onedio
Eğitim Sistemine İlginç Bir Eleştiri: İnsanın Maymuna Karşı Savaşı
Belçika’nın Radio 1 kanalı tarafından eğitim sistemini eleştiren bir video olay yarattı.1 Eylül’de başlayan okul sezonu için özel bir yayın dizisi hazırlığı yapan Belçikalı radyo kanalı Radio 1; kalemler, çantalar ve diğer okul gereçleri için başlatılan reklam bombardımanına inat, ülkenin eğitim sistemini sorgulayan bir kampanya başlattı.Kampanyanın reklam filmi için hazırlanan düzenekte katılımcılardan dar, uzun ve şeffaf bir boru içerisine yerleştirilen bir yer fıstığını çıkarmaları isteniyor. Masayı ya da boruyu hareket ettirme şansı olmayan katılımcılar tam başarısızlıklarını kabul edip çekilmeyi düşündüklerinde ise kendilerine bir maymunun aynı düzenekle nasıl başa çıktığını gösteren bir video izlettiriliyor. Şaşkına dönen kullanıcılar hemen arkalarındaki küçük masada yer alan şişeyi fark ettiklerinde ise suyun kaldırma gücü gibi temel bir bilginin neden o ana kadar akıllarına gelmediği düşüncesi ile baş başa kalıyor.Radio 1, kampanyası ile tüm çevreleri tartışmaya katılmaya çağırıyor. Kanal yayın dizisiyle, “okulda gerçekten doğru şeyleri mi öğreniyoruz?” sorusunun yanıtını arıyor.
Akıllı Telefona İhtiyaç Duymayan Akıllı Saat
Ödüllü müzisyen ve teknoloji girişimcisi Will.i.am, geçen hafta Çarşamba günü San Francisco’da düzenlenen Salesforce Dreamforce konferansında sahneye çıkarak Puls isimli akıllı saati tanıtmıştı. Will.i.am bu saat ile teknoloji sektöründe kredibilite kazanmayı da umuyor.Cihaz iki inç genişliğinde ve saatten çok bir kelepçeye benziyor. Diğer akıllı saatlerin aksine bu akıllı saat bir akıllı telefona ihtiyaç duymuyor. Kendi içerisinde hücresel ağa sahip olan saat ile arama yapılabiliyor, yazılı mesaj yazılabiliyor, sosyal ağlara bağlanılabiliyor, haritada konum bulunabiliyor ve tabi ki müzik dinlenebiliyor. Android işletim sisteminin güç verdiği dokunmatik ekrana sahip saatin, Android Wear ve Apple Watch gibi sesle aktive edilen Aneeda isimli dijital asistanı da bulunuyor.Will.i.am cihazın donanımsal detaylarını şimdilik vermese de akıllı saat içerisinde Qualcomm Snapdragon çip barındırıyor ve yaklaşık 5 saate kadar pil ömrü sunuyor. Bu da saatin günde en az bir kez şarj edilmesi gerektiği anlamına geliyor. Saatin fiyatı ve ne zaman piyasaya sürüleceği de henüz belli değil. Ancak Will.i.am The Wall Street Journal’a verdiği demeçte saatin ABD’de AT&T ve İngiltere’de O2 operatörleri üzerinden satışa sunulacağını söyledi.Konu kredibiliteye geldiğinde ise Will.i.am Silikon Vadisi’nde dikkat çekmiyor ya da birlikte çalışabileceği yetenekli kişiler ve şirketler bulmuyor değil. Kendisi Intel’in yaratıcı inovasyon direktörü olarak zaten birkaç yıldır teknoloji sahnesinde yer alıyor. i.am.plus isimli bir teknoloji şirketi de kurmuş olan Will.i.am bu şirket üzerinden 300 dolarlık iPhone kılıfları satıyordu. Will.i.am kendisinin teknoloji sektöründe kredibilite istemesinin nedeni olarak da eskiden yaşadığı mahallenin çocuklarının saygısını kazanmayı istemesini gösteriyor.Evet, Los Angeles’taki Boyle Heights mahallesinde bulunan okulları ziyaret ettiğinde will.i.am öğrencilere ünlü bir repçi ya da atlet olmayı hayal etmeleri yerine sonraki Bill Gates olabileceklerini hayal etmeleri tavsiyesinde bulunuyor. Will.i.am çocukların genellikle kendilerini ciddiye almadıklarını da sözlerine ekliyor. Özellikle kendisinin servetini kotlama yerine sahne sanatından elde ettiği düşünüldüğünde.Will.i.am röportajda şunları da söyledi: “Şehirlerdeki çocukları bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik gibi dallara ilgili duymaları için cesaretlendiriyoruz. Ancak bu zor bir durum çünkü çocukları bu alanlarda kendilerine gerçekten örnek alabilecekleri bir model göremiyor. Ya da bu dallarda eğitim gördüklerinde nereye ulaşacaklarını bilmiyorlar. Bu nedenle çocuklara bilgisayar bilimlerine ilgi duymaları tavsiyesinde bulunduğumda ve kendimde bu alanda olmadığımda durum da daha zorlaşıyor.”Ancak Will.i.am, akıllı saat Puls’un bu duruma yardımcı olacağını savunuyor.Will.i.am sözlerine şu şekilde devam etti: “Bu benim için başlangıç ve daha da önemlisi bunun arkasında bir amaç var. Böylece aynı yerden geldiğim çocuklara bu girişimi göstererek bir kanıt gösterebileceğim. Sadece vizyonunuz olmalı ve etrafınızda bu tarz işleri yapabilecek hayret verici yeteneklere sahip kişiler olmalı.”WSJ
3 Boyutlu Yazıcı ile Üretilen Kalp Bir Bebeğin Hayatını Kurtardı
Cerrahlar, 2 haftalık bir bebeğe yapılması gereken kalp ameliyatı için 3 boyutlu yazıcı teknolojisinden faydalandı.New York’ta bulunan Morgan Stanley Çocuk Hastanesi‘nde bir ilk yaşandı. Oldukça zor ve tehlikeli bir kalp ameliyatını gerçekleştirmek için cerrahlar, minik bebeğin, normalden oldukça farklı gelişmiş olan kalbinin MRI ile taranmış görüntüsünü kullanarak kalbin 3 boyutlu yazıcı ile basılmış bir kopyasını üretti. Bu karmaşık ve zor ameliyat için üretilen kopyalanmış kalpten yararlanan doktorlar, 3 boyutlu yazıcı ile üretilmiş kalp üzerinde çalışarak ameliyat stratejilerini belirledi.Ameliyatı yapan doktorlardan Dr. Emile Bacha yerel medyaya yaptığı bir ropörtajında, “Bebeğin kalbinde görmeye alışık olmadığımız şekilde delikler bulunuyordu. Ayrıca kalbin çeperi de oldukça farklı bir formasyonda görünüyordu” dedi ve ekledi, “Önceden yapılan bu tip ameliyatlarda, kalbi durdurup içine bakar ve ne yapmamız gerektiğine karar verirdik. Bu yeni teknikle, sanki önümüzde tüm ihtimalleri gösteren bir yol haritası var. Bebeğin kalbinde bulunan tüm anormallikleri tek bir operasyon gerçekleştirerek düzelttik.”Bu başarılı ameliyatın gerçekleşmesini sağlayan proje, Connecticut’lı bir yardım kuruluşu olan Matthew’s Hearts of Hope tarafından desteklendi. İlerleyen zamanlarda buna benzer daha fazla operasyonu destekleyeceklerini söyleyen kuruluşun kurucusu Marie Hatcher, “Teknolojinin bu şekilde kullanılmış olması, karmaşık veya bozuk kalp anatomisine sahip bebekler için eski kuralları değiştirecek bir gelişme” diyor ve ekliyor,. “Normalde ameliyatı yapacak doktorun kalbi ilk gördüğü an göğsün kafesinin açılmasından sonra oluyordu. Ancak şimdi durum değişti. Artık ameliyata başlamadan önce kalbin üç boyutlu yazıcı ile üretilmiş kopyası üzerinde planlarını ve stratejilerini belirleyebiliyorlar.”Klasik yöntemlerle yapılan bu tip ameliyatlarda bebeğin veya çocuğun kalbi üzerinde yapılan her türlü işlemin kalbe zarar verme ve geri dönülemez sonuçlara yol açma riski varken, 3 boyutlu yazıcı teknolojisinin sağlık alanında kullanılmasıyla bu risk minimuma indirilmiş oldu. Amerika’da 3 boyutlu yazıcılar ile ilgili bir çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da çok ciddi projeler üretiliyor ve çalışmalar yapılıyor. Üniversitelerin araştırmaları bir insan kalbinin “neredeyse” aynısını bu teknoloji ile üretebilmeye başladı. Amerika Savunma Bakanlığı sağlık alanında yapılan bu başarılı projelere ilgi duyduğunu ve bu projeleri yakından takip ettiğini açıklayarak aslında 3 boyutlu yazıcı teknolojisinin insanlığın geleceği için ne kadar önemli olduğunu da doğrulamış oldu.
İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin: 'İsrail Toplumu Hasta'
İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin, “İsrail toplumunun hasta olduğunu ve bunu tedavi etmemiz gerektiğini itiraf etmenin zamanı geldi” dedi.İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, İsrail Bilim Akademisin’de düzenlenen “Yabancı Düşmanlığı ve Başkasını Kabullenme” konferansında yaptığı konuşmada, “İsrail’deki Araplar ve Yahudiler arasındaki gerginlik rekor seviyelere ulaştı. Farklı taraflar arasındaki ilişkiler ise en düşük seviyede seyrediyor. Şiddet hastalığı sadece belli bir kesimle sınırlı değil, tüm alanlara nüfuz etmiş durumda” ifadelerini kullandı.Facebook’ta 'belli bir grubun görüşüne tam olarak uymayan bir paylaşımda bulunduğunda kendisinin de sözlü tacize uğradığını' dile getiren Rivlin, “İsrail toplumunun hasta olduğunu ve bunu tedavi etmemiz gerektiğini itiraf etmenin zamanı geldi” diye konuştuİsrailli akademisyenlerin, şiddetin azaltılmasında çok önemli bir yerinin olduğunu düşündüğünü anlatan Rivlin, şunları kaydetti:“Her iki taraftan da şok edici şiddet olaylarına şahit olduk. Futbol stadlarında olduğu kadar akademide de şiddet var. Sosyal medyada, hastanelerde ve okullarda da şiddet var. Martin Buber’ın sözlerini özetleyerek, ‘Bizler Yahudi olmayı unuttuk mu?’ diye sormayacağım. Bunun yerine, ‘İnsan olmayı mı unuttuk?’ diye soracağım. Nasıl konuşulabileceğini mi unuttuk? İsrailli akademisyenlerin, toplumdaki şiddeti azaltmada çok önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum.”Batı Şeria'da 12 Haziran'da kaybolan 3 Yahudi yerleşimcinin 18 gün sonra ölü bulunmasının ardından Filistinli genç Muhammed Ebu Hudayr, 2 Temmuz'da Yahudi yerleşimciler tarafından kaçırılarak öldürülmüştü. Hudayr’ın ölümünün ardından Kudüs, ikinci İntifada’dan bu yana en büyük sokak gösterilerine sahne oluyor.İsrail'in farklı gerekçelerle, Müslümanların Mescid-i Aksa'ya girişini yasaklaması ve Yahudi yerleşimcilerin girişine izin vermesi Filistinlilerle İsrail askerleri arasında sık sık gerginliğe neden oluyor.Mescid-i Aksa Külliyesi içerisinde Kıble Mescidi ile Emeviler döneminde inşa edilen Kubbetu's Sahra camisinin yanı sıra müze, medreseler, bahçeler ve büyük avlu bulunuyor. İslam dünyasında Beyt'ul Makdis ve Mescid-i Aksa adları verilen külliye alanı, Müslümanların ilk kıblesi özelliğini taşıyor.Süleyman Mabedi kalıntılarının külliye alanının altında olduğuna inanan Yahudi yerleşimciler külliye alanı altında kazı çalışmaları yapıyor. Yerleşimciler ve İsrailli yetkililer zaman zaman Aksa Külliyesi içerisine de girerek cami cemaatini ve eğitim gören öğrencileri taciz ediyor. Müslümanların karşı çıktığı bu tür ihlaller nedeniyle Mescid-i Aksa'da sık sık gerginlik yaşanıyor.CNN Türk
Reklam
İnsanda Körelmiş 10 Organ Hakkında Bilmedikleriniz
Üçüncü bir göz kapağımız olduğunu, çok eski zamanlarda cinselliğe ilişkin iletişimi sağladığımız 'Jacobsen Organı' adlı körelmiş bir yapıyı bedenimizin bir yerlerinde taşıdığımızı biliyor muydunuz? Elbette bedenimizde hala duran ama artık bir işlevi olmayan organlarımız bunlarla sınırlı değil. İşte insanda bulunan 10 körelmiş organ;
Reklam
Kangurular 30 Bin Yıl Önce Yürüyordu
Yeni araştırmalar, zıplayarak hareket etmeleriyle bilinen kanguruların geçmişte bu özelliğe sahip olmadığını öne sürdü. Tersine, on binlerce yıl önce yaşayan dev kangurular yürümeyi tercih ediyordu.Amerikalı ve İspanyol biyologlar, nesli tükenen dev 'sthenurine' kanguruların zıplamadığını ancak sallana sallana yürüdüklerini belirtti. Ağırlıkları 240 kiloya kadar çıkan antik kangurular, kuyruklarını denge sağlamak için kullanıyordu.PLOS ONE dergisinde yayımlanan araştırmada, sthenurine ve modern kanguruların kemiklerine ait istatistiksel ve biyo-mekanik analizler gerçekleştirildi. Araştırmada, birçok kanguru çeşidine ait 140 kanguru iskeleti üzerinde ölçümler yapıldı. Sonuçlar, sthenurine türünün arka bacak kemikleri bakımından modern kangurulardan fazlasıyla farklılaştığını gösterdi. Araştırmacılar, ağırlıkları da göz önüne alındığında, sthenurine kangurularının zıplamasının mümkün olmadığına karar verdi.Araştırmada yer alan ABD'nin Brown Üniversitesi'nden Christine Janis, 'Büyük bir hayvanın çok düşük hızda zıplamasını sağlayacak biyo-mekanik hareketleri yerine getirememesi, geriye başka alternatifler bırakıyor' yorumunda bulundu. Çok hızlı zıplayabilen modern kangurular, yavaşladıkları esnada kol ve bacaklarını da kullanırken, düzenli olarak kuyruklarından yardım alıyorlar. Kangurular birçok hareketi mümkün kılan belkemikleri, kuyrukları ve tüm vücut ağırlığını kaldırabilen kolları sayesinde esnek hareket edebilme kabiliyeti gösteriyor.Sthenurine türünün ise modern akrabalarında yer alan özellikleri barındırmadığını belirten Janis, 'Yürümedikleri sürece bu kadar cüsseli hale gelmiş olamazlar' ifadesini kullandı. Antik kanguruların yavaş bir şekilde iki ayak üzerinde yürüdüğü, her adımda vücut ağırlıklarını bir bacağa yükledikleri düşünülüyor. Günümüzde yürüdüğüne tanık olunan tek kanguru türü, ağaç kangurusu.Antik kanguruların diş yapısı dahil olmak üzere başka farklılıkları da bulunduğunu belirten Janis, 'nesli tükenen canlıların modern günümüzdeki canlılara kıyasla içerdikleri farklılıkları kemikleri inceleyerek ortaya çıkarabildiklerini' belirtti. Elde edilen birçok bulguya rağmen, sthenurine kanguruların 30 bin yıl önce nasıl yok olduklarına dair kesin bir bilgi bulunmuyor. Öne sürülen tahminler arasında, yavaş oldukları için insanlardan kaçamadıkları veya iklim değişikliklerine karşı yeterince hızlı göç edemedikleri yer alıyor.Kaynak: Al Jazeera
Uzayda Yaşam Mümkün Olacak mı?
Zirvede bilim, teknoloji ve sağlık alanındaki ilginç gelişmeler ele alınacak. Tartışılacak konular arasında insanların günün birinde Dünya dışında kurabileceği uzay kolonileri de bulunuyor.Gezegenimizin nüfusu hızla artarken yaşayacak alan ve kaynaklar için rekabet sorunu bazı insanları Dünya’nın ötesine bakmaya yöneltti. SpaceX adlı uzay turizmi şirketinin girişimcisi Elon Musk, “Herhangi bir felaket halinde insanlığın varlığını korumak için birçok gezegende yaşam olanağının araştırılması gerektiğine” inanıyor.Bu vizyon size inandırıcı gelmese de insanın keşfedilmemiş olanı keşfetme içgüdüsünü görmezlikten gelmek zor. İşte bu güdü, insanları gezegenimizin güvenli sınırlarının ötesine bakmaya yöneltiyor. Aslında bunu başarmak düşündüğümüzden daha kolay olabilir. Eski astronot Jeffrey Hoffman’a göre Güneş Sistemi’nde yakın birkaç yere gidebilme hayali kurmamızı sağlayacak teknolojiye sahibiz. “Ay az ötemizde, Mars ise hiç de uzak değil. Bu yolculukların yapılmasını sağlayacak bazı adımların birkaç yıla kadar atıldığını görmek mümkün,” diyor Hoffman.Bu konuda ilk fikri 1920’lerde Avustruya-Macaristanlı ilk roket tasarımcısı Herman Potoçnik ortaya attı. Potoçnik’in hayal ettiği şey, UFO benzeri dairemsi bir uzay aracıydı. Bu araç yapay yerçekimi yaratmak için dönüyor, enerji ihtiyacı içinse güneş ışınlarını odaklayacak içbükey bir ayna kullanıyordu. Bu fikir ne kadar inanılmaz gelse de yıllarca etkisini yitirmedi. 1970’lerde Princeton Üniversitesi fizikçisi Gerard O’Neill ile daha sonra dünyanın en eski uzay topluluğu olan İngiltere Gezegenlerarası Dernek (British Interplanetary Society) bu fikre sahip çıktı. Uçan uzay kolonileri fikrini bir kenara itmeden önce şunu belirtmekte yarar var: BIS, insanoğlu Ay’a ayak basmadan 30 yıl öncesinde bu yolculuğu öngörmüştü.Diğer uzmanlar ise uzay araçlarıyla uzay boşluğunda koloniler kurmak yerine, bir gezegende ya da Ay’da insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli unsurları içeren yapay bir “biyosfer” yaratarak yaşam alanı oluşturma fikrini daha akla yatkın buluyor. Bu konuda ilgi odağı Mars oldu ve 2025’e kadar orada yeni bir medeniyet yaratılmasını hedefleyenler var. Hollandalıların 2012’de başlattığı Mars One projesine 200 bin başvuru yapıldı. Bunlar arasından seçilen 40 kişiye eğitim verilerek realite şov programlarına hazırlanıyor ve bu şekilde projeye gelir sağlanmaya çalışılıyor. Elbette bu projeye karşı çıkanlar da var; fakat uzayda koloni kurulması fikrine yönelik ilgiyi göstermesi bakımından önemli.Dev bir Mars Koloni Taşıtı ile Kızıl Gezegen’e insan taşımanın SpaceX yöneticisi Musk’ın da hedefleri arasında olduğu söyleniyor. Musk bunun sadece bir başlangıç olacağına, “Mars’ta koloni kurulduktan sonra bunun tüm Güneş Sistemi’ne de yayılabileceğine” inanıyor. Musk, hızlı uzay araçlarının yapılması halinde Jüpiter’in aylarında, hatta göktaşlarında bile koloni kurulabileceğini ifade ediyor.Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam, uzay kolonilerinde karşılaşılacak sorunlara dair fikir veriyor. İstasyondaki altı kişiye su taşıma gideri yılda 2 milyar doları buluyor. Gıda ve oksijen tedariki masrafları da cabası. Bu nedenle, uzay kolonisinin kendi kendine yeterli hale getirilmesi adıl ideal olanı.Bir de insan vücudunun maruz kalacağı sorunlar var: Yerçekimi azlığı kemik ve kaslarda zayıflığa ve kafada basınç birikimine neden oluyor; bu ise geçici ve kalıcı göz sorunlarına yol açıyor. Uzaydaki radyasyon katarakta yol açabileceği gibi kanser riskini de arttırıyor. Öte yandan uyku sorunları ve yalnızlık ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Uzay kolonilerinde bu tür sorunların çözülmüş olması gerekiyor.Kapalı bir mekânda sosyal ilişkilerin nasıl etkileneceği sorunu da var elbette. Moskova’da Mars500 projesi kapsamında yapılan deneylerde altı kişi 520 gün süreyle 80 metrekarelik bir alanda yaşamak zorunda bırakıldığında birçoğunda uyku, algı ve depresyon sorunlarının ortaya çıktığı gözlendi.İzole olmuş insanların nasıl yönetileceğine, bu yeni toplumlarda çatışmaların nasıl önleneceğine dair siyasi sorunlar da cevap bekliyor. Bazı bilim insanları ve felsefeciler gelecekte ortaya çıkması muhtemel bu medeniyetler için bir “haklar bildirgesi” hazırlamaya girişti bile.İnsanların uzayda üreme yeteneğine sahip olacağını varsayarsak, ki astronotların karşılaştığı sorunları düşündüğümüzde bunun kesinliği söz konusu değil, bu izole kolonilerin kendine özgü kültürleri olacaktır. Bunlar belki kendi dillerini geliştirecek, hatta yeni fiziksel özelliklere bile sahip olabilecekler.Portland Üniversitesi’nden Cameron Smith’e göre, 2000 kişilik bir uzay kolonisi 300 yıl içinde bizden farklı bir görünüme sahip olacak, farklı davranış biçimleri geliştirecektir; farklı saç yapısı, farklı bir deri, düşük yerçekimine uygun ve manevra yeteneği daha yüksek bir vücut şekli vb. gibi.Hatta Smith, bu yeni kolonilerin genetik mühendislik yoluyla yeni organlar bile tasarlayabileceklerine inanıyor; örneğin kozmik ışınlardan korunmak amaçlı organlar, ya da karbondioksitten oksijen sağlamayı kolaylaştırıcı solungaçlar gibi. Böylece Marslılar yapay biyosferden çıkıp yeni evlerine tam olarak yerleşmiş olacaklar.BBC 
'İlk Kez Seks Yapan Canlı Türü Bulundu'
Bilim insanları ilk cinsel ilişkiye giren canlıları bulduklarını öne sürdü.İddiaya göre yumurtlayarak üremeden cinsel ilişkiyle üreme türüne ilk geçen canlı, 385 milyon yıl önce İskoçya sularında yaşayan bir balık türü.'Mikrobrakiüs dicki' adlı bu yabani balık türünün yaklaşık 8 santimetre uzunlukta olduğu ve diğer balıklardan farklı olarak 'ek uzuvlarının bulunduğu' belirtiliyor.Araştırmayı yürüten Avusturalya Flinders Üniversitesi'nden Profesör John Long, çalışmanın detaylarını BBC'ye anlattı.Prof. Long, bir kutu dolusu antik çağdan kalma balık fosillerini incelerken, içlerinden birinde 'L' harfi şeklinde, değişik bir uzuva rastlamış.Bunun üzerine fosil üzerindeki araştırma derinleştirilmiş ve söz konusu uzuvun erkek bir balığın penisi olduğu anlaşılmış.Balıkta ayrıca kemikli yumrulara da rastladıklarını belirten Profesör, 'Bu yumrularla dişi balığa spermlerin geçişinin sağlandığını anladık' dedi.Prof. Long, anatomisini inceledikleri dişi balığın ise 'arka tarafında kemikli bir bölgesinin bulunduğunu ve bu kemiklerle erkek balığın cinsel organını sabitlediğini' kaydetti.Anatomik yapıları nedeniyle balıkların muhtemelen yan yana durarak cinsel ilişkiye girdiği tahmin ediliyor.Araştırmayı yürüten bilim insanları, cinsel birleşmeyle üremenin bir süre sonra yine unutulduğunu ve yumurtlayarak üremeye geçildiğini düşünüyor.İddiaya göre, birkaç milyon yıl sonra cinsel birleşme ile üreme, antik köpekbalıklarıyla başlıyor.BBC Türkçe
Reklam
Dev Kuyrukluyıldız Mars'ın Yanından Geçti
Astronomi dünyası, benzeri bir milyonda bir görülen kozmik bir olaya tanık oldu. Dağ büyüklüğündeki kuyrukluyıldız C/2013 A1, Mars'ın yaklaşık 140 bin kilometre yakınından geçti.Kozmik ömrünün neredeyse tamamını Güneş Sistemi dışında geçiren 'Siding Spring' adı verilen kuyrukluyıldız, bugün ilk kez Güneş Sistemi'nin iç kısımlarını ziyaret etti. Dağ büyüklüğündeki kuyrukluyıldız, geçişi esnasında Mars'ı sıyırıp geçti.Güneş Sistemi'nin oluştuğu yaklaşık 4.6 milyar yıl önce uzanan Siding Spring, saniyede 56 kilometre hızla ilerlerken Mars'a 140 bin kilometre yaklaştı. NASA, diğer adı C/2013 A1 olan kuyrukluyıldızın Kızıl Gezegen'e çarpacak derecede yaklaşması nedeniyle yörüngedeki Mars Yörünge Kaşifi (MRO) ve MAVEN gibi uyduların rotalarını her an değiştirilecek şekilde takibe aldı.Siding Spring'in Mars yörüngesinden geçişi, TSİ 21.27'de gerçekleşti. Slooh gözlemevi, tarihi olayı internetten yayımladı. Güney Yarımküre'deki gözlemciler, Sliding Spring'in hareketi saatler ilerledikçe net bir şekilde görüntülemeyi başardı.Büyüklüğü ABD'nin Georgia eyaletindeki Appalachian Dağları'yla bir gösterilen Siding Spring, geçtiğimiz yıl Ocak ayında New South Wales gözlemevi tarafından tespit edildi. Siding Spring, 20 yıl önce Jüpiter'e çarpan kuyrukluyıldızdan bu yana, yapılan en nadir kuyrukluyıldız gözlemlerinden birini temsil ediyor.Yeni bilgiler getirdiSiding Spring kuyrukluyıldızı, Avustralya, Güney Amerika ve Güney Yarımküre'nin diğer bölgelerinde gece karanlığında gözlemlendi. Gözlem için teleskopların yanı sıra dürbünler de yeterli olurken, Kuzey Yarımküre'deki gözlemciler teleskoplarla silik de olsa kuyrukluyıldızı görme şansı yakaladı.Bir milyon yılda bir yaşanan kozmik olay, gökbilimciler için de eşsiz bir gözlem imkanı sundu. NASA astronotu ve Bilim Görevi Direktörü John Grunsfeld, 'Daha önce Güneş Sistemi'nin iç kısımlarını ziyaret etmemiş olan kuyrukluyıldız sayesinde Güneş Sistemi'nin ilk yıllarına ait bilgiler elde edebileceğiz' ifadesini kullandı.Siding Spring, Güneş Sistemi'nin Asteroit Kuşağı içinde kalan bölgesine girmeden önce Uranüs ve Jüpiter'i de ziyaret etmişti.Kaynak: Al Jazeera
Kola İçmek Ömrü Kısaltıyor
Son zamanlarda bir çok yeni olayın ardından bilim adamları yaptığı araştırmalarda kola içen insanların ömürlerinin asitsiz içecek içenlere göre daha kısa olduğunu kanıtladı.Gazoz ve kolanın düzenli içilmesi vaziyetinde, tıpkı sigara tiryakilerinde olduğu gibi hücre yaşlanmasının hızlandığı dile getirildi. Neticeninde insan, yaşına biyolojik yaş ilave ederek ömrünü kısaltıyor.ABD’nin San-Francisco şehrindeki Kaliforniya Üniversitesi’nin bilim insanları, gerçekleştirdikleri araştırmanın neticelerini American Journal of Public Health dergisinde yayınladı.Bilim insanları, hücrelerin yaşlandığını en derin düzeyde kanıtladı. Gazoz severlerde, kromozomların uçlarında bulunan ve hücre ayrılırken DNA’yı savunan telomerlerin kısaldığı ortaya çıktı. Ömrün sayacı olarak gösterilen telomerler ne kadar kısa olursa hücre o kadar yaşlı ve ölüme yakın olur.Deney, milli beslenme ve sıhhat araştırmasının (National Health and Nutrition Examination Surveys) çerçevesinde, yaşları 20 ile 65 farklılık gösteren 5309 yetişkin Amerikalı üzerinde gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde katılımcılarının hiçbirinde diyabet veya kardiyovasküler hastalık yoktu.
Efsane mi, Gerçek mi : Ölümden Sonra Saç ve Tırnaklar Uzar mı?
Korku filmlerinin vazgeçilmez olgularından biridir. Öldükten sonra da saç ve tırnakların uzamaya devam ettiği söylenir. Doğru mudur bu?Ölülerin saç ve tırnaklarındaki uzamayı tespit etmek için sistematik ölçümlerin yapılmamış olması şaşırtıcı değil. Ama ipucu için tarihsel anlatımlara ve kadavralar üzerinde çalışan tıp öğrencilerinin tanıklıklarına başvurabiliriz. Organ nakli yapan doktorlar da öldükten sonra farklı hücrelerin ne kadar süreyle canlı kalmaya devam ettiği konusunda tecrübe sahibidir.Farklı hücreler farklı sürelerde ölür. Kalp durunca beyne giden oksijen kesilir. Glikoz takviyesi alamayan sinir hücreleri üç ila yedi dakika içinde ölür. Organ nakli cerrahlarının ölümden sonraki 30 dakika içinde böbrekleri, karaciğeri ve kalbi çıkarıp altı saat içinde hastaya nakletmesi gerekir. Fakat deri hücreleri daha uzun yaşadığı için, deri nakli için kullanılacak parça da ölümden sonraki 12 saat içinde alınabilir.Tırnakların uzaması için yeni hücrelerin üretilmesi gerekir; bu ise glikozsuz olmaz. Tırnaklar günde 0,1 mm uzar. Yaşlandıkça bu oran düşer. Tırnak dibindekigerminal matriks denen bölgede üretilen hücreler yeni tırnağı oluşturur. Yeni hücreler eskileri ileri iter ve tırnak ucu uzamış görünür. Ölüm nedeniyle glikoz tedariki sona erdiğinde tırnak uzaması da durur.Aynı şey saç için de geçerlidir. Her saç telinin dibinde bulunan folikül saçın uzama kaynağıdır. Folikülün altındaki saç matriksi hücreleri çoğalarak saçın uzamasını sağlar. Bu hücreler hızla bölünür ama bunun için enerji gerekir. Enerji glikozun yanması sonucu oluşur. Bu yanma da oksijen sayesinde olur. Kap durup kan ile birlikte oksijen pompalama işlemi sona erince enerji kaynağı da kurumuş olur. Yani saçın uzamasını sağlayan hücre bölünmesi de durur.O halde ölülerin saç ve tırnaklarının uzadığına dair efsane neden bu kadar yaygındır? Bu tür gözlemler yanlış olmakla birlikte biyolojik bir temele dayanır. Uzayan tırnaklar değildir; tırnak etrafındaki doku su kaybı nedeniyle çekildiği için tırnaklar daha uzun görünür. Cenaze işleriyle uğraşanlar bazen bu görünümü gidermek için parmak uçlarını nemlendirir.Ölülerin yüz derisi de kurumaya başladığı için deri kafatasına doğru çekilir ve sakalları daha da uzamış gösterir. Yani kapakları açılmış tabutlar içinde yatan tırnakları dolana dolana uzamış iskelet kâbusları görüyorsanız rahat olun. Bunlar edebiyatta ve korku filmlerinde yer etmiş sahneler olsa da gerçekle ilgisi yoktur.Kaynak: BBC Türkçe
Reklam
Dünya'yı Değiştirmeye Aday 10 Proje
Kampanyanın amacı, iklim değişikliği konusunda bir film çekmek, yerel topluluklarla atölyeler düzenlemek ve dünyanın dört bir yanından gelebilecek yaratıcı çözümleri paylaşmaktır.Destekçi sayısı: 187Kampanyanın hedefi: $35.000,00Ulaşılan hedef: $35.360,00Our Place on Earth
Reklam
Çirkin Görüntüsü Dışında Sineklerden Nefret Etmek İçin 18 Haklı Sebep
Sinekler de kelebekler gibi güzel bir görünüme sahip olsa sevilirler miydi? Ne de olsa kelebekler de uçan böcekler. Bence istedikleri kadar güzel olsunlar yine de sevmezdik. Evet sinek çirkin, küçük ve mide bulandırıcı, hatta daha büyükleri daha mide bulandırıcı ama tek başına çirkinliği olsa yine iyi. Çünkü mikrop taşıyan bu sinek...
Reklam