Aşkın ve Erotizmin Kökenine Dair 11 Bilimsel Gerçek

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Aramızda hayatında bir kez bile olsa birine karşı kontrol edilemez hislere sahip olmayan yoktur. Özlemenin, istemenin, tutku duymanın sonunda yaptığınız saçmasapan her şeyi anımsayın. İşte o saçmasapan halin bilimsel ve tarihsel kökenlerine iniyoruz.

1. Kazanova çapkın değildi, sadece hormonun kokusunu alıyordu.

1700'lü yıllarda yaşayan Kazanova yakışıklıydı, zekiydi, hoşsohbetti ve en mühimi erotizm yüklü bir erkekti. Kazanova'nın çapkınlığı dillere destandı fakat kimse bu adamın nasıl bu kadar popüler olduğunu sorgulamamıştı. Kazanova, kadınların zamanlamalarını sezgisel olarak hesaplayan zeki bir erkekti. Operada, baloda, fayton yolculuğu gibi anlarda hamlesini yapıyor ve kadınlarda o mühim hormonun ateşlenmiş olduğu anı yakalıyordu: ADRENALİN.

2. Kontrolsüz güç: Erotizm

Adrenalin, esasında böbreküstü bezlerinden salgılanan bir stres hormonu. Genelde korku ve heyecan anlarında ortaya çıkıyor. İnsanlar bu anı genellikle "midemde kelebekler uçuşuyor" şeklinde anlatıyor. 

Çarpıcı bir detay var: Adrenalin acı hissini azaltıyor. 

Böylelikle o heyecanın iyileştiriciliğine kapılmakta gecikmiyoruz.

3. Onlar biyokimyasal uyarı diyor biz ise "Öpücük"

Metafizik anlamda ağız, ruhun geçip gittiği yer olarak efsaneleşmiştir. Nefes, gıda ve iletişimin tek adresi olan ağız hakkında bilim adamları birçok farklı teori ortaya atıyor. Davranış bilimciler, yabancı dudaklara karşı duyulan öpme arzusunun altında maymunlarda da görülen ağızdan ağıza beslenme güdüsünün yattığını söylüyor. Bir diğeri ise, öpüşmenin tamamen seks ile ilgili olduğunu ve seks esnasında ısırma eyleminin sonraları öpüşmeye evrildiğini iddia ediyor.

4. Tabii Freud çocukluğumuza iniyor.

Freud ise öpüşme konusunda hemen çocukluğumuza iniyor ve bebekliğimizde nasıl annemizin memesini emme içgüdümüz var ise yetişkinliğimizde de öpüşmek bizim için bir arzu ve ihtiyaçtır, diyor. David Berliner ise, öpüşmenin bizim göremeyeceğimiz ufaklıktaki moleküllerin çekim ve yakalanma ilişkisiyle gerçekleştiğini kanıtlamaya çalışıyor.

5. Öpüşürken gözleri kapamak da bilimsel.

Öpüşürken açık göz-kapalı göz tartışmasını yaşamayan çift yoktur. Neden gözlerimizi kapatıyoruz? Asıl sorumuz bu olmalı. Gözlerimizi optik uyarıcılara karşı kapattığımızda içsel duyum ve dokunma duygularımıza yoğunlaşabiliyoruz. Dudaklardan gelen uyarının omurilik üzerinden beyin kabuğuna aktarılmasıyla dokunuşlar, beyinde bilinçli izlenimlere dönüşür. Bu yüzden dil ve dudaklar, cinsel organlarımızdan daha hassas ve uyarılmaya daha hazırdır.

6. İnanmazsınız ama tahrik olmak beynin işi!

Sadece cinsel organlarla uyarılmayan insan bedeni, ayrıca göğüs, boyun, ayak tabanı veya el ayası gibi bölgelerden de uyarılıp orgazm olabiliyor. Hatta bazen sadece düşünerek bile. Beyne iletilen uyaranlar -ki bunlar görüntüler, kokular, temaslar ve benzerleri- beyin kabuğuna ulaştığında, karşımızdaki insanın seksi mi, güzel mi, yakışıklı mı, itici mi olduğu yargısı oluşuyor. Ve o büyük an geliyor: Ya tiksinecek ya zevkten ürpereceksiniz; buna karar veren tek şey beyniniz.

7. Peki anlatsana biraz, neden ben?

Kafamızı sıklıkla kurcalayan sorular olduğu kesin. Neden tercih edildim, neden onu tercih ettim, o neden beni etmedi ya da ben onu neden etmedim? 

Sosyal psikologlar bu konuyu araştırırken ayakları yere basan bir veriye rastlamış sayılmazlar çünkü çoğu zaman rastlantısal olan çekicilik hali, bazen de tanıdık bir hissin uyarılmasıyla gerçekleşmiş. Saniyelerle ölçülebilecek bir anın, insanların bedenlerine hızlı kalp atışı, terleme ve mide krampı olarak geri dönmesinin sebebi beyindeki haz merkezlerinin uyarılmasıdır. Ama asıl sebep ise kişinin karşındakini arzuladığına dair temelsiz fakat güçlü inancıdır.

8. Romeo ve Juliet etkisiyle aşık olmak

Size enteresan bir ipucu veriyoruz: On dakika boyunca koşu yaparak kalp atışlarınızı hızlandırırsınız. Yani hormonları salgılamaya başlamış olursunuz ve yoldan geçen birini gördüğünüzde o insan size birdenbire çok çekici gelebilir. Romantik ilişkilerin %15'i bu tür bir uyarım transferinden sonra başlıyor, yani terletici bir spordan, lunaparkta gondola bindikten ya da coşkulu sınav sonrası kutlamalarında. Sevgi bağları kurulduktan sonra ise bu transfer, her daim çalışacak bir motor haline döner. Anne babanız sevgilinizi eleştirip onunla olmanızı istemediğinde sevgilinize daha çok bağlanmanızın sebebi, işte ortaya çıkan bu stres hormonudur. Psikologlar buna "Romeo ve Juliet etkisi" diyor.

9. Bu aralar biraz delirdi mi? Belki aşıktır.

Vücudun kendi ürettiği bu hormonal uyuşturucular, her şeyi flulaştırmakta gecikmez. Karşınızdaki insanın olumsuz yönleri silinir; her türlü kuşku ertelenir. Beyin kabuğunda oluşan düşünce oyunlarıyla gerçek uyaranların olmadığı anlarda bile " aşk" yaşanmaya başlamıştır. Belleğiniz beyninizdeki dar bir yolken, aniden anayol haline gelir. Artık onunla geçireceğiniz her şeyi saniyesine dek belleğinize kazımak zorundasınız. İlk öpücük, ilk dokunuş...

10. "Aşk tımarhaneye kapattırır." diyenler haklıymış.

Aşk hakkında İspanyol deneme yazarı Gasset şöyle diyor: "Bilinç daralır ve artık sadece tek bir konu içerir. Dikkat felç olmuştur; hareketsiz, donuk, tek bir varlığa kapılmış haldedir." İtalya'da yeni aşık olmuş insanlar üzerinde yapılan bir araştırmada aşık insanların davranışları, saplantılı nevrotiklere benzemekle kalmamış, aynı zamanda kandaki serotonin oranı da hastalık derecesinde düşük bir düzeye inmiş. Yani "romantik aşk" belli ki insanları klinik anlamda "deli" ediyor.

11. Neden aşkın ve erotizmin peşindeyiz?

İnsanlar evrimsel açıdan aşk, ihtiras ve tutku konusunda bambaşka bir noktaya ilerlemekte. En büyük beyinleri bile bir süreliğine de olsa şaşkına çeviren, en kuvvetli bağları parçalayan, zenginliğini, mevkiyi kurban eden bu duygular mekanizması nasıl bu kadar güçlendi? Bunun cevabı yine beynimizde yatıyor. Beyinde saplantı derecesine yükseltilen aşk, aklı devre dışı bırakıyor ve dünyada 6 milyar insan içinden daha iyi bir eş çıkmayacağına kuvvetle inanıyor. Büyük ihtimal sizin acıyla kavrulduğunuz ayrılık süreci, bir türlü bitiremediğiniz uzun ilişkiniz sonrasında oluşan biyokimyasal bir hileden ibaret. Helen Fishcer'in aşk hakkındaki tahminlerine göre; bir insanı yeni bir partner arayışına sürükleyen hevesin yok olmaması, yani üremenin sağlanması ve gelecek kuşaklara aktarılacak her şey için evrim "tutku" denen duyguyu yaratmıştır. 

Özetle, tüm bu bilimsel gerçekleri akıl süzgecinden geçirecek saplantılı aşıklara Demet Akalın'dan bir kuple geliyor: 

"Gerçekler acıdır, anlaman lazım. Benim için artık sen bir yabancısın."

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
bgmozer

erotizm kelimesinin eros'dan geldiğini ve attığı oklarla aşk değil tutku dağıttığını biliyor muydunuz =)

Gizli Kullanıcı

https://www.youtube.com/watch?v=ECShfuq2kDg

hasipcan

İşte bunlar hep seks.

donkek

bilmiyorum, görmedim, tatmadım.

Gizli Kullanıcı

ilginçmiş gerçekten

Başlıklar

AşkBilimCinsellikDemet AkalınİtalyaSeksiTercihaşkorgazmtransfer
Görüş Bildir