı yakaladınız ve masum bir tanışma olayını, uzun soluklu bir ilişkiye çevirmek istiyorsunuz. O zaman size vereceğimiz denenmiş, test edilip onaylanmış önerilere bir göz atın derim… Tabii şunuda belirtmeden geçmeyelim, hiç bir yöntem tek başına sihirli bir etki yaratmaz. Oldukça hoşlandığınız bu kişiyi, etkilemek ve kendinize aşık etmek için kontrollü ve soğuk kanlı olmalısınız.Evet gelelim erkekleri elde etmenin denenmiş yollarına… Hemen hemen herkeste işe yaramış olan bu yöntemlerle, onu kendinize aşık etmek sandığınızdan daha kolay olacak…Onunla Her İstediğinde GörüşmeyinSizinle her buluşmak istediğinde koşarak gitmeyin. Bu ilk ve en önemli kurallardan biri. Ailenizle zaman geçireceğinizi ya da kız kıza bir gün geçireceğiniz gibi bahanelerle ertesi gün görüşmeyi teklif edin.Buluşma Yerini Ona BırakmayınBuluşcağınız yeri ya da buluştuktan sonra gideceğiniz yeri ona bırakmayın. Sizin istediğiniz yerlere gidin. Erkekler her zaman yönlendirilmekten hoşlanırlar, tabii çaktırmadığınız sürece…Bakım HerşeydirErkekler sandığınız kadar dikkatsiz değildir. Kadının her zaman bakımlı olmasını isterler. Asla yarım yamalak ojelerle ya da fırçalanmamış dişlerle, onunla görüşmeyin.Egosunu YükseltmeyinErkekler iltifat almaktan hoşlanır, ancak bunu abarttığınızda egosu gereksiz yere tavan yapar ve kendini üstün görmeye başlar. Yani ona her fırsatta yakışıklı olduğunu, muhteşem bir gülüşü olduğunu ya da delici bakışlara sahip olduğunu söylemeyin. Bunun yerine tatlı tatlı onu eleştirin.İmzanızı BırakınOnunla her görüştüğünüzde aynı parfümü kullanın. Unutmayın bu parfüm sizin imzanız olacaktır ve siz olmasınız bile bu koku ona her zaman sizi hatırlatacaktır.Hayır Demekten ÇekinmeyinHayır demeyi beceremiyorum diyenlerdenseniz, bir an önce bunu öğrenmeye çalışın. Ona nazikçe hayır demeyi başarabilirseniz, onun gözünde ulaşılmaz olacaksınız ve size bağlanmaya başlayacaktır.Gizemli OlunKendinizle ilgili herşeyi, ilk buluşmada anlatmayın. O kendisini anlatsın, siz gözlemci ve dinleyici rolünde olun. Bırakın sizi yavaş yavaş kendisi keşfetsin…
Çoğu zaman büyüklerden nasihat almak bize sıkıcı da gelse, hayatı dolu dolu ve mutlu yaşayan 90 yaşındaki bir hanımefendiden hayat tavsiyeleri almanın güzel olacağını düşündük.Biricik ve kısa hayatımızın ne kadar değerli olduğunu anımsamak için, bu önerilere bir göz atmanı öneririz!Kaynak : __90 Yaşındaki Bir Kadından 30 Hayat Tavsiyesi
Jackass'e yaptığı katkılar ve unutulmaz video klipleri (Beastie Boys/Sabotage) yetmiyormuş gibi John Malkovich Olmak ile zekanın, tuhaf olan ile hayli ilgi çekici bir kesişmesini sunan yönetmen, ilk uzun metrajından pek de farklı olmayan bir filmle geri dönüyor. Üstelik senarist yine John Malkovich, filminin mucize adamı ise Charlie Kaufman.Öykünün merkezinde yer alan karakter bizzat senaryoyu yazan Charlie Kaufman. Susan Orlean'ın The Orchid Thief kitabını senaryolaştırmaya çalışmaktadır. Başındaki orkide belası yetmiyormuş gibi, bir de konvensiyonel bir gerilim senaryosu yazmaya çalışan ikiz kardeşiyle uğraşmaktadır.Filmin bu noktadan itibaren nerelere ilerlediğini öğrenmek için izlemeniz lazım, zaten söylesek de inanmazsınız ! Bir yaprağın damarları gibi çatallanıp budaklanan yapım, günümüz sinemasının en yaratıcı yönetmenlerinden biriyle, en çılgın senaristini bir araya getiriyor. Charlie Kaufman bu filmin senaristidir.
İnsan zihni buzdağının görünen yüzü gibidir. Altında neler yatar, bir bilseniz!.. Peki sizin bilinçaltınızda neler yatıyor? Merak ediyorsanız buyrun teste :)Buradan esinlenilmiştir!
Latcho Drom, yaşadıkları her yerde ‘öteki’ olarak algılanan Çingeneler’in öyküsü. Cezayir asıllı bir Çingene olan Fransız vatandaşı Tony Gatliff, müzisyenliğinin de getirdiği birikimle filmlerinde müziği ön planda tutarak, genelde Çingene öyküleri anlatıyor bizlere. Latcho Drom sinema-müzik birlikteliğinin belki de doruğa ulaştığı filmlerden. Çingenelerin Hindistan’dan başlayan ve Mısır, Türkiye, Romanya’dan Avrupa’ya ulaşan yolculukları hiç diyalog kullanmadan, muhteşem müziklerle anlatılıyor. Şarkıların sözleri, Çingenelerin hem tarihsel hem de mekansal yolculuklarında yaşadıklarına vurgu yapıyor. Yaşadıkları onca acıya rağmen, coşkulu ve neşe dolu olmayı başarabilmiş bu halk, yanıbaşımızda ‘öteki’ olarak var olmaya ve dans edip şarkı söylemeye devam ediyor. İyi Yolculuklar, bir Hintli Çingene kervanının görüntüsüyle başlar. Göçebe alınyazılarını anlatan şarkılar türküler eşliğinde masallardan fırlamışa benzeyen bir manzarada, portakal rengi Racastan Çölü aşılır. Kendisi de Çingene kökenli olan Fransız vatandaşı Gatlif, köklerine ulaşma arayışı içinde bu filmi yapmaya girişmiştir. Gerçi Çingeneler sinemada hiç de es geçilen bir konu değildir ama Romanların bakış açısından ve Roman dilinde çekilen filmlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gatlif’e göre İyi Yolculuklar, “ne belgesel ne de kurmaca bir film.” Yönetmenin ‘‘senfonik bir şiir’’ diye tanımladığı eseri için belki de en doğrusu Çingene müzikleri antolojisi demek olur. Filmin, envai çeşit telli sazla -sitar, zitar, keman, gitar- aşık atan dümbeleklerden darbukalara, kaşıklardan kastanyetlere dek aklınıza gelebilecek her tür vurmalı çalgıyla icra edilen inleyen ya da stakato (kesik kesik) nağmeli bir müziğe sahip. Ne de olsa müzik, Roman kültürünün özüdür; Gatlif’in müzisyenleri de nereye adım atsalar ocuklardan oluşan bir hayran kitlesi tarafından izlenir. Filmin yapısı da müzik üzerine kuruludur.
Tamam, biliyoruz. Hayat hiç de adil değil. Güzel olmak için hiçbir şey yapmamış bir insanın güzelliğini kullanarak para içinde yüzdüğü, şans eseri Amerika`da doğan çocuğun Somali`de doğan çocuktan hayata 10-0 önde başladığı, top oynayan adama milyonlar verilirken insan yetiştiren eğitmenlere üç kuruş verildiği bir dünyadan adalet zaten beklemiyoruz ama dostlar, en azından, yani en en azından hastalıklardan adil olmalarını beklemek hepimizin en doğal hakkı.Bu hastalıklar, zengin fakir ayıran, yetim hakkı yiyen adi ve şerefsiz hastalıklardır. Bütün hastalıkları suçlamıyorum, aralarında işini gayet temiz yapan, ayrım yapmayan delikanlıları da mevcuttur. Ama bu listedekilerin alayı namussuz.Onedio bir tıp sitesi değildir, insanların buraya tıbbi konularda akıl danışmak, fikir almak için geldiklerini düşünmüyoruz. Hastalık gibi ciddi konularla dalga geçmek gibi bir niyetimiz asla olamaz ama olaya bir parça eğlence katmak ve bu siteyi okuyan olgun insanlardan da bu esprileri süzebilecek aklıselimi beklemek hakkımız diye düşünüyoruz. Lütfen galerilerimizi okurken bunu göz önünde bulundurmayı ihmal etmeyin. Her galerinin başına 'bunları evde uygulamayın' da yazabilirdik ama sırıtır diye yapmıyoruz.
Avrupa çapındaki Erasmus öğrenci değişim programında tanışan çiftlerle ilgili araştırmayı çarpıtarak ” .. Erasmus bursu alan öğrenciler arasındaki gayr-ı meşru ilişkiden 1 milyon (!) çocuk doğmuş! Skandal bu!’ ‘ tweet’ini atan Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, görüşlerini bu kez de gazeteye taşıdı.Yusuf Kaplan bugünkü köşesinde 'Erasmus değil, ‘Orgasmus’ projesi!' başlıklı bir yazı kaleme alırken, Cumhuriyet yazarı Aydın Engin de kendi köşesinden Kaplan’a 'Erasmus Piçleri' başlıklı bir yazıyla tepki gösterdi.Araştırmada ne deniyordu?Tartışmanın merkezinde, Türkiye’nin de dahil olduğu Erasmus programına ilişkin bir araştırma yer alıyor. Geçen hafta yayımlanan araştırmayla, 1987’den bu yana Erasmus’a katılıp yurtdışında yaşama fırsatı bulan 3 milyona yakın öğrenci bulunduğu, program sırasında tanışan öğrencilerin toplamda 1 milyon bebek sahibi olduğu ortaya çıkmıştı.Twitter’dan Erasmus güzellemeleriAraştırma, geçmişte de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ODTÜ, Boğaziçi ve Bilkent üniversitelerinin yıkılmasını öneren Yusuf Kaplan’ın ‘ gözünden kaçmadı ‘. Kaplan, önce 25 Eylül günü attığı tweetlerde Erasmus’un bir cinsellik projesi olduğunu savundu.https://twitter.com/yenisafakwriter/status/515208101700837376https://twitter.com/yenisafakwriter/status/515220980248375296https://twitter.com/yenisafakwriter/status/515243372848488448Aydın Engin: Bu kafayla işimiz zorKaplan’ın bu açıklamalarına bugünkü köşesinden tepki gösteren Cumhuriyet yazarı Aydın Engin’se, ‘ Erasmus piçleri ‘ başıklı yazısında, ‘ ‘Bu kafa, bu zihniyet bir kadınla erkeğin birlikteliğini mutlaka kadının tapusunun (nikâh senedi) alınması koşuluna bağlar. Tersi durumda o kadınlar “o.ospunun teki”dir. Nar-ı cehennemde cayır cayır yanacaklardır” tepkisini gösterdi.Aydın Engin şöyle devam etti: ”Bu kafa ve zihniyete göre her derecedeki okulda karma eğitim yasaklanmalı, kızlar ve oğlanlar ayrı sınıflarda, mümkünse ayrı okullarda eğitim görmelidir. Ancak böylece ileride “Erasmus piçleri”nin doğmasının önü alınır.’Deleuze’den ‘ORgasmus’aAncak Yusuf Kaplan, Twitter’da paylaştığı görüşlerini bugünkü köşesine de taşımıştı. Kaplan, düşünür Gilles Deleuze’ün ‘göçebeleşme’ kavramını bir hayli ‘geliştirdiği’ yazısında, ‘ Erasmus kuşağı ‘nı ‘ ülkesine, insanına, ruhköklerine yabanlaşmış, mankurtlaşmış ve ‘ahmaklaştırılan ‘ diye tanımlayıp şu ifadeleri kullandı:” Erasmus’a bazı Avrupalı öğrenciler ORgasmus adı verirler. Durum bu kadar vahim yani! Erasmus projesi, eğitim projesi değil, yozlaşma, cinselliği putlaştırma, cinsellik peşinde koşturan ‘ahmaklar sürüsü’ yetiştirme projesidir! ”‘Pagan kuşak projesi’Kaplan, Erasmus’u ‘pagan proje’ diye nitelemekten de geri durmayıp Türkiye’nin katılımının gözden geçirilmesini de önerdi: ” Ülkelerin kremasını, elit kadrolarını yetiştiren, yersiz, yurtsuz, ruhsuz, ülkesiz, melez ama tektipleşmiş, tek kutsalı cinsellik olan insanaltı yaratıklar icat eden bu pagan proje, bütün dünyanın parlak çocuklarını yutuyor, uyutuyor ve uyuşturuyor! Özetle… Erasmus projesi, bir eğitim projesi değil, soysuz, yoz, ahmaklaşmış küresel pagan bir k uşak yetiştirme projesidir. O yüzden, bu proje üzerinde ikinci kez düşünelim, diyorum.”‘O zaman havalimanının adı niye ORGİ?!’Yeni Şafak yazarının AB’nin en başarılı programlarından biri oalrak nitelenen Erasmus hakkındaki bu görüşleri Twitter’dan tepki çekti. Bazı kullanıcıların tepkileri şöyle:
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenilen, tartışılan ve dikkat çeken videoları karşınızda. İyi seyirler... Daha fazla eğlenceli video için Videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanabilirsiniz!
Yaz boyu evlendiniz! Arkadaş hepinize aynı ayda çeyrek takarsak, zaten kuş kadar olan maaşlar kanatlanır uçar dedik dinlemediniz. Aynı haftada bile ikişer üçer evlendiniz... Ve şimdi sizi akrabaların, arkadaşların bunaltıcı soruları bekliyor. Her yeni evlenen bu süreci yaşar, yapacak bir şey yok. Hadi yine iyisiniz evli olarak vereceğiniz ilk sınavınızda size yardımcı olmak adına cevaplar da önerdim.