Yaşar Kemal'e Fahri Doktora
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Yaşar Kemal'e Fahri Doktora unvanı verdi. Törene Yaşar Kemal katılamazken, unvanını eşi Ayşe Semiha Baban aldı.Romanları 50'den fazla dile tercüme edilen, birçok ülkeden onur nişanı ve madalyası alan, dünyanın sayılı edebiyat ödüllerine layık görülen büyük yazar Yaşar Kemal'e, İstanbul Bilgi Üniversitesi 'Fahri Doktora' unvanı verildi.12 Kasım'ı 'Yaşar Kemal Onur Günü' olarak belirleyen üniversitede, bu gün gün kapsamında etkinlikler düzenlendi. Türk edebiyatındaki vicdanın evrensel simgesi olarak tanımlandığı usta isme fahri doktora verilme gerekçesi de açıklandı. Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Uğur' yaptığı konuşmada, ' Yaşar Kemal geçmişimiz, bugünümüz ve özlemlerimizle, ‘biz’. Üstelik bizim –yani İnsanlığın- en duyarlı, en marifetli, en istidatlı halimiz' sözleriyle Yaşar Kemal'in edebiyatını anlattı.'Yaşar Kemal Onur Günü' etkinlikleri bir sempozyum ile başladı. 'Binbir Kültürün Elçisi Yaşar Kemal' adıyla düzenlenen sempozyumun ardından Güneş Karabuda'nın fotoğraflarından oluşan 'Al Gözüm Seyreyle' adlı fotoğraf sergisinin de açılışı gerçekleştirildi.Sanat, basın, edebiyat ve akademi dünyasından saat 19:30'da başlayan törene katılan konuklar arasında Ara Güler, Türkan Şoray, Ali Kırca ve Altan Öymen de yer aldı. Yaşar Kemal'in katılamadığı törende, fahri doktora unvanını eşi Ayşe Semiha Baban aldı. Törende, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin 'insanlığa, bilim, felsefe, düşünce, kültür ve sanat alanlarındaki eser veya çalışmaları ile eşine az rastlanır nitelikte katkıda bulunmuş, ülke ve dünya barışına yönelik istisnai çabaları olmuş, çalışmaları ile insan hakları ve demokrasinin yaygınlaşmasına öncülük etmiş kişilere' verdiği fahri doktora unvanına dair Yaşar Kemal'in notu da okundu.'Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum'Ayşe Semiha Baban'ın okuduğu notta, Yaşar Kemal, 'Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. Şunu söylemek istiyorum ki ben ‘angaje’, bağımlı bir yazarım. Kendime ve söze ve insanın onuruna bağımlıyım. Bilinçli olarak ben aydınlığın türküsünü, iyiliğin, güzelliğin türküsünü söylemek istedim. Romanlarım yaşam gibi doğru söylesin, yaşamla birlik olsun istedim. Çünkü yaşam umutsuzluktan umut üretmektir. İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir' sözlerine yer verdi.Al Jazeera Turk
Zamanın Durduğunu Gören Adam
Zamanın durduğu hissini yaşayan insan sayısı hiç de az değil. Beynimizin oynadığı bu oyun, aslında hepimizin tanık olduğu bir olgunun sonucu mu?Simon Baker adlı 39 yaşındaki adam baş ağrısını gidermek için ılık duş almak istemiş. “Musluğu açıp duşa baktığımda su damlalarının havada asılı kaldığını gördüm,” diyor Baker. “Sanki bir film karesi ağır çekimle dondurulmuş gibi.”Baker ertesi gün baş ağrısı nedeniyle hastaneye gittiğinde doktorlar damar genişlemesi teşhisi koydu. Daha sonraki randevularından birinde su damlalarının havada asılı kaldığını, zamanın durduğunu gördüğünü söylediğinde Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nden nörolog Fred Ovsiew bu deneyimi oldukça ilginç buldu ve NeuroCase adlı dergi için kaleme aldı.Zamanın herkes için aynı hızla geçtiğini farz ederiz. Fakat Baker’in yaşadığı türden deneyimler, sürekli akış halindeki bilincimizin aslında beynimizin zekice yaptığı bir birleştirme çalışmasının ürünü olan oldukça hassas bir yanılsama olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, Baker’in başına gelen türden olayları inceleyerek beynimizin, zaman algısında bu oyunları neden ve nasıl oynadığını anlamaya çalışıyor.Baker’ınki en uç örneklerden biri olsa da tıpta daha önce de benzeri olaylara tanık olunmuş. Zamanın hızlandırıldığı hissi veren “ zeitraffer ” olgusu ile bir anlık durduğu hissi veren “ akinetopsia ” olgusundan söz edenler olmuş. 61 yaşındaki bir kadın, bir yolculuğu sırasında, tren kapılarını ve diğer yolcuları ağır çekim halinde hareket ederken gördüğünü söylemiş. 58 yaşındaki bir adam ise insanlar konuşurken kötü seslendirilmiş bir film izler gibi ağız hareketleriyle konuşmalar arasında kopukluk olduğunu ifade etmiş. Uzmanlar, bu tür tecrübelerin çok daha fazla sayıda olabileceğini, fakat etkinin geçici olmasından dolayı insanların önemsememiş olabileceğini söylüyor.Beynin oyunuBu tür olaylar hemen hemen her zaman epilepsi ya da inme gibi başka sorunlarla bağlantılı ortaya çıkıyor. Baker’in, duştaki su damlalarını durmuş olarak görmesine, zayıflamış kan damarlarının ağır yük taşıma sonucu kanamaya başlaması sonucu ortaya çıktığına inanılıyor. Kanama sonucu beyninin sağ yarısındaki geniş bir alanda sinir hücreleri hasar görmüş.Peki, nasıl oldu da bu durum Baker’in zaman algısını etkiledi? Beynin arka tarafında bulunan ve V5 olarak adlandırılan görme bölgesinin ayrıca zaman algısından da sorumlu olabileceği düşünülüyor. Lozan Üniversitesi’nden Domenica Bueti ve ekibi manyetik bir alan oluşturarak bu bölgeyi devre dışı bıraktığında deneklerin iki şeyi yapmakta sorun yaşadığı görüldü: Ekranda noktaların hareketini takip etmek, ki bu sonuç bekleniyordu zaten, ve bazı noktaların ne kadar süreyle ekranda kaldığı tahmininde bulunmak.Bu ikili sorunun nedeni ise şu olabilir: Hareket algı sistemimizin kendi kronometresi var ve görme alanımızda nesnelerin ne kadar hızlı hareket ettiğini kaydediyor. Beyinde herhangi bir hasar oluştuğunda ise dünya durmuş görünüyor. Baker olayında, onun ılık duşa girmesi, durumu daha da ağırlaştırmış olabilir; yani sıcak su kanı beyinden uzaklaştırıp uzuvlara akmasına neden olduğu için beyin işlevlerinin daha da kesintiye uğramasına neden olmuş olabilir.Ama bu sadece ihtimallerden biri; zaman algısında çarpıtılma hissi yaşayan hastaların tümünde V5 bölgesinde hasar olmayabilir; başka etkenler bulunabilir.Fotoğraf kareleriBaşka bir açıklama da şu olabilir: Beynimiz algıladığı şeyleri, film makarasından “enstantaneler”, anlık görüntüler şeklinde aralıklı olarak kaydeder. Sağlıklı bir beyin bu tek tek fotoğrafları yapıştırıp birleştirerek görüntüyü canlandırır; fakat beyindeki bir hasar nedeniyle yapışkan ortadan kalkarsa ortaya çıkan görüntü, anlık enstantaneler olarak kalır.Normal görüntünün beynimizde çarpıtılması tecrübesini hepimiz zaman zaman yaşamışızdır. Örneğin, içinde bulunduğumuz aracı hızla geçen bir arabanın tekerlekleri durmuş gibi görünür. Bunun nedeni, beynimizin çektiği aralıklı enstantanelerin tekerleğin tüm çevrim anlarını yakalayamamasıdır. Eğer beynimiz her “kare”yi çekerken tekerlek çevrimini tamamlamışsa, bu kareler onu hep aynı pozisyonda yakaladığı için biz de onu duruyormuş gibi görürüz.LSD uyuşturucusunu kullananlar genellikle “görsel iz” olgusundan bahseder; yani örneğin Matrix filmindeki gibi kurşunun iz bırakarak hareket etmesi hali gibi. Uzmanlar, beynin bu kareleri yapıştırırken bir şekilde üst üste getirmesi durumunda bu görsel yanılsamanın oluşabileceğine inanıyor.Stres hormonlarıHayati tehlike içeren kazalarda da zamanın durduğu hissine dair ifadelere oldukça sık rastlanıyor. Bir araştırmada, ölümle yüzleşen insanların yüzde 70’inin yaşadıkları olayın ağır çekim halinde oluştuğunu belirttiği görüldü. Bazı uzmanlar, olay anında yoğun duyguların yaşanması nedeniyle daha fazla ayrıntı hatırlandığı ve olayın uzun sürdüğü fikrinin olay sonrasında oluştuğuna inanıyor. Fakat tarif edilen belirtiler nörolojik hastalarınkiyle ortak özelliklere sahip.Finlandiya’daki Turku Üniversitesi’nden Valtteri Arstila, ölümcül kazalardan kıl payı kurtulan insanların anormal bir şekilde hızlı düşündüğünü ifade ediyor. Arstilla bu durumu, ölüm kalım anında salgılanan stres hormonlarının tetiklediği bir otomatik mekanizmanın beynin işlem süresini hızlandırmasına bağlıyor. “Bu hızlanma nedeniyle de dış dünya yavaşlamış gibi algılanabiliyor,” diyor.Baker, zamanın durması hissinin, bilinçli deneyimlerimizin ne kadar hassas olduğuna dair ufkunu açtığını söylüyor: “Beyindeki bir bölgenin dünya algımızı nasıl tümüyle değiştirdiğine dair çok somut bir olaydı. Bir an için her şey normaldi, sonra bir anda farklı bir düzleme geçtim sanki.”Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.BBC
İlk Kez Bir Kuyrukluyıldıza İniş Yaptık! Peki Bu Neden Çok Önemli?
11 Kasım Çarşamba günü Türkiye saati ile 16.30 civarında tarihi bir olay gerçekleşti. Philae isimli küçük bir robotik uzay aracı, insanlık tarihinde ilk defa bir kuyrukluyıldıza iniş yaptı. (Kuyrukluyıldız derken Güneş'in etrafında bir turunu yaklaşık 6.5 yılda tamamlayan bir meteroidden bahsediyorum)
“Yıldızlararası”nı İlk 3 Günde 92 Bin Kişi İzledi
Yönetmen Christopher Nolan’ın son filmi “Interstellar” (Yıldızlararası), bilim kurgu, aksiyon, aile draması ve bir aşk hikayesi olarak karşımıza çıkıyor. BoxOffice Türkiye’nin açıkladığı rakamlara göre, filmin ilk 3 günde ulaştığı izleyici sayısı 92 bin 196.Christopher Nolan, yeni filmi için Hollywood’un iki dev yapım şirketi Paramount Pictures ve Warner Bros.’u nasıl arkasına aldığını, “Onlara şöyle dedim: ‘Akıllara durgunluk veren kalbi, duygusal iniş çıkışları olan insan odaklı bir bilim kurgu çekmek istiyorum. Bu yolda insan farkındalığı bizi birleştirecek, evrenin büyüklüğü keşfedilecek ve film bu iki bulguyu bir araya getirecek’ dedim” sözleriyle anlattı.Başrollerinde Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Bill Irwin, Ellen Burstyn ve Michael Caine’in yer aldığı film zengin oyuncu kadrosu ile de dikkat çekiyor.
Howard Wolowitz'in Annesinin Sesi Susi Hayatını Kaybetti
Dünyada büyük bir hayran kitlesine sahip olan ve Türkiye'de de yayımlanan 'The Big Bang Theory' (Büyük Patlama Teorisi) dizisinde seslendirme yapan oyuncu Carol Ann Susi, 62 yaşında hayatını kaybetti.Pam Ellis-Evenas Ajansı, kanserle mücadele eden ünlü oyuncu Susi'nin Los Angeles'ta öldüğünü açıkladı.Birçok televizyon dizisinde seslendirme yapan Susi, tüm zamanların en çok izlenen komedi dizilerinden 'The Big Bang Theory'nin görünmeyen ana karakterlerinden 'Bayan Wolowitz'i seslendirmesiyle tanındı. Dört genç bilim adamının deneyimleri üstüne kurgulanan dizi, çok sayıda ülkede milyonlarca izleyiciye ulaştı.CNN Türk
Reklam
Tartışmadan Bir Daha Düşünün!
Sık sık tartışmak, erken ölüme neden oluyor...Eşinizle, sevgilinizle ya da akrabalarınızla tartışırken bir daha düşünün... Danimarkalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, eşle, dostla veya akrabayla sık sık tartışmaya girmenin, orta yaşta ölüm olasılığını iki ya da üç kat artırdığını ortaya koydu. Sonuçları 'Journal of Epidemiology and Community Health' dergisinde yayımlanan araştırma, fazla münakaşadan en çok erkeklerin ve işsizlerin zarar gördüğünü, sürekli tartışmanın, arkasında yatan faktörler tam anlamıyla izah edilemediyse de ölüm olasılığını iki ya da üç kat artırdığını gösterdi. Kopenhag Üniversitesi'nde görevli araştırma ekibi, strese verilen yüksek tansiyon ve kardiyovasküler hastalık riski gibi psikolojik tepkilerin, artan ölüm olasılığının en muhtemel sebepleri olabileceğini bildirdi. Araştırmada, 'erkeklerin kortizol seviyelerinin stres faktörleri karşısında kadınlarınkinden daha fazla artış gösterdiği' de belirtildi. Stresli sosyal ilişkilerle erken ölüm arasındaki bağlantının araştırılması çerçevesinde, yaşları 36 ila 52 olan 9 bin 875 kadın ve erkekle ilgili veriler kullanıldı. Araştırma, sıklıkla çocuk ve eşlerden kaynaklanan talep ve endişelerin, ölüm riskini tüm nedenlerden yüzde 50 ila 100 oranında arttırdığı gözlendi. İşsiz olmanın da sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz etkiyi artırdığı, işsizlerin iş sahibi olanlara göre herhangi bir sebeple ölme olasılığının önemli ölçüde yükseldiği bildirildi. Ayrıca, erkeklerin, özellikle eş kaynaklı talep ve endişelere karşı savunmasız göründüğü ve bu durumdaki erkeklerin ölüm oranlarının daha yüksek olduğu kaydedildi.adanadakik.com
Reklam
Erdoğan, YÖK Başkanlığı'na 'Alo Fatih'in Kardeşi Yekta Saraç'ı Atadı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı'na (YÖK) Profesör Yekta Saraç'ı seçti.Erdoğan, Cumhuriyet tarihinde ilk kez imza attığı uygulama ile YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya'yı görevinden almıştı.YÖK Başkanları, bürokrasideki genel usulün dışında atanıyor. Cumhurbaşkanı, YÖK üyelerinden birini başkan olarak tayin ediyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 2011 yılında Çetinsaya'yı önce YÖK üyeliğine seçmiş ardından da başkan olarak atamıştı. Daha önce hiç bir YÖK Başkanı görevinden alınmamıştı. Çetinsaya, ilk kez görevinden alınan YÖK başkanı oldu. Çetinsaya'nın görevinden alındığı gün milliyet.com.tr, YÖK Başkanlığı için en güçlü adayın Yekta Saraç olduğunu kamuoyuna duyurmuştu.Cumhurbaşkanlığı'ndan bugün yapılan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:'Sayın Cumhurbaşkanımız; açık bulunan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına, 2547 sayılı YükseköğretimKanununun 6 ncı maddesinin (c) fıkrası uyarınca Yükseköğretim Kurulu Üyesi Prof.Dr. M. A. Yekta Saraç'ı, açık bulunan Yükseköğretim Kurulu Üyeliği'ne, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 6'ncı maddesinin b/1 bendi uyarınca Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ömer Demir'i seçmişlerdir.'Aydın Hasan/milliyet.com.tr
Dünyanın Baştan Aşağı Değişmekte Olduğunu Gösteren 19 Akıl Almaz Bilgi
Aslında birçoğumuz, tarihte meydana gelmiş büyük çaplı değişimlerin çok uzun sürdüğünü düşünüyoruz. Kısmen haklıyız da bunda. Fakat günümüzde, dünya tahmin ettiğimizden de hızlı değişiyor ve bugün toplumumuzu ayakta tutan birçok şey, yakın gelecekte değişecek. İşte o akıl almaz değişimlerden 19 tanesi;
Reklam
Araçların Rüzgarı ile Aydınlık Yollar
Yeni teknolojiler ile artık tasarruflu enerji kullanımı her alana girmeye başlıyorAraç Rüzgarı Enerjiye DönüyorSon yıllarda Teknoloji firmaları ve bilim insanlarının enerji üzerinde yaptığı çalışmalar meyvesini vermeye başlamış gibi gözüküyorEKO-Tasarım firması olarak bilinen TAK Firması tarafından geliştirilen sistem ile otobanlarda araçların oluşturmuş olduğu rüzgar enerjisi enerjiye dönüştürülerek daha aydınlık yollar yapılması planlanıyor.Özellikle ülkemizde görmeye alıştığımız karanlık otoban yolları için kullanışlı bir buluş olabilir. Çünkü ülkemizde dahil olmak üzere bir çok ülkede otoyolların sadece belirli bir bölümleri aydınlatılmaktadır. Yüksek enerji maliyetlerinden dolayı yolları komple aydınlatmak ülkelerin istemediği bir sistem olmuştur.Fakat bu sistem ile otoyollara dikilecek rüzgar gülleri ile hem bütün direkler kendi enerjisini üretecek hemde bütün yollar daha aydınlık olacaktır.Araçlar ve özellikle kamyonların karayollarında oluşturdukları rüzgar enerjisini kullanarak çalışacak sistem şuan için geliştirme aşamasındadır. Önümüzdeki yıllarda özellikle ülkemizde görmek istediğimiz bir teknoloji adımı olarak belirtebiliriz.
ODTÜ’nün Hedefi: Enerjisini Güneşten Alan 30.000 Kişilik ODTÜ Kenti
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Solar Kampüs Projeleri Koordinatörü Doç. Dr. Çetin Göksu, “ODTÜ uzun vadede ulaşım dahil enerjinin tamamen güneşten elde edildiği 30 bin kişilik kent haline gelecek” dedi.Göksu, “Solar Kampüs Güneş Projeleri”ne ilişkin soruları yanıtladı.Amaçlarının uzun vadede kentlerin, kampüslerin ve binaların güneşten maksimum şekilde yararlanmasını sağlamak olduğunu anlatan Göksu, “Binaların ısıtma, soğutma, aydınlatma, sıcak su gibi ihtiyaçlarını karşılayacak olan bütünleşmiş bir Mimari Güneş Cephesi Modeli’nin ilk örneğinin sonuçları test edilecek. Güneş cephesi bir Türkiye modeli olacak” diye konuştu.Enerji verimliliğinin önemine dikkati çeken Çetin Göksu, şöyle konuştu:“Bildiğimiz gibi enerji verimlilik yasası ve buna bağlı binalarda enerji performansı, her binaya enerji kimliğinin verilmesi konusu Türkiye’nin gündeminde. Fakat nasıl yapılacağı bilinmiyor. İşte güneş cephesi modeli, bina cephelerine monte edilerek binaların güneş enerjili hele getirilmesini sağlayacak bir araştırma geliştirme projesi. Güneş cephesi modelini bir yıl içerisinde ODTÜ’de uygulayıp, sonuçlarını test edip bütün Türkiye’de hem bakanlıkların kullanabileceği hem de özel sektörün kullanabileceği bir model haline getirmeyi amaçlıyoruz.”Projenin “Güneş Bisikleti” ayağından da söz eden Göksu, güneşle şarj edilebilen bisiklet modellerinin de geliştirilerek, üniversite içerisinde test edileceğini söyledi.Göksu, projenin amacının, kentlerdeki bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak olduğunu ifade ederek, “ODTÜ’de üretilecek güneş bisikletleri, binaların önünde kurulacak olan bisiklet parklarında güneş enerjisiyle sarj edilecek. Güneş bisikletinin en önemli tarafı özellikle engebeli arazilerde kolaylık sağlayacak. Bisiklet firmalarıyla görüşüp bu projeyi hayata geçirmeyi planlıyoruz” diye konuştu.ODTÜ Solar Kampüs Projeleri Koordinatörü Doç. Dr.Göksu, projenin diğer bir ayağının da Entegre Güneş Santrali olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:“Teknokent binalarının çatılarına entegre bir şekilde yerleştirilecek sistemde tamamı ODTÜ yapımı olan güneş pilleri kullanılacak. İlk hesaplara göre yıllık 13 bin megavat saat elektrik tüketen Teknokent’in 11 bin megavatsaatlik bölümü bu sayede karşılanacak. Eğer finansman bulunursa Teknokent’in elektriğinin tamamına yakın kısmını güneş panellerinden sağlayabiliriz. ODTÜ, uzun vadede ulaşım dahil enerjinin tamamen güneşten elde edildiği 30 bin kişilik kent haline gelecek.”Solar Kampüs Güneş Projeleri kapsamında “Güneş Serası Projesi”, “Güneş Köy Projesi”, “Güneş Araştırma Merkezi Proje’leri de bulunuyor.( Haber Ankara )
Altın Manyetik Akışkan Magneto Fantezilerini Tatmin Ediyor
Renk değiştiren manyetik sıvılardan sonra şimdi de bizim isteğimize göre şekil değiştiren, iğnelenen ve dans eden altın sıvı ortaya çıktı. ThinkGeek tarafından 60 dolara satışa sunulan garip alet altın sarısı rengiyle siyah manyetik sıvıdan biraz daha pahalı ancak daha şık olduğu kesin. Uzayın derinliklerinden gelip cam kavanozun içine girmiş gibi duran sıvıyı aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Reklam
Dünya Aslında Böyle Dönüyor
Geçmiş çağlarda insanlar insanı evrenin merkezi olarak kabul eden anlayışlarıyla güneşin ve yıldızların dünyanın etrafında döndüğünü düşünüyorlardı. Kopernik’e kadar da böyle devam etmişti. Aşağıdaki sabitleştirilmiş hızlı çekim videosu ise izleyenlere dünyanın nasıl döndüğü hakkında yeni bir bakış açısı kazandırıyor.
İşte F5 Hortumunun En Hassas Simülasyonu
İnceleyecek kadar yanına yaklaşılamayan şey nasıl araştırılır? Elbette simülasyonu yapılarak. Wisconsin’de yapılan 27. Severe Local Storms Conference’da gösterilen bu hortum simülasyonu ölümcül F5 hortumunu araştırmak için hazırlanmış ve hortum tam 1 saat 40 dakika boyunca canlı tutularak incelenmiş. Açık alandan toplanan verilerin de hazırlanmasında önemli rol oynadığı simülasyon gelecekte hortumların neden oluştuğuna ve nasıl yaşamaya devam ettiklerini anlamaya yardımcı olacak.
Reklam
Güneşin İnanılmaz Videosu!
Geçtiğimiz ay güneş üzerinde son 22 senenin en büyük güneş lekesi gözlemlenmişti. AR 22 olarak adlandırılan leke teleskop olmadan da gözükebiliyordu. NASA’nın güneş dinamikleri laboratuvarından alınan 72GB’lık veriden oluşturulan (17.000 resimden fazla) ve 4K çözünürlüğünde hazırlanan bu videoda (ayarlardan seçmeyi unutmayın!) güneşe bakış açınız değişebilir.
Keşfedilen Tüm Asteroidler Tek Bir Videoda
1980’den 2014’e kadar keşfedilmiş yaklaşık 600.000 asteroid Scott Manley tarafından tek bir videoda toplandı. Oldukça ürkütücü olan bu gösteriyi aşağıdan izleyebilirsiniz.
Harvard’daki "Nasıl Uyuyorsunuz" Sorusu Hayatını Değiştirdi
Geçen sene Harvard Üniversitesi’ndeki bir konferansta dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Gezi eylemlerinde hayatını kaybeden gençleri hatırlatıp, ‘Geceleri nasıl uyuyorsunuz’ diye soran Emrah Altındiş, o günden sonra birçok zorlukla karşılaştı.Emrah Altındiş’i, 31 Mayıs 2014’te araştırmacı olarak çalıştığı Harvard Üniversitesi’ne bir konuşma yapmaya gelen dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sorduğu soruyla tanıdı Türkiye. Gül’ün salondakilere Türkiye’nin demokrasi alanında yaşadığı ilerlemeyi anlattığı sırada, söz istedi. Ve polis şiddeti sonucu altı kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı Gezi eylemlerinin yıldönümüne denk gelen panelde, Abdullah Gül’e “Türkiye’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” dedi.Dr. Altındiş’in hayatı işte o sorunun ardından, kabus dolu bir döneme girdi. Tehdit edildi. Hakaret mektupları aldı. Ve en tehlikelisi, Temmuz ayında, çalıştığı Harvard Üniversitesi’nin öğretim üyelerine, hakkında sahte isimle bir e-posta gönderildi. İçinde genç akademisyenin Türkiye’de çekilmiş özel fotoğraflarının da yer aldığı, yasadışı örgütlerle bağlantısı olduğunu iddia eden, son derece profesyonelce hazırlanmış, 19 sayfalık bir ihbar mektubu. İşini kaybediyordu. Ve Amerika’yı terk etmek zorunda bırakılıyordu. Ancak uzun bir polis soruşturmasından sonra haklı olduğu anlaşıldı. Hayatını geri kazandı. Harvard’a bağlı Joslin Diyabet Merkezi’nde Nobel’e aday gösterilen ünlü bilim adamı Ronald Kahn’ın laboratuvarında yeni bir işe başladı.Dr. Altındiş o soru sonrasında başına gelenleri Hürriyet gazetesi Washington temsilcisi Tolga Tanış’a anlattı.Ne oldu?Tam her şey yoluna girdi derken, 17 Temmuz’da çalıştığım bölümdeki hocalara bir e-posta gönderildi. Özetle, benim DHKP-C örgütüne üye çok tehlikeli bir terörist olduğumu, bölümdeki herkesin, hatta ailelerinin yaşamlarının bu yüzden tehlikede olduğunu söylüyordu. Ortalama bir Amerikalı’nın terör konusunda hassasiyetini bilen birileri tarafından yazıldığı, örgüte dair verdiği pek çok detaydan belliydi. Gereğinin derhal yapılmasını istiyordu.Siz nasıl öğrendiniz?Mesajı alan hocalardan.Kaç kişiye gönderilmiş?Bölümdeki bütün hocalara gitmiş. 30 kişiye birden. Bir kişiyi bile atlamamışlar.Ne yaptınız?Tabii insan saşırıyor. Boston’da ifade özgürlüğü konusunda uzman avukatlarla görüştük hemen. İnternet alanında tecrübeli avukatlarla da IP adresine ulaşıp araştırttık. Gönderildiği şehir neresi çıktı dersiniz? Ankara.Harvard olaya nasıl yaklaştı?Bu e-postanın amacını idrak edemeyen bir-iki kişi çıksa da, pek çok hoca gelip benimle konuştu, destek oldu. Zaten soru konusunu biliyorlardı ve hepsi bu saldırının ne amaçla yapıldığını anladı.Tehdit edildiniz mi?Evet, farklı adreslerden bana gönderilen yüz kadar tehdit ve hakaret mesajı da var.Ne tür hakaretler?Farklı motifler var. İlki ‘Ermeni dölü’, ‘Rum dölü’, ‘Yahudi dölü’, ‘Kansız Kürt’, ‘Sen Türk olamazsın’, ‘Vatan haini’ gibi ırkçı ezberler. Bir de ‘Ülkemizi küçük düşürdün alçak, şerefsiz’ minvalinde çirkin sözler. Uluslararası Çalışma Örgütü raporlarına göre iş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre basın özgürlüğünde 180 ülke arasında en sonlardayız (154′üncü sırada). OECD’nin son raporunda, 34 ülke arasında eğitimde son sıradayız. 1 katrilyona saraylar yapılırken, TÜİK’e göre nüfusun yaklaşık yüzde 20’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bizi rezil eden bir şey arayanlar bu bağımsız raporlara baksınlar.Tüm bu hakaretler, tehditler sizi ne kadar endişelendirdi?Ölüm tehditleri de aldım. ‘Seni bulacağız’, ‘Yaşatmayacağız’, ‘Kaçamayacaksın bizden’. Bu tehdit kampanyasının hangi kısmının resmi devlet görevlileri tarafından organize edilip hangisinin özde vatandaşlar tarafından yapıldığını, riskin ciddiyetini tabii ki ayırt edemiyoruz. Ancak Türkiye’de derin devletin çok köklü bir geleneği var. Ve insanın aklına her türlü ihtimal geliyor doğal olarak.Türkiye’de yaşanan yargı skandallarını gördükçe ‘Bunlar benim de başıma gelir mi’ diye düşündünüz mü?Siz olsanız düşünmez misiniz? Özellikle bölüme gönderilen mesaj, direkt bir iddianameye dönüşebilir. Şöyle garip olaylar da oldu. Bazı “kadın” profilleri sosyal medya aracılığı ile benimle ısrarla tanışmaya, görüşmeye, hatta Boston’a gelmeye çalıştılar. Buradaki avukatlarım Türkiye’den, Avrupa’dan farklı adresler saptadılar.Gerçek kişilerden gelmiş mesajlar mıydı?Tabii araştırdığımızda çoğunlukla bu profillerin gerçek olmadığını gördük. Belki de derin bir akıl beni rezil etmek, belki de özür diletmek için bir komplo çalışması yaptı. Bir de, sorunun hemen ertesi günü Twitter’da ismimle-resmimle bir hesap açıldı. Kapattırdık hemen. Ben de Twitter dünyasına girdim o vesileyle. O da garipti.Peki geriye dönüp baktığınızda, başınıza gelen bunca olaya rağmen ‘O soru için değdi’ der misiniz?Kesinlikle! Ufacık bir pişmanlığım yok. İnsan hakları ihlallerinden mağdur olmuş ailelerde ufacık bir ferahlama yarattıysam o bana bir ömür yeter. Ayrıca cesaret bulaşıcıdır. Bunu Gezi’den de, diğer demokrasi mücadelelerinden de biliyoruz. Türkiye’de insanlar farklılıklarına rağmen yan yana geldiklerinde korku duvarının yıkılabileceğini gördüler. Eminim bu antidemokratik duvarlar yeniden yıkılacak. Memlekette o kadar çok insan demokrasi ve özgürlük için bedel ödüyor ki, benim yaşadıklarım istisna değil.“Sizi en çok üzen ne oldu?Benim Cumhurbaskanı’na yönelttiğim soru insan haklarına dair bir soruydu. Türkiye’de yaşam hakkı halen her gün ihlal ediliyor. Ermenek, Isparta iş cinayetleri daha dün oldu. Keza her gün kadın cinayetleri. Roboski katliamından yargılanan bir kişi bile yok. Başıma gelenlerden öte Türkiye’de insan hakları ihlallerinin hız kesmeden sürmesine çok üzülüyorum. Türkiye insanı bunları hak etmiyor.Bir gün Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?Türkiye’ye dönmeyi çok istiyorum, üniversitelerle ciddi görüşmelerim de vardı ancak şu anda bu planımı erteledim. Gelecekte İstanbul ya da memleketim İzmir’e dönüp bir kamu üniversitesinde çalışmak istiyorum. Ancak bugün dönsem, güvenlik risklerini geçtim, AKP’nin kontrolündeki YÖK ve TÜBİTAK gibi kurumlar, benim için bir sürü akademik engel yaratacaktır.Bu yaşadıklarınız Türkiye’ye bakışınızı değiştirdi mi?Olumsuz anlamda diyorsanız, elbette hayır. Amerikalı entelektüel Noam Chomsky hoca ile birkaç kez görüşme imkânım oldu. Ve her seferinde Türkiyeli insanların cesaretine ve özgürlük arayışına olan saygısını dile getirdi. Bugün demokrasi ve insan hakları konusunda oldukça üzücü günlerden geçiyor olsak da, ben bunun değişeceğinden eminim. Gezi’yi Gezi yapan o rengarenk gençler… Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların eşit yurttaşlık mücadelesi… Kadınların özgürlük ve yaşam mücadelesi… HES’lere, nükleere karşı direnen Karadeniz insanı… İslam’ı zenginlerin hegemonyasından kurtarmaya çalışan antikapitalist Müslümanlar… Taşerona ve sömürüye karşı mücadele eden işçiler… Bunları görünce ben Türkiye insanına çok güveniyorum. Türkiye, bugün yaşadığımız koşullardan çok daha iyisini hak ediyor.Zete
Reklam