Biz Buradayız Ve Hala Ayaktayız
Bombaların altında kalan bir halkın haykırışı!
Size bir şey sormam gerekiyor. Sabahın üçünde duvarlar titrediğinde, çocuğunuz uykusundan fırlayıp size sarıldığında ve siz ona 'geçer, merak etme' diye yalan söylerken kendi ellerinizin de titrediğini hissettiğinizde o an, sizin için bir strateji belgesi mi, yoksa bir insan mı?
Biz buradayız!
Tahran'da, Isfahan'da, Şiraz'da, Tebriz'de!
Ekranlarda görmediğiniz yerlerde, koordinatlarınızın içinde.
Ve bize 'özgürlük' adına bomba yağdırılıyor.
'Rejimi sevmiyorum. Ama bu bombalar benim komşuma düştü.'
Bizi tanıyor musunuz?
Biz kimiz sizce? Nükleer santraller mi? Devrim Muhafızları mı? Hamaney mi? Hayır. Biz, sabahları işe gitmek için sıraya giren, pazar günleri Hafız okuyup çay içen, çocuklarının üniversite sınavına çalışmalarını izleyen insanlarız. Biz, İran Riyal'inin her düşüşünde birbirimize bakıp 'nasıl geçineceğiz bu ay?' diye soran 90 milyon insanız.
Evet, bu rejimi sevmiyoruz. Nasıl seveceğiz? 2022'de Mahsa Amini'yi hatırlıyor musunuz? Onu hatırladıysanız, o sokaklarda slogan atanları da hatırlayın. Onların bir kısmı biziz. O kanlı aralık ayında öldürülenlerin aileleri de biziz.
Şimdi de bombaların altındayız!
Bir çelişki değil, bir gerçek
Dışarıdan bakıldığında anlaşılması güç görünüyor: Aynı anda hem rejime karşıyız hem de 'kahrolsun İsrail, kahrolsun Amerika' diyoruz.
Bu bir çelişki mi? Hayır.
Bu, 3.000 yıllık bir medeniyetin hafızasından gelen bir refleks.
Biz 1953'ü unutmadık. ABD'nin kendi seçtiğimiz başbakanı Musaddık'ı devirdiğini biliyoruz. Şah döneminin SAVAK'ını, işkence hanelerini, yabancı destekli baskıyı biliyoruz. Ve sonra ne geldi? 'Kurtarıcı' olarak sunulan her dış güç, bize ya işgal ya kaos ya da yeni bir diktatör bıraktı. Irak'a bakıyoruz. Libya'ya bakıyoruz. Suriye'ye bakıyoruz.
Siz de bakıyorsunuz, görüyor musunuz?
Siz bizi 'kurtarmak' için mi geldiniz? Yoksa başka bir hesap mı var burada?
Çocuklar ve koordinatlar
Güneyde bir kız okulu bombalandı…
Minab'daki Şecere-i Tayyibe İlkokulu…
Onlarca çocuk!
168 çocuk!
Bunları duydunuz mu?
Ekranlarınızda ne kadar yer kapladı? Bir nükleer tesis vurulduğunda manşetler büyük oldu; bir okulun ismi ise birkaç satırı geçmedi.
Bu çocuklar sizin için ne ifade ediyor? 'Rejimin insanları' mı?
Hayır. Onlar, hesap makinesiyle ödev yapan, annelerine yardım etmek için erkenden kalkan çocuklardı.
Ve şimdi yok!
Bize 'rejimi deviriyoruz' diyorsunuz.
Peki bu çocukları kim devirdi?
Hangi siyasi hesap bu hayatların yerine geçebilir?
Diplomasi masası ve bomba
Cenevre'de görüşmeler sürerken saldırı geldi. Umman'ın arabuluculuğuyla ilerleme kaydedilmişti. Sonra bomba düştü. Sonra yeniden 'müzakere kapısı açık' denildi.
Şunu anlamak istiyorum: Bu nasıl bir barış isteğidir ki masada el sıkışırken öte yanda uçaklar havalanıyor? Bizden neyi konuşmamızı bekliyorsunuz, tam olarak?
Köklerimiz çok derinlerde
İskender geldi, geçti.
Arap orduları fethetti; biz İslam'ı aldık, dilimizi bırakmadık.
Moğollar her şeyi yaktı; Firdevsî'nin Şehnâme’si yanmadı.
Şah gitti, devrim geldi; ama Nevruz hep kutlandı.
Hafız hep okundu. Çay hep demlenmeye devam etti.
Bizi yok edemezsiniz. Çünkü biz bir devlet değiliz yalnızca.
Biz bir medeniyetiz.
Ve medeniyetler, üzerlerinden geçen ordulardan hep daha uzun yaşar.
Bu bombalar geçecek. Her şey geçti, bu da geçecek.
Ama biz burada olmaya devam edeceğiz.
Çayımızı demlemeye, Hafız okumaya, çocuklarımıza bakmaya devam edeceğiz.
Çünkü biz, sizi de bu rejimi de bütün bu savaşları da aştık.
Ve aşmaya devam edeceğiz.
Sıradan bir İranlı
Bu yazı, gerçek bir İranlı vatandaşın sesini yansıtmak amacıyla kurgu-belge tarzında kaleme alınmıştır. İçerdiği duygular ve perspektifler, mevcut çatışmayı yaşayan sıradan İranlıların ifade ettiği görüşlere dayanmaktadır.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

