onedio
Milli Eğitim Bakanlığına "Değerler Eğitimine" Eklemesi İçin 15 Altın Öneri
Türkiye’de değerler eğitimi ilk kez 2010’da dönemin Milli Eğitim Bakanı Nimet Baş tarafından yayımlanan bir genelge ile uygulanmaya başladı. Genelgede, öğrencilere yaptırılması istenen etkinlik örnekleri arasında, “rol model olma”, “karşılıklı güven, hoşgörü ve dürüstlük ilkeleri”, “sınıf içinde uyulması beklenen davranışlar listesi”, “yardım organizasyonları, doğum günü ve özel günlerde etkinlikler düzenlenmesi” gibi konu ve faaliyetlere yer verildi. Eğitimin içeriği ise illerde oluşturulan, “değerler eğitimi komisyonlarının” yetkisine bırakıldı. Bu kapsamda, illerdeki komisyonlar, yıl boyunca işlenecek değerleri ve zamanlarını belirleyip örnek yıllık plan hazırlayarak okullara gönderdi. Okullar da örnek plan çerçevesinde kendi planlarını hazırladı. Bu nedenle değerler eğitimi bugüne kadar, komisyonların oluru ile her okulda farklı konu başlıklarında farklı şekillerde uygulanabildi.MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hizmet Vakfı arasında geçen temmuzda imzalanan protokol ile değerler eğitimi uygulamasına yeni bir yön verildi. Protokol uyarınca MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan “değerler eğitimi” seminer konularını içeren 39 sayfalık kitapçık, Genel Müdür Mustafa Kemal Biçerli imzasıyla 81 ilin valiliğine gönderildi.Türkiye’deki tüm örgün ve yaygın eğitim kurumlarındaki öğrencilere seminer şeklinde verilmesi planlanan değerler eğitimi için bakanlık dokuz konu ve bunların alt başlıklarını belirledi. Bu başlıklar arasında, “Sabır”, “Hastalık ve musibetin anlamı”, “Bir hayat gerçeği: Ölüm ve ötesi”, “İnancın bireysel ve toplumsal hayata etkileri”, “Dua ve ibadetin hayatımızdaki yeri”, “Ramazan ayı ve oruç”, “Peygamber sevgisi” gibi konular yer aldı. Kitapçığın gönderildiği birçok kentte seminerler verilmeye başlandı.daha fazla...Peki yeterli mi? Biz de üzerine basıp geçtiğimiz bir ot, karınca, taş parçası olabilecekken insan olmuşuz.Evlerimizi, yuvalarımızı İslami ölçülerle ve imanın ışığında kurduğumuz takdirde yuvalarımız bir cennet köşesi, saadet ve huzur bahçesi olur.Zaman ve şartlar müsait olunca çocuklarını dini ölçülere uygun bir şekilde evlendirmek anne ve babaların çok önemli vazifelerinden biridir. Dininden ve ahlakından razı olduğumuz bir kimse kızımıza ve oğlumuza talip olursa, ‘Kolaylaştırınız, güçlük çıkarmayınız’ hadisiyle amel etmeliyiz.Avrupa modası yüzünden, yuva kurarken yapılan israflar ve ölçüsüzlükler yüzünden müminlerin dünya ve ahiret hayatları tehlikeye düşmektedir.Gibi konular gençliğe değerler aşılamak için kafi mi? Değil elbette, ama her şeyi devletimizden beklememeliyiz. Bunun için biz de Onedio ekibi olarak Değerler listesine eklenebilecek bazı alternatif maddeler belirledik. Eminiz ki Milli Eğitim Bakanlığımız bunları dikkate alacak, yeni neslin eğitiminde bu konulara da yer verecektir.
Kriptolu Telefonlar Hazır
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu dönemde kriptolu telefonlarının dinlenmesinin ardından, TÜBİTAK tarafından yüksek güvenlikli yeni kriptolu telefonlar için çalışma başlatıldı ve çalışmalar tamamlandı. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, kriptolu telefonları hazırladıklarını söyleyerek, bugün Başbakan Ahmet Davutoğlu'na sunulacaklarını söyledi. Işık, Davutoğlu'nun talimatlarını aldıktan sonra MGK Genel Sekreterlik aracılığıyla kaç tane telefon isteniliyorsa üretileceğini ve ilgili kişilere dağıtılacağını kaydetti.Eski kriptolu telefonlarda bulunan yazılımda yaratılan açıktan yaralanılarak IMEI numaraları üzerinden dinlemelerin yapıldığı tespit edilmişti. Yeni yazılımda, dinlemeye imkan veren açık kapatıldı. IMEI numarası bilinse bile dinlemenin önüne geçildi. Önceki kriptolu telefonlarda TÜBİTAK yazılım sertifakasını, başka bir kuruma test ettirmeden kendisi vermişti. Bu kez sertifika işlemi MGK Genel Sekreterliği veya telefonu kullanan kurum tarafından yapılacak.Nasıl çalışıyor?Vatan Gazetesinden Kenan Butakın'ın haberine göre, cihazın çalışma sistemi şöyle: 'Görüşme başlangıcında iki cihaz karşılıklı olarak birbirlerinin sertifikalarını kontrol edip tek kullanımlık kripto anahtarı oluşturuyor. Sonra, cihazın mikrofonundan alınan ses, matematiksel fonksiyonlardan oluşan kripto algoritmalarıyla verilere dönüştürülüyor. Matematiksel bilgiler GSM şebekesinin veri kanalından diğer cihaza aktarılıyor. Aktarılan cihazdaki kripto anahtarı, bu matematiksel verileri tekrar sese dönüştürüyor. Görüşme sonlandıktan sonra iki tarafta da kripto anahtarı siliniyor. Dinlenilmeye çalışılan cihazın kripto anahtarı elde edilemediğinden, kriptolu veriler çözülemiyor.'
Tüm Zamanların En Ünlü 21 Robotu
R2-D2, Yıldız Savaşları'nda fıçı şeklinde kurgusal bir robottur. Yıldız Savaşları evrenindeki ana karakterlerden biridir. R2-D2'yi Britanyalı cüce aktör Kenny Baker canlandırmıştır.
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
Uzmanlar, hastanın kanını boşaltıp yerine tuzlu soğuk su enjekte etme yoluyla insanları ölümün eşiğinden hayata döndüren bir yöntem üzerinde çalışıyor.“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyor Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Rhee doğru söylüyor. Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherman ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kantlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse, ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson | BBC Future
'Neandertalleri Yanardağ Yok Etmedi'
Yeni bir araştırma, 40 bin yıl önce yaşanan dev bir yanardağ patlamasının sanıldığı gibi Neandertallerin sonunu getirmediğini öne sürdü.Modern insanın en yakın akrabası olarak bilinen ve en az Homo sapiens kadar akıllı olduğu ortaya çıkan Neandertallerin nasıl yok olduğunu açıklamaya çalışan bir teori yeni araştırmayla çürütülmek üzere.California Üniversitesi, Berkeley araştırmacıları tarafından yapılan çalışmada, 40 bin yıl önce yaşanan Campanian Ignimbrite (CI) patlamasının büyük lav akıntılarına neden olduğu ancak Avrupa genelinde hava sıcaklığını Neandertallerin yok olmasına neden olacak düşüremediği belirtildi.Livescience sitesine konuşan araştırma ekibinden Benjamin Black, 'patlamadan önce Neandertal nüfusunun zaten azalmaya başladığını ve Avrupa'nın birkaç bölgesine yayılmış toplulukların yanardağ patlaması sonucu yok olmasının zor bir olasılık olduğunu' belirtti.Nasıl yok oldukları halen sırMağaralara çizdikleri resimlerle Avrupa'daki ilk sanat eserlerini yapan, insan gibi konuşabildikleri ve gelişmiş ev aletleri yaptıkları bilinen Neandertallerin, 41 bin ila 35 bin yıl önce yok oldukları tahmin ediliyor. Nüfusları en fazla 70 bine ulaştıktan sonra azalmaya başlayan Neandertallerin Homo sapiens tarafından yok edildiği veya asimile edildiği de teoriler arasında.Halen tartışılan üçüncü teori ise 40 bin yıl önce bugün modern Napoli'de yaşanan dev yanardağ patlamasının atmosfer sıcaklığını önemli ölçüde düşürdüğü ve Nandertalleri ölüme götürdüğü. Patlamaya uzanan döneme ait kayaları modern kayalarla karşılaştıran Black ve ekibi, iklim modelleri hazırladı. Modellerde, Güneş ışığını emen ve dağıtan, böylece atmosferin soğumasına neden olan sülfürün Avrupa'daki havayı nasıl soğuttuğu incelendi.Modeller, Avrupa'da sıcaklığın 5-10 derece düşmüş olabileceğini gösterdi ancak Neandertallerin yok oluşu için yeterli kabul edilmedi. Black, patlamanın olduğu dönemde Neandertallerin İtalya'da zaten yok olduklarını, Avrupa'nın diğer bölgelerinde ise hava sıcaklığının daha yüksek kaldığını belirtti.Yanardağ yok etmiş olabilirBlack ve ekibi yüksek ihtimal vermese de, bazı bilim insanları yanardağ patlamasının uzun dönemde geride kalan Neandertal nüfusunu yok etmiş olabileceğini öne sürdü.İzlanda Üniversitesi'nden Thorvaldur Thodarson, 'patlamanın hava akımlarını değiştirmiş olabileceğini ve sonrasında ortaya çıkan iklim modellerinin Neandertalleri sanılandan daha fazla etkilemiş olabileceğini' belirtti.Amerikan Jeolojik Birliği toplantısında açıklanan verilerin, ilk insanların 40 bin yıldan bu yana soğuğa nasıl adaptasyon sağladığı hakkında da önemli bilgiler sunacağı ifade edildi.Livescience ve Al Jazeera
Reklam
2014‘ün En İyi 10 Buluşu
İnme veya omurilik zedelenmeleri nedeniyle pek çok insan hareket kabiliyetini yitirebiliyor. Fizik tedavi ise halen garantisi olmayan ve büyük azim gerektiren bir yöntem. Son yıllarda popüler olan dış iskelet teknolojileri ise vücuda destek olabilse de bir arabadan daha pahalıya gelebiliyorlar. Ayrıca halen bir güç kaynağına bağlanmak zorundalar. 2012 sonların doğru Pensilvanya Üniversitesi’nden bir grup makine mühendisliği öğrencisi taşınabilir ve ucuz bir dış iskelet icat ettiler. Elizabeth Beattie, Nicholas McGill, Nick Parrotta ve Nikolay Vladimirov sonunda Titan kolu adı verilen hafif ve güçlü bir robot eklemi geliştirdiler. Terapi egzersizlerine dayanabilen bu elektronik kollar, ufacık bir güçle 18 kg ‘a kadar yük kaldırmayı mümkün sağlıyor. Titan koluna kullanım kolaylığı getirmek içinse bu ekleme ek olarak aktüatörler sırt çantasına yerleştirildi. Alüminyum parçalar sayesinde hafif ve az güç tüketen bir yapı oluşturuldu. Ayrıca elektronik olarak kablosuz olarak çalışacak sensörler ve yazılım sayesinde uzaktan fizik terapi uzmanının sizi izlemesi sağlanıyor.Snowboard ‘dan dolayı inme geçirmiş bir sporcuda denenen robot kol sayesinde , snowboardçu ekibine geri döndü. 2000 dolar mal edilen prototip, ileride elbise gibi giyilebilen bir dış iskelete dönüştürülmeyi bekliyor.
Reklam
Mars Yüzeyinde Buzdan Örümcekler
Mars Yörünge Kaşifi (MRO), Kızıl Gezegen'in yüzeyinde bugüne kadar görülen en tuhaf oluşumları görüntüledi. Soğukların etkisiyle görülen şekiller, Mars'ın mevsim değişimleri hakkında yeni bilgiler sunacak.MRO uzay aracı, HiRISE donanımı ile Mars'ın güney kutbunda oldukça değişik buzul yapılar görüntüledi. HiRISE ekibinde yer alan bilim insanları, yapıları 'örümcek benzeri' anlamına gelen 'araneiform' olarak adlandırdı.Örümcek, tırtıl hatta yıldız yağmuru olarak da ifade edilen şekillder, Mars kışında ortaya çıkan aşırı soğuklarda karbondioksitin donmasıyla ortaya çıkıyor. Yaz geldiğinde, karbondioksit çözülerek yeniden atmosfere karışıyor. Erime esnasında karbondioksit sıvı hale geçmeden doğrudan buharlaşıyor. Mars'a özgü bu durum, sadece Kızıl Gezegen'de görülen erozyon türleri ortaya çıkarıyor.HiRISE ekbinde yer alan Candice Hansen, 'bu nadir örnek kırmızı çamur yerine erozyonla oluşan kanalların parlak beyaz buz ile dolmasını sağlıyor. Yaz geldiğinde buz buharlaşıyor ve geriye hayalet örümcekleri andıran yapılar kalıyor' ifadesini kullandı.Dünya'da hava Mars'taki kadar soğumadığı için karbondioksitin donmasıyla ortaya çıkan buzlanmalar da görülmüyor. Sadece Mars'ta tespit edilen karbondioksit 'buzlanması' gezegendeki mevsim değişimleri ve erozyonlar hakkında da bilgi sunuyor.Discovery News ve Al Jazeera
Türkiye'nin Antarktika Üssü İçin İkinci Bilimsel Sefer
Türkiye'nin Antarktika'da kuracağı üs için 300'den fazla akademisyen arasından 16 kişi seçildi. Deniz Kuvvetleri ekibe özel eğitim verdi. Ekip gelecek ay '2. Antarktika Bilim Seferi'ne çıkacak.Türkiye Antarktika Kutup Bilimsel Araştırmalar Merkezi (TAKBAM) Başkanı Mehmet Ali Türkel, Antarktika'ya kurulacak Türk üssü için 2015 yılı Ocak ayında '2. Antartika Bilim Seferi'nin yapılacağını söyledi. Mayıs ayında da ilk kez Türkiye adına 2 akademisyen Antarktika'ya giderek üs için incelemeler yapmıştı.Türkel'in verdiği bilgilere göre, Türkiye genelinde başvuran 300'den fazla akademisyen Antarktika görevi için başvurdu. Başvurular arasından 16 kişilik bir ekip belirlendi. Ekip, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı'nda Antarktika şartlarında hayatı idame ettirme, ulaşım araçlarını kullanma, intikal, iklim şartlarını değerlendirme gibi konularda eğitim gördü.Ekipte jeoloji, zooloji, botanik, deniz bilimleri, fizik gibi farklı dallarından akademisyenler bulunuyor. Türk akademisyenler Çin, Bulgaristan, Rusya ve Şili'nin üslerinde de araştırma yapacak.Antarktika'daki Türk üssünün koordinatları belirlendiTAKBAM'ın Türkiye'nin Antarktika'da kuracağı üssün koordinatlarının belirlediğini anlatan Türkel şöyle konuştu:'Gidecek olan ekibimiz bu koordinat noktalarının zemin etüt çalışmalarını da yapacaktır. Antarktika'da üs için en önemli konu su kaynağı konusudur. Her ne kadar yeryüzünün tatlı su kaynağının yüzde 67'si Antarktika'da olsa da burası yeryüzünün en kurak bölgesi. Çünkü bir yağış bulunmamaktadır. Üsteki personellerin her türlü ihtiyacı için suyun bulunması gerekmektedir. Bunu kardan, buzdan eriterek sağlamak yerine mevcut olan gölet veya gölün kaynağını kullanmak daha önemlidir. Ülkeler üsleri kurarken en çok buna özen göstermektedir. Biz de tespit ettiğimiz koordinatlarda bu su kaynağını kullanabileceğimiz bölgeleri tespit ettik. İnşallah oradaki etütlerimiz tamamlanınca bunu gerçekleştireceğiz.'Antarktika'da devletler tarafından onaylanmış 29 resmi üs bulunduğunu ifade eden Türkel, üs kuran ülkeleri küçük veya büyük ülkeler gibi sınıflandırma yerine Antarktika'nın önemini anlayan veya anlamayan ülke olarak sınıflandırmanın daha doğru olacağını söyledi.14 milyon kilometrekarelik geniş bir kara parçası olan Antarktika'nın aşağısında göller, dağlar, vadiler bulunduğunu söyleyen Türkel, 'Dolayısıyla her türlü tabii zenginliklere haiz olan bir toprak parçası burası. Ülkeler bilimsel amaçlı çalışmaların haricinde geleceğe yönelik bu tabii kaynakları kullanma amacında olabilirler' dedi.Antarktika Yasası TBMM'ye sevk edildi'Antarktika Antlaşması Çevre Koruma Protokolüne Katılımımızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı', 18 Aralık 2014 tarihinde Bakanlar Kurulu'nda imzalanarak TBMM'ye gönderildi. Türkel, 'Diğer ülkeler 1994 yılında Antarktika ile ilgili Çevre Koruma Komitesi kurdular. Bu komite bir protokol ortaya koydu ve ülkelerin bunu imzalamasını istedi. Biz, 1959 yılında imzalanan Antartika Antlaşmasını ancak 1995 yılında imzaladık. 1998'de ortaya çıkan Çevre Koruma Protokolünü ise bu sene Meclis'e getiriyoruz' diye konuştu.'Ülkeler bilimsel amaçlı çalışmaların haricinde geleceğe yönelik tabii kaynakları kullanma amacında olabilirler' diyen Türkel, şöyle devam etti:'İmzalayacağımız protokol bu madenlerin, tabii kaynakların kullanılmasını yasaklayan bir anlaşmadır. 1998'den 2048'e kadar, 50 yıllık hazırlanmış protokoldür. Az kaldı bitmesine. Ülkeler bu antlaşmaya uyar uymaz bilemeyiz. Bugün Antarktika'daki tabii zenginlikler ekonomik değer arzetmediği için kullanılmıyor ama yarın hangi ülkenin ne yapacağını bilemeyiz.'Ülkelerin bugüne kadar prestij veya bilimsel amaçlarla Antarktika kıtasına seferler düzenlediğini kaydeden Türkel, bu rekabetin zaman zaman siyasi ve politik hale geldiğini vurguladı. Türkel, şöyle konuştu:'Günümüzde bir bilim rekabeti var. Antarktika'daki çalışmaların en önemlisi bilimsel faaliyetleri kapsar. Mesela haberleşme sistemleri. Antarktika, uzay bilimleri açısından çok önemli bir coğrafi yapıdır. Çünkü gökyüzünü gözleme veya diğer haberleşme sistemleri açısından özellikle yörüngelerde bulunan uydulardan veri elde etme konusuna daha uygundur. Mesela bir A uydusu Türkiye'den günde 4 kez veri elde edebilirken Antarktika kıta coğrafyası üzerinde o yörüngeyi belki 14 kez geçmiştir. Eğer bizim orada bir istasyonumuz, bir üssümüz olursa, o uydumuzdan daha fazla veri elde etme imkanına haiz olacağız demektir. Bu da Antarktika'da üs kurulması için bir gerekçedir.'‘Dünyanın kalan yerleriyle ilgilenmek zorundayız’Bilim heyetinin başkanlığını Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Rektör Yardımcısı ve Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Şakir Şahin yapacak. Şahin, egemen ülkelerin artık uzayı bile parsellenmeye başladığına dikkat çekerek, 'Büyük ülke iseniz dünyanın kalan yerleriyle ilgilenmek zorundasınız. Uzay meselesinde olduğu gibi Antartika meselesinde de durum aynı' dedi.Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurtarma ve Sualtı Komutanlığında can yeleği kullanımından suya düşmeye, zodyak bottan gemiye binip inmeye kadar bazı eğitimler gördüklerini dile getiren Prof. Dr. Şahin, kurulacak olan üste bilimsel araştırmalar yapmak üzere TAKBAM ile SDÜ'nün protokol imzaladığını belirtti.Şahin, şöyle konuştu:'Dünyada artık uzay bile egemen güçler tarafından tabir yerindeyse parsellenmeye başlandı. Türkiye son anda Antarktika ile ilgili istişare ülkelerinin içine girdi. Yarın egemen ülkeler, karar mercii ülkeler, artık Antarktika ile ilgili bir planlama yapalım derse, biz ancak bir başka ülkenin üssüne çalışma için gidebiliriz. Biz de o trende yer almak istiyoruz.'Antarktika'nın henüz keşfedilmediğini, gelecekte nelerle karşılaşılacağının bilinmediğini ifade eden Şahin, 'Büyük ülke iseniz dünyanın kalan yerleri ile ilgilenmek zorundasınız. Uzay meselesinde olduğu gibi Antartika meselesinde de ilgilenmek zorundasınız. Biz büyük ülkeyiz diyoruz ama büyük ülkeyiz demekle olmuyor, bu tür yerlerde olmakla oluyor. Mecliste çıkacak yasa bir devletin irade beyanı. Bizim uluslararası alanda elimizi güçlendirecek, ikincisi bilimsel araştırmalar için kaynak bulmayı kolaylaştıracak. Bizim artık bir Antarktika politikamız var' ifadesini kullandı.AA
Yıldızlararası | Interstellar Filminin Bilimsel Arkaplanı ve Kuramsal Analizi
etiket
Kasım 2014'te vizyona giren Yıldızlararası (Interstellar) filmi, izleyeciler tarafından büyük beğeni aldı. Ayrıca filmin gerek içeriği, gerekse görsel yapısı, bilime yaptığı katkılarıyla da ses getirdi. Bu yazıda filmin kurgusuna pek dokunmadan, filmin bilimsel arkaplanına göz atmaya çalışacağız.Filmin bilim danışmanı (ve aynı zamanda yapımcılarından olan) Kip Thorne ünlü bir fizikçi. Filmle aynı tarihte piyasa bir kitap çıkardı: The Science Of Interstellar (Yıldızlararası’nın Bilimi). Alfa Bilim dizisinden basıma hazırlanan bu kitapta filmdeki hemen her bir sahne anlatılmış ve açıklanmış. Yerimiz dar olduğundan kitaptaki önemli yerleri aktaracağımız bu yazıda, mümkün olduğunca filmi anlamamız için gereken fizik alt yapısı verilmeye çalışılacak. Bu yazıdaki görsellerin bir kısmı, ikisi de Alfa Bilim dizisinden çıkmış olan Stephen Hawking’in Zamanın Kısa Tarihi ve John Gribbin’in Çoklu Evrenler kitaplarından diğerleriyse Kip Thorne’un kitabından alınmıştır.Öncelikle Kip Thorne’dan söz edelim biraz. Amerikan Bilimler Akademisi, Ulusal Bilimler Akademisi, Rus Bilimler Akademisi, Amerikan Felsefe Derneği gibi en önde gelen bilim ve felsefe gruplarına üyeliği bulunan  Prof. Thorne’un aldığı birçok ödülden birisi de 2009 yılında aldığı Albert Einstein Madalyası'dır. Prof. Thorne kütleçekim ve astrofizik konularında çalışmış ve California Teknoloji Enstitüsünde 2009 yılına kadar Feynman Teorik Fizik Profesörlüğü unvanını taşımıştır. Genel Görelilik Teorisi  üzerine yazdığı yüzlerce makale ve kitapla dünyanın  önde gelen araştırmacılarından biri olmuştur.Kip Thorne’un danışmanlığında kurgulanan film baştan sona bilimsel kuramlara dayanmakta. Fantezi öğeleri yok filmde. Ancak bu bilimsel kuramların hepsi aynı türden değil. Kip Thorne Yıldızlararası’nın Bilimi kitabında bilimsel kuramları üçe ayırıyor: İlki, kanıtlanmış bilimsel gerçekler (görelilik kuramı, kuantum kuramı vb gibi). İkincisi ise henüz kanıtlanmasa bile kanıtlanacağına kesin gözüyle bakılanlar (örneğin henüz Mars’a insan gönderemediysek de yakın bir zamanda göndereceğimiz kesin). Üçüncü tür bilimsel kuramlarsa, diğer bilimsel kuramlarla çelişmeyen ancak henüz kanıtlanmamış kuramlar (sicim kuramları, 5 veya 11 boyutlu uzayzaman vb gibi). Bu kuramların doğrulanacağına dair bir kanıt yok elimizde. Ancak diğer kuramlarla uyum içinde olduklarından bunlara fantezi veya hayal ürünü olarak bakamayız. Belki ilerde yanlışlanacaklar ve yerlerini başka kuramlara bırakacaklar ama şu anda bunları kullanarak evrene ilişkin bazı olguları açıklamaya çalışmakta bir sakınca yok. Sonuçta bu bir film, eğlenceli ve ufuk açıcı olması gerekiyor.Filmin önemli bir kısmı bu üçüncü türden henüz kanıtlanmamış bilimsel kuramlara dayanıyor. Bunları anlatmadan önce, günümüz fiziğinin temellerini oluşturan kanıtlanmış kuramlara hızlıca bir göz atmamız gerekiyor.
Reklam
Dünya Ekonomisinde 2014
2014 boyunca kısa süre önce durdurulamaz görünen pek çok küresel vizyon pırıltısını kaybetti.Bunlardan biri Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın ekonomik anlamda Batı'ya entegre olabileceğiydi. Kırım ve Ukrayna'da yaşananlardan sonra Rusya'ya konan ambargolar bu fikri tarihe gömdü.Bu arada iklim değişikliğini önlemek için küresel düzeyde verilen çabalar ivme kaybetti. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC'in petrol fiyatlarını istikrara kavuşturma kabiliyeti buharlaşırken, Avrupa'da Euro hala kıtanın ekonomik problemlerinin kaynağı olmakla suçlanıyor.Her durumda büyük Euro vizyonu gerçeğe dönüşmedi ve seçmenlerle siyasetçiler giderek artan oranda ulusal çıkarlarını göz önünde bulundurmaya başladı.İtalya dünyanın en güzel yapılarının bazılarına sahip olabilir ama 2014'deki ekonomik verileri kuşkusuz çirkin. Ülke ekonomisi üst üste üçüncü yıl daraldı. Gençler arasındaki işsizlik oranı yüzde 43.İtalya Başbakanı Matteo Renzi şirketlerin personel alımını ve kovmasını kolaylaştırarak istihdamı canlandırmaya çalıştı, ama bu reformlar öfkeli eylemlerle karşılandı.Geçen Kasım'da düzenlenen büyük bir eyleme katılan bir protestocu BBC'ye 'İstihdam piyasasında yapmak istedikleri değişiklikler korkunç. İşçilerin köleleşmesi anlamına gelir bu. Sendikaları ortadan kaldırmak istiyorlar. Renzi iş dünyasının liderleriyle görüşüyor ama sendikalarla konuşmuyor' demişti.Ama istihdam piyasası kurallarının değişmesi gerektiğini düşünenler de var. Roma'daki LUISS Üniversitesi'nden Prof. Giovanni Orsina, İtalya'da işini kötü yapanların kovulamaması yanlış bir şey. Örneğin ben profesörüm ve kovulamıyorum bence bu ayıp' dedi.Euro Bölgesi'nin sonu mu?2014'ün sonuna gelirken iki nüfuzlu ekonomi uzmanıyla konuştum. Financial Times'ın Baş Ekonomi Yorumcusu Martin Wolf ve ABD'deki Maryland Üniversitesi'nden Uluslararası Ekonomi Uzmanı Peter Morici. Her ikisi de İtalya ve Avrupa'nın süregiden ekonomik sorunların kökenindeki nedenin Euro olduğunu düşünüyor.Peter Morici lafı hiç dolandırmadan 'Artık Euro'dan kurtulma zamanı geldi' diyor.
Dinler Bir Gün Ortadan Kalkar mı?
Yeryüzünde milyonlarca insan hayatın ölümle son bulacağına, ölümden öte yaşamın ve tanrının olmadığına inanıyor. Bazı ülkelerde açıktan ateistlik hiç bugünkü kadar revaçta olmamıştı.California Pitzer College’den sosyoloji profesörü Phil Zuckerman, bugün hem toplam sayı olarak hem de nüfus yüzdesi olarak her zamankinden çok daha fazla ateist olduğunu söylüyor. Gallup’un 57 ülkede 50 bin kişiyle yaptığı bir kamuoyu anketine göre, 2005-2011 yılları arasında kendisini dinci olarak tanımlayanların oranı yüzde 77’den 68’e düşerken, ateist olarak tanımlayanların oranı yüzde 3’lük artış göstererek toplam nüfusun yüzde 13’üne tırmanmıştı.Ateistlerin çoğunlukta olmadığı kesin de, bu rakamlar gelecekteki eğilimlerin mi habercisi? Dünyada bu eğilimin devam ettiğini varsayarsak dinler bir gün tümüyle ortadan kalkacak diyebilir miyiz?Gelecek hakkında öngörülerde bulunmak mümkün olmasa da, ilk nasıl ortaya çıktığı ve bazıları inanmayı seçerken diğerlerinin neden yüz çevirdiğine dair din hakkındaki bilgilermizi kullanarak kutsal olanla ilişkimizin önümüzdeki yıllarda nasıl gelişeceğinin ipuçlarını bulabiliriz. .
Web İçin Yepyeni Bir Dil Geliyor: Ur/Web
HTML ASP, PHP, JavaScript vs... Bunların hepsini çöpe atma zamanı geliyor!Web geliştiricilerini çok sevindirecek bir haber, Massachusetts Institute of Technology'den geliyor. Ur/Web isminde yepyeni bir web geliştirme dili üzerinde çalışan MIT bilim insanları yeni dil sayesinde geliştiricilerin HTML'den JavaScript'e kadar çok sayıda farklı dil üzerinde uzmanlaşmak zorunda kalmasına son verecek ve yeni dilin tüm geliştirme ihtiyaçlarına cevap verirken kolay kullanılabilir olmasını sağlayacak.Yeni dil ile geliştirilen web sayfalarını önümüzdeki ay bir sempozyumda tanıtacak olan MIT bilim insanları, Ur/Web sayesinde Web'de çok geniş yeni imkanların açılacağını da düşünüyor.Ayrıca yeni Web dili, hacker'ların da işini zorlaştıracak ve web sitelerine sızmayı zorlaştıracak çünkü aynı C ve Java gibi güçlü bir programlama dili olarak geliştirilen Ur/Web'de tüm değişkenler ve fonksiyonlar önceden tanımlanmış olacak. Bu da saldırganların web sitelerine sızarak kendi fonksiyonlarını çalıştırmasını zorlaştıracak. Saldırganların bir web formu kullanarak web sitelerinin içine kendi zararlı kodlarını yerleştirmenin önüne geçmek için Ur/Web'in kendi kontrol ve sağlama protokolleri olacak.Chip
Reklam
Erkeklerin "Boxer" Giymeyi Bu Kadar Önemsemesinin Altında Yatan 16 Sebep
Gizli bir güç sürekli erkeklere boxer giymesini empoze ediyor. Slip don tu kaka ilan edilmiş durumda, boxer giymeyen erkek erkekliği özümsememiş birey olarak kabul görüyor. Oysa bilim bize tam tersini söylüyor, bilim bize slip don giymenin erdemlerini, faydalarını, faziletlerini anlatıyor her gün. Yine de iç çamaşırı almak için bir siteye girdiğinizde karşınıza 500 boxer, buna karşın epi topu 12 tane de slip don modeli çıkıyor. Anlayacağınız moda da boxer için çalışıyor. Peki bilim dünyası, annelerimiz, vs. tamamen tersini söylerken neden erkekler boxer giymek için adeta birbirini eziyor? Renkli, komikli, çeşit çeşit boxer'lar mağazalardan, pazarlara kadar her yere girmişken, slip don sadece asker donu kıvamında kalıyor? Erkekleri boxer don almaya iten, boxer'dan başkasını giyemeyen nesil üreten bu sistemin dinamikleri nelerdir hiç merak ettiniz mi? Etmediyseniz bile şimdi içinize bir kurt düştüğünden eminiz. İşte erkekler üzerinde boxer tahakkümü yaratan o yıkılası sistemin çarkları.UYARI: BOXER İÇERİĞİNDE HALİYLE RAHATSIZ EDİCİ GÖRÜNTÜLER OLABİLİR, GARDINIZI ALIN LÜTFEN!
100 Yıllık Çınarlardan Altın Değerinde 100 Öğüt
Sağlıklı ve uzun bir yaşamın sırrı nedir? Bütün 100 yaşındaki insanların olmazsa olmazları var elbette. Viskiden tutun da, günlük kısa kestirmelere ve dondurmaya kadar hayatlarını bu denli uzun kılan şeyleri, gelin de asırlık çınarlardan öğrenelim.
Reklam
2014’ün En Çok Bloglanan 20 Şehri
Tumblr, 2014 için bir liste yayınlayarak en çok bloglanan şehirleri açıkladı .Listeye baktığımızda geçtiğimiz yılın galibi olan Tokyo’nun, tahtını New York’a kaptırmakla kalmayıp 6’ncı sıraya gerilediğini görüyoruz. 20 girişten oluşan listede tek başına ABD’den tam 11 adet şehir yer alırken Avrupa’dan 4, Asya’dan 2, Avustralya ve Afrika kıtalarından ise birer şehir bulunuyor. Güney Amerika ve Antartika ise listenin dışında kalmış durumda.Listede yer alan şehirlerin pek çoğu silüetlerinin güzelliğiyle ün yapmış yerler. Zira Toronto, Hong Kong, Seattle, San Francisco, St. Louis, New York ve Chicago’ya USA Today’ın hazırladığı dünyadaki en güzel 10 şehir silüeti listesinde de yer verilmişti.Tumblr’ın “ 2014’ün enleri ” adı altında yaptığı listeler arasında bilim, mimari, yazarlar gibi kategorilere ek olarak “saç,” “cosplay,” “yemek” gibi ilginç kategoriler de bulunuyor.İşte En Çok Bloglanan 20 Şehir
Hangi Karanlık Lobinin Üyesisin?
Kalkınmaktan başımızın döndüğü, dünyanın imrenerek bize baktığı, itibarımıza itibar katmaktan adeta sarhoş olduğumuz şu mesut günlerde memleketimiz bir konuda daha çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıktı. Eskiden 1 bilemedin 2 olan lobi sayısı en çağdaşım diyen memleketi bile yaya bırakarak 20'lere çıkmış durumda. Üstelik lobiler artık sadece belirli, seçilmiş bir zümrenin üyeliğine açık değil, her sınıftan, her görüşten vatandaşımız kendisine uygun bir lobinin üyesi çıkabiliyor, hatta kendisinin bile haberi olmuyor. Biz de siz necip Onedio okurlarının bilinçsizce bir lobiye üye olmasını engellemek, kendi ruhunuza uygun lobiyi keşfetmenize yardımcı olmak için bu testi hazırladık. Bilinçsizliği yok ediyor, lobi lobi dolaşanların hicranına ortak oluyor, herkesin ideal lobisinde faaliyetlerini sürdürmesini temenni ediyoruz.(Detaylı bilgi için bkz: Tam İlmihalli Türkiye Üzerinde Oyunlar Oynayan Lobiler Rehberi)
Reklam