Yalanın Hızı, Gerçeğin Yorgunluğu
Son yıllarda toplumlar yalnızca ekonomik krizlerle, siyasi gerilimlerle ve artan kutuplaşmayla mücadele etmiyor. Aynı zamanda başka bir salgınla daha karşı karşıyayız: dezenformasyon salgını.
Yani yanlış bilgilerin, manipülasyonların, eksik anlatıların, çarpıtılmış görüntülerin ve bilinçli algı yönetimlerinin hızla yayılmasıyla.
Eskiden yanlış bilgi daha yavaş dolaşıma girerdi. Yerel başlar, sınırlı sayıda insana ulaşır ve zamanla etkisini kaybederdi. Bugün ise tek bir telefon ekranı, birkaç dakika içinde milyonlarca insana yanlış bilgiyi ulaştırabiliyor. Çoğu zaman düzeltmeler, yalanın dolaşım hızına yetişemiyor.
Gerçek yoruluyor. Yalan koşmaya devam ediyor.
Bunun acı örneklerini son dönemde defalarca gördük. Bir okul saldırısı yaşanıyor. Toplum büyük bir travmayı anlamaya çalışırken, tam da o anda doğrulanmamış iddialar kamusal alanı kaplamaya başlıyor. Saldırganın kimliğine ilişkin söylentiler, psikolojik ya da tıbbi durumuna dair spekülatif açıklamalar, “otistikti” gibi hiçbir dayanağı olmayan etiketlemeler, aile üyeleriyle ilgili uydurma hikâyeler, olay anına aitmiş gibi servis edilen sahte görüntüler…
Resmî bilgiler ortaya çıkmadan herkes uzman kesiliyor.
Peki bunun bedeli ne oluyor?
Öncelikle toplumun rasyonel düşünme zemini aşınıyor. İnsanlar olayı anlamaya çalışmak yerine birbirine öfke yöneltmeye başlıyor. İkinci olarak zaten kırılgan olan topluluklar yeni hedefler hâline geliyor. Örneğin otizm spektrumundaki bireyler ve aileleri, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan anlatılar üzerinden haksız biçimde damgalanabiliyor. Üçüncü olarak ise asıl sorulması gereken kritik sorular gündemden düşüyor: Güvenlik zafiyeti neydi? Önleyici mekanizmalar çalıştı mı? Kurumlar ne yaptı? Bunun tekrar yaşanmaması için ne yapılmalı?
Yanlış bilgi yalnızca kamusal alanı kirletmiyor. Gerçeğe giden yolu da görünmez hâle getiriyor.
Bugün dezenformasyon artık yalnızca bir medya problemi değil. Aynı zamanda bir demokrasi sorunu, bir halk sağlığı sorunu, bir güvenlik sorunu ve bir eğitim sorunu. Çünkü yanlış bilgiyle büyüyen toplumlar sağlıklı karar veremez.
Tam da bu nedenle CNN Türk ekranlarında yayınlanan Doğruluk Elçileri programı son derece güncel ve önemli bir ihtiyaca karşılık geliyor. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nezih Orhon’un sunumuyla her cumartesi ve pazar saat 15.30’da yayınlanan 10 bölümlük seri; dezenformasyonun ne olduğunu, nasıl yayıldığını ve bireylerin buna karşı nasıl daha dirençli hâle gelebileceğini alanında uzman konuklarla birlikte ele alıyor.
Programın ilk konukları arasında Prof. Dr. Emre Erdoğan, Koray Kaplıca, Doç. Dr. Elif Posos Devrani, Yunus Çağlar, Gülin Çavuş, Asuman Kübra Baş ve Ömer Faruk Görçin yer alıyor.
Seride ayrıca çocukların dezenformasyondan korunması, ebeveynler için rehberlik, yapay zekâ destekli içeriklerin etkisi, sağlık alanındaki yanlış bilgiler, yabancı bilgi manipülasyonu (FIMI) ve haber merkezlerinde doğrulama mekanizmalarının önemi gibi son derece güncel başlıklar da ele alınıyor.
Çünkü artık yalnızca haber tüketmiyoruz. Sürekli bir bilgi bombardımanı altında yaşıyoruz.
Ve bu durum hepimizin yeni bir refleks geliştirmesini zorunlu kılıyor:
Hemen inanma.
Hemen paylaşma.
Kaynağı kontrol et.
Kimin fayda sağladığını sor.
Bilginin eksik ya da çarpıtılmış olup olmadığını sorgula.
Çünkü bugün doğru bilgiye erişim yalnızca entelektüel bir beceri değil; aynı zamanda bir yurttaşlık sorumluluğu.
Gerçeğin yorulduğu yerde toplumu ayakta tutacak şey; doğrulama kültürü ve vicdani sorumluluk olacak.
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

